Posts Tagged İsrail
TERÖR EKSENİ: AKP-PKK-MK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/08/2013
AKP Hükümeti’nin dış politikası, Türkiye’yi PKK ve Müslüman Kardeşler’le ortaklığa mahkûm etti! Artık ne bir dost komşumuz, ne de bölgede yan yana durabildiğimiz bir ülke var…
SURİYE
Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı ve Şam rejimini yıkmak için savaş ilan eden ve 2,5 yıldır Esad’a karşı savaşan terörist grupları destekleyen AKP Hükümeti, sonunda bu ülkede PKK ile müttefik oldu. ABD’nin uyarısı sonrası desteklediği El Kaide örgütleriyle arasında “şimdilik” bir mesafe koyan Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin bu ülkedeki yeni ortağı, artık PKK-PYD’dir.
Esad’ı yıkamayan ama Türkiye’nin 910 kilometrelik sınırını “güvensiz” hale getiren AKP Hükümeti’nin dış politikası, sınır bölgemizi uluslararası terörizmin yeni üssü yaptı.
LÜBNAN
Atlantik adına Hizbullah karşıtlığına soyunan AKP Hükümeti, artık Lübnan’da da istenmiyor. Öyle ki iki pilotumuz hâlâ bu ülkede esir ve Dışişleri Bakanlığı Türk vatandaşlarına bu ülkeye gitmemeyi tavsiye etti. AKP, Lübnan’daki askerlerimizin bir bölümünü geri çekme kararı almak zorunda kaldı.
IRAK
Irak başbakanı Nuri Maliki’ye karşı Allawi-Haşimi’ye dayanarak açıktan darbeye soyunan fakat başaramayan AKP Hükümeti, diğer yandan Bağdat’ı devre dışı bırakarak Erbil’le ittifaka ve petrol anlaşmaları yapmaya soyundu.
Ancak Kuzey Irak’ı Irak’tan koparmaya yönelik bu hamleler, Maliki’nin Barzani’ye silah göstermesi nedeniyle rafa kalktı.
İRAN
AKP, ABD adına Tahran’ı masada tutmak için çok çabaladı ancak Suriye sorunu Ankara ile Tahran’ı tamamen karşı karşıya getirdi. Bu sonuç, hem AKP’nin İslamcı tabanı açısından, hem de İran’a doğalgaz bağımlılığı nedeniyle Erdoğan’ı zor durumda bırakıyor.
MISIR
30 milyon Mısırlının iradesini yok sayarak Muhammed Mursi’nin devrilmesine “darbe” diyen ve ilk günden itibaren Müslüman Kardeşler’i meydanlarda direnmeye çağıran Erdoğan, Ankara’nın Kahire’yle ilişkilerini de bitirmiş oldu.
Hem diplomatik ilişkilerin seviyesi düştü, hem de Ankara Kahire tarafından “içişlerine müdahale etmekle” suçlandı!
SUUDİ ARABİSTAN
Suudi Arabistan sıcak para açısından AKP’nin şu ana kadar en önemli müttefikiydi. Öyle ki, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, o sıcak para aşkına, Kral Abdullah’la görüşmesini, Kralın Ankara’da kaldığı otelde yapmak zorunda bile kalmıştı!
Üstelik Suudi Arabistan, AKP’nin Suriye’de Esad’ı yıkma politikasının da finansörüydü. Hem parayı hem de teröristi bulan ülkeydi. Ancak Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler aşkı, AKP ile Suud ailesinin arasını da açtı.
İSRAL-YUNANİSTAN-GÜNEY KIBRIS
Hüseyin Çelik’in deyimiyle Erdoğan’ın içeride milletin gazını alan İsrail politikası, Doğu Akdeniz’deki Türk egemenliğini dinamitledi. İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’la petrol ve doğalgaz anlaşmasından tutun, üç ülkeyi kapsayan su ve elektrik hattı çekilmesine kadar bir dizi anlaşma yaptı.
Türkiye karşıtı bu gelişmelere rağmen AKP, ABD’nin zoruyla İsrail’i koruyan Kürecik radarını inşa etti, Suriye’yi vurması için İsrail’e hava sahasını açtı ve hatta uçaklarının İncirlik’te üslenmesine göz yumdu!
SONUÇLAR
Tüm bu gelişmeler bölgede ve uluslararası alanda şu sonuçları doğurdu:
1. Devletlerle değil, terör örgütleriyle müttefik olan AKP, kendi meşruiyetini tartışmalı hale getirdi.
2. AKP, komşularının teröristlerine yardım ederek, “terör hamisi” sıfatını elde etti.
3. Komşularını bölecek hamleler yaparak, “düşman” sıfatını kazandı.
4. Türkiye’yi tüm komşularıyla sorunlu hale getiren AKP Hükümeti, bölgede yalnızlaştı.
5. AKP, bölgede “güvenlik sorunu” haline geldi.
6. 1 Mart 2003 tezkeresinin reddedilmesi sonrasında bölgedeki itibarı tavan yapan Türkiye’nin, AKP’nin 10 yıllık dış politikası neticesinde tüm itibarı sıfırlandı!
7. AKP, bu “düşmanlık” içeren dış politikaları yürütebilmek için de, içeride faşizan bir rejim kurmak durumunda kaldı.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Ağustos 2013
ÇİN’İN ORTADOĞU’DA AKTİF DÖNEME GİRİYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/05/2013
ABD Devlet Başkanı Barrack Obama, bildiğiniz gibi “Ortadoğu barışı” hedefiyle Mart’ta İsrail’i ziyaret etti. Ancak bu ziyaretten barış yerine İsrail ile Türkiye’nin Suriye hedefinde birleştirilmesi sonucu çıktı.
ABD Devlet Başkanı Barrack Obama’nın ardından bu kez Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Şi Cinpin konuya el attı.
Şi Cinpin, bölgeye gitmek yerine, 5-7 Mayıs tarihlerinde Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı ve 6-10 Mayıs tarihlerinde de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu ülkesine davet etti.
ÇİN, BAĞIMSIZ FİLİSTİN DEVLETİ İSTİYOR
Dün Mahmud Abbas’la görüşen Şi Cinpin, Ortadoğu barışı için masaya dört maddelik bir plan koydu:
1. Kudüs başkentli, 1967 sınırlarına sahip bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ve Filistin ile İsrail’in barış içinde bir arada yaşamasının desteklenmesi.
2. Filistin ve İsrail arasında barış sağlanmasının tek yolu olan diyalogda ısrar edilmesi.
3. “Toprak karşılığında barış” ilkesinin kararlılıkla izlenmesi.
4. Uluslararası toplumun barış sürecini ilerletmek için güvence sağlaması.
FİLİSTİN: ÇİN İSRAİL’İN YAYILMASINI DURDURMALI
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas da “dünyadaki yükselen pozisyonundan büyük memnuniyet duyduğunu” belirttiği Çin’den şu iki talepte bulundu:
1. İsrail, uluslararası anlaşmalara uyarak yerleşim merkezleri inşasını durdursun.
2. Tel Aviv, barış görüşmelerinin yeniden başlayabilmesinin koşullarını yaratsın.
Şi Cinpin ile Abbas’ın görüşmesinden sonra iki liderin tanıklığında hükümetler arasında ekonomik, teknolojik, kültür ve eğitim işbirliği belgeleri imzalandı.
Böylece Çin ile Filistin, devletlerarası ilişki düzlemini yükseltmiş oldu!
NETANYAHU’NUN İKİ KEZ İPTAL ETTİĞİ ZİYARET
Mahmud Abbas’dan hemen sonra İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun da Çin’e gelmesi, Pekin’in Ortadoğu barışı için ağırlığını koyduğunu gösteriyor.
Netenyahu’nun Şangay’da başlayıp Pekin’de sona erecek 5 günlük bir programının olması, hele de 2007’den sonra iki kez planlı Çin ziyaretini iptal ettiği dikkate alınırsa, daha da anlamlı hale geliyor.
Netenyahu’nun yola çıkmasından hemen önce AFP Haber Ajansı’na açıklama yapan İsrail hükümet sözcüsü Mark Regev, “Hem Çin’in hem de İsrail’in, iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinden elde edeceği büyük faydalar var. Amacımız bu gelişmeyi sağlayabilmek.” diyerek, Tel Aviv’in bu ziyarete büyük anlam yüklediğini göstermiş oldu.
ABD ÇIKIYOR, ÇİN GİRİYOR
İsrail’in son üç günde iki kez Suriye’yi vurduğu, İsrail-İran geriliminin yükseldiği, Ortadoğu’da haritaların yeniden çizilmesine yönelik cephelerin oluştuğu bir süreçte Çin’in pasif tutumdan aktif tutuma geçmesi ve Ortadoğu barışı için hamle yapması, kuşkusuz çok önemli.
Şi Cinpin’in Netenyahu’yla görüşmesinden sonra konuyu daha da detaylı değerlendirebiliriz, ancak şimdilik şu kadarını söyleyebiliriz: ABD’nin çekilmesi ve Çin’in o boşluğa yerleşmeye soyunması, bölgenin yararınadır. Çünkü emperyalist ABD, bölge için negatif kuvvettir; işgaldir, savaştır… Çin ise bölge için pozitif kuvvettir; işbirliğidir, ekonomik kalkınmadır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Mayıs 2013
ERDOĞAN’A HAMAS GÖREVİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/03/2013
Başbakan Erdoğan, İsrail’in “özründen” rant yaratmaya çalıştığı konuşmalarından birinde Washington ve Tel Aviv’e sesleniyor: “Hamas’ı masada kabul et!”
Sanırsınız Hamas’ın en önemli hedefi İsrail’le masaya oturmak da, Tel Aviv ayak sürüyor…
Buradan anlıyoruz ki, “özür” ile birlikte Erdoğan’a bir de Hamas görevi verilmiş!
ARAP BASINCINI GİDERMEK
Hamas görevi Suriye hedefinin bir parçasıdır. Şöyle ki, Suriye ve dolayısıyla İran hedefine kilitlenen İsrail’in, Filistin sorununun yarattığı ağırlıktan olabildiğince kurtulması gerekiyor. İsrail’in Türkiye-Katar-Suudi Arabistan ittifakına açıktan dâhil edilmesinin karşılığında ortaya çıkacak Arap basıncının giderilmesi gerekiyor.
Filistin sorununda kimi çözüm adımlarının konuşulması ve Hamas’ın masaya çekilmesi, hem bölgedeki kimi ülkeleri tarafsızlaştıracak hem de Atlantik cephesinin elini güçlendirecektir.
Nitekim Obama’nın İsrail ziyareti ile dünyaya verilen “ABD bağımsız bir Filistin devletini destekliyor” mesajı tam da bu amaçladır.
HAMAS’I İRAN’IN ETKİSİNDEN ÇIKARMAK
İşte burada Erdoğan’a büyük roller düşüyor. Obama Erdoğan’dan, Hamas’ı İsrail’i tanımaya zorlamasını istiyor.
Peki, Erdoğan bu görevi nasıl yerine getirecek?
Aslında bu, Erdoğan’ın yabancı olduğu bir görev değil. Örneğin İsrail’in Gazze’ye saldırdığı Kasım 2012’de de Hamas sert yanıt verince Erdoğan yine göreve çağrılmıştı. ABD AKP’den Hamas’a baskı yapmasını istemiş, hatta Obama bir açıklamasında “Hamas’ın durdurulması Erdoğan’ın sorumluluğunda” bile demişti!
O süreçte bir yandan İsrail ile Mısır, Hamas’ın silahsızlandırmasını konuşurken, bir yandan da İran devreye girerek Hamas’a manevra alanı yaratmıştı. O mücadele, Hamas ile El Fetih’in “yakınlaşmasıyla” sonuçlanmış, Türkiye ve Mısır bunu kendi hanesine yazmaya çalışırken, Hamas İran’a teşekkür etmişti!
ERDOĞAN’IN ‘KOLAYLAŞTIRICI’ ROLÜ
Atlantik cephesinin yol haritasına göre Hamas İran’ın etkisinden çıktıkça; birincisi 1967 sınırlarını kabul edecek, ikincisi İsrail’le masaya oturacak ve üçüncüsü de İsrail’i resmen tanıyacak!
İşte Erdoğan bu üç adımlık yol haritasını Meşal üzerinden Hamas’a kabul ettirecek isim olarak İsrail’in “özrünü” hak etti!
Zaten Erdoğan, Hamas konusunda uzun bir süredir İsrail’in elini güçlendiriyordu. Meşal’in Türkiye ziyaretine gösterilen sahne ve perde arkası tepkilerin farklılığı sırasında da iyice belirginleşmişti ki, İsrail için Erdoğan büyük kolaylaştırıcıydı.
Erdoğan, Atlantik cephesinin Suriye’ye açtığı savaş koşullarında da Sünni müttefikleriyle birlikte Hamas’ı Batı adına kontrol etmeyi sürdürdü:
1. Hamas’a Şam’daki ofisini kapatması için ağır baskı uygulandı. Erdoğan o süreçte de görevliydi ve Meşal üzerinden Hamas’ı Şam’ı terk etmeye zorladı. Sonunda Hamas ofisini Şam’dan Katar’a taşımak zorunda kaldı!
2. Katar Emiri Hamad Bin Halife el-Sani, Gazze’yi ziyaret eden ilk Arap lideri oldu. Kuşkusuz ziyaret ABD ve İsrail izinliydi… Ağır ekonomik sorunlar altındaki Gazze ve Hamas, Katar’ın dolarlarıyla “yumuşatılacaktı.” Karşılığında da Hamas’ın, ABD’nin terör örgütü listesinden çıkarılması müzakereye açılacaktı.
ERDOĞAN’IN YOLU
İsrail ile Suriye arasında arabuluculuğa soyunarak yola çıkan Erdoğan’ın dört yılın sonunda İsrail’le birlikte Suriye’ye sefere hazırlanma noktasına gelmesi, bakalım İslamcı çevrelerde bir soru işareti yaratacak mı? Yoksa Filistin davası da Amerikan ılımlı İslamcılığına kurban mı edilecek?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Mart 2013
TÜRKİYE-İSRAİL-MISIR EKSENİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/12/2012
Asya-Pasifik merkezli yeni bir savunma stratejisiyle Çin’i kuşatmaya soyunan ABD, Ortadoğu’daki işlerinin sorumluluğunu Türkiye’ye vermişti. Ancak 1,5 yıllık pratik, AKP’nin bu sorumluluğu tek başına yüklenemediğini ortaya koydu. Çünkü Atlantik cephesinin karşısında güçlü bir Asya bloğu vardı.
Washington, Türkiye üzerinden Suriye’de bir ilerleme sağlanamaması üzerine yeni bir yönteme başvurdu. Bu yöntemde Türkiye assolist olmayacak, sahneyi İsrail ve Mısır’la birlikte paylaşacaktı. Washington’un saptamasına göre Ortadoğu’da kesin mağlubiyet, ancak Türkiye-İsrail-Mısır ekseninin kurulmasıyla engellenebilirdi.
İşte son dönemde Suriye konusunda yaşanan gelişmeler ve Gazze saldırısı üzerinden yürütülen istihbarat savaşları, bu eksenin inşa edilmesine seferber edildi.
Nitekim biz de 21 Kasım tarihli yazımızda Gazze’de Türkiye ile İran’ın çarpıştığını, AKP’nin Hamas’ı İran’ın yörüngesinden çıkarmaya çalıştığını, Türkiye ile Mısır’ın Filistin konusunda İran’ın yerini almaya soyunduğunu belirtmiştik.
Yeni olgular, bu çarpışmayı daha da açığa çıkardı:
MİT-MOSSAD BULUŞMALARI
1. ABD, Ahmet Davutoğlu’nun koordinatörlüğündeki SUK yerine Katar-Doha’da SUKO’yu inşa etti. Doha’daki bu konferans sırasında ABD, Türkiye, Katar, BAE ve Suriye muhalifleri arasında gizli bir anlaşma imzalandı. (Aydınlık, 2 Aralık 2012) 12 maddelik bu anlaşmanın kimi maddeleri açıkça İsrail’i gözetiyor.
2. Bu süreçte Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun temsilcisi Yosef Chechnover ile Cenevre’de görüştü. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri görüşmeyi doğruladı. (CNN Türk, 24 Kasım 2012)
İskenderun’dan İsrail’in Hayfa Limanı’na başlatılan Ro-Ro seferleri, İsrail’in Ankara maslahatgüzarı Yosef Levi-Sfari’nin AKP nezdinde yaptığı kimi girişimler ve Türk basınında yer alan Tel Aviv mesajları ile Türkiye-İsrail ilişkilerindeki buzlar çözülmeye çalışıldı.
3. İsrail’in Gazze saldırısı sırasında MİT Müsteşarı Hakan Fidan, MOSSAD Başkanı Tamir Pardo ile birlikte çalıştı. Fidan ve Pardo’nun bu süreçte yakın çalıştığı bir diğer isim ise aynı zamanda istihbaratın da başı olan Katar Başbakanı Şeyh Casim El Tani’ydi.
El Tani’nin İsrail’in saldırısından kısa bir süre önce Gazze’yi ziyaret etmesi dikkat çekiciydi.
İRAN-HAMAS BAĞINA SABOTAJ
4. İsrail’in 8 günlük Gazze saldırısında, İran-Hamas bağı hedef alındı. Gazze meselesinde “Mısır mı kazandı, Türkiye mi kaybetti” yorumlarının perdelediği en önemli faaliyet CIA-MOSSAD-MİT üçgeni içerisinde yürütülen faaliyetlerdi!
İsrail’in Hamas’ın askeri sorumlusu Ahmed Caberi’yi öldürmesi, Erdoğan’ın Türkiye’de savunduğu “terörle mücadele, siyasetle müzakere” yönteminin Filistin’deki karşılığıydı!
5. Gazze saldırısından hemen sonra Filistin’in BM’de “gözlemci devlet” statüsüne yükseltilmesi girişimi iki yönlüdür. Washington bu gelişmeden, birincisi Türkiye-Mısır ikilisini parlatmaya çalışarak, ikincisi Filistin’in İran olmadan da siyasi başarı elde ettiğini göstermeye çalışarak yararlanmak istedi.
İKİ BÖLGECİ ATAK
Ancak ABD’nin bölgedeki pozisyonunu güçlendirmeye yönelik bu çabaların sonuç vermesi mümkün görünmüyor. Çok önemli olan dış etkenler bir yana, içeride çok kritik iki gelişme yaşanıyor:
1. Tahrir’de yeniden başlayan eylemler sadece Müslüman Kardeşler iktidarını değil, aynı zamanda kurulmaya çalışılan Türkiye-İsrail-Mısır eksenini hedef alıyor; Kahire’yi bölgeciliğe zorluyor.
2. Türkiye’de 19 Mayıs’ta başlayan ve 29 Ekim ile 10 Kasım’da büyüyen Cumhuriyet seferberliği, AKP’nin ABD ve İsrail’le bağını hedef alıyor; Ankara’ya biçilen role direniyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Aralık 2012
SURİYE’DE AKP-İSRAİL ORTAKLIĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/10/2012
İsrail’in eski Ankara Büyükelçisi olan Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Pinhas Avivi, Kudüs’te TRT üzerinden AKP’ye “Suriye’de işbirliği” çağrısı yaptı. İsrail ayrıca Mavi Marmara için “önkoşulsuz” olarak masaya oturmaya hazır olduğunu ilan etti.
Ankara, İsrail’e yanıtını, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Selçuk Ünal’ın ağzından ve AA üzerinden verdi: “İsrailli yetkililerin basına beyanlar yoluyla mesaj vermeye çalışmak yerine ilişkilerin normalleşmesi için atılması beklenen adımları atmaları gerekmektedir.”
ESAD, İSRAİL’İN DÜŞMANIDIR
Tel Aviv’in çağrısı ve Ankara’nın “olumsuz” yanıtı, aslında özel anlamlar içeriyor. Şöyle ki, İsrail bu çağrıyla iki ülkenin Suriye konusunda aynı safta olduğuna işaret etmiş oldu.
Aydınlık okurları açısından şaşırtıcı olmayan bu gerçek, AKP tabanı açısından sürprizdir. Zira AKP Hükümeti, hem kendi tabanını hem de genel Türk kamuoyunu Suriye politikasına ikna edebilmek için en başında beri iki temel teze yaslandı: Birincisi Beşar Esad ile PKK’nin müttefik olduğunu, ikincisi de İsrail’in Esad’ın gitmesini istemediği ileri sürdü.
İşte bu çağrıyla İsrail ve AKP’nin Suriye konusunda karşı karşıya olmadığı, nesnel olarak yan yana oldukları resmi ağızdan doğrulanmış oldu.
Salt Suriye konusu değil elbette, Kürecik radarı ve İran karşıtı politikalar da AKP ile İsrail’i bölgede “siyasi ortak” yapıyor.
HEDEF: BÖLGEYİ TOPTAN ZAYIFLATMAK
Nitekim İsrail’in rolü saptanmaya başlandı. Hatta Suriye direndikçe ve AKP, ABD adına bölge ülkeleriyle karşı karşıya geldikçe, pek çok kesimlerde izlenen politikanın yanlışlığına dair görüşler oluşmaya ve çoğalmaya başladı.
Örneğin Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi ORSAM Başkanı Hasan Kanbolat, artık şu tespiti yapıyor: “Oyun içinde oyun oynanıyor. Suriye olaylarının dizaynı, bölge güçlerinin topyekûn zayıflaması üzerine kurgulanmış gibi görünüyor.”
Kanbolat, AKP’nin 20 aylık Suriye politikasının sonuçlarını altı maddede saptamış. Özetleyelim:
1) “İsrail’in güvenliğini tehdit eden ana güçlerden biri olan Suriye ortadan kaldırılmaya çalışılıyor.”
2) “Türkiye, Suriye ile savaş ortamına sürüklenerek Türk ve Arap dünyası arasında I. Dünya Savaşı sırasında kopan ilişkilerin AK Parti döneminde başlayan yeniden tamir çabaları tahrip edilmeye çalışılıyor.”
3) “Türkiye’nin Suriye ile sıcak savaşa sürüklenmesi ile birlikte yalnızlaştırılan Türkiye’nin derin bir ekonomik krize girmesi, ekonomik ve siyasi kriz ile birlikte AK Parti’nin çökertilmek istenmesi üzerine güçlü varsayımlar bulunuyor.”
4) “Bölgenin iki büyük gücü olan Türkiye ve Rusya Federasyonu’nun bütün enerjisinin Suriye’ye aktarılması sağlanarak bu iki ülkenin dünya olaylarından soyutlanması sağlanıyor.”
5) “Suriye olayları ile birlikte son beş yüz yıldır en parlak dönemini yaşayan ve vizelerin karşılıklı kaldırıldığı Türk-Rus ilişkileri onarılmayacak kadar kötü bir duruma sokulmaya çalışıyor.”
6) “Suriye’den sonra Türkiye’nin de siyasi kaosa sürüklenmesi ile birlikte Türkiye ve Suriye Kürtlerinin Irak’ta olduğu gibi fiili bağımsız yapıya kavuşabileceği üzerinde duruluyor.”
Kanbolat, eksik ama düne göre çok ileri olan bu saptamalarını “Savaş lobilerinin kurgusundan kurtulmalıyız” diyerek bitiriyor. “Savaş lobisi” ile herhalde ABD ve İsrail’i kastediyordur…
AKP HEDEF DEĞİL ARAÇ
Kuşkusuz Hasan Kanbolat’ın altı maddelik sonuçları, AKP’nin süreçteki rolünü açıklayamıyor. Hatta Kanbolat, Suriye’yle birlikte AKP’nin de aslında hedef alındığını ileri sürüyor. Ve hatta Kanbolat, AKP’den bu kurguyu bozmasını da bekliyor.
Mümkün mü? AKP Suriye konusunda elbette kullanılmıştır ve kullanılmaktadır ama bu AKP’ye rağmen değildir. İktidar yapılmanın bedelidir, imzalanan ikili sözleşmelerin gereğidir.
Dolayısıyla, ABD’nin Suriye politikasının hedeflerinden birini, AKP’nin çökertilmesi olarak sunmak doğru değildir, sadece Ahmet Davutoğlu’nu altında bırakır!
AKP operasyonun hedefi değil, aracıdır! Suriye’ye savaş açacak bir AKP illaki çökecektir o ayrı elbette!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Ekim 2012
28 ŞUBAT, İSRAİL RADARINI REDDETTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/10/2012
E. Genelkurmay 2. Başkanı Em. Org. Ergin Saygun, “Balyoz” isimli kitabında Türkiye-İsrail gerginliğinin bilerek çıkarıldığını söylüyor.
Dün incelemiştik… Em. Org. Ergin Davos krizinden önce gerçekleşen kimi olayları anlatıyor ve şu saptamayı yapıyordu. Amaç, Türkiye’nin Araplar nezdinde itibarını artırarak İran’ın bölgesel liderliğini engellemek!
Bugün yine Balyoz kitabında yer alan ve füze kalkanı projesinin ne anlama geldiğini resmi ağızlardan ortaya koyan olaylara göz atacağız.
RADAR, VURULACAK İLK HEDEFTİR
E. Genelkurmay 2. Başkanı Em. Org. Ergin Saygun açıkça saptıyor: “Füze Kalkanı yani radarın savunma amaçlı olduğu söylense de durum biraz farklıdır.”
Peki, durum neden farklıdır? AKP Hükümeti’nin bu kalkanla ilgili halka açıkladıkları yoksa doğru değil mi?
Em. Org. Ergin Saygun, “şu anda bir nükleer tehlike dengesi” olduğuna dikkat çekiyor: “Bu dengeye eskiden ‘Karşılıklı İmha Garantisi’ derlerdi. Kısacası ‘o atarsa ben de atarım’ veya ‘ben onu vurursam o da beni vurur’.”
Em. Org. Saygun, işte Malatya-Kürecik’e yerleştirilen bu radarın dengeyi bozduğunu saptıyor: “Siz onu vuruyorsunuz ama o sizi vuramıyor. Onun için de ‘karşı taraf’ bunu taarruzi bir imkân ve kabiliyet ve kendisine bir tehdit olarak kabul ediyor. Bu nedenle de bir çatışma anında bu radarlar ilk vurulacak hedeflerden olarak kabul ediliyor.”
İSRAİLLİ GENERAL: SIĞINAKLARA KAÇARSINIZ
Em. Org. Ergin Saygun, bu kalkan konusunun 1997-98’de de gündeme geldiğini aktarıyor. “O zaman İsrail radar koymak istiyordu ülkemize” diyen Saygun radarın hedefini açıklıyor: “Türkiye ve Ürdün’e birer radar konacak, İran’ın atacağı füzeleri İsrail bu iki radarın verdiği bilgilerle kestirme yolu ile tespit edebilecekti.”
O sırada Plan ve Prensipler Başkanlığı’nda J-5 Strateji Daire Başkanı olan Saygun, “Başkanlığın görüşü bu girişime karşı çıkmaktı. Görüşümüz sonradan bir Genelkurmay Başkanlığı görüşü olarak kabul edildi.” diyor ve İsrail’in talebinin 28 Şubat sürecinde reddedildiğini açıklıyor.
Em. Org. Ergin Saygun ile İsrailli muhatabının bu konudaki tartışması ise oldukça anlamlı: “İsrail Savunma Bakanlığı Müsteşarı Em. General Ivri Ankara’ya gelip benimle görüştü. Kendisine bu radarın bize ne fayda sağlayacağını sordum. ‘Füzenin atıldığını tespit edip sığınaklara kaçabilirsiniz’ dedi. ‘Radarla beraber füze de verilirse teklifi inceleriz’ dedim. ‘Füze veremeyiz’ deyince de görüşme bitti.
Bunun üzerine “Türkiye’nin bir miktar füze ihtiyacının” karşılanması için ABD devreye girer: “Birkaç gün sonra ABD Büyükelçiliği’nden beni ve eşimi, füzesavar sistemini yerinde görmek için her türlü masraf kendilerince karşılanmak üzere ABD’ye davet eden bir mektup aldım. Teşekkür ederek daveti reddettim.”
BALYOZ, TSK’Yİ HİZAYA SOKMA TERTİBİDİR
Bu anlatılanlardan sonra dün başlıktan sorduğumuz sorumuzu yineleyelim: “Kim daha İsrailci? AKP m, TSK mi?”
28 Şubat’ın ABD-İsrail kaynaklı olduğunu düşünenler, Ergin Saygun’un Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Balyoz” isimli kitabını mutlaka okusunlar.
Görülecektir ki Balyoz tertibi, ABD’nin 1995’te “hizadan çıkmaya” başlayan Türk Ordusu’nu yeniden hizaya sokma tertibidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Ekim 2012
KİM DAHA İSRAİLCİ? AKP Mİ, TSK Mİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/09/2012
Başlıktaki soru kuşkusuz tuhaf. Ancak “TSK İsrailcidir”, “28 Şubat ABD-İsrail kaynaklıdır” gibi iddiaların çokça dillendirilmesi nedeniyle sorduk bu soruyu…
Üstelik artık bizi bu sorunun yanıtına götüren bazı resmi açıklamalar da var…
OBAMA’NIN ‘MODEL ORTAKLIĞI’
Başbakan Erdoğan’ın Davos’da “one minute” demesiyle başlayan ve Mavi Marmara saldırısıyla doruğa çıkan Türkiye-İsrail gerilimiyle ilgili en başından beri şu tezi dile getirdik: Obama’nın ABD başkanlığı döneminde, AKP Hükümeti’ne İran’ın etkisini sınırlama ve Tahran’ı izole etme görevi verildi. Nitekim Suriye’yle neredeyse ortak kabine kurma noktasına kadar getirilen ilişkiler, Tahran’ı yalnızlaştırmak içindi… Türkiye’nin İran’dan rol çalabilmesi ve Ortadoğu’da Araplar nezdinde bir yer edinebilmesi için de Filistin meselesine sarılması ve dahası İsrail’le ilişkilerin seviyesini düşürmesi gerekirdi.
Davos’ta başlatılan kriz bu nedenleydi. Nitekim siyaseten gerilimli olan ilişkiler, ekonomiye hiç yansımamış, hatta Türk-İsrail ticaret büyüklüğü her yıl artmıştır.
İSRAİL GERİLİME DAVOS’DAN ÖNCE BAŞLADI
Eski Genelkurmay 2. Başkanı Em. Org. Ergin Saygun, Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Balyoz” isimli kitabında işte bu sürece ışık tutan çok önemli bilgiler paylaşıyor.
Em. Org. Saygun, ABD ve İsrail’in, Türk-İsrail ilişkilerini bilerek bozduklarını savunuyor. Em. Org. Saygun’un iddiasının dayanağı ise “one minute” krizinden önce meydana gelen şu olaylar:
1) İsrail uçakları 7 Eylül 2007 günü Akdeniz üzerinden Türkiye’ye girdi, bir süre Türkiye-Suriye sınır hattında uçtu ve ansızın Suriye’ye girerek bu ülkedeki kimi hedefleri vurdu. İsrail uçakları, sonra aynı rotayı izleyerek ülkesine döndü. Üstelik büyük pervasızlıkla, yakıt tanklarını da Türkiye topraklarına attı! Türk Ordusu olaya sert tepki gösterdi. Türkiye İsrail’den özür istedi. ABD ise “İsrail gerekçesini açıklayınca siz de hak vereceksiniz” diyerek Türkiye’yi yumuşatmaya çalıştı.
2) ABD’deki önemli Yahudi kuruluşu ADL, hiç gündemde olmamasına rağmen ve genel çizgisine aykırı olarak 2008 yılında “Ermeni soykırımı vardır, olmuştur” açıklaması yaptı. ADL’yi peşi sıra diğer Yahudi kuruluşları izledi.
Oysa İsrail ve Yahudi kuruluşları, Yahudi Soykırımı’yla aynı kefede olmaması için dünyada başka hiçbir soykırım olmadığını hep savunagelmişti…
Siyasi gündemimize pek gelmeyen bu olaya en sert tepkiyi yine Türk Ordusu verdi ve örneğim Genelkurmay Başkanı İsrail’e yapacağı resmi ziyareti iptal etti.
3) İsrail hava kuvvetlerine bağlı uçaklar, BM’nin Lübnan’daki barış gücü UNIFIL bünyesinde görev yapan Türk Deniz Kuvvetleri’ne mensup bir firkateyne radar kilitledi. Bu, uçakların her an gemiye füze atabilecek bir pozisyona geçtikleri anlamına gelmekteydi. İsrail, TSK’nin uyarılarına rağmen bu olayı birkaç kez daha tekrarladı. En sonunda Türk Ordusu, İsrail’i sert bir şekilde uyardı.
Türkiye’nin Anadolu Kartalı tatbikatına İsrail’i davet etmemesi, ABD’nin de bu yüzden katılmaması, işte bu süreçtedir.
AMAÇ İRAN’I ENGELLEMEK
Em. Org. Ergin Saygun, kimi başka örnekler de veriyor ve İsrail’in ABD bilgisi dahilinde, Türkiye-İsrail ilişkilerini neden bilerek bozmaya çalıştığını sorguluyor.
Em. Org. Saygun’un saptaması önemli: “ABD’nin Irak’tan çekilmesinin bölgede boşluk yaratacağı, Şii yayılmasının artacağı, İran’ın Arap Yarımadası’na girmesinin İsrail için büyük tehdit oluşturacağı ortadaydı. Boşluğu İran yerine Türkiye doldurmalıydı. Ancak Araplar, Türklere karşı kuşkuluydu. O nedenle Türkiye’nin Araplar nezdindeki itibarı artırılmalıydı. Bunun en çabuk, etkili ve sonuç vermesi kesin olan uygulaması ise Türkiye ile İsrail’in arasını açmak, kavga ettirmektir.” (Ergin Saygun, Balyoz, s.286)
Em. Org. Ergin Saygun’un Balyoz isimli kitabından hareketle “kimin daha İsrailci” olduğunu sorgulamayı sürdüreceğiz. Sırada “Füze Kalkanı” tartışmaları var…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Eylül 2012