Posts Tagged TBMM
TBMM Mekke İttifakı’nı neden reddetmeli?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 02/11/2026
Mekke Ortak Savunma Anlaşması onaylanması için yarın TBMM Genel Kurulu’na geliyor. Anlaşmanın imzalandığı 7 Ağustos’tan bu yana konuyla ilgili birçok yazı yazdım. Yarınki oylamadan önce bir kez daha konuyu ele alarak milletin vekillerine seslenmek istiyorum. İşte milletvekillerinin Mekke İttifakı’na “hayır” demesini gerektiren 9 neden:
10 yıllık bağlama
1) Muhalefet milletvekilleri, bu anlaşmaya TBMM’nin onuru için hayır demeli öncelikle. Zira iktidar, bu anlaşmayla TBMM’yi ve milletin iradesini yok saydı. Daha vekiller Anayasa’nın 90. maddesine göre bu anlaşmayı onaylamadan, iktidar onaylanmış gibi anlaşmaya dair icraatlar yaptı: Komite kurdu, genel sekreter oyladı, toplantılar yaptı, 5 Ekim’deki toplantıda Suudi Arabistan’a askeri destek kararı aldı.
2) 16 maddeli anlaşmaya göre üye ülkeler 10 yıl boyunca bu anlaşmadan çekilemeyecekler! İktidar, anlaşmayla 10 yıl boyunca Türkiye’yi bağlıyor, kendinden sonraki iktidarları bu politikasına mecbur bırakıyor. Bu kabul edilemez.
Anlaşmanın merkezinde Yemen var
3) CHP yönetimi hem “Yemen’e asker gönderilmesine karşıyız” diyor ama hem de “anlaşmayı onaylayacağız” diyor. Yemen’e asker göndermek istemeyen biri bu anlaşmaya evet diyemez. Zira anlaşmanın merkezinde bu konu var. Öyle olduğu için de daha anlaşma konusunu milletvekillerine sormadan, Yemen topraklarını bombalayan Suudi Arabistan’a askeri destek kararı aldılar.
4) İktidar “Suudilere askeri desteğimiz saldırı değil, savunma amaçlı” diyerek anlaşmaya evet denilmesini istiyor. Savunma ve saldırı ikiz kardeştir. Savunma da saldırı da bir savaş halidir. Suudileri savunmak için gönderdiğiniz Mehmetçikler, kaçınılmaz olarak savaşın parçası olurlar.
İsrail de Husilere karşı
5) Mekke İttifakı, kurulduğu andan beri ABD ve İsrail tarafından destekleniyor. Neden? Çünkü Mekke İttifakı’nın hedef aldığı Husiler (Ensarullah Hareketi), ABD ve İsrail’in de hedefi. O nedenle Husilere karşı ABD ve İsrail ile aynı cephede olup olmamaya oy vereceksiniz son tahlilde.
6) Husiler, Gazze soykırımı yapan İsrail’e füze fırlatan, İsrail gemilerini vuran, Filistinli kardeşlerini lafla değil eylemle savunan bir harekettir. Husilere karşı konumlanmak, Filistinlilere sırtını dönmek demektir.
7) Trump da Jeffrey de Barrack da açık açık söylediler: “ABD’nin yeni doktrini gereği Ortadoğu’daki işlerimizi müttefiklerimize paylaştırıyoruz” dediler, bunu “yük paylaştırma stratejisi” diye niteledir. ABD’nin bölgedeki en önemli işi petrodolar anlaşması gereği Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin güvenliğini garanti etmektir. İşte vereceğiniz oy ile ABD’nin bu işini yüklenip yüklenmemeyi kararlaştırmış olacaksınız.
11 yılda 3 farklı tutum
8) Türkiye dünyada ilk antiemperyalist ulusal kurtuluş savaşı ile kurulmuş ülkedir. Öyle olduğu için de mazlumlardan yana konumlanır. Suudi-Husi savaşında zalim kimdir, mazlum kimdir? Saldıran kimdir, topraklarını savunan kimdir? 2015’ten bu yana Husilere karşı operasyon yapan Suudi Arabistan’dır. ABD, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri, 2015’ten bu yana birçok kez Suudilerin yanında Husilere karşı savaştı ama püskürtüldü. Burada mazlum olan Husilerdir, topraklarını Suudi Arabistan’a karşı korumaya çalışan Yemenlilerdir. Türkiye, mazlumun karşısında konumlanamaz.
9) Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2015’te “Suudi Arabistan’ın (Yemen’deki) müdahalesini destekliyoruz. Durumun gidişatına bağlı olarak lojistik destek vermeyi düşünebiliriz” dedi. Ancak Kaşıkçı cinayeti nedeniyle Ankara-Ryad ilişkileri bozulunca, Erdoğan bu kez 2019’da Suudi Arabistan’ı Yemen’i bombalamakla ve bu ülkeyi “yerle yeksan” etmekle suçladı. Hatta Erdoğan bir konuşmasında “Yemen’i bu hale getiren Suudi Arabistan’ın hesap vermesi gerektiğini” bile savundu. Ama Riyad’la ilişkileri düzeltmeye karar verince, aynı olayda üçüncü kez tutum değiştirdi.
10 yıl üyelikten çıkılamayacak bir anlaşmayı size onaylatmaya çalışan iktidar, bu anlaşmanın öncelikli işi olan Yemen konusunda 11 yılda üç kez tutum değiştirdi. Sadece bu nedenle bile oyunuz “hayır” olmalı!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Kasım 2026
ABD-İsrail’in yapamadığını Türkiye neden yapsın?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 05/10/2026
Okurlarımızın en çok sorduğu soru şu: İktidar, TBMM’de onaylatmadan Mekke İttifakı anlaşmasını Yemen’de hayata geçirebilir mi?
Bu endişe kaynaklı soruyu ortaya çıkaran biri genel diğeri özel iki neden var: Genel neden, iktidarın kimi konularda Anayasa’ya açıkça uymaması ve bir çok konuda yasaların etrafından dolanması. Özel neden ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Yemen’de Suudilere askeri yardım konusunda “acele” yeşil ışık yakması.
Anlaşma mı ortak bildiri mi?
Her şeye rağmen iktidarın TBMM’de onaylatmadan Mekke İttifakı üzerinden Yemen’de askeri bir angajmana girmesi, hukuken de siyaseten de hâlâ olası değildir. Zira AKP “o kadar” güçlü değil. Görüntü, kendi gücünden değil, muhalefetin güçsüzlüğünden kaynaklanıyor çünkü.
Anayasa’nın 90. maddesi açık: “Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.”
Oysa ortada bir kanun teklifi bile yok. Konu TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a sorulduğunda “Bu konuda henüz TBMM’ye iletilmiş olan bir teklif yok.” demişti. Mekke İttifakı anlaşmasının yürürlüğe girebilmesi için TBMM’ye sunulması ve onaylanması gerekiyor ama ortada henüz kamuoyunun bildiği bir “anlaşma metni” bile yok. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan liderlerinin imzaladığı metin “bir anlaşma metni”nden ziyade, “anlaşma niyeti ortaya koyan bir ortak bildiri” görünümündedir.
Mekke İttifakı’nın kronolojisi
İki aylık süreci anımsayalım:
7 Ağustos 2026: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman bin Abdulaziz Al Suud, Mekke’de Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzaladı.
31 Ağustos 2026: İttifak üyelerinin dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanlarından oluşan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi’nin ilk toplantısı İstanbul’da yapıldı. İttifakın kurumsallaştırılması ve sekreteryasının Riyad’da oluşturulması kararlaştırıldı.
23 Eylül 2026: Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Riyad’daki Mekke İttifakı Genel Sekreterliğine Em. Korg. Numan Mahmud’un atandığını açıkladı.
24 Eylül 2026: Mekke İttifakı üye ülkeleri dışişleri bakanları BM Genel Kurulu sırasında New York’ta toplandı.
25 Eylül 2026: Mekke İttifakı üye ülkeleri genelkurmay başkanları Riyad’da toplantı yaptı.
5 Ekim 2026: Bugün Riyad’da Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplantısı yapılacak. Toplantıya Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Org. Selçuk Bayraktaroğlu katılıyor.
Hukuku yok, uygulamaları var
Mekke İttifakı’nın şu anda hukuku yok, resmiyeti yok ama varmış gibi hızlı adımlar atılıyor. Neden? Kanunu daha TBMM’ye teklif bile edilmemişken, Mekke İttifakı çalışmalarının bu denli hızlandırılmasının nedeni ne?
İttifak İsrail’in Filistin, Lübnan ve Suriye saldırılarına karşı harekete geçmeyeceğine göre, ittifak ABD ve İsrail’in İran’a saldırısına karşı durmayacağına göre geriye bir tek Suudilerin Yemen sorunu kalıyor!
Suudiler 10 yıldan fazladır Yemen’de Ensarullah Hareketine (Husiler) saldırıyor ama sonuç alamıyor. Tersine Ensarullah kazanıyor. Em. Albay Douglas MacGregor canlı yayında Andrew Napolitano’ya anlatmıştı: İki yıl önce 70 ABD ve İsrail özel kuvvet askeri Yemen’e sızarak kritik noktalara operasyon düzenlemeye kalktı ama Ensarullah tamamını yok etti.
Türkiye kamuoyunun, özellikle muhafazakâr kesimlerin şu soruya yanıt vermesi gerekiyor: ABD, İsrail ve Suudi Arabistan’ın yapamadığını Yemen’de yapmaya kalkmak, neden Türkiye’nin çıkarına olsun?
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
5 Ekim 2026
İmralı ısrarının nedeni
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 22/11/2025
İş öyle bir noktaya getirildi ki TBMM Komisyonu İmralı’ya gitmezse, sanki süreç duracak! Öyle ki MHP lideri Bahçeli, “Komisyon İmralı’ya gitmezse, ben giderim” diyerek Komisyon’a rest bile çekti.
Peki Komisyon’un neden ille de İmralı’ya gitmesi isteniyor? Komisyon’un İmralı’da Öcalan’la görüşmesinden ne umuluyor?
Komisyon’daki DEM periyodik olarak Öcalan’la zaten görüşüyor ve onun görüşlerini kamuoyuna açıklıyor. Devlet görevlileri Öcalan’la zaten görüşüyor ve içeriğini saraya aktarıyor. Dolayısıyla Öcalan’ın görüşleri hakkında taraflar bilgi sahibi. Hatta Öcalan’ın görüşleri telekonferans yoluyla Kandil’e bile ulaştırılıyor.
O zaman bu ısrar neden? CHP’nin ve Komisyon’da bulunan birer üyeli partilerin mi Öcalan tarafından bilgilendirilmesini istiyorlar? Elbette hayır. TBMM Komisyonu’nu Öcalan’ın ayağına götürerek, “kurucu önder” payesi verdikleri Öcalan’ı, “meşru siyasi aktör” mertebesine yükseltmek istiyorlar.
AKP-MHP-DEM Komisyonu
TBMM Komisyonu’nun İmralı’ya gidip gitmemeyi konuşacağı ve oylayacağı oturumu kapalı yapması bile çok şey anlatıyor. Milletin Meclisinin Komisyonu, milletten gizleyerek, kapalı oturumda İmralı’ya gitmeyi ele aldı ve kabul etti.
51 üyeli Komisyon’un karar alabilmesi için, CHP’nin talebiyle kabul edilen nitelikli oy, yani 31 oy gerekiyor. Ki o zaman da CHP’ye nitelikli oy konusunun bir şey çözemeyeceğini anlatmaya çalıştık. AKP’nin 22, DEM’in 5 ve MHP’nin 4 oyu var ve 31 ediyor. Yani istedikleri her kararı alabilecek durumdalar. Öyle de oldu ve AKP-MHP-DEM, Öcalan’a gitmekte ittifak etti.
Açılımın asıl amacı
CHP İmralı’ya gitmeme kararı aldı. Kapalı toplanma kararı aldığı için Komisyon toplantısına da katılmadı.
CHP’nin bu kararı doğru ama eksik. Çünkü CHP, hatalı bir kararla, kendisine darbe yapanların komisyonuna girerek, yeni açılıma “kısmi meşruiyet” verdi.
Israrla belirttik, bu komisyon bir AKP-MHP-DEM projesidir. CHP’yi komisyona meşruiyet sağlaması için istiyorlardı. Yoksa CHP’nin görüşlerinden yararlanmak ya da demokrasinin gereği diye değildi.
Kaldı ki ortada bir demokrasi projesi zaten yoktu. İktidar, düne kadar TBMM’den atılmasını istediği, terörist dediği DEM’lilerle, Öcalan’la ve PKK’yle açılımı, birbirini bütünleyen, ikisi iç biri dış üç nedenle istiyordu:
1) CHP ile DEM’in belediye seçiminde yaptığı ittifakın tekrarlanmasını önlemek. 2) Erdoğan’ın dördüncü kez Cumhurbaşkanı olabilmesi için DEM’in oyuna ihtiyacı var. DEM’siz bir yeni anayasa mümkün değil çünkü. 3) Esad’ın devrilmesi sonrasında ABD Suriye’yi şekillendirme üzerinden Ortadoğu’da yeni bir düzen kurmaya çalışıyor. Ankara bundan pay kapma peşinde.
Kimlik siyasetlerine karşıyım ama daha iyi anlatabilmek için belirteyim: “Etnik kimliği Kürt, ulusal kimliği Türk olarak” ya da “Kürt kökenli Türk olarak” veya “Kürt alt kimlikli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak” ya da “Türkiye Kürt’ü olarak” aylardır anlatmaya çalışıyorum: 23 yıldır her açılımı siyasal konumlarını güçlendirmek için yaptılar. Ne barış, ne çözüm, ne demokratikleşme, ne de özgürlük arayışındalar. Bu nedenle her açılımları fiyaskoyla sonuçlandı, her açılımları terörü büyüttü, her açılımları Türk ile Kürt’ü daha çok karşı karşıya getirdi. Son açılım güneydoğuyu savaş alanına çevirdi ne yazık ki…
CHP Komisyon’u terketmelidir
CHP aslında tam da bu projenin gereği olarak iktidarın saldırısı altında; partisi kapatılmaya ve kayyımlarla yönetilmeye çalışılıyor, belediye başkanları tutuklu, 15 milyon dilekçeli cumhurbaşkanı adayı tutuklu…
Ülkenin ana muhalefet partisinin tasfiye edilmeye çalışıldığı şartlarda açılım sürecinin iddia ettikleri gibi “demokratikleşme” hedefiyle yapılıyor olması elbette mümkün değildi. CHP bu nedenle 31/51 oylamasında da görüldüğü üzere, hiçbir etkisinin olamayacağı bu komisyona baştan girmemeliydi.
Hata etti girdi. Ama artık bu komisyonun amacının çözüm, barış, demokratikleşme olmadığını görmüş olmalı. CHP bu nedenle ABD sponsorlu bu AKP-MHP-DEM projesine destek vermeyi bırakmalı ve komisyonu terketmelidir.
Gerçek demokratikleşme ve çözüm, ancak AKP-MHP sonrasında mümkündür.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
22 Kasım 2025