Posts Tagged Tuncer Bakırhan
Öcalan’ın “Yavuz-İdris” karnesi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 03/09/2026
Aleviler, Öcalan’ın 20 Temmuz ve 2 Ağustos tarihli tutanaklarında işaret ettiği “Yavuz-Kürt İdris” ittifakına tepki gösterince, DEM Parti bir açıklama yaptı. Özetle “tutanaklar doğru değil, Öcalan’ın öyle bir ifadesi yok” dediler. Devamında da Öcalan’ın Yavuz Selim üzerinden Alevilere karşı bir tutumu olmadığını belirttiler.
Mesele Öcalan’ın Alevi karşıtı olup olmaması değil ki, kaldı ki Öcalan daha önceki konuşmalarında Yavuz’un ideolojisine karşı olduğunu söylemişti. Peki nedir mesele? Mesele Öcalan’ın Erdoğan ve Bahçeli’yle ittifakını “Yavuz-Kürt İdris” ittifakına benzetmesi ve buradan hareketle açılım ortaklığını İran karşıtlığına konumlandırmasıdır.
PKK Kongresine gönderdiği mesaj
Tutanaklar Yavuz-İdris ittifakı dışındaki bir çok yönüyle de kamuoyunda tartışılmış, ancak bir hafta sonra DEM Parti, tutanakların doğru olmadığını söylemişti. Kanaatim mi? Tutanaklar Öcalan’ın üslubuyla ve daha önemlisi içeriği daha önceki açıklamalarıyla örtüşüyor. Ama madem yalanlanıyor, gelin Öcalan’ın “Yavuz-Kürt İdris” karnesine bakalım:
Öcalan, 25 Nisan 2025’te kaleme aldığı ve PKK’nin fesih kongresine gönderdiği 21 sayfalık perspektif metninde şöyle diyordu: “Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi ittifakı çok önemlidir. Osmanlının Ortadoğu imparatorluğu haline gelmesinde rol oynayan Ridaniye, Mercidabık, Çaldıran savaşları Kürt-Osmanlı ittifakının ürünüdür. Kürtler imparatorluğun asıl kurucu unsurlarından biridir.”
Daha önceki açılım sürecinin 2013-2015 görüşmeleri kitaplaştırılmıştı. İmralı Tutanakları isimli bu hacimli kitaba PKK’den de DEM’den de hatta devletten de yalanlama gelmemişti. Bugünkü tutanakları yalanlıyorlar ama Öcalan o “resmi” İmralı Tutanakları’nda ondan fazla sayfada Yavuz’a işaret ediyor, Yavuz-İdris ittifakını “İran hegemonyasına” karşı birliktelik diye niteliyor.
Nevruz mesajı
21 Mart 2013’te, Diyarbakır’da Öcalan’ın Nevruz mesajı okunmuştu. Ne diyordu orada Öcalan? Yine aynı tarih tezi üzerinden “bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşama” vurgu yapıyordu; tıpkı Bahçeli’nin bugünkü açılımda olduğu gibi 1071’deki Malazgirt ittifakına işaret ediyordu.
Bir örnek daha vereyim: Öcalan 2010’da yazdığı ve 2012’de yayımlanan Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü adlı kitabında şöyle diyordu: “Osmanlı Sultanı Birinci (Yavuz) Selim, İran Safevi Hanedan İmparatorluğu’nun yayılmasını yine benzer bir ittifak anlayışıyla durdurmuştur.” Ardında da Öcalan 1514-1517 harekatlarının “İdris-i Bitlisi öncülüğünde kurulan ittifakla” kazanıldığını savunuyordu.
Mihri Belli ve Yalçın Küçük’le tartışması
Ne kadar yalanlanırsa yalanlansın, Öcalan’ın “Yavuz-Kürt İdris” ittifakı üzerinden ortaya koyduğu tarih tezi, bugünün değil, uzun yılların yaklaşımıdır. Örneğin Öcalan, PKK’nin yayın organı olan Serxwebûn’un Temmuz 1997 tarihli sayısında, Mihri Belli ile yaptığı tartışmada bu tezi ortaya koymuştu. Öcalan, “İdris-i Bitlisi’nin Kürt emirlikleriyle Osmanlı arasında oynadığı rolü” anlattıktan sonra “Yavuz’un Kürt İdris’e geniş yetki verdiğini” söylemiş ve “devlet düzeyinde bir ittifak arayışı var” değerlendirmesini yapmıştı. Ardından da “Yavuz’un Çaldıran zaferini bu birleşmenin sonucu” olarak yorumlamıştı.
Uzatıyorum ama madem yalanlandı, son bir örnek daha vereyim. Tarihe Doğru Bakış adıyla 1993’te yayımlanan, Öcalan’ın 1992’de Yalçın Küçük’le yaptığı uzun tarih tartışması var. Öcalan orada da “Yavuz’un İdris-i Bitlisi üzerinden Kürt beylikleriyle özel bir siyasal düzen kurduğunu” belirtiyor ve üstüne basarak iki kere “Yavuz’unki mükemmel bir ittifaktı” diyor.
Sonuç olarak Öcalan’ın “Yavuz-Kürt İdris” karnesi hayli yüklü.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Eylül 2026
Medine, ümmet, 1926 Brüksel hattı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 17/08/2026
AKP iktidarının 23 yıllık tarihi, aynı zamanda “döne döne Kürt açılımı yapma” tarihidir. Döne döne olmasının, sürekli ileri ve geri adımlar atılmasının birden çok iç ve dış nedeni var. O nedenlerden biri, açılımı sürdürmenin, iktidarı sürdürmeye yarayıp yaramayacağıdır. Yaramayacağı görüldüğü anda dün söylenenlerin tamamının reddedilip, tam zıttı olan çizgiye kolayca geçildiği görüldü.
ABD faktörü
“Döne döne Kürt açılımı yapma” durumunu etkileyen faktörlerden biri de ABD’dir. ABD’nin Ortadoğu’da izlediği strateji, açılımları etkiledi.
Bu durum AKP’nin 23 yıllık dönemde, tıpkı “döne döne Kürt açılımı yapması” gibi, “döne döne bölgesel birlik” politikaları izlemesine neden oldu. Ortak bakanlar kurulu toplantılarının tasarlandığı Ortadoğu Birliği’nden Türkiye-Irak-Suriye ittifaklarına kadar çeşitli modeller üzerinde duruldu.
Ama içeride her açılımın, dışarıda “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” hedefi oldu.
Üç açıklama
Bugünkü durumu anlamamızı kolaylaştıracak bazı siyasi açıklamalara dikkatinizi çekeceğim:
– DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan: “Türkiye siyaseti uzun süredir ‘Mekke dönemi’ psikolojisi yaşıyor. Oysa Türkiye’nin ihtiyacı ortak çıkarlar temelinde siyasi ve sosyal birlikteliğin ve adaletin sağlandığı ‘Medine dönemi’ aklıdır.” (TBMM konuşması, 10.8.2026)
– YPG/SDG’nin Suriye/Kobani sorumlusu Mahmut Berhudan: “YPG/SDG’nin feshini duyuracağız. Özerk yönetim yapısı da ortadan kalkacak. (…) İslam ümmeti çerçevesi hiçbir Kürdü rahatsız etmez. Suriye içerisinde de diğer coğrafyalarda da varlığımızı ancak bu şekilde sürdürebiliriz. (…) Bizi 1926 Brüksel hattı ile bıçakla doğrar gibi ayırdılar. Şimdi bu parantezi kapatma ve barış zamanı.” (Türkiye Gazetesi, 16.8.2026)
– DEM’in İmralı Heyetinden Ahmet Türk: “Irak’a da gittim, Suriye’ye de gittim. Bütün Kürtlerin gözü Türkiye’de. Kendilerini hâlâ Osmanlı’dan bu yana Türkiye’nin bir parçası olarak görüyorlar. Kürtler sadece Türklerle adil bir yaşam sürebilir, özgürleşir. Başka şansları da yok.” (Nefes Gazetesi, 4.1.2025)
Genişleme hedefi
Bu üç açıklamayı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türk, Kürt, Arap ittifakı” vurgusuyla ve son açılımı başlatan MHP lideri Bahçeli’nin Musul’a 82, Kerkük’e 83, Halep’e 84 plakası dağıtmasıyla birlikte düşünmek gerekir.
Ulus yerine İslam ümmeti altında, Osmanlı’daki gibi birlikte, 1926 tarihli Ankara Antlaşmasının kabul ettiği Brüksel hattıyla kesinleşen Türkiye-Irak sınırının kalkmasıyla ve Medine’deki gibi bir çeşit konfederasyonla genişlemedir istenen.
AKP-MHP ittifakı ve şekillendirdiği devlet bürokrasisi, Suriye’de Esad’ın devrilmesini, ABD’nin İran’a savaş açmasını ve Tahran’ın Irak ve Suriye’deki nüfuzunun kırılmaya başlamasını tarihsel bir fırsat olarak görüyor. Son açılımın 22 Ekim 2024’te Bahçeli’nin çıkışıyla başlaması ve ABD-Türkiye destekli Şara’nın 27 Kasım 2024’te Şam’a harekatı başlatmasının eşzamanlılığı yeterince açıklayıcıdır.
Ortaçağcılık kapısı
Bunun olası olup olmadığını tartışmaya bile gerek yok. Zira buna soyunmanın Türklere de Kürtlere de bir yararı yok. Tersine bu tür projeler halkları yan yana getirmekten çok halkları karşı karşıya getirir ve büyük boğazlaşmalara neden olur.
İktidarın Irak ve Suriye’nin kuzeyini “tarihsel hinterland” görerek, Misakı Millicilik ile bu tür projelere soyunması, sadece bir karşıdevrim değil, coğrafyamızı emperyalist ABD’nin istediği monarşilere geriletecek bir ortaçağcılık girişimidir.
O nedenle “çerçeve yasa” bir barış, demokrasi ve demokratikleşme girişimi değil, Erdoğan-Bahçeli ikilisinin maceracılığına kapı açılmasıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Ağustos 2026