Posts Tagged Tuncer Bakırhan

Öcalan’ın “Yavuz-İdris” karnesi

Aleviler, Öcalan’ın 20 Temmuz ve 2 Ağustos tarihli tutanaklarında işaret ettiği “Yavuz-Kürt İdris” ittifakına tepki gösterince, DEM Parti bir açıklama yaptı. Özetle “tutanaklar doğru değil, Öcalan’ın öyle bir ifadesi yok” dediler. Devamında da Öcalan’ın Yavuz Selim üzerinden Alevilere karşı bir tutumu olmadığını belirttiler. 

Mesele Öcalan’ın Alevi karşıtı olup olmaması değil ki, kaldı ki Öcalan daha önceki konuşmalarında Yavuz’un ideolojisine karşı olduğunu söylemişti. Peki nedir mesele? Mesele Öcalan’ın Erdoğan ve Bahçeli’yle ittifakını “Yavuz-Kürt İdris” ittifakına benzetmesi ve buradan hareketle açılım ortaklığını İran karşıtlığına konumlandırmasıdır. 

PKK Kongresine gönderdiği mesaj

Tutanaklar Yavuz-İdris ittifakı dışındaki bir çok yönüyle de kamuoyunda tartışılmış, ancak bir hafta sonra DEM Parti, tutanakların doğru olmadığını söylemişti. Kanaatim mi? Tutanaklar Öcalan’ın üslubuyla ve daha önemlisi içeriği daha önceki açıklamalarıyla örtüşüyor. Ama madem yalanlanıyor, gelin Öcalan’ın “Yavuz-Kürt İdris” karnesine bakalım:

Öcalan, 25 Nisan 2025’te kaleme aldığı ve PKK’nin fesih kongresine gönderdiği 21 sayfalık perspektif metninde şöyle diyordu: “Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi ittifakı çok önemlidir. Osmanlının Ortadoğu imparatorluğu haline gelmesinde rol oynayan Ridaniye, Mercidabık, Çaldıran savaşları Kürt-Osmanlı ittifakının ürünüdür. Kürtler imparatorluğun asıl kurucu unsurlarından biridir.”

Daha önceki açılım sürecinin 2013-2015 görüşmeleri kitaplaştırılmıştı. İmralı Tutanakları isimli bu hacimli kitaba PKK’den de DEM’den de hatta devletten de yalanlama gelmemişti. Bugünkü tutanakları yalanlıyorlar ama Öcalan o “resmi” İmralı Tutanakları’nda ondan fazla sayfada Yavuz’a işaret ediyor, Yavuz-İdris ittifakını “İran hegemonyasına” karşı birliktelik diye niteliyor.

Nevruz mesajı

21 Mart 2013’te, Diyarbakır’da Öcalan’ın Nevruz mesajı okunmuştu. Ne diyordu orada Öcalan? Yine aynı tarih tezi üzerinden “bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşama” vurgu yapıyordu; tıpkı Bahçeli’nin bugünkü açılımda olduğu gibi 1071’deki Malazgirt ittifakına işaret ediyordu. 

Bir örnek daha vereyim: Öcalan 2010’da yazdığı ve 2012’de yayımlanan Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü adlı kitabında şöyle diyordu: “Osmanlı Sultanı Birinci (Yavuz) Selim, İran Safevi Hanedan İmparatorluğu’nun yayılmasını yine benzer bir ittifak anlayışıyla durdurmuştur.” Ardında da Öcalan 1514-1517 harekatlarının “İdris-i Bitlisi öncülüğünde kurulan ittifakla” kazanıldığını savunuyordu. 

Mihri Belli ve Yalçın Küçük’le tartışması

Ne kadar yalanlanırsa yalanlansın, Öcalan’ın “Yavuz-Kürt İdris” ittifakı üzerinden ortaya koyduğu tarih tezi, bugünün değil, uzun yılların yaklaşımıdır. Örneğin Öcalan, PKK’nin yayın organı olan Serxwebûn’un Temmuz 1997 tarihli sayısında, Mihri Belli ile yaptığı tartışmada bu tezi ortaya koymuştu. Öcalan, “İdris-i Bitlisi’nin Kürt emirlikleriyle Osmanlı arasında oynadığı rolü” anlattıktan sonra “Yavuz’un Kürt İdris’e geniş yetki verdiğini” söylemiş ve “devlet düzeyinde bir ittifak arayışı var” değerlendirmesini yapmıştı. Ardından da “Yavuz’un Çaldıran zaferini bu birleşmenin sonucu” olarak yorumlamıştı. 

Uzatıyorum ama madem yalanlandı, son bir örnek daha vereyim. Tarihe Doğru Bakış adıyla 1993’te yayımlanan, Öcalan’ın 1992’de Yalçın Küçük’le yaptığı uzun tarih tartışması var. Öcalan orada da “Yavuz’un İdris-i Bitlisi üzerinden Kürt beylikleriyle özel bir siyasal düzen kurduğunu” belirtiyor ve üstüne basarak iki kere “Yavuz’unki mükemmel bir ittifaktı” diyor.

Sonuç olarak Öcalan’ın “Yavuz-Kürt İdris” karnesi hayli yüklü. 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Eylül 2026

, , , , , , ,

2 Yorum

Medine, ümmet, 1926 Brüksel hattı

AKP iktidarının 23 yıllık tarihi, aynı zamanda “döne döne Kürt açılımı yapma” tarihidir. Döne döne olmasının, sürekli ileri ve geri adımlar atılmasının birden çok iç ve dış nedeni var. O nedenlerden biri, açılımı sürdürmenin, iktidarı sürdürmeye yarayıp yaramayacağıdır. Yaramayacağı görüldüğü anda dün söylenenlerin tamamının reddedilip, tam zıttı olan çizgiye kolayca geçildiği görüldü.

ABD faktörü

“Döne döne Kürt açılımı yapma” durumunu etkileyen faktörlerden biri de ABD’dir. ABD’nin Ortadoğu’da izlediği strateji, açılımları etkiledi. 

Bu durum AKP’nin 23 yıllık dönemde, tıpkı “döne döne Kürt açılımı yapması” gibi, “döne döne bölgesel birlik” politikaları izlemesine neden oldu. Ortak bakanlar kurulu toplantılarının tasarlandığı Ortadoğu Birliği’nden Türkiye-Irak-Suriye ittifaklarına kadar çeşitli modeller üzerinde duruldu. 

Ama içeride her açılımın, dışarıda “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” hedefi oldu. 

Üç açıklama

Bugünkü durumu anlamamızı kolaylaştıracak bazı siyasi açıklamalara dikkatinizi çekeceğim: 

– DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan: “Türkiye siyaseti uzun süredir ‘Mekke dönemi’ psikolojisi yaşıyor. Oysa Türkiye’nin ihtiyacı ortak çıkarlar temelinde siyasi ve sosyal birlikteliğin ve adaletin sağlandığı ‘Medine dönemi’ aklıdır.” (TBMM konuşması, 10.8.2026)

– YPG/SDG’nin Suriye/Kobani sorumlusu Mahmut Berhudan: “YPG/SDG’nin feshini duyuracağız. Özerk yönetim yapısı da ortadan kalkacak. (…) İslam ümmeti çerçevesi hiçbir Kürdü rahatsız etmez. Suriye içerisinde de diğer coğrafyalarda da varlığımızı ancak bu şekilde sürdürebiliriz. (…) Bizi 1926 Brüksel hattı ile bıçakla doğrar gibi ayırdılar. Şimdi bu parantezi kapatma ve barış zamanı.” (Türkiye Gazetesi, 16.8.2026)

– DEM’in İmralı Heyetinden Ahmet Türk: “Irak’a da gittim, Suriye’ye de gittim. Bütün Kürtlerin gözü Türkiye’de. Kendilerini hâlâ Osmanlı’dan bu yana Türkiye’nin bir parçası olarak görüyorlar. Kürtler sadece Türklerle adil bir yaşam sürebilir, özgürleşir. Başka şansları da yok.” (Nefes Gazetesi, 4.1.2025)

Genişleme hedefi

Bu üç açıklamayı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türk, Kürt, Arap ittifakı” vurgusuyla ve son açılımı başlatan MHP lideri Bahçeli’nin Musul’a 82, Kerkük’e 83, Halep’e 84 plakası dağıtmasıyla birlikte düşünmek gerekir. 

Ulus yerine İslam ümmeti altında, Osmanlı’daki gibi birlikte, 1926 tarihli Ankara Antlaşmasının kabul ettiği Brüksel hattıyla kesinleşen Türkiye-Irak sınırının kalkmasıyla ve Medine’deki gibi bir çeşit konfederasyonla genişlemedir istenen.

AKP-MHP ittifakı ve şekillendirdiği devlet bürokrasisi, Suriye’de Esad’ın devrilmesini, ABD’nin İran’a savaş açmasını ve Tahran’ın Irak ve Suriye’deki nüfuzunun kırılmaya başlamasını tarihsel bir fırsat olarak görüyor. Son açılımın 22 Ekim 2024’te Bahçeli’nin çıkışıyla başlaması ve ABD-Türkiye destekli Şara’nın 27 Kasım 2024’te Şam’a harekatı başlatmasının eşzamanlılığı yeterince açıklayıcıdır. 

Ortaçağcılık kapısı

Bunun olası olup olmadığını tartışmaya bile gerek yok. Zira buna soyunmanın Türklere de Kürtlere de bir yararı yok. Tersine bu tür projeler halkları yan yana getirmekten çok halkları karşı karşıya getirir ve büyük boğazlaşmalara neden olur. 

İktidarın Irak ve Suriye’nin kuzeyini “tarihsel hinterland” görerek, Misakı Millicilik ile bu tür projelere soyunması, sadece bir karşıdevrim değil, coğrafyamızı emperyalist ABD’nin istediği monarşilere geriletecek bir ortaçağcılık girişimidir.

O nedenle “çerçeve yasa” bir barış, demokrasi ve demokratikleşme girişimi değil, Erdoğan-Bahçeli ikilisinin maceracılığına kapı açılmasıdır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Ağustos 2026

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Bahçeli’nin Lübnanlaşma önerisi

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanının iki yardımcısı olsun, biri Kürt, diğeri Alevi” önerisi, Cumhur İttifakı’nın nasıl bir rejim dönüşümü hedeflediğini iyice ortaya koyuyor: Türkiye’yi Lübnanlaştırma!

Bahçeli’nin “Kürt ve Alevi bumhurbaşkanı yardımcıları” önerisi ile Erdoğan’ın “Türk-Kürt-Arap ittifakı” söylemi ve ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın bölge için “Osmanlı millet sistemi” istemesi, aynı hedefin birbirini bütünleyen parçalarıdır.

Örtülü federasyon önerisi

2016’da Türk-İslam sentezi (MHP-AKP) ile rejimi dönüştürmeye başladılar, Türk-Kürt-İslam sentezi (MHP-DEM-AKP) üzerinden dönüşümü tamamlamayı amaçlıyorlar. 

Nereye tamamlanacak peki? Cumhur İttifakının bazı sözcüleri Halep’e, Musul’u Kerkük’e plaka dağıtarak, hedefi “Türkiye’nin Irak ve Suriye kuzeyine genişlemesi” olarak ortaya koyuyorlar. Cumhur İttifakının kimi sözcüleri de bunu “Türkiye İmparatorluğu” diye tarif ediyorlar. 

Hepsinin vardığı yer İslami federasyondur!

Bakırhan’ın işaret ettiği düzen

Ne oldu da üç gün önce DEM’li milletvekillerine terörist muamelesi yapan Bahçeli, üç gün sonra açılım için onlara elini uzattı? 

Bu üzerinde fazlasıyla durulması gereken soru, önce geçiştirildi, “ne önemi var, önemli olan el uzatılmasıdır” dendi, sonra taraflar “çünkü karşı taraf yenildi, mecbur kaldı” türünden propagandif yanıtlar ürettiler ama artık DEM yönetimi de asıl yanıtın etrafından daha fazla dolanamıyor, kısmen esasa işaret ediyor. T24’ün “Sizce Ortadoğu koşulları mı zorladı” sorusuna DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan şu yanıtı veriyor: “Hem Ortadoğu hem içerisi. Yeni bir düzen tartışmaları var, bunun ana zemini Ortadoğu” (T24, 18.7.2025).

Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan’ın fırsat ortaklığı

Uzun zamandır anlatmaya çalışıyoruz: ABD, “İsrail hegemonyasında yeni bir Ortadoğu” dizayn etmeye çalışıyor. Erdoğan-Bahçeli ikilisi de Öcalan da bunun kaçınılmaz olduğu varsayımından hareketle ”fırsattan yararlanmak” istiyorlar. Kuşkusuz Erdoğan-Bahçeli ikilisi ile Öcalan’ın yararlanmak istediği fırsatlar tamamen örtüşmüyor, hatta bazı aşamalarda karşı karşıya bile geliyor, gelecek ama yine de taraflar “Yeni Ortadoğu” fırsatından yararlanmakta ortaklaşarak açılımı başlattılar.

Erdoğan ve Bahçeli için Yeni Ortadoğu, Türkiye’ye Irak ve Suriye’nin kuzeyi ile entegrasyon kapısını açabilir, Öcalan için Yeni Ortadoğu, “Apocu hareket”e, Türkiye’de ve Suriye’de iktidara ortak olma yolu açabilir. 

Fırsat değil hayal

Gazze’de Hamas’ın zayıflatılması, Lübnan’da Hizbullah’ın geriletilmesi, Suriye’de Esad rejiminin yıkılması ve İran’a askeri basınç uygulanması, sürecin inişli-çıkışlı ilerlediğini görmeyenlere elbette ABD’nin “yeni Ortadoğu” kurmakta olduğunu düşündürebilir. Ama bu uzun bir sürecin kısa bir kesitidir sadece.

Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan üçlüsü, bu kesitten hareketle, ABD’nin “yeni Ortadoğu” dizaynının fırsata dönüşeceğini umuyor. Tıpkı Turgut Özal’ın “bir koyup üç alma” hayali gibi, tıpkı Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin “Yeni-Osmanlı” hayali gibi… 

Boğazlaşma önerisi

Kürt ve Alevi cumhurbaşkanı yardımcıları istemek, yurttaşların eşitliğinin gerisine düşüp, her yurttaşın kendi toplumundaki eşitliğini savunmak demektir.

Lübnan budur: Cumhurbaşkanı şu toplumdan, başbakan şu toplumdan, Meclis başkanı şu toplumdan. O toplumlar etnik gruplardır, dini ve mezhebi gruplardır.

Kürt ve Alevi cumhurbaşkanı yardımcıları demek, haliyle Sünni Türk cumhurbaşkanı demektir. Kürtlerin kendi içinde eşitliği, Alevilerin kendi içinde eşitliği, Sünni Türklerin kendi içinde eşitliği ama aslında cumhurbaşkanı ve yardımcıları düzleminde olduğu gibi hiyerarşi ve eşitsizlik demektir bu. Her etnisitenin, her mezhebin kendi içinde eşitliği ama aralarında bir hiyerarşi ve eşitsizlik demektir bu. (Lazlar için bakanlık, Çerkesler için müsteşarlık, Caferiler için genel müdürlük vb. diye eşitsizlik derinleşerek ilerler bu modelde.)

Öcalan’ın “demokratik entegrasyon” dediğini, Bahçeli “Sünni Türk cumhurbaşkanı ile Kürt ve Alevi yardımcıları” diye somutlamış özetle. Buradan demokrasi çıkmaz, buradan Lübnanlaşma çıkar, Lübnan’da sık sık olduğu gibi boğazlaşma çıkar!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Temmuz 2025

, , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın