Posts Tagged Yuan

Hürmüz savaşının 7 etkisi

ABD Başkanı Donald Trump sıkışmış durumda: Ne savaşı yeniden başlatabiliyor ne de İran’ı müzakereye oturtabiliyor.

Tahran yönetimi net bir şekilde “baskı altında müzakere etmeyeceğini” ilan etti. Buna karşın ABD yeniden saldırmaya da başlayamıyor. Zira ABD’li siyaset bilimci Prof. Dr. John Mearsheimer’in de belirttiği gibi “Hava gücü başarısız oldu, kara gücü ise imkansız.”

Beyaz Saray bu nedenle bir çıkış stratejisi üretemiyor ve ateşkesi sürekli uzatma taktiği izliyor. ABD’nin bu şekilde çıkması, hem Trump’a Kasım’da seçim yenilgisi demek hem de ABD’ye “yenilgi” yazılması demek.

Ve ABD tabloyu değiştiremezse, bu sonucun çok önemli 7 etkisi olur:

Dolardan çıkış ve yuanın rolü

1) ABD’nin Venezuela ve İran’a saldırısının önemli nedenlerinden biri petropolitikti. ABD’nin müttefiki Suudi Arabistan bile Çin’e petrolü yuan ile satmaya başlamıştı. Petrol ve doğalgazın dolar dışı paralarla satışının başlaması demek, doların saltanatının sonu ve ABD ekonomisi için felaket demek. 

İşte ABD İran’ı aşamayınca, dolardan çıkış eğilimini de frenleyememiş olacak. Hürmüz’ü ABD ve müttefiklerine kapatan İran’ın izinli geçişte yuan kabul etmesinin sembolik değeri büyük. Yeni dönemde yuanın küresel ticaretteki rolü artacak.

ABD’nin güvenlik şemsiyesi sorunu

2) ABD’nin İran’ı aşamamasının en önemli sonuçlarından biri ABD korumasına olan ilginin azalacak olmasıdır. Zira İran’ın karşı yanıtlarında görüldü ki Körfez ülkelerindeki ABD “güvenlik şemsiyesi” işe yaramıyor; Suudi Arabistan, BAE, Katar ve Kuveyt’teki hedefler vuruldu. 

3) ABD’nin İran’ı aşamaması, ABD’nin Çin’e karşı üs olarak kullandığı ülkelerde, özellikle ABD askerleri bulunan Güney Kore ve Japonya’da yeni bir eğilimi tetikleyebilir. Daha İran’a karşı Körfez’deki müttefiklerini koruyamayan ABD’nin, olası bir çatışmada Çin’e karşı Güney Kore ve Japonya’yı nasıl koruyacağı sorgulanacaktır. Bu ülkelerde ABD’nin stratejisinden ayrılarak, Çin’le bağımsız ve dengeli ilişki yürütme politikası güçlenecektir.

Atlantikte ayrışma

4) ABD’nin İran’ı aşamaması, Atlantik içindeki çelişmeyi derinleştirdi. Müttefikleri, ABD’nin İran’a karşı yardım taleplerini reddettiler. Ticaret savaşı ve ABD’nin Kanada ve Avrupa (Grönland) topraklarını tehdit ediyor olması nedeniyle zaten gergin olan ilişkilere eklenen yeni yükler, Atlantik içindeki ayrışmayı büyütecek. Avrupa, ABD’den ayrı savunma gücü oluşturma konusunda harekete geçti bile.

5) ABD ile müttefikleri arasındaki var olan ilişki, ABD’nin ağır bastığı türden ilişkilerdir. Öyle ki Washington, müttefiklerinin parlamentolarında ABD şirketleri lehine yasalar bile çıkartır. 

İşte ABD’nin İran’ı aşamamasının bir diğer sonucu da bu türden ilişkileri değiştirmeye başlayacak olması olasılığıdır. ABD’nin müttefikleri ile ilişkisindeki tek yanlılık zayıflayacak ve ilişkiler dengeye doğru zorlanacaktır. Bir çok müttefiki, artık kimi politikalarını ABD stratejisine eklemlenmeden, bağımsız şekilde yürütebilecek.

İsrail saldırganlığı gemlenecek

6) ABD’nin İran’a saldırısının bir amacı da İsrail hegemonyasında kurmak istediği yeni Ortadoğu düzeniydi. İran’ı aşamayan ABD, haliyle o düzeni kuramayacak. Bunun İsrail’e ve bölgedeki ABD projelerine çok ciddi etkisi olacak. 

ABD’nin son dönemde geliştirdiği Güney Kafkasya’daki Trump Koridoru gibi projelerin vadelerinde kısalma baskısı oluşacak. 

Durumdan en çok etkilenen de ABD’nin Ortadoğu’daki ileri karakolu İsrail olacak: İsrail saldırganlığı gemlenecek, İsrail içinde çok ciddi bir güç mücadelesi yaşanacak ve İsrail halkı içinde Filistin’i tanıyarak barış içinde yaşama eğilimi güç kazanacak.

7) İran’ı aşamayan ABD’nin artık küresel ilişkilere tek başına yön ve karar verebilmesi mümkün olmayacak. ABD’nin İran’da yenilgisi, küresel liderliğinin sonu ve uluslararası sistemde değişim demek. Çin uluslararası sistemde ABD ile eş düzeyde etkin konuma yükselecek. Bunun uluslararası düzene ve ilişkilere çeşitli etkileri olacak.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Nisan 2026

, , , , , , ,

Yorum bırakın

Çin’e özgü sosyalist finans

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in “Çin’e özgü sosyalist finans” makalesi, küresel finans merkezlerinde çok ses getirdi. Çin Komünist Partisinin (ÇKP) ideolojik ve politik çizgisini yansıtan Qiushi dergisinde yayınlanan makale aslında yeni değil, Xi’nin 2024 tarihli bir konuşmasına dayanıyor. Ancak konuşma eski olmasına rağmen, iki yıl sonra makale olarak yayınlanması, dikkat çeken bir etki yarattı. 

Bu etkinin ana kaynağı, son iki, hatta özellikle son bir yılda yaşanılanlar aslında.

Düzenin sonunun işaretleri

ABD Başkanı Donald Trump’ın rakiplerine hatta müttefiklerine açtığı ticaret savaşları ve ABD’nin yazdığı kurallara uymaması, “sistemin çözülmeye başlaması” olarak yorumlanıyor. Dünya Ekonomik Forumu Davos’ta bunun bir G7 ülkesi lideri tarafından açıkça ifade edilmesi, sürecin ne denli hızlı ilerleyebileceğine işaret ediyor. 

Kanada Başbakanı Mark Carney’in o sözlerini anımsayalım: “Kurallara dayalı düzen hikayesinin kısmen sahte olduğunu biliyorduk. Bu kurgu faydalıydı. Çünkü Amerikan hegemonyasının sağladığı bazı ‘nimetler’ vardı. Ama artık ‘o güzel hikaye’ bitti.” Daha da önemlisi Carney, yeni dönemi bir geçiş değil, bir kopuş olarak niteliyor.  

Yuan’ın küresel rezerv para olma hedefi

İşte Xi’nin iki yıl önceki konuşmasının makale halinin bu kadar ses getirmesinin nedeni budur; ABD’nin doları siyasi bir araç olarak kullanmasının zirve yapması ve bunun sonucunda da doların rezerv para olarak “güvenli liman” rolünün sorgulanması. 

İngiliz Financial Times başta finans gazetelerinin Xi’nin makalesini “Yuan’ın küresel rezerv para olması hedefinin ilanı” diye öne çıkarması bundan.

Xi makalesinde Çin’in nasıl “güçlü bir finans ülkesi” olacağı üzerinde duruyor ve bunun temel şartını şu şekilde formüle ediyor: “Uluslararası ticaret, yatırımlar ve döviz piyasalarında yaygın biçimde kullanılan, merkez bankalarının rezervlerinde yer alan güçlü bir ulusal para birimine sahip olmak.”

Bu da “dolar merkezli sisteme” Yuan’ın alternatif olması iddiası diye yorumlanıyor.

Sosyalist finansın özellikleri

Xi, makalesinde “Çin’e özgü sosyalist finans” anlayışını sistematik hale getirmeyi hedeflediklerini belirtti. 

Xi’ye göre bu modelin temel özellikleri şunlar:

– Parti liderliğinin merkezde olması,

– Finansın reel ekonomiye hizmet etmesi,

– Risklerin sıkı biçimde denetlenmesi, 

– Piyasa ve hukuk temelli yeniliklerin teşvik edilmesi,

– İstikrarın korunması.

Çin’e özgü finansal kültür

Xi’ye göre “finansal büyük güç” olmak, yalnızca büyük bir ekonomiye sahip olmakla sınırlı değil. Ne gerekiyor başka peki? 

Xi yanıtını şöyle veriyor: “Güçlü bir merkez bankası, sistemik riskleri yönetebilen makro ihtiyati çerçeve, küresel ölçekte faaliyet gösterebilen finansal kurumlar ve uluslararası yatırımcıları çekebilen finans merkezleri.”

Xi’nin yaklaşımında asıl dikkat çeken ise meselenin sadece ekonomi olmadığını belirtmesi, etik ve kültürel zeminin önemini vurgulaması. Xi bu amaçla “Çin’e özgü finansal kültür” inşa edilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu kültürün temel özelliklerini de “dürüstlük, güvenilirlik, temkinli hareket etme ve hukuka bağlılık” diye açıklıyor. 

Evet, büyük bir ekonomi, güçlü bir merkez bankası, uluslararası finansal kurumların anlam kazanabilmesi, o ülkenin dürüst, güvenilir ve hukuka bağlı olmasından geçiyor. 

Böylece Xi, ABD’nin kurallara uymadığı yeni dönemde, “kurallara bağlılık” diyor.

Üretim, ticaret, rezerv para

ABD hegemonyası temel olarak iki sütun üzerinde yükseldi: Askeri sütun ve dolar sütunu. Bu iki sütun birbirine bağımlı. Birinin zayıflaması, diğerini de etkiliyor. Çünkü ABD’nin doları “silah gücüyle” dünyaya egemen para kabul ettirmesi, 800 üsse yayılmış askeri gücünün yarattığı ekonomik sorununun da çaresi. ABD’nin darphanede sürekli dolar basabilme avantajı yani. 

İşte mesele bu. ABD’nin lüksünü yaşadığı bu dönem kapanıyor. Doların rezerv para olma oranı düşmeye başladı. 20 yılda bu oran yüzde 70’ten yüzde 56’ya geriledi. 

Çünkü ABD artık küresel ticaretin lideri değil. Dünyada en fazla ticaret yapan ve en çok ülkenin birinci ticaret partneri olan ülke Çin. Ve Çin adım adım ticaretinde Yuanı ve ticaret yaptığı ülkenin ulusal parasını kullanmaya başladı. En önemlisi de Çin’in Suudi Arabistan, İran, Venezuela ve Rusya’yla petrol alışverişinde doların yerine yuan ile ulusal paraları tercih etmeye başlamış olması.

Diğer yandan ABD dünyanın en büyük üreticisi de değil, o tahtına da Çin oturdu. Haliyle üretenin parası da üretimle paralel olarak etkinleşecektir. 

Doların Yuan’a açtığı savaş

Tamam, bugün Yuan’ın rezerv para olma oranı yüzde 2 seviyesinde ama ABD egemen sınıfı, önümüzdeki süreçte bunun adım adım artacağından endişe ediyor.

Trump’ın asıl kabusu da bu…

İşte dolar bu nedenle Yuan’a savaş açmış durumda.

Trump bu nedenle Venezuela’ya operasyon yapıyor, bu nedenle gümrük tarife savaşları açıyor. 

Ama en önemlisi de şu: Trump bu nedenle BRICS’i dolardan vazgeçmemesi için açık açık tehdit ediyor. 

Tabii nafile… 

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
3 Şubat 2026

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

ASYA DOLAR KULLANMIYOR!

Gelin sondan başlayarak 6 aylık gelişmeleri özetleyelim önce:

1.) Çin ile Japonya, karşılıklı ticaretlerinde artık dolar yerine kendi paralarını, Yuan ile Yen’i kullanacaklar.

2.) Çin ile Rusya, karşılıklı ticaretlerinde –büyük oranda- Yuan ile Ruble kullanıyorlar.

3.) Çin ile Hindistan, karşılıklı ticaretlerinde –büyük oranda- Yuan ile Rupi kullanıyorlar.

4.) Çin ile İran, karşılıklı ticaretlerinde Yuan ile Riyal kullanıyorlar.

5.) Rusya ile İran, karşılıklı ticaretlerinde Ruble ile Riyal kullanıyorlar.

6.) Japonya ile İran, karşılıklı ticaretlerinde Yen ile Riyal kullanıyorlar.

7.) Rusya ile Japonya, karşılıklı ticaretlerinde ruble ile yen kullanmaya hazırlanıyorlar.

8.) Hindistan ile İran, karşılıklı ticaretlerinde, Rupi ile Riyal kullanmaya hazırlanıyorlar.

Dolar’ı karşılıklı ticaretlerinde kullanmayan bu ülkelerin satın alma gücüne göre dünya ekonomik büyüklük sıraları ise şöyle: Çin ikinci, Hindistan üçüncü, Japonya dördüncü, Rusya altıncı, İran on sekizinci…

ÇİN’İN DOLARA AÇTIĞI SAVAŞ

Bu önemli gelişme üç sütun üzerinde yükseldi.

1.) Çin, 2008 küresel krizinde Yuan’ı Dolar’a sabitleyerek, ABD ekonomisine büyük zararlar verdi. Washington iki yıl boyunca Yuan’ın serbest bırakılması için Pekin’e baskı yaptı. Pekin, parasını çok küçük oranlarda değerlendirerek, Washington’u oyaladı!

2.) Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’den oluşan BRIC ülkeleri (Güney Afrika’nın da katılmasıyla BRICS oldular) Haziran 2009’daki ilk toplantılarında Dolar’a savaş açtılar. Dolar’a alternatif rezerv para konusunu da gündemine alan bu ülkeler, krizli 4 yılda olağanüstü ekonomik büyümeler sağladılar.

BRICS ülkeleri 29 Mart’taki son zirvelerinde de, Dolar yerine kendi para birimlerini kullanma hamlelerini hızlandırma ve genişletme kararı aldılar.

Bu ülkelerin bir diğer başarısı da “BRIC Fonu” kurmaları oldu. Öyle ki, pek çok ulusal ve uluslararası şirket, krize panzehir olarak bu fonu değerlendirdi. Tek bir fonla aynı anda Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin piyasalarına yatırım yapma fırsatı veren BRIC Fonu, krizle boğuşan şirketlerin en gözde yatırım aracı oldu.

3.) Çin, son 4 yılda, 20 ülkeyle döviz takası anlaşmasına imza attı.

ÇİN’İN JAPONYA BAŞARISI

BRIC ülkeleri iki önemli başarı daha sağladı:

Birincisi, Japonya’yla ticari ilişkilerinde Dolar’ı devre dışı bıraktılar. Kapitalist dünyanın iki numarası olan Japonya’nın bu kararının ABD’ye maliyeti, önümüzdeki dönemde daha somut ortaya çıkacak! (Çin’in Japonya’dan sonraki ikinci önemli hamlesi de Türkiye’dir. Türkiye de Japonya gibi artık Çin’le ticaretinde Dolar kullanmayacak.) 

İkincisi, İran’la petrol alışverişlerinde Dolar’ı devre dışı bıraktılar. Dolar’a ağır bir darbe anlamına gelen bu karar, üstelik ABD tehdidi altındaki İran’a can simidi oldu. Tahran artık ABD ve İsrail karşısında daha rahat politik manevralar yapabiliyor!

YENİ BİR DÜNYA KURULUYOR

Dolar, sadece ABD para birimi değildi elbette. Dolar, ABD’nin dünya hegemonyasının en güçlü silahıydı. Bu öyle bir silahtı ki, ABD sürekli dolar basarak hem emperyalizmin jandarmalığını sürdürebiliyor hem de dünyayı satın alabiliyordu; ABD bastığı doları ihraç ederek de, dış ticaret açığını kapatabiliyor ve egemenliğini bir şekilde sürdürebiliyordu!

Dolayısıyla Dolar’ın saltanatının adım adım yıkılması, yeni bir dünyanın da kurulmakta olduğunun işaretidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Haziran 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın