Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları
Ankara-Pekin hattına sabotaj
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/07/2015
Dün milliyetçilik ve millicilik kavramlarını ele almış ve “Çin’in oruç tutturmadığı yalanı üzerinden neyin hedeflendiğini” de bugün inceleyeceğimizi belirtmiştik.
CIA merkezli bu kampanyanın iki hedefi var:
1) Ankara-Pekin hattına sabotaj.
2) IŞİD’i Sincian-Uygur’a sokarak Çin’i sıkıştırmak.
Bugün Türkiye açısından önemli olan birinci hedefi, yarın da Çin açısından önemli olan ikinci hedefi inceleyeceğiz.
28 ŞUBAT MİLAT
Öncelikle Türkiye-Çin ilişkisine kısaca bir bakalım:
28 Şubat, Türkiye-Çin ilişkileri açısından çok önemli bir dönemdi. 28 Şubat’ta Türk Ordusu silah envanterini çeşitlendirmek amacıyla Çin’e yöneldi. En üst seviye komutan ziyaretlerinin yapıldığı bu süreçte, önemli silah anlaşmaları imzalandı.
Süreç 2002 sonunda AKP’nin iktidara gelmesiyle yavaşladı. Ancak Türk devleti AKP hükümetlerine rağmen başta Sincian Uygur Özerk Bölgesi konusu olmak üzere Ankara-Pekin arasındaki özel dosyalara olumlu bakışını korudu.
Çin’in dünya ekonomisinin ana motoru haline gelmesi ve ticaretin merkezinin Asya Pasifik’e kayması, tüm dünya ülkeleri gibi Türkiye’yi de etkiledi. Dünyanın merkezi batıdan doğuya kayarken, Türkiye de o yöne doğru hareket etmeye başladı; Erdoğan rejimi ise ters yöne kürek çekti.
ERDOĞAN’IN PAZARLIK KARTI
Bu doğal akış, ABD’yi 2010 yılında Asya-Pasifik merkezli bir güvenlik doktrini ilan etmeye götürdü. ABD, başta Japonya ve Güney Kore olmak üzere bölgedeki müttefiklerine dayanarak Çin’i çevrelemeye çalıştı.
Türkiye ise bu süreçte hem Rusya ile hem de Çin ile çeşitli alanlarda “zorunlu” yakınlaşmaya girdi. Zorunlu diyoruz çünkü dünyanın ağırlık merkezi yer değiştiriyordu ve bu da yeni ilişkiler, yeni işbirliği alanları oluşturuyordu.
Ayrıca bu zorunluluk Erdoğan için bir avantajdı; Çin’le işbirliği ABD’yle ilişkisinde bir pazarlık kartı olabilirdi. Oldu da!
Ankara Pekin’le Füze Savunma Anlaşması yaptı ama bir türlü imzalamadı. Anlaşmanın imzalanması iki nedenle sürekli erteleniyordu: Birincisi ABD’nin ve NATO’nun Ankara’ya baskısı nedeniyle, ikincisi de Erdoğan’ın bu imzayı iktidarını korumak adına ABD’yle pazarlığının bir kartı olarak kullanması nedeniyle…
Erdoğan’ın 28 Temmuz’da Çin’i ziyaret edecek olması, bu tablo nedeniyle önem kazanıyor. Gerçi bu ziyaret sonbaharda Türkiye evsahipliğinde yapılacak G-20 zirvesinin hazırlığı için olsa da, eldeki dosyalar nedeniyle ayrıca önemlidir.
TÜRK MİLLETİNİ ÇİN’E KIŞKIRTMAK
Gelelim Sincian-Uygur konusuna…
Sincian-Uygur Özerk Bölgesi, Çin ile Türkiye ilişkilerini sabote etmenin bir aracı olarak kullanılıyor. Ankara ne zaman Pekin’le bir yakınlaşma sürecine girse, Türkiye’deki NATOTürkçü kesimler sahaya sürülüyor ve “Doğu Türkistan’da kızıl katliam var” yalanıyla Türk milleti Çin’e karşı kışkırtılıyor.
Bu yalanlarla neyin amaçlandığını en iyi Erdoğan’ın yakın destekçilerinden Rasim Ozan Kütahyalı veriyor: “Doğu Türkistan konusunda olduğu gibi ABD ile ortak olduğumuz mevzu da çok sayıdadır. Türkiye ve ABD müttefik iki ülkedir. Bu dönemde müttefik ilişkilerimiz daha da derinleşmelidir. Geçmişte olanların üstüne sünger çekilmelidir. ABD ile ortak noktalarımızı genişletmeliyiz. Hele ki Çin terör devleti konusunda ise ABD ve Türkiye tam anlamıyla stratejik müttefiktir. Bu noktada birbirine en çok ihtiyaç duyan iki devlettir” (Sabah, 5 Temmuz 2015).
Çin düşmanlığı kampanyasının iki hedefinden birincisini bugün bitirirken çok önemli bir ayrıntıya dikkat çekelim: Genelkurmay karargahının resmi internet sitesinde Suriye sınırında yakalanan Çin vatandaşları için “Doğu Türkistan uyruklu” ifadesinin kullanılması yanlıştır. Doğu Türkistan diye bir yer yoktur, orası Çin’in Sincian-Uygur özerk bölgesidir.
Ülkemizin bir bölümünden “Kuzey Kürdistan” diye adım adım bahsedilmeye başlandığı bir süreçte çok daha dikkatli isimlendirmeler kullanmalıyız!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Temmuz 2015
Türkmenler soydaşımız mı?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/07/2015
Birgül Ayman Güler “Türk milleti ile Kürt milliyetini eşit sayamazsınız” dediğinde, çoğunluk bunu “Türk ile Kürt’ün eşit sayılmadığı” anlamında yorumlamış ve tepki göstermişti. O zaman bu köşede bir kaç kez yazmıştık: Birgül Ayman Güler sosyolojik bir tespit yapıyordu ve doğruydu.
Cümleden Türk ile Kürt kelimelerini çıkarınız ve yerine istediğinizi koyunuz; A milleti ile B milliyeti eşit değildir. Çünkü millet ile milliyet eşit değildir.
MİLLİYETÇİLİK DEĞİL MİLLİCİLİK
Milliyet etnisiteyle ilgilidir fakat millet, milliyetlerin toplamıdır ve siyasal bir kimliktir. Örneğin Mustafa Kemal Atatürk “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” derken, tıpkı Birgül Ayman Güler gibi milletle milliyetin eşit olmadığını belirtmiştir. Atatürk, Türkiye halkları olan Türk-Türkmen, Kürt, Arap, Laz, Çerkez vb’lerinin bir devrimle Cumhuriyet’i kurduğunu ve tek bir millet haline geldiğini belirtmiştir.
Millet yukarıda da belirttiğimiz gibi siyasal bir kavramdır, etnisiteyle, ırkla ilgisi yoktur; ortak coğrafyayı ve pazarı, ortak dili, ortak hedefi esas alır ve herşeyden önemlisi bir devrimle milli devlet kurabilmeye dayanır.
O nedenle yaygın bir şekilde kullandığımız “milliyetçilik” kavramı da aslında yanlıştır. Bugün ulusalcılık anlamında kullandığımız milliyetçiliğin doğru ifadesi milliciliktir.
MİLLİYETLER DEVRİMLE MİLLET OLUR
ABD’nin AKP-PKK ortaklığı üzerinden yürüttüğü Açılım süreci boyunca bu kavramlar hep hedef alınmıştır. Bir yandan millicilik-ulusalcılık Başbakanlık katından başlayarak tehdit ilan edilmiş, bir yandan da Türk siyasal kavramının bir etnik kavram olduğu iddiası üzerinden Kürt meselesine çözüm, Türkiyelilik diye dayatılmaya çalışılmıştır.
Türk ya da Türkmen etnisitesi ile Kürt etnisitesi eşittir ve bir devrimle birleşip milletleşmiştir. Başka milli devletlerin çoğunda olduğu gibi bizde de daha büyük ve örgütçü olan milliyet, aynı zamanda millete adını vermiştir. Bu tarihsel bir zorunluluktur.
MİLLET SOYU ESAS ALMAZ
Tüm bunları şundan anımsatma ihtiyacı duyduk: Suriye’nin kuzeyinde bir Amerikan koridoru inşa edilmekte olduğu gerçeği, pek çok yayında “soydaşlık” edebiyatına dönüştü. Türkmenlerin soydaşımız olduğu, soydaşlarımızın yardımına koşmamız gerektiği yayınları yapıldı.
Türkmenler Türk milletinin soydaşı değildir, fakat Türk milliyetinin soydaşıdır. Türk milletinin içinde Türk-Türkmen milliyeti olduğu gibi, Kürt ve Arap milliyetleri de vardır.
Komşularımızda yaşayan Türkmenler Türk milliyetinin, Araplar Adana’dan Mardin’e kadarki hatta yaşanan Arap milliyetinin ve Kürtler, güneydoğu bölgemizdeki Kürt milliyetinin soydaşıdır; fakat hiçbiri Türk milletinin soydaşı değildir.
Çünkü millet ile milliyet farklı düzlemlerdir ve millet soyu esas almaz.
IRAK, SURİYE VE ÇİN DÜŞMANLIĞI
Bu kavram kargaşı üzerinden yapılan psikolojik savaşlar, Kürt’ü Türk’ten ayırma hedefli Atlantik kaynaklı siyasal operasyonla ilgilidir. ABD’nin komşularımıza müdahalesi sırasında Türkmenlerin unutulması fakat ABD’nin ihtiyacı olduğunda “soydaş” denilerek anımsanması, Washington’un Türkiye’yi Ortadoğu’da bir mecraya sokmaya çalışmasıyla ilgilidir.
Yine en kritik zamanlarda Sincian-Uygur Türkleri üzerinden Türkiye’ye Çin düşmanlığı yaptırılması da öncelikle ABD’nin ihtiyaçlarıyla ilgilidir.
Günlerdir yaşadıklarımız kapsamlı bir operasyonun parçasıdır. Çin’in Sincian-Uygur Türklerine oruç tutturmadığı yalanı üzerinden bir kampanya başlatılmış ve sahte fotoğraflarla Türk milleti Çin’e karşı kışkırtılmıştır. Öyle ki ülkücüler Çinli sandığı Koreli gruba, Çinli diyerek Uygurlu Çin vatandaşına ve bir Türk’ün işlettiği Çin lokantasına saldırmıştır.
Bazı kesimlerde milliyetçilik hâlâ eski NATOTürkçülük etkisiyle başka milliyetlerden nefret etmek şeklinde yaşanmaktadır! Türkiye’nin gerçek Türk milliciliğine bugünlerde çok daha fazla ihtiyaç vardır.
Çin’in oruç tutturmadığı yalanı üzerinden neyin hedeflendiğini ise yarın inceleyeceğiz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Temmuz 2015
Halep düşerse rejim düşer!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/07/2015
Suriye’nin kuzeyindeki Cerablus bölgesi IŞİD’in elinde. Bölge PYD’nin eline geçtiğinde, daha önce iki kantonun birleşmesiyle uzayan Kürt koridoru ilk evresini tamamlamış olacak. Geriye Doğu Akdeniz’e açılması için Esad‘ın elindeki Halep ve Lazkiye’nin düşmesi kalıyor…
Sırf şu tablo bile koridoru engellemenin Esad‘ın Halep ve Lazkiye’yi koruyabilmesinden ve ülkesinin kuzeyinde egemenlik tesis etmesinden geçtiğini gösteriyor.
1 MUTABAKAT, 3 YÖNTEM
Ancak AKP ne yapıyor? Cerablus alınmalı diyor! Peki nasıl? AKP’nin iki yöntemi var: Ya TSK eliyle, ya da tam desteklenmiş ÖSO eliyle.
Tuzak burada başlıyor: ABD AKP Hükümeti’ne “sınır güvenliğin konusundaki endişene katılıyorum, Cerablus IŞİD’den temizlenmeli” diyor. Peki nasıl? ABD masaya kendi aktörünü sunuyor: “Görünen en uygun kuvvet sahadaki gücü nedeniyle PYD.”
Böylece masada Cerablus’un IŞİD’den alınması konusunda bir mutabakat fakat yöntemi konusunda üç seçenek belirmiş oluyor.
ABD bu tuzakla Ankara’yı “önce IŞİD” çizgisine sokuyor. Dün de belirttiğimiz gibi “üst düzey hükümet yetkilisi” bir grup gazeteciyle görüşerek bu yeni çizgiyi ilan etti.
ABD şimdi ikinci ve üçüncü tuzağı kurdu. Washington ikinci tuzakla Ankara’yı şu şekilde sıkıştırıyor: “Madem IŞİD’i sınırından atmak istiyorsun, Diyarbakır ve İncirlik Üssü’nü tam kullanımıma aç ki yoğun hava saldırısı yapayım.”
Üçüncü tuzak ise AKP’nin Halep operasyonu!
HALEP’TE ORTAK OPERASYON ARAYIŞI
AKP’nin desteklediği 13 terörist örgüt 2 Temmuz akşamı Esad rejiminin kontrolündeki Halep’e büyük bir saldırı başlattı. AKP Hükümeti “Halep düşerse, rejim düşer” diyerek bölgeye abanıyor. “Operasyonu yerinde izleyen” AKP’nin sesi Yeni Şafak, teröristlerin lideri Husanin’in ağzından dün şu sözleri manşet attı: “Osmanlı Halep’i kaybedeli 100 yıl oldu. İnşallah düştüğümüz yerden kalkacağız.”
Halep Cerablus’un güney batısında, İdlib’in kuzey doğusunda. IŞİD’in elindeki Cerablus’tan AKP’nin iki ay önce Suudi Arabistan’la anlaşarak Nusra liderliğindeki Fetih Ordusu gruplarına işgal ettirdiği İdlib’e bir çizgi çekerseniz, Halep o çizginin tam ortasında kalır.
Halep, IŞİD ile Nusra kontrolü arasındaki bölgelerin arasında kalan kritik bir konumdadır; hem ticari başkent olması nedeniyle, hem de Kürt koridorunun Doğu Akdeniz’e açılacağı hattın önünde olması nedeniyle…
İşte AKP böylesi kritik öneme sahip bir bölgeye saldırıyor. Üstelik ABD’yle Cerablus’ta “ortak operasyon” arayışında olduğu bir süreçte…
SURİYE’NİN BİRLİĞİ SORUNU
Ankara’da şöyle düşünenler de var: AKP’nin Halep hamlesi, nihayetinde koridorun Doğu Akdeniz’e açılan kapısının PYD yerine ÖSO, Nusra vb. gruplara teslim edilmesi demektir ve bu yönüyle olumludur!
İşte Türk devleti bu sakat anlayış nedeniyle 1991’den beri ABD’nin koridor tuzaklarına döne döne düşmektedir! Bölgenin PYD yerine Nusra ya da ÖSO’da olması koridoru önler mi? Esad‘da kalmasının Türkiye’nin güvenliği için en temiz çözüm olduğu görülemiyor mu?
Tablo Türkiye açısından giderek sorunlu hale gelmektedir. Uzatmadan belirtelim: Ankara’nın iki ay önce İdlib’i terörist örgütlere ele geçirtmesi, bugün de Halep’i almaya çalışması son tahlilde Amerikan koridorunun inşasına yarar!
Kuzey kuşağı içindeki bölgeler ister ÖSO, ister Nusra, ister Türkmenlerden kuracağınız örgütlerin kontrolünde olsun, Şam yönetiminin egemenliğinde olmadığı müddetçe, en sonunda Amerikan koridoruna dönüşür!
İdlib’in işgal edilmesi Esad‘ın ülkesinin kuzeyine egemen olmak için 6 ay önce başlattığı stratejik taarruzu durdurdu, Halep’in işgal edilmesi ise Esad‘ı iyice sıkıştıracak.
Sonra? Halep düşerse rejim düşecek; rejim düşerse Suriye parçalanacak.
Oysa denklem 1991’den beri sabittir: Irak’ın birliği ve Suriye’nin birliği, Türkiye’nin birliğidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Temmuz 2015
ABD’nin hedefi AKP-PYD cephesi kurmak
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/07/2015
Erdoğan‘ın Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerle ilgili yaptığı bir kaç açıklama, onun koridora karşı konumlandığı şeklinde yorumlandı. Problemin kaynağının problemi çözemeyeceği gerçeğinden hareketle, bu açıklamaların erken seçim hesaplı iktidarı koruma hamlesi olduğunu belirttik.
Dahası Erdoğan‘ın koridora değil ama Suriye’ye müdahale etmek istediğini, fakat TSK’nin bu girişime direndiğini anlattık.
Bu tartışmaların ardından şu gelişmeler yaşandı:
3 GÜNDE TESLİMİYET
29 Haziran Pazartesi: ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner: “Tampon bölge konusunda ABD’nin pozisyonu değişmedi.”
30 Haziran Salı: ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby: “Tampon bölgeye şu aşamada gerek yok.”
30 Haziran Salı: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden konuyu telefonla görüştü. Ancak Ankara ve Washignton, bu özel diplomasiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmadı.
30 Haziran Salı: Dolaylı açıklama Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın basın danışmanı İbrahim Kalın‘dan geldi: “Suriye konusunda baştan beri tek taraflı bir eylemin içinde olmayacağımızı ifade ettik.”
1 Temmuz Çarşamba: ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass: “Sınır kimdeyse IŞİD’le o mücadele etmeli.”
ANKARA’NIN 1 NOLU HEDEFİ IŞİD
Peki üç günlük bu gelişmelerden sonra ne yaşandı?
“Üst düzey bir hükümet yetkilisi” bir grup gazeteciyle görüşerek hükümetin çizgisini ilan etti. O görüşmeye katılan gazetecilerin dün köşelerinde yazdıklarını biraraya getirdiğimizde, AKP’nin şu çizgiye geldiğini görmüş oluyoruz:
1) Türkiye’nin 1 numaralı hedefi artık IŞİD’dir. Yani Ankara bir yıllık ayak sürümenin ardından ABD’nin istediği pozisyonda tamamen çıpalanacağını ilan etmiş oldu!
2) Türkiye, IŞİD ana hedefli yeni süreçte ABD’yle daha yoğun işbirliğine hazır.
a) Türkiye, ABD ile Eğit-Donat kapsamındaki işbirliğini daha üst seviyeye taşıyabilir. (TSK’nin eğitilmeyecek örgütler kırmızı çizgisi ortadan kalkabilir.)
b) Türkiye, ABD ile ortak planlama şartıyla IŞİD’i vurmak için İncirlik Üssü’nü “tam” kullanıma açabilir.
3) Ankara bu süreçte ABD ile Suriye’ye ortak operasyon arayışında olacak ve birlikte tampon bölge kurma hedefini zorlayacak.
4) Türkiye, ÖSO’yu sonuna kadar destekleyecek, diğer yandan da Türkmenleri sahada değerlendirecek.
EBELİKTEN BEKÇİLİĞE İTİLEN AKP
Böylece ABD “ya IŞİD ya PYD” diyerek yaptığı sıkıştırma hamlesinden sonuç almış oldu. Zira Ankara hangisini seçerse seçsin, aynı girdaba sürüklenecekti…
ABD’nin sıradaki hedefi ise şu: Esad ile IŞİD’in işbirliği yaptığı iddiaları üzerinden Ankara ile PYD’yi aynı mevziye sokmak! (Kobani’de en sonunda AKP’ye peşmerge koridoru açtıran ABD, daha ileri seviyede bir işbirliği zorlayacak.)
Ahmet Davutoğlu‘nun önceki akşam yeniden Esad ile IŞİD’in 28-30 Mayıs tarihlerinde Haseke’de görüştüğü ve işbirliği kararı aldığı iddiasını gündeme getirmesi, bu hedefin işaretlerinden biridir.
Böylece Esad’ı yıkma hedefiyle 5 yıldır Amerikan koridoruna fiili ebelik yapan Erdoğan hükümeti, koridora bekçilik aşamasına iteklenmiş oldu!
Problemin kaynağı probleme çözüm olamaz. Türkiye koridora Suriye sınırından değil, ancak Ankara’nın göbeğinden müdahale edebilir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Temmuz 2015
Erdoğan’ın yol haritası
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/07/2015
276 sandalyesi olmayan AKP’nin TBMM Başkanlığını alabilmesi, kabul etmeliyiz ki, Erdoğan‘ın başarısıdır. Erdoğan rakiplerinin çelişmelerinden yararlanarak İsmet Yılmaz‘ı TBMM Başkanı yapabildi.
TEK SUÇLU MHP Mİ?
Bu tabloyla ilgili olarak haliyle MHP suçlandı öncelikle. Zira 4. turda HDP gibi CHP’nin adayı Deniz Baykal‘a oy verselerdi İsmet Yılmaz değil, Baykal seçilecekti. Ancak MHP sırf HDP Baykal‘a oy verecek diye geçersiz oy kullandı.
Fakat konunun bir de şu yönü var: Mesele AKP’nin adayını TBMM Başkanı yaptırtmamaksa, çok daha işe yarar bir yol izlenemez miydi? Örneğin Baykal 3. turun sonunda kazanamayacağını göre göre neden seçime devam etti? Muhalefet yola son turda Baykal yerine MHP’nin adayı Ekmeleddin İhsanoğlu ile devam ederek İsmet Yılmaz‘ın önünü kesemez miydi?
İlke mi dediniz? Ekmeleddin İhsanoğlu daha 11 ay önce CHP’nin cumhurbaşkanı adayı değil miydi? CHP’nin dün cumhurbaşkanı görmek istediği birini bugün TBMM Başkanı olarak görmek istememesi mümkün mü?
Ya da?
CEPHE KURABİLME KABİLİYETİ
Dönüp yine Erdoğan-Baykal görüşmesine bakmalıyız. Baykal‘ın Kemal Kılıçdaroğlu‘na rağmen yaptığı o 2,5 saatlik görüşme, acaba Baykal‘ın 4. tur ısrarının kaynağı olabilir mi?
Erdoğan-Baykal ikilisi, bundan sonraki süreci Erdoğan‘ın lehine ilerletebilmek için özel bir işbirliği yapıyor olabilir mi? Erdoğan‘a 2003’te milletvekili yolu açmak zorunda kalan Deniz Baykal, yoksa devamını da getirmekle mi yükümlü?
Bu özel ilişkiye dair pek çok spekülatif iddia var, bilemiyoruz. Fakat üzerinde durmamız gereken şudur: Erdoğan, hâlâ iyi oyun kurabiliyor.
Haziran 2013’te saltanatı sallanan Erdoğan‘ın 30 Mat 2014’te yerel seçimleri kazanması, 10 Ağustos 2014’te cumhurbaşkanı seçilmesi ve tüm kötü gidişata rağmen AKP’yi 7 Haziran’dan birinci parti çıkarabilmesi başarıdır.
Erdoğan‘ın 13 yılının özeti şudur: Erdoğan, yola devam edebilmek için hızla yeni müttefikler bulma, yeni cepheler oluşturabilme kabiliyetine sahiptir; müttefiklerini birbiriyle çarpıştırmasını, rakiplerinin çelişmelerinden yararlanmasını iyi bilmektedir.
Örneğin Haziran’dan sonra eski ortağı cemaate karşı daha geniş bir cephe kurabilmesi, Erdoğan‘ın pozisyonunu yeniden tahkim edebilmesini sağlamıştır. Örneğin 7 Haziran seçimlerine iki ay kala HDP’ye karşı milliyetçi bir söyleme yönelmesi, partisinin düşüşünü belli bir noktada frenleyebilmiştir.
ERDOĞAN’IN AJANDASI
Ve şu anda Suriye’nin kuzeyindeki kuşağa karşı izlediği ince taktiklerle, manevra alanını genişletmeye çalışmaktadır. Erdoğan‘ın TBMM Başkanlığını kazandıktan sonra izlemeye çalışacağı yol haritası şöyle görünüyor:
1) Koalisyon görüşmelerini baltalamak, uzamasını sağlamak. (Kuşkusuz AKP’de bu çizgiye itiraz edenler var.)
2) Ağustos başındaki Yüksek Askeri Şura’ya (YAŞ) mevcut hükümetle girerek istediği düzenlemeyi yapabilmek.
3) Kendisini ve ailesini soruşturmadan kurtarmak şartlı bir koalisyon anlaşması aramak.
a) Uzayan koalisyon sürecinden yararlanarak ve TSK’yi Suriye politikasına alet ederek erken seçimde AKP’ye tek başına hükümet kurabilecek sandalye kazandırmak.
b) Siyaseti tıkayarak erken seçim takvimi ilanlı AKP azınlık hükümetine Türkiye’yi mecbur etmek.
c) Açılım sürecinden tavizler vererek ve Suriye’de görüntüyü kurtaracak hamleler yaparak kısa sürecek bir AKP-MHP koalisyonuna razı olmak ve zaman kazanmak.
YENİDEN HAZİRAN
Kuşkusuz Erdoğan‘ın kendisine sürekli yaşam alanı açabilme başarısındaki aslan payı muhalefetindir. Erdoğan‘a karşı TBMM’den yapılacak muhalefetin yetersizliği ortadadır.
Erdoğan‘ı silkeleme kabiliyeti Haziranlardadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Temmuz 2015
Askerin 9 endişesi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 03/07/2015
Türk Ordusu AKP Hükümeti’nin Suriye’de güvenli bölge inşa etme direktifine direnmeyi sürdürüyor. Peki neden? Asker “Amerikan koridorunu” engellemek istemiyor mu? Elbette istiyor ama şu 9 endişe nedeniyle hükümet direktifine direniyor:
TAMPON TAMPON İÇİN Mİ, KORİDOR İÇİN Mİ?
1) Henüz hükümet belli değil. Asker böylesi önemli bir direktifin, sorumluluklar açısından, yeni kurulacak olan hükümet tarafından verilmesi gerektiğini düşünüyor.
2) Bir ay sonraki Ağustos şurasında yüksek komuta heyeti büyük oranda değişecek. Bu önemde bir askeri harekatın yeni komutanlarca ele alınması gerektiği birincisi işin teknik boyutu nedeniyle, ikincisi de bazı siyasal hesaplar nedeniyle düşünülüyor.
O siyasla hesap ise şu: Erdoğan, bir ay sonra yapılacak Yüksek Askeri Şura’ya mevcut AKP Hükümeti’yle gidilmesini istiyor ve bu nedenle koalisyon görüşmelerinin uzamasını, o tarihe kadar bir hükümet kurulmamasını istiyor. Asker ise YAŞ’ın bu boyutta “siyasallaştırılmasını” doğru bulmuyor.
3) Askerin önünde şu hayati soru duruyor: Tampon koridoru önlemek için mi, tampon tampon için mi? Zira asker çok iyi biliyor ki, AKP Hükümeti tam bir yıldır tampon bölge için bastırıyor ve inşa edilebilmesi için fırsatlar arıyor. (Ürdün’ün AKP’yle eş zamanlı Suriye’nin güneyinde tampon bölge hazırlığına soyunması, ilerisi için büyük endişe yaratıyor.)
Abdülkadir Selvi‘nin Suriye’de kurulmak istenen tamponu doğrudan Irak’taki 36. paralel çekme olayına benzetmesi, AKP’nin konuya bakışını özetliyor! (Yeni Şafak, 1 Temmuz 2015)
Öte yandan kurulacak tampon ya da güvenli bölge üzerinde ısrarla uçuş yasak bölge istenmesi, asıl hedefin hâlâ Esad olduğu gerçeğini gösteriyor. Güvenli bölgede ÖSO hakimiyetinin düşünülmesi ve Eğit-Donat programlarının oraya taşınması düşüncesi, tamponun hedefini bulanıklaştırıyor!
ERKEN SEÇİME ALET EDİLME RAHATSIZLIĞI
4) Asker, mevcut Kürt koridoru sorununun AKP Hükümeti’nin Suriye’ye uyguladığı 5 yıllık düşmanlık politikası nedeniyle ortaya çıktığını biliyor ve bu nedenle hükümete güvenmiyor!
En son Erdoğan‘ın Riyad ziyaretiyle ortaya çıkan Türkiye-Suudi Arabistan işbirliğinin yarattığı sonuçlar orduyu rahatsız ediyor. Nedir o sonuçlar? Türk topraklarında “ortak operasyon merkezi” kurulması, Esad karşıtı muhaliflerin El Kaide’nin Suriye kolu olan Nusra’nın önderliğinde Fetih Ordusu adı altında birleştirilmesi, Şam yönetiminin kuzeye doğru yaptığı stratejik taarruzu İdlip operasyonuyla durdurması…
Son iki ayda yaşanan bu gelişmeler, Kürt koridorunun mimarlığı diye değerlendiriliyor!
5) Erdoğan‘ın tek başına iktidar olamayan AKP’ye bir erken seçimle 276 milletvekili kazandırma hedefi peşinde olduğu ve buna askeri alet etmeye çalıştığı tezleri Ankara’da gün geçtikçe daha çok konuşuluyor. Asker erken seçime alet edilme olasılığından büyük rahatsızlık duyuyor. Kimi eski yüksek komutanların basına yansıyan açıklamaları, bu rahatsızlığın bir ifadesi olarak değerlendiriliyor.
AKP’NİN ESAD DÜŞMANLIĞI SÜRÜYOR
6) Asker, Ankara’nın Şam karşıtı politikasının sürdüğünü görüyor. Gerek Ahmet Davutoğlu‘nun gerekse Recep Tayyip Erdoğan‘ın ve sözcüsü İbrahim Kalın‘ın doğrudan Şam yönetimini hedef alan açıklamaları, müdahalenin politik hedefi açısından sorunlu bulunuyor. Asker bu nedenle “Şam’la anlaş” uyarısı yapıyor ve Dışişleri’nin bu nedenle Rusya ve İran’la doğrudan temasa geçmesi gerektiğini savunuyor.
7) Asker, AKP’nin ABD’ye “beraber tampon kurma önerileri” götürdüğü şartlarda, Amerikan koridorunun yıkılamayacağını düşünüyor. Harekat planlamasının, ABD’yle kurulmuş “ortak operasyon merkezlerinin” işlevsizleştirilmesi, İncirlik’in kullanımının daraltılması, Eğit-Donat programının kaldırılması hatta Esad‘a karşı kurulan patriotlardan vazgeçilmesi gibi pratik “caydırı” adımlarla birlikte ele alınması gerektiği düşünülüyor.
8) Politik hedef koridorun engellenmesiyse, asker bunun yolunun askeri harekattan önce sınırların kapatılmasından, angajman kurallarının kaldırılmasından, ABD ve Suudi Arabistan’la yapılan Suriye karşıtı işbirliğinin bitirilmesinden geçtiğini düşünüyor. Zira koridor pratikte Suriye’nin kuzeyinde bir otorite boşluğu yaratılmasından ve Esad‘ın o bölgeye egemen olmasının engellenmesinden doğuyor!
9) Tüm bunlardan daha önemlisi, Kürt koridorunun ağırlığının, yani PKK’nin asıl Türkiye’de bulunduğu gerçeğidir. Askere göre koridora müdahale, pratikte PKK’ye karşı mevzilenilmeye bağlıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Temmuz 2015
AKP’nin koridordan Esad düşmanlığı çıkarma hedefi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/06/2015
Erdoğan‘ın havuz medyasına bakarak AKP’nin Suriye’deki Amerikan koridoruna karşı gerçkte nasıl konumlandığı hakkında bir fikre sahip olabiliriz.
Örneğin dünkü Akşam gazetesinde, bir kaç gündür olduğu gibi koridor tehdidiyle ilgili manşet vardı. Güzel.
Hatta manşetin içinde, “koridora karşı ne yapılır” sorusuna yanıt niteliğinde bir de yorum-analiz vardı. Üstelik analizin sahibi sıradan bir isim değil, Akşam‘ın etkili isimlerinden Murat Kelkitlioğlu‘ydu!
Peki Kelkitlioğlu‘nun koridora çaresi ne? 1. sayfadan altarıyorum: “Ben olsam, MİT TIR’larını ağır silahlarla doldurup Türkmenlere, Özgür Suriye Ordusu’na gönderirim…” (Akşam, 23 Haziran 2015)
Buradaki “Türkmenler” ifadesinin kamuoyu için cümleye monte edildiği ortada. Peki ÖSO’yu silahlandırarak koridor önlenir mi? Koridor tam da bu örgütleri silahlandırmanın sonucu ortaya çıkan otorite boşluğundan doğmadı mı?
AKP’NİN ÖSO SEVDASI
Kelkitlioğlu‘nun “çaresinin” kişisel değil “kurumsal” olduğunu başka yorumlara bakarak söyleyebiliriz. Örneğin AKP’nin “amiral gemisi” Yeni Şafak‘ın kaptanı İbrahim Karagül‘ün önceki günkü analizi…
Karagül, Türkiye’nin güneyinde “Kürt milliyetçiliğini de aşan bir tasarım” tuzağının bulunduğunu söylüyor ve o tuzağı tarif ediyor: “Bu tuzak, Suriye’nin meşru muhalefetini zayıflatırken Şam yönetimi, Hizbullah, PYD ve IŞİD’i aynı cephede birleştiriyor.” (Yeni Şafak, 22 Haziran 2015)
Şam yönetimine yani Esad‘a karşı “meşru” olan muhalefet kim? AKP’nin 5 yıldır işbirliği yaptığı, desteklediği, Türkiye’nin imkanlarını sunduğu terörüst örgütler! Onlara SUK, SUKO, ÖSO gibi adlar vererek “meşru” göstermeye çalışan AKP hükümeti, en başından beri İhvan türevli bu örgütlerin hakim olduğu federatif hatta parçalanmış bir Suriye istiyor! (Bu noktada hangi ve kimin koridoru iç tartışmaları var.)
DÜŞMAN CEPHE İMALATI
Kuşkusuz Karagül‘ün Suriye’de birbiriyle çarpışan kuvvetleri aynı cephedeymiş gibi sunmasını cehaletle açıklayamayız. Karagül, meseleyi Erdoğan ve Davutoğlu‘nun istediği gibi koyuyor. İkili özellike koridor meselesi gündeme geldiğinde beri sürekli Esad-PKK/PYD-IŞİD işbirliğini iddia ederek bir düşman cephe imal etmeye çalışıyor.
Neden? Kamuoyunun gündeminde olan koridor tehdidinden kendi çıkarlarına nemalanmak için!
Koridor’un aktörlerini, sürekli Esad’ın işbirliği yaptığı örgütler diye sunarak, Türk kamuoyunu Esad’a karşı yeniden kışkırtmak peşindeler! Koridorun sahibinin ya da en azından sorumlusunun Esad olduğunu kafalara işlemeye çalışıyorlar!
Peki bu kafa koridoru önleyebilir mi? 5 yıldır istihdam ettiği terörist gruplarla Esad‘ı devirmeye ve Suriye’yi parçalamaya çalışarak Amerikan koridorunun inşasında görev yapan AKP Hükümeti, durumdan hâlâ Esad düşmanlığına kazanç elde etmeye çalışarak koridoru önleyebilir mi?
Daha somut söyleyelim: Problemin kaynağı olanlar, problemin çözümünde yer alabilir mi?
SINIRI KAPAT, ÖSO’YU DAĞIT!
Ne demişti Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim? “Siz sınırlarınızı geçişlere kapatın, biz meseleyi 3 ayda çözeriz.”
Koridoru önlemek isteyenler meseleye buradan başlar: Suriye’ye düşmanlığı bitirir, temas ve işbirliği sağlar, sınırı kapatır, ÖSO’yu dağıtır, Suriye Hava Kuvvetleri’nin kuzey kuşağına yani koridora karşı egemenlik uçuşu yapmasını engelleyen angajman kurallarını kaldırır…
Bakınız Türkiye bunları yapsın, TSK’nin koridora müdahalesine bile gerek kalmaz!
Zira anımsayın, AKP Hükümeti Suudi Arabistan ve Katar’la anlaşıp terörist örgütleri “Fetih Ordusu” adı altında birleştirerek Esad‘a karşı Idlip’te taarruza geçene kadar, stratejik üstünlük Esad‘daydı ve Şam yönetimi adım adım kuzeye hakim oluyordu! Yani AKP iki ay önce Idlip saldırısını yapmasa, bugün koridor tehdidi bu boyutta olmayacaktı!
Bitirirken bir ricada bulunalım: Zorunlu bir aile ziyareti nedeniyle okurlarımdan 5 günlük izin istiyorum. 5 gün sonra görüşmek dileğiyle…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Haziran 2015
Ankara ‘casus belli’ ilan etmeli
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/06/2015
Suriye’deki Amerikan koridorunu önleyebilmek için Türkiye’nin hafızasında çok önemli bir deneyim var: Kuzey Irak deneyim,.
Eğer Ankara bu deneyimden dersler çıkararak hareket edebilirse, Amerikan koridorunu engelleyebilmek bakımından büyük avantajlar kazanacaktır.
Gelin bugün bu konuda karşılaştırmalı bir inceleme yapalım:
İKİ ZIT ÇİZGİYLE YÜRÜMEZ
1) Bugün Suriye’deki gelişmelerle ilgili Ankara’da iki temel çizgi var. AKP’nin 2011 yılından beri Suriye’de Esad‘a düşmanlık politikası sergilemesi ile bunun en sonunda Amerikan koridoruna dönüşeceğini saptayarak daha ilk günden itiraz eden milli çizgi, iki temel çizgiyi oluşturuyor.
Dün de bir yanda Özal‘ın çizgisi, diğer yanda da merkezinde Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis‘in olduğu milli çizgi vardı ve karşı karşıyaydı.
Kaba bir değerlendirme yaparsak, koridor, iki çizgiden hangisinin ağır basacağına göre şekilleniyor ya da şekillenemiyor.
2) Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu en önemli sıkışmışlık, düşmanıyla dostunun aynı kuvvet olmasıdır.
ABD görünürde müttefiktir, fakat pratikte Ankara’nın tam karşısındadır. Ankara, Amerikan müttefikliği ile Amerikan koridoru arasında sıkışmaktadır. Bu yığınak hatasıdır ve koridora karşı geliştirilecek hamlelerde Ankara’nın manevra kabiliyetini olumsuz etkilemektedir.
Durum dün de böyleydi: Türkiye ABD’nin müttefikiydi, Özal Bush‘un ortağıydı, Irak planı konusunda Bush‘un hizasındaydı.
Türkiye bu ikilem nedeniyle yığınak hatası yapmış oldu ve sonrasındaki Çelik Harekatı gibi doğru taktik hamleleri, sonucu “kesin” olarak değiştiremedi.
GÜVENLİ BÖLGE TUZAKTIR
3) ABD’nin IŞİD stratejini kabul etmek, bunun altında Eğit-Donat programını uygulamak, İncirlik’i kullandırtmak, Ankara’nın koridora karşı elini zayıflatan konulardır. Zira ABD bu işlere ortak ederek Türkiye’yi hareketsizleştirmektedir.
Dün de böyleydi. Türkiye ABD’nin Çekiç Güç’üne ortak edildi, topraklarında bu güce karargâh açtı ve en sonunda kendisini peşmerge eğitirken buldu!
4) ABD’nin IŞİD stratejisi içinde güvenli-tampon-uçuşa yasak bölge, gerçekte koridor demektir. Ankara ABD’nin IŞİD stratejisi içinde böyle bir tuzaktan uzak durmalıdır.
Zira dün de aynı tuzak kurulmuş ve tuzağa düşülmüştü: ABD Irak’ın kuzeyinde 36. paraleli ilan ettiğinde, Ankara “Saddam’a sormadan Irak’a girer terörle mücadele ederiz” diyerek sevinmişti. Ancak sonuçta güneyinde Barzanistan’ı bulmuştu.
Zira Ankara Saddam’a sormadan PKK’ye karşı operasyonlar yaparken, esası bırakıyor, koridora karşı askeri müdahale yapmamış oluyordu. Türkiye 1995 tarihinde Çelik harekatı yapana kadar da, ABD Bazarnistan’ı inşa konusunda önemli atılımlar yapmış oldu.
ŞAM’LA İŞBİRLİĞİ
5) Suriye’deki Amerikan koridorunu önleyebilmenin yolu Ankara’nın önce Şam’la ardından da Tahran ve Bağdat’la işbirliği geliştirebilmesine bağlıdır. Şam’ın işbirliğinden yoksun bir Suriye harekatı, büyük sıkıntılar doğrucaktır ve en sonunda Ankara’yı koridor bekçiliğine mecbur edecektir.
Dün de benzeri oldu. Ankara bölge ülkeleriyle işbirliği geliştiremediği için ABD’nin Kuzey Irak’taki koridorunu en sonunda kabul etmek zorunda kaldı.
Ankara’nın 1995 Çelik Harekatı’yla başlayan ve 1996’da Ankara Süreci denilerek Bağdat’la işbirliğine dönüşen süreç, bu dönemde, koridoru önlemek için yapılmış en önemli milli atılımdı ancak 1998’de Washington Süreci’yle önü kesilmiş oldu.
6) Bugün Ankara’da Amerikan koridoru için “tehdittir” görüşleri dile getirilmeye başlandı. Ancak yetersizdir, çünkü caydırıcı özellliği yoktur. Ankara, Ecevit hükümetinin yaptığı gibi, koridoru “casus belli”, yani “savaş nedeni” ilan edebilmelidir. Washington’un ciddiye alacağı esas beyan budur!
Bugün Türkiye’nin atacağı ilk adım bu ilandır. Arkasında Şam’la çeşitli kanallar üzerinden temas kurmak gerekir ve ardından da diğer bölge ülkeleriyle…
Türk Ordusu’nun koridora müdahalesi ancak bu yoldan ilerlendiğinde çözüm getirir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Haziran 2015
Güvenli bölge kime yarar?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/06/2015
Suriye’nin kuzeyinde bir Amerikan koridoru inşa ediliyor mu? Ediliyor.
Bu süreç, Atlantik cephesinin “insan hakları” maskesiyle Esad rejimini hedef almasıyla başladı ve bu noktaya geldi mi? Geldi.
Atlantik cephesi kimlerden oluşuyordu? AKP Hükümeti, Suudi Arabistan ve Katar ABD’nin Suriye’deki taşeronları mıydı? Taşeronlarıydı.
ABD’nin Suriye’de kullandığı aletler kimdi? PKK-PYD’den ÖSO’ya, IŞİD’den Nusra’ya, hemen tüm örgütler 5 yıllık Suriye’yi parçalama sürecinde kullanıldı mı? Kullanıldı.
Bu aletlerin kullanılmasında, lojistik ve istihbarat desteğiyle Suriye’de terör estirmelerinde AKP’nin payı var mıydı? Vardı.
AKP Hükümeti PYD lideri Salih Müslim‘i hem Ankara’ya davet ederek hem de başka adreslerinde biraraya gelerek “özerkliğe karışmayız, ama Esad‘a karşı ÖSO’yla hareket et” anlaşması yaptı mı? Yaptı.
AKP Hükümeti PKK lideri Öcalan‘la Açılım mutabakatı yaptı mı? Yaptı.
Öcalan Açılım’ın yarattığı koşullarda ve AKP Hükümeti’nin izniyle örgütüne Suriye’de özerklik talimatı verdi mi? Verdi.
KORİDORA KARŞI NASIL KONUMLANILIR?
Şimdi tüm bunlar olmuşken AKP Hükümeti’nden Amerikan koridoruna gerçekten karşı çıkmasını beklemek mümkün mü? 13 yıllık mazisi ortada olan bu hükümetin, bizim gibi yıllardır bu tehlikelere dikkat çeken yazarlardan daha güçlü “vatan ve millet bağı” olduğu iddia edilerek Türkiye cephesine yerleştirilmesi, en azından şu aşamada doğru mu?
Daha basit soralım: BOP eşbaşkanının BOP haritasına karşı mücadele yürütmesi mümkün mü? Neredeyse mümkün değil, fakat imkansız da değil.
Ancak burada şablonlar yaratıp, “tamam bölücüydü ama bu tür iktidarlar bölünme tehdidi gerçekten ortaya çıktığında vatanseverleşir” gibi yaklaşımlarla, ya da “hakim sınıflar son tahlilde vatan bütünlüğünü savunur” gibi tezlerle olaya yaklaşamayız.
Gerçeği olgularda aramalıyız. Nedir bakacağımız olgu? AKP Hükümeti Esad’ı devirme hedefinden vazgeçerse ve adım adım Şam rejimiyle anlaşırsa, o zaman AKP Hükümeti’nin Amerikan koridoruna karşı konumlandığını söyleyebiliriz!
Peki böyle bir işaret var mı? Hayır. Tersine Erdoğan da Davutoğlu da Esad‘ı hedef almayı sürdürüyor. Dahası Davutoğlu, IŞİD ve PYD’yi Esad‘la işbirliği yapmakla suçluyor! Ve Erdoğan-Davutoğlu ikilisi uzun bir süredir ABD’yi doğrudan Esad‘ı hedef alan bir askeri müdahaleye zorluyor, NATO’yu göreve çağırıyor!
Hem ABD’nin Suriye’ye açık saldırısını isteyip, hem de ABD’nin koridoruna karşı konumlanılabilir mi?
SIFIR MÜTTEFİKLİ MÜDAHALE OLUR MU?
Türkiye’nin Esad’la anlaşarak Amerikan koridoruna müdahaele etmesi ne kadar doğruysa, güvenli bölge istemesi de o kadar yanlıştır.
Pratikten giderek düşünelim: Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi sadece Ankara ile Şam’ı ilgilendiren bir mesele değildir. Bir cephesi Rusya, İran, Suriye, Irak olan, diğer cephesi ABD, İsrail, Fransa, Suudi Arabistan, Katar olan bir meseledir. Dahası PKK’den ÖSO’ya, IŞİD’den Nusra’ya onlarca örgüt vardır.
Düşünebiliyor musunuz, Türkiye hemen hepsine karşı olarak TSK’yi Suriye’ye sokacak! Akıl işi midir bu? Hangi kurmay, sıfır müttefikli bol düşmanlı bir bölgesel savaşa girer? “Esad’la anlaşmadan koridora müdahale etmek yanlıştır” ısrarımızı bu nedenle yapıyoruz.
Esad‘la anlaşmadan yapılacak bir müdahalenin en kötü sonuçlu senaryosunu da söyleyelim: Türkiye “Amerikan koridorunu” önlemek için Suriye’ye girer, bir güvenli bölge de kurar. Sonra? Şam rejimiyle anlaşmadan orada işgalci gibi uzun süre kalabilir mi? İki yönlü sıkıştırılarak çıkmaya zorlanır ve en sonunda geri dönmek mecburiyetinde kalır. O zaman ne olur? Amerikan koridoru engellenememiş, tersine koridora “yenilerek” meşruiyet kazandırılmış olur!
Not: Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile tartıştığımız konu, Parti’nin programı veya temel politikalarıyla ilgili değil, güncel taktiklerle ilgilidir; Amerikan koridorunun nasıl engelleneceğiyle ilgilir. Dolayısıyla açık yapılmasında Parti hukuku açısından bir sorun yoktur. Ve daha önemlisi, Türkiye kritik kararların eşiğindedir. Böylesi zamanlarda ayrıntılarda olabildiğince çok görüş açıklanması Parti’nin fikir hayatını canlandırır, siyasetlerini olgunlaştırmasına katkıda bulunur. O nedenle ayrıntılarda fazla ve çeşitli fikirlerin çıkmasını engellememek, tersine teşvik etmek gerekir. Bu ve benzeri tartışmalar bahanesiyle Parti düşmanlığı yapanlara en iyi yanıt böyle verilir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Haziran 2015
Ya Esad’la işbirliği, ya koridor
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/06/2015
IŞİD’in Musul’u işgaliyle başlayan yeni dönemde Obama yönetimi ile Erdoğan iktidarı arasındaki çelişme neydi?
1) Erdoğan, “Önce IŞİD” diyen Obama‘yı “hem IŞİD hem Esad” çizgisine çekmeye çalışıyordu.
2) Erdoğan Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge, olmadı tampon bölge, ya da en azından cep bölge istiyordu. Tabi korunması için ayrıca bölgenin uçuşa yasak ilan edilmesini…
AKP Hükümeti bu iki konuda Washington’u zorlayabilmek için hem Eğit-Donat programının imzasını, hem de İncirlik’in kullandırtılmasını ağırdan aldı. Yoksa temelde bir itiraz yoktu. Ve en sonunda Eğit-Donat’ı da imzaladı, İncirlik’i silahlı predatörlere de açtı.
Bu pazarlıkların uzamasındaki bir diğer etken de ABD’deki çatlaklardı. Demokrat Obama yönetiminin tersine kimi Cumhuriyetçiler açık açık Erdoğan‘ın “önce Esad” ve “güvenli bölge” talebine destek verdiler. Erdoğan da zaten demokratlerin iktidarının biteceğini ve cumhuriyetçilerin iktidarıyla eski işbirliği döneminin yeniden başlayacağını öngörüyordu.
ABD: ESAD SAVUNMADA
Tel Abyad operasyonu ile işte bu durum değişmeye başladı. ABD, AKP’nin tampon bölge ve “hem IŞİD hem Esad” çizgisine yaklaşmaya başladı. (Gerçekte ABD’nin bir yere yaklaştığı yok, tersine bu aşamayı bekleyen Washignton’du ve şimdi Ankara kendi çizgisi sanarak daha aktif rol arayacak!)
Tel Abyad operasyonu sonrası ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey‘in “Esad artık savunmaya geçti” ve ABD Savunma Bakanı Ashton Carter‘in “Esad zayıfladı, Esad’ın içinde yer almayağı bir dönüşüm mümkün” demesi, yeni bir durumun işaretidir.
Değişim sadece Esad konusunda mı? New York Times‘da yer alan tam sayfalık “Suriye’de uçuşa yasak bölge kurulmalı” ilanını da not etmeliyiz!
AKP’NİN ESAD DÜŞMANLIĞI SÜRÜYOR
Bu durumda “tampon bölge kimin” sorusunu sormalıyız? ABD’nin mi yoksa AKP’nin mi? Hatta TSK’nin mi?
İki gündür ısrarla vurguluyoruz: Esad’la işbirliğini esas almayan hiçbir adım Amerikan koridorunu engellemez, tersine bekçiliğine dönüşür. Şam’la anlaşmadan yapılacak bir müdahale, niyetiniz ne olursa olsun, en sonunda gelip ABD’nin çıkarlarına hizmet eder!
Bugün Suriye’de olanlar, dün Kuzey Irak’ta olanların neredeyse aynısı: O gün de Ankara ABD’nin Irak’ta 36. paraleli çekmesini fırsat olarak gördü; en üst düzey TSK komutanları “Saddam’a sormadan Irak’ın kuzeyine girer çıkar, terörle mücadele ederiz” diye sevindi. Peki ne oldu? Barzanistan kuruldu!
Ya bugün? Bugün de AKP Hükümeti Tel Abyad’ı ABD’yi tampon bölgeye ikna etmenin fırsatı gibi görüyor! Bu nedenle Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi yine “Esad devrilecek” heyecanını açık açık ekranlardan gösteriyor!
Önemle belirtelim: Buradan, yani Esad‘ı düşman ilan ederek yürütülen politikadan, en sonunda koridora bekçilik çıkar!
SKUK’UN ‘FEDERAL SURİYE’ TALEBİ
Bakınız önceki gün PKK dışındaki Kürt örgütlerinin çatı örgütü olan SKUK (ENKS) Kamışlı’da 3. Kongresi’ni yaptı. Kongre’den “federal Suriye” talebi çıktı.
Oysa geçen ayın başında Türk Dışişleri heyeti SKUK heyetiyle görüşmüştü. Tıpkı Davutoğlu‘nun daha önce bu heyetle Katar’da görüşmesi gibi…
Ancak bu görüşme Türk basınında yer almadı. Dışişleri kaynaklarına sordum: SKUK’un Suriye Ulusal Konseyi’nin bir parçası olduğunu ve o nedenle düzenli görüştüklerini belirttiler.
Peki AKP’nin o görüşmesinden kısa bir süre sonra SKUK’un “federal Suriye” demesi ne anlama geliyor? Görüşmenin işe yaramadığını mı gösteriyor, yoksa AKP’nin ana hedefinin de “federal Suriye” olduğunu ve Tel Abyad’la ortaya çıkan koridor gerçeğine bu hedefin fırsatı olarak baktıklarını mı? (Fakat Müslüman Kardeşlerin pay kaptığı bir federal Suriye istiyorlar elbette!)
Ankara’da şimdi pek çok görüş masaya geliyor ve tartışılıyor. Bu nedenle tekrar tekrar vurguluyoruz: Koridora karşı koyabilmenin yolu öncelikle Esad’la işbirliğidir! Doğru yöntem oradan çıkar!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Haziran 2015