Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları
ESAD DEĞİL ERDOĞAN YARGILANIYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/01/2014
2. Cenevre Konferansı’nın ilk gün toplantıları önemli bir gerçeği resmetti: Suriye’deki acı tablonun en önemli sorumlusu Erdoğan’dır!
Evet, Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim tüm dünyanın önünde, onlarca ülkenin dışişleri bakanının karşısında aynen böyle söyledi ve üç yıllık tabloyu şu sözlerle özetledi: “Erdoğan olmasaydı bunların hiçbirisi olmazdı.”
SİHİR SİHİRBAZ OLDU
Emperyalizme karşı vatanını savunma haklılığı ve kararlılığıyla konuşan Velid Muallim, önce salonda bulunan muhalif temsilcileri vatana ihanetle suçladı. Ardından da başta Erdoğan olmak üzere bazı ülke yöneticilerini suçladı.
Erdoğan’ı isim vererek açıkça teröristlere destek vermekle suçlayan Muallim, şu önemli benzetmeyi yaptı: “Sihrin bir gün sihirbaza döneceğini bilmiyorlardı.”
Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in tarihe kayıt düşen şu sözlerini biz de Ufuk Ötesi’ne kayıt ediyoruz ve dikkatinize sunuyoruz:
“Eğer komşumuz, ihtiyacımız olduğunda yanımızda olsaydı, size anlattıklarım, Suriye’de olanlar aslında hiç yaşanmazdı. Ama Suriye’nin komşuları ya bizi sırtımızdan bıçakladı, ya da zayıf ve sessiz kaldılar. Suriye’yi yok etmek için uzun yıllardır yapılan planları uygulama emri aldılar. Erdoğan hükümeti olmasa bunların hiçbiri yaşanmazdı. Bu hükümet, kendi topraklarında teröristleri barındırıyor. Onlara, Suriye’ye karşı kullanacakları silah, eğitim veriyor. Ama besledikleri bu teröristlerin bugün kendilerini hedef aldıklarını görüyorlar.”
DAVUTOĞLU BARIŞ DEĞİL SAVAŞ İSTİYOR
Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in sözleri, üzerine bir şey söylenemeyecek ağırlıktaydı…
Bu sözler karşısında Ahmet Davutoğlu’nun nasıl bir savunma yaptığına değinmeyeceğiz. Zira savunulacak bir durum yok. Aynı zamanda terörist grupların koordinatörü de olan Davutoğlu bu nedenle sözde “işkence fotoğraflarına” sarıldı konuşmasında…
Sırf bu konuşma bile, o fotoğrafların amacını göstermeye yetiyor!
Davutoğlu “biz kimin terörist olduğunu biliyoruz” gibi en ufak bir ciddiyeti olmayan argümanlarla masada barışı değil savaşı, çözümü değil iç savaşın sürmesini savundu!
TIR’LAR TERÖRE DESTEK KANITI
Erdoğan artık sadece Türk halkı ve Şam yönetimi nezdinde değil, bölge nezdinde de Suriye’deki tablonun sorumlusudur!
Özellikle yakalanan ve içinden askeri mühimmat çıkan TIR’ların durumu, artık bu gerçeği dünyanın gözleri önüne getirmiştir.
AKP’nin “TIR’larda yardım malzemesi var” açıklaması kendi tabanını bile ikna edememektedir. Çünkü soru açıktır: Madem yardım malzemesi var, TIR’lar neden MİT’in? Neden Kızılay’ın değil!
Kaldı ki AKP’li milletvekili Ali Şahin’in şu sözleri, dolaylı suç itirafı olmuş ve not edilmiştir: “Ha TIR durdurmuşsunuz ha cepheye cephane taşıyan Nene Hatun’u durdurmuşsunuz.”
Ve Erdoğan’ın “Savcı benim iznim olmadan TIR’a müdahale edemez” sözleri de suçun bir başka kanıtı olmuştur!
ERDOĞAN’DAN KURTULMAK
Uzatmayalım…
TIR’lar, montaja hazır roket parçaları, tank mermileri, terörist gruplara verilen her türlü lojistik destek, muhaliflere sağlanan imkanlar, sınırları terörist grupların geçişine açmak…
Tüm bu deliller dün Cenevre’de Erdoğan’ı Suriye’deki tablonun sorumlusu yaptı. Ama daha önemlisi, yarın Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin konusu olacağıdır.
Zira Erdoğan uygulamalarıyla uzunca bir süredir bölgenin güvenlik sorunu haline gelmiştir ve sadece Suriye’de değil, Irak’ta, İran’da ve Mısır’da da “istenmeyen komşu” pozisyonundadır.
Türkiye kritik seçimli sürece bu gerçeği göz önünde bulundurarak girmelidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Ocak 2014
İŞKENCE FOTOĞRAFLARININ 9 HEDEFİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/01/2014
“İşkence fotoğrafları” denilerek tün dünyaya servis edilen fotoğrafların gerçekliğini şimdilik sorgulamayacağım.
Zira hem “Şam kimyasal silah kullandı” yalanının dumanı henüz tütüyor hem de fotoğrafları raporlayan ekibin geçmişi ortada.
Çünkü Katar’ın parasıyla çalışan o ekipteki “hukukçular”, emperyalizme karşı vatanını savunan kim varsa bugüne kadar onları suçlu ilan etmişler!
Gelelim fotoğraflarla ne yapılmak istendiğine…
BARIŞA SABOTAJ GİRİŞİMİ
11 bin kişiye ait, 55 bin adet olduğu söylenen fotoğrafların hedefleri şunlar:
1) 2. Cenevre Konferansı’na eli güçlü katılmak.
2) Esad’ın masaya avantajlı gelmesini önlemek.
3) Şam heyetini müzakere edilebilir olmaktan çıkarmak.
4) BM’ye İran davetini geri aldırmak.
5) Konferansın ev sahibi Rusya’yı zor durumda bırakmak.
6) Konferans katılımcılarını “Esad’sız çözüme” yönlendirmek.
7) Sözde işkenceyi önlemek adına insani koridor, hava sahasını kapatmak gibi seçenekleri yeniden ısıtmak.
8) Suriye’ye dış müdahaleye destek sağlamak.
9) Ateşkesi değil, iç savaşın sürmesini garanti altına almak.
Nitekim fotoğrafların servis edilmesinden 1 saat sonra İran’a yapılan Cenevre daveti geri alındı. Ardından da İran’a müzakereler öncesi üç şart koşan SUKO Cenevre’ye katılacağını açıkladı.
BASİT SENARYO, UCUZ PLAN
Tüm bu gerçekler ışığında belirtebiliriz ki, Anadolu Ajansı’nın o fotoğrafları yayımlaması bir gazetecilik başarısı değil, fakat basit bir senaryo içerisinde uygulanan bir psikolojik harekâta özne olmaktır! Meslek adına üzülüyoruz…
Nitekim AA’nın fotoğrafları servis etmesinden kısa bir süre sonra Brüksel’de eline mikrofonu alan Recep Tayyip Erdoğan, o fotoğraflara dayanarak özetle Cenevre’den barışın çıkmamasını istedi!
İşin AKP açısından trajik yanı ise AA ile birlikte aynı anda fotoğrafları dünyaya servis eden iki yayın organının Erdoğan nezdindeki konumuydu: ABD’nin CNN International’i ve İngiltere’nin Guardian’ından bahsediyoruz… Hani Erdoğan’ın Gezi eylemlerini canlı yayımlıyor diye dış mihraka, düğmeye basan parmağa delil gösterdiği CNN International…
O gün mihrak ve parmak olanlar, bugün operasyona ortak mı olmuştur?
Öte yandan bir başka önemli ayrıntıyı da sizlerle paylaşmalıyım. Bu fotoğraflar aslında ilk kez önceki gece yayımlanmadı. TahrirSy rumuzlu bir twitter kullanıcısı, bu fotoğrafların bazılarını 12 Ocak günü New York Times’a ve kimi özel isimlere servis etti. Nedense o günlerde kullanılmayan fotoğraflar Cenevre’den bir gün önce patlatıldı!
SONUÇDEĞİŞMEZ, ESAD KAZANIR
Gelelim bu fotoğrafların esasa ilişkin sonucu değiştirip değiştiremeyeceğine…
Tamam İran’ın masaya oturmasını engellemiştir, tamam müzakere öncesinde muhaliflere büyük avantaj sağlamıştır ama esası değiştiremeyecektir. O esas şudur: Beşar Esad emperyalist saldırıya karşı vatanını savunmaktadır ve vatan savunmasını yaracak bir bomba henüz icat edilmemiştir!
Suriye’nin direnişi aynı zamanda bölgenin Batı’ya direnişidir ve bölge adım adım bu savaşı kazanmaktadır!
Kimyasal komplolarla, fotoğraf tezgâhlarıyla belki konjonktürel olarak mevzi elde edebilirler fakat savaşı kazanamazlar!
Son olarak fotoğraflarla kafası karışanlar için vurgulayalım: Doğru, Suriye’de insanlık suçu işlenmektedir ama o suç vatanını savunan Esad’ın değil, asıl emperyalizm ile maşalarınındır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Ocak 2014
2. CENEVRE’DE KİMİN NE HEDEFİ VAR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/01/2014
22 Ocak’ta yapılacak 2. Cenevre Konferansı öncesinde karşıt cephelerin durumunu dün incelemiştik. Bugün bu cephelerin masaya hangi hedefle oturacağını ve konferanstan nasıl bir sonuç çıkabileceğini öngörmeye çalışacağız.
TÜRKİYE VİTES DÜŞÜRDÜ
Yaklaşık üç yıldır süren Barı-Suriye savaşında Şam yönetiminin Türkiye’nin pozisyonunu nasıl gördüğüyle başlayalım.
Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la birlikte yaptığı ortak basın toplantısında, ABD’yi Suriye’de terörist grupları hâlâ desteklemekle suçladı. Peki, Washington bu grupları nasıl destekliyordu? Muallim dünya basının önünde şu saptamayı yaptı: “ABD’nin bunu asker çıkarmakla değil, ancak Türkiye üzerinden teşvik ettiğini kaydetmek isterdim.”
İşte Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin üç yıldır komşusuna karşı uyguladığı vesayet savaşının özeti budur! Hatta ikili göreve öyle içten ve derinden angaje olmuştur ki, Washington frene zorunlu basmaya başladığında bile gaza devam etmiştir. 2. Cenevre Konferansı’nı engellemeye çalışmış, denetimindeki grupların orada bulunmasını istememiştir. Ta ki Washington zoru gösterinceye kadar!
Şimdilerde hem Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin Esad karşıtlığında düşük profil vermesi hem de Abdullah Gül’ün son büyükelçiler konferansında “Suriye’de yeni tehditler olduğuna” dikkat çekmesi, Ankara’nın zorunlu olarak vites düşürdüğünü ve direksiyonu bir parça kırdığını gösteriyor.
İSLAMİ CEPHE’Yİ CIA-MİT KURDU
ABD’nin 2. Cenevre Konferansı’nda Rusya’yla anlaşmasına rağmen, Muallim’in de dikkat çektiği gibi Washington’un hâlâ terör gruplarına destek vermesi, ABD’nin gelecekte “sürekli karışık” bir Suriye’den yana olduğunu gösteriyor!
Lavrov’un Muallim’le yaptığı ortak basın toplantısında dile getirdiği şu sözler önemli: “Batılı ortaklarımızın Suriye içindeki muhaliflere karşı sergilediği aldırışsız tutumundan kaygı duyuyoruz. Çünkü içerideki muhalifleri konferanstan uzak tutmanın hiçbir izahı bulunmamaktadır. Ulusal Koalisyon ise sadece dışarıdaki muhalifleri temsil etmektedir.”
Çarpıcı değil mi? Bakın henüz yalanlanmayan bir iddiaya göre, Suriye Ulusal Koalisyonundan ayrılarak İslamcı Cephe’yi oluşturan grupların arkasında CIA var! Suriye ve Rusya gazetelerinde yer alan habere göre geçen yılın sonunda Amman’da bir araya gelen ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan istihbarat örgütleri bu yeni oluşumu, IŞİD’e karşı kurdular!
ÇÖZÜM BAŞLADI, ZAFER ŞAM’IN
ABD’nin bu el altı faaliyetlerine rağmen, muhalifler gelecekten umutsuz; hatta yavaş yavaş pozisyon değişikliği gösterenler var.
Örneğin Rusya’nın Türkiye’de farklı yorumlanan Suriyeli Kürt gruplarla ilişkisi bu bakımdan ilk meyvelerini verdi. PYD dışındaki Kürt grupların örgütü Suriye Kürt Ulusal Konseyi SKUK Cenevre’ye katılıyor.
SKUK üyesi Suriye Kürt Birliği Partisi Genel Sekreteri İbrahim Bro’nun şu sözleri Batı adına bir yenilginin ifadesi olarak kayda geçiyor: “Kürt Ulusal Konseyi, muhalefetin tüm temsilcilerine Cenevre 2 Konferansından başka Suriye krizinin çözüm yolunun olmadığı ifadesinde bulundu. Cenevre Konferansına gitmezsek savaş devam edecek, rejimin askeri gücü daha da artacak. Suriye halkı için siyasi bir çözümün bulunması lazım. Bugün Cenevre’ye gitmezsek yarın Suriye muhalefeti için böyle bir şans olmayacak.”
Suriye Uzlaşı Bakanı Ali Haydar da durumu şu sözlerle özetliyor: “Cenevre-2’den bir şey beklemeyin. Bu krizi ne Cenevre-2, ne Cenevre-3 ne de Cenevre-10 çözebilir.” Dahası Haydar, “Çözüm başladı ve devletin askeri zaferiyle devam edecek” diyerek asıl gerçeğe işaret ediyor.
HEDEF: İLK MUTABAKAT
Bro’nun da belirttiği gibi Cenevre masası Esad için değil, aslında muhalifler için artık bir şans! Esad ve Suriye cephesi masaya güçlü geliyor. Moskova-Tahran-Şam üçlüsünün müşterek stratejisinden anlaşıldığına göre Batı’yla, esir değişimi, insani konularda yardım ve Halep’te ateşkes ilan edilmesi konusunda bir planın hayata geçirileceği anlaşılıyor.
Ama Moskova’nın asıl hedefi, tüm karşıtları 1. Cenevre mutabakatına mecbur etmek!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Ocak 2014
2. CENEVRE KONFERANSINA DOĞRU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/01/2014
2. Cenevre Konferansı için geri sayım başladı. Taraflar masaya güçlü elle oturabilmek için son hamlelerini yapıyorlar. Bugün son duruma bakarak konferanstan ne çıkabileceğini öngörmeye çalışacağız:
1) SURİYE CEPHESİNİN DURUMU
Şam yönetimi masaya avantajlı geliyor. Batı’nın saldırılarına üç yıldır direnen Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, ülkesine düşmanlık yapan tüm kuvvetlere yıkılmayacağı mesajını vermiş oldu.
Ağustos’taki kimyasal saldırı komplosundan sonra inisiyatifi alan ve Rusya’nın desteğiyle ABD’yi Cenevre’ye mecbur eden Esad, geçen süre zarfında silahlı muhaliflere olabildiğince ağır baskı uyguladı. Bu hem muhalifleri zayıflattı hem de Cenevre öncesi onları böldü.
İran’ın 2. Cenevre’ye katılıp katılmayacağı henüz netleşmedi. Ancak görünen o ki, Tahran Cenevre’de fiziki olarak olmasa da, fikri olarak mutlaka yer alacak!
Nitekim Moskova’da buluşan Rusya, İran ve Suriye Dışişleri Bakanları müşterek stratejilerini gözden geçirip, yeni anlaşmalar yaptılar. Suriye Cumhurbaşkanlığı Siyasi Danışmanı Buseyne Şaban, gelişmeyi “Cenevre öncesi harika bir anlaşma oldu” diyerek yorumladı.
Öte yandan Rusya konferans sırasında Amiral Kuznetsov isimli uçak gemisini Suriye açıklarında demirleyecek ve masanın diğer tarafına mesaj vermiş olacak.
2) BATI CEPHESİNİN DURUMU
Batı esas olarak 3+3 şeklindeki bir düzenle Suriye’ye saldırıyor üç yıldır… Birinci 3’te ana kuvvetler olarak ABD, İngiltere ve Fransa var. İkinci 3’te ise ara ya da uygulayıcı kuvvetler olarak Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan var.
2. Cenevre Konferansı öncesi bu cephede hem önemli geri adımlar yaşandı hem de bölünmeler… Örneğin ara kuvvetler olan Türkiye ve Katar, önce Mısır konusunda sonra da Suriye’ye saldırının nasıl sürdürüleceği konusunda Suudi Arabistan’la ayrı düştüler.
Diğer yandan ABD ve İngiltere ile Fransa da 2. Cenevre Konferansı öncesinde bölündü. Hafta başında Suriye Ulusal Konseyi’nden bir yetkilinin BBC’ye yaptığı açıklamaya göre ABD ve İngiltere muhalif guruplara “2. Cenevre Konferansı’na katılmaları, aksi halde desteklerini çekecekleri” yönünde uyarıda bulundu.
Ancak Fransa diğer üç ara kuvvetle birlikte, ABD ve İngiltere’den farklı olarak her durumda muhalifleri desteklemeyi sürdüreceklerini belirtiyorlar.
3) MUHALİF GRUPLARIN DURUMU
Ana kuvvetlerdeki (ABD, İngiltere ve Fransa) ve ara kuvvetlerdeki (Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan) bölünme, haliyle sahadaki operasyonel kuvvetlere de, üstelik daha ağır şekilde yansıdı. Muhalefet parçalandıkça parçalanıyor…
Yola Ahmet Davutoğlu’nun koordinatörlüğünde tek parça çıkan SUK, Kürt grupları bünyesine dâhil edemediği ve sonuç alıcı hamleler yapamadığı için daha sonra ABD tarafından Katar merkezli olarak SUKO’ya dönüştürülmüştü. Ancak bu da çözüm olmadı. Tersine bölünme artarak devam etti.
Kabaca son durum şu:
a) SUKO/ÖSO, içerisinden çıkıp başka oluşumlar kuran gruplar nedeniyle oldukça zayıfladı. Kalan yapı içinde Türkiye-Katar ile Suudi Arabistan’ın nüfuz çekişmesi var. Son seçimlerde Suudi Arabistan’ın adayı Ahmet Carba, Katar’ın adayı Riyad Hicab’dan daha fazla oy alarak başkanlığını korudu. (SUKO dün İstanbul’da toplanarak Cenevre konusunda kesin karar alacaktı. Biz yazıyı gazeteye teslim ettiğimizde toplantı henüz başlamamıştı.)
b) El Kaide türevleri iki büyük parçadan oluşuyor; En Nusra ve IŞİD. Özellikle En Nusra bir dönem diğer muhalif gruplar tarafından Türkiye’den himaye görmekle suçlanmıştı. Şimdi her ikisi de diğer tüm muhalif gruplarla çatışma halinde…
c) SUKO içerisinden çıkan bazı gruplar, bir İslamcı Cephe kurarak yola devam etme kararı aldılar.
d) Kürt grupları ise kabaca PKK ve KDP arasında bölünmüş durumda. Büyük parçayı PKK’nin Suriye kolu olan PYD oluşturuyor. Batı’nın PYD ile KDP’ye yakın grupları bir araya getirme çabaları gerçekleşemedi. Son olarak PYD lideri Salih Müslim, Kürt sorununun ayrı bir madde olarak ele alınmadı takdirde 2. Cenevre Konferansı’na katılmayacaklarını ilan etti. Moskova’nın görüştüğü diğer Kürt gruplar ise Cenevre’de olacak.
Yarın devam edeceğiz…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Ocak 2014
KİM KİMİNLE İTTİFAK?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/01/2014
Öküz ölüp, ortaklık bozulunca saflaşma karıştı. Hangi kuvvetin hangi kuvvete destek verdiği ve kimin kiminle ittifak kurduğu ilk bakışta anlaşılamaz hale geldi. Buna bir de çarpışan tarafların “psikolojik savaşı” eklenince, su iyice bulandı…
Gelin bugün bu tabloyu aydınlatmaya çalışalım:
AYDINLIK KİMİN YANINDA?
İşe kendimizle başlayalım isterseniz. Zira Aydınlık’ın nerede durduğunu anlatırken, aslında diğer kuvvetlerin yerini de göstermiş olacağız.
17 Aralık’tan sonra Aydınlık’ın yayınlarına bakarak, biz Aydınlıkçıları AKP’nin yanında konumlandıran da var, cemaatin yanında konumlandıran da…
Örneğin PKK çevreleri Aydınlık’ı cemaatle kol kola girmekle suçluyor. Onlara göre cemaatin yanında saf tutup hem AKP’ye hem de PKK’ye ateş ediyormuşuz.
CHP ve “sol” çevreler ise Aydınlık’ı Erdoğan’a destek vermekle ve AKP ile cephe kurmakla suçluyor. Bizim, Silivri’nin boşaltılması karşılığında “yolsuzluğu” gündemden düşürmeye çalıştığımızı dillendiriyorlar.
PKK’ye göre cemaatçi, CHP ve “sol” çevrelere göre ise Erdoğancı diye nitelenmemiz aslında hem durduğumuz yerin doğru olduğunu gösteriyor hem de bizi zıt kutuplarda konumlandıranların gerçek yerini ve mevzisini gösteriyor.
Evet, PKK, aslında Erdoğan’ın yanında olduğu için bizi cemaatçi diye suçlamakta ve CHP ile “sol” çevreler de, nesnel olarak cemaatle aynı mevziye girdikleri için bizim Erdoğan’ın yanında durduğumuzu iddia etmektedir.
AKP VE CEMAAT BÜYÜK KUVVETİN FARKINDA
Nasıl dün cemaatin Gezi eylemlerine göz kırpması Haziran Halk Hareketi’ni kirletmediyse, bugün de AKP’nin “orduya kumpas kuruldu” diyerek TSK’ye ittifak mesajı vermesi, Ergenekon sanıklarını, sol ve ulusalcı kesimleri kirletemeyecektir!
Tersine, akıl, bu gerçeklikten dersler çıkaracak ve kuvvetinin artık siyaset düzlemine nasıl etkidiğini görerek hareket edecektir.
Haziran Halk Hareketi zayıf bir hareket olsa, kendiliğinden ve örgütsüz olsa, bir daha ortaya çıkamayacak olsa, hiç cemaat AKP’ye karşı oranın desteğine ihtiyaç duyar mıydı?
Kuşkusuz Haziran Halk Hareketi cemaatin göz kırpmasına olumlu yanıt vermedi, zaten veremezdi ama cemaat yine de o büyük harekete göz kırparak AKP’ye karşı konumlandı. Öyle ki AKP’nin komplo teorisyenleri, Gezi eylemlerinin cemaatin organizasyonu bile olduğunu iddia edebildi.
Şimdi de Haziran’da iktidarı sallandıktan sonra bugün yolsuzluk dosyalarıyla hükümeti sallanmaya başlayan Erdoğan destek arıyor ve TSK’ye, ulusalcı kesimlere “zorunlu” göz kırpıyor. Dün cemaatin yaptığını bugün de AKP yaparak rakibine karşı bir büyük kuvvete yaslanmaya çalışıyor.
Bizim de içinde yer aldığımız o geniş milli cephe, “bu davanın savcısıyım” diyen Erdoğan’la hiç aynı cephede yer alabilir mi? Bu Erdoğan açısından da bizim açımızdan da eşyanın tabiatına aykırıdır!
TÜRKİYE’YE KARŞI SORUMLUYUZ
Kuşkusuz AKP’nin “kumpas” diyerek cemaatin üzerine atmaya çalıştığı tertiplerdeki rolünü biliyoruz ve bunu ısrarla yazıyoruz, haykırıyoruz. Ancak bu gerçeklik, büyük kuvvete yaslanarak ayakta kalmaya çalışan tertipçilerin çelişmelerinden yararlanmamayı gerektirmez.
Biz, bir fikir kulübünün değil, geniş bir milli cephenin sözcüsüyüz ve sırtımızda yumurta küfesi taşıyoruz! Bir kulübe değil, Türkiye’ye karşı sorumluyuz!
O nedenle her çelişmeden yararlanmaya ve her krizi fırsata çevirmeye çalışırız. Tertipçilerin çelişmelerinden yararlanmaya çalışmak bizi ne Erdoğancı ne de cemaatçi yapar. Tersine bu çelişmeye sırt dönmek, bizi tarih önünde beceriksiz yapar!
Önemle belirtelim; Erdoğan’ın Aydınlık’a açtığı dava sayısı, bizi Erdoğan’a destek vermekle suçlayan kimi kesimlerin üye sayısından bile fazladır! Kişi “çamur” olsun diye yazmadan önce, en azından bu büyük gerçeğe saygı duymalıdır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ocak 2014
1 GLADYO, 3 PARALEL DEVLET
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/01/2014
Fethullah Gülen’in kasetinin yayımlanması, kasetlerin tek sorumlusunun cemaat olmadığını ortaya koydu. Açık ki her iki taraf da birbirini dinliyor, gözetliyor, kaydediyor.
Gülen’in kasetinin ortaya koyduğu bir başka gerçek ise ona çizilen “Ağlayan, hoşgörülü din adamı” profilinin ne kadar sahte olduğudur. Konuşulanlardan anlaşılmaktadır ki, Gülen hem bir holding CEO’sudur hem de istihbarat servisi gibi çalışan örgütünün baş istihbaratçısıdır!
Konuşulan Uganda rafineleri, ortaklıklar, bankalar gibi konular ise Mafya-Galdyo-Tarikat sisteminin nasıl çalıştığını ortaya koyması bakımından öğreticidir.
AK-DEVLET DE PARALELDİR
Evet, PKK ve AKP’nin isimlendirdiği şekliyle cemaat, Gülen’in ses kaydına yansıyan yönetme şeklinde de görüldüğü gibi bir paralel devlettir!
Peki, cemaat paralelse AKP nedir? AKP için paralel olmayan, normal devlet, gerçek devlet gibi nitelemelerde bulunabilir miyiz?
Yargının peşindeki kişileri saklayan, koruyan, hatta onlar adına yasa çıkaran bir iktidarın devleti nasıl bir devlettir? İstemediği adreslere operasyon yapan kolluk kuvvetlerini tasfiye eden bir iktidarın devleti nasıl bir devlettir?
Bugünü bırakıp düne dönerek soralım: Ordusuna kumpas kurulan bir davanın savcısı olan, o davaya özel mahkeme kuran bir başbakanın yönettiği devlet, nasıl bir devlettir?
AKP’nin devleti de paraleldir!
PKK DE AK VE F’YE PARALEL
Ya PKK?
Öcalan’ın siyasete etkisi ve PKK’nin Türkiye’nin bir bölgesinde otorite olmasıyla birlikte düşünüldüğünde, BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın şu sözleri çok şeyi açıklamaktadır.
“Başbakan daha fazla otoriterleşerek paralel devletle mücadele etmek istiyor. Bu yeni bir paralel devlettir, AKP paralel devletidir. Yani cemaatin paralel devleti yerine AKP’nin paralel devletinin inşası demektir. Bu tehlikeli bir durumdur. Süreci de ortadan kaldırabilir. Her iki ‘paralel devlete’ alternatif ise, HDP-BDP güç birliğidir.” (ANF, 13 Ocak 2014)
Bu söz AKP’nin de, PKK’nin de, cemaatin de “paralel” olduğunu ortaya koyuyor. Üçü de Gladyo’nun bileşenidir ve birbirine paraleldir!
Örneğin Paris cinayeti bu paralellik durumunu yansıtmaktadır:
PARİS’TE GLADYO İÇ ÇARPIŞMASI
PKK’li üç kadını kim öldürdü?
Bakın bu sorunun “gerçek” yanıtı, belki de son 10 yılın en önemli olaylarını açıklayacaktır. Normalde şehrin göbeğindeki bu cinayetlerin üstelik bu teknolojik imkânlarla bir haftada çözülmesi gerekirdi. Ancak bir yıl geride kaldı ve Fransa çözmüyor, Türkiye’deki taraflar da birbirini suçluyor.
Öcalan’a ve BDP’ye göre Paris cinayetleri paralel devletin, yani cemaatin işi. AKP çevreleri de aynı adrese işaret ediyor ve Oslo mutabakatının sızdırılmasıyla benzerliğine dikkat çekiyor.
Ancak cinayetin zanlısı Ömer Güney’in servis edilen bir kaseti ile Paris cinayetinin arkasında MİT’in, dolayısıyla AKP’nin olduğu mesajı verilmeye çalışılıyor.
Öte yandan PKK’nin yayın organı Roj TV’nin Yayın Yönetmeni Amed Dicle tarafından önceki gün sosyal medyada servis edilen bir belgeyle de bu algı güçlendirilmeye çalışılıyor. 18 Kasım 2012 tarihli bu MİT belgesi, Öcalan ile PKK’nin en azından bir kanadını da faile işaret bakımından karşı karşıya getiriyor.
Uzatmayalım ve bu karışık tablonun kaynağına işaret edelim: Paris cinayeti, tıpkı AKP-cemaat çatışması ve AKP-PKK ortaklığı ile PKK’de kırılma yaşanması gibi Gladyo içi bir mücadelenin yansımasıdır.
Tam olarak aydınlanabilmesi, üç paralel devletin yıkılıp, yerine devrimci cumhuriyet devletinin inşa edilmesiyle mümkün olabilecektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Ocak 2013
CHP NASIL KAZANIR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/01/2014
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’nin HSYK teklifiyle ilgili görüş alışverişinde bulunmak üzere önceki gün bir grup hukukçu ve gazeteciyle kahvaltıda buluştu.
KANADOĞLU’NUN CHP’YE GÜÇBİRLİĞİ TAVSİYESİ
Bu buluşmada Onursal Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu’na çok önemli bir uyarıda bulundu:
“Bu iktidarın sizin tarafınızdan ortadan kaldırılması lazım. Yani bu seçimi kazanmaya mecbursunuz. Bu nedenle evvela sandık güvenliğinin sağlanması lazım. İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’na bağımlı seçim hiç güvenli olmaz. İkincisi güç birliği. Yasalar müsaade etmediği için yurttaşa düşüyor. Üçüncüsü ise taraflar kavga ediyorsa birini destekler gibi görünmemekte yarar var. Ayrıca, kahraman olmayan kişilerin belirli olaylarda kahraman haline getirilmesi de yanlıştır. Bu zor gidiş ya sizin başarınızla ortadan kalkacak ya da Türkiye daha karanlık yere gidecek.” (Milliyet, Serpil Çavikcan, 14 Ocak 2014)
Gerçi sözleri oldukça açık ama biz vurgulamak ve cümlenin öznelerini yerlerine koyarak yeniden inceleyelim. Kanadoğlu, Kılıçdaroğlu’na şunları söylüyor:
1) Türkiye AKP iktidarından kurtulmalıdır. Bunu CHP başarabilir ve seçimleri kazanmalıdır. Ancak seçim güvenliği sağlanmadan olmaz.
2) CHP seçim kazanmak istiyorsa, mutlaka “güçbirliği” yapmalıdır. Yasalar izin vermediği için, güçbirliğini yurttaşlar sağlamalıdır.
3) CHP, AKP-Cemaat kavgasında taraf tutamaz. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Zekeriya Öz’ü kahraman haline getirmesi yanlıştır.
4) Bu kötüye gidişi ya CHP engelleyecek ya da Türkiye daha da karanlığa yuvarlanacaktır.
KILIÇDAROĞLU’NUN OYALAMA TAKTİĞİ
En sonuncusundan başlayalım: CHP bu gidişi engelleyemezse, daha doğrusu engelleyecek ittifakları kurmaktan kaçınırsa, kuşkusuz işimiz zor olacak ama Türkiye karanlığa yuvarlanmayacak! Çünkü Türk milleti, Kılıçdaroğlu CHP’sine mahkûm değildir ve geçen yüzyılın başında Mustafa Kemal’le yükselttiği aydınlanma mücadelesini bu yüzyılın başında mutlaka kazanacaktır!
Umarız CHP, Türkiye’nin “tek şansı” olduğunu düşünerek kibirli davranmaz ve Sabih Kanadoğlu’nun “güçbirliği” önerisinin ne kadar yakıcı bir ihtiyaç olduğunu görerek hareket eder.
Zira edindiğimiz izlenimlerden anlaşılıyor ki, Kılıçdaroğlu yönetimi güçbirliği görüşmesi yaptıkları adresleri oyalamayı tercih ediyor. “Nasılsa oylarını bize verirler” diye düşünerek, güçbirliği “istermiş gibi görünmeyi” ve zamana oynamayı tercih ediyor.
Bu CHP’nin kendisi için hem tarihi bir hata hem de telafisi zor bir “taktik” olacaktır! Bu nedenle sadece Sabih Kanadoğlu’nun değil, tüm CHP’lilerin yönetimi uyarması ve güçbirliği baskısı yapması gerekiyor.
İKTİDAR OLMAK MÜMKÜN
Rakamlar ortada…
CHP başta İşçi Partisi olmak üzere bazı milli güçlerle ittifak yapmazsa, en fazla yine ana muhalefet partisi olur, iktidar değil!
Kılıçdaroğlu yönetimi artık şu düşünceden kurtulmalıdır: “İP’in yüzde 3-4, DSP’nin yüzde 1 oyu nasılsa bize gelir. Bu partilerin tabanları sağduyuludur, ‘AKP kazanmasın’ diye kendi partilerine değil, bize verirler!”
Uyarıyoruz: CHP’ye oy verenler de sağduyuludur ve artık şunları söylemeye başlamıştır, duyuyoruz: “Kaç seçimdir yanlış olmasına rağmen baraj korkusuyla oyumuzu İP’ye değil, CHP’ye veriyoruz. Ama CHP, oylarımızın hakkını vermiyor! Asıl etkili muhalefeti İP yapıyor!”
CHP bu sese kulak vermeli ve gözünü ana muhalefet olmaya değil, iktidar olmaya dikmelidir. Güçbirliği ile bu mümkündür! Hele de AKP güç kaybediyorken, Erdoğan’ın iktidarı sallanıyorken…
Aksi takdirde Türkiye yine kazanır ama kaybeden CHP olur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Ocak 2014
ÜÇ CİNAYET, BİR KASET, İKİ İTİRAF
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 14/01/2014
Öcalan tıpkı Haziran Halk Hareketi’nde olduğu gibi yine Erdoğan’a tam destek verdi. O gün “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” diyen Öcalan, bugün de “Bu ateşe benzin taşımayacağız” dedi. (Aksam.com.tr, 11 Ocak 2014)
Öcalan ateşi de tarif ediyor: “17 Aralık, paralel devletin darbe girişimidir.” (DHA, 13 Ocak 2014) (Bakalım Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun “yeninden yargılama” girişimini “yolsuzluk operasyonunu örten bir tuzak” olarak niteleyenler, Öcalan’ın sözlerine ne diyebilecekler?)
PKK bir bütün olarak bu savaşta Erdoğan’dan yana tutum alıyor. Çünkü biliyorlar ki, Erdoğan varsa “açılım” var! Örneğin BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş “Yolsuzluk operasyonu çözüm sürecini bozar” dedi (Vatan, Hüseyin Yayman, 26 Aralık 2013). Örneğin Cemil Bayık, AKP’nin yolsuzluk operasyonundan kurtulmasının tek yolunun Kürt sorununu çözmesinden geçtiğini açıkladı. (Hürriyet, 20 Aralık 2013)
Bu süreçte PKK iki vurgu daha yaptı: 1) Oslo mutabakatını Cemaat sızdırdı. 2) Paris cinayetinde Cemaat parmağı var.
ÖMER GÜNEY’İN KASETİ
Öcalan’ın açıkça Erdoğan’a destek verdiği gün ilginç bir gelişme oldu. İnternete yüklenen ve Paris cinayetinin zanlısı Ömer Güney’e ait olduğu iddia edilen bir ses kaydıydı bu. Kayıtta Ömer Güney olduğu iddia edilen kişi MİT görevlisi olduğu iddia edilen bir şahısla kimlerin öldürüleceğini konuşuyor!
Kaydı internete yükleyen kişi, kaydın başında Ömer Güney’in yakını olduğunu iddia ederek şunları yazmış:
“Ben Fransa/Paris’te üç kadını öldüren Ömer Güney’in yakınıyım. Paris’te Ömer 17 Ocak’ta tutuklandı. Ömer, tutuklanmadan önce bana verdiği bilgi ve belgeleri başıma bir iş gelirse bunları açıklarsın diyerek verdi. Ömer Paris’te öldürdüğü üç kadının, öldürme talimatlarını MİT’ten almış. Esas hedefi Sakine Cansız’mış. Diğerlerini eylem sırasında orada bulunduklarından dolayı öldürmek zorunda kalmış.
“Eylemden önce defalarca Türkiye’ye giderek MİT’çilerle bir araya gelip eylemi planlamışlar. Fransa’dan Türkiye’ye gelip giderken uçak biletlerini MİT’çiler almış. Öldürmek için kullandığı silahı ve diğer şeylerini almak için parayı Ömer’e MİT’çiler vermiş. MİT’çilerle yapmış olduğu bir toplantının ses kaydını almış. Bu kaydın bazı yerlerini başına bir iş gelirse bunları saklamam ve gerektiğinde yayınlamam için bana verdi. Ömer’i hapiste kimse arayıp sormuyormuş. MİT’çiler Ömer’i kullanmışlar. Ömer’in benden istediği bunlardı. Hepsini yazdım.”
Öcalan’ın Erdoğan’a destek açıklamasıyla birlikte değerlendirildiğinde, ses kaydının mesajı şu olabilirdi: “Paris cinayetinin faili Cemaat değil, MİT!”
EŞZAMANLI İKİ GELİŞME
Paris cinayetinde kimin parmağı var bilemiyoruz. Fakat bildiğimiz şu: Cinayet ortada kaldı. Fransa cinayeti çözmüyor. PKK, öldürülen üyelerinin failini aramıyor. AKP de Cemaat de topu birbirine atıyor.
Açık ki bu bir Gladyo iç mücadelesidir. Yoksa cinayet çoktan çözülürdü… (Yakını, Ömer Güney’in MİT’çilerle yaptığı görüşmenin kaydını aldığını söylüyor! Mümkün mü? Oslo’dan sonra burada da bir beceriksizlik mi var? Yoksa üstlerindeki servisin bir marifeti mi?)
Bakın bu süreçte iki dikkat çekici gelişme daha oldu:
1) Yeni Şafak Hanefi Avcı’yla röportaj yaptı. Manşetten verilen röportajda eski polis şefi şunları söylüyordu: “Cemaat tüm bilgilere hâkim. MİT’in, Emniyet’in, Maliye’nin bilgileri ellerinde. Polisle adliyeyi Cemaatin yönetici kadroları koordine ediyor.” (Yeni Şafak, 13 Ocak 2014)
2) France 24 televizyon kanalının internet sitesi, Paris yakınlarındaki bir Cemaat kolejiyle ilgili haber yaptı. EducActive isimli kolejin müdürü, Fransız istihbarat servislerinde sağlam bağlantılarının olduğunu söylüyordu! (Özgür Gündem, 12 Ocak 2013)
OPERASYON İÇİNDE OPERASYON
Öcalan’ın sözleri, Yeni Şafak’ın zamanlaması dikkat çeken röportajı, Cemaat koleji müdürünün itirafı ve Ömer Güney’in kaseti…
Açık ki, yine operasyon içinde operasyon var.
Rejimin nasıl kokuştuğunun, sitemin nasıl kirlendiğinin bir göstergesi daha… Temizlik için önce hepsini yıkmak ve sonra Cumhuriyeti yeniden inşa etmek lazım!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Ocak 2014
DAVUTOĞLU ERDOĞAN’I SATAR MI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/01/2014
Çin Suriye’ye insani yardım gönderiyor uçakla… Dışişleri Bakanlığı inanmıyor ve hava sahasındaki uçağı indirtip arıyor. Uçaktan battaniye çıkıyor!
AKP Hükümeti Suriye’ye TIR gönderiyor. İhbara göre içinde muhaliflere gönderilen silah ve mühimmat var. Savcı, polis, jandarma aramak istiyor, MİT aratmıyor. Vali jandarmaya yazı yazıp, “TIR MİT’in, arayamazsın” diyor.
AKP’liler açıklama üstüne açıklama yapıyor: “TIR’da insani yardım var ama gösteremeyiz, çünkü devlet sırrı!” Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bile konuya dâhil oluyor ve “TIR’ın yükü devlet sırrı” diyor.
Daha ilginci ise şu: Bir AKP yetkilisi çıkıp, “insani yardımı rutin olarak Türkmenlere gönderiyoruz” diyerek kamuoyunu yanıltmaya çalışıyor. Konu Türkmenler olunca, TIR’ın içinin merak edilmeyeceğini varsayıyor. Fakat Türkmenler yalanlıyor: “TIR da, yardım da gelmedi, biz görmedik!”
Böylece “insani yardımın” devlet sırrı sayıldığı bir ülke olarak tarihe geçiyoruz!
‘ÇİN’LE İŞYAPMASAK, ORTALIK DURULUR’
Çin demişken… AKP, merkezinde Çin füzesinin olduğu yeni bir komplo teorisi daha üretti: “Uluslararası aktörler Türkiye’den ne istiyor diye soruyorlar? Cevabı basit. Ne olursa olsun Batı bloğu ve NATO’dan kopmaması ve Çin’le iş yapmaması isteniyor. Çünkü ABD Çin’le iş yapılmasını kendi varlığına tehdit olarak görüyor. Erdoğan yarın çıksa dese ki, biz Çinli CPMIEC şirketiyle yaptığımız füze savunma ihalesini iptal ediyoruz, ortalık durulur.” (Yeni Şafak, Cem Küçük, 12 Ocak 2014)
Rasmussen’den bile daha NATO’cu bir Başbakanımız varken ve o Başbakan “NATO, Libya’nın Libyalılara ait olduğunu tescil etmek için Libya’ya girmeli” derken, o Başbakan Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyine sık sık NATO’yu davet ederken, kimsenin “Türkiye NATO’dan çıkar mı” diye endişe etmesine gerek yoktur!
Gelelim Çin’le iş yapma meselesine… Ne denilebilir ki! Dünya ticaret rakamlarına bakılsa, Çin’le en çok iş yapan ülkenin ABD olduğu görülecek! (Çin füzesi meselesine, bir başka yazıda ‘Erdoğan Avrasyacı mı oldu’ penceresinden bakacağız.)
Yolsuzluk operasyonunu Çin füzesine bağlayan bu kafa, Gezi eylemlerini de Alman Lufthansa şirketinin İstanbul’da kurulması planlanan 3. havalimanına karşı olmasına bağlamıştı.
KOMPLO İÇİNDE KOMPLO
Hepsini toparlarsak ortaya şu sonuç çıkıyor: Erdoğan İstanbul’a 3. havalimanı yapmaya kalkınca Alman Lufthansa şirketi Gezi eylemlerini başlattı. Eylemlerin arkasında ayrıca Yahudi lobisi de olduğuna göre Alman Lufthansa aslında İsrail-Alman ortak şirketiydi. Zaten Neoconlar da Taksim’de bir otelden eylemleri bizzat koordine ediyorlardı. Çünkü onlar ABD’yi yönetse de maaşlarını Almanya veriyordu. Bu arada Erdoğan Çin’den füze almaya kalkınca, ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone düğmeye bastı ve Fethullah Gülen Cemaatini harekete geçirdi; banka müdürünün ayakkabı kutusuna para doldurdu, Bakan’ın oğlunun evine 7 kasa, para sayma makinesi ve milyon dolarlar yerleştirdi.
Yani ABD, İsrail, Almanya birleşmiş ve sırf Çin’le iş yapıyor diye Erdoğan’ı devirmeye çalışıyordu.
DAVUTOĞLU: ‘BAŞBAKAN TIR’I BİLİYOR’
Fakat o da ne? Tam denklem böyle kurulmuşken, AKP Hükümeti Çin’in uçağını indirtip, silah var mı diye kontrol ettiriyordu. Yoksa uçağı indirtme operasyonun arkasında olan Dışişleri Bakanlığı da mı Erdoğan’a karşıydı?
Nitekim Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu aynı gün şöyle bir laf da etmişti: “Savcı’ya ‘TIR’ı başbakan biliyor’ dedik, dinlemedi.”
Devlet sırrı da dense, Türkmenlere insani yardım da dense, resmi olarak arattırılmasa da, o TIR’ın jandarma ön aramasında silah ve mühimmat bulunduğu belgelidir. Ve o belge yakın gelecekte Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin konusu olacaktır.
Hal böyleyken, Davutoğlu’nun Erdoğan’ı TIR’ın “sahibi ve sorumlusu” ilan etmesi ne anlama geliyor acaba? Komplocular biraz da bu konuya çalışsın!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Ocak 2013
SAVAŞIN STRATEJİK MEVZİSİ: SİLİVRİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/01/2014
Süreç karışık ve komplo teorilerine açıktır. O nedenle bugün sizlerden gelen bazı önemli sorulara yanıt arayarak, süreci berraklaştırmaya çalışacağız:
ÇELİŞMELERİN DÜĞÜMÜ: ERGENEKON DAVASI
1) “Ordu’ya kumpas kuruldu” itirafı ne anlama geliyor?
Bu itiraf, tertipte rol alan bir kuvvetin suçu diğer kuvvete atma girişimdir. Aynı zamanda çarpışan bu iki kuvvetin cephe yaratma hamlesidir, ittifak arayışıdır.
Türkiye’nin milli kuvvetleri bu gerçeği saptayarak, bu ayrılıktan ve bu çatışmadan yararlanmalı ve öncelikle Silivri’yi boşaltmalıdır!
2) Neden önce Silivri boşaltılmalı?
İnsani gerekçeleri bir kenara bırakarak yanıtlayalım: ABD’nin AKP ve Cemaat eliyle Türkiye’yi dönüştürmesinin önünde engel oldukları için bu isimler ve kurumlar bir tertibe uğramışlardı. O nedenle çelişmelerin düğümü Silivri’dedir. ABD ve araçları AKP ile Cemaat zayıfladıkça Silivri boşalacak, Silivri boşaldıkça ve davalar düştükçe ABD ile araçları yenilecektir.
3) TBB Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun “yeniden yargılama” girişimi, Cemaate karşı AKP ile bir ortaklık girişimi midir?
Hayır değildir. Feyzioğlu, krizi fırsata dönüştürmeye çalışmaktadır. Feyzioğlu bu hamlesiyle iddia edildiği gibi Cemaate karşı AKP’ye kalkan olmamakta, tersine hem AKP’ye hem de Cemaate karşı milli kuvvetlere yol açmaya çalışmaktadır!
CHP VE SOLDA PERİNÇEK KORKUSU
4) CHP’nin “yeniden yargılama girişimi yolsuzlukları örtmeyi hedefleyen bir tuzaktır” değerlendirmesi ne anlama geliyor?
CHP’nin üst yönetiminin, Silivri’nin boşalmasından korktuğuna işaret ediyor. Zira “yeniden yargılama” istemek, yolsuzlukları örtmeyecektir. Yolsuzlukların üzerine gitmek isteyen bir CHP’nin elini kolunu tutan yoktur.
5) Sol çevrelerden Aydınlık’a yöneltilen “Tayyipçi oldular” suçlamasında haklılık payı var mı?
Aydınlık’ın Erdoğan iktidarıyla 11 yıldır sürdürdüğü mücadele ortadayken ve Aydınlık yayın grubunun pek çok yöneticisi bu nedenle hapisteyken böyle bir suçlamada bulunmak, en hafifinden ahlaksızlıktır.
Erdoğan-Gülen çatışmasına kolormatik gözlükten bakanlar ancak böyle görebilirler. Cemaate vurmayı Erdoğancılık, Erdoğan’a vurmayı Cemaatçilik şeklinde ancak basitçe algılayabilenlere anımsatalım: Bu mantık, birilerini Erdoğancı diye suçlarken, sizi de Cemaatçi yapar!
Sol çevrelerden gelen bu basit suçlamaların kaynağı da aslında Silivri’nin boşalmasından duyulan endişedir!
ABD ERDOĞAN’DAN HENÜZ VAZGEÇMEDİ!
6) AKP-Cemaat çatışması ABD’nin eseri midir?
ABD’nin eseri değildir ama kaynağı ABD’dir.
Şunu demek istiyoruz: ABD Erdoğan’ı tasfiye etek için Cemaati AKP’nin üzerine saldırtmış değildir. Washington Erdoğan’ı henüz silmiş değildir. Terbiye edilmiş bir Erdoğan’ın hâlâ Washington nezdinde bir kullanım değeri vardır. ABD-Erdoğan ilişkisi tek boyutlu değildir ve Erdoğan’ın bir kuvvete dayanmasına da bağlıdır.
Erdoğan’ın bir kuvveti oldukça, ABD onunla çalışmayı sürdürecektir!
Ancak bu çatışmanın kaynağı şüphesiz ABD’dir. ABD zayıfladığı için ABD’ye bağlı araçlar çarpışabilmektedir. ABD zayıfladıkça Gladyo bölünmekte, parçalanmakta ve iç çarpışma yaşamaktadır.
ABD zayıfladıkça, uyduları merkezkaç eğilimi göstermekte, yörüngeden sapmakta ve çarpışmaktadır. Benzeri Suudi Arabistan ve Katar’da yaşanmaktadır.
SENARYOYU ABD DEĞİL, BİZ ÇİZİYORUZ!
7) ABD, Erdoğan’a karşı bir Gül-Gülen-Kılıçdaroğlu(Sarıgül) koalisyonu mu istiyor?
Hayır. Zira ABD böyle bir koalisyonun gerçekçi olmadığını biliyor. Fakat bu seçeneği, Erdoğan’ı terbiye etmek için kullanıyor.
Öte yandan artık ABD tek rejisör değildir ve Türkiye’yi kimin yöneteceğini ABD tek başına belirleyemeyecektir.
8) Peki senaryonun sahibi kim?
Tek bir senaryo ve tek bir senarist yok. Ama en önemli senarist artık milli kuvvetlerdir ve onların önderlik ettiği Halk Hareketi’dir. Senaryo ise nettir: Türkiye’yi ABD’nin taşeronları olan AKP ve Cemaat sultasından kurtarmak.
Bu senaryonun gerçekleşmesi de Silivri’nin boşaltılmasına bağlıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Ocak 2014