Archive for category CGTN Türk
LİBERAL DEMOKRASİ DEDİKLERİ MAFYOKRASİ
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 05/08/2020
ABD ÇİN’E DİJİTAL SAVAŞ AÇTI
Huawei konusunu yazdık: ABD bu Çinli şirkete iki nedenle ambargo uyguladı.
Birincisi Huawei cep telefonu pazarının bir numarası oldu; önce ABD’li Apple’i, ardından da Güney Koreli Samsung’u geçti. İkincisi ise Huawei aslında cep telefonu bölümünden ziyade 5G altyapısı kuran üstün teknoloji birikimiyle öne çıkıyordu.
5G’yi Çinli Huawei’nin kurması ise ABD için kırmızıçizgiye dönüştü. ABD bunu güvenlik endişesi sayarak en önemli müttefiki İngiltere’yi bile tehdit etti. Pek çok ülkeye şantaj uyguladı.
“GÜVENLİK ENDİŞESİ” BAHANESİ
Tabi aslında esas mesele “güvenlik endişesi” değildi. Washington “güvenlik endişesi” söylemi üzerinden müttefiklerini baskı altında tutuyordu; “güvenlik endişesi” diyerek bu ülkelerin Çin’le bilişim alanında ilişki kurmasını önlemeye çalışıyordu…
Tıpkı “SSCB’den gelen tehdit” diyerek NATO üzerinden Avrupa ülkelerini tam denetim altında tutması gibi…
Avrupa ülkeleri açısından Çinli bir şirkete 5G altyapısı kurdurmak güvenlik endişesiyse, elbette ABD’li bir şirkete kurdurmak da güvenlik endişesidir!
Bir ülke için başka bir ülkenin dijital uygulamaları ulusal güvenlik sorunuysa, bu alanda yıllarda tekel olan ABD, kendisinin de diğer ülkeler için ulusal güvenlik sorunu olduğunu aslında dile getirmiş olmaktadır!
POMPEO’NUN HEDEFİ TİKTOK
Huawei ve 5G’den sonra ABD’nin yeni dijital savaş gerekçesi, TikTok.
Video esaslı bir sosyal medya platformu olan Çinli TikTok kısa sürede dünya çapında popüler oldu. Bu nedenle Washington’un da hedefi oldu.
TikTok’u hedef alan ilk açıklama ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’dan geldi. Pompeo TikTok başta bazı Çinli sosyal medya uygulamalarına yasak getirebileceklerini açıkladı (7.7.2020).
Ardından Beyaz Saray ekonomi danışmanı Larry Kudlow, TikTok tarafından yönetilen verilerden endişe ettiklerini açıklayarak, uygulamanın bir Amerikan şirketi olarak çalışmasını istediklerini belirtti (17.7.2020).
Bu kısaca TikTok’un ABD’li bir şirkete satılmasını istemekti!
TRUMP-MİCROSOFT GÖRÜŞMESİ
Nitekim ABD Başkanı Donald Trump, bu satışın gerçekleşmesi için açık bir tehditte bulundu.
Trump önce TikTok’u yasaklamak için bir kararname imzalayacağını duyurdu ve bu kararını 24 saat içinde resmileştirme ihtimali olduğunu söyledi (1.8.2020).
Ardından Microsoft bir açıklama yaptı ve TikTok’u Çinli teknoloji şirketi ByteDance’den satın almak için görüşmelerde bulunduklarını duyurdu. Microssoft CEO’su Satya Nadella bu konuda Trump’la görüştüklerini de açıkladı (3.8.2020).
Öte yandan Rueters’e konuşan “üç kaynak”, Trump’un ByteDance’e TikTok’u ABD’li Microssoft’a satması için 45 gün süre tanıdığını belirtti (3.8.2020). Kısa bir süre sonra açıklama yapan Trump haber doğruladı, Microsoft CEO’su Satya Nadella ile görüştüğünü, fiyat dahil konuştuklarını ve Çinli şirketin TikTok’u satması için 45 gün süre tanıdığını söyledi (3.8.2020).
TRUMP’UN 45 GÜN SÜRE VERMESİNİN İKİ ANLAMI
Trump’un Çin’li şirketin ABD’li şirkete satılması için 45 gün süre tanıması iki anlama geliyor:
1) ABD’nin o çok övündüğü “liberal demokrasisi” aslında “mafyokrasi”dir!
2) Trump’un Çinli sosyal medya uygulamasının ABD’ye karşı veri güvenliği riski oluşturduğunu savunması, aslında ABD’li sosyal medya uygulamalarının da benzer riski diğer ülkeleri için taşıdığı anlamına gelmektedir.
Bu ikisi de şu gerçeğe işaret ediyor: ABD’nin teknoloji üstünlüğü ile dijital dünyayı başka ülkelere karşı kullanması dönemi artık bitiyor!
ABD SENATO’SUNUN ENDİŞESİ
Nitekim geçen ay ABD Senato bu konuda bir rapor hazırlamıştı. Rapordaki Çin’e yönelik “bilgiyi sansürleme ve dijital otoriterleşme” gibi propagandaya dayalı suçlamaları bir kenara koyarsak, ABD Senatosu’nun asıl önemli gördüğü gerçek şuydu: ABD önlem almazsa internetin kurallarını artık Beijing yazacaktı!
Senato’nun alınmasını istediği önlemlerin başında da “Çin’in 5G teknolojisine ABD’nin bir alternatif geliştirmesi amacıyla kamu sektörü ve özel sektör ortaklığı oluşturulması için bir yasanın çıkarılması” ihtiyacıydı (22.7.2020).
Kısacası dijital dünyadaki çatışmanın, gittikçe diğer çatışmaların önüne geçeceği bir döneme giriyoruz…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
4 Ağustos 2020
WASHINGTON’UN HEDEFİ ÇKP
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 29/07/2020
ABD’NİN AMACI ÇKP’YE KARŞI KÜRESEL KOALİSYON
Kimi “süper solcular” Çin’e özgü sosyalizme dudak bükse de, ABD yönetimi o sosyalist sistemi ve sistemin mimarı Çin Komünist Partisi’ni “baş düşman” ilan etmiş durumda…
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, bu yılın başında, 20 Ocak’ta, “asıl tehdit Çin Komünist Parti’dir” demişti ve ABD yönetimi o günden beri sürekli Çin Komünist Partisi’ni hedef alan açıklamalar yapıyor.
ÇKP NEDEN ABD’NİN HEDEFİ?
ABD’nin ÇKP’yi hedef alması, kuşkusuz kendi cephesinden oldukça mantıklı.
Zira ABD’nin üst düzey politika yapıcıları bilmektedir ki, bugün Çin Halk Cumhuriyeti ABD ekonomisine yetiştiyse, üretimde ve ticarette geçtiyse, altı kıtada büyük yatırımlar yapabiliyorsa, teknolojide büyük atılım sağladıysa, askeri alanda da makası hızla kapatıyorsa ve en önemlisi dünyanın dörtte biri büyüklüğündeki 1,4 milyar nüfusunun refah seviyesini her yıl artırıyorsa, bunun asıl sorumlusu Çin Komünist Partisi’dir.
Çin Komünist Partisi liderliğinde Çin Halk Cumhuriyeti, sömürge ve iş savaş döneminin büyük yıkımını onarmış ve 70 yılda ülkeyi ABD’yle yarışır hale getirmiştir.
EKONOMİ VERİLERİ
Aslında Çin Komünist Partisi önderliğinde Çin’in nereden nereye geldiğini en iyi ekonomi verileri göstermektedir.
Örneğin Çin’in satınalma gücü paritesine göre dünya ekonomisi içindeki payı 1980’de sadece yüzde 2,3 iken, bu oran 2017’de yüzde 18,3’e, yani yaklaşık sekiz katına yükselmiştir. Aynı tarihlerde ABD’nin dünya ekonomisindeki payı da küçülmüştür: 1980’de yüzde 24,3 iken, 2017’de yüzde 15,3’e gerilemiştir.
2006 yılında Çin’in üretimi 894 milyar dolar iken, ABD’nin üretimi Çin’in iki katıydı; 1,8 trilyon dolardı. 2015 yılına gelindiğinde ABD’nin üretimi 2,17 triyon dolara çıkabilirken, Çin’in üretimi ABD’yi geçti ve 2,57 trilyon dolara yükseldi.
Ticarette de durum benzer. Çin 1979 yılında sadece 13,7 milyar dolarlık mal ihraç edebilirken, 2017’de ihracat 2,28 trilyon dolara çıktı. Çin ABD’ye yılda 431 milyar dolarlık mal satabilirken, ABD Çin’e ancak 149 milyar dolarlık mal satabilmektedir.
ÇKP’NİN 6 HEDEFİ
Görüldüğü gibi Çin 70 yılda, olağanüstü bir büyüme gerçekleştirmiştir. Üretime dayalı bu büyümenin mimarı Çin Komünist Partisi ve onun uyguladığı Çin’e özgü sosyalizmdir.
Ve Çin Komünist Partisi, 6 hedef belirlemiştir.
Bu hedeflerin birincisi Çin’i 2050 yılına kadar müreffeh, güçlü, demokratik, kültürel açıdan gelişmiş, uyumlu, güzel ve modern bir sosyalist ülke haline getirmektir.
ÇKP ayrıca “önce insan” merkezli kalkınmayı sürdürmeyi, reformlara devam etmeyi, sosyalist hukuk devleti inşasını, ÇKP’nin emrinde güçlü bir ordu inşa etmeyi ve Çin’e özgü ülke diplomasisi ile yeni bir uluslararası ilişki tarzı geliştirmeyi önüne hedef koymuştur.
POMPEO LONDRA’DA ÇKP’YE KARŞI KÜRESEL KOALİSYON ARIYOR
İşte ABD bu büyük gerçeği, yani büyük Çin atılımın mimarının ÇKP olduğu gerçeğini gördüğünden, artık doğrudan ÇKP’yi hedef almaktadır.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, geçen hafta Londra’yı ziyaretinde konuyu yeninden gündeme getirdi ve baş tehdit ilan ettiği Çin Komünist Partisi’ne karşı “küresel bir koalisyon kurma” amacını ilan etti (21.7.2020).
Pompeo, Trump yönetiminin, “Çin tehdidini anlayan ve Pekin’i doğru düzgün davranmaya mecbur edene dek Çin Komünist Partisi’ni geri püskürtmeye hazır olan ülkelerle koalisyon kurmayı umduğunu” dile getirdi.
ABD Başkanı Donald Trump da, kısa bir süre önce G7’yi G11’e genişletmeyi istediğini açıklamıştı. Trump, Batı kampındaki “en gelişmiş” 7 ülkeye Rusya, Hindistan, Güney Kore ve Avustralya’yı ekleyerek, aslında Çin’e karşı “daha geniş Batı” inşa etme stratejisi belirlemişti.
Ancak Moskova yönetimi Çin’i dışarıda bırakan bu yapıya itiraz etmiş, G20 mekanizmasının ihtiyacı gördüğünü savunmuştu.
ÇİN DÜŞMANLIĞI ABD’YE YARAMIYOR
Sonuç olarak ABD yönetimi seçim takvimi yaklaştıkça Çin’e karşı baskıyı artırma peşinde. Trump, Çin düşmanlığını yükselttiği oranda seçimi kazanacağını varsayıyor.
Ancak anketlere bakılırsa seçimi kazanma olasılığı gün geçtikçe azalıyor ve Çin’e karşı inşa etmek istediği bir büyük cepheyi de kurabilmekten uzak görünüyor.
Ticaret savaşında vites yükseltmesinin ise Çin’e verdiği zarar kadar ABD’ye de zarar verdiği gün geçtikçe ortaya çıkıyor.
Kısacası, Çin düşmanlığı Trump’a ve ABD’ye yaramıyor.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
28 Temmuz 2020
TRUMP SEÇİM STRATEJİSİNİ ÇİN ÜZERİNE KURDU
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 22/07/2020
GÜNEY ÇİN DENİZİ’NDE ASKERİ KIŞKIRTMA
6 ay öncesine kadar ABD seçimlerinin favorisi, mevcut başkan Donald Trump’tı. Trump, tepki çeken pek çok politikasına rağmen, ekonomide sağladığı kısmi başarılarla ABD kamuoyunun desteğini arkasına almıştı.
Ancak salgın bu durumu değiştirdi. Trump yönetiminin salgını önce ciddiye almayan, ardından iş ciddileşince topu Çin’e atarak başarısız yönetimini perdelemeye çalışan çizgisi, adım adım kamuoyu desteğini yitirmesine neden oldu.
Dahası ekonomide sağladığı kısmi başarı da bu süreçte tersine döndü: İşsiz sayısı 40 milyonu aştı!
Üstelik siyah öfke patlaması da, Beyaz Saray’ın iyi yönetemediği bir krize dönüştü.
Kısacası Kasım ayı yaklaşırken, Trump için çanlar çalışıyor….
TRUMP AMERİKALILARA ÇİN KORKUSU POMPALIYOR
Ancak Donald Trump kurnaz bir işadamı sonuçta. Hatta devletlerarası ilişkilerde zaman zaman işadamlığının devlet başkanlığının önüne geçtiğini de söyleyebiliriz.
O nedenle Trump, kötü gidişata rağmen oyunu çevirecek potansiyele sahip.
Ve hayatı kâr-zarar hesabı üzerine kurulu Trump, bu amaçla tüm seçim stratejisini Çin üzerine kurmuş durumda.
Amerikan halkına Çin korkusu pompalayarak, Çin’in ABD’nin küresel liderliğini elinden almaya çalıştığını savunarak, Çinlilerin Amerikalıların refahına göz koyduğunu işleyerek ve elbette ateşiyle ülkesini yakmaya çalışan bu kızıl ejdere karşı en yetkin Amerikan kartalının kendisi olduğunu iddia ederek bir seçim kampanyası yürütüyor.
TİCARET VE TEKNOLOJİ SAVAŞI
Nasılsa, ABD stratejisi de Çin karşıtlığına uygun. Trump öncesi yönetimlerce başlatılan ve adım adım inşa edilmiş olan Hint-Pasifik stratejisi, temel olarak Çin’i çevrelemeyi, bölgesine sıkıştırmayı hedefliyor.
Dolayısıyla şartlar Trump için Çin düşmanlığı yapmayı kolaylaştırıyor.
Trump da seçime kadar bunu en iyi şekilde kullanıp dört koldan Çin’e karşı harekete geçmeye ve tansiyonu yükselterek bunu oya çevirmeye çalışıyor.
Ticaret savaşı zaten iki yıldır sert şekilde sürüyor. Teknoloji savaşı da adım adım yükseltildi; Trump, Boris Johnson başta kimi müttefiklerini Huawei’yi 5G’den çıkarması için tehdit ediyor.
ABD diğer yandan Uygur, Tibet, Hong Kong, Tayvan gibi konuları Çin’i sıkıştırmak için kullanıyor. Bu konular üzerinden dünyada Çin’e karşı bir kamuoyu oluşturmaya çalışıyor.
GÜNEY ÇİN DENİZİ’NDE KIŞKIRTMA
Trump yönetimi son olarak Güney Çin Denizi’nden silah göstererek Çin’i kışkırtmaya çalışıyor.
ABD, Bağımsızlık Günü 4 Temmuz’da Güney Çin Denizi’nde iki uçak gemisiyle askeri tatbikat yaparak açıkça Pekin yönetimini kışkırtmaya çalıştı.
Her biri 90 uçak olmak üzere toplam 180 uçak taşıyan ve 12 bin asker bulunduran USS Nimitz ve USS Ronald Reagan uçak gemileri, açık ki bölgede askeri gerilim peşinde…
Nitekim Çin yönetimi de ABD’nin kışkırtma arayışına dikkat çekti. Çin Dışişleri Sözcüsü Zhao Lijian, “ABD’nin niyetinin tartışmalı sularda çatışma kışkırtıcılığı yapmak, askerileşme ve silahlanmayı teşvik etmek ve barış ile istikrara zarar vermek olduğunu” açıkladı.
Aslında iki uçak gemisiyle yapılan bu tatbikat ile, bir gün önce ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun sözlerinin gereği yapılmaya çalışılıyordu. Zira Pompeo özetle “Güney Çin Denizi Çin’in değil” demişti!
Elbette Güney Çin Denizi Çin’in değildi; Çin’le birlikte Filipinler’in, Vietnam’ın, Brunei’nin ve Malezya’nındı. Fakat uçak gemisiyle güç gösterisi yapan ABD’nin kesinlikle değildi!
Güney Çin Denizi’ne dair sorunlar ve tartışmalı konular, komşuların meselesiydi; ABD’nin değil!
ABD’NİN İŞİ ZOR
Elbette Trump yerine Biden’ın kazanması, ABD’nin Çin’e karşı pozisyonunu değiştirmeyecek. Zira Çin’i çevreleme stratejisi, Biden’ın yardımcılığını yaptığı önceki başkan Obama’nın da stratejisiydi.
ABD, küresel liderliğinin önünde engel gördüğü için ekonomik olarak kendisini yakalayan Çin’i, askeri ve siyasi olarak sıkıştırmayı sürdürecek.
Sorun şu ki, Çin defalarca ilan ettiği gibi “küresel liderlik” peşinde değil ve dünyayla yürüttüğü ekonomik ve siyasi ilişkiler, Batı’nın geleneksel sömürgeciliğine hiç benzemediği için Güney Amerika’dan Afrika’ya kadar dünyanın pek ülkesi tarafından kazançlı ve yararlı görülüyor. Dahası ABD’nin tüm tehditlerine rağmen Avrupa ülkeleri de Çin’le ticaret yapmayı kârlı görüyor.
Kısacası, seçimi kim kazanırsa kazansın, ABD’nin işi zor!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
21 Temmuz 2020
HDP’NİN UYGURCULUĞU!
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 15/07/2020
MESELE AMERİKANCILIK VE ÇİN KARŞITLIĞI
HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun birkaç gün önce TBMM’de yaptığı konuşma dikkatinizi çekmiştir. “HDP olarak Kürtlerin de, Uygur Türklerinin de hakkını savunan bir partiyiz” diyordu Gergerlioğlu…
Doğrudur, HDP’nin zaman zaman Uygur Türkleriyle ilgili açıklamaları oluyor.
Peki neden? İki nedeni var:
Birini geçen yılki konuşmasında açıklıyor Gergerlioğlu: “Türkiye’de Kürt meselesinde nasıl ayrımcı politikalar izleniyor ve buna karşı çıkıyorsak Çin’de de Uygur Türklerine yapılan ayrımcı politikalara şiddetle karşı çıkıyoruz parti olarak” (21.11.2019).
Yani HDP, Türkiye’de Kürtçülük yapabilmesine dayanak oluşturabilmesi için Çin’de Uygur Türkçülüğü yapıyor!
YA AZERBAYCAN, KIBRIS, IRAK TÜRKLERİ?
HDP için varsa yoksa Uygur Türkleri…
Ya Azerbaycan Türkleri? Siz hiç HDP’nin Ermenistan işgali altındaki Azerbaycan toprakları için bir tepki gösterdiğini işittiniz mi?
Ya Kıbrıs Türkleri? Siz hiç HDP’nin Kıbrıs Türklerinin devletini tanımayan ABD ve AB’ye tepki gösterdiğini duydunuz mu?
Ya Irak Türkmenleri, Suriye Türkmenleri? Siz hiç HDP’nin Irak Türkmenlerini, Suriye Türkmenlerini savunduğunu gördünüz mü?
Neden Irak, Suriye, Azerbaycan ya da Kıbrıs Türkleri değil de Uygur Türkleri?
MESELE TÜRK DEĞİL ABD’NİN ÇIKARI
HDP’nin Uygur Türklerine ilgisinin ikinci nedeni ise Amerikancılığıdır!
ABD, Çin’i zayıflatmak için bir yandan ticaret savaşı uyguluyor, diğer yandan bu ülkeyi askeri ve siyasi olarak çevreliyor, öte yandan da Uygur Türkleri, Tibet ve Hong Kong ayrılıkçılığı gibi konuları kaşıyor…
Her yıl insan hakları raporu hazırlayarak Çin başta olmak üzere bir çok ülkeyi hedef alıyor. Irak’ta, Suriye’de, Libya’da milyonlarca insanı katleden ABD emperyalizmi, diğer ülkelere insan hakları dersi vermeye kalkıyor!
ABD’nin Uygur Türklerine sevgisi, Çin’i hedef alması nedeniyledir. Uygur Türklerinin Çin’den ayrılmasını savunarak bu ülkeye zarar vermek istiyor.
Ama aynı ABD, ayrı yaşamakta olan Kıbrıs Türklerini, Kıbrıs Rumlarıyla birlikte yaşamaya zorluyor yıllardır!
ABD’nin Türklerin Çin’den ayrılmasını ama Rumlarla birlikte yaşamasını savunması çıkarları gereğidir, arkasında bir ilke yoktur elbette…
ABD’NİN AMACI İSRAİL’İN GÜVENLİĞİ
Kıbrıs’ta Türkleri Rumlarla birlikte yaşamaya zorlayan ABD, Kürtleri ise Türklerden Araplardan, İranlılardan koparmaya çalışmaktadır.
Neden? Kürtlerin kara kaşını, kara gözünü sevdiği için mi? Ya da Türklerin, Arapların, İranlıların kaşını ve gözünü sevmediği için mi?
Elbette değil. ABD bölge ülkelerini parçalayarak daha iyi kontrol edebilmek, bir enerji koridoru oluşturabilmek ve bölgeyi İsrail’in güvenliğine daha uygun hale getirebilmek için Türkiye, İran, Irak ve Suriye’yi bölmek istemektedir. 50 yıllık politikasıdır bu…
Arap ve İranlı basıncı altındaki Yahudilere, Kürt desteği sağlamaya çalışmaktadır. Hatta Yahudilerin rahat edebilmesi için Kürtleri paratoner olarak kullanmaktadır: Türkler, Araplar ve İranlılar Kürtlerle uğraşsın ki, Yahudiler rahat etsin yani…
EMPERYALİZM KULLANIR VE SATAR
ABD emperyalizminin Kürtleri kaç kere kullanıp yarı yolda bıraktığı, kısacası sattığı yakın tarihimizin acı gerçeklerindendir.
ABD emperyalizmi çıkarları için Kürt’ü de, Türk’ü de, Arap’ı da kullanır, kullanıyor…
Oysa bu coğrafyada Türkler, Kürtler, Araplar, İranlılar bin yıldır iç içe yaşıyor. Bu coğrafyaya 50 yıl önce gelen bir emperyalist devletin bölgeyi karıştırmasına zemin yaratmak, hiç kimseye yaramıyor emperyalist tekellerden başka…
O nedenle Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, İranlı’nın emperyalizmi dışlayarak herkesin yararına bir birlikte yaşama formülü üzerinde kafa yorması gerekiyor…
ASYA YÜZYILINDA REFAH İÇİNDE
Uygur Türkleri için de geçerli bu…
Uygur Türkleri içinde ABD desteği ile ayrılıkçılık yapan bir avuç Rabiacı, Uygur Türklerine iyilik değil, kötülük yapıyor!
Uygur Türkleri ABD’ye aldanıp ayrılıkçılık yapmamalı, Çin de Uygur Türklerini ABD’nin kullanabilmesine zemin yaratmamalı…
Asya yüzyılında, birlikte, barış içinde, refah içinde yaşamalıyız hepimiz…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
14 Temmuz 2020
ABD-ÇİN BÜYÜK REKABETİ
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 01/07/2020
ABD ile Çin arasında bir “büyük rekabet” vardır ama bu bir “hegemonya” mücadelesi değildir. Çünkü Çin’in “hegemonik güç” olma hedefi yoktur. Hegemonik güç olmak isteyen ABD’dedir; bir süre de olabilmiştir ancak artık hegemonyası inişe geçmiştir.
Küresel ölçekte hegemonya, bir süper devletin diğer devletler üzerinde siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda mutlak üstünlük sağlamasıdır.
Çin’in “hegemonik güç” olma hedefinin bulunmadığının en açık göstergesi, ulusal güvenlik strateji belgeleridir. O belgelerde Çin’in böyle bir niyeti görünmemektedir.
Peki “gizli hedefi” olabilir mi? Olamaz, çünkü “hegemonik güç” konusu gizlenebilecek bir konu değildir. Nitekim ABD yıllarca yayımladığı ulusal güvenlik strateji belgelerinde kendisinin hegemonik güç olduğunu ve düzeni sağlama sorumluluğunun kendisinde olduğunu açık açık ilan etmişti.
KÜRESEL LİDERLİK SORUNU
Kaldı ki hegemonik güç olma konusu ideolojik bir konudur; emperyalist kapitalizme özgüdür, sosyalizme değil…
Nitekim Çinli komünist yetkililer bu konu açıldığında, Çin’in böyle bir hedefi olmadığını belirtmekle yetinmez, böyle bir hedefe yönelmesi halinde ülkelerine karşı mücadele edeceklerini bile söylerler!
Bu arada hegemonik güç olmak ile küresel lider olmak aynı şey değildir. Hegemonik güç aynı zamanda küresel liderdir ancak küresel lider aynı zamanda hegemonik güç olmayabilir.
Hegemonik güç olmayan küresel lider, küresel ilişkilere diğer aktörleri de katarak liderlik eder; diğer ülkeler üzerinde siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda mutlak egemen olmaya çalışmaz.
Çin bu nedenle küresel lider adayıdır.
REKABETİN NİTELİĞİ
ABD-Çin büyük rekabeti özünde bir üretim rekabetidir.
ABD son çeyrek yüzyılda üretimin merkezi yerine tüketimin merkezi olmaya dönüşmüş, Çin ise bu süreçte üretimin merkezi haline gelmiştir.
ABD, Donald Trump yönetimiyle bu değişimi durdurmaya çalışmıştır, çalışmaktadır. ABD’nin Çin mallarına karşı gümrük duvarlarını yükseltmesi, ambargolarla Çin’de üretim yapan ABD şirketlerini ülkeye çekmeye çalışması bu amaçladır.
ARA DÖNEM
Dünya tek kutuplu değil artık ve ABD 21. yüzyılı “Amerikan Yüzyılı” yapamayacağını biliyor. Hegemonyasının inişe geçtiğini, küresel liderliğinin sonunun geldiğini ve inşa ettiği “dünya düzeni”nin adım adım zayıfladığını görüyor.
Dünya ara bir dönem yaşamaktadır: ABD’nin liderlik ettiği dünya düzeni henüz yıkılmamıştır ve yerine de yeni bir dünya düzeni kurulmamıştır.
ABD’nin hegemonyası inişe geçtiği için kurduğu düzene liderliği zayıflamaktadır.
Çin, bir yandan ABD’nin kurduğu düzen içinde yükselmeye, o düzeni ayakta tutan kurumların içindeki ekonomik ve politik ağırlığını artırmaya çalışmakta, diğer yandan da düzeni ayakta tutan o kurumların alternatiflerini birer birer inşa etmektedir.
Mehmet Ali Güller
CRI TÜRK
30 Haziran 2020
HİNDİSTAN-ÇİN GERGİNLİĞİ ABD’YE YARAR
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 24/06/2020
Çin ile Hindistan arasındaki sınır sorununun iki ülkeyi karşı karşıya getirmesi ABD’yi oldukça memnun ediyor. Geçen hafta iki ülke askerlerinin sınır hattında çatışması ve 20 Hint askerinin ölümü, ABD için bulunmaz fırsattı…
Hindistan Çin’le ne kadar karşı karşıya gelirse, o kadar ABD’ye yanaşacak; Washington’un hesabı ve isteği bu….
Hindistan’ın ABD’nin yanında olması ise hızla küresel liderliğe yükselen Çin’i durdurabilmesi ya da dengeleyebilmesi demektir…
ABD’NİN HİNT-PASİFİK STRATEJİSİ
Nitekim ABD tüm stratejik planlamasını buna göre yapmaktadır:
1. ABD “Asya-Pasifik stratejisini”, Haziran 2019’da “Hint-Pasifik stratejisi” diye güncelledi.
2. ABD Çin’e karşı ABD, Hindistan, Japonya ve Avustralya dörtlüsünden oluşan bir cephe inşa etmeye çalışıyor.
3. ABD dört yeni katılımla, G-7’yi G-11’e dönüştürmek istiyor. O dört ülke Hindistan, Avustralya, Güney Kore ve Rusya. ABD’nin amacı G-11ile Çin’i yalnızlaştırmak. Rusya bu nedenle G-11’e itiraz etti.
BEIJİNG VE MOSKOVA’NIN ŞİÖ VE BRICS HAMLESİ
Aslında hem Beijing hem de Moskova, ABD’nin Hindistan’ı “geni Batı” içine dahil etmeye çalıştığını uzun süredir biliyordu. Yıllardır süren Hindistan-Pakistan sorununu da ABD bu amaçla değerlendirmeye çalışıyordu.
ABD ayrıca Çin’in Hindistan’la tarihi sınır sorununun bulunmasını ve Hindistan-Pakistan sorunlarında Çin’in Pakistan’ın yanında konumlanmasını da Hindistan’ı yanına çekebilmenin fırsatları olarak görüyor ve değerlendirmeye çalışıyordu.
Ancak Beijing ve Moskova, 21. yüzyılda ABD’nin planlamalarını boşa çıkaran önemli diplomatik hamleler yaptılar; Hindistan’ı, Pakistan’la birlikte Şanghay İşbirliği Örgütü’ne aldılar; diğer yandan Hindistan’la BRICS’te buluştular…
Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS dev bir ekonomik topluluk haline geldi…
HİNDİSTAN ABD’YLE DEĞİL, ÇİN’LE BÜYÜR
İçte ABD 20 yıla dayanan bu gelişmeyi tersine çevirmenin aracı olarak görüyor Çin-Hindistan sınır sorununu…
Hindistan’ı ŞİÖ’den ve BRICS’ten koparmak ve ABD’nin Çin’e karşı oluşturduğu platformlara dahil etmek, ABD’nin en kritik önemdeki hedefidir…
Şundan:
ABD’nin “büyük rekabet” içerisinde Çin’e karşı şansı gittikçe azalıyor. Büyüyen ve küresel liderliği almaya hazırlanan Çin’i, ABD ancak Çin kadar nüfusu olan ve ekonomisi hızlı gelişme potansiyeli taşıyan Hindistan’la dengeleyebilir…
Hindistan’ın ABD’nin bu büyük oyununa alet olup olmaması sadece Hint-Pasifik bölgesini değil, tüm dünyayı etkileyecek.
Ancak Hindistan’ın ABD’yle hareket etmesi, son tahlilde Hindistan’a bir kazanç sağlamayacak. Zira Hindistan Asya’da, ŞİÖ’de, BRICS’te Çin ve Rusya’yla birlikte hareket ettiği için hızla gelişmektedir…
Yani Hindistan’ın ABD’yle değil Çin’le büyüdüğü ve büyüyeceği en önemli gerçekliktir.
ASYA YÜZYILI, ÇİN-HİNDİSTAN-RUSYA İTTİFAKIYLA GERÇEKLEŞİR
O nedenle Hindistan çok dikkatli hareket etmelidir. ŞİÖ ve BRICS birlikteliklerinden vazgeçmesi Delhi için büyük kayıp olur…
Çin ve Rusya da, Asya devi Hindistan’ı ABD’nin yanına itmemenin koşullarını oluşturmaya çalışmalıdır.
Çin, Hindistan ve Rusya üçlüsünün işbirliği ve ittifakı, Asya Yüzyılının gerçekleştirmenin biricik yolu ve güvencesidir.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
23 Haziran 2020
KÜRESEL LİDERLİĞİN SEMBOLÜ: 5G
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 17/06/2020
Küresel liderlik mücadelesinin en önde gelen mücadele alanlarından biri 5G’dir. 5G’yi en çok ülkede kimin kuracağı, yeni dünyanın nasıl şekilleneceğinin de bir bakıma işareti olacak. O nedenle bu alanda kıran kırana bir mücadele var.
Fakat mücadele iki ülkeden hangisinin daha çok 5G kuracağı şeklinden çok, birinin kurmaya çalışması, diğerinin de önlemeye çalışması şeklinde sürmektedir.
ABD KENDİ YAPTIĞINI BAŞKASINDAN DA BEKLİYOR
5G neden önemli? Çünkü 5G, veri trafiğini yönetmek demek. O trafiği yönetenin para trafiğini de, güvenlik trafiğini de yöneteceği düşünülüyor.
Tabii bu daha çok ABD’nin suçlaması: Kendisi yıllarca böyle yaptığı için, kendi teknolojisini başkasına sattığında ona karşı kullandığı için, başkasının da aynı şeyi yapacağını düşünüyor haklı olarak…
Bu elbette mümkün ancak “yeni bir dünya” kurulurken bunu önleyebilmek de mümkün!
Zira teknolojiyi sattığına karşı kötü amaçla kullanmak, süper devlet hastalığıdır; çok merkezli dünyanın kolektif yönetiminde o hastalık geride bırakılabilir…
ABD’NİN İKİ ÇIKMAZI
Girişte belirttik: ABD ile Çin arasındaki 5G rekabeti, iki ülkenin 5G kurması rekabeti şeklinde değil, Çin’in kurmaya, ABD’nin ise önlemeye çalışması şeklinde sürmektedir.
Çünkü 5G teknolojisinde Çinli şirketler açık ara öndedir.
Bu ABD’yi iki şeye yönlendirmektedir: Birincisi kendi şirketlerini Çin’in 5G sağlayıcılarıyla rekabet edebilmeye teşvik etmekte; ikincisi de 5G için Çinli şirketlerle anlaşmaya giden “müttefiklerini” durdurmaya çalışmakta.
ABD bunun için en yakın müttefiklerini gerekirse tehdit de ediyor!
Son ve en önemli örneği İngiltere!
TRUMP JOHNSON’LA TARTIŞTI
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, müttefiki İngiltere’yi 5G konusunda uyardı ve safını seçmesini istedi! Pompeo, Londra merkezli HSBC bankasını da fırçaladı!
ABD, İngiltere, 5G, HSBC…
Aradaki bağlantıyı anlatabilmek için kronolojiyi izleyelim:
ABD yönetimi müttefiki İngiltere’nin sınırlı bile olsa Huawei’ye 5G altyapısı kurulmasında rol vermemesini istiyor; bunun ulusal güvenliği tehlikeye atacağını savunuyor ve Washington-Londra arasında istihbarat paylaşımına engel oluşturacağını iddia ediyor.
İngiltere buna rağmen şubat ayında Çinli teknoloji şirketi Huawei’ye ülkenin 5G altyapısında hizmet sağlayıcı olarak yer verme kararı almıştı. Bu kararın ardından Donald Trump’ın Boris Johnson’la telefonda sertçe tartıştığı İngiliz basınına yansımıştı.
Ancak buna rağmen İngiltere, Çin’in nükleer enerji santralleri kurma taahhüdünü sürdürmesini de göz önünde bulundurarak, Huawei’nin 5G ağını kurmasına belli ölçülerde izin sağlayabileceğinin işaretlerini veriyor.
Nitekim Londra’nın bu konudaki temel yaklaşımı şu resmî açıklamasıdır: “Başbakan, piyasanın çeşitlendirilmesi ve az sayıda şirketin hakimiyetinin kırılması için benzer düşünen ülkelerin birlikte çalışmasının önemini vurguladı.”
HSBC’NİN ROLÜ
HSBC Yönetim Kurulu Başkanı Mark Tucker, İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile bu ayın başında gizli bir görüşme yaptı. Ancak görüşme 7 Haziran’da medyaya yansıdı.
Haberlere göre Tucker, Johnson’a özetle Huawei’nin ağ donanımını yasaklamaması gerektiğini, aksi takdirde HSBC’nin Çin’de misillemeye uğrayabileceğini söylemişti.
HSBC Hong Kong’da kurulmuştu ama Londra merkezli bir bankaydı. Üstelik Hong Kong’daki en büyük iki bankadan biriydi ve Çin’de de çok geniş iş sahasına sahipti.
HSBC’nin İngiltere Başbakanı’ndan talebi Washington’u köpürttü ve devreye ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo girdi.
POMPEO’NUN ŞANTAJI
Pompeo öncelike HSBC’yi hedef aldı. ABD Dışişleri Bakanı, HSBC’yi Hong Kong sorununda Pekin’e “biat etmekle” suçladı! (11.6.2020).
Pompeo ikinci olarak, son dönemde sıkça yaptığı gibi Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP) suçladı. ABD Dışişleri Bakanı, ÇKP’yi İngiltere (Britanya) bankalarının Çin’deki işlerini Londra’ya karşı siyasi baskı aracı olarak kullanmakla suçladı.
Pompeo üçüncü olarak da doğrudan Londra yönetimine seslendi ve “safını seçmesini” istedi! ABD Dışişleri Bakanı, Huawei’den vazgeçmesi halinde Londra’nın yanında olacaklarını söyledi: “ABD, Britanya’daki dostlarımıza duydukları her türlü ihtiyaç konusunda yardım etmeye hazırdır. Bu yardımlar güvenlikli, dayanıklı nükleer enerji santrali inşa etmekten yurttaşların mahremiyetini koruyan güvenilir 5G teknolojisi geliştirmeye kadar uzanır.”
ABD’NİN GERİ ADIMI
Ancak bu şantajlara, bu tehditlere rağmen bir de teknoloji dünyasının kendi gerçekleri var. O da şu: 5G altyapısı kurmak konusunda Çinli Huawei lider konumda ve ABD bunu engelleyebilecek durumda değil.
Huawei’ye dünya çapında ambargo uygulamaları bunu engellemedi nitekim…
O nedenle ABD bu konuda geri adımlar atmaya mecbur ve de atmaya başladı: Örneğin ABD Ticaret Bakanlığı, Amerikan şirketlerinin Huawei ile iş yapmasına yönelik kısıtlamaları, 5G standartlarında birlikte çalışabilmelerine izin verecek şekilde değiştirmek durumunda kaldı! (16.6.2020).
Kuşkusuz bunda ABD’nin kaçınılmaz olarak Huawei’nin teknoloji seviyesinden yararlanma ihtiyacı var öncelikle…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
16 Haziran 2017
AŞI VE SÜPER GÜÇ
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 10/06/2020
ABD’nin “yeni bir dünya kuruluyor” endişesi ile Çin düşmanlığı doğru orantılı…
Amerikan rüyası bittikçe, ABD hegemonyası zayıfladıkça, ABD’nin küresel liderliği azaldıkça, Çin düşmanlığı da artıyor.
Salgın boyunca Beyaz Saray tarafından çapsız argümanlarla sürdürülen Çin düşmanlığı da bunun yansıması…
BEYAZ SARAY’IN SORUMSUZ “ÇÖZÜMÜ”
ABD yönetimi, Çin’de korona salgını başladığında durumdan memnundu; çünkü salgın küresel rakibi Çin’in ekonomisini zayıflatacaktı.
Olmadı, Çin sert önlemlerle salgını kontrol altına aldı. Dahası salgın Avrupa’ya oradan da Amerika’ya geçti. ABD salgının merkez üssü oldu. İnsani ve ekonomik tahribatı, Çin’deki tahribatından katbekat fazla oldu.
Salgın yayıldıkça, Amerikan halkı da başlarda virüsü ciddiye almayan ve salgına karşı başarılı mücadele edemeyen ABD Başkanı Donald Trump’a tepki gösterdi.
Beyaz Saray’ın bu beceriksizliğe bulduğu çözüm ise en hafifinden sorumsuzcaydı: Çin düşmanlığı!
AMERİKAN TEZGÂHLARI
ABD önce virüsün pasaportu varmış gibi ona “Çin virüsü” diyerek Beijing yönetimini hedef aldı.
Ardından Çin’in virüsle ilgili dünyayı geç bildirdiğini iddia etti. Oysa ABD istihbaratının Beyaz Saray’ı bilgilendirdiği ancak Trump’ın konuyu ciddiye almadığı ortaya çıktı.
Trump daha sonra Çin’in kontrolünde olduğunu iddia ederek Dünya Sağlık Örgütü’nü hedef aldı.
ABD’deki vaka/ölüm sayılarının vahim boyuta ulaşması üzerine, Trump bu kez “Çin’in sayıları yalan” demeye başladı.
Sonrasında da kendi istihbaratı tersi sonucu çıkarmasına rağmen, Çin’i “virüsü laboratuvarda üretmekle” suçladı.
Ve en sonunda Çin’i salgını durdurmamakla bile suçladı!
AŞI SAVAŞLARI
Trump yönetiminin Çin düşmanlığı şimdi de aşı üzerinden başladı!
Önce ABD İç Güvenlik Bakanlığı, Çin’i bilgisayar korsanları aracılığıyla ABD’de yürütülen aşı çalışmalarını çalmaya çalışmakla suçladı (11.5.2020).
Ardından da ABD Senatörü Rick Scott Çin’i “Batı ülkelerinin aşı çalışmalarını yavaşlatmaya veya sabote etmeye çalışmakla” suçladı! (7.6.2020)
Bejing hükümetinin ABD’de, ya da İngiltere’de sürdürülen bir aşı çalışmasını nasıl yavaşlatabildiği ise belli değil!
İddia o kadar absürt ki, Çin Dışişleri Sözcüsü Hua Çunying senatörden kanıt göstermesini istedi (8.6.2020).
Oysa ABD ya da bir başka Batılı ülkenin tersine, Çin daha şimdiden aşıyı dünyanın ve insanlığın hizmetine sunacağını ilan etti. Batıda aşının bulunmasıyla nasıl bir ekonomi yaratılacağı hesap edilirken, Çin Bilim ve Teknoloji Bakanı Wang Zhigang, geliştirdikleri koronavirüs aşısının tüm klinik testlerden sonra dünya çapında erişilebilir hale getirmeyi planladıklarını duyurdu (7.6.2020).
ALMANYA: ÇİN GELECEĞİN SÜPER GÜCÜ
Peki ABD yönetiminin bu tonda Çin düşmanlığının ve bu çapsızlıkta düşmanlığa tezgâh üretmesinin nedeni ne?
Aslında o nedeni en iyi Almanya Dışişleri Bakanı Haiko Maas açıkladı: “Çin gelecekteki süper güç. Çin, Almanya’nın en büyük ticari partneri. Pekin ile diyalogu sadece ekonomik ve ticari konularla sınırlandırmamalıyız. Kendi değerlerimizi korumamız için ortak Avrupa stratejisine ihtiyacımız var.” (7.6.2020).
Evet, ABD hegemonyası zayıflıyor, ABD küresel liderliği kaybediyor, ABD bırakın müttefiklerini Çin düşmanlığına sevk edebilmeyi, onları ticaret savaşında yanında bile göremiyor, Avrupa’nın en büyük ekonomisi Çin’le ilişkileri siyaseten de derinleştirmek istiyor.
Kısacası yeni bir dünya kuruluyor!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
9 Haziran 2020
AMERİKAN IRKÇILIĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 03/06/2020
Irkçılık bir hastalık değildir; bir politikadır; emperyalist kapitalizme dair bir politikadır.
Kapitalizm emperyalizm aşamasına geçerken, Asya ve Afrika’yı sömürmek, yerli halkı köleleştirip çalıştırmak istiyordu. Bunun Avrupalı emperyalist “beyaz adam” için bir “hak” olduğunu savunabilmek için de “ırkçılık” düşüncesi oluşturuldu.
Fransız aristokrat Joseph Arthur de Gobineau, 1853-1855 yılları arasında yayımladığı İnsan Irklarının Eşitsizliği Üzerine adlı dört ciltlik eseriyle, emperyalistlerin ihtiyacının “teorisini” yaptı ve insanları beyaz, siyah ve sarı olmak üzere üç ırka ayırdı. Beyaz ırkın özellikleri iyiyken, sarı ve siyah ırkın özellikleri kötüydü!
Yani emperyalist Avrupa, Asya’yı ve Afrika’yı sömürebilirdi!
Özetle sorunu ekonomi-politiğinin üzerinden atlayarak “hastalık” diye yorumlamak, aslında tedaviyi imkânsız kılmaktadır!
TRUMP HASTA DEĞİL EMPERYALİST!
Örneğin ABD Başkanı Donald Trump’ın korona virüsüne “Çin virüsü” diyerek ırkçılık yapması, hasta olmasından değil, emperyalist olmasından kaynaklanmaktadır!
Trump’ın “Çin virüsü” demesi; küresel liderliğine rakip gördüğü Çin’i zayıflatmak, dünyayı Çin’e karşı kışkırtmak ve gözleri salgınla mücadeledeki başarısız yönetiminden bir başka yöne çevirtmek içindi.
19. yüzyılda bir milyona yakın kişinin ölümüyle sonuçlanan Amerikan iç savaşını kölelik karşıtları kazansa da, 1960’lardaki mücadele ile ayrımcılık federal bir suç haline getirilse de, ırkçılığın ABD’de varlığını koruyor olması, hastalıktan değil, ABD emperyalist olduğu içindir.
Vietnam’a saldıran, Yugoslavya’yı bölen, Irak’ı işgal eden, Libya ve Suriye’yi bombalayan ABD; bu saldırılarına Amerikan halkının desteğini sağlayabilmek için elbette ırkçılık pompalıyordu. Vietnamlılar geri Asyalıydı, Yugoslavlar başları ezilmesi gereken Slav komünistleriydi, Iraklılar, Libyalılar ve Suriyeliler geri ve terörist Araplardı!
Dış politikanın iç politikaya, iç politikanın da dış politikaya yansımaları elbette olurdu. Asyalıyı, Slavı, Arabı bombalanması gereken “geri ırk” gören “beyaz adam” içeride de siyahlara ve hispaniklere düşmanlık geliştiriyordu. Ki o düşmanlığın kökleri, ABD kapitalizminin tarlalarda Afrikalı çalıştırabilmek için onları köleleştirmesi sürecindeydi!
VİRÜSUN EKONOMİ-POLİTİĞİ
ABD’deki ırkçılık karşıtlığı ne yazık ki bu politik çerçeve içinde bir mücadeleye dönüşmüyor; “beyaz polis şiddetine” karşı “siyah öfke” olarak parlıyor ve sönüyor.
1992’de Los Angeles’ta ve 2014’te Missouri’de böyleydi…
Siyah George Floyd’un “beyaz bir polisin” dizlerinin altında “nefes alamıyorum” diyerek can vermesi görüntüsü “siyah öfkeyi” yeniden ortaya çıkardı. Birkaç gün içinde protestolar 25 ABD kentine yayıldı.
Bu kez sorun “beyaz polis şiddeti” olmaktan daha geniş bir şekilde ele alınır mı?
Zor ancak imkânsız değil. Zira bu kez salgınla mücadele sürecinin geniş kitlelere acıyla öğrettikleri var:
Siyahlar ve hispanikler ABD nüfusunun yüzde 32’siydi ancak korona virüsü en çok onlara bulaşıyordu. Çünkü siyahlar ve hispanikler daha çok alt sınıflara aittiler; ya salgından korunamayacak işlerde çalışıyorlardı ya da işsiz, hatta evsiz…
Virüse yakalandıklarında da Amerikan sağlık sektörünün acımasızlığıyla en çok onlar yüz yüze geliyorlardı; sigortasızlık, pahalı tedavi…
İSYANIN İKTİSADİ ZEMİNİ
ABD’de salgın sürecinde 22 milyon Amerikalı işsizlik fonuna başvurdu. Böylece işsiz sayısı 40 milyonu aştı.
Bloomberg’in milyarderler endeksine göre ABD’li “en zenginlerin” serveti 23 Mart’tan 23 Nisan’a, bir ayda yüzde 20 artmıştı.
40 milyon Amerikalı işsizken, 400 Amerikalının serveti tam 3 trilyon dolardı!
Kısacası salgında zenginler daha da zenginleşirken, fakirler daha da fakirleşiyordu…
İşte bu tablo “siyah öfke”yi, “beyaz polis şiddeti”nden öteye taşımanın iktisadi zeminidir. Ancak bu tür isyanlara doğru programla ve doğru hedefle bir örgütlü kuvvet liderlik yapmadığında, bir süre sonra yorulup sönme eğilimi gösterecektir…
Ama her patlama, aynı zamanda kitlelere öğretmenlik yapmaktadır.
Amerikalılar için de “bir gün mutlaka” vardır.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
2 Haziran 2020
TRUMP’IN VİRÜS ARŞİVİ
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 27/05/2020
ABD Başkanı Donald Trump 19 Mart’ta yaptığı açıklamada Çin’in korona virüsü konusunda kendilerini geç bilgilendirdiğini iddia ederek, bir “yalan kampanyası” başlattı.
Trump yönetimi bu kampanya boyunca Çin’in “eksik sayı” açıkladığını iddia etmekten, “bilerek bu virüsün yayılmasını durdurmadığını” savunmaya kadar, hatta virüsün Çin’deki bir laboratuvarda üretildiğine kadar bir dizi suçlama yaptı.
YALANIN PANZEHRİ ARŞİVDİR
Trump ve ekibinin bu süreçte Çin’i hedef almak için ürettiği beceriksiz komplolar da, dile getirdiği pervasız yalanlar da ABD emperyalizminin utanmazlık tarihine eklendi.
Ve ABD elindeki medya gücü ve dünyanın çeşitli ülkelerindeki “profesyonel” Amerikancıların propagandasıyla dünyayı bu yalanlardan hareketle Çin’e karşı kışkırttı.
Oysa Trump yönetimi ocak ve şubat ayı boyunca, bugün iddia ettiği ne varsa, tam tersini söylüyordu.
Ve yalanların panzehri arşivdir: Bugün arşivi açarak Trump’ın çok değil, birkaç ay önce neler söylediğini listeleyeceğiz:
TRUMP ÇİN’İ TAKDİR ETTİ
ABD’de ilk korona virüs vakası 21 Ocak’ta görüldü. Ertesi gün Trump Davos’taydı ve ilk vakanın görülmesi nedeniyle şöyle dedi: “ABD’nin korona virüsüne karşı bir planı var” (22 Ocak 2020).
ABD Başkanı Trump birkaç gün sonra, bir tweet atarak Çin yönetiminin virüsle mücadelesini övdü. Evet, yanlış okumadınız, bugün suçladığı Çin yönetimini övdü: “Çin, korona virüsü sınırlandırmak için çok fazla gayret gösteriyor. ABD, Çin’in çabalarını ve şeffaflığını takdir ediyor. Bu çabalar işe yaracaktır. Özellikle Amerikan halkı adına Devlet Başkanı Şi’ye teşekkür ediyorum.” (25 Ocak 2020).
Bundan iki gün sonra da Trump “Virüs konusunda Çin ile çok yakın iletişim içerisindeyiz” dedi (27 Ocak 2020).
TRUMP: ÇİN’LE İŞBİRLİĞİ YAPIYORUZ
ABD Başkanı Trump, sonraki hafta da korona virüsle mücadele konusunda Çin’i övmeyi sürdürdü.
Trump, Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı üçüncü “ulusa sesleniş” konuşmasında, “Çin hükümeti ile salgın konusunda yakından çalışıyoruz ve işbirliği içindeyiz” dedi (5 Şubat 2020).
Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile korona virüsü konusunda bir telefon görüşmesi yaptıktan sonra da şu tweet’i attı: “Başkan Şi, çok başarılı bir operasyona önderlik ederken süreci büyük bir disiplinle yönetiyor. Çin’e yardım etmek için yakın bir şekilde çalışıyoruz. Yönetimim, bu tehditten vatandaşlarımızı korumak için gereken tüm önlemleri aldı ve almaya da devem edecekler.” (7 Şubat 2020).
Birkaç gün sonra Fox televizyonuna konuşan Trump, Çin’le işbirliğini sürdürdüklerini yineledi: “Çin ile yakından çalıştığımızı söyleyebilirim. Oraya en iyi uzmanlarımızı gönderiyoruz. Çin’in çok yakında virüsü kontrol altına alacağına inanıyorum. Nisan ayında havaların ısınmasıyla koronavirüs de bitmiş olur.” (11 Şubat 2020).
TRUMP: ÇİN’İN RAKAMLARINA GÜVENİYORUZ
Bugünlerde Trump ve ekibi Çin’i eksik sayı açıklamakla suçluyor ama aslında bu konuda dün Çin’i takdir ediyorlardı.
Trump, korona virüs konusunda 27 Şubat’ta düzenlediği basın toplantısında ABD halkına karşı riskin çok az olduğunu söyledi. Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüştüğünü belirterek, “Şi çok çalışıyor. Çin’in bildirdiği rakamlara güvenebilirsiniz.” dedi (27 Şubat 2020).
Bu süreçte Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert O’Brien da Çin’i takdir ediyordu. O’Brien CBS’ye yaptığı bir açıklamada “Çin geçmişteki krizlere göre kesinlikle daha şeffaf ve bunu takdir ediyoruz” diyordu.
TRUMP YALANLARA BAŞLIYOR
ABD’de korona virüs nedeniyle ilk ölüm 29 Şubat’ta yaşandı. Ancak Trump hâlâ meseleyi ciddiye almıyordu. Demokratlar bu nedenle Trump yönetimini sert şekilde uyarıdyordu.
Ardından mart ayının ilk iki haftasında ABD’de endişe büyüdü. Ölümler hızla arttı. Trump yönetimi ise hâlâ kamuoyunun beklediği ciddi önlemleri almıyordu.
Neticede ABD’de vaka ve ölüm sayıları çok hızlı yükseldi ve Trump yönetiminin süreci iyi yönetemediği ortaya çıktı.
Trump salgınla mücadeledeki başarısızlığını örtmek için yukarıda özetlediğimiz sözlerinin tam tersine bir şekilde Çin’i suçlamaya başladı. Topu Çin’e atarak durumu kurtarabileceğini savunan Trump, Nisan’da ABD salgının merkezi olunca, yeni yalanlar üretti.
TRUMP’IN SEÇİM KORKUSU
Kasımda yapılacak seçimlerin baskısını hissetmeye başlayan Trump, mayıs ayında ise yalanın dozunu arttırdı. Öyle ki, bugün söylediği yalan, dünkü yalanını bile yalanlayabiliyordu!
Trump o kadar çaresiz ki, salgınla seçimleri bile ilişkilendirdi ve “Çin, Kasım ayında seçimleri kaybetmem için elinden geleni yapıyor” dedi! Sanki Çin sırf Trump seçim kaybetsin diye virüs salgını başlatmıştı!
Öyle ki oğlu Eric Trump bile “Virüs seçimden sonra sihirli bir şekilde çekip gidecek” diyordu (19 Mayıs 2020).
Acı ki Trump’un bu çapsızlığının ve beceriksizliğinin bedelini Amerikan halkı, özellikle de siyahlar ve hispanikler, yani alt sınıflar ödüyor! Hem de canlarıyla…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
26 Mayıs 2020