Archive for category CGTN Türk

SALGINDAN SONRA YENİ DÜNYA

Geçen haftanın üç önemli olayı vardı:

1) ABD G7’de koronavirüsü “Vuhan virüsü” diye isimlendirmekte ısrar edince diğer 6 ülkeyle ters düştü, yalnız kaldı ve G7 zirvesi ortak açıklama yayımlayamadı.

2) BM toplantısında da benzer bir tablo yaşandı. Fransa’nın önerisi, ABD’nin öneriye “Vuhan virüsü” ifadesini ekletmek istemesi nedeniyle hayata geçemedi ama ABD yine müttefikleriyle ayrı düşmüş oldu.

3) G20 zirvesinde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in önerdiği dört teklif alınan kararlara yansıdı. Böylece Çin G20 zirvesine ağırlığını koymuş ve zirveye bir anlamda liderlik etmiş oldu.

ABD’NİN İKİ SEÇENEĞİ

Ortaya çıkan bu tablo, hem ABD içinde hem de ABD’nin liderlik ettiği Batı kampı içinde süren “salgınla mücadele stratejisi” tartışmasına da yeni bir boyut kazandırdı.

Barack Obama döneminin Asya-Pasifik işlerinden sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Kelly Magsamen’den eski Avustralya Başkanı Kevin Rudd’a pek çok isim, ABD’nin salgınla mücadelede başarı için Çin’le işbirliği yapması gerektiğini savundu.

ABD’nin vaka sayısı bakımından Covid-19’un yeni üssü olması, Trump yönetimini iki seçenekle karşı karşıya getirdi.

Beyaz Saray ya 2018’de uygulamaya başladığı Çin’i ticaret savaşı ile baskılama stratejisini sürdürecek ama salgınla mücadelede yalnız kalacak, ya da Çin’le işbirliğine razı olarak birlikte sürece liderlik edecek ve salgınla mücadeleyi daha az kayıpla kapatacak…

Trump’ın “Çin virüsü” isimlendirmesinden vazgeçmesi, ikinci seçeneğin hayata geçebileceğine işaret ediyor şu aşamada.

NEO-LİBERAL KÜRESELLEŞMENİN İFLASI

Donald Trump yönetimi hangi seçeneği seçerse seçsin, salgın kontrol altına alındığında, artık eski dünyanın yerine yeni dünyanın inşa olmaya başladığını göreceğiz hep birlikte…

Kaldı ki yeni dünya aslında 2008’den bu yana adım adım inşa oluyordu. ABD’nin, liderlik ettiği neo-liberal küreselleşmenin ve serbest piyasa ekonomisinin ruhuna aykırı olarak gümrük duvarlarını yükseltmesi, yeni bir sürecin göstergesiydi.

Şimdi o süreç hızlanacak. Şundan:

Emperyalist tekellerin tüm pazarlara sınırsızca girmek üzere başlattığı neo-liberal küreselleşme salgınla birlikte daha da büyük irtifa kaybetti. Neo-liberal küreselleşme ulusal devletlerin etnisitelere ve mezheplere parçalanarak ulusal pazarların emperyalizme açılmasıydı.

Salgın ise tersi bir gelişmeyi tetikliyor: Devletin müdahaleciliği öne çıkıyor, sosyal devlet anlayışı yeniden önem kazanıyor, kamuculuğun yararları görülüyor ve toplamda ulusal devlet yeniden bayrak yükseltiyor.

AB’DE BÖLÜNME İŞARETLERİ

ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan gibi büyük güçlerin ağırlık merkezleri oluşturduğu yeni dünyanın şekillenmesi artık hızlanacak.

Hatta ulusal devletlerin bu çağda da vazgeçilmez olduğu gerçeği, AB içinde ciddi çatlaklar yaratacak, yaratmaya da başladı.

AB’nin salgın nedeniyle Şengen’i askıya alması ve sınırları kapatması, AB ülkelerinin her birinin kendi başına kalması, en ağır durumdaki İtalya’ya AB ülkelerinin yardım yapmaması birliğin geleceğini tartışmaya açıyor. İngiltere’nin ayrılmasıyla zaten güç yitiren AB, görünen o ki salgın kontrol altına alındıktan sonra Akdeniz ülkeleri ile Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri olarak ikiye ayrılacak gibi görünüyor.

Diğer yandan ABD’nin AB’ye sınırlarını kapatması, İtalya başta müttefiklerine yardım etmemesi, edememesi, salgından sonra ABD ile AB arasında ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesine neden olacak.

Kısacası salgın kontrol altına alındığında, kayan fay hatları nedeniyle devletlerin yeni duruma göre konumlanmaya başladıklarını izleyeceğiz…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
31 Mart 2020

 

2 Yorum

ABD BAŞARISIZLIĞINI ÇİN’İ SUÇLAYARAK MASKELİYOR

Aylardır “korona virüs” diyen ABD Başkanı Donald Trump neden bir haftadır “Çin virüsü” demeye başladı?

Üstelik kameralara yansıdığına göre Trump görevlilerin hazırlayıp kendisine verdiği metinde korona yazan yeri silip, kalemiyle üzerine Çin yazıyor…

Çinli yetkililer örneğin ABD ve Meksika’da ortaya çıkan H1N1 virüsüne “Amerikan virüsü” mü dedi de, Trump onlara “Çin virüsü” diyerek yanıt veriyor?

Elbette hayır, zira virüsün milliyeti yok!

ABD, ÇİN’İN BÜYÜK YIKIM YAŞAYACAĞINI UMDU

Öte yandan Trump son günlerde korona virüsü nedeniyle doğrudan Çin’i suçlamaya da başladı.

Trump, felaketin sorumlusu Çin’miş gibi, “En başta dünyayı bilgilendirseydi, salgın daha önce durdurulabilirdi” dedi (AA, 19.03.2020).

Çin dünyayı geç mi bilgilendirdi? Tersine, yerel yönetimlerin meseleyi ciddiye almaması nedeniyle ortaya çıkan kısa gecikmeyi öğrendiği anda Çin merkezi yönetimi doğrudan duruma müdahale etti ve sürece el koydu. Doktor Li Wenliang’ın uyarılarını dinlemeyen o yöneticileri değiştirdi ve yeni yöneticiler, merkezi hükümetin direktifleri doğrultusunda Wuhan’da sert önlemler uygulamaya başladı. (Çin hükümeti ve ÇKP yönetimi, korona virüsü nedeniyle yaşamını yitiren Doktor Li Weliang’ın ailesinden de resmi özür diledi.)

Ve Çin, yerel düzeydeki bu hatanın ardından da hem dünyayı bilgilendirdi hem de dünyaya yayılmaması için en sert önlemleri aldı.

Şimdi Çin’i “dünyayı geç bilgilendirmekle” suçlayan Trump yönetimi ise o süreçte Beijing’in sert önlemlerine karşı çıkıyor, “insan hakları” nutukları atıyor, Çin’i korona virüsle mücadele adı altında özgürlükleri engellemekle suçluyordu!

Dahası ABD yönetimi durumdan iki kere memnundu. Zira öngörülerine göre korona virüsü Çin ekonomisini vuracak, ABD de bundan yararlanacaktı. Bunu açık açık da söylediler. ABD Ticaret Bakanı Wilburr Ross 30 Ocak’ta “Bu salgın Amerikan ekonomisine yarayacak. İstihdam Kuzey Amerika’ya geri dönecek” diye seviniyordu!

TRUMP’IN YALANI

Donald Trump açık açık kendi halkına ve dünyaya yalan söylüyor. Zira bugün Çin’i “dünyayı geç bilgilendirmekle” suçlayan Trump, örneğin 22 Ocak’ta “pandemi değil” diyordu, 10 Şubat’ta “Nisan’da biter” diyordu, 27 Şubat’ta “mucize gibi bir anda bitecek” diyordu…

40 gün önce “Nisan’da bitecek diyen” Trump, 19 Mart’ta Çin’in dünyayı geç bilgilendirdiğini söyleyebiliyor!

Trump’ın bu konuda yalan söylediğini, aslında ABD gazetelerinin kimi haberleri bile ortaya koyuyor.

Örneğin Washington Post gazetesi 21 Mart’ta şunu yazdı: “ABD istihbaratı ocak ve şubatta pandemi (küresel salgın) uyarısı yaptı, Trump umursamadı.

Evet, bugün Çin’i suçlamaya kalkan Trump, o gün uyarıları umursamıyordu; zira ABD emperyalistleri tablodan memnundu. Virüs Çin ekonomisini vuracaktı, Çin büyük yıkım yaşayacaktı!

ABD DEĞİL, ÇİN YARDIM EDİYOR

Fakat ABD’nin beklediği gibi olmadı.

Çin, sert önlemler uygulayarak, “önce insan” diyerek, 1 trilyon dolar harcayarak, Çin halkının devrimci dayanışma duygularının da katkısıyla çok başarılı bir mücadele verdi. Öyle ki, bugün salgınla boğuşan pek çok ülke, Çin’in deneyimlerini uygulamaya çalışıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın şimdi “Çin virüsü” demesinin ve “Çin’i dünyayı geç bilgilendirmekle suçlamasının” nedeni işte bu: ABD ve müttefikleri korona virüsü ile Çin gibi etkili mücadele edemiyorlar; özel sağlık sistemi anlayışı salgın karşısında tutunamadı; Çin’deki kamucu anlayışın tersine Batı’daki neo-liberal anlayış salgın karşısında tel tel dökülüyor.

Dahası bu süreçte ABD “manevi liderliğini” de kaybetti! Şöyle ki, G7 ve AB üyesi İtalya salgın karşısında en zor durumda olan ülke durumunda ancak İtalya’ya ne ABD, ne de Almanya, Fransa ve İngiltere yardım edebiliyor. Tersine İtalya’ya uçuşları bile kestiler.

Peki Batı’nın en gelişmiş kapitalist ülkelerinden biri olan İtalya’ya kim yardım ediyor? Çin, Küba ve Rusya! İlaç göndererek, doktor göndererek, maske göndererek, sağlık malzemesi göndererek…

NEO-LİBERALİZM EVSİZE EV VEREMİYOR

Diğer yandan dünyanın en “gelişmiş” ülkesi olan ABD’nin, en “gelişmiş” eyaleti olan Kaliforniya’nın Valisi Gavin Newsom, “eyaletteki 60 bin evsinin korona virüsüne yakalanabileceğini” söylüyor (Sputnik, 19.3.2020).

Yani neo-liberal kapitalizm evsize ev bulamıyor ve ancak onlara virüs uyarısı yapabiliyor!

İşte Trump ABD’nin ve Batı’nın bu batık tablosu nedeniyle Çin’i suçluyor; kendi sisteminin ve yönetiminin başarısızlığını, topu Çin’e atarak maskelemeye çalışıyor.

Ancak nafile…

Dünya, bu salgında kimin “önce insan” diyerek ve rengine, milliyetine, dinine, ülkesine bakmadan yardım ettiğini gördü!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
24 Mart 2020

2 Yorum

“ÖNCE İNSAN” SİSTEMİ KAZANIYOR

Batı merkezlerinde Çin’in koronavirüse yenileceği beklentileri bitti, o haberler kesildi.

Anımsayın, ABD Ticaret Bakanı Wilburr Ross 30 Ocak’ta “Bu salgın Amerikan ekonomisine yarayacak. İstihdam Kuzey Amerika’ya geri dönecek” diye seviniyordu…

Şimdi o insanlık dışı beklentilerin yerini, ölüm korkusu aldı…

BATI ÖLÜMÜ BEKLİYOR

Almanya Şansölyesi Angela Merkel, koronavirüsün Alman nüfusunun yüzde 60 ile 70’ine bulaşabileceğini açıkladı (BBC, 11.3.2020).

Almanya’nın nüfusunun 83 milyon olduğu göz önüne alınırsa, bu beklentiye göre 58 milyon Alman’a koronavirüs bulaşacak. Bu virüsten ölümlerin ortalama yüzde 3 olduğunu varsayarsak, Merkel bu durumda 1,74 milyon Alman’ın öleceğini hesaplıyor

Benzer tablo İngiltere için de geçerli…

İngiliz Guardian gazetesi, Sağlık Bakanlığı’na bağlı İngiliz Kamu Sağlığı Birimi’nin gizli raporunu ele geçirdi. Rapora göre İngilizlerin yüzde 80’ine koronavirüs bulaşacağı öngörülüyor (BBC, 16.3.2020). Rapora göre nüfusun yüzde 15’i, yani 8 milyon kişi hastaneye yatabilir.

56 milyon İngiliz’in yüzde 80’ine, yani 45 milyon İngiliz’e koronavirüs bulaşması ve bunların yüzde 3’ünün ölmesi halinde, 1,35 milyon İngiliz’in ölümü gerçekleşecek maalesef…

ABD’nin beklentileri de çok farklı değil. ABD Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) tarafından yapılan değerlendirmede “en kötü senaryoya” göre koronavirüs ABD’de nüfusun yüzde 65’ini enfekte edebilir ve 1,7 milyon kişinin ölümüne neden olabilir (Euronews, 14.3.2020).

ÇİN İLE BATININ FARKI

Geçen haftaki “Salgınlarda Kamuculuk Başarılı” başlıklı makalemizde üzülerek belirttik: “Ne yazık ki insanı rakama indirgeyen bu istatistikleri, son tahlilde insanlığın toplam yararı için vermek durumundayız. Zira istatistikler bize gittikçe pandemi olmaya [Dünya Sağlık Örgütü 12 Mart’ta pandemi ilan etti] doğru ilerleyen koronavirüsle mücadelede kimi önemli işaretler veriyor…” (CRI Türk, 10.3.2020).

Çin’de koronavirüs bulaşan insan sayısı 81.020. Ve bunların sadece 3.217’si yaşamını bitirdi (16.3.2020 verileri).

Son bir haftadır vaka sayısı da, ölüm sayısı da hızla azalıyor. Çin neredeyse bu sorunu çözdü bile diyebiliriz.

Oranlarsak, 1,386 milyar nüfuslu Çin’de 80.020 vakanın görülmesi, nüfusun sadece yüzde 0.006’sının koronavirüse yakalandığı anlamına gelir.

ABD, İngiltere ve Almanya’nın beklentileriyle karşılaştırılamayacak kadar az…

BATININ SÖZDE İNSANİ GELİŞMİŞLİK ENDEKSİ

Peki neden böyle? Çinlilerin yüzde 1’i bile koronavirüse yakalanmamışken, ABD, İngiltere ve Almanya gibi gelişmiş Batı ülkelerinde beklenti neden yüzde 50’lilerin üzerinde?

Mesele gelişmişlik düzeyinden ne anladığımızla ilgili mi? Kısmen evet: Gelişmişlik sadece kişi başına düşen gayrı safi milli hasıla payın büyüklüğü değildir. Gelişmişlik sadece kişi başı elektrik sarfiyatı değildir. Gelişmişlik tüketme çokluğu değildir. Gelişmişlik sadece bir toplumdaki ortalama eğitim süresi de değildir.

Evet, bunlar Batının insani gelişmişlik endeksinin ana verilerinden bazılarıdır. Ama görülüyor ki, tüm bu insani gelişmişlik verileri, insanı ölümden korumuyor!

İşte mesele budur. Mesele “önce insan” mı, yoksa “önce kâr” mı meselesidir. Daha da somutlarsak, mesele kamuculuk mu, özelcilik mi meselesidir? Yani mesele sosyalizm mi, kapitalizm mi meselesidir.

YA SOSYALİZM YA BARBARLIK

Görülüyor ki, kendine özgü sosyalist bir model uygulayan Çin, “önce insan” felsefesiyle vatandaşlarını ölümden korumayı esas almış ve bunun için yapılabilecek her şeyi yapmıştır.

“Gelişmiş” Batı ülkeleri ise “önce kâr” dediği için, maliyet hesabı yapmakta, kurtarılacak insanların harcanacak paraya değip değmeyeceğine bakmaktadır.

Özetle kamucu ekonomiler ve “önce insan” diyen sistemler insanı yaşatmaktadır.

Tarihidir. Rosa Luxemburg, Birinci Dünya Savaşı’nın ortasında, 1915’te yazdığı Alman Sosyal Demokrasisinin Bunalımı başlıklı broşüründe şöyle demişti: “Friedrich Engels bir keresinde şöyle demişti, ‘Burjuva toplumu bir ikilemle karşı karşıyadır: Sosyalizme yönelme ya da barbarlığa dönme.’ Bu ifadeyi, korkunç anlamını kavramadan düşüncesizce okuyup yineledik… Bugün Friedrich Engels’in bir kuşak öncesinde kehanette bulunduğu gibi, korkunç önermenin önünde duruyoruz: Ya emperyalizmin zaferi ve tüm medeniyetin antik Roma’da olduğu gibi çökmesi, nüfusun azalması, ıssızlaşma, yozlaşma, bir büyük mezarlık. Ya da sosyalizmin zaferi, yani sınıf bilinçli uluslararası proletaryanın emperyalizme ve onun yöntemi olan savaşa karşı mücadelesi.”

İnsanlık buradadır: Ya sosyalizm ya barbarlık!

KORONA GÜNLERİNDE İNSANLIK

En sonunda sosyalizmin kazanacağının işaretlerinden biri de “korona günlerinde insani yardım”dır.

– ABD’de hâlâ tartışılıyor: Sigortası olmayana bedava test yapılacak mı, yapılmayacak mı? Zira bedava test kapitalizmin ruhuna, kâr hırsına aykırı… İşte bu şartlarda Çinli Ali Baba’nın kurucusu Jack Ma’nın Vakfı, ABD’ye 500 bin test kiti ve 1 milyon maske bağışladı (NTV, 16.3.2020).

– Çinli Jack Ma’nın Vakfı Avrupa’ya da geçen hafta 1,8 milyon maske bağışlamıştı.

– ABD Avrupa’ya uçuşları yasakladı. Ama Çin ve Küba, İtalya’ya uzman doktor grubu ve yardım gönderdi (Sol, 14.3.2020).

– Küba koronavirüs nedeniyle hiçbir ülkenin kabul etmediği İngiliz gemisini, yolcuları tedavi amacıyla ülkeye kabul etti (TeleSUR, 16.3.2020).

Korona günlerinde insanlık kazanacak, “önce kâr” değil, “önce ve her zaman insan” diyen sistem kazanacak!

Mehmet Ali Güller
17 Mart 2020
CRI Türk

2 Yorum

SALGINLARDA KAMUCULUK BAŞARILI

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, salgınının başlamasından bu yana ilk kez, koronavirüsün ortaya çıktığı Vuhan kentine gitti. Çin basını ziyareti “tehlike artık geçti” mesajı olarak yorumladı.

Şi Cinping’in ziyareti bize göre de Çin Halk Cumhuriyeti’nin uyguladığı kamuculuğun salgınlarla mücadelede başarısına, hatta zaferine işaret etti.

Neden mi? Anlatalım…

RAKAMLARIN SOĞUK AMA ÖĞRETİCİ DİLİ

Çin’de tespit edilen yeni koronavirüs (Covid-19) vaka sayısı gittikçe düşüyor. Önceki gün 40’a, dün de 19’a geriledi…

Ayrıca son üç günde Hubey eyaleti dışında yeni bir koronavirüs vakasına da rastlanmadı.

Ve koronavirüs tespit edilen 80 bin 754 hastadan 3 bin 136’sı yaşamını yitirirken, 59 bin 897’si iyileşti.

Ne yazık ki insanı rakama indirgeyen bu istatistikleri, son tahlilde insanlığın toplam yararı için vermek durumundayız. Zira istatistikler bize gittikçe pandemi olmaya doğru ilerleyen koronavirüsle mücadelede kimi önemli işaretler veriyor…

Ki en önemli işaret şu: Nüfusa oranla vaka ve kayıp sayıları karşılaştırıldığında, 1,4 milyar nüfuslu Çin Halk Cumhuriyeti’nin bu salgınla çok başarılı bir mücadele ettiği görülüyor. Dolayısıyla dünya bu deneyimden yararlanmalı…

İTALYA ÇİN DENEYİMİNDEN YARARLANIYOR

Sevindirici gelişme: Batı’da koronavirüse hızlı kayıp veren ülkeler bu deneyimden yararlanmaya başladılar.

Örneğin İtalya, Çin’in iki ay önce çok elelitirilen karantina yöntemini uygulamaya başladı bile.

Bu acı ama öğretici gerçek, ABD emperyalistlerinin dilini bile değiştirdi.

Örneğin Çin karantine uyguladığında New York Times şöyle yazıyordu: “Çin, koronavirüsle mücadele adına milyonlarca insanı karatinaya alıyor ve kişisel özgürlüklerinden ediyor.”

Aynı New York Times, İtalya karantina uygulamaya başladığında Roma yönetimini övüyor: “İtalya, virüsün yayınlamasını önleyebilmek için, ekonomisini bile riske atıyor.”

Bu bakış elbette sadece New York Times ile sınırlı değildi. İnsan Hakları İzleme Örgütü yetkililerinden başlayarak pek çok batılı kurum sözcüsü, Çin’in uyguladığı karantinayı “insan hakları ihlali” olarak yorumluyordu…

Elbette aynı uygulamaya bu farklı bakışın temelinde emperyalist gözlük var ancak son tahlilde önemli olan İtalya’nın Çin deneyiminden öğrenmeyi seçmiş olmasıdır. Zira Çin’in salgına karşı kazandığı başarıdan öğrenmek, dünyanın diğer bölgelerindeki insan kaybını azaltacaktır.

AFETLERDE SERBEST PİYASA MODELİNİN ÇARESİZLİĞİ

Peki Çin bu başarıyı neye borçlu?

Elbette kamuculuğuna; yani Çin’e özgü sosyalizmine…

Zira bir toplumun salgınla topyekûn mücadele edebilmesi bu modelle daha olası. Çünkü bu modelde kamu otoritesi var, merkezi yönetimin gücü var, planlama var, askerden işçiye kadar toplumun tüm kesimlerini topyekûn seferber edebilmek var, kamu kaynaklarının çok olması şansı var, kamu kaynaklarını kamu yararı için kullanma var…

Ve en önemlisi kamu sağlığını esas alan anlayışın, salgınla mücadelede başarı şansı her zaman daha yüksektir.

Deprem ve kasırga gibi doğal afetlerle mücadele örnekleri de gösteriyor ki, serbest piyasa ekonomilerinin uygulandığı Batı ülkelerinde afetlerle mücadelede başarı ancak serbest piyasaya “ara vermekle”, devletin “düzenleyiciliğini” kullanmakla mümkün oluyor…

Ki serbest piyasaya ara verip devletin düzenleyiciliği kullanmak da, bir ölçüde kamuculuğa yaklaşmak demektir…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Mart 2020

 

 

 

 

 

 

 

 

1 Yorum

PENTAGON’UN ÇİN RAPORU

ABD ile Taliban, Katar’ın başkenti Doha’da tarihi bir anlaşma imzaladı. Anlaşmaya göre ABD ve müttefikleri Afganistan’daki tüm askerlerini 14 ay içinde çekecek. (29.02.2020)

Taliban 2013 yılında Doha’da büro açmış; o tarihten bu yana da zaman zaman gayri resmi, zaman zaman resmi olarak ABD ile Taliban heyetleri arasında görüşmeler olmuştu. Fakat bu imzaya kadar kesin bir anlaşmaya bir türlü varılamamıştı.

Ancak ABD bir süredir anlaşmayı yapabilmek için şartlarında esniyordu.

Nitekim ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Miley, kısa bir süre önce şöyle demişti: “Taliban’a karşı rasyonel, mantıklı bir zafer şansımızın olmayacağını yıllardır ifade ediyoruz. Taliban’la Tokyo Körfezinde (Japonya’nın 2. Dünya Savaşında teslim olduğuna dair) Missouri Savaş Gemisinde teslim bildirgesi imzalama gibi bir şey olmayacağını biliyorduk. Başkan Bush 2001’de Noel öncesinde yaptığı açıklamada bunu ifade etmişti ve bu cümle halen doğru. Dolayısıyla Afganistan’da Taliban’la tek bir çözüm yolu var. Afganların kendi aralarında bir çözümü olmak zorunda.” (20.12.2019)

AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLME ÇİN’LE DE İLGİLİ

Bu anlaşma Çin’i de yakından ilgilendiriyor. Zira ABD’nin Afganistan, hatta Ortadoğu stratejisindeki her değişiklik, doğrudan Çin stratejisiyle de ilgili…

Kabaca özetlersek: ABD Ortadoğu’da güç azaltıp, asıl rakibi Çin’e karşı yığınak yapmak istiyor.

Washington’un stratejinin pratikte ne anlama geldiği ABD Savunma Bakanı (Pentagon) Mark Esper kısa süre önce şöyle açıklamıştı: “Ulusal Savunma Stratejimiz bizim şu anda büyük güç rekabetinde olduğumuzu söylüyor. Bizim başlıca rakiplerimiz Çin ve daha sonra ise Rusya. Dolayısıyla benim amacım Suriye olsun veya Afganistan olsun, asker sayımızı buralardan düşürüp ülkeye getirip daha büyük görevler için tekrar eğitmek veya onları Hint-Pasifik bölgesine konuşlandırmaktır. Bu benim ana amacımdır.” (20.12.2019)

Nitekim ABD Suriye’den de asker çekmişti. Şimdi Afganistan’dan da çekmeye hazırlanıyor.

ABD-ÇİN ASKERİ GÜÇ MAKASI DARALIYOR

ABD, kendisini ekonomik büyüklükte yakalayan hatta geçen Çin’in, askeri alanda da makası hızla daralttığını görüyor ve bu nedenle Çin’i Hint-Pasifik bölgesinde çevrelemeyi hızlandırmak istiyor.

Pentagon’un geçen yıl yayımladığı Çin raporu, o makasın nasıl hızla daraldığına işaret ediyordu.

ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) istihbarat faaliyetlerini yürüten Savunma İstihbarat Dairesi’nin (DIA) raporuna göre Çin dünyanın en gelişmiş silah sistemlerinin bazılarında liderliği ele geçirmiş durumda. (16.1.2019)

Raporda Çin’in şu atılımlarına dikkat çekilmektedir:

– Çin, donanma tasarımları, orta ve uzun menzilli füzeler ve hipersonik silahlar (ses hızından defalarca daha hızlı olan ve füze savunma sistemlerine yakalanmayan füzeler) dahil olmak üzere bir dizi teknolojide lider konumuna yükseldi.

– Teknoloji erişimine çoklu yaklaşım sayesinde Çin Halk Kurtuluş Ordusu şimdi bazı en modern silah sistemlerine sahip. Hatta bazı alanlarda dünya lideri.

– Hava, deniz, uzay ve siber dünyadaki askeri kabiliyeti, Çin’i bölgede iradesini dayatabilecek konuma getirdi.

– Çin bölgesel ve küresel hedefleri vurabilecek, radara yakalanmayan orta ve uzun menzilli savaş uçakları geliştirdi. Bu hayalet uçakları 2025’e kadar operasyonel hale gelebilecek.

ABD-ÇİN REKABETİ BÖLGEMİZE YARIYOR

Özetle ABD, Mark Esper’in ifadesiyle “başlıca rakip” gördüğü Çin’i bölgesinde sıkıştırabilmek için askeri yığınak yapmak istiyor. Ve bunun için de Suriye ve Afganistan’dan asker çekiyor.

Kuşatılmak istenen Çin ise kuşatmak isteyen ABD’ye göre daha rahat. Zira zaman ABD’nin aleyhine, Çin’in lehine işliyor…

Zaman geçtikçe Çin ABD’ye her alanda yetişiyor!

Bitirirken önemle belirtelim: ABD’nin Çin’e karşı Hint-Pasifik stratejisini esas alması, ülkemiz ve bölgemiz için de yararlıdır. ABD emperyalizmi bölgemizden ne kadar asker çekerse, o kadar iyi!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
3 Mart 2020

 

 

1 Yorum

ABD İÇİN ‘YARARLI SORUN’: KOVID-19

ABD’li yetkililerin açıklamaları da, uygulamaları da; bunun yansıması olarak Amerikan gazetelerinin propaganda şekli de gösteriyor ki, ABD için koronavirüs salgını Çin’i zayıflatıcı yararlı bir sorundan başka bir şey değil!

Ve ABD koronavirüs salgınını, yani Kovid-19’u, Çin’e karşı başlattığı küresel ticaret savaşının yararlı bir parçası olarak görüyor.

Konunun Washington ile Beijing arasında bir medya savaşına dönüşmesi de bu nedenle…

ABD’NİN “HASTA ADAM” IRKÇILIĞI

Özetleyelim:

Önce Wall Street Journal’da Walter Russell Mead, Kovid-19 hakkında Çin’i hedef alan bir makale yazdı. Makalenin başlığı ise ırkçıydı, düşmancaydı ve insanlık dışıydı: “Asya’nın Gerçek Hasta Adamı: Çin” (3.2.2020).

Beijing yönetimi WSJ yetkililerinden özür istedi ancak uzun bir süre beklenen o özür gelmedi. Bunun üzerine Beijing yönetim, makaleye tepki olarak üç gazetecinin basın kartlarını iptal etti. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Geng Shuang, basın kartları iptal edilen üç gazetecinin “özür dilemeyi reddettiklerini” belirtti. (19.2.2020)

ABD Dışişleri Bakanlığı ise buna karşılık 5 medya kuruluşunu Çin hükümetinin parçası olarak kabul edip bu kuruluşlara “yabancı misyon koşullarının” uygulanacağını duyurdu. Bu kapsamda Xinhua, People Daily, China Daily, Çin Global Televizyon Ağı ve Çin Uluslararası Radyosu, ülkedeki yabancı diplomatik misyonlara uygulanan koşullar altında faaliyet yürütecek ve herhangi bir yerde ofis açmak için ABD hükümetinden onay almaları gerekecek (19.2.2020).

Yani ABD “yanlışı” düzeltmek istemediği gibi, yeni “yanlışlar” yapmakta da ısrar ediyordu!

Ancak önemli bir gelişme yaşandı: WSJ’nin Beijing’de bulunan 53 çalışanı, gazetenin yönetim kadrosuna bir mektup gönderdi ve “Asya’nın Gerçek Hasta Adamı: Çin” şeklindeki başlığın düzeltilmesini ve Çin’den özür dilenmesini istedi (20.2.2020). 53 çalışan mesajında “Bu, editoryal bağımsızlık ya da haber ve yorum arasındaki bölünme meselesi değil. Bu yanlış bir başlık oldu ve Çin halkı dâhil olmak üzere birçok insanı rahatsız etti.” dedi.

53 çalışanın ortak mektubuna rağmen WSJ sözcüsü gazetenin tutumunun değişmediğini açıkladı (22.2.2020).

Beijing, WSJ’nin bu değişmez tutumuna karşı bir açıklama yayımladı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian’ın ifadeleri oldukça sertti: “Kötü niyetlere karşı ‘uysal koyun’ haline gelmeyeceğiz. WSJ’nin haber ve yorumların bağımsız olduğu gerekçesiyle özür dilemeyi reddetmesi rasyonel değil. WSJ’den kim sorumlu? Kimin özür dilemesi gerekiyor? Gazetenin ettiği küfürlerden dolayı özür dilemeye cesareti yok mu? Gazete bu tavrında ısrar ederse sonuçlarına katlanmalıdır.” (24.2.2020).

Son olarak Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Ullyot konuyla ilgili konuştu ve Beijing’in 3 WSJ muhabirinin basın kartlarını iptal etmesine çeşitli karşılıklar vereceklerini duyurdu (25.2.2020).

4 AŞAMALI PSİKOLOJİK SAVAŞ

ABD’nin bu tutumunun bir nedeni var elbette…

Yukarıda belirttik: Dünyamızı ilgilendiren sağlık meselesini, baş rakibini zayıflatacak yararlı bir sorun olarak görüyor!

Bu nedenle de başından itibaren 4 aşamalı bir “propaganda savaşı / psikolojik savaş” yürüttüler:

1. Önce Çin’i kötülüklerin kaynağı olarak göstermeye çalıştılar: Yarasa yeme gibi yalanlardan hareketle Çin’i insanlığı tehdit eden hastalıkların kaynağı göstermek üzere yoğun propaganda yaptılar.

2. Ardından Çin’i gerçekleri gizlemekle suçladılar: “Ölü sayısı gerçekte on binler şeklinde” diye kötü niyetli propaganda yaptılar.

3. Daha sonra Çin’i zayıf göstermeye çabaladılar: Çin’in salgınla mücadele edemediğini, elinden bir şey gelmediğini propaganda etmeye çalıştılar.

4. En sonunda da Çin’i tecrit etmeye kalktılar: Çin’den dünyaya korkunç salgın olduğu propagandasıyla dünyanın bu ülkeye kapılarını kapatmasını, ablukaya almasını, ticareti kesmesini, tecrit etmesini teşvik ettiler.

ABD TİCARET BAKANI: “SALGIN BİZE YARAYACAK”

ABD coronavirüs salgınını, Çin’e açtığı küresel ticaret savaşının bir parçası olarak kullanmaya çalıştığı için bu 4 aşamalı psikolojik savaşı uyguladı.

Öyle ki bu tutum, ABD’li yetkililerin argümanlarında insanlık dışı ifadelere bile dönüştü. ABD’nin Çin karşıtlığı, daha doğrusu kapitalizmin sosyalizm düşmanlığı, böylesi en insani bir meselede bile kendisini “insanlık dışı” bir görüntü olarak resmetti.

ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross’un Çin’deki coronavirüs salgınıyla ilgili açıklaması da bu “insanlık dışı” resme bir fırça darbesi oldu. Ross, salgının ABD ekonomisine yarayacağını ve “İstihdamın Kuzey Amerika’ya geri dönmesini sağlayacağını” savundu (30.1.2020).

Bu sözler, emperyalist kapitalizmin ne olduğunu göstermeye yetiyor da artıyordu!

Konu kâr olduğunda, emperyalist kapitalizm, insan sağlığını bile “dert” etmiyordu!

DÜNYA KAZANACAK

Başlarda bocalasa da, hatta kimi hatalar yapsa da, gerçekte Çin’in kamucu anlayışı bu salgınla olabilecek en iyi şekilde mücadele ediyor.

Ki Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verileri de bu gerçeğe işaret ediyor.

Zira 79.524 hastanın enfekte olduğu ve 2.626’sının maalesef öldüğü salgında, 25.157 hasta da iyileşmiş durumda!

ABD’de 10 yıl önce yaşanan grip salgınında ölenler ve iyileşenlerle karşılaştırıldığında, bu gerçekten iyi bir oran.

Kuşkusuz mesele oran yarıştırmak değil. Kaldı ki virüs, küreselleşen dünyada tek bir ülkenin sorunu da değil. Dolayısıyla tüm ülkelerin, hepimizin, dünyamızı tehdit eden bu salgınla topluca mücadele etmesi gerekiyor!

Bundan yararlanarak kapitalist ekonomilerini güçlendirmeyi hayal eden emperyalist tekeller ve onların temsilcileri insanlığın vicdanında kaybederken, dünya sağlığı kazanacak nihayetinde!

Mehmet Ali Güller
CRI TÜRK
25 Şubat 2020

1 Yorum

ABD’YE KARŞI ÇİN-RUSYA İTTİFAKI

ABD istihbaratının yönetim kadrosunun senatörlere bilgi verdiği ve sorularını yanıtladığı Ocak 2019’daki Senato İstihbarat Komisyonu oturumunda çok önemli saptamalar vardı.

CIA ve FBI başkanlarının da bulunduğu ve bilgi verdiği oturumda ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Dan Coats şu çok önemli iki saptamayı yaptı:

1. ABD’ye yönelik dört büyük tehdit Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran’dır.

2. Çin ve Rusya, hiç olmadığı kadar ABD’ye karşı birleşmiş durumda. (Amerika’nın Sesi, 29.01.2019)

ABD istihbarat yetkililerinin bu saptaması, yani Çin ve Rusya’nın ABD’ye karşı birleşmiş olduğu gerçeği, önümüzdeki sürecin en önemli gerçeğidir.

ABD hegemonyasının sonunun ne hızda geleceği de, yerini neyin dolduracağı da, öncelikle Çin-Rusya işbirliğine bağlıdır.

‘REVİZYONİST DEVLETLER’

İşte ABD bu gerçeğe göre strateji ve taktik geliştirmeye çalışmaktadır.

Pentagon’un şefi Mark Esper buna uygun olarak bir yandan belirlenen Hint-Pasifik stratejisini uygulamaya çalışıyor, bir yandan da geleneksel müttefiklerini Çin-Rusya ittifakına karşı tahkim etmeye çalışıyor.

Esper, Dan Coats’un ABD Senatosundaki saptamalarından yaklaşık bir yıl sonra şunu söyledi: “Ulusal Savunma Stratejimiz bizim şu anda büyük güç rekabetinde olduğumuzu söylüyor. Bizim başlıca rakiplerimiz Çin ve daha sonra ise Rusya. Dolayısıyla benim amacım Suriye olsun veya Afganistan olsun, asker sayımızı buralardan düşürüp ülkeye getirip daha büyük görevler için tekrar eğitmek veya onları Hint-Pasifik bölgesine konuşlandırmaktır. Bu benim ana amacımdır.” (20.12.2019)

Pentagon şefi Esper geçen hafta da Çin ve Rusya’yı “revizyonist devletler” olarak niteledi ve iki ülkeyi dünya düzenini değiştirmeye çalışmakla suçladı. (8.2.2020)

YENİ BİR DÜNYA KURULUYOR

Esper haklı…

Çin ve Rusya, ABD’ye karşı pek çok alanda işbirliği yapıyor; askeri tatbikatlardan BM Güvenlik Konseyi’nde birlikte hareket etmeye kadar pek çok alanda ortak hareket ediyor.

Ve en önemlisi iki ülke Şanghay İşbirliği Örgütü’nden BRICS’e kadar çok önemli ve etkin kurumlarda birlikte çalışıyor.

İşte yeni dünya düzeni de bu kurumlarla inşa oluyor…

Şöyle ki:

Çin bir yandan payını artırarak IMF ve Dünya Bankası yönetiminde ağırlık kazanıyor ama bir yandan da bunların karşısına BRICS Yeni Kalkınma Bankası, Asya Altyapı Yatırım Bankası gibi seçenekler çıkarıyor.

Rusya ise SSCB’den devraldığı askeri ve diplomasi kabiliyeti ile ABD’ye karşı Ortadoğu’da Suriye’yi, Afrika’da Libya’yı, Güney Amerika’da Venezuela’yı savunuyor.

DÖRT BÜYÜK GERÇEK

Kısacası 21. yüzyılın ikinci çeyreğine girmeye yaklaşırken, dünya çapında çok önemli dört gelişme yaşanmaktadır:

1. ABD hegemonyası iniştedir; sonu gelecektir.

2. Ekonominin merkezinden sonra siyasetin merkezi de adım adım Asya-Pasifik’e geçmektedir.

3. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un da saptadığı gibi Batı hegemonyasının sonu gelmektedir (27.8.2009). Batı’nın 500 yıldır süren liderliği bitmektedir. Doğu uygarlığı yeniden yükselmektedir.

4. Doğu’nun bu yükselişine ağırlıklı olarak Çin, ardından da Rusya liderlik etmektedir. Ve 21. yüzyıl Asya yüzyılı olurken, bu iki büyük kuvveti Hindistan, Türkiye ve İran gibi ülkeler de izlemektedir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
11 Şubat 2020

 

1 Yorum

ABD’NİN BAŞ DÜŞMANI: ÇİN KOMÜNİST PARTİSİ

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Londra’da yaptığı açıklamada Çin Komünist Partisi’ni “merkezi tehdit” ilan etti.

Pompeo’nun bu açıklaması, müttefiki İngiltere’yi Huawei konusunda son bir kez daha uyarmak ve 5G teknolojisinde Huawei ile çalışmaktan alıkoymak içindi.

Zira birkaç gün önce İngiliz hükümeti, Başbakan Boris Johnson‘ın yönettiği Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısının ardından Huawei’nin İngiltere’de 5G şebekesinin kurulumu çalışmalarına izin vereceğini duyurmuştu.

Huawei meselesi ise bildiğiniz gibi ABD’nin Çin’e açtığı küresel ticaret savaşının merkezinde yer alan konuydu.

LONDRA WASHINGTON’U DİNLEMEDİ

İngiltere her ne kadar Brexit ile resmen AB’den ayrıldıysa da, tıpkı AB gibi 5G teknolojisinde Huawei ile çalışmak istiyor. Zira AB ülkeleri telekomünikasyon operatörlerini en güncel teknolojiyle buluşturmak istiyor ve Huawei de 5G altyapısı kurma konusunda lider.

Washington uzunca bir süredir hem AB ülkelerini hem de İngiltere’yi Huawei ile çalışmamaları konusunda uyarıyor.

Son olarak 20 gün önce ABD Ulusal Güvenlik Danışman Vekili Matt Pottinger’in başkanlık ettiği bir ABD heyeti, İngiliz yetkililerle görüştü ve İngiltere’nin 5G ağında Huawei ile çalışmamasını istedi.

Londra, müttefikinin bu son uyarısını da dikkate almadı.

İngiltere Başbakanı Boris Johnson ABD’yi hayal kırıklığına uğratan şu açıklamayı yaptı: “İngiliz halkı mümkün olan en iyi teknolojiye erişmeyi hak ediyor. Herkes için gigabit düzeyinde genişbant teknolojisini hayata geçirmeyi istiyoruz. Eğer bir marka eleştiriliyorsa alternatifi de belirtilmeli.

Diğer yandan ABD’nin istihbarat ve güvenlik uyarıları da Londra’yı ikna etmedi.

İngiltere Güvenlik ve İstihbarat Teşkilatı MI5 Başkanı Andrew Parker bu konuda şunları söyledi: “Gerçek şu ki 5G’de Huawei’ye ihtiyacımız var. Bu fırsatı kaçırırsak bu teknolojiye erişmemiz uzun yıllar alabilir. İngiltere’nin Huawei teknolojisini kullanmasının ABD ile istihbarat ilişkilerini olumsuz yönde etkileyeceğini düşünmüyoruz.”

BATI LİDERLİĞİ DÖNEMİ KAPANIYOR

İşte ABD Başkanı Pompeo’nun Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP’yi) “merkezi tehdit” etmesi bu şartlarda oldu.

Londra’yı ziyaret eden ve İngiliz mevkidaşı Dominic Raab ile görüşen Pompeo, müttefikinin Huawei’yi reddetmeyerek büyük risk aldığını savundu. Pompeo, Huawei ile her bilginin doğrudan Çin Komünist Partisi’ne gideceğini, bunun da çok ciddi sorun olduğunu savundu.

Pompeo, Raab ile katıldığı etkinlikte, 5G ve Huawei konusunu “Gelecek yüzyılı Batı’nın yönetmesi garanti altına alınmalı” noktasından hareketle değerlendirdi.

ABD’nin “21. yüzyılı Amerikan yüzyılı yapma” hayali gerçekte çoktan bittiyse de, ABD, Batı olarak hâlâ dünyaya hükmedebilme peşinde. Ancak ekonomik veriler gibi bilim-teknoloji verileri de bunun mümkün olmaktan çıktığına işaret ediyor.

500 yıllık Batı liderliği dönemi kapanıyor. 21. yüzyılda dünyanın gelişmesine Batı değil, Doğu, yani büyük Asya liderlik edecek…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
4 Şubat 2020

 

 

1 Yorum

DOLARIN SALTANATINA KARŞI E-YUAN

Amerikan hegemonyasının üzerinde yükseldiği sütunların en başında dolar geliyor.

1944 tarihli Bretton Woods anlaşması ile dolar altına dönüşebilen tek para birimi kabul edilmiş ve yeni bir finans sistemi kurulmuştu. ABD güçlendikçe, altını da emekliye ayırdı ve 70’lerin başından itibaren doların saltanatı başladı.

Ancak bu saltanat özellikle kapitalizmin 2008 krizinden bu yana sallantıya girmiş durumda. Dünyada doların saltanatına karşı yeni bir eğilim gelişmeye başladı: Milli paralarla ticaret.

Çin’den Rusya’ya, İran’dan Türkiye’ye pek çok devlet birbirleriyle ticarette dolar yerine milli paraları esas alan bir çizgiye girmeye başladı.

Diğer yandan altının da yeninden güçlenmeye başladığı bir süreçteyiz.

Fakat bir gelişme daha var: Dijital para…

Kuşkusuz bu alanda öncü Bitcoin’di ama önümüzdeki süreçte ondan çok daha sağlam temeli olan bir dijital para örneğiyle karşı karşıya olacağız: Sahibi devlet olan bir dijital para

DİJİTAL YUAN

Çin Halk Cumhuriyeti, 5 yıldır dijital yuan üzerinde çalışıyor.

Çin Halk Bankası (Merkez Bankası) Genel Müdür Yardımcısı Mu Changchun, yuanın dijital formunun Bitcoin gibi spekülasyon için kullanılan kripto paralardan farklı olacağını belirtiyor. Mu’ya göre dijital yuan, Çin’in online ödeme devleri olan Ant Financial ve Tencent dahil olmak üzere çeşitli ticari bankalar aracılığıyla halka sunulacak. Dolayısıyla dijital yuan, Çin’in mevcut parasının bir kısmının aslında dijital platforma taşınması şeklinde hayata geçmiş olacak.

E-yuan adını alacağı konuşulan dijital para, Dijital Para Birimi Elektronik Ödeme Sistemi testinin de tamamlandığı dikkate alınırsa, yakın bir zamanda hayata geçecek gibi görünüyor.

İşlem yapanların kayıtlarının tutulmadığı Bitcoin ve diğer kripto paralar, bir devlet otoritesinden bağımsız paralardır. Bunlardan farklı olacak e-yuan’ın ise şu faydaları olacak: Çin hükümeti e-yuan ile yapılan tüm ödemeleri her zaman takip edebilecek. Böylece kara para aklama ve vergi kaçakçılığı gibi uygulamaların önüne geçilebilecek.

E-YUAN’A KARŞI FACEBOOK’UN LİBRA’SI

Çin’in e-yuan atağına karşı Facebook da Libra isimli bir kripto para çıkarmayı planladı. Facebook, merkezi Cenevre’de olan bir konsorsiyum kuracağını ve Mastercard, Visa, PayPal, eBay gibi şirketlerin de konsorsiyuma dahil olacağını açıklamıştı.

Ancak Facebook’un Libra’sına ABD Hazine Bakanlığı karşı çıktı. Gerekçe net: Libra ABD dolarının rezerv para statüsünü tehdit eder!

İşte bu nedenle Facebook CEO’su Mark Zukerberg, Libra konusunda Washington’da Kongre üyeleri tarafından sorguya çekildi. Zuckerberg’in vermeye çalıştığı güvencelere rağmen, Kongre üyeleri Libra’nın suç örgütleri ve teröristler tarafından kötüye kullanılabileceği gerekçesiyle Facebook’un planladığı ödeme sistemine karşı çıktı.

Kuşkusuz asıl mesele Libra’nın da doların saltanatının zeminini zayıflatacağı gerçeğiydi…

Neticede 28 üyeli Libra Birliği konsorsiyumu büyük yara aldı ve konsorsiyumun en güçlü bileşenleri olan Mastercard, Visa, PayPal, eBay gibi şirketler çekildi.

DAVOS’TA IMFCOIN İŞARETİ

Elbette Washington’un “doların rezerv para statüsünü” tehdit edeceği gerekçesiyle Facebook’un Libra’sını engelleyebilme gücü var ancak e-yuan’ı engelleyemiyor.

İşte bu nedenle son Davos zirvesinde bazı iktisatçılar tarafından dile getirilen öneri şu oldu: ABD, e-yuan’a karşı hızla kendi dijital parasını çıkartmalı.

Fakat bu da son tahlilde doları zayıflatan bir gelişme olmayacak mı? İşte ABD için büyük açmaz!

Bu arada ilginç bir ayrıntıya dikkatinizi çekelim:

Bu yılki Davos’un ana gündemi kripto paralardı. Fakat öyle ki, zirvede “Doların hakimiyetine meydan okumak” başlıklı bir panel bile düzenlendi. Brezilya Ekonomi Bakanı Paulo Guedes ve IMF baş ekonomisti Gita Gopinath gibi isimlerin yer aldığı panelde, uzmanlar, kripto paraların küresel otoriteleri dünyanın rezerv para birimi hakkında yeniden düşünmeye ittiği noktasında birleştiler.

Davos gözlemcilerinin dikkat çektiği nokta şu oldu: Küresel sermaye, sürecin dışında kalmamak için IMFCoin ile sahnede olmak istiyor.

Ancak bu da son tahlilde doların saltanatının zeminini zayıflatmayacak mı?

Tüm bu gelişmelerin gösterdiği tek bir gerçek var: ABD’nin tek kutuplu dünyası kısa bir sürede yıkıldı ve çok merkezli yeni bir dünya kuruluyor. Haliyle tek kutuplu dünyanın parası olan doların egemenliği de adım adım bitiyor. Dijital paralar ile altın ve gümüşün egemen olacağı yeni bir dünya şekilleniyor.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
28 Ocak 2020

1 Yorum

TİCARET SAVAŞINI ‘KORUMACILIK’ KAZANDI

ABD’nin 23 ay önce Çin’e açtığı küresel ticaret savaşında “birinci faz anlaşma” imzalanarak ticaret savaşına “mola” verildi.

Neden mola dediğimizi anlatmadan önce, birinci faz ticaret anlaşmasının içeriğine ve anlaşmanın kazananının kim ya da ne olduğuna bakalım kısaca…

ANLAŞMANIN İÇERİĞİ

Birkaç aydır süren müzakerelerin ardından birinci faz anlaşma Çin HC Başkan Yardımcısı Liu He ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından imzalandı.

İmza sırasında Çin HC Başkan Yardımcısı Liu He iki ülke arasındaki bu ticaret anlaşmasının yeni bir dönemin işareti olduğunu ve bu işbirliğinin devam edeceğine inandıklarını belirtirken, ABD Başkanı Trump da şu mesajı verdi: “Bugün Çin ile daha önce atılmamış çok önemli bir adımı atarak birinci faz ticaret anlaşmasını imzalıyoruz. Bu daha önceki herhangi bir anlaşmadan çok daha büyük.” (15.01.2020)

Evet, anlaşma, ekonomik büyüklüğü bakımından önceki herhangi bir anlaşmadan çok daha büyüktü. Bun göre:

ABD 15 Aralık 2019’da uygulamaya başlayacağını ilan ettiği yüzde 15’lik vergiye tabi yaklaşık 162 milyar dolarlık üründeki verginin kaldırılmasını ve bunun yanı sıra Çin’in 100 milyar dolarlık ürününe uygulayacağı yüzde 15’lik verginin yüzde 7,5’e indirilmesini kabul etti.

Çin ise karşılığında iki ile dört yılda ABD’den yaklaşık 200 milyar dolarlık ürün alacağını taahhüt etti.

KİM/NE KAZANDI?

Peki anlaşma metnindeki bu tabloya bakınca kimin kazandığını söyleyebiliriz?

İyi bir değerlendirme yapabilmek için bu tabloyu, ticaret savaşının başladığı 23 ay önceki tabloyla kıyaslamamız gerekir.

23 ay önce öncesinde tablo özetle şöyleydi: Çin ABD’ye 2018 yılında 478 milyar dolarlık mal satabilirken, ABD’nin Çin’e satabildiği mal ancak 155 milyar doları bulabiliyordu. Yani ABD Çin’le ticaretinde 322 milyar dolar açık veriyordu!

İşte Trump bu tabloya bakarak, Çin’den alınan mallara gümrük tarifesi artırma kararı almıştı. Bu, iki ülke arasındaki ticaretin büyüklüğü de göz önüne alınınca, küresel bir ticaret savaşıydı.

Ticaret savaşı başlamadan önce ABD’nin Çin’e uyguladığı gümrük tarifesi ortalama yüzde 3, Çin’in ABD’ye uyguladığı tarife ise yüzde 8’di. Küresel ticaret savaşıyla birlikte iki tarafta karşılıklı hamlelerle gümrük tarifelerini artırdı.

Birinci faz anlaşmasının imzalanmasının ardından tarifeler bir miktar düştü ve şöyle oldu: ABD’nin Çin’e uyguladığı gümrük tarifesi yüzde 20, Çin’in ABD’ye uyguladığı tarife ise yüzde 19. (Bu oranların ikinci faz anlaşması sonrasında daha da düşmesi bekleniyor.)

Bu tabloya bakınca şu sonuçlar çıkıyor: 1) Tarifelere göre Çin’in kaybı daha çok ancak Çin’in sattığı mal daha fazla olduğu için Çin hâlâ kazanan konumunda. Trump bu nedenle Çin’in ABD’den ekstra mal almasını istiyor. 2) Küresel ticaret savaşında biri daha az, bir daha çok olsa da, aslında iki taraf da kaybetti. 3) Küresel ticaret savaşının asıl kazananı “korumacılık” oldu!

İşte dünya açısından meselenin esası da aslında bu! Yani “korumacılığın” kazanmış olması…

40 yıldır serbest piyasa ekonomisini küreselleşme ile dünyaya kabul ettirmeye çalışan, milli devletlere “açın pazarlarınızı, kaldırın gümrük tarifelerinizi” diyen emperyalist ABD, 40 yıl sonra tersini yapmaya mecbur kalmış ve Çin’e karşı kendi ekonomisini savunabilmek için “korumacılığa” başvurmuştur!

İşte ABD-Çin küresel ticaret savaşında asıl kazanan da bu nedenle “korumacılık” olmuştur!

ANLAŞMA NEDEN GEÇİCİ?

Yazının başında birinci faz ticaret anlaşmasının, küresel ticaret savaşında sadece bir “mola” olduğunu söylemiştik. Şundan:

Emperyalist ABD için Çin, son tahlilde er geç büyük hesaplaşmaya gideceği asıl rakibidir. ABD bu nedenle Çin’i hedef alan ulusal güvenlik stratejisi geliştiriyor, bu nedenle Çin’i çevrelemeye çalışıyor, bu nedenle Çin’i NATO’nun da hedefine aldırtıyor, bu nedenle Çin’in kuşak ve yol inisiyatifini engellemeye çalışıyor ve bu nedenle Uygur, Tibet, Tayvan, Hong Kong sorunlarını kaşımaya çalışıyor…

Ve işte bu nedenle ABD’nin Çin’le yaptığı ve yapacağı herhangi bir anlaşma, her zaman geçici olacaktır.

Mehmet Ali Güller
CRI TÜRK
21 Ocak 2020

 

1 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın