Posts Tagged F-35

ABD’nin saadet zinciri

Ankara’daki NATO Zirvesi, ABD ile Avrupalılar arasındaki iki yıldır derinleşmiş olan sorunları çözmedi, geçiştirmiş oldu. Bunun göstergelerinden biri sonuç bildirisiydi. Geçen yıl Lahey’de 5 maddeydi, bu yıl Ankara’da 6 madde oldu. Oysa 2021’de Brüksel’de 79, 2022 Madrid’de 22, 2023 Vilnius’ta 90 ve 2024’te Washington’da 38 maddeydi. 

Ankara’daki sonuç bildirisi kısaydı çünkü uzlaşılan konular sınırlıydı. Kısacası Trump’ın başlattığı “ABD yoksa NATO kağıttan kaplandır” tartışması çözülmemiş, sadece üzeri örtülmüştür. 

NATO 3.0’ın kaldıracı

Sorunlar sürüyor ama Washington, silahlanma konusunu hem NATO 3.0 dönüşümünün kaldıracı hem de sorunların yatıştırıcısı olarak görüyor. Kısa sonuç bildirisindeki “50 milyar dolarlık silah anlaşması” odur. 

ABD’nin bu konuda iki hedefi var: NATO üyelerinin savunma harcama payını gayrisafi yurtiçi hasılalarının yüzde 5’ine çıkartmak ve yeni bir silah zinciri oluşturmak. ABD geçen sene Lahey’de ilkini, şimdi Ankara’da ikincisini uygulamaya sokmuş oldu. 

Silah tedarik zinciri ise Washington açısından bir nevi saadet zinciridir. ABD silahların çoğunluğunun ana parçası kendisine ait olmak üzere, alt parçalarının üretimini çeşitli üyelere paylaştırarak, üyeleri ve ortakları birbirine ama hepsini son tahlilde Washington’a bağlamak istiyor.

Silahın zincire bağlama değeri

Üstelik ABD’nin “saadet zinciri” sadece NATO üyelerini değil, NATO ortaklarını da bağlayacak. Ankara’daki NATO zirvesinde, imzalanan NATO-Güney Kore anlaşması budur. Anlaşmaya göre Güney Kore, “NATO ortak savunma tedarik pazarına” erişebilecek ve 10 milyar dolarlık silah alabilecek.

ABD’nin Ankara’ya davet ettirdiği Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda’yla ilişkilerin bir yönü de budur. ABD hem bu ülkelere silah satarak onları Çin’e karşı üs haline getiriyor, hem de bu ülkelere silah satışında “parça üretimi” ile pay alan NATO üyelerini “Asya NATO’su” konusunda adım adım ikna etmeye başlamış oluyor. 

Çünkü ABD açısından silah, ateşleme kabiliyetinden önce zincire bağlama özelliği olan bir araçtır. 

Amerikalı pilotla gelen uçak 

F-35 de böyledir ve bir uçak olmasından daha değerli olarak satın alan ülkeleri ABD standartlarına bağlamak demektir, ABD kontrolüne ve denetimine tabi kılmak demektir, satın alan ülkenin pilotunun yanına yazılımla Amerikalı pilot oturtmak demektir. 

Emekli ABD Deniz Kuvvetleri subayı Gary Tabach’ın F-35 ile ilgili İsrail basınına söyledikleri açıklayıcıdır: “İsrail olmadan F-35 uçmaz. F-35’in elektronik sistemlerinde, kaskında ve kanatlarında İsrail’de üretilen önemli parçalar var. Eğer F-35 bir gün Türkiye’ye satılırsa, Türkiye İsrail’e iyi davranmak zorunda kalır. Aksi halde uçakları uçmaz.” (i24 news, 8.7.2026)

”Türkiye F-35 alır ve uçurmak isterse, İsrail’le anlaşmak zorunda kalır” cümlesi eksik bir doğrudur. Çünkü daha doğrusu şudur: “Türkiye F-35 alırsa, ABD’nin belirlediği sınırlar içinde uçurabilir.” Çünkü silahlar artık yazılımdır ve F-35 Amerikalı pilotuyla birlikte gelmektedir.

‘NATO silah pazarına erişim’ tuzağı 

“NATO silah pazarına erişim” tuzağı üzerinden NATO üyelerini ABD silahlarına bağlamak, Washington açısından çok değerli bir kazanımdır. NATO’nun ABD için asıl değeri işte bu tür “bağlama” kapasitesidir; üye ülkeleri zincirin halkası haline getirebilmesidir, ülkelerin hükümetlerini denetim altında tutarak hangi silahı alıp alamayacağına karar verebilmesidir. Dolayısıyla S-400 meselesi de budur. F-35 için Türkiye’nin S-400’ünün elden çıkarılması şartı budur.

“NATO silah pazarına erişim” tuzağı, bir ülkenin ulusal silahlanma ve savunma bağımsızlığını sınırlamanın tuzağıdır. Ulusal silahını üretmek isteyenleri, silah envanterini çeşitlendirerek tek bir adrese bağımlı kalmamak isteyenleri “saadet zinciriyle” Washington’a bağlamanın tuzağıdır. 

Bitirirken önemle belirteyim: İran ABD’yi neden yenebildi? Bir kaç yanıtı var ama en önemli nedenlerinden biri şudur: Çünkü İran’ın elinde Amerikan silahı yok!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Temmuz 2026

, , , ,

Yorum bırakın

Trump’ın hediyesinin karşılığı ne?

CNN Türk’ün Washington Temsilcisi Yunus Paksoy, Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump’a sormuş: “Sayın Başkan, Türkiye F-110 jet motorlarını ve F-35 savaş uçaklarını istiyor. Türkiye’ye büyük bir hediye çantasıyla mı gidiyorsunuz?” Trump da “Evet, muhtemelen onu (Erdoğan’ı) çok mutlu edecek bir şey yapacağım” demiş. 

İlk akla gelen, 80 motorun, Türkiye’ye NATO’da verilen yeni iki görevin, yani Adana’daki yeni NATO Kolordu Karargâhı’nın ve İstanbul Boğazı’ndaki Deniz Unsur Komutanlığı’nın karşılığı olduğudur. 

Ancak Adana’daki ve Boğaz’daki yapılar kesinleşti, 80 motor ise kesin değil. Hem Dışişleri Hakan Fidan hem de Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler aylar önce açıklamıştı. Türkiye’nin KAAN için istediği 80 motor talebi ABD Kongresi’nde bekletiliyordu. Yani Trump’ın hediye olarak belirttiği konu yeni değil. Üstelik Kongre’nin itirazları da sürüyor.

Trump Erdoğan’dan “ne yapmamasını” istedi?

Trump’ın Beyaz Saray’daki basın toplantısında dikkat çeken başka sözleri de vardı: “O (Erdoğan) benim bir dostum ve savaşın dışında kaldı. Biliyorsunuz, İran’la yaşanan savaşa dahil olabilecek en güçlü adaylardan biriydi. Hatta belki de İran’ın tarafında yer alabilirdi. Çünkü bildiğiniz gibi İsrail’in büyük bir hayranı değil. Ben de ondan savaşın dışında kalmasını istedim. O da öyle yaptı.”

Trump’ın bu sözlerinin ilk kısmı elbette palavra. İktidarın İsrail karşıtlığı üzerinden ABD-İsrail’e karşı İran’ın yanında savaşa girebilmesi, bir olasılık problemi bile değil!

Trump’ın sözlerinin devamı ise başka bir şeyi örtüyor: “Ben ondan savaşın dışında kalmasını istedim. O da öyle yaptı.” Oysa Ankara’dan savaşın dışında kalmasını istemiş değiller, tersine İran’ın Türkiye’ye 4 kere füze attığını iddia ederek Ankara’yı İran’a karşı pozisyon almaya zorlayan kışkırtma eylemi düzenlediler. 

Bu örtülü açıklamayı anlayabilmek için Trump’ın bu konudaki bir başka sözünü anımsamamız gerekiyor. Trump, 27 Mart 2026’da, İran’la süren savaş konusunda yaptığı konuşmada şöyle demişti: “Bence Türkiye harikaydı, gerçekten harikaydı; onlardan uzak durmalarını istediğimiz konuların dışında kaldılar.”

Evet, mesele “ne yapılmasını istediler de yapıldı” konusu değildir, “ne yapılmasını istemediler de yapılmadı” konusudur.

Hazar-Akdeniz hattı

Trump bir işadamı. Ülkesini şirket, kendisini de CEO gibi görüyor. Dolayısıyla “karşılıksız hediye” vermesi olası değil.

Anımsayın, Trump’ın yakın arkadaşı ABD Büyükelçisi Tom Barrack, hem de bir kaç kez söyledi: “Göreceksiniz, yakında Türkiye ve İsrail Hazar’dan Akdeniz’e işbirliği yapacak.”

Hazar bölgesinde, Güney Kafkasya’da ABD için kritik konu Çin’in Kuşak ve Yol’unu düğümleyebilmek. Trump’ın Azerbaycan ve Ermenistan’la anlaşarak Zengezur Koridoru’nu Trump Koridoru’na çevirmesi bu açıdan önemli. Yine ABD’nin Ermenistan’a askeri destek içeren açılımları önemli. Gürcistan üzerinden Doğu Karadeniz’de bir liman/üs edinme amacı da önemli.

Doğu Akdeniz’de ise kritik konu Kıbrıs. Daha doğrusu KKTC’nin AB tarafından “yutulması” üzerinden İsrail-Kıbrıs-Yunanistan (Avrupa) ekseni inşa edilmesi. İşte tam da bu süreçte BM Kıbrıs Özel temsilcisi Maria Angela Holguin’in Kıbrıs planı ortaya çıktı: “Maraş ve Güzelyurt Rumlara bırakılacak. Karşılığında Türk tarafına, ülke yönetiminde dönüşümlü başkanlık ve federal konsey, AB’ye katılım, ambargoların kaldırılması, doğrudan ticaret, temas ve uçuş vadediliyor. Akdeniz gazı da KKTC kullanımına açılıyor.” (Sözcü, 25.6.2026)

Sonuç olarak Trump yönetimi NATO’yu dönüştürürken Hazar-Akdeniz ekseni üzerindeki hedeflerine ulaşmaya çalışıyor. Trump’ın Ankara’dan yapmasını değil, yapmamasını istediği şeyler, işte bu eksendeki gelişmelerle ilgili.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Haziran 2026

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın