Posts Tagged Doğu Akdeniz
Hazar’da ortak cephe olasılığı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 30/07/2026
Yinelemek pahasına şu iki saptamayla başlayalım:
1) ABD’nin İran’a saldırısı, “ana strateji” düzleminde, ABD’nin Asya’yı ve Çin’i hedef almasının aşamasıdır.
2) Ankara’daki NATO zirvesi ve 6 maddelik sonuç bildirisi, NATO üyelerine Rusya’ya ve İran’a karşı konumlanma görevi yüklemektedir.
Ankara’daki NATO zirvesinin önemi
ABD’nin NATO aracılığıyla müttefiklerine dayattığı bu planlama haliyle en çok Türkiye’yi etkileyecektir. Türkiye Ukrayna-Rusya savaşında “aktif tarafsızlık” izledi, ABD-İran savaşında ise dört füze kışkırtmasına rağmen ABD’ye üslerini ve hava sahasını kullandırmadı ve savaşın dışında kalabildi.
Ancak NATO’nun 7-8 Temmuz tarihli Ankara zirvesi bu açıdan bir değişiklik dayattı. İstanbul Boğazı’ndaki yeni deniz komutanlığı Ukrayna ile, Adana’daki yeni NATO kolordu karargâhı da Doğu Akdeniz-Ortadoğu ile ilgilidir. Haliyle ABD ve İngiltere’nin Türkiye’yi Rusya ve İran’a karşı pozisyonlamasıyla ilgilidir.
Netanyahu ve Zelenski’nin hedefleri
İsrail Başbakanı Netanyahu ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin peşi sıra Washington’da bulunmaları elbette bir planlamayla ilgili. Her iki isim taktik düzeyde ABD’den destek almanın ve stratejik düzeyde ABD’ye eklemlenmenin peşinde:
– Netanyahu taktik düzeyde ABD-İran anlaşmasını önleyebilmenin yolunu ararken, stratejik düzeyde ABD’ye eklemlenerek Ortadoğu’da genişlemek ve merkez ülke olmak istemektedir.
– Zelenski ise taktik düzeyde Trump yönetiminden yeniden almaya başladığı desteği artırmanın ve stratejik düzeyde Ukrayna’yı NATO’ya bağlamanın peşindedir.
Ukrayna Hazar’da İran gemisini neden vurdu?
Ukrayna’nın Hazar Denizi’nde İran gemisini vurmasının anlamı işte buradadır. Zelenski, taktik düzeyde Rusya-İran tedarik hattına saldırarak iki ülkenin silah sevkiyatına müdahale edebileceğini ve buradan hareketle Trump’a “Rusya-İran askeri ortaklığını” hedef alabileceğini göstermek istedi.
Zelenski’nin “iki savaşı birleştirme” amacı elbette öncelikle Washington’un desteğini artırmak istemesiyle ilgili ve Trump yönetiminin şu ana kadar “iki savaşı ayrı ele alma” şeklinde götürdüğü planlamaya da uymuyor. Ancak Trump yönetiminin son birkaç aydır Ukrayna-Rusya savaşı konusunda yeniden söylem değiştirmesi, Alaska’da bir anlaşma yapmadıklarını belirtmesi ve daha önemlisi Pentagon’un yeniden Ukrayna’ya askeri destek vermeye başlaması bir durum değişikliğine işaret ediyor. NATO zirvesi kısa sonuç bildirisinden “Rusya’ya karşı Ukrayna’ya ve İran’a karşı ABD’ye (ve elbette İsrail’e) destek” çıkması da bir strateji değişikliğine işaret ediyor.
Dolayısıyla ABD açısından “Asya’ya karşı geniş cephe” stratejisi, koşullarını bulabilirse, hayata geçirilmek istenecektir.
ABD’nin Hazar’daki taktik hamleleri
Kaldı ki ABD bu stratejinin kimi taktik hamlelerini zaten başlattı: 1) ABD, Esad’ı devirme operasyonu üzerinden Astana Platformu’nu, Türkiye-Rusya-İran ortaklığını rafa kaldırdı. 2) ABD, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki Zengezur Koridoru’nu 99 yıllığına Trump Koridoru’na çevirerek Güney Kafkasya’ya, Türkiye-İran-Rusya arasına, kama gibi girmeye çalışıyor. 3) ABD, Gürcistan-Rusya ilişkilerini bozmaya, Gürcistan’ı NATO üyesi yapmaya, Gürcistan’ın Karadeniz kıyısından ABD/NATO üssü elde etmeye çalışıyor. 4) ABD Büyükelçisi Barrack, mevcut tablo hiç öyle göstermese de ısrarla “göreceksiniz, Türkiye ve İsrail, Hazar’dan Akdeniz’e işbirliği yapacak” diyor.
Dolayısıyla ABD’nin bu “ana/büyük stratejisi”, Türkiye’yi Karadeniz, Hazar, Doğu Akdeniz ve Basra (Fars) Körfezi çerçevesi içerisinde İran ve Rusya ile sıkıntıya sokma riski içermektedir.
İç politik mücadele ve onunla bağlantılı operasyon-gözaltı trafiği ise siyasetin ve kamuoyunun bu esas tehdide dikkat kesilmesini engellemektedir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Temmuz 2026
Trump’ın hediyesinin karşılığı ne?
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 27/06/2026
CNN Türk’ün Washington Temsilcisi Yunus Paksoy, Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump’a sormuş: “Sayın Başkan, Türkiye F-110 jet motorlarını ve F-35 savaş uçaklarını istiyor. Türkiye’ye büyük bir hediye çantasıyla mı gidiyorsunuz?” Trump da “Evet, muhtemelen onu (Erdoğan’ı) çok mutlu edecek bir şey yapacağım” demiş.
İlk akla gelen, 80 motorun, Türkiye’ye NATO’da verilen yeni iki görevin, yani Adana’daki yeni NATO Kolordu Karargâhı’nın ve İstanbul Boğazı’ndaki Deniz Unsur Komutanlığı’nın karşılığı olduğudur.
Ancak Adana’daki ve Boğaz’daki yapılar kesinleşti, 80 motor ise kesin değil. Hem Dışişleri Hakan Fidan hem de Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler aylar önce açıklamıştı. Türkiye’nin KAAN için istediği 80 motor talebi ABD Kongresi’nde bekletiliyordu. Yani Trump’ın hediye olarak belirttiği konu yeni değil. Üstelik Kongre’nin itirazları da sürüyor.
Trump Erdoğan’dan “ne yapmamasını” istedi?
Trump’ın Beyaz Saray’daki basın toplantısında dikkat çeken başka sözleri de vardı: “O (Erdoğan) benim bir dostum ve savaşın dışında kaldı. Biliyorsunuz, İran’la yaşanan savaşa dahil olabilecek en güçlü adaylardan biriydi. Hatta belki de İran’ın tarafında yer alabilirdi. Çünkü bildiğiniz gibi İsrail’in büyük bir hayranı değil. Ben de ondan savaşın dışında kalmasını istedim. O da öyle yaptı.”
Trump’ın bu sözlerinin ilk kısmı elbette palavra. İktidarın İsrail karşıtlığı üzerinden ABD-İsrail’e karşı İran’ın yanında savaşa girebilmesi, bir olasılık problemi bile değil!
Trump’ın sözlerinin devamı ise başka bir şeyi örtüyor: “Ben ondan savaşın dışında kalmasını istedim. O da öyle yaptı.” Oysa Ankara’dan savaşın dışında kalmasını istemiş değiller, tersine İran’ın Türkiye’ye 4 kere füze attığını iddia ederek Ankara’yı İran’a karşı pozisyon almaya zorlayan kışkırtma eylemi düzenlediler.
Bu örtülü açıklamayı anlayabilmek için Trump’ın bu konudaki bir başka sözünü anımsamamız gerekiyor. Trump, 27 Mart 2026’da, İran’la süren savaş konusunda yaptığı konuşmada şöyle demişti: “Bence Türkiye harikaydı, gerçekten harikaydı; onlardan uzak durmalarını istediğimiz konuların dışında kaldılar.”
Evet, mesele “ne yapılmasını istediler de yapıldı” konusu değildir, “ne yapılmasını istemediler de yapılmadı” konusudur.
Hazar-Akdeniz hattı
Trump bir işadamı. Ülkesini şirket, kendisini de CEO gibi görüyor. Dolayısıyla “karşılıksız hediye” vermesi olası değil.
Anımsayın, Trump’ın yakın arkadaşı ABD Büyükelçisi Tom Barrack, hem de bir kaç kez söyledi: “Göreceksiniz, yakında Türkiye ve İsrail Hazar’dan Akdeniz’e işbirliği yapacak.”
Hazar bölgesinde, Güney Kafkasya’da ABD için kritik konu Çin’in Kuşak ve Yol’unu düğümleyebilmek. Trump’ın Azerbaycan ve Ermenistan’la anlaşarak Zengezur Koridoru’nu Trump Koridoru’na çevirmesi bu açıdan önemli. Yine ABD’nin Ermenistan’a askeri destek içeren açılımları önemli. Gürcistan üzerinden Doğu Karadeniz’de bir liman/üs edinme amacı da önemli.
Doğu Akdeniz’de ise kritik konu Kıbrıs. Daha doğrusu KKTC’nin AB tarafından “yutulması” üzerinden İsrail-Kıbrıs-Yunanistan (Avrupa) ekseni inşa edilmesi. İşte tam da bu süreçte BM Kıbrıs Özel temsilcisi Maria Angela Holguin’in Kıbrıs planı ortaya çıktı: “Maraş ve Güzelyurt Rumlara bırakılacak. Karşılığında Türk tarafına, ülke yönetiminde dönüşümlü başkanlık ve federal konsey, AB’ye katılım, ambargoların kaldırılması, doğrudan ticaret, temas ve uçuş vadediliyor. Akdeniz gazı da KKTC kullanımına açılıyor.” (Sözcü, 25.6.2026)
Sonuç olarak Trump yönetimi NATO’yu dönüştürürken Hazar-Akdeniz ekseni üzerindeki hedeflerine ulaşmaya çalışıyor. Trump’ın Ankara’dan yapmasını değil, yapmamasını istediği şeyler, işte bu eksendeki gelişmelerle ilgili.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Haziran 2026
NATO’da alan kaydırma dönüşümü
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 16/04/2026
Trump’ın “NATO’dan çıkarım” şantajı, Avrupa’nın kendi güvenliği için sorumluluk alması ve böylece NATO’nun “yeni ABD stratejisine” uyumlu konumlanması içindir.
Polonya, Romanya ve Türkiye merkezli üç yeni NATO Kolordu Karargahı işte bu amaçla tasarlandı. Kuzeydeki Polonya Karargâhından Baltık’ın, merkezdeki Romanya Karargâhından Karadeniz’in ve güneydeki Türkiye/Adana Karargahından Doğu Akdeniz’in ABD-NATO denetimine alınmasıdır hedef…
ABD kuzeyden güneye Baltık, Karadeniz, Akdeniz hattı üzerinden Avrasya’yla stratejik bir hesaplaşma başlatmış durumda. Bunun için de kuruluş belgelerinin aksine, Avrupa’yı savunma yerine, NATO’nun cephesini Avrasya’ya çevirerek güncelleme peşinde. Belirtmiştik, Avrupa ile ABD arasındaki NATO tartışmasının zemini aslında budur.
NATO’da kanattan merkeze
Ankara, ABD’nin bu yeni planlamasından memnun görünüyor. Hatta bu yeni planlamanın Türkiye’nin ABD nezdindeki önemini artıracağını savunuyor.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler “NATO’nun Ankara Zamanı” konferansında, bunu özetle “eskiden kanat ülkesiydik, artık merkez konumundayız” diye açıkladı.
Bu açıkça “alan kaydırma” ve NATO’da bir dönüşüm demektir. Nitekim konferansın evsahiplerinden Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran “NATO’nun dönüşüm baskısıyla karşı karşıya olduğunu” konuşmasında önemle belirtti. Ve Duran bu yeni süreçte Türkiye’nin NATO içinde alacağı role, Türkiye’nin şu değeri üzerinden işaret etti: “Türkiye, Ortadoğu’da sözü geçen; Karadeniz’in ve Doğu Akdeniz’in güvenliği konusunda ise ittifak içerisinde öne çıkan bir aktördür.”
NATO’nun yeni yönü ve alan kaydırması, haliyle Türkiye’yi kanat ülkesi olmaktan daha içeride bir pozisyona almaktadır. Bu yeni risk oluşturan durum ise ne acı ki iktidar açısından “önemli olma” avantajı olarak görülmektedir.
Ankara’nın ‘ABD nezdinde önem kazanma’ taktiği
Konferansta NATO’nun Türkiye için vazgeçilmez olduğunu savunan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak zirveden beklentisini de özetle “daha iyi NATO’culuk” olarak açıkladı.
Avrupa’yı “NATO’yu destekleyici pozisyonuna geri dönmeye” çağıran Güler şöyle dedi: “Aksi takdirde AB’nin bu yaklaşımının Avrupa’nın güvenliği ve dayanıklılığına ABD’nin Avrupa’da kuvvet azaltmasından daha fazla zarar vereceğini değerlendiriyoruz.”
Ankara’nın bu çizgisi, ABD-NATO-AB üçgeni içinde “önem kazanma” taktiği olarak değerlendirilebilir ama son tahlilde ABD’nin Türkiye’nin de içinde yer aldığı coğrafyaya karşı belirlediği stratejiye, araçsallık durumudur ve son derece sorunludur.
Rutte’nin o kritik cümlesi
ABD ile AB’nin NATO tartışmasında “birleştiricilik” arayan sadece Ankara değil, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de var. Rutte bu amaçla ABD Başkanı Donald Trump’la görüştü ve ABD televizyonundan açıklamalar yaptı.
Rutte’nin yayındaki bir cümlesi, iki yönü bulunan çok kritik bir cümleydi. Rutte açık açık “NATO’nun ABD’nin güç projeksiyonu için bir platform olması gerektiğini” söyledi.
Bu cümle sadece “NATO eşittir ABD” gerçeğini resmetmekle kalmıyor, aynı zamanda yukarıda işaret ettiğimiz ABD’nin Avrupa’yı savunma yerine NATO’nun cephesini Avrasya’ya çevirerek güncelleme hedefini de ortaya koyuyor.
Rutte net ifade etmiş oldu: NATO’nun kuruluş amacı ve varlık nedeni budur. O nedenle ABD’ye karşı olmak, NATO’ya karşı olmayı da gerektirir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
13 Nisan 2026
Türkiye test mi ediliyor?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 25/12/2025
Libya Genelkurmay Başkanı Haddad ve ekibini taşıyan uçağın Ankara’da düşmesi, son dönemdeki soru işaretli gelişmelerin üzerine yeni ve daha büyük bir soru işareti ekledi.
Anımsayalım: Azerbaycan’dan dönen askeri uçağımız Gürcistan’da düştü ve 20 askerimiz şehit oldu. Bir haftadır sınırlarımızı aşarak çeşitli illerimize kadar gelen İHA’lar sorunu var. Karadeniz’de ticari gemilerimiz hedef alındı. Hatta ticari gemilerimiz Afrika kıyılarında bile hedef alındı. Vurulan geminin sahibi, Rusya’yla ticareti durdurduklarını açıkladı. Ve şimdi de Libya Genelkurmay Başkanı Haddad ile Kara Kuvvetleri Komutanı dahil askeri ekibini taşıyan “özel jet” Ankara’da düştü.
Barrack’ın S400 mesajının anlamı
Tüm bunlar tesadüf mü? Ve bu kadar tesadüf fazla değil mi? Belki bazıları tesadüf ama bazılarının “test” amacı taşıdığı yüksek olasılık.
Özellikle hava sahasını ilgilendiren konuların, ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın “S400’ler dört ile altı ay içinde çözülecek” açıklamasının işaret ettiği zeminden bağımsız olabilmesi pek olası değil. Çünkü sorun S400 olunca, haliyle konu Türkiye’nin hava savunma meselesi oluyor.
Bir haftada birkaç İHA olayının birden yaşanması, Türkiye’nin hava savunmasının test edilmesi olasılığını akla getiriyor. Peki bu testi kim yapıyor olabilir? İHA’ların menşei yanıltıcı olabilir, hele de resmi İHA’da olmayan yıldızın kullanılması, adres şaşırtma anlamına gelebilir.
Harmony Jets’in sicili
Libya Genelkurmay Başkanı Haddad’ın uçağıyla ilgili Ankara’dan “elektrik arızası” açıklaması geldi. Kara kutu çözüldüğünde netleşir ama yine de bazı ilginçlikler var. Şöyle ki uçak resmi bir uçak değil, askeri uçak değil, Harmony Jets isimli bir şirketten kiralanmış özel bir jet.
Ancak bu şirketin sicili sorunlu görünüyor. İngiliz gazeteci Hannah Lucinda Smith’in yazdığına göre bu şirket, Ağustos 2023 ile Eylül 2024 arasında Avrupa’dan Halife Hafter’in kontrolündeki Bingazi’ye onlarca uçuşta İrlandalı paralı askerler taşımış. BM’nin 2701 sayılı kararını ihlal eden bu uçuşlar, BM uzmanlar heyetinin raporuyla da resmileştirilmiş. (Harici, 24.12.2026)
Türkiye’yi hedef alan cepheler
Tek tek incelenmesi gereken tüm bu olayların, şu kritik siyasal gelişmeler zemininde yaşanması önemli:
– Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Türkiye’ye karşı askeri ve güvenlik işbirliğini derinleştirme kararı alıyor. Üç ülkenin Doğu Akdeniz için “Ortak Müdahale Gücü” kurması gündemde.
– İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs, rafa kaldırılan iki projeyi ABD’nin desteğiyle yeniden hayata geçirmek istiyor: 1) İsrail gazını Kıbrıs, Girit ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşıyacak East-Med projesi. 2) Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru IMEC.
– ABD-İsrail ikilisi Güney Kafkasya’nın jeopolitiğine müdahale ediyor: İsrail Azerbaycan’la askeri ilişkilerini geliştiriyor, ABD Zengezur Koridoru’nu Trump Koridoru’na dönüştürüyor.
– ABD-İsrail destekli SDG’nin Şam’la entegrasyonu Suriye’de Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor.
– İsrail Golan’da genişlettiği işgali sürdürüyor ve kurduğu askeri üslerle bunu kalıcılaştırmaya çalışıyor. İlginçtir, Suriye Dışişleri Bakanlığı ilk kez bu süreçte Golan Tepelerini içermeyen Suriye haritası yayınladı. (Serbestiyet, 21.12.2024)
– Ve tüm bunların bağlandığı en önemli konu: ABD, İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu düzeni kurmaya çalışıyor.
Hedef Türkiye-Rusya ilişkileri mi?
Türkiye’yi ilgilendiren tüm bu stratejik ve taktik gelişmelerin yaşandığı süreçte de uçaklar düşüyor, İHA’lar sınırları deliyor, gemiler hedef alınıyor…
Açık ki bu siyasi gelişmelerin aktörleri, öncelikle Türkiye-Rusya ilişkilerini hedef alıyor. Türkiye, Rusya ve İran’ın oluşturduğu Astana Platformu’nun işlevsiz hale gelmesiyle yetinmeyen ABD-Tel Aviv ikilisi, Türkiye-Rusya ilişkilerini tümden sabote etmek istiyor.
Ve asıl acısı da şu: Türkiye bu çok boyutlu güvenlik problemlerine odaklanmak yerine, ne yazık ki enerjisini içeride, iç politik güç mücadelesine harcıyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Aralık 2025
Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı cephe
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 24/12/2025
İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs liderleri, Batı Kudüs’teki üçlü zirvede bir araya geldiler.
Gerçi bu zirve, üçlü zirvelerin onuncusuydu ama öncesinde basına sızdırılan “ortak müdahale gücü” haberi nedeniyle kritik önem kazandı. Benyamin Netanyahu, Kiryakos Miçotakis ve Nikos Hristodulidis, zirvede “askeri ve güvenlik işbirliğini genişletme kararı” aldılar.
İsrail ve Yunan basını, zirveyi ve işbirliğini “Türkiye’ye karşı” diye yorumlayarak okurlarına sundular.
Türkiye’ye karşı ‘Ortak Müdahale Gücü’
Zirveden önce Yunan basına sızdırılan bir habere göre İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Doğu Akdeniz’de bir “Ortak Müdahale Gücü” kurmaya hazırlanıyordu.
Bini İsrail’den, bini Yunanistan’dan ve beşyüzü Güney Kıbrıs’tan olmak üzere 2500 askerden oluşacak Ortak Müdahale Gücü’nün Doğu Akdeniz’deki “kritik altyapıların korunması” misyonunu yürüteceği belirtiliyordu.
Kudüs’teki üçlü zirveden bu müdahale gücüne dair bir açıklama yapılmadı ama İsrail Başbakanı Netanyahu Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile “güvenlik ve savunma işbirliğini derinleştirme konusunda anlaştık” dedi.
İsrail-Yunanistan askeri işbirliği derinleştiriyor
Kaldı ki üç ülke zaten güvenlik işbirliğini bir süredir geliştiriyordu. İsrail ve Yunanistan, 2008 yılında yapılan “Şanlı Sparta” ortak askeri tatbikatının ardından askeri ilişkileri geliştirmeye başladı.
İki ülke Nisan 2025’te 10’dan fazla ülkenin yer aldığı “Iniochos 2025” ortak askeri tatbikatında biraraya geldi.
İki ülkenin hava kuvvetleri, 3 Kasım 2025’te Yunanistan üzerinde havada yakıt ikmalı tatbikatı yaptı.
İki ülke 2021’de İsrail’in Elbit Systems şirketi ile Yunanistan arasında pilot eğitimi ve uçuş okulu kurulmasını kapsayan, boyutu 1,65 milyar dolarlık bir anlaşma yaptı.
Yunan Parlamentosu, 5 Aralık 2025’te, İsrail’den 800 milyon dolarlık PULS tipi çok namlulu roketatar sistemi alımını onayladı.
İki ülke, ilk planlanan maliyeti 3 milyar dolar olduğu açıklanan “Aşil Kalkanı” isimli çok katmanlı hava savunma sistemi için de görüşmelerini sürdürüyor.
İsrail ve Yunanistan’ın cepheye ABD’yi dahil etme niyeti
Türkiye’yi hedef alan bu çabalar, çapı nedeniyle elbette “büyük” bir tehdit değil. Ancak üç ülke, sürece ABD’yi de dahil ederek, tehdidi “gerçek” hale getirme niyetinde…
Asker ve güvenlik işbirliğini derinleştirme kararıyla sonuçlanan onuncu zirvenin ardından, taraflar, bu formatı ABD’nin de katılımıyla 3+1 formatına taşımak istediklerini açıkladılar.
Yunanistan Başbakanı Miçotakis, bu amaçlarını, “yeni bir jeopolitik aşamaya geçildi” diyerek gerekçelendirmeye çalıştı ve ABD’nin dahli konusunun, Netanyahu’nun Washington ziyareti sırasında konuşulacağını belirtti.
Peki ABD, NATO “müttefiki” olan Türkiye’ye karşı böyle bir cepheye girer mi? Elbette “girmez” diyemeyiz çünkü ABD zaten Doğu Akdeniz’de fiilen Türkiye karşıtı cephenin merkezinde.
Her ne kadar maliyetleri nedeniyle rafa kaldırıldıysa da East-Med projesi Türkiye ve KKTC karşıtı bir projeydi. Doğu Akdeniz gazını Kıbrıs, Girit ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşımayı planlayan proje, ABD’nin de katılımıyla imzalanmış ancak maliyet-gaz rezervi orantısızlığı nedeniyle hayata geçememişti.
Fakat İsrail projeyi yeniden ısıtmak istiyor. İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen, geçen ay bu amaçla Atina’yı ziyaret etti ve ABD, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’tan mevkidaşlarıyla konuyu ele aldı. Cohen Jerusalem Post’a yaptığı açıklamada, projenin “yeniden gündemde olduğunu” belirtti. (Ancak Körfez gazını İsrail’e taşımadan bu projenin hayata geçebilmesi çok olası görünmüyor.)
Orta Koridoru zayıflatma yolu: IMEC
Batı Kudüs’teki üçlü zirvede ele alınan konulardan birinin de Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru (IMEC) olduğu açıklandı. Bu koridor, ABD’nin sponsorluğunda, Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol’a karşı alternatif olarak gündeme getirilmiş ve imzalanmıştı. Ancak Aksa Tufanı ile bu proje de rafa kalkmıştı. Şimdi İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs bu projeyi yeniden raftan indirmek istiyor.
Zira IMEC, üş ülkeden de geçerek, bu üç ülkeyi “uluslararası ticarette önemli bir güzergah” yapmayı hedefliyor. Washington ve Tel Aviv açısından bu proje, aynı zamanda İsrail’in Arap ülkeleriyle normalleşmesinin zemini ve güvenliğinin garantisi olarak görülüyor.
Kuşkusuz İsrail ve Yunanistan, IMEC’i, Türkiye açısından çok önemli olan Orta Koridoru zayıflatacak bir proje olarak görüyorlar ve bu nedenle ayrıca önemsiyorlar.
Sırada yeni Kıbrıs planı mı var?
Kısacası Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Türkiye karşıtı bir cephe inşa etmeye ve buna ABD’yi dahil etmeye çalışıyor.
Ankara bu hamleleri ciddiye almalı çünkü ABD’li yetkililerin kimi mesajlarından da anlaşıldığına göre, önümüzdeki süreçte Washington yeniden Kıbrıs planı dayatacak!
ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın “Hazar’dan Akdeniz’e kadar Türkiye ile İsrail arasında işbirliği göreceksiniz” demesi, Washington’un bu süreçte Türkiye’ye havuç-sopa siyaseti uygulamaya çalışacağına işaret ediyor.
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
23 Aralık 2025
AKP’nin iki yüzü
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 26/08/2024
AKP’nin siyaset yapma tarzı, “söylediğinin tersini yapma, yaptığının tersini söyleme” şeklinde özetlenebilir. Buna AKP’nin siyasette iki yüzü de denilebilir. En somut uygulandığı alan da en çok istismar ettiği konuda, İsrail-Filistin meselesinde yaşanıyor…
Son örnek, TCG Anadolu gemisinin, İsrail’i koruyan ABD savaş gemisiyle 13-17 Ağustos tarihleri arasında tatbikat yapması oldu. Aydınlık haberi manşetten, “AK Parti Hükümeti’nin gizlediği faaliyeti ABD açık etti: TCG Anadolu İsrail’i koruyan tatbikatta” şeklinde verdi (Aydınlık, 24.8.2024).
Her konuda açıklama yapan, her faaliyetini duyuran Milli Savunma Bakanlığı “nedense” bu tatbikatı duyurmadı. Türkiye tatbikatı ABD Denizcilik Enstitüsü’nün yayınladığı faaliyet notlarından öğrendi.
Güya AKP Hükümeti, ABD’nin Doğu Akdeniz’e savaş gemisi göndermesine karşı çıkıyor, ABD savaş gemilerinin İsrail’i destekleyerek Gazze’deki soykırımı büyüttüğünü savunuyordu. Taban da iktidarın “ABD’ye meydan okuyan” bu tavrıyla mutlu oluyordu. Meğer Türk savaş gemileri, AKP hükümetinin onayıyla İsrail’i koruyan ABD gemileriyle tatbikat yapıyormuş!
Ticaret ve müdahillik konusu
Benzerini ticaret konusunda da yaptılar biliyorsunuz. 7 Ekim 2023’ten itibaren kamuoyu AKP hükümetinden İsrail’le ticareti kesmesini istedi. Kesmediler, “siyaset başka ticaret başka” dediler. Ne zaman ki 31 Mart 2024 seçiminde İsrail’le ticareti sürdürmenin AKP oylarını erittiğini gördüler, “ticareti kesme” kararı aldılar. Ancak bazen “önceden yapılan anlaşma” diyerek, bazen de dolaylı yollardan ticareti sürdürdüler.
Bu köşede konu etmiştik. Erdoğan Washington’da yapılan NATO zirvesi sırasında basın toplantısında aynen şöyle demişti: “İsrail’i Lahey Adalet Divanı’na Güney Afrika ile şikayet ettik.” (AA, 12.7.2024).
Oysa doğru değildi. Güney Afrika tek başına şikayet etmiş, Ocak 2024’te ilk ara karar açıklanmış, AKP Mayıs ayında “davaya müdahil olacağız” demiş, Haziran ve Temmuz ayları boyunca “müdahil oluyoruz” diyerek propagandayı sürdürmüş, ancak 7 Ağustos’ta müdahil olmak için resmi başvuru yapabilmişti!
One minute
Bu tezatlıkları perdeleyebilmek için başka tezatlıklara imza attılar. Örneğin Erdoğan 31 Mart 2024 seçiminden önce İsrail’le ticaretin sürmesine tepki gösterenlere şöyle dedi: “Hiçbir siyasetçinin cesaret edemediği duruşu ‘one minute’ diyerek ortaya koyduk.” Halbuki Erdoğan İsrail’le normalleşme sürecini başlatırken, “one minute” çıkışı için şöyle demişti: “Benim tepkim moderatöreydi. İsrail’e, Peres’e veya Musevilere değildi.”
Kısacası kime “one minute” denildiği, siyasi ihtiyaca göre değişiyordu. Zaten İsrail Cumhurbaşkanı Peres’i 12 Kasım 2007’de TBMM’de konuşturup, ayakta alkışlamışlar; yaklaşık bir yıl sonra 29 Ocak 2009’da ise Davos’ta Peres’le yaptıkları oturumda ünlü “one minute” çıkışını sahnelemişlerdi!
Neo-Abdülhamitçilik
Sonuç olarak AKP hükümeti Haniye için yas ilan ediyor ama Haniye’yi öldüren İsrail’i koruyan ABD savaş gemileriyle ortak tatbikata onay veriyor; İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçluyor ama İncirlik’ten İsrail’e askeri mühimmat taşıyan ABD uçaklarının uçuşlarını engellemiyor; Netanyahu için Hitler benzetmesi yapıyor ama ABD’nin Netanyahu’ya istihbarat sağladığı Kürecik Radarını kapatmıyor.
Temmuz ayında Washington’da yapılan NATO Zirvesinden bu yana ise ABD’yle işbirliğini artırmış durumdalar ve AB’nin gayriresmi dışişleri bakanları toplantısına davet edilmekten de son derece mutlular!
Çünkü Erdoğan, yıllardır belirttiğim gibi Neo-Abdülhamitçidir; Rusya’yla anlaşarak kendisine bölgede alan açmaya çalışıyor, bunu ABD’yle pazarlığında kullanıyor, iki büyük gücü de AB’yle dengelemeye çalışıyor.
Problem şu ki Neo-Abdülhamit de Abdülhamit gibi üç tarafa taviz vermek zorunda kalıyor!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Ağustos 2024
DOĞU AKDENİZ – SURİYE – KUZEY IRAK EKSENİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/09/2011
36. paraleli Kuzey Irak’tan batıya doğru uzattığınızda Suriye’nin kuzeyini ve Doğu Akdeniz’i eksen yapmış olursunuz. İşte bu eksene göre Küçük Ortadoğu’da mevziler oluşturuluyor.
Başbakan Erdoğan’ın ABD Başkanı Barrack Obama’yla büyük beklenti yaratılan görüşmesinden de bu eksene göre hamle yapma kararı çıktı. Açalım:
WASHINGTON ERDOĞAN’I CEPHEYE SÜRDÜ
Erdoğan – Obama görüşmesinden öncelikle ve en önemli olarak Türkiye’nin Suriye’ye yaptırım uygulaması kararı çıktı!
Kuşkusuz iki ülke liderinin görüşmesinden, bu ülkelerden birinin üçüncü bir ülkeye yaptırım uygulaması kararı çıkıyorsa, iki lider arasında eşitlik ilişkisi olmadığı sonucu çıkar. Ki bu da liderlerden birinin, diğerinin projesine eşbaşkan olmasından kaynaklanıyordur!
Durumu aslında en çıplaklığıyla CFR’nin de üyesi olan eski ABD Ulusul Güvenlik Konseyi üyesi Robert Danin şu sözlerle New York Times’da ortaya koydu “Obama’nın Erdoğan’la yakın ilişkisi henüz karşılığı alınmamış bir yatırım, daha oyunun başındayız.”
YAPTIRIMLARI ABD DIŞİŞLERİ DÜZENLEYECEK
Hele şu sözler Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın ağzından çıkmış olması bakımından ibretliktir: “Bizim yaptırımlarımız neler olabilir, bu konuda dışişleri bakanlarımız müşterek bir çalışmanın içerisine girecekler ve bu çalışmalarla Suriye’deki yaptırımların tarzı şekli ne ise Libya gibi olmayabilir, her türlü yaptırım ülkesine, insanına, demografik yapısına göre değişik olacaktır. Dolayısıyla Suriye’ninki de daha farklı olacaktır. Bizim ön hazırlıklarımız bu noktada var, ama bu ön hazırlıklarımızı Amerika’nın hazırlıklarıyla değerlendirmek suretiyle onların yaklaşımı nedir, Dışişleri bakanlarımızın çalışması neticesinde biz de bir adım atacağız.”
Erdoğan’ın Obama ile görüştükten sonra “Artık Suriye yönetimine güvenimiz kalmamıştır. Ben mevcut Suriye yönetimiyle görüşmeleri kesmiş vaziyettim” demesi, Mısır’da dile getirdiği “Suriye’de alevi – sünni çatışması” vurgusunun da devamıdır.
Ki ikisi birleştirildiğinde ortaya şu temel gerçek çıkmaktadır: ABD’nin AKP üzerinden uygulayacağı “yeni” Suriye planı devreye sokulmuştur. Türkiye bu planda ABD’nin “Küresel antiterörizm forumu”nun eşbaşkanıdır.
ERDOĞAN SINIRA GİDECEK
Ayrıntılarını üç gün önce bu köşede yazdığımız plana göre AKP, ABD’nin Suriye’ye saldırabilmesine gerekçe yaratacaktır.
Erdoğan’ın “alevi – sünni çatışması” diyerek işaretini verdiği bu hazırlığın bir başka işareti de, Obama ile görüşmesinden sonra dile getirdiği şu sözlerde gizlidir: “Dönüşte değerlendirmeleri daha geniş yapacağım ve Hatay kampını gidip yerinde ziyaret edeceğim. Oradaki yaşam koşullarını görmek istiyorum ve ondan sonra oradaki kampa yönelik de bir program açıklayacağız.”
Erdoğan’ın açıklayacağı programın herhalde ayrıntıları ABD’de biçimlendiriliyordur şimdiden…
36. PARALELDE PARÇALANMA EKSENİ
Netice itibariyle ABD’nin Büyük Ortadoğu’sunun tam merkezinde, Küçük Ortadoğu’da, sular ısınıyor. Türkiye, Suriye, İran, Irak, Lübnan, İsrail, Kıbrıs, Mısır ana alanı içinde ama ağırlık merkezi Kuzey Irak, Suriye, Doğu Akdeniz yayı üzerinde olan bir eksenden bölge parçalanmaya çalışılıyor.
ABD’nin kukla devlet inşa etmek için 1991 yılında çektiği 36. paralelin üzerinde olan bu yay, Küçük Ortadoğu için bölünme ve parçalanma eksenidir.
RUSYA-ÇİN KALKANI
Ancak Obama her ne kadar Erdoğan’ı cepheye sürdüyse de, şartlar ve zaman ABD’nin aleyhine çalışmaktadır. Zaman geçtikçe Suriye’nin etrafında Rusya ve Çin merkezli daha sağlam bir kalkan oluşmaktadır.
Bu kalkan Küçük Ortadoğu’da en başta İran’a harekat alanı vermekte ve inisiyatif almasını sağlamaktadır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Eylül 2011