Posts Tagged Kandil

Bahçeli ve Fidan’ın taktiği

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM grup toplantısındaki şu sözleri yine gündem oldu: “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir!”

Peki Bahçeli, Öcalan’ın “umut hakkından” yararlanarak serbest kalmasını, Ahmet Türk’ün görevden alındığı Mardin Belediye Başkanlığına geri dönmesini ve Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasını neden istedi? 

Açılım masasına dayanak

1) Bahçeli bu açıklamasıyla koçbaşılığını yaptığı açılım sürecini ayakta tutmaya çalışıyor öncelikle. Şam’ın Ankara destekli operasyonlarla SDG’ye geri adım attırması sonrasında ortaya çıkan yeni siyasal iklim, Kürtlerin açılıma desteğini zayıflatmıştı. Haliyle açılım masasının ayakları da sallanmaya başlamıştı. Bahçeli bu çıkışıyla masanın ayaklarını sağlamlaştırmak üzere çivi çaktı. 

2) Bahçeli başından beri “Kürt siyasal hareketinin” farklı merkezlerine yönelik özel taktikler izliyor. Örneğin, yıllarca kapatılmasını savunduğu DEM’i, müzakere edilecek meşru kuvvet ilan ederek, Kandil’in karşısına konumlandırmaya çalışıyor. Sırrı Süreyya Önder ve Ahmet Türk’le özel ilişkisi üzerinden DEM’e “alan açmaya” çalışıyor.

Öte yandan Bahçeli, Öcalan’ı “kurucu önder” ilan ederek, onun PKK içindeki güç merkezlerine karşı otoritesini güçlendirmeye çalışıyor. Öcalan’la ortaklaşılan konuların Kandil’e kabul ettirilmesinde, onun “kurucu önder” vasfından yararlanmak istiyor.

DEM’le solu ayrıştırma hamlesi

3) Bahçeli ve Fidan’ın, yeni süreçte Kürtler ile Türk solunu ayrıştırma hamlesi yaptığı anlaşılıyor. YPG ile SDG çatısı altında hareket eden Türk sol örgütleri ve DEM ile birlikte hareket eden Türk sol örgütleri ayrıştırmaya çalışılıyor.

Fidan’ın şu sözleri bu yeni aşamaya işaret ediyor: “Dünya kamuoyunun pek bilmediği bir şey var, o da sadece diğer ülkelerden gelen Kürt PKK unsurlarına değil, Suriye’de SDG’nin kontrolündeki bölgelerdeki Türk solcu unsurlarına da Türkiye’ye karşı faaliyet gösterebilecekleri bir sığınak ve yer verildiği. 300 kadar silahlı insan var orada. Bunlar Türk sol örgütlerinin üyeleri.”

Bu açıklamanın ardından DEM’le hareket eden sol örgütlere operasyon yapıldı.  

Erken seçim olası mı?

4) Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan, Ahmet Türk ve Selahattin Demirtaş ile ilgili sözleri aynı zamanda olası bir erken seçimde AKP-MHP-DEM ittifakı oluşturulmasını amaçlıyor.

Gerçi Bahçeli aynı konuşmasında net bir şekilde “erken seçim yok” dedi ama Bahçeli’nin siyasi yaşamı, söylediklerinin tersini yapmasıyla dolu. Nitekim CHP Genel Başkanı Özgür Özel de buna işaret etti: “Geçmişte 4 ay boyunca erken seçim yok deyip 1 hafta sonra erken seçim ilan ettiğine göre ya bir erken seçim çağrısı yapacak, geçmişteki gibi lastikleri ısındırıyor olabilir ve muhataplarının bundan haberdar olmamasını istiyor olabilir.”

Cumhur İttifakı’nın Erdoğan’ı dördüncü kez aday yapabilmek için şartları “olgunlaştırarak” erken seçim yapabileceği elbette olasılık dışı değil.

Erdoğan’dan “eşit yurttaşlık” vurgusu

5) Bahçeli’nin sadece Fidan’la değil, doğrudan Erdoğan’la da bu süreci koordinasyon içinde götürdüğü anlaşıyor. 

Çünkü Erdoğan’ın siyasal jargonunda da bariz değişiklikler var. Örneğin geçmişte YPG diyordu, hatta İngilizce okunuşuyla “vaypici” diyordu. Ancak yeni dönemde YPG yerine SDG demeyi tercih ediyor. 

Daha da ilginci, Erdoğan son süreçte örgütün “eşit yurttaşlık” kavramını da kullanmaya başladı. Örneğin Erdoğan son olarak Suudi Arabistan gazetesine mülakatında bu kavramı kullandı. Anadolu Ajansı metninden aktarayım: “Burhanettin Duran, Erdoğan’ın, ‘Bizim için ölçü bellidir, komşularına tehdit üretmeyen, terör örgütlerine alan açmayan ve toplumun bütün kesimlerini eşit vatandaşlık temelinde kucaklayan bir Suriye, bölgesel istikrar açısından hayati önemdedir.’ sözleriyle Türkiye’nin tavrını bir kez daha teyit ettiğini belirtti.”

Oysa “yurttaşların eşitliği” ile “eşit yurttaşlığın” siyasal planda ne denli farklı olduğu biliniyorken…

Erdoğan bagaj yüklendi 

Peki, Erdoğan’ın Şam’ın Kürtlere verdiği haklarla ilgili kararnameye destek açıklamasından, eşit vatandaşlığı savunmasına kadar tüm söyledikleri, yarın DEM tarafından açılım masasında iktidarın önüne getirilmeyecek mi? 

DEM Partisi de haklı olarak iktidardan “Suriye’deki Kürtler için olumlu bulduklarınızı Türkiye’deki Kürtler için de uygulayın” demeyecek mi? Hele de iktidar oylarınaihtiyaç duyuyorken.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
5 Şubat 2026

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

KAVAKLI KAMPI HİKÂYESİ

8 Kasım tarihli Hürriyet’in manşeti “Kavaklı Baskını”ydı. Haberin spotunda “Terör örgütünün Kandil’den sonra en büyük kampı olan Kavaklı, operasyonla yerle bir edildi” deniyor.

7 KASIM: TSK GİRİLMEZ DENEN KAMPA GİRDİ

Haber bir gün önce Hürriyet’in internet sitesinde de şu başlıkla yer almıştı: “TSK girilmez denen kampa girdi.” 7 Kasım akşamı yandaş televizyonlar da aşağı yukarı aynı ifadeyi kullanarak bu haberi verdi.

Haber, kuskusuz bir servis haberdi. Servis edilmesi de normaldi, zira güvenlik kuvvetleri başarılı bir operasyon yapmış ve gazetecilerin izlemesi mümkün olmayan bu operasyon, kamuoyuna ulaştırılmak üzere gazete ve televizyonlara görüntülü ve yazılı olarak gönderilmişti!

Buraya kadarı normal, ancak…

Normal olmayanı, yerle bir edildiği belirtilen bu kampın, her ay düzenli olarak yerle bir edilmesiydi!

En iyisi, ne demek istediğimizi anlatabilmek için size arşivleri açalım:

12 EKİM: KAVAKLI KAMPI HARİTADAN SİLİNDİ

Tarih 12 Ekim 2012. Yine Kavaklı Kampı yerle bir edilmiş. İnternet arşivlerinden kolayca ulaşabileceğiniz 12 Ekim tarihli yayınlarda haber “PKK’nın Kavaklı Kampı yok edildi”, “Kavaklı Kampı haritadan silindi” başlıklarıyla yer almış.

Hatta TRT Haber, “İşte PKK’nın yerle bir olan Kavaklı Kampı” “Girilmez denilen Kabaklı Kampı yerle bir edildi” başlıklarını, 7 Kasım tarihli Hürriyet’ten önce kullanmış!

Demek ki, 25 gün önce 12 Ekim’de yerle bir edilen Kavaklı Kampı, 7 Kasım’da yeniden yerle bir edilecekti!

11 EYLÜL: KAVAKLI KAMPI YERLE BİR EDİLDİ

Bu kadar olsa, üzerinde durmaz ve bu köşeyi, Kavaklı Kampı haberleriyle işgal etmezdik. Ama Kavaklı Kampı’nın 11 Eylül’de de yerle bir edildiğini söylersem, herhalde sizler de şaşıracaksınız!

Evet, Kavaklı Kampı, 11 Eylül’de de yerle bir edilmiş! Gazeteler o zaman da şu ortak başlığı kullanmış: “Kavaklı kampı yerle bir edildi: 25 terörist öldü.”

Hatta A Haber ve Samanyolu, “Bahoz Erdal da Kavaklı Kampı bölgesindeydi” demiş. Milliyet ve birkaç gazete daha, bu ikiliyi izlemiş ve ertesi günlerdeki yayınlarında “Bahoz Erdal çembere alındı” başlığı kullanmış.

Anlaşılan Bahoz Erdal o gün çemberi yarmış, zira önceki gün TBMM kulislerinde Bahoz’un yine kıstırıldığı ve öldürüldüğü iddiası konuşuluyordu!

KANDİL YERİNE HAKKÂRİ

Daha da gerilere gidip canınızı sıkmayayım, merak eden internet arama motoruna “Kavaklı Kampı” yazarak bu hikâyeyi Ağustos ve Temmuz ayları için de sürdürebilir.

Bizi ilgilendirmesi gereken bu kampın neden periyodik olarak yerle bir edildiğidir?!

Yanıtın izlerini Bugün gazetesinin Ankara temsilcisi olan Adem Yavuz Arslan’ın 12 Ekim tarihli “Demek ki isteyince oluyormuş” başlıklı makalesinde görüyoruz: “PKK’nın meşhur Kavaklı Kampı artık yok. Çünkü Polis Özel Harekât ile Jandarma Özel Harekât timleri sıfır kayıpla ‘ulaşılamaz’ denilen bu kampı imha etti. 500 PKK’lı şu anda kampı çevreleyen dağlarda ablukada. (…) Yani Kavaklı bir nevi içerideki Kandil’di. (…) Ancak gelin görün ki hapisteki darbe sanığı arkadaşlarını kurtarmak için envai çeşit senaryo üreten, hatta istifa edip giden komuta kademesi bu kampı imha etmek için hiçbir şey yapmadı.”

TSK’yi hedef alan Arslan’ın “içerideki Kandil” benzetmesi önemli, zira Başbakan Erdoğan bu benzetmeyi, sınır ötesi operasyon baskısı karşısında “önce içerideki Kandil” diyerek geçiştirmeye çalıştığında kullanmıştı!

Bu benzetme, Taraf’tan Emre Uslu’nun 19 Ekim tarihli “Kavaklı Kampı” başlıklı yazısındaki şu cümleyle birleşince daha da anlamlı oluyor: “PKK ile mücadelede Kuzey Irak’ın asıl hedef olmadığını ilk hedefin Hakkâri’de bulunan ve PKK’nın KCK yapılanmasını kurduğu Hakkâri ve Şırnak çevresindeki kampların temizleneceğini yazmıştım.”

İktidar, Kuzey Irak’taki Kandil yerine, düzenli olarak içerideki Kandil varsaydığı, Hakkâri sınırı içindeki bu kampı “yerle bir ediyor”, “haritadan siliyor”!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Kasım 2012

, , , ,

Yorum bırakın

Kandil operasyonu ne anlama geliyor?

Başbakan Erdoğan‘ın “bıçak kemiğe dayandı” sözlerinden sonra Kandil’e “hava harekatı” düzenlenmesi, AKP’nin terörle mücadelesi olarak sunulmaya çalışılıyor.

Oysa AKP iktidarının Washington’a çıpalı politikalarının en başında, TSK’ya sınır ötesi operasyon izni vermemek var! Cumhurbaşkanı Abdullah Gül‘ün ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell‘la imzaladığı anlaşma buna örnek.

ABD: Türkiye’ye savunma hakkı tanıdık

Peki bu durumda Kandil’e düzenlenen hava harekatı ne anlama geliyor?

Gelin bu sorunun yanıtını biz değil, ABD resmi makamları versin:

“ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Victoria Nuland, PKK kamplarına yönelik hava harekatıyla ilgili olarak, ‘ABD’nin, Türkiye’nin terörist saldırılara karşı kendini savunma hakkını tanıdığını’ söyledi.” (Star, 20.8.2011)

Peki ABD, bunca yıldır Kuzey Irak’tan uzak tuttuğu TSK’ye bu kez neden itiraz etmiyor, hatta neden “böyle bir hakkının olduğunu” belirtiyor?

Üstelik daha 2008 yılındaki sınır ötesi operasyon baskısı henüz tazeliğini koruyorken… Anımsanacaktır: Hükümet 2008 yılında, kamuoyundan gelen baskılar nedeniyle TSK’nin sınır ötesi operasyon talebine engel olamamış ancak ABD Savunma Bakanlığı’nın “bir an önce çıkın” açıklamasını Genelkurmay Başkanlığı’na karşı kullanmıştı!

Kandil – Suriye bağı

ABD’nin AKP’ye PKK operasyonu izni vermesi Washington’un Suriye planlarıyla ilgilidir.

Açalım:

1- Kandil’e hava harekatı, sonuç alıcı bir operasyon değildir; sınır ötesi operasyon hiç değildir!

2- Kandil’e operasyonda gerçek hedef PKK değildir. PKK hedef olsa Kandil operasyonunum kurmay başkanı tutuklanmaz!

3- Kandil’e operasyon, Suriye’ye savaş açacak hükümete kamuoyu desteği sağlama çalışmasıdır. “Kürt Açılımı” nedeniyle milliyetçi karnesi sıfır dolu olan Erdoğan‘ın, terörle mücadele görüntüsüne ihtiyacı vardır.

4- Erdoğan‘ın Somali çıkartması da aynı nedenledir. Tarihte savaş hazırlığı yapan her aktör, işe “barış” görüntüleriyle başlar.

5- Kuzey Irak, artık ana cephenin sadece bir bölgesidir. ABD’nin planladığı savaşın ana cephesi, “İran’ın batısı, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusunu” kapsamaktadır. İran bu ana cephede inisiyatif geliştirmek üzere Kuzey Irak’a operasyon düzenlemektedir.

6- PKK’yi Suriye’nin kışkırttığı yalanları da bunun içindir. Şam’ın PKK’yi kullandığı, Türkiye’ye PKK üzerinden yanıt verdiği gibi yalanlar, kamuoyunu Suriye’ye saldırıya alıştırma, desteğini alma amaçlıdır.

K.Irak değil Suriye operasyonu

ABD’nin PKK’ye karşı AKP’ye “sınırlı” operasyon izni vermesi ve bu izin doğrultusunda TSK’nin Kandil’e hava harekatı düzenlemesi, Türkiye’nin gerçek tehdide karşı gözlerini kapatmasından başka bir anlama gelmemektedir.

ABD’yi hedef almayan Kuzey Irak operasyonu kaçınılmaz olarak Suriye operasyonuna dönüşür!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Ağustos 2011

, , ,

Yorum bırakın

İRAN, K.IRAK’TA TAMPON BÖLGE OLUŞTURUYOR

Türkiye’nin yapamadığını, daha doğrusu AKP’nin Türk Ordusu’na yaptırtmadığını, İran Ordusu yapıyor… İran, Kuzey Irak’ta tampon bölge oluşturuyor!
Bir ay önce Kandil dağı eteklerine 10 bin asker yığan İran, 16 Temmuz’dan bu yana Kandil’i bombalıyor.
Tahran yönetimi şimdi operasyonunu daha da derinleştirme kararı aldı. İran ordusu Kandil’den sonra Hakurk, Sinere ve Kelaşin’e de operasyon yapacak. İran Ordusu’nun sonraki hedefi ise, Berdenaze, Berdebızına, Lelikan ve Şekif dağlarını alarak, Sideka üzerinde ikinci bir sınır hattı oluşturmak!
İran Ordusu bu amaçla, İran-Irak-Türkiye sınırlarının birleştiği Dalamper’den, Kandil zirvelerine dek tüm sınır hattına yığınak yapmış durumda… Bölgedeki kaynaklar, İran Ordusu’nun, bu hattaki tüm tepelere tank ve katuşa, obüs ve havan rampaları yerleştirdiğini belirtiyorlar.
Karayılan: İran’ın hedefi Kandil’i ele geçirmek
PKK liderlerinden Murat Karayılan, İran devletinin amacının Kandil’i ele geçirmek olduğunu söylüyor. Karayılan, “10-15 kilometrelik sahada bir cephe savaşı yürütüldüğünü, İran güçlerinin bu hatta ilerlediğini” belirtiyor. İran’ın bölgeye ek askerlerle birlikte, 30 bin asker yığdığını söyleyen Karayılan, tek hedefin kendileri olmadığını, Irak Federal Kürdistan Hükümeti’nin de hedef olduğunu savunuyor…
Ancak Karayılan’ın bu açıklamasına rağmen, Erbil tıpkı Bağdat gibi sessizliğini koruyor… Erbil demişken anımsatalım: İran Ordusu’nun Kuzey Irak’a operasyonunu tetikleyen olay, Barzani’nin PKK’nın İran kolu olan PJAK’a tahsis ettiği bölgeydi… İran Ordusu, “150 km uzunluğa ve 20 km derinliğe sahip bu bölgeyi” operasyonun en önemli gerekçesi yaptı. Ancak Barzani yönetiminin İran’ın operasyonuna karşı ilk birkaç gün yaptığı itirazın arkası gelmedi. Talabani yönetimi ise hiç ses vermedi!
ABD-İran savaşı
Peki, İran neden böylesi büyük çaplı bir operasyon yürütüyor? Tek neden, PJAK’ı etkisizleştirmek mi?
Aslında bölgede adı resmi olarak konulmamış bir ABD-İran savaşı yaşanıyor. Lübnan-Suriye-İran hattının içinde kalan Irak, Tahran için kritik öneme sahip. İran bu nedenle Irak’taki Şii nüfuzuna dayanarak, Bağdat’la ilişkileri hızla geliştiriyor. Tahran son dönemde iki önemli “ekonomik” hamle yaptı: Birincisi, Bağdat’la ticaret hacmini 20 milyar dolara çıkaracak anlaşmalara imza attı; ikincisi de, Irak ve Suriye ile üçlü boru hattı anlaşması imzaladı. Bu anlaşmayla Fars petrolleri, 1500 km’lik boru hattından, Irak üzerinden, Suriye’ye ve Akdeniz’e taşınacak.
ABD bu gelişmeler üzerine, yıl sonunda dolacak “asker çekme takvimini” yeniden masaya sürdü. Bağdat Büyükelçisi James Jeffrey, Washington’un 31 Aralık 2011’den sonra Irak’ta asker bulundurup bulundurmama konusunda karar vermediğini açıkladı.
Washington’un bu çıkışına ilk yanıt, Şii lideri Sadr’dan geldi: “2011 yılından sonra Irak’ta kalmak isteyen Amerikalı güçler, ölecek.”
Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani de, ABD-Irak güvenlik anlaşmasının süresini uzatmanın mümkün olmadığını belirtti. Son olarak Irak Dışişleri Bakanı Zebari de, ABD’yle güvenlik anlaşmasını uzatmanın çok zor biri iş olduğunu söyledi.
Mısır Cephesi
Bölgede ABD-İran savaşı sadece Irak üzerinden yapılmıyor… Mısır bu savaşın bir başka önemli cephesi durumunda. Mısır’da Mübarek’in devrilmesi İran’ın inisiyatif alanını geniletti. Yeni Mısır yönetimi, Tahran’la 30 yıldır kesilmiş olan diplomatik ilişkileri başlattı, İran savaş gemilerine Süveyş Kanalı’nı açtı, Gazze’ye kapattığı sınır kapısını araladı, Tahran’ın gayretiyle Hamas ve El Fetih’i buluşturdu…
En önemlisi İran’ın dengelemeye çalıştığı ABD destekli Mısır-Suudi Arabistan hattı zayıfladı.
Diğer önemli bir cephe de Yemen-Bahreyn hattı… İran, bu iki ülkedeki Şii nüfusa açık destek veriyor. Sözde insan hakları ve demokrasi için Suriye ve Libya muhalefetine destek veren ABD, Yemen ve Bahreyn’de rejimin düşmemesi için silaha bile başvurdu: Suudi askeri birlikleri üzerinden, muhalefeti kanla bastırmaya çalıştı.
ABD’nin Suriye’de ‘savunma’ savaşı
ABD, bir yıl önce İran’a saldırı için geri sayım yapıyordu: BM kararları, ambargolar, casus uçakları, öncü istihbarat saaşları… Ancak Washington şimdi, saldıran değil savunan pozisyonda! Bölgedeki kazanımlarını korumaya çalışan ABD’nin savunma hattının ön cephesi ise Suriye. Ancak ekonomik krizin ağırlaşması, ABD’yi bu hedeften de uzaklaştırıyor…
Washington açısında bu hedefin gerçekleşip gerçekleşmemesi, Ankara’nın tavrına bağlı.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi / s:7
25 Temmuz 2011

, , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın