Posts Tagged Selahattin Demirtaş

SINIRI ASIL KİM İHLAL EDİYOR?

Başbakan Erdoğan, “sınır ihlali var, gereken yapılacak” diyerek açıkça Suriye’yi tehdit ediyor. Peki, neymiş sınır ihlali? Şam yönetiminin, Batı merkezli kalkışmayı bastırmak için yaptığı önceki günkü operasyonda, birkaç merminin sınırımızı geçerek polisimizi yaralaması…

Elbette hiçbir ciddi devlet, komşu bir ülkeden gelen mermilerle polisinin yaralanmasına sessiz kalmaz! Ancak, ABD’nin 11 askerinin başına çuval geçirmesi karşısında bile kamuoyunun tepkisini “ne notası, müzik notası mı” diye geçiştiren bir hükümetin “sınır ihlalini” savaşa dönüştürme hamlesi, “yerel” olamaz!

Irak’ın kuzeyinden kalkıp gelen PKK’lilerin askerimizi, polisimizi öldürmesi karşısında sınır ötesi operasyon izni bile alamayan(!) AKP hükümetinin, Suriye’deki rejimimin halkına kötü davrandığını iddia ederek savaşa soyunması, ancak “dış görev” kavramıyla açıklanabilir!

Şam yönetimine karşı ayaklananlara ev sahipliği yapan, onları Esad karşısında organize eden ve kimi ciddi iddialara göre muhalifleri silahlandıran ve operasyon için sınırından geçiş yaptıran bir hükümetin “sınırımız ihlal edildi” demesi, ancak Batı taşeronluğuyla açıklanabilir!

“Sınır ihlali yapıldı, gereken yapılacak” diyenler, önce İsrail’in sınırımızın dibinde ABD ve Yunanistan’la birlikte yaptığı ve Türkiye’nin düşman ilan edildiği ortak askeri tatbikata dur desinler!

MİSAFİRİN MALİYETİ OLUR MU?

Suriye’ye saldırma bahanesi arayan BOP eşbaşkanlığının attığı demokrasi ve insan hakları nutuklarının ne kadar ciddiyetsiz olduğu, içerideki uygulamalarından da görülüyor.

Ancak daha vahimi, Erdoğan’ın sözde misafir ettiği Suriyelilerin maliyeti üzerinden siyaset yapmasıdır! Erdoğan, üstelik Çin’de yabancı basın mensuplarının da önünde aynen şöyle diyor: “Şu anda 25 bin insan benim ülkeme sığındı. Bunların bize şu andaki maliyeti 150 milyon doları buldu.

YA KAMPTAKİ ÇOCUKLARIN BABALARI?

Erdoğan, Türkiye’ye sığınan ve 150 milyon dolarlık maliyet yaratan 25 bin Suriyeliyi terörist olarak nitelendirenlere de şöyle sesleniyor: “Bu insanları gidip gördüğünüz zaman bunun saf, samimi Suriye halkı olduğunu görüyorsunuz zaten. Çocuk, kadın bunlar. Hâlâ orada oyuncakları ile oynayanlar var. Bunlardan terörist olur mu?”

Elbette kamptaki kadından ve oyuncağıyla oynayan çocuktan terörist olmaz. Peki ya o kadının kocası, ya o çocuğun babası?

Kimse kendini kandırmasın! Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin kocaları, babaları Batı adına Suriye rejimine karşı ayaklanan teröristlerdir!

KAMP YANDAŞLARA AÇIK

Bu arada Başbakan’ın “gidip görün bu insanları” demesi de kocaman bir aldatmacadır. O kampa sadece akredite gazetecilerin girebildiğini en iyi Aydınlık muhabirleri bilir!

Peki, o insanları acaba Başbakan Erdoğan’ın kendisi bizzat gidip gördü mü? Yanıtı kendisinden dinleyin: “Benim ertelenmiş bir ziyaretimdi, bunu da yerinde yapacağız.”

MİLLET, VEKİLLERİNE SINIRI BİLDİRMELİ

“Sınır ihlali var, gereken yapılacaktır” diyen Erdoğan, artık sınırı geçmiştir! Üç seçim kazanması, yüzde 49 oy alması ona bölgeyi kan gölüne çevirme yetkisi vermez! Avrupa’yı kana boğan Hitler de, Alman halkının kendisine verdiği oyu meşruiyet belgesi varsaymıştı!

Alman halkının 60 yıldır silemediği bu büyük utancın benzerini Türk milleti yaşamak istemiyorsa, artık vekillerine sınırlarını bildirmelidir!

Türk milleti, 327 AKP milletvekilini, Washington adına komşularına savaş açsın diye seçmedi!

KOMŞUSU BÖLÜNENİN, KENDİSİ DE BÖLÜNÜR!

Suriye rejimine karşı ayaklananlara lojistik destek vermek, Irak’ın tutuklama kararı aldığı kaçak Haşimi’ye ev sahipliği yapmak, Irak başbakanı Maliki’yi “tanımayacağını” söyleyen Barzani’yle entegrasyon ittifakı kurmak, sırf ABD istedi diye komşusu İran’a ambargo uygulamak, Türkiye’yi yönetenlerin görevi değildir!

AKP hükümetinin Suriye, Irak, İran görev ve hedefini müzakere ortağı Selahattin Demirtaş açıklamaktadır: “Iğdır’dan Hatay’a Türkiye’nin güney sınırları resmen Kürdistan olacak.

Komşularını bölmek, Türkiye’yi yönetenlerin görevi değildir!

Ve Türkiye bu görevlilerin yangınına geç olmadan artık “dur” demelidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Nisan 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

KOD ADI: AKİL ADAM

Yeni CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Oslo sürecinin devam ettiğini, görüşmelerin ve pazarlıkların sürdüğünü açıkladı. (HaberTürk, Köşke bizim adayımız seçilir, 11 Mart 2012)

Kılıçdaroğlu’nun sürecin ilerletilmesine bir itirazı yok. Ancak pazarlıklarda kimin rol alacağına ilişkin başka bir önerisi var. Kılıçdaroğlu, PKK ile MİT yerine akil adamların görüşmesini istiyor.

Aslında Kılıçdaroğlu’nun bu önerisi yeni değil. Kılıçdaroğlu, Haziran 2011’de Fatih Altaylı’nın “Öcalan’la da görüşülebilir mi?” sorusuna şu yanıtı vermişti: “Sorunun çözümü Öcalan ile görüşmekse, gitsin görüşsün bu akil adamlar.”

Peki, nereden çıktı ve kimdir bu akil adamlar?

ÖCALAN ÖNERDİ, KILIÇDAROĞLUSAHİP ÇIKTI

Önerinin asıl sahibi Abdullah Öcalan.

Kemal Kılıçdaroğlu ise Öcalan’ın önerdiği akil adamların, Öcalan’la görüşmesini istiyor!

Öcalan Aralık 2007 ve Ocak 2008’de, avukatlarıyla yaptığı görüşmelerde ortaya atmıştı bu akil adamlar önerisini: “Akil adamlar komisyonu kurulmalıdır. Bu akil adamların kimlerden oluşacağı çok önemli. Ben sadece biz seçelim, bizim seçtiğimiz insanlardan oluşsun demiyorum. Devletin de seçeceği kişilerden oluşan bir komisyon olur. Örneğin İlter Türkmen olabilir. Demokratik ilkeler çerçevesinde silahlar bırakılabilir. Bu komisyonun belirleyeceği esaslar çerçevesinde gerekli adımlar atılır. Bu komisyona Aahtisari gibi, ki özellikle onu öneriyorum, insanlar bulunmalı. Bunlar gelip benimle de görüşürler.”

Öcalan’ın önerdiği kişilerden Finlandiya eski Başbakanı Martti Aahtisari’nin daha sonra Türkiye’ye geldiğini ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den başlayarak iktidar ve muhalefet liderleriyle görüştüğünü anımsatalım.

ÖCALAN’IN AKİL ADAMLARI

Öcalan’ın ardından PKK’nin iki numarası Murat Karayılan da “akil adamlar” meselesini AKP’nin önüne getirdi. Karayılan, Kürt Açılımı’nın aktörlerine Hasan Cemal üzerinden içinde “akil adamalar komisyonunun” kurulmasının da yer aldığı dört şart öne sürdü. Kandil, AKP’ye isim de önerdi: İlter Türkmen!

Sonraki süreçte Ahmet Türk ve Selahattin Demirtaş tarafından öneri daha da somutlaştırıldı ve kamuoyuna sunuldu. Bu esnada Aahtisari ve İlter Türkmen dışında akil adamlar komisyonu” için ismi konuşulan kişiler arasında Hasan Cemal, Cengiz Çandar ve Sezgin Tanrıkulu da vardı…

TR705 KODLU SEZGİN TANRIKULU

12 Eylül döneminin Dışişleri Bakanı olan eski büyükelçi İlter Türkmen’in isminin “akil adamlar komisyonu”nda geçmesi anlamlı. Zira Türkmen, Dışişleri Bakanlığı’nın en Atlantikçi büyükelçisi diye bilinir. Türkmen’in kimliği nedeniyle bir heyetimizin Moskova ziyaretinde başına gelenler, Dışişleri’nin belleğindedir!

Üstelik İlter Türkmen’in babası Behçet Türkmen de, 1953 – 1957 yılları arasında Milli Amale Hizmetleri Reisliği yapmış ve MİT – CIA ilişkisinin temellerini atmıştı.

Bir diğer “akil adam” Sezgin Tanrıkulu ise her ne kadar 12 Eylül referandumu sırasında açıkça CHP’nin karşısında olmuşsa da, Kemal Kılıçdaroğlu tarafından Yeni CHP’de görevlendirilmiş ve hem milletvekili hem de CHP Genel Başkan Yardımcısı katına çıkartılmıştı.

İsmi o dönemde “akil adam” adayları arasında geçen Sezgin Tanrıkulu bugünlerde yeniden gündemde. Wikileaks’in yayımladığı belgelere göre, meğer Sezgin Tanrıkulu, “gölge CIA” olan Stratfor’un  TR705 kodlu kaynağıymış!

YENİ TÜRKİYE’NİN AKTÖRLERİ

ABD “Yeni Türkiye” planı yapıyor. AKP o plana göre PKK ile masaya oturuyor. Öcalan, hakem olarak “akil adamlar” öneriyor. Kılıçdaroğlu o akil adamların bazılarını CHP’ye monte ediyor. Sonra hep birlikte “akil adamları” masaya çağırıyorlar!

Bir yandan da “uzlaşma komisyonlarında” buluşup, “yeni Türkiye”ye, “yeni Anayasa” yapmaya çalışıyorlar!

Kimi dostlar ise hâlâ Cumhuriyet’in korunabileceğini ve CHP’nin kurtarılabileceğini umut ediyorlar. Cumhuriyet, ne kadar yeniden kurulmak zorundaysa, CHP’liler de o kadar “Kılıçdaroğlu’nu kazanmak” yerine, 6 ok programı hangi partideyse, orayı büyütmek zorundadırlar!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Mart 2012

, , , , , , , , , ,

1 Yorum

PROTOKOLÜ, ERDOĞAN DA İMZALADI!

Tarafların açıklamalarından anlaşılan o ki, Silvan’la birlikte artan şiddetin nedeni, Başbakan Erdoğan’ın Öcalan’ın üç
protokolünü imzalamaması…

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Öcalan’ın hazırladığı “ikişer sayfalık üç protokol”le ilgili şu bilgileri veriyor: “Bunlardan biri ateşkes, diğer PKK’nin silahsızlandırılması, üçüncüsü ise yeni demokratik anayasa sürecinin genel ilkelerini kapsıyordu.”

Demirtaş, protokollerin muhataplarını da açıklıyor: “Bu protokollerin anayasayla ilgili olanında muhatap BDP’dir. Diğer ikisi için İmralı ve Kandil.”

BÖLÜNME ANAYASASI PROTOKOLÜ

Protokollerle ilgili bilgi veren bir başka isim de BDP’nin listesinden milletvekili seçilen Şerafettin Elçi. Elçi kendisiyle birlikte bazı üst düzey BDP’li milletvekillerinin de gördüğünü söylediği protokollerin içeriğine dair şu bilgileri veriyor: “Bu protokolün içinde, anadilde eğitimin yanı sıra, Kürt kimliğine anayasal güvence sağlanması, Kürtlerin özyönetime, yani BDP’nin demokratik özerklik dediği bir statüye kavuşması ve Öcalan’ın ev hapsine çıkarılması da vardı.

Elçi, protokolün Başbakan Erdoğan’a sunulduğunu ancak Erdoğan’ın imzalamadığını, şiddetin de bu nedenle arttığını söylüyor.

ÖCALAN’IN ERDOĞAN’DAN İSTEDİĞİ MESAJ

BDP Eşbaşkanı Demirtaş, protokollerin muhataplarına iletilmesiyle ilgili daha detaylı ve kesin bilgiler veriyor: “Protokoller
PKK’ye iletildi. Onlar uygun gördükleri 2-3 değişiklik yaptı ve son maddesi PKK’nin silahsızlandırılması olan protokolleri kabul etti. Şimdi top Öcalan’la görüşen devlet heyetindeydi.”

Demirtaş protokollere ilgili çok önemli bir ayrıntı daha veriyor: “Heyet bu protokolleri hükümete iletirken Öcalan’ın bir isteği daha olmuştu. Eğer televizyonda Başbakan’dan, ‘Biz silahsız çözümden yanayız, Kürt sorununun çözümü ancak siyasetle mümkündür’ gibi bir demeç duyarsa Öcalan, bunu Başbakan’ın protokolleri kabul ettiğine dair bir mesaj olarak alacak ve örgütü bir hafta içinde belli sınıra çekecekti. Bunu taahhüt etmişti. Ama Başbakan’dan Öcalan’a işaret niteliği taşıyacak öyle bir mesaj gelmedi…”

Evet, Başbakan Erdoğan’dan böyle bir mesaj gelmemişti, o zaman… Ya sonrasında?

ERDOĞAN ÖCALAN’A İSTEDİĞİNİ VERDİ

Başbakan Erdoğan’dan “Biz silahsız çözümden yanayız, Kürt sorununun çözümü ancak siyasetle mümkündür” mesajı alabildi mi Öcalan?

Önceki gün yazdık. Başbakan Erdoğan New York’ta, artan PKK saldırılarını şu sözlerle yorumlamıştı: “Terör örgütü kendi görevini yapıyor, biz de kendi görevimizi yapacağız.” Erdoğan ayrıca “PKK silah bırakırsa, biz de operasyonları bitiririz” demişti. Yurda dönerken yolda da şöyle sesleniyordu Başbakan Erdoğan: “Biz terörle mücadele ederiz, siyasi iradeyle de müzakere ederiz.

PROTOKOLLERİ SİLAH İMZALATTI

Peki, bu durumda, “PKK silah bırakırsa, biz de operasyonları bitiririz, siyasi iradeyle de müzakere ederiz” diyen Başbakan Erdoğan, Öcalan’ın beklediği “Biz silahsız çözümden yanayız, Kürt sorununun çözümü ancak siyasetle mümkündür” mesajını vermiş olmuyor mu?

Dolayısıyla Başbakan Erdoğan, daha önce imzalamadığı protokollerin kabulü anlamına gelen bu mesajı vererek, protokolleri imzaladığını ortaya koymuyor mu?

Bitirirken altını çizelim: Silah bırakılması istenen PKK, protokolleri, silahı daha çok kullanarak imzalatmıştır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık 2011
29 Eylül 2011

, , ,

Yorum bırakın

EVET ARTI BOYKOT EŞİTTİR ÖZERKLİK

AKP’nin Anayasa değişikliği paketinin yüzde 58 ile kabul edilmesi, Türkiye’nin geleceği açısından yeni bir kırılma noktası yarattı.

Referandumu BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın formüle ettiği “seçim artı boykot eşittir çözüm” formülü kazandı! Demirtaş, Milliyet gazetesine verdiği röportajda şöyle demişti: “Diyarbakır’dan çıkacak olan ağırlıklı boykot ve evettir. Her ikisinin toplamının anlamı ise ‘Kürt sorunun çözümünü istiyoruz’dur. Başka anlam çıkmaz”. (Devrim Sevimay, Boykot referandumun emniyet sübabı, Milliyet Gazetesi, 7 Eylül 2010)

Demirtaş’ın ifade ettiği formülün bileşenlerinin yanına bir de özneleri yazarsak şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor: Evet (AKP) artı Boykot (PKK/BDP) eşittir Çözüm (Özerklik, BOP, ABD).

Böylece Kürt Açılımı’nın önü açıldı. Artık AKP ve BDP’nin referandum sürecinde yaptıkları açıklamalarda uzlaşmaya vardıkları görülen Yeni Anayasa sürecine girildi. Ki Başbakan Erdoğan, 12 Eylül akşamı referandum değerlendirme konuşmasında, “Burhan bey, yeni anayasa için hazırlıklara başla” talimatı verdi.

177 maddelik 12 Eylül Anayasası’nın 110 maddesi değişmişken, Burhan Kuzu’nun kalan neleri değiştirmek üzere bir hazırlığa soyunacağı ise yandaş kalemşörlerin ilk değerlendirmelerinde açıkça görülmektedir. Anayasa’nın değiştirilemez ilk üç maddesinin “çağdışı” olduğunu savunan bu zevat, özellikte yurttaşlık tanımını içeren 66. maddenin de değiştirilmesini istemektedirler.

Aslında hedeflenen ve 2011 seçimlerinin hemen sonrasında AKP ve BDP oylarıyla çıkarılması planlanan anayasa, “Kürt Açılımı doğrultusunda demokratik özerkliği içeren Federasyon Anayasası’dır”.

DEVLET OTORİTESİ KULLANILMADI MI?

Öte yandan PKK/BDP’nin çağrısıyla seçmenlerin bir bölümünün sandığa gitmemeyi tercih etmesi ama bir bölümünün de zorunlu olarak gidememesi, bölgede devlet otoritesinin büyük oranda aşındığı anlamına gelmektedir. Ya da boykotun evet oy oranına olumlu etki yapacağı göz önünde bulundurularak, sürece bilinçli olarak sessiz kalınmıştır!

Çünkü, bölgede boykot dışında sandığa atılan oylar yüzde 90 ile 95 arasında evet olmuştur.

ANAYASA’YA GÖRE AKP – AKP’YE GÖRE ANAYASA

Yeni Anayasa’nın bir de AKP açısından meşruiyet sağlama önemi vardır.

Türkiye Cumhuriyeti, “yasama, yürütme ve yargı” ilkelerinin birbirinden ayrıldığı, yani birinin diğerine üstün olmadığı “kuvvetler ayrılığı” prensibinin uygulandığı bir ülkedir. Erkler, yani yasama, yürütme ve yargı, yetkilerini Anayasa’dan alır. Yürütme, iktidar, Anayasa’ya uygun olduğu ölçüde meşrudur. İktidarın hukuken meşru olup olmadığını ise yargı denetler. İşte bu denetleme sonucunda Anayasa Mahkemesi AKP’nin “Cumhuriyet yıkıcısı” olduğuna hükmetti ve (6/5) oranında kapatma istedi. Ancak AB doğrultusunda yapılan değişiklikle karar ancak (7/4) ile alınabiliyordu. Dolayısıyla AKP kapatılamamıştı!

Sonuç olarak AKP artık Anayasa’ya göre meşru olmayan bir partiydi. İşte AKP, “kendisi Anayasa’ya göre meşru değilse, Anayasa’yı kendisine uygun hale getirme” çalışmasını başlatmış ve 12 Eylül etabını da kazanmıştı. AKP “Yeni Anayasa” hazırlayarak da bunu taçlandırmak istemektedir.

CUMHURİYET CEPHESİ

12 Eylül referandumun içerdiği bu tehlikeleri görenler, referandumdan önce bir Cumhuriyet Cephesi oluşturdular. Tam 65 yıl önce birbirinden ayrılan CHP ile DP, işte bu tehlikeye karşı 2010’da birleşti. Sadece onlar mı? MHP, DSP, İP, TKP, EMEP, ÖDP, Sendikalar, Demokratik Kitle Örgütleri, Meslek Odaları…

İşte bu cephenin artık daha önemli bir görevi var. Bu cephe, kuvvetlerini daha da pekiştirerek, “Federasyon Anayasası”na karşı yurt savunması yapma göreviyle karşı karşıyadır.

MEHMET ALİ GÜLLER

, ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın