Posts Tagged Selahattin Demirtaş

PKK YOLSUZLUK OPERASYONUNA NASIL BAKIYOR?

Yolsuzluk operasyonu sonrası gelişmelere bakıldığında görülecektir ki, Erdoğan’ın en sıkı müttefiki Öcalan ve PKK’dir!

Nitekim BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş meseleye nasıl baktıklarını açıkça ortaya koydu: “Yolsuzluk operasyonu çözüm sürecini bozar.” (Vatan, Hüseyin Yayman, 26 Aralık 2013)

Zaten BDP’ye göre sadece yolsuzluk operasyonunu değil, AKP aleyhine olan her şey çözüm sürecini bozacaktır. Haklılardır!

Zira AKP ile PKK’nin “çözüm süreci” dediği süreç, Türkiye’nin çözülmesi sürecidir ve Erdoğan ve AKP yıkılırsa, çözülme duracaktır!

O nedenle PKK sadece yolsuzluk operasyonu ile sallanan hükümete destek olmuyor, ona yol bile gösteriyor. Örneğin PKK’nin iki numaralı ismi Cemil Bayık, AKP’nin yolsuzluk operasyonundan kurtulmasının tek yolunun Kürt sorununu çözmesinden geçtiğini açıkladı. (Hürriyet, 20 Aralık 2013)

OSLO’DAKİ AYRIŞMA

Gelin bir saptama yaparak durumu netleştirelim: Aslında AKP, PKK ve Cemaat Oslo sürecine kadar ortaktı! Gladyo’nun bu üç bileşeni de Büyük Kürdistan planına uygun hareket ediyordu. Oslo’da ortaklık bozuldu. Cemaat ile AKP-PKK ayrı düştüler.

Ortaklığın bozulmasının nedeni Cemaatin ABD’nin Büyük Kürdistan planından ayrılması değildi kuşkusuz…

Oslo süreci, Cemaatin Güneydoğu’yu tamamen PKK’ye bırakması yönünde geliştiği için ayrışma yaşandı. Cemaat uzun zamandır Güneydoğu’ya yatırım yapıyordu ve bölgede “Saidi Nursicilik’in ve Gülenizm’in” egemen olmasını istiyordu.

İşte bu ayrışmayla birlikte Oslo mutabakatı satır satır sızdırıldı. Peki, kim sızdırmıştı? Cemaat PKK’yi, PKK de Cemaati suçladı hep.

Kimin sızdırdığı artık daha da somuttur.

PKK’NİN AKP’YE GEZİ’DE VERDİĞİ DESTEK

Oslo’daki bu ayrışma sonrasında AKP ile PKK birbirine daha da sıkı sarıldı. Zaten ikisi de Cumhuriyet’in çözülmesini arzulama açısından birbiriyle yarışır durumdaydı.

AKP ile PKK’nin birbirine yapışması, bir siyasi ittifakın ötesinde bir durumdu. Örneğin Öcalan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan üzerinden Erdoğan’a yönelecek bir tehlikeye karşı kendisini kalkan yapabiliyordu: “Süreci esastan bozan güç kim diye baktım. Savcının 7 Şubat MİT’e darbesi. Ben bir darbeyi sezdim. Cezaevi müdürüne ‘MİT Müsteşarı Hakan Bey’i yalnız bırakmamak gerekir’ dedim. Sözlü, yazılı iletişime geçtim, 5 ay önce tekrar kanal açıldı, diyalog başladı.” (Milliyet, 28 Şubat 2013)

Öcalan, Paris’te 3 PKK’li kadının öldürülmesini de “7 Şubat darbesi devam ediyor” diyerek değerlendirdi, Haziran Halk Hareketini de “7 Şubat’ın devamı” şeklinde yorumladı.

Dahası, Haziran Halk Hareketi’nin Erdoğan’ı yıkabileceği görüldüğü anda, AKP’ye can simidi attı. “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” diyerek örgütüne hedef gösterdi.

Çünkü BDP ilk günden itibaren Gezi eylemlerini tıpkı AKP gibi, bir darbe girişimi olarak okumuş ve daha 1 Haziran’da BDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken, parti olarak eylemlerde yer almayacaklarını ilan etmişti. Öyle ki, Başbakan Vekili olan Bülent Arınç, kendisine canlı yayında teşekkür etmişti.

GLADYO PARÇALANIYOR, ÇÖZÜLME SÜRECİ SONA ERİYOR

Özetle Erdoğan ile Öcalan, AKP ile PKK birbirine herkesten çok muhtaçtır. Birinin olmaması, diğerinin Türkiye’ye dair planı uygulayamamasına yol açar.

BDP’nin normal zamanlarda “muhalefet” yapması fakat en kritik zamanlarda AKP’ye destek çıkması, bundandır.

PKK de bilmektedir ki, çözüm süreci denilen çözülme süreci, en iyi Erdoğan’la uygulanır. İmralı ve Kandil o nedenle “Erdoğan’sız AKP” projelerine de karşı çıkmaktadır.

Ancak Türkiye artık yeni bir rotaya girmiştir ve o rotada Galdyo’nun üç çocuğu olan AKP, PKK ve Cemaat yoktur. Dolayısıyla yeni rotada çözülme değil, birleşme yaşanacaktır.

AKP ile PKK ortaklığının milletimizi ayrıştırdığı süreç, Gladyo parçalanırken, sona ermektedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Aralık 2013

Reklamlar

, , , , ,

1 Yorum

HAKAN FİDAN PROJESİ OLARAK HDP

Abdullah Öcalan’ın İmralı tutanaklarında yer alan şu sözleri, MİT-Öcalan ilişkisinin en somut ifadesidir: “Süreci esastan bozan güç kim diye baktım. Savcının 7 Şubat MİT’e darbesi. Ben bir darbeyi sezdim. Cezaevi müdürüne ‘MİT Müsteşarı Hakan Bey’i yalnız bırakmamak gerekir’ dedim. Sözlü, yazılı iletişime geçtim, 5 ay önce tekrar kanal açıldı, diyalog başladı.” (Milliyet, 28 Şubat 2013)

Öcalan’ın Hakan Fidan’a destek olması hem PKK hem de MİT açısından ibretliktir ve daha önemlisi, Öcalan’ın Erdoğan’a yazdığı biat mektubuyla birlikte değerlendirildiğinde, PKK tarihi için kritik bir dönemeçtir.

Artık açıkça saptayabiliriz: İmralı’dan çıkan her siyasi mesaj, bir Hakan Fidan mesajıdır. Onun talebi dâhilinde ve AKP’nin ihtiyaçları doğrultusundadır.

BDP, ÖCALAN’IN EMRİNE DİRENDİ

HDP için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Doğrudur, BDP’den HDP’yi kurmasını isteyen Öcalan’dır, ama projenin sahibi Hakan Fidan’dır.

Öcalan, kendisini 21 Temmuz’da ziyaret eden Selahattin Demirtaş ve Pervin Buldan’la PKK ve BDP’ye şu mesajı gönderir: “Gidin tartışın benim önerimi; bir kısmınız orada, bir kısmınız burada olmasın, yerel seçimde BDP’li milletvekilleri HDP’ye geçsin.” (Radikal, 1 Ağustos 2013)

Ancak hem PKK hem de BDP içinde Öcalan’ın, daha doğrusu Hakan Fidan’ın HDP projesine karşı çıkanlar olur. Hatta BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Doğu’da BDP ile gireceğimiz kesin ama Batı’da BDP mi olur, HDP mi olur, henüz kararlaştırmadık” der. (ANF, 1 Ağustos 2013)

Netice: Öcalan’ın “hepiniz HDP’ye geçin ve HDP’yle seçime girin” emri dinlenmez. Demirtaş yönetimi, “Seçimlere Doğu’da BDP, Batı’da HDP ile girilecek” orta yolunu bulur.

PKK VE BDP’DE İÇ ÇARPIŞMA

Bu süreçte hem PKK’de hem de BDP’de çatlaklar oluşur.

Öcalan, PKK içinde Cemil Bayık’ın Murat Karayılan’ın yerine geçmesine direnemeyeceği için mecbur kalmıştır. Zira Bayık, Karayılan’ın uyum gösterdiği MİT-Öcalan sürecine mesafeli duran kesimdendir.

BDP içinde de çarpışma yaşanır. Demirtaş’ın adayların belirlenmesi noktasında PKK’nin bir kanadı ve Parti Meclisi ile karşı karşıya gelmesi, kongre çağrısının reddedilmesi ve istifasının konuşulması parti için kritik bir dönemeçtir.

HDP’NİN DÖRT HEDEFİ

Peki, Fidan ve Öcalan’ın “BDP’yi Türkiyelileştirerek HDP’ye aktarma” projesi aslında nedir? Neyi hedeflemektedir?

1. HDP projesi, aslında Erdoğan’ın Gezi’yi bölme ve etkisizleştirme projesidir.

Halk hareketine karşı Öcalan’ı devreye sokan MİT, ona “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” çağrısı yaptırmış ve PKK ile BDP’yi, soğuk durdukları Gezi’ye yönlendirmişti. Erdoğan, Apo posterleriyle meydanı bölmeyi ve Türk bayraklı büyük kitleyi alandan soğutmayı hedeflemişti.

Halk hareketi yeniden canlanacağı için proje yürürlüktedir. Nitekim Eylül ayında eşzamanlı olarak İmralı, Kandil ve BDP, Gezi’ye ve Gezi’deki geniş kitleye göz kırpmıştır.

2. MİT bu projeyle, Haziran Halk Hareketi’ne katılarak devrimcileşen büyük kitlenin doğal yatağına akmasını önlemeyi ve kitleyi en sonunda etkisizleştirecek sahte yataklara kanalize etmeyi hedeflemiştir. O kitlenin önüne “alın size sol” denilerek sahte bir havuz konulmuştur.

3. MİT’in “BDP artı Türk Solu” şeklinde projelendirdiği HDP’nin bir diğer hedefi de CHP’dir. Nitekim HDP Kongresi’nden sonra yerel seçimlerde İstanbul’da CHP-BDP ittifakı olabileceği dillendirilmiştir.

Hiçbir gerçekliği olmayan bu sözde ittifak ile CHP’nin devrimci, solcu, Kemalist kesimleri hedef alınmıştır. CHP’nin devrimci kanadının sistem için tehlikeli olabilecek bir ittifaka, örneğin İşçi Partisi ile bir ittifaka soyunmasındansa, BDP ile ittifak söylentileri içinde eritilmesi, tipik bir Gladyo operasyonudur.

4. Erdoğan ve MİT bir taşla bir kaç kuş vurmayı planlamaktadır. HDP ile Türk Solu’nu yutmayı, CHP’nin devrimci kesimlerini oyalamayı ve Halk Hareketini etkisizleştirmeyi hedefleyen MİT, aynı zamanda son tahlilde kanatlarını kırarak PKK’yi de daha biat eder hale getirmeyi planlamaktadır.

Doğuda güçlü ve Batı’da AKP’ye dalgakıran olacak bir PKK, Erdoğan için en önemli müttefiktir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Ekim 2013

, , , , , , , , ,

3 Yorum

BARZANİ-PKK ÇATIŞMASININ NEDENİ

ABD’nin bölgedeki ağırlığının güm geçtikçe zayıflaması ve başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’nun önemli sorunlarında bölge inisiyatifinin gelişmesi, Washington’un aktörleri açısından bir merkezkaç eğilim yaratmaya başladı.

O aktörlerin bir kısmı merkezkaç etkisiyle bölgeye doğru yanaşma eğilimi gösterirken, bir kısmı da tamamen savrularak aktörlükten enstrümanlığa “terfi” etmektedir!

Son günlerde bölgesel Kürt sorunu bağlamında gelişen ve Kürt örgütlerini karşı karşıya getiren gelişmeler, işte bu merkezkaç eğilim nedeniyledir. İnceleyelim:

KÜRT SORUNU MERKEZLİ GELİŞMELER

1. Son iki yıldır AKP’nin himayesine girerek adım adım Bağdat’tan uzaklaşan Mesut Barzani, son olarak Irak Başbakanı Nuri El Maliki’yle anlaşma yoluna girdi. Zira artık ABD yoktu ve Maliki, Irak’ı birleştiriyordu. Maliki’nin Dicle Ordusu ile Barzani’ye “ezerim” mesajı vermesi, Erbil’i Ankara etkisinden çıkarıp, yeniden Bağdat’a yönlendirdi!

2. Barzani, Erbil’de toplanacak Ulusal Kürt Konferansı ikinci kez erteledi.

3. Suriye’deki Kürt örgütleri bölündü. Barzani’nin etkisindeki Suriye KDP’si, Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi’nde ayrıldı. KDP’nin gerekçesi, Meclis’in İstanbul’da SUK ile anlaşmasıydı.

4. Erbil’de toplanan dört Suriye Kürt Partisi, Barzani’nin denetiminde birleşti.

5. Kuzey Irak’ta yapılan seçimlerde Barzani’nin partisi KDP’nin oyları arttı. 10 yıldır Kuzey Irak’ta faaliyet yürüten PKK’nin partisi PÇDK ise sadece üç bin küsur oy alabildi!

6. Erbil’de toplanacak Ulusal Kürt Konferansı’nın yapılamayacağı yönünde işaretler ortaya çıktı. Son olarak Kemal Burkay, bir araya geldiği Barzani’nin görüşünü açıkladı: Erbil, PKK’nin amaçları doğrultusunda gerçekleşecek Konferans’a izin vermeyecekti.

7. Barzani, Suriye PKK’si olan PYD’nin başı Salih Müslim’i Kuzey Irak’a sokmadı!

8. Erdoğan, yakın zamana kadar provokatör dediği ve Allawi-Haşimi ikilisine dayanarak yıkmaya çalıştığı Irak Başbakanı Nuri El Maliki’ye el uzattı. Erdoğan, diplomat kökenli milletvekili Volkan Bozkır’ı Bağdat’a göndererek, Maliki’yi Ankara’ya davet etti.

9. Öcalan’ın MİT üzerinden Erdoğan’a biat etmesiyle başlatılan AKP-PKK müzakereleri, hem Öcalan ile PKK’nin bir kanadını karşı karşıya getirdi hem de BDP’de kırılmalar yarattı. Bu süreçte Cemil Bayık en tepe yönetici oldu ve Öcalan’ın tersine bazı eğilimler gösterdi. Öcalan’ın seçimlere BDP yerine HDP ile girilmesini istemesi, BDP’yi böldü. Parti, “doğuda BDP, batıda HDP ile seçime girme” orta yolunu seçti. Selahattin Demirtaş’ın istifa hamlesi, Parti Meclisi’nin resti gibi etkenler ve hatta Altan Tan gibi BDP milletvekillerinin HDP’yi kadük ilan etmesi gibi çıkışlar, kırılmanın daha da derinleşebileceğine işaret ediyor.

ERDOĞAN, AYAKTA KALMAYA ÇALIŞIYOR

Peki, tüm bu gelişmeler ne anlama geliyor?

1. ABD’nin zayıflaması, Mesut Barzani’yi bölgeye yönelmeye itti. Barzani, Washington-Ankara hattına sırtını tamamen dönmedi fakat Bağdat’a doğru yanaştı.

2. Barzani bölgeselleşirken, Öcalan daha da Atlantikçileşti. İki yapı arasındaki çelişmeler arttı.

3. ABD’nin Suriye konusunda savaşsız çözüme mecbur kalarak Moskova’nın yol haritasına sarılması, Suriye’deki taşeronları olan Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ı zor durumda bıraktı. Katar manevralarla Suriye politikasını yumuşatmaya başladı. Suudi Arabistan ise ABD’ye rağmen eski pozisyonunu koruyacağını ve muhalefet üzerinden Esad’ı yıkmaya çalışacağını ilan etti. AKP ise Suriye konusunda Katar ile Suudi Arabistan arasında bir yerde kalarak durumunu korumaya çalışıyor.

4. Erdoğan, durumu korumayı esas alan bu çizgisini Irak’ta da uygulamak istiyor. Açık ki, Volkan Bozkır’ı Maliki’ye göndermesi, Ahmet Davutoğlu-Hakan Fidan ikilisiyle özdeşleşen çizginin tam karşısındadır. Erdoğan’ın, Davutoğlu-Fidan çizgisinin uçuruma sürüklediği hükümetini ve partisini koruyabilmek için, kendisini bölgeci adımlar atmaya teşvik eden kuvvetlere kulak açmış olduğu anlaşılıyor.

Bölge güçlenirken bölgeye el uzatmak, bakalım Erdoğan’ı ayakta tutabilecek mi?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Ekim 2013

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

WASHINGTON AÇILIMI

Özgür Gündem’den Veysi Sarısözen ve Taraf’tan Emre Uslu haklı sorular sormuşlar:

Sarısözen özetle şöyle diyor: “Kandil ‘geri çekilmeyi durdurduğu zaman’ ve İmralı, ‘AKP Kandil’e başka yol bırakmadı’ dediği zaman Erdoğan ve hükümet ‘görüşmelerin ipi kopar’ demedi. Ama Demirtaş konuşunca Erdoğan “görüşmelerin ipi kopar” dedi!” (Özgür Gündem, 16 Ekim 2013)

Sarısözen ortada bir tuhaflık olduğunu şu sözlerle resmediyor: “Silah görüşmenin iplerini koparmaya yol açmıyor, ama mesaj görüşmenin iplerini tarumar ediyor.”

Sarısözen yazısını, şu dikkat çeken “eleştiriyle” bitiriyor: “Siz ‘pakete yetmez’ derseniz, hükümet de size, ‘gerillanın susması yetmez, BDP de sussun’ der işte.

MİT’İN HER YAZDIRDIĞI YANLIŞ ÇIKTI

Emre Uslu ise sadece hükümetin değil, MİT’in de sesi olarak nitelediği Yeni Şafak Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi’nin Açılım süresince yazdıklarını anımsatmış. (Taraf, 16 Ekim 2013)

Selvi’ye göre, daha doğrusu MİT ve AKP’ye göre Açılım üç aşamalıydı: 1. PKK’nın Türkiye sınırları dışına çekilmesi aşaması. 2. Demokratikleşme süreci aşaması. 3. Silah bırakma ve normalleşme süreci aşaması.

Selvi, 27 Şubat 2013’te bu anlaşma nedeniyle Cemil Bayık’ın PKK’den tasfiye edileceğini, 6 Mayıs 2013’te de tarafların müzakerede, kamuoyunun bildiğinden bir ay daha ileride olduğunu yazmıştı.

Uslu, tüm bunları yazdıktan ve her yazdığı yanlış çıktıktan sonra Selvi’nin önceki gün köşesinden Cemil Bayık’ın mesajlarına yer vermesini ve sürecin sıkıntılı olduğunu dile getirmesini köşesine taşımış ve ortaya çıkan tabloyla eğlenmiş. Uslu, “PKK barış değil, taktik ateşkes peşinde” diye yazdığı için Selvi ve benzeri seslerin kendisini “savaşçı” ilan ettiğini de özellikle anımsatmış.

Uslu sonuç olarak da hükümetin yanlış yaptığını, çünkü bu açılım sürecinin PKK’yi büyüttüğünü belirtmiş.

AÇILIM’IN HEDEFİ ZATEN PKK’Yİ BÜYÜTMEK

Ne Veysi Sarısözen’in “Siz ‘pakete yetmez’ derseniz, hükümet de size, ‘gerillanın susması yetmez, BDP de sussun’ der işte.” demesi, ne de Emre Uslu’nun “süreç PKK’yi büyüttü” saptaması aslında gerçeği yansıtıyor.

Zira Erdoğan-Öcalan ortaklığı üzerinden yürütülen Açılım’ın hedefi ne ülkeye demokrasi getirmekti, ne de PKK’yi bitirmek!

Açılım’a “Ankara merkezli” bakılınca haliyle taraflardan biri Açılım’dan “demokrasi”, diğeri de PKK’nin küçülmesini bekliyor.

Ancak Kürt Açılımı Ankara merkezli değil, Washington merkezlidir! Bu nedenle de Açılım ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgilidir, Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açarak Kürt Koridoru oluşturma hedefiyle ilgilidir, Diyarbakır’ı BOP’un merkezi hedefi yapma ilanıyla ilgilidir…

Bu hedefler, haliyle PKK’yi büyütecek ve daha kullanışlı bir enstrüman haline getirecektir!

KÜRT AÇILIMI DEMOKRASİ DEĞİL, FAŞİZM GETİRİR

Kürt Açılımı, Türklerin ya da Kürtlerin değil, Türkiye’nin, Irak’ın ve Suriye’nin de değil, fakat bir tek ABD’nin ve işbirlikçisi enstrümanların çıkarlarına yaramaktadır!

Kürt Açılımı, Ankara Açılımı yerine Washington Açılımı olduğu için de, Türkiye’ye demokrasi değil, daha otokrat bir rejim getirecektir. Nitekim son bir aydır “demokratikleşme paketinin” gölgesinde çıkarılan yasa ve yönetmelikler, ancak faşist bir düzende uygulanabilecek türdendir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ekim 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

ABD ZAYIFLADI, KÜRTLER BÖLÜNDÜ

Irak’tan Suriye’ye geçmeye çalışan Aysel Tuğluk başkanlığındaki BDP heyetine, Kuzey Irak yönetimi izin vermedi! (gazetevatan.com, 8 Ekim 2013)

3 Ekim günü karayoluyla Türkiye’den Kuzey Irak’a giden BDP heyeti, Erbil’de hükümet yetkilileriyle görüşmesine rağmen, Suriye’ye geçiş izni alamadı. Heyet buna rağmen Irak’ın Peşhabur sınır kapısına gitti ve geçiş için zorladı. Olmayınca 1 saatlik oturma eylemi yaptı.

Oldukça dikkat çeken bu gelişme, Tuğluk’un şu sözleriyle birlikte daha da anla kazanıyor: “Biz, Kürtler arasında kapıların olmaması gerektiğini göstermek için Irak üzerinden Suriye’ye geçmek istedik. Peşmergeler geçişimize izin vermedi. Bu tutum bizi üzdü.”

Peki, Barzani yönetimi neden bu çarpıcı kararı aldı ve Tuğluk’un “sınırları” zorlayan eylemine izin vermedi? Son bir aylık gelişmelere bakarak inceleyelim:

ERBİL BAĞDAT’A YANAŞMAYA BAŞLADI

1. Erbil’de yapılması planlanan Ulusal Kürt Konferansı bir türlü yapılamadı ve iki kez ertelendi. PKK ile Barzani arasında kuvvet mücadelesine dönüşen Konferans hazırlıkları sırasında, delege sayısı üzerinde bir türlü uzlaşılamadı.

2. AKP hükümeti ile Bağdat’a rağmen anlaşmalar yapan Barzani yönetimi, Maliki’nin Dicle Ordusu’nu kurarak birlik hedefli kararlılık ilan etmesi karşısında, mecburen Bağdat’a yakınlaşmaya başladı.

3. Kuzey Irak seçimlerinde KYB’nin güç kaybetmesi, GORAN’ın seçenek olmaya başlaması ve İslamcı Kürt partilerinin sandalye sayısını artırması, bölgenin kurulu düzenini sarstı ve ikili parti sistemine dayanan yapıyı çatlattı. Bu durum öncelikle Bağdat’ın birlikçi anlayışına yaradı.

SURİYE KÜRTLERİ BÖLÜNDÜ

4. Barzani’nin partisi KDP’nin Suriye kolu olan Suriye Demokratik Kürt Partisi, Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi’nden ayrıldı! (ANF, 26 Eylül 2013)

Suriye Demokratik Kürt Partisi Merkez Komitesi yaptığı yazılı açıklamada, 15 partinin yer aldığı Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi’nin Suriye muhalefetiyle yaptığı anlaşmasının Kürtlerin çıkarına ters olduğunu, bu nedenle Meclis’ten ayrıldıklarını ilan etti.

Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi İstanbul’da 28 Ağustos’ta Suriye Ulusal Konseyi ile anlaşmıştı. Yüksek Kürt Konseyi, anlaşmanın Kürtleri bağlamadığını ilan etmişti.

5. İlginç olan bu süreçte çarpıcı bir ittifakın gelişmesiydi. Vladimir van Vilgenburg bu ittifakı Al-Monitor’da şöyle özetiyordu: “Kürtlerin en güçlü hareketlerinden ikisi, KYB ile PKK, Irak Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani’nin Suriye’deki nüfuzunu kırmak için güç birliğine gidiyor. Barzani, bir süredir Türkiye’yle iş birliği halinde PKK’nin Suriye’deki etkinliğini sınırlandırmaya çalışıyordu.” (Al-Monitor, 22 Eylül 2013)

PKK’DE ÇELİŞMELER BAŞLADI

6. Öcalan yerel seçimlere HDP ile girilmesini isterken, Selahattin Demirtaş ve Kandil’in bir bölümü BDP’de ısrar etmişti. Sonuçta uzlaşılmış ve doğuda BDP, batıda HDP ile seçime gidilmesi kararlaştırılmıştı. Ancak kavga bitmedi. Şimdi de adayları kimin belirleyeceği tartışması çıktı ve iş Demirtaş’ın kongre toplama hamlesine, BDP’nin de bunu reddetmesine kadar vardı. İstifaların konuşuluyor olması, çelişmenin büyüklüğünü gösteriyor.

Kuşkusuz tüm bunlar, esas olan değil fakat esasın yansımalarıdır. Peki, esas sorun ne?

Öcalan’ın MİT’e ve Tayyip Erdoğan’a biat etmesi ve Kandil’in çekincelerine rağmen “çözüm sürecine” devam etmesi, PKK içindeki çelişmelerin derinleşmesine neden oldu. Kandil, sürecin son tahlilde AKP’ye yarayacağını düşünerek, karşılıklı ve eşzamanlı hamleler yapılmasında ısrar ediyor.

EMPERYALİZM ZAYIFLAR, BİRLİK GÜÇLENİR

Türkiye, Irak ve Suriye Kürt örgütleri arasında yaşanan bu sorunlar, kuşkusuz emperyalizmin bölgedeki ağırlığının zayıflaması nedeniyledir. ABD ne zaman bölgeye abansa bu kuvvetleri zorla “barıştırır” ve kendi çıkarlarına uygun olarak namluya sürerdi.

Ancak şartlar artık değişiyor ve emperyalizm, bölge merkezli çözümlere mecbur kalıyor. Bu durum öncelikle Kürtlere yansıyacak ve ayrılıkçı Kürt örgütleri zayıflarken, Kürtlerin birlik eğilimi güçlenecek!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ekim 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

PKK’DEN ERDOĞAN’A ‘KARŞI-GEZİ’ DESTEĞİ

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Gezi eylemlerine ve Haziran Halk Hareketine dair şunları söylüyor: “Hükümeti devirecek, darbeye doğru götürecek bir halk hareketini çıkarabilir miyiz anlayışı vardı. Bu kısmına şiddetle karşı çıktık. Gezi’ye mesafe koyduk.” (Star, 1 Ağustos 2013)

Önce şu saptamayı yapalım: Gezi’de ve Haziran ayı boyunca Türkiye çapında süren halk hareketinde, eylemcilerin tek bir “darbe çağrısı” yoktu, zaten olamazdı!

HALK DEĞİL, AKP ‘ORDU GÖREVE’ DEDİ

Ancak Gezi’de AKP hükümetinin “ordu göreve” çağrısı ve halkı dağıtsın diye yer yer askere başvurduğu da oldu. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “gerekirse ordu da göreve çağrılır” sözleri belleklerdedir! (Vatan, 17 Haziran 2013)

Kuşkusuz Selahattin Demirtaş eylemcilerin “ordu göreve” demediğini, asıl AKP hükümetinin “ordu göreve” dediğini çok iyi bilmektedir.

Peki, bildiği halde neden Gezi eylemlerini “darbecilikle” lekelemeye kalkar? Çok açık: “Çözüm süreci” ortağı olan AKP hükümetine destek olmak için!

Kaldı ki DTK Genel Başkanı Ahmet Türk, Gezi eylemleri nedeniyle Sırrı Süreyya Önder’le yaptığı tartışmada açık açık “Gezi’nin hükümeti yıpratmayı amaçladığını” belirtmiş ve kendilerinin buna dâhil olmayacağını söylemişti!

PKK’YE GÖRE AKP’NİN YIKILMASI GAYRİMEŞRU

PKK’nin Gezi eylemlerindeki rolünü, neden Diyarbakır’da yapılan Gezi eylemlerine katılmadıklarını fakat Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” mesajıyla Gezi’ye çıkıp “grev kırıcılığına” soyunduklarını, BDP Başkanvekili İdris Baluken’in “kesinlikle Gezi’de yer almayacağız” ilanını ve Başbakan Vekili olarak Bülent Arınç’ın BDP’ye özellikle teşekkür ettiğini bu köşede birkaç vurguladık.

Her şey ortadadır ve Selahattin Demirtaş’ın son açıklamaları olanı biteni teyit etmiştir.

Nitekim Demirtaş, dün bu konulardaki görüşlerini sosyal medyada açıklamayı sürdürdü. Örneğin şu bozuk cümleli tweet’i attı: “Hükümet, halk devrim yaparak devirirse meşrudur, asker el koyarak devirirse gayrimeşrudur.

Kim bilir bu “saptama” Türkiye’de AKP kurmaylarını, Mısır da Müslüman Kardeşler’i dün ne kadar da sevindirmiştir! Biz açıklamasına üzülenler adına Demirtaş’a örneğin Karanfil Devrimi’ne nasıl baktığını soralım? Demirtaş bu müthiş tanımı gereği Portekiz’de halk-ordu birlikteliğiyle Salazar diktatörlüğünün yıkılmasını gayrimeşru mu görüyor yani?

Açık ki, aslında Demirtaş birlikte “çözümü” ilerlettikleri AKP hükümetinin her koşulda yıkılmasını gayrimeşru görmektedir!

PKK: EMPERYALİST MÜDAHALE DEVRİMDİR!

Başka örneklerle uzatmayalım fakat Demirtaş’a “peki devrim nedir” diye soralım ve yanıtını dün attığı şu tweet’ten öğrenelim: “Devrimi de halk yapar, penguen izlemekten gözünü alamayanlar değil. Örnek: Rojava devrimi.”

Selahattin Demirtaş Rojava, yani Batı Kürdistan, yani Kuzey Suriye’de PYD’nin “otorite” olmasını ve AKP’nin Salih Müslim’in “otoritesini” tanımasını “devrim” diye ilan ediyor! Gezi’de AKP’ye payanda olanların emperyalizmin bir ülkeye müdahalesinin sonuçlarını “devrim” diye okuması gayet normaldir fakat büyük ayıptır!

Her BDP’linin ve tüm Kürt yurttaşlarımızın BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın bu açıklamasından sonra şu soruları kendisine sorması ve samimiyetle yanıt vermesi gerekir:

1. ABD ve taşeronu AKP Hükümeti’nin Suriye’ye açık savaş ilan etmesi, bu ülkeye terör ihraç etmesi, Esad’ı yıkmak için operasyonlar düzenlemesi meşru mudur? Bir solcu, bir devrimci emperyalizmin bir ülkeye müdahalesine “evet” der mi?

2. Emperyalizmin açık müdahalesi, PYD’nin önünü açmış mıdır? (Emperyalizmin Irak’ı işgali, PKK ve Barzani’nin önünü açmış mıdır?)

3. Emperyalistler işgal ettikleri ülkede devrim mi yapar, yoksa o ülkeyi tam bağımlı yapmak için parçalar mı?

4. Emperyalizmin müdahalesiyle bir ülkenin bölünmesi ve bölünen bir parçasında bir halka otorite ve statü verilmesi, o halkı gerçekte özgürleştirir mi, son tahlilde köleleştirir mi? Yüksek kârsız mal satmayan emperyalizm, bedelsiz “bağımsızlık” verir mi?

5. Sırf bir halka “statü” verecek diye ABD emperyalizminin saldırısına destek vermek ve o saldırının içinde yer almak insani midir, vicdani midir, ahlaki midir?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Ağustos 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

DÖRT PARTİ SİSTEMDE BİRLEŞTİ

TBMM’de grubu olan dört parti, anımsayacağınız gibi Mısır’da Muhammed Mursi’nin devrilmesini “darbe” diye nitelemekte birleşmişti. Ancak AKP, CHP, MHP ve BDP’nin ilk ittifakı bu değildi. Dört parti, Haziran Ayaklanması’na karşı tavırda da birleşmişti!

1. HAZİRAN AYAKLANMASI’NA KARŞI İTTİFAK

AKP Genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan, zaten hükümetin başı olarak “Tayyip istifa” ve “hükümet istifa” sloganlarıyla Haziran Ayaklanması’nın baş hedefi olmuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçaroğlu da örgütüne rağmen Haziran Ayaklanması’na karşıydı: “Eylemlerde en önde olamayız. Bu bir halk hareketi. Kitle partisiyiz. Direkt ve aktif katılımın en önde olmanın bir faydası olmaz. Onların temel ihtiyaçları olan gıda ihtiyaçlarını gidermek bunun yanında güvenlik güçleri ile yaşadıkları sorunlarda arabulucu bir konumda arabuluculuk yaparak olayları sakinleştirmek olmalı.”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisine Taksim Gezi eylemlerine katılmayı yasakladı, ısrar eden milletvekillerinin istifasını istedi!

BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, “BDP olarak hiçbir sebep ve durumda biz bu ırkçı, ulusalcı, cinsiyetçi, tekçi, militarist kesimlerle yan yana durmayacağız” diyerek partisinin halk hareketine katılmayacağını ilan etti. Öyle ki, Başbakanvekili olarak Bülent Arınç “BDP’nin olayın ilk anından itibaren takındığı tavrı takdir ediyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz” diyerek kendilerini kutladı.

2. MISIR DEVRİMİNE KARŞI İTTİFAK

Mısır halkı 30 Haziran’da alanlara çıktı. Üç gün boyunca 30 milyon Mısırlı ülke genelinde Müslüman Kardeşler iktidarını ve Mursi’yi protesto etti. Bu büyüklükteki bir halk hareketi, doğal olarak 3 Temmuz’da Mısır Ordusu’nu da yanına çekti. Ardından Mursi devrildi.

Mısır halkı, 30 Haziran devrimini, 25 Ocak’ta Mübarek’in yıkılmasının devamı ve ikinci dalgası olarak selamladı.

Mursi’nin yıkılmasından en çok Erdoğan korktu ve karşı çıktı. Zira Türkiye’de de kendi iktidarını sallayan büyük bir halk hareketi vardı.

Ancak korkan yalnızca Recep Tayyip Erdoğan değildi! Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli ve Selahattin Demirtaş da korkanlar arasındaydı. Ve dört parti, TBMM tarihinde ilk defa birleşti; 4 Temmuz’da ortak bildiriyle Mısır’daki “darbeyi” kınadı!

Böylece Mısır halkının devrim dediği gelişmeye, başka bir ülkeden dört parti uzlaşmayla darbe demiş oldu!

3. YENİ ANAYASA’DA İTTİFAK

Hem Türkiye’deki hem de Mısır’daki halk hareketlerinin dört partiyi de korkutması, sistemle ilgiliydi. Dört parti de halk hareketinin hedefinde sistemin olduğunu ve sistemle birlikte kendilerinin de yıkılacağını görüyordu.

O nedenle ilk iki ittifakın ardından “sistemi kurtarmak” ve “krizden çıkmak” için yeni bir ittifaka soyundular: Yeni Anayasa ittifakı!

TBMM Başkanı Cemil Çiçek her dört partinin genel başkanını da ziyaret etti ve dördünden de “yola devam” mesajı aldı.

Örneğin Başbakan Erdoğan, “Madem 48 maddede mutabıkız, gelin diğerlerini beklemeden hemen bir haftada bu 48 maddeyi Meclis’ten süratle geçirelim” dedi. Amaç belliydi: Sallantıya karşı dayanak oluşturmak!

Kılıçdaroğlu Erdoğan’a anında yardım eli uzattı: “Başkanlık sistemini geri çek, 48’e 40 daha ekler, Meclis’ten çıkarırız.”

Zaten Bahçeli de Cemil Çiçek’le görüşmesinden sonra Erdoğan’a açık çek vermişti: “Şuan için 48 maddede TBMM’de temsil edilen siyasi partilerin mutabakatı oluşmuştur. Bu mutabakatla diğer maddeler üzerinde görüşmeler devam ettiği takdirde genişleyebilir. MHP bu hayırlı çalışmanın devamını dilemektedir.”

Selahattin Demirtaş’la birlikte Çiçek’le görüşen BDP’nin Eş Genel Başkanı Gülten Kışanak ise Erdoğan’ı en memnun eden açıklamayı yapmıştı: “Gelinen düzey, hepimizin beklentilerine cevap veren bir düzey değil. Uzlaşma sağlanan madde sayısının az olması, bu kadar uzun süreli bir çalışmanın içerisinde toplamda 48 maddede uzlaşılması büyük bir problem ve eksiklik. Biz parti olarak bunun giderilmesini arzuluyoruz.”

Manzara ortada… Halktan korkan dört parti sıkı sıkı birbirine sarıldı; sistemi “Anayasa’da uzlaşarak” kurtarmayı deneyecekler. Ancak uyaralım: Atatürk’ten görev alan Genç Türkler, tam da “yeni Anayasa’da” cisimleşen bağımsızlık karşıtı politikalara isyan ettikleri için alanlara çıkmıştı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Temmuz 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: