Archive for category CGTN Türk
AŞI MİLLİYETÇİLİĞİNE KARŞI AŞI ENTERNASYONALİZMİ
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 26/08/2020
KÜRESEL LİDERLİĞİN ÖLÇÜTÜ, SAĞLIKTA LİDERLİK OLACAK
Covid-19’a karşı ilk aşı tescilini Rusya’nın yapması ABD’yi ve Amerikancıları mutsuz etti.
Türkiye’de de Batıcılar Rusya’nın ilk tescilinden memnun değil. Aşı gibi önemli bir gelişmenin adresi, onlara göre mutlaka ABD olmalıydı çünkü!
Oysa bilmedikleri şu: Sağlık konusu, hele de halk sağlığı konusu Batının gelişmiş kapitalist ülkelerinden ziyade kamucu ekonomilerde, sosyalist ülkelerde daha da başarılıdır. Küba bunun tipik örneğidir.
Anımsayın, salgının Avrupa’yı kasıp kavurduğu o günlerde, ABD ve tüm AB ülkeleri İtalya’ya sırtını dönmüşken, Küba ve Çin İtalya’ya sağlık ekipmanı ve sağlıkçı desteği göndermişti.
KAMU EKONOMİSİ VE SAĞLIKTA BAŞARI İLİŞKİSİ
İşte Rusya da, SSCB’den kalma bu başarılı sağlık anlayışını sürdürmektedir aslında. Sovyet halk sağlığı uzmanlığı, oldukça gelişmişti. Bugün Covid-19 aşısı geliştirebilmeleri, geçmişteki pek çok aşı çalışmasındaki öncü rollerinin de devamıdır aslında…
Aynı durum ülkemiz için de geçerli değil mi? Dün, kamu ekonomisi, karma ekonomi uyguladığımız yıllarda aşı üretip ihraç ediyorduk. Bugün serbest piyasa ekonomisi var ve aşı üretmiyoruz; aşı üretecek kurumları da kapattık zaten…
Yani sağlıktaki başarı ekonominizin büyüklüğüne değil, toplumu esas alıp almamasına bağlıdır özetle…
TRUMP İÇİN AŞI SEÇİM YATIRIMI
Aşı konusundaki en huysuz isim ABD Başkanı Donald Trump.
Rusya’nın ve de olası diğer devletlerin ABD’den önce nasıl aşı geliştirdiğine kendince yanıt da bulmuş Trump ve bunu seçim yatırımına da dönüştürmeye çalışarak şöyle diyor: “Amerikan Gıda ve İlaç Dairesinde’ki (FDA) derin devlet ya da her kimlerse, aşıların ve tedavi yöntemlerinin insanlarda denenmesini ilaç şirketleri için oldukça zorlaştırıyorlar. Açıkça görülüyor ki (bu çalışmalarla ilgili) yanıtları 3 Kasım’dan sonrasına kadar ertelemeyi umuyorlar” (22.8.2020).
Yani Trump’a göre derin devlet onun ikinci kez seçilmesini engelleyebilmek için aşı geliştirilmesini yavaşlatıyor!
Aslında tersi yaşanıyor: Trump seçimleri kazanabilmek için 3 Kasım’dan önce ABD sağlık kurumlarının aşıyı onaylamasını için baskı uyguluyor…
ÖNCE AMERİKA, ÖNCE AMERİKALI İÇİN AŞI
Trump’ın 3 Kasım’dan önce aşı tescili istemesinden daha sorunlu olanı ise, ABD’nin “önce Amerika” stratejisini çağrıştıracak şekilde aşı milliyetçiliği yapmaya başlamasıdır.
Washington pek çok ilaç şirketinden peşin aşı alımına başlamış durumda…
Yani ABD, tüm ABD’lilere yetecek sayıda aşıyı ele geçirdikten sonra dünyanın kalanını “umursayacak”.
Bu vahim bir durumdur ve salgınla mücadelede “aşı milliyetçiliği” yapmak, ciddi insanlık suçudur.
Bu nedenle ABD’li ve bazı Batılı ilaç şirketlerinin dışındaki ülkelerde aşı geliştirilebilmesi, insanlık için kritik önemdedir. Zira ABD’nin aşısını tüm dünyaya erişilir yapacağına dair de bir işaret yoktur.
ÇİN DÜNYAYA SÖZ VERDİ
Çin bu konuda dünyaya söz verdi.
Çin Bilim ve Teknoloji Bakanı Wang Zhigang, “Covid-19 aşısını tüm dünyaya erişilebilir hale getireceğiz” demişti (7.6.2020).
Wang Zhigang’ın şu sözleri, ABD’nin “aşı milliyetçiliğine” karşı bir nevi “aşı enternasyonalizmi” anlamına geliyor: “İnsanlığın salgınlarla mücadele tarihinin gösterdiği üzere, salgınla yüzleşmenin temel stratejisi, kesinlikle aşıların geliştirilmesidir. Dünyanın aşıların geliştirilmesinde ve sonraki aşamalarda işbirliğini güçlendirmesi gerekiyor. Geliştirdiğimiz Covid-19 aşısını, tüm klinik testlerden sonra dünya çapında erişilebilir hale getireceğiz.”
KÜRESEL LİDERLİĞİN YENİ ÖLÇÜTÜ
Evet, gelişmekte olan ülkeler de, az gelişmiş ülkeler de, küresel salgın sürecinde aşıya ulaşabilmelidir.
Açıkça belirtelim, bunun önünü açan ve sağlıkta liderlik yapan, salgına karşı küresel mücadelede öne çıkan ülke, 21. yüzyılın küresel lideri olacaktır…
20. yüzyıldaki küresel liderlik ölçütleri füzeydi, bombaydı, petrolü kontroldü vs… Ama 21. yüzyılda sağlıkta liderlik yapan, küresel liderlik yapacak görünüyor…
Zira açık ki insanlık bu salgını atlatsa bile, yeni virüs salgınlarıyla karşı karşıya kalacağız.
İtalya’nın salgının merkez üssüne dönüştüğü o günlerdeki ülkelerin davranışları, yarına işaret ediyor; komşusuna, birlik üyesine sırtını dönenler ve binlerce kilometre öteden insanlık elini uzatanlar…
21. yüzyıl, “önce insan” diyenlerin, “toplum” diyenlerin, “halk sağlığı” diyenlerin umut dolu yüzyılı olacak…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
25 Ağustos 2020
ÇİN EKONOMİSİNİN TEMELİNDE MARKSİZM VAR
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 19/08/2020
ÇKP’NİN SOSYALİST SİSTEMİ KORUMA KARARLILIĞI
Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Şi Jinping’in Çin Komünist Partisi’nin teorik yayın organı Gerçeği Aramak’ta (Qiushi) dikkat çeken bir makalesi yayımlandı.
Şi Jinping bu makalesiyle ÇKP liderliğinin “Çin’in temel sosyalist sistemini koruma” kararlılığını bir kez daha ilan etti.
SOSYALİST PİYASA EKONOMİSİ
Şi Jinping’in makalesinde dikkat çeken dört mesaj var:
1) Çin’de kamu mülkiyetinin egemen konumu ve devlete ait ekonominin öncü rolü sarsılamaz.
Şi Jinping’e göre bu, Çin’deki tüm etnik gruplardan insanların kalkınmanın meyvelerini paylaşabilmesinin garantisidir.
2) Şi Jinping’e göre Çin’in başarısındaki kilit faktör, piyasa ekonomisinin güçlü yanları ile sosyalist sistemin avantajlarını birlikte değerlendiriyor olmalarıdır.
3) Şi Jinping, Çin modelini “sosyalist piyasa ekonomisi” olarak isimlendiriyor ve hedefi “sistemimizin üstünlüğünü korumak ve kapitalist piyasa ekonomisinin dezavantajlarını etkin bir şekilde önlemek” diye belirliyor.
4) Şi Cinping dünyaya bir mesaj vererek, Çin’in “Marksist ekonomi politiğin temel ilkelerine ve metodolojisine bağlı kalacağını ve dış ekonomi teorilerinin makul unsurlarını da dışlamayacağını” belirtiyor.
ÇİN’İN BAŞARISI
Şi Jinping’in makalesinde belirttiği en önemli gerçek şu: Çin, gelişmiş ülkelerin yüzlerce yılda kat ettiği kalkınma süreci onlarca yıl harcayarak yakaladı. Bu, elbette Çin’e özgü sosyalizmin başarısıydı.
Şi Jinping, dünya ekonomisi ve haliyle Çin ekonomisin, yeni ve önemli sorunlarla karşı karşıya kaldığı şu süreçte bilimsel teorik cevaplara ihtiyaç olduğunu belirterek “Çin’deki ekonomi teorisinin, çağdaş Çin Marksist politik ekonomisinde yeni alanlar açmaya devam ettiğini” söylüyor.
SOSYALİST MODERNLEŞME
Pek çok Batı ülkesinde de, Türkiye’de de Çin’in ne ölçüde sosyalist olduğuna dair tuhaf bir tartışma var. Bu biraz da sosyalizmi, bugünden yarına kapitalizmin tümden tasfiyesi ve hızla komünizme geçebilme süreci şeklindeki hatalı görüşe dayanmaktadır.
Oysa sosyalizm uzun bir süreçtir, aşamalı bir süreçtir ve hatta kapitalizm de bir nevi sosyalizmin ilk aşamasıdır.
İşte bu gerçek nedeniyle Çin Komünist Partisi sosyalizmin ilk aşamasını şöyle tanımlamıştır: Sosyalimin ilk aşaması, Çin’in sosyalist toplumunun belirli bir dönemidir, Çin’in geri kalmışlıktan adım adım kurtularak sosyalist modernleşmeyi ilk etapta gerçekleştirme sürecini kasteder. Üretim unsurlarındaki özel mülkiyet sisteminin sosyalist dönüşümünün tamamlandığı 1950’li yıllarda başlayan bu aşama, sosyalist modernleşmenin ilk etapta gerçekleşmesiyle noktalanacaktır ve en az 100 yıl sürmesi beklenmektedir.
ÇİN’E ÖZGÜ SOSYALİZM
Diğer yandan sosyalizmin uygulama biçimleri de ülkelerin sosyo-ekonomik karakterine özgüdür. Bu nedenle sosyalizm Küba’da Küba’ya özgü sosyalizmdir, Çin’de Çin’e özgü sosyalizmdir. Temel mesele üretim araçlarının kimin elinde olduğudur, kamu mülkiyetinin egemen olup olmadığıdır.
Şi Jinping, 17 Kasım 2012’de, ÇKP 18. Merkez Komitesi Siyasi Bürosu Çalışma Grubu’nun ilk toplantısındaki konuşmasında şöyle der: “Çin’e Özgü Sosyalizm Teorisi, Marksizm’in Çin’deki yerelleşmesinin en yeni sonucudur. Bu teori, Deng Şiaoping Teorisi, Üç Temsil Düşüncesi ve Bilimsel Gelişme Görüşü’nden oluşmaktadır. Marksizm-Leninizm ve Mao Zedung Düşüncesi ile de sürdürüp geliştirme ve varis olup yenilik kazandırma ilişkisi içerisindedir.”
ÇİN’İN 2021 ve 2049 HEDEFLERİ
Çin Komünist Partisi ve Çin Halk Cumhuriyeti, sosyalizmin uzun bir süreç olduğu gerçeğine göre hedefler belirlemiştir:
Çin Komünist Partisi’nin kuruluşunun 100. yıldönümü olan 1921’de hedef “orta halli refah toplumu inşasını” tamamlamaktır.
Devrimin ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yıldönümü olan 2049’daki hedef ise “müreffeh, güçlü, demokratik, medeni ve uyumlu bir sosyalist modern ülke” kurmaktır.
Çin Komünist Partisi’nin 1987 yılında yapılan 13. Kongresi’nde “üç aşamalı strateji” belirlenmişti. Bugün Çin, ilk iki aşaması hedefe uygun şekilde gerçekleşen stratejinin üçüncü aşamasının içindedir.
Bu stratejinin birincisi aşamasına göre Çin 1980’lerin sonunda, gayrisafi yurtiçi hasılasının 1980’dekinin iki katına çıkaracak ve halkın yiyecek ve giyecek sorunu giderilecekti. Giderildi.
20. yüzyılın sonuna kadar sürecek ikinci aşamada, gayrisafi yurtiçi hasıla bir kat daha artarak halkın yaşamı orta halli refah seviyesine gelecekti. Geldi.
Üçüncü aşama ise 21. yüzyılın ortalarına, yani devrimin 100. yılı olan 2049’a kadar sürecek ve kişi başına düşen milli gelir orta düzeyli gelişmiş ülkelerin seviyesine yükseltilecek, halkın yaşamı görece müreffeh olacak ve modernleşme ilk etapta gerçekleşecek.
Çin’in bu hedefine de sağlam bir şekilde ilerlediği görülüyor. İşte bu Şi Jinping’in başta belirttiğimiz makalesinde yer aldığı gibi, Çin ekonomisin temelindeki Marksizm, bilimsel sosyalizm nedeniyledir.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
18 Ağustos 2020
ÇİN’İN DOĞU AKDENİZ POLİTİKASI
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 12/08/2020
ENERJİPOLİTİK MÜCADELE SERTLEŞİYOR
Doğu Akdeniz’de bulunan petrol ve doğalgazın çıkarılması, paylaşılması ve pazarlanması sorunu, bölgemizin en önemli problemi…
Mesele son günlerde Türkiye ile Yunanistan özelinde daha da sıcak bir seviyeye yükselmişse de, İsrail’den Mısır’a, Lübnan’dan Güney Kıbrıs’a, Suriye’den Libya’ya Doğu Akdeniz çanağının etrafındaki her ülkeyi ilgilendirmektedir.
Diğer yandan İtalya ve Fransa hem Akdeniz ülkesi olarak hem de bölgedeki enerjiye ilgi duyan büyük şirketleri nedeniyle, AB bölgenin petrol ve doğalgazının ulaşacağı esas pazar olması nedeniyle, ABD de enerji egemenliği mücadelesindeki pozisyonunu sürdürebilmek için Doğu Akdeniz’deki bu çarpışmanın boylu buyunca içindedir.
Kuşkusuz başka aktörler de var:
RUSYA’NIN DOĞU AKDENİZ İLGİSİ
Rusya, Doğu Akdeniz’deki bu mücadeleyle yakından ilgili bir ülke…
Moskova hem doğrudan Suriye’de sahada olduğu için hem de Libya’daki mücadelenin bir parçası olduğu için Doğu Akdeniz’le ilgili. Nitekim Doğu Akdeniz ülkesi Suriye’de deniz üssünü geliştiren ve bölgede geçen ay bu ülke ile askeri tatbikat yapan Rusya, Doğu Akdeniz’deki filosunu büyütmeye çalışıyor.
Ancak enerjipolitik açıdan da Doğu Akdeniz konusu Rusya’yı çok yakından ilgilendiriyor. Şundan:
Avrupa’nın en büyük enerji tedarikçisi Rusya’dır. Bu durum ABD’yi oldukça rahatsız etmektedir. Zira ABD, Rusya’nın Avrupa üzerindeki enerji tekelinin bir siyasi nüfuza dönüşeceğinden kaygı duymaktadır.
ABD o nedenle Rusya’dan Almanya’ya uzanan Kuzey Akım-2 projesini engelleyebilmek için her yolu denedi. Ancak başaramadı.
Washington Avrupa’nın Rusya’dan enerji tedarikini azaltmak için öncelikle kendi kaya gazını, sıvılaştırılmış doğalgazını Avrupa’ya ihraç ederek azaltmaya çalıştı, çalışıyor. Ancak bunun yeterli olmadığı ortada.
İşte Doğu Akdeniz doğalgazı bu açıdan önem kazanmış durumda.
Dolayısıyla Doğu Akdeniz’in enerjipolitik mücadelesi Rusya’yı yakından ilgilendiriyor. (Türkiye’nin o nedenle Rusya’yla birlikte hareket edebilmesinde sayısız yarar var.)
ÇİN’İN DOĞU AKDENİZ İLGİSİ
Doğu Akdeniz’le ilgili bir diğer büyük güç ise Çin’dir. Dünyanın en büyük enerji ithalatçısı durumundaki Çin’i, bu konumu nedeniyle kürenin her tarafındaki enerjipolitik mücadele ilgilendirmektedir.
Diğer yandan bölge, Çin’in 2013 yılında ilan ettiği “Kuşak ve Yol İnisiyati”nin Deniz bölümünün, yani 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu’nun güzergâhı üzerinde olması bakımından da kritik önemdedir.
Beijing yönetiminin bölgeye ilişkin politikası, genel dış politikasıyla oldukça uyumlu seyretmektedir:
1) Birbiriyle mücadele eden ülkeler de dahil, bölgenin her ülkesiyle ilişki kurmak,
2) İlişkinin merkezine ticareti koymak,
3) Kazan-kazan temelinde hareket etmek…
İSRAİL VE YUNANİSTAN’IN ÇİN ENERJİPOLİTİĞİNDEKİ YERİ
Tabii ki Doğu Akdeniz ülkeleri içindeki bazıları diğerlerine göre Çin’le ilişkileri bakımından öne çıkmaktadır. Bunlar İsrail ve Çin’dir.
Çin, İsrail ile yapılan 2 milyar dolarlık anlaşma doğrultusunda Hayfa Limanı’nın 2021 yılından itibaren 25 yıl süreyle işletilmesini aldı. Bu durum Washington’u oldukça rahatsız etti.
Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo iki ay önce İsrail’i ziyaret etmiş ve bu konuda Tel Aviv yönetimine baskı uygulamıştı: “İsrail’in Çin’le işbirliği yapması, Washington’un Tel Aviv’le önemli projelerde çalışmasını tehlikeye atıyor” (14.5.2020).
Henüz netlik kazanmamakla birlikte, Çin’in Hafya Limanı’na alternatif olarak Suriye’nin Lazkiye Limanı’nı kiralayabileceği de gündemde…
Çin’in Deniz İpek Yolu açısından esas yatırımı ise Yunanistan’ın Pire Limanı’dır. Çin bu limanın işletmesini 2009’da 35 yıllığına aldı ve burayı dünyanın en büyük 30. limanına dönüştürdü.
DENİZ İPEK YOLU VE İZMİR LİMANI
Türkiye her ne kadar Pekin’i Londra’ya bağlayan Kuşak ve Yol İnisiyatifinin kara ayağının üç koridorundan birinde, orta koridorun güzergâhı içinde yer alsa da, benzer bir durum Deniz İpek Yolu’nda sağlanamadı.
Birkaç yıl önce bu konuda doktora tezi hazırlayan bir Çinli akademisyene iki öneride bulunmuştum:
1) Çin, Adana-Ceyhan’da dev bir teknopark açabilir. Böylece Çin, bu teknoparkta montajlayacağı ürünlerini Avrupa pazarına kısa yoldan ulaştırabilir.
2) Çin, Ceyhan Limanı’nı Deniz İpek Yolu içinde önemli bir terminal olarak değerlendirebilir.
Geçen yıl bu önerimi Cumhuriyet gazetesindeki köşemde de ele almış ve şöyle demiştim: “İskenderun Havzası’ndaki bu işbirliği, hem Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji savaşlarında elini güçlendirecek, hem de Çin’e ekonomik kazanç ile stratejik derinlik kazandıracaktır” (Cumhuriyet, 1.4.2019).
Geçenlerde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, benzer bir öneriyi, İzmir için yaptı. Soyer, İzmir’in “orta koridorun Akdeniz ile buluştuğu yer olduğunu” belirterek, hem Şanghay’da, hem de Chengdu’da bir İzmir Ofisi açmayı planladıklarını belirtti (9.7.2020).
Umarız bu konuda Dışişleri Bakanlığı da devrede olur ve Atina’daki Pire Limanı’nın karşısında, İzmir Limanı da Deniz İpek Yolu içerisinde önemli bir konum kazanır!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
11 Ağustos 2020
LİBERAL DEMOKRASİ DEDİKLERİ MAFYOKRASİ
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 05/08/2020
ABD ÇİN’E DİJİTAL SAVAŞ AÇTI
Huawei konusunu yazdık: ABD bu Çinli şirkete iki nedenle ambargo uyguladı.
Birincisi Huawei cep telefonu pazarının bir numarası oldu; önce ABD’li Apple’i, ardından da Güney Koreli Samsung’u geçti. İkincisi ise Huawei aslında cep telefonu bölümünden ziyade 5G altyapısı kuran üstün teknoloji birikimiyle öne çıkıyordu.
5G’yi Çinli Huawei’nin kurması ise ABD için kırmızıçizgiye dönüştü. ABD bunu güvenlik endişesi sayarak en önemli müttefiki İngiltere’yi bile tehdit etti. Pek çok ülkeye şantaj uyguladı.
“GÜVENLİK ENDİŞESİ” BAHANESİ
Tabi aslında esas mesele “güvenlik endişesi” değildi. Washington “güvenlik endişesi” söylemi üzerinden müttefiklerini baskı altında tutuyordu; “güvenlik endişesi” diyerek bu ülkelerin Çin’le bilişim alanında ilişki kurmasını önlemeye çalışıyordu…
Tıpkı “SSCB’den gelen tehdit” diyerek NATO üzerinden Avrupa ülkelerini tam denetim altında tutması gibi…
Avrupa ülkeleri açısından Çinli bir şirkete 5G altyapısı kurdurmak güvenlik endişesiyse, elbette ABD’li bir şirkete kurdurmak da güvenlik endişesidir!
Bir ülke için başka bir ülkenin dijital uygulamaları ulusal güvenlik sorunuysa, bu alanda yıllarda tekel olan ABD, kendisinin de diğer ülkeler için ulusal güvenlik sorunu olduğunu aslında dile getirmiş olmaktadır!
POMPEO’NUN HEDEFİ TİKTOK
Huawei ve 5G’den sonra ABD’nin yeni dijital savaş gerekçesi, TikTok.
Video esaslı bir sosyal medya platformu olan Çinli TikTok kısa sürede dünya çapında popüler oldu. Bu nedenle Washington’un da hedefi oldu.
TikTok’u hedef alan ilk açıklama ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’dan geldi. Pompeo TikTok başta bazı Çinli sosyal medya uygulamalarına yasak getirebileceklerini açıkladı (7.7.2020).
Ardından Beyaz Saray ekonomi danışmanı Larry Kudlow, TikTok tarafından yönetilen verilerden endişe ettiklerini açıklayarak, uygulamanın bir Amerikan şirketi olarak çalışmasını istediklerini belirtti (17.7.2020).
Bu kısaca TikTok’un ABD’li bir şirkete satılmasını istemekti!
TRUMP-MİCROSOFT GÖRÜŞMESİ
Nitekim ABD Başkanı Donald Trump, bu satışın gerçekleşmesi için açık bir tehditte bulundu.
Trump önce TikTok’u yasaklamak için bir kararname imzalayacağını duyurdu ve bu kararını 24 saat içinde resmileştirme ihtimali olduğunu söyledi (1.8.2020).
Ardından Microsoft bir açıklama yaptı ve TikTok’u Çinli teknoloji şirketi ByteDance’den satın almak için görüşmelerde bulunduklarını duyurdu. Microssoft CEO’su Satya Nadella bu konuda Trump’la görüştüklerini de açıkladı (3.8.2020).
Öte yandan Rueters’e konuşan “üç kaynak”, Trump’un ByteDance’e TikTok’u ABD’li Microssoft’a satması için 45 gün süre tanıdığını belirtti (3.8.2020). Kısa bir süre sonra açıklama yapan Trump haber doğruladı, Microsoft CEO’su Satya Nadella ile görüştüğünü, fiyat dahil konuştuklarını ve Çinli şirketin TikTok’u satması için 45 gün süre tanıdığını söyledi (3.8.2020).
TRUMP’UN 45 GÜN SÜRE VERMESİNİN İKİ ANLAMI
Trump’un Çin’li şirketin ABD’li şirkete satılması için 45 gün süre tanıması iki anlama geliyor:
1) ABD’nin o çok övündüğü “liberal demokrasisi” aslında “mafyokrasi”dir!
2) Trump’un Çinli sosyal medya uygulamasının ABD’ye karşı veri güvenliği riski oluşturduğunu savunması, aslında ABD’li sosyal medya uygulamalarının da benzer riski diğer ülkeleri için taşıdığı anlamına gelmektedir.
Bu ikisi de şu gerçeğe işaret ediyor: ABD’nin teknoloji üstünlüğü ile dijital dünyayı başka ülkelere karşı kullanması dönemi artık bitiyor!
ABD SENATO’SUNUN ENDİŞESİ
Nitekim geçen ay ABD Senato bu konuda bir rapor hazırlamıştı. Rapordaki Çin’e yönelik “bilgiyi sansürleme ve dijital otoriterleşme” gibi propagandaya dayalı suçlamaları bir kenara koyarsak, ABD Senatosu’nun asıl önemli gördüğü gerçek şuydu: ABD önlem almazsa internetin kurallarını artık Beijing yazacaktı!
Senato’nun alınmasını istediği önlemlerin başında da “Çin’in 5G teknolojisine ABD’nin bir alternatif geliştirmesi amacıyla kamu sektörü ve özel sektör ortaklığı oluşturulması için bir yasanın çıkarılması” ihtiyacıydı (22.7.2020).
Kısacası dijital dünyadaki çatışmanın, gittikçe diğer çatışmaların önüne geçeceği bir döneme giriyoruz…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
4 Ağustos 2020
WASHINGTON’UN HEDEFİ ÇKP
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 29/07/2020
ABD’NİN AMACI ÇKP’YE KARŞI KÜRESEL KOALİSYON
Kimi “süper solcular” Çin’e özgü sosyalizme dudak bükse de, ABD yönetimi o sosyalist sistemi ve sistemin mimarı Çin Komünist Partisi’ni “baş düşman” ilan etmiş durumda…
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, bu yılın başında, 20 Ocak’ta, “asıl tehdit Çin Komünist Parti’dir” demişti ve ABD yönetimi o günden beri sürekli Çin Komünist Partisi’ni hedef alan açıklamalar yapıyor.
ÇKP NEDEN ABD’NİN HEDEFİ?
ABD’nin ÇKP’yi hedef alması, kuşkusuz kendi cephesinden oldukça mantıklı.
Zira ABD’nin üst düzey politika yapıcıları bilmektedir ki, bugün Çin Halk Cumhuriyeti ABD ekonomisine yetiştiyse, üretimde ve ticarette geçtiyse, altı kıtada büyük yatırımlar yapabiliyorsa, teknolojide büyük atılım sağladıysa, askeri alanda da makası hızla kapatıyorsa ve en önemlisi dünyanın dörtte biri büyüklüğündeki 1,4 milyar nüfusunun refah seviyesini her yıl artırıyorsa, bunun asıl sorumlusu Çin Komünist Partisi’dir.
Çin Komünist Partisi liderliğinde Çin Halk Cumhuriyeti, sömürge ve iş savaş döneminin büyük yıkımını onarmış ve 70 yılda ülkeyi ABD’yle yarışır hale getirmiştir.
EKONOMİ VERİLERİ
Aslında Çin Komünist Partisi önderliğinde Çin’in nereden nereye geldiğini en iyi ekonomi verileri göstermektedir.
Örneğin Çin’in satınalma gücü paritesine göre dünya ekonomisi içindeki payı 1980’de sadece yüzde 2,3 iken, bu oran 2017’de yüzde 18,3’e, yani yaklaşık sekiz katına yükselmiştir. Aynı tarihlerde ABD’nin dünya ekonomisindeki payı da küçülmüştür: 1980’de yüzde 24,3 iken, 2017’de yüzde 15,3’e gerilemiştir.
2006 yılında Çin’in üretimi 894 milyar dolar iken, ABD’nin üretimi Çin’in iki katıydı; 1,8 trilyon dolardı. 2015 yılına gelindiğinde ABD’nin üretimi 2,17 triyon dolara çıkabilirken, Çin’in üretimi ABD’yi geçti ve 2,57 trilyon dolara yükseldi.
Ticarette de durum benzer. Çin 1979 yılında sadece 13,7 milyar dolarlık mal ihraç edebilirken, 2017’de ihracat 2,28 trilyon dolara çıktı. Çin ABD’ye yılda 431 milyar dolarlık mal satabilirken, ABD Çin’e ancak 149 milyar dolarlık mal satabilmektedir.
ÇKP’NİN 6 HEDEFİ
Görüldüğü gibi Çin 70 yılda, olağanüstü bir büyüme gerçekleştirmiştir. Üretime dayalı bu büyümenin mimarı Çin Komünist Partisi ve onun uyguladığı Çin’e özgü sosyalizmdir.
Ve Çin Komünist Partisi, 6 hedef belirlemiştir.
Bu hedeflerin birincisi Çin’i 2050 yılına kadar müreffeh, güçlü, demokratik, kültürel açıdan gelişmiş, uyumlu, güzel ve modern bir sosyalist ülke haline getirmektir.
ÇKP ayrıca “önce insan” merkezli kalkınmayı sürdürmeyi, reformlara devam etmeyi, sosyalist hukuk devleti inşasını, ÇKP’nin emrinde güçlü bir ordu inşa etmeyi ve Çin’e özgü ülke diplomasisi ile yeni bir uluslararası ilişki tarzı geliştirmeyi önüne hedef koymuştur.
POMPEO LONDRA’DA ÇKP’YE KARŞI KÜRESEL KOALİSYON ARIYOR
İşte ABD bu büyük gerçeği, yani büyük Çin atılımın mimarının ÇKP olduğu gerçeğini gördüğünden, artık doğrudan ÇKP’yi hedef almaktadır.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, geçen hafta Londra’yı ziyaretinde konuyu yeninden gündeme getirdi ve baş tehdit ilan ettiği Çin Komünist Partisi’ne karşı “küresel bir koalisyon kurma” amacını ilan etti (21.7.2020).
Pompeo, Trump yönetiminin, “Çin tehdidini anlayan ve Pekin’i doğru düzgün davranmaya mecbur edene dek Çin Komünist Partisi’ni geri püskürtmeye hazır olan ülkelerle koalisyon kurmayı umduğunu” dile getirdi.
ABD Başkanı Donald Trump da, kısa bir süre önce G7’yi G11’e genişletmeyi istediğini açıklamıştı. Trump, Batı kampındaki “en gelişmiş” 7 ülkeye Rusya, Hindistan, Güney Kore ve Avustralya’yı ekleyerek, aslında Çin’e karşı “daha geniş Batı” inşa etme stratejisi belirlemişti.
Ancak Moskova yönetimi Çin’i dışarıda bırakan bu yapıya itiraz etmiş, G20 mekanizmasının ihtiyacı gördüğünü savunmuştu.
ÇİN DÜŞMANLIĞI ABD’YE YARAMIYOR
Sonuç olarak ABD yönetimi seçim takvimi yaklaştıkça Çin’e karşı baskıyı artırma peşinde. Trump, Çin düşmanlığını yükselttiği oranda seçimi kazanacağını varsayıyor.
Ancak anketlere bakılırsa seçimi kazanma olasılığı gün geçtikçe azalıyor ve Çin’e karşı inşa etmek istediği bir büyük cepheyi de kurabilmekten uzak görünüyor.
Ticaret savaşında vites yükseltmesinin ise Çin’e verdiği zarar kadar ABD’ye de zarar verdiği gün geçtikçe ortaya çıkıyor.
Kısacası, Çin düşmanlığı Trump’a ve ABD’ye yaramıyor.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
28 Temmuz 2020
TRUMP SEÇİM STRATEJİSİNİ ÇİN ÜZERİNE KURDU
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 22/07/2020
GÜNEY ÇİN DENİZİ’NDE ASKERİ KIŞKIRTMA
6 ay öncesine kadar ABD seçimlerinin favorisi, mevcut başkan Donald Trump’tı. Trump, tepki çeken pek çok politikasına rağmen, ekonomide sağladığı kısmi başarılarla ABD kamuoyunun desteğini arkasına almıştı.
Ancak salgın bu durumu değiştirdi. Trump yönetiminin salgını önce ciddiye almayan, ardından iş ciddileşince topu Çin’e atarak başarısız yönetimini perdelemeye çalışan çizgisi, adım adım kamuoyu desteğini yitirmesine neden oldu.
Dahası ekonomide sağladığı kısmi başarı da bu süreçte tersine döndü: İşsiz sayısı 40 milyonu aştı!
Üstelik siyah öfke patlaması da, Beyaz Saray’ın iyi yönetemediği bir krize dönüştü.
Kısacası Kasım ayı yaklaşırken, Trump için çanlar çalışıyor….
TRUMP AMERİKALILARA ÇİN KORKUSU POMPALIYOR
Ancak Donald Trump kurnaz bir işadamı sonuçta. Hatta devletlerarası ilişkilerde zaman zaman işadamlığının devlet başkanlığının önüne geçtiğini de söyleyebiliriz.
O nedenle Trump, kötü gidişata rağmen oyunu çevirecek potansiyele sahip.
Ve hayatı kâr-zarar hesabı üzerine kurulu Trump, bu amaçla tüm seçim stratejisini Çin üzerine kurmuş durumda.
Amerikan halkına Çin korkusu pompalayarak, Çin’in ABD’nin küresel liderliğini elinden almaya çalıştığını savunarak, Çinlilerin Amerikalıların refahına göz koyduğunu işleyerek ve elbette ateşiyle ülkesini yakmaya çalışan bu kızıl ejdere karşı en yetkin Amerikan kartalının kendisi olduğunu iddia ederek bir seçim kampanyası yürütüyor.
TİCARET VE TEKNOLOJİ SAVAŞI
Nasılsa, ABD stratejisi de Çin karşıtlığına uygun. Trump öncesi yönetimlerce başlatılan ve adım adım inşa edilmiş olan Hint-Pasifik stratejisi, temel olarak Çin’i çevrelemeyi, bölgesine sıkıştırmayı hedefliyor.
Dolayısıyla şartlar Trump için Çin düşmanlığı yapmayı kolaylaştırıyor.
Trump da seçime kadar bunu en iyi şekilde kullanıp dört koldan Çin’e karşı harekete geçmeye ve tansiyonu yükselterek bunu oya çevirmeye çalışıyor.
Ticaret savaşı zaten iki yıldır sert şekilde sürüyor. Teknoloji savaşı da adım adım yükseltildi; Trump, Boris Johnson başta kimi müttefiklerini Huawei’yi 5G’den çıkarması için tehdit ediyor.
ABD diğer yandan Uygur, Tibet, Hong Kong, Tayvan gibi konuları Çin’i sıkıştırmak için kullanıyor. Bu konular üzerinden dünyada Çin’e karşı bir kamuoyu oluşturmaya çalışıyor.
GÜNEY ÇİN DENİZİ’NDE KIŞKIRTMA
Trump yönetimi son olarak Güney Çin Denizi’nden silah göstererek Çin’i kışkırtmaya çalışıyor.
ABD, Bağımsızlık Günü 4 Temmuz’da Güney Çin Denizi’nde iki uçak gemisiyle askeri tatbikat yaparak açıkça Pekin yönetimini kışkırtmaya çalıştı.
Her biri 90 uçak olmak üzere toplam 180 uçak taşıyan ve 12 bin asker bulunduran USS Nimitz ve USS Ronald Reagan uçak gemileri, açık ki bölgede askeri gerilim peşinde…
Nitekim Çin yönetimi de ABD’nin kışkırtma arayışına dikkat çekti. Çin Dışişleri Sözcüsü Zhao Lijian, “ABD’nin niyetinin tartışmalı sularda çatışma kışkırtıcılığı yapmak, askerileşme ve silahlanmayı teşvik etmek ve barış ile istikrara zarar vermek olduğunu” açıkladı.
Aslında iki uçak gemisiyle yapılan bu tatbikat ile, bir gün önce ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun sözlerinin gereği yapılmaya çalışılıyordu. Zira Pompeo özetle “Güney Çin Denizi Çin’in değil” demişti!
Elbette Güney Çin Denizi Çin’in değildi; Çin’le birlikte Filipinler’in, Vietnam’ın, Brunei’nin ve Malezya’nındı. Fakat uçak gemisiyle güç gösterisi yapan ABD’nin kesinlikle değildi!
Güney Çin Denizi’ne dair sorunlar ve tartışmalı konular, komşuların meselesiydi; ABD’nin değil!
ABD’NİN İŞİ ZOR
Elbette Trump yerine Biden’ın kazanması, ABD’nin Çin’e karşı pozisyonunu değiştirmeyecek. Zira Çin’i çevreleme stratejisi, Biden’ın yardımcılığını yaptığı önceki başkan Obama’nın da stratejisiydi.
ABD, küresel liderliğinin önünde engel gördüğü için ekonomik olarak kendisini yakalayan Çin’i, askeri ve siyasi olarak sıkıştırmayı sürdürecek.
Sorun şu ki, Çin defalarca ilan ettiği gibi “küresel liderlik” peşinde değil ve dünyayla yürüttüğü ekonomik ve siyasi ilişkiler, Batı’nın geleneksel sömürgeciliğine hiç benzemediği için Güney Amerika’dan Afrika’ya kadar dünyanın pek ülkesi tarafından kazançlı ve yararlı görülüyor. Dahası ABD’nin tüm tehditlerine rağmen Avrupa ülkeleri de Çin’le ticaret yapmayı kârlı görüyor.
Kısacası, seçimi kim kazanırsa kazansın, ABD’nin işi zor!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
21 Temmuz 2020
HDP’NİN UYGURCULUĞU!
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 15/07/2020
MESELE AMERİKANCILIK VE ÇİN KARŞITLIĞI
HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun birkaç gün önce TBMM’de yaptığı konuşma dikkatinizi çekmiştir. “HDP olarak Kürtlerin de, Uygur Türklerinin de hakkını savunan bir partiyiz” diyordu Gergerlioğlu…
Doğrudur, HDP’nin zaman zaman Uygur Türkleriyle ilgili açıklamaları oluyor.
Peki neden? İki nedeni var:
Birini geçen yılki konuşmasında açıklıyor Gergerlioğlu: “Türkiye’de Kürt meselesinde nasıl ayrımcı politikalar izleniyor ve buna karşı çıkıyorsak Çin’de de Uygur Türklerine yapılan ayrımcı politikalara şiddetle karşı çıkıyoruz parti olarak” (21.11.2019).
Yani HDP, Türkiye’de Kürtçülük yapabilmesine dayanak oluşturabilmesi için Çin’de Uygur Türkçülüğü yapıyor!
YA AZERBAYCAN, KIBRIS, IRAK TÜRKLERİ?
HDP için varsa yoksa Uygur Türkleri…
Ya Azerbaycan Türkleri? Siz hiç HDP’nin Ermenistan işgali altındaki Azerbaycan toprakları için bir tepki gösterdiğini işittiniz mi?
Ya Kıbrıs Türkleri? Siz hiç HDP’nin Kıbrıs Türklerinin devletini tanımayan ABD ve AB’ye tepki gösterdiğini duydunuz mu?
Ya Irak Türkmenleri, Suriye Türkmenleri? Siz hiç HDP’nin Irak Türkmenlerini, Suriye Türkmenlerini savunduğunu gördünüz mü?
Neden Irak, Suriye, Azerbaycan ya da Kıbrıs Türkleri değil de Uygur Türkleri?
MESELE TÜRK DEĞİL ABD’NİN ÇIKARI
HDP’nin Uygur Türklerine ilgisinin ikinci nedeni ise Amerikancılığıdır!
ABD, Çin’i zayıflatmak için bir yandan ticaret savaşı uyguluyor, diğer yandan bu ülkeyi askeri ve siyasi olarak çevreliyor, öte yandan da Uygur Türkleri, Tibet ve Hong Kong ayrılıkçılığı gibi konuları kaşıyor…
Her yıl insan hakları raporu hazırlayarak Çin başta olmak üzere bir çok ülkeyi hedef alıyor. Irak’ta, Suriye’de, Libya’da milyonlarca insanı katleden ABD emperyalizmi, diğer ülkelere insan hakları dersi vermeye kalkıyor!
ABD’nin Uygur Türklerine sevgisi, Çin’i hedef alması nedeniyledir. Uygur Türklerinin Çin’den ayrılmasını savunarak bu ülkeye zarar vermek istiyor.
Ama aynı ABD, ayrı yaşamakta olan Kıbrıs Türklerini, Kıbrıs Rumlarıyla birlikte yaşamaya zorluyor yıllardır!
ABD’nin Türklerin Çin’den ayrılmasını ama Rumlarla birlikte yaşamasını savunması çıkarları gereğidir, arkasında bir ilke yoktur elbette…
ABD’NİN AMACI İSRAİL’İN GÜVENLİĞİ
Kıbrıs’ta Türkleri Rumlarla birlikte yaşamaya zorlayan ABD, Kürtleri ise Türklerden Araplardan, İranlılardan koparmaya çalışmaktadır.
Neden? Kürtlerin kara kaşını, kara gözünü sevdiği için mi? Ya da Türklerin, Arapların, İranlıların kaşını ve gözünü sevmediği için mi?
Elbette değil. ABD bölge ülkelerini parçalayarak daha iyi kontrol edebilmek, bir enerji koridoru oluşturabilmek ve bölgeyi İsrail’in güvenliğine daha uygun hale getirebilmek için Türkiye, İran, Irak ve Suriye’yi bölmek istemektedir. 50 yıllık politikasıdır bu…
Arap ve İranlı basıncı altındaki Yahudilere, Kürt desteği sağlamaya çalışmaktadır. Hatta Yahudilerin rahat edebilmesi için Kürtleri paratoner olarak kullanmaktadır: Türkler, Araplar ve İranlılar Kürtlerle uğraşsın ki, Yahudiler rahat etsin yani…
EMPERYALİZM KULLANIR VE SATAR
ABD emperyalizminin Kürtleri kaç kere kullanıp yarı yolda bıraktığı, kısacası sattığı yakın tarihimizin acı gerçeklerindendir.
ABD emperyalizmi çıkarları için Kürt’ü de, Türk’ü de, Arap’ı da kullanır, kullanıyor…
Oysa bu coğrafyada Türkler, Kürtler, Araplar, İranlılar bin yıldır iç içe yaşıyor. Bu coğrafyaya 50 yıl önce gelen bir emperyalist devletin bölgeyi karıştırmasına zemin yaratmak, hiç kimseye yaramıyor emperyalist tekellerden başka…
O nedenle Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, İranlı’nın emperyalizmi dışlayarak herkesin yararına bir birlikte yaşama formülü üzerinde kafa yorması gerekiyor…
ASYA YÜZYILINDA REFAH İÇİNDE
Uygur Türkleri için de geçerli bu…
Uygur Türkleri içinde ABD desteği ile ayrılıkçılık yapan bir avuç Rabiacı, Uygur Türklerine iyilik değil, kötülük yapıyor!
Uygur Türkleri ABD’ye aldanıp ayrılıkçılık yapmamalı, Çin de Uygur Türklerini ABD’nin kullanabilmesine zemin yaratmamalı…
Asya yüzyılında, birlikte, barış içinde, refah içinde yaşamalıyız hepimiz…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
14 Temmuz 2020
ABD-ÇİN BÜYÜK REKABETİ
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 01/07/2020
ABD ile Çin arasında bir “büyük rekabet” vardır ama bu bir “hegemonya” mücadelesi değildir. Çünkü Çin’in “hegemonik güç” olma hedefi yoktur. Hegemonik güç olmak isteyen ABD’dedir; bir süre de olabilmiştir ancak artık hegemonyası inişe geçmiştir.
Küresel ölçekte hegemonya, bir süper devletin diğer devletler üzerinde siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda mutlak üstünlük sağlamasıdır.
Çin’in “hegemonik güç” olma hedefinin bulunmadığının en açık göstergesi, ulusal güvenlik strateji belgeleridir. O belgelerde Çin’in böyle bir niyeti görünmemektedir.
Peki “gizli hedefi” olabilir mi? Olamaz, çünkü “hegemonik güç” konusu gizlenebilecek bir konu değildir. Nitekim ABD yıllarca yayımladığı ulusal güvenlik strateji belgelerinde kendisinin hegemonik güç olduğunu ve düzeni sağlama sorumluluğunun kendisinde olduğunu açık açık ilan etmişti.
KÜRESEL LİDERLİK SORUNU
Kaldı ki hegemonik güç olma konusu ideolojik bir konudur; emperyalist kapitalizme özgüdür, sosyalizme değil…
Nitekim Çinli komünist yetkililer bu konu açıldığında, Çin’in böyle bir hedefi olmadığını belirtmekle yetinmez, böyle bir hedefe yönelmesi halinde ülkelerine karşı mücadele edeceklerini bile söylerler!
Bu arada hegemonik güç olmak ile küresel lider olmak aynı şey değildir. Hegemonik güç aynı zamanda küresel liderdir ancak küresel lider aynı zamanda hegemonik güç olmayabilir.
Hegemonik güç olmayan küresel lider, küresel ilişkilere diğer aktörleri de katarak liderlik eder; diğer ülkeler üzerinde siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda mutlak egemen olmaya çalışmaz.
Çin bu nedenle küresel lider adayıdır.
REKABETİN NİTELİĞİ
ABD-Çin büyük rekabeti özünde bir üretim rekabetidir.
ABD son çeyrek yüzyılda üretimin merkezi yerine tüketimin merkezi olmaya dönüşmüş, Çin ise bu süreçte üretimin merkezi haline gelmiştir.
ABD, Donald Trump yönetimiyle bu değişimi durdurmaya çalışmıştır, çalışmaktadır. ABD’nin Çin mallarına karşı gümrük duvarlarını yükseltmesi, ambargolarla Çin’de üretim yapan ABD şirketlerini ülkeye çekmeye çalışması bu amaçladır.
ARA DÖNEM
Dünya tek kutuplu değil artık ve ABD 21. yüzyılı “Amerikan Yüzyılı” yapamayacağını biliyor. Hegemonyasının inişe geçtiğini, küresel liderliğinin sonunun geldiğini ve inşa ettiği “dünya düzeni”nin adım adım zayıfladığını görüyor.
Dünya ara bir dönem yaşamaktadır: ABD’nin liderlik ettiği dünya düzeni henüz yıkılmamıştır ve yerine de yeni bir dünya düzeni kurulmamıştır.
ABD’nin hegemonyası inişe geçtiği için kurduğu düzene liderliği zayıflamaktadır.
Çin, bir yandan ABD’nin kurduğu düzen içinde yükselmeye, o düzeni ayakta tutan kurumların içindeki ekonomik ve politik ağırlığını artırmaya çalışmakta, diğer yandan da düzeni ayakta tutan o kurumların alternatiflerini birer birer inşa etmektedir.
Mehmet Ali Güller
CRI TÜRK
30 Haziran 2020
HİNDİSTAN-ÇİN GERGİNLİĞİ ABD’YE YARAR
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 24/06/2020
Çin ile Hindistan arasındaki sınır sorununun iki ülkeyi karşı karşıya getirmesi ABD’yi oldukça memnun ediyor. Geçen hafta iki ülke askerlerinin sınır hattında çatışması ve 20 Hint askerinin ölümü, ABD için bulunmaz fırsattı…
Hindistan Çin’le ne kadar karşı karşıya gelirse, o kadar ABD’ye yanaşacak; Washington’un hesabı ve isteği bu….
Hindistan’ın ABD’nin yanında olması ise hızla küresel liderliğe yükselen Çin’i durdurabilmesi ya da dengeleyebilmesi demektir…
ABD’NİN HİNT-PASİFİK STRATEJİSİ
Nitekim ABD tüm stratejik planlamasını buna göre yapmaktadır:
1. ABD “Asya-Pasifik stratejisini”, Haziran 2019’da “Hint-Pasifik stratejisi” diye güncelledi.
2. ABD Çin’e karşı ABD, Hindistan, Japonya ve Avustralya dörtlüsünden oluşan bir cephe inşa etmeye çalışıyor.
3. ABD dört yeni katılımla, G-7’yi G-11’e dönüştürmek istiyor. O dört ülke Hindistan, Avustralya, Güney Kore ve Rusya. ABD’nin amacı G-11ile Çin’i yalnızlaştırmak. Rusya bu nedenle G-11’e itiraz etti.
BEIJİNG VE MOSKOVA’NIN ŞİÖ VE BRICS HAMLESİ
Aslında hem Beijing hem de Moskova, ABD’nin Hindistan’ı “geni Batı” içine dahil etmeye çalıştığını uzun süredir biliyordu. Yıllardır süren Hindistan-Pakistan sorununu da ABD bu amaçla değerlendirmeye çalışıyordu.
ABD ayrıca Çin’in Hindistan’la tarihi sınır sorununun bulunmasını ve Hindistan-Pakistan sorunlarında Çin’in Pakistan’ın yanında konumlanmasını da Hindistan’ı yanına çekebilmenin fırsatları olarak görüyor ve değerlendirmeye çalışıyordu.
Ancak Beijing ve Moskova, 21. yüzyılda ABD’nin planlamalarını boşa çıkaran önemli diplomatik hamleler yaptılar; Hindistan’ı, Pakistan’la birlikte Şanghay İşbirliği Örgütü’ne aldılar; diğer yandan Hindistan’la BRICS’te buluştular…
Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS dev bir ekonomik topluluk haline geldi…
HİNDİSTAN ABD’YLE DEĞİL, ÇİN’LE BÜYÜR
İçte ABD 20 yıla dayanan bu gelişmeyi tersine çevirmenin aracı olarak görüyor Çin-Hindistan sınır sorununu…
Hindistan’ı ŞİÖ’den ve BRICS’ten koparmak ve ABD’nin Çin’e karşı oluşturduğu platformlara dahil etmek, ABD’nin en kritik önemdeki hedefidir…
Şundan:
ABD’nin “büyük rekabet” içerisinde Çin’e karşı şansı gittikçe azalıyor. Büyüyen ve küresel liderliği almaya hazırlanan Çin’i, ABD ancak Çin kadar nüfusu olan ve ekonomisi hızlı gelişme potansiyeli taşıyan Hindistan’la dengeleyebilir…
Hindistan’ın ABD’nin bu büyük oyununa alet olup olmaması sadece Hint-Pasifik bölgesini değil, tüm dünyayı etkileyecek.
Ancak Hindistan’ın ABD’yle hareket etmesi, son tahlilde Hindistan’a bir kazanç sağlamayacak. Zira Hindistan Asya’da, ŞİÖ’de, BRICS’te Çin ve Rusya’yla birlikte hareket ettiği için hızla gelişmektedir…
Yani Hindistan’ın ABD’yle değil Çin’le büyüdüğü ve büyüyeceği en önemli gerçekliktir.
ASYA YÜZYILI, ÇİN-HİNDİSTAN-RUSYA İTTİFAKIYLA GERÇEKLEŞİR
O nedenle Hindistan çok dikkatli hareket etmelidir. ŞİÖ ve BRICS birlikteliklerinden vazgeçmesi Delhi için büyük kayıp olur…
Çin ve Rusya da, Asya devi Hindistan’ı ABD’nin yanına itmemenin koşullarını oluşturmaya çalışmalıdır.
Çin, Hindistan ve Rusya üçlüsünün işbirliği ve ittifakı, Asya Yüzyılının gerçekleştirmenin biricik yolu ve güvencesidir.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
23 Haziran 2020
KÜRESEL LİDERLİĞİN SEMBOLÜ: 5G
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 17/06/2020
Küresel liderlik mücadelesinin en önde gelen mücadele alanlarından biri 5G’dir. 5G’yi en çok ülkede kimin kuracağı, yeni dünyanın nasıl şekilleneceğinin de bir bakıma işareti olacak. O nedenle bu alanda kıran kırana bir mücadele var.
Fakat mücadele iki ülkeden hangisinin daha çok 5G kuracağı şeklinden çok, birinin kurmaya çalışması, diğerinin de önlemeye çalışması şeklinde sürmektedir.
ABD KENDİ YAPTIĞINI BAŞKASINDAN DA BEKLİYOR
5G neden önemli? Çünkü 5G, veri trafiğini yönetmek demek. O trafiği yönetenin para trafiğini de, güvenlik trafiğini de yöneteceği düşünülüyor.
Tabii bu daha çok ABD’nin suçlaması: Kendisi yıllarca böyle yaptığı için, kendi teknolojisini başkasına sattığında ona karşı kullandığı için, başkasının da aynı şeyi yapacağını düşünüyor haklı olarak…
Bu elbette mümkün ancak “yeni bir dünya” kurulurken bunu önleyebilmek de mümkün!
Zira teknolojiyi sattığına karşı kötü amaçla kullanmak, süper devlet hastalığıdır; çok merkezli dünyanın kolektif yönetiminde o hastalık geride bırakılabilir…
ABD’NİN İKİ ÇIKMAZI
Girişte belirttik: ABD ile Çin arasındaki 5G rekabeti, iki ülkenin 5G kurması rekabeti şeklinde değil, Çin’in kurmaya, ABD’nin ise önlemeye çalışması şeklinde sürmektedir.
Çünkü 5G teknolojisinde Çinli şirketler açık ara öndedir.
Bu ABD’yi iki şeye yönlendirmektedir: Birincisi kendi şirketlerini Çin’in 5G sağlayıcılarıyla rekabet edebilmeye teşvik etmekte; ikincisi de 5G için Çinli şirketlerle anlaşmaya giden “müttefiklerini” durdurmaya çalışmakta.
ABD bunun için en yakın müttefiklerini gerekirse tehdit de ediyor!
Son ve en önemli örneği İngiltere!
TRUMP JOHNSON’LA TARTIŞTI
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, müttefiki İngiltere’yi 5G konusunda uyardı ve safını seçmesini istedi! Pompeo, Londra merkezli HSBC bankasını da fırçaladı!
ABD, İngiltere, 5G, HSBC…
Aradaki bağlantıyı anlatabilmek için kronolojiyi izleyelim:
ABD yönetimi müttefiki İngiltere’nin sınırlı bile olsa Huawei’ye 5G altyapısı kurulmasında rol vermemesini istiyor; bunun ulusal güvenliği tehlikeye atacağını savunuyor ve Washington-Londra arasında istihbarat paylaşımına engel oluşturacağını iddia ediyor.
İngiltere buna rağmen şubat ayında Çinli teknoloji şirketi Huawei’ye ülkenin 5G altyapısında hizmet sağlayıcı olarak yer verme kararı almıştı. Bu kararın ardından Donald Trump’ın Boris Johnson’la telefonda sertçe tartıştığı İngiliz basınına yansımıştı.
Ancak buna rağmen İngiltere, Çin’in nükleer enerji santralleri kurma taahhüdünü sürdürmesini de göz önünde bulundurarak, Huawei’nin 5G ağını kurmasına belli ölçülerde izin sağlayabileceğinin işaretlerini veriyor.
Nitekim Londra’nın bu konudaki temel yaklaşımı şu resmî açıklamasıdır: “Başbakan, piyasanın çeşitlendirilmesi ve az sayıda şirketin hakimiyetinin kırılması için benzer düşünen ülkelerin birlikte çalışmasının önemini vurguladı.”
HSBC’NİN ROLÜ
HSBC Yönetim Kurulu Başkanı Mark Tucker, İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile bu ayın başında gizli bir görüşme yaptı. Ancak görüşme 7 Haziran’da medyaya yansıdı.
Haberlere göre Tucker, Johnson’a özetle Huawei’nin ağ donanımını yasaklamaması gerektiğini, aksi takdirde HSBC’nin Çin’de misillemeye uğrayabileceğini söylemişti.
HSBC Hong Kong’da kurulmuştu ama Londra merkezli bir bankaydı. Üstelik Hong Kong’daki en büyük iki bankadan biriydi ve Çin’de de çok geniş iş sahasına sahipti.
HSBC’nin İngiltere Başbakanı’ndan talebi Washington’u köpürttü ve devreye ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo girdi.
POMPEO’NUN ŞANTAJI
Pompeo öncelike HSBC’yi hedef aldı. ABD Dışişleri Bakanı, HSBC’yi Hong Kong sorununda Pekin’e “biat etmekle” suçladı! (11.6.2020).
Pompeo ikinci olarak, son dönemde sıkça yaptığı gibi Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP) suçladı. ABD Dışişleri Bakanı, ÇKP’yi İngiltere (Britanya) bankalarının Çin’deki işlerini Londra’ya karşı siyasi baskı aracı olarak kullanmakla suçladı.
Pompeo üçüncü olarak da doğrudan Londra yönetimine seslendi ve “safını seçmesini” istedi! ABD Dışişleri Bakanı, Huawei’den vazgeçmesi halinde Londra’nın yanında olacaklarını söyledi: “ABD, Britanya’daki dostlarımıza duydukları her türlü ihtiyaç konusunda yardım etmeye hazırdır. Bu yardımlar güvenlikli, dayanıklı nükleer enerji santrali inşa etmekten yurttaşların mahremiyetini koruyan güvenilir 5G teknolojisi geliştirmeye kadar uzanır.”
ABD’NİN GERİ ADIMI
Ancak bu şantajlara, bu tehditlere rağmen bir de teknoloji dünyasının kendi gerçekleri var. O da şu: 5G altyapısı kurmak konusunda Çinli Huawei lider konumda ve ABD bunu engelleyebilecek durumda değil.
Huawei’ye dünya çapında ambargo uygulamaları bunu engellemedi nitekim…
O nedenle ABD bu konuda geri adımlar atmaya mecbur ve de atmaya başladı: Örneğin ABD Ticaret Bakanlığı, Amerikan şirketlerinin Huawei ile iş yapmasına yönelik kısıtlamaları, 5G standartlarında birlikte çalışabilmelerine izin verecek şekilde değiştirmek durumunda kaldı! (16.6.2020).
Kuşkusuz bunda ABD’nin kaçınılmaz olarak Huawei’nin teknoloji seviyesinden yararlanma ihtiyacı var öncelikle…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
16 Haziran 2017