Posts Tagged Ali Babacan
Bilal Erdoğan ve kapitalizm
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 12/02/2026
Bilal Erdoğan’ın kapitalizm “karşıtı” şu sözleri tartışma yarattı: “Kapitalist düzen maalesef insanı insan yapan değerlerinden uzaklaştırıyor. Ve eğer buna karşı aktif mücadele veren bir zümre olmazsa, bu mücadeleyi kaybetmemiz çok da uzak olmasa gerek.”
Marx’ın önemli saptamasıdır: “Maddi koşullar insanın bilincini belirler.” Edip Cansever’in “insan yaşadığı yere benzer” demesi ise bu gerçekliğin şiirsel halidir.
Konumuz elbette Bilal Erdoğan’ın sözleri ile pratiği arasındaki uyumsuzluk değil. Bu sonuçta AKP’nin siyaset yapma tarzı çünkü: “Yerli ve milliyiz” derler ama pratikte en Atlantikçi icraatlere imza atarlar. “Batıya karşıyız” derler ama Batının tüm nimetlerinden yararlanırlar, bunu da “Batı’nın tekniğini almak ama ahlakından uzak durmak” diye formüle ederler.
En kapitalist parti
AKP fiilen Türkiye’nin en kapitalist, en özelleştirmeci, en serbest piyasacı, en neoliberal partisidir. Kamu kaynaklarının ve Cumhuriyetin birikiminin yüzde 86’sı AKP döneminde satıldı, özelleştirildi, yabancılaştırıldı, piyasalaştırıldı, yağmalandı. Tek başına kamucu birikimin bu tasfiyesi bile bile AKP’nin en kapitalist hükümet olduğunu ortaya koymaktadır.
Üstelik yüzde 86 bile artık yetmiyor AKP’yi, kalanları da satmanın peşindeler. Şimdi de 2 köprü ve 7 otoyol özelleştirmesi var. İBB AKP Grup Başkanvekili Faruk Gökkuş açık açık söyledi: “Köprüleri özelleştireceğiz. İnandığımız ekonomik sistem neyse, biz onu size rağmen uygulamaya devam edeceğiz.”
AKP budur. Bu sözler Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın “babalar gibi satacağız” demesinin, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın 31 Mayıs 2013’te TBMM’de “Bizden önce 13 hükümet sadece 8 milyar dolarlık özelleştirebildi. Biz ise tam 42 milyar dolarlık özelleştirdik” diye övünebilmesinin devamıdır.
Seçim bütçesi hazırlığı
2 köprü ile 7 otoyolun 25 yıllığına 7 milyar dolara özelleştirileceği konuşuluyor. Oysa CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz’ın Karayolları Genel Müdürlüğü 2026 Yılı Performans Programı Raporuna dayanarak aktardığına göre 2 köprü ve 7 otoyolun 2025 net karı 600 milyon dolar. Yani 25 yılda net 15 milyar dolar yapar.
Peki AKP hükümeti kamu adına neden böyle bir paradan vazgeçiyor ve uzun vadede kasaya girecek 15 milyar dolar yerine kısa vadede kasaya girecek 7 milyar dolara razı oluyor? Şirketlerin çıkarını mı düşünüyor? Yoksa erken bir seçim planlıyor ve kasada kullanılacak sıcak paraya ihtiyacı mı var?
Yargının siyasallaşması
Erdoğan’ın kabinede yaptığı küçük ama etkili revizyon, muhalefet tarafından bir erken seçim işareti olarak yorumlanıyor. Başsavcı Akın Gürlek’in Adalet Bakanı ve Vali Mustafa Çiftçi’nin İçişleri Bakanı atanması dikkat çekici.
Özellikle Akın Gürlek, Saray açısından çok önemli bir isim. Hakim iken Adalet Bakanı Yardımcısı, Başsavcı iken Adalet Bakanı yapıldı. Böylece yargı cübbesi üzerindeyken iki kere siyasi ceket giymiş oldu.
Gürlek Türkiye’nin şu anda gündeminde olan sayısız dava soyasının sahibi durumunda. Açtığı davalar, muhalefet tarafından “Sarayın siyasi operasyonları” olarak yorumlanıyor. Saray o davaların sahibini şimdi doğrudan Adalet Bakanı yaparak, aslında muhalefetin yorumunu da doğrulamış oluyor.
Öte yandan Gürlek’in iki kere cübbesi üstündeyken siyasi ceket giymesi, “parti devleti” olgusunu da gözler önüne seriyor.
Türkiye’nin sosyalistleri var
Başa dönersek, Bilal Erdoğan’ın “Kapitalist düzene karşı mücadele eden bir zümre olmazsa insanı insan yapan değerler yok olacak” diye “endişe etmesine” gerek yok.
Bu ülkede her türlü zorluğa rağmen kapitalizme karşı mücadele eden sosyalistler, komünistler var.
Ve kapitalizme karşı mücadelenin en somut hali de AKP’ye karşı mücadeledir. Çünkü AKP hükümetleri, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en kapitalist, en özelleştirmeci, en Atlantikçi hükümetleri olmuştur.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Şubat 2026
BIDEN, AKP’YE HANGİ PLANI VERDİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/12/2011
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Obama’nın seçim kampanyası nedeniyle katılamadığı İstanbul’daki Girişimcilik Zirvesi için Türkiye’deydi. Biden zirve dışında birçok ikili görüşme yaptı; Suriye’den İran’a, Ermeni meselesinden Heybeliada Ruhban Okulu’na değin pek çok konuyu muhataplarıyla görüştü.
Peki, Biden’in ajandasındaki esas konu neydi? Biden AKP’yle asıl hangi konuyu bağlamaya geldi? İnceleyelim:
YÜZDE 60: KUZEY IRAK
Joe Biden’in Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşmeye dair Cihan Haber Ajansı’nın geçtiği bir ayrıntı dikkat çekiciydi. Ajans, Gül ve Biden’ın basına kapalı ikili görüşmesinin “yüzde 60’ının” Irak’la ilgili olduğunu belirtiyordu. Bu yüzdenin, kuşkusuz taraflardan en azından birinin saptaması olarak Ajans’a verildiği ortada… Bu yüzde 60’lık gündemde de Kuzey Irak’la ilişkilerin konuşulduğu özellikle belirtiliyor.
Gelelim Biden’in hasta yatağındaki Başbakan Erdoğan’ı ziyaretine. Yetkililer bunun bir hasta ziyareti olduğunu söylüyorlardı. Zira Başbakan Erdoğan, görüşmeden birkaç gün sonra yapılacak Bakanlar Kurulu toplantısına bile katılamayacak durumda.
YÜZDE 50: KUZEY IRAK
Biden’in Erdoğan’ı ziyaretinin resmi olarak 45 dakika planlandığı kaydediliyordu. Ancak görüşme tam iki saat sürdü!
İlginçtir, görüşmeye dair ayrıntı servis edilen Cihan Haber Ajansı ve Zaman gazetesi, bu iki saatlik “hasta ziyaretine” dair şu bilgileri geçti: “Amerikalı üst düzey bir yetkiliye göre Erdoğan’ın Kısıklı’daki evinde gerçekleşen görüşmenin yarıya yakın bölümünde ABD’nin yılsonuna kadar tamamen çekileceği Irak konuşuldu.”
ABD’li yetkililerin Cihan Haber Ajansı’na aktardıklarına göre, Biden, Erdoğan’la görüşmesinde İran konusunu bile Irak düzleminde ele aldı: “İkili, İran’ın Irak üzerindeki rolünü de ele aldı. ABD Başkan yardımcısı, İran’ın Irak’taki etkisinin abartıldığını ve Iraklıların, İran başta olmak üzere dış müdahalelerden hoşlanmadıklarını anlattı.”
BİDEN BARZANİ’YLE NE GÖRÜŞTÜ?
Gelin Biden’ın Gül ve Erdoğan’la görüşmesindeki bu dikkat çekici ayrıntıları, bir başka olguyla birlikte değerlendirelim.
Bildiğiniz gibi Joe Biden, Türkiye’ye gelmeden önce Irak’ı da ziyaret etti. Biden, Kuzey Irak’ın başkenti sayılan Erbil’de Mesut Barzani ile buluştu ve basına kapalı önemli bir görüşme gerçekleştirdi.
KUZEY IRAK’LA ENTEGRASYON
Peki, Obama’nın yerine Biden’ın katıldığı Girişimcilik Zirvesi’nde, Başbakan Erdoğan’ın yerine konuşan Ali Babacan ne demişti: “Amacımız Ortadoğu’da sınırları kaldırmak”
Nitekim Babacan’ın bu açıklaması hem Tayyip Erdoğan’ın “Diyarbakır’ı BOP içinde merkez yapma” diye tarif ettiği görevle uyumlu, hem de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun geçen yıl TÜSİAD’ın dergisine söylediği entegrasyon görüşleriyle uyumlu:
“Haritaya baktığımızda Kürt coğrafyasının dağlar üzerinde doğal olmayan bir şekilde ayrıldığını görüyorsunuz. (…) Dolayısıyla onlarla entegre olmamız lazım.”
TÜRKİYE HİMAYESİNDE KÜRDİSTAN PLANI
ABD biliyor ki, Türkiye’ye himaye ettiremeyeceği bir Kürt Devleti bölgede yaşayamaz. Hele de ABD, Irak’taki askeri gücünü çektikten sonra… İşte bu yüzden Biden, 25 yıldır dayatılan bu planı şimdi AKP’nin eline vermiştir.
Suriye konusu da, İran konusu da, merkezinde Kuzey Irak’ın olduğu konulardır artık!
Ancak ABD açısından asıl soru şudur: 8 yıldır bölgedeki askeri gücüne rağmen planlarını işletemeyen Washington, askersiz bu planları nasıl hayata geçirebilecektir?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Aralık 2011
AKP VE DAMAT FERİT GELENEĞİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 27/12/2010
Türk dış politikasının başarısızlığını, salt Ahmet Davutoğlu’nun “hayalciliğiyle” açıklamaya çalışan tezler, Türk dış politikasına Davutoğlu kadar zarar veriyor. Bu tez, son tahlilde, Erdoğan’ın Davutoğlu değişikliğinin, Türk dış politikasını kurtaracağı sonucuna götürür!
Oysa sorunun kaynağı Davutoğlu değildir. Sorunun kaynağı AKP ve onun iktidar olabilmesinin şartı olarak ABD’ye olan bağımlılığı ile politikalarının Washington merkezli olmasıdır.
“Komşularla sıfır sorun” adı altında yürütülen bu politikaların “mantığını” çözümlemek açısından, gelin Washington merkezli tezlerin sahiplerinden Ömer Taşpınar’ın yazdıklarına bir göz atalım:
“Ama eğer bu konuda kendi elimizi güçlendirmek ve ABD’deki Ermeni lobisinin işini zorlaştırmak istiyorsak 2011 Haziran seçimlerinden hemen sonra yapılması gereken şey belli: Ermenistan ile imzalanan protokolleri TBMM’den geçirmek. Ermeni soykırım yasa tasarısının Demokles’in kılıcı gibi her yıl Türk-Amerikan ilişkilerinin üzerinde sallanmasını engellemek için önümüzdeki son fırsatı kaçırmamalıyız. Zira Beyaz Saray ve ABD Dışişleri sonsuza kadar Türkiye’nin jeostratejik önemini Kongre’ye karşı savunamayacaklardır”. (Ömer Taşpınar, Kürt Meselesi, CHP ve ABD, Sabah, 27 Aralık)
Keza Davutoğlu da “Tasarı Demokles’in kılıcı gibi sallanmasın” demişti birkaç gün önce…
Gelin kafa üstü duran bu tezi, önce ayaklarının üzerine taşıyalım.
ABD’nin Ermeni Soykırımı iddiasını gündemde tutmasının hedeflerinden biri, Türkiye’ye Ermenistan’la ilişkilerini normalleştirmesini sağlatmaktır. Çünkü Ermenistan’ın siyasi ve ekonomik nedenlerle buna ihtiyacı vardır. Türkiye ise ilişkilerin normalleşmesini, Ermenistan’ın işgal ettiği Azeri topraklarından çekilmesi şartına bağlamıştı. Bu şart AKP taahhütleriyle birlikte, kırmızı bir çizgi olmaktan zamanla çıktı. TBMM’den geçirilmesi istenen protokoller, işte AKP’nin bu şart olmaksızın, Ermenistan’la ilişkileri normalleştirmesini esas almaktaydı.
Hal böyleyken, “Ermeni Soykırımı tasarısı, Demokles’in kılıcı gibi üzerimizde sallanmasın diye” protokolleri TBMM’den geçirmeyi kabullenmek, tasarının hedefinin zaten gerçekleşmesi demektir!
“Komşularla sıfır sorun” sağlayacağım diye “sorunları komşu lehine sıfırlamak”, başarı değil, bağımlılıktır!
Karşıdakinin kozunu almak için, kozu kabullenmeyi diplomatik başarı gibi sunan bu anlayış, bağımlılığın sonucudur, bağımlı kafanın esaretinin sonucudur. İşte AKP, tüm Dışişleri Bakanları’yla bu anlayışı sürdürdü; şimdiki Bakan Ahmet Davutoğlu gibi, Yaşar Yakış da, Abdullah Gül de, Ali Babacan da bu çizgiyi yürüttü.
Ki bu çizgi, Damat Ferit çizgisidir, geleneğidir. Tarih içinde çözümü de bellidir.
MEHMET ALİ GÜLLER