Posts Tagged Almanya

GLADYO SİLİVRİ’DE DEĞİL, ANKARA’DA

NATO’nun en önemli işlevi, “müttefik” ülkeleri denetim altında tutmaktır. Nitelim eski ABD Dışişleri Bakanı Henrry Kissinger, “Amerika’nın müttefiki olmak, Amerika’nın düşmanı olmaktan daha tehlikelidir” diyerek bir bakıma bu gerçeğe işaret etmiştir.

Washington bu denetimi Gladyo, SüperNATO, Kontrgerilla diye adlandırılan gizli örgütlerle sağlar. ABD bu örgüte kaydettiği adamlarını devletin, ordunun, istihbaratın, kolluk kuvvetlerinin, partilerin en kritik noktalarına ve hatta en tepesine getirir. O nedenle de Gladyo’lar mutlaka iktidarda olur, muhalefette değil. Ve her ülkenin Gladyo’su, Brüksel’deki ana karargâh üzerinden doğrudan Washington’a bağlıdır.

Tüm bu genel bilgileri neden mi anımsattık? Çünkü Washington’un kirli işlerini deşifre eden ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) elemanı Edward Snowden’in sızdırdığı son belgeler, Gladyo’ya işaret etmektedir!

NATO, AB’Yİ DİNLİYOR

Snowden’in Alman Spiegel dergisine sızdırdığı belgelere göre NSA, AB’nin Washington ve Brüksel ofislerini dinlemiş. Üstelik dinleme sistemi NATO ana karargâhından kontrol edilmiş!

Yani ABD, Atlantik ittifakının diğer parçası olan AB’yi sürekli izleyerek, denetim altında tutmuş. Kuşkusuz şaşırmadık.

Peki, ABD bu “kirli” işi nasıl yapmış? “Çok gizli” kodlu Eylül 2010 tarihli belgelere göre NSA, hem AB Temsilciliği’ne dinleme cihazları yerleştirmiş, hem bilgisayar sistemlerine girerek tüm e-postaları izlemiş hem de ağdaki tüm dosyaları kontrol altına almış. NSA, benzer şekilde AB’nin BM’deki temsilciliğini de izlemiş.

NATO Ana Karargâhı’ndan kontrol edilen bu sistemle AB’ye ait binalardaki tüm telefon konuşmaları da en az beş yıldır dinleniyormuş.

ABD, İSTİHBARAT SERVİSLERİ ÜZERİNDEN BİLGİ ALIYOR

Edward Snowden dışında, eski NSA elemanı Wayne Madsen da çok önemli şeyler söylüyor. Örneğin Madsen, Avrupa’daki en az 7 istihbarat servisinin, ülkelerindeki telefon ve internet faaliyetleri hakkında NSA’ya düzenli bilgi verdiğini belirtiyor.

Nasıl ve neye dayanarak? ABD ile bu ülkeler arasında NATO ilişkileri üzerinden yasal ve yasadışı anlaşmalar var. İstihbarat servisleri bu anlaşmalara(!) dayanarak ülkelerini Washington’un denetimine açıyor.

Yine Kissinger’ın bir sözünden hareket ederek bu ilişkiye açıklık getirebiliriz: “Yasadışı olanı hemen yapabiliriz. Anayasaya aykırı olanı yapmak ise biraz daha vakit alır.” Kuşkusuz bu söz ABD için hem içeride, hem de dışarıda geçerlidir…

Ayrıca ille de bir anlaşmaya gerek de yoktur. Gladyo marifetiyle en önemli adamların istihbarat servislerinde en üst kademelere yükseltildiği, CIA’nın bu istihbarat servisleri içinde doğrudan kendine bağlı klikler oluşturduğu da artık bilinmektedir.

ABD, SİLİVRİ’DEN YENİLECEK

Gelelim meselenin bizi ilgilendiren kısmına…

Dün Aydınlık sürmanşetten duyurdu: NSA’ya vatandaşlarının telefon konuşmalarını ve internet yazışmalarını veren bir diğer istihbarat kuruluşu da MİT!

Doğrusu buna da şaşırmadık. ABD’yle “2 sayfa 9 maddelik gizli bir anlaşma” yapan bir ülkenin istihbarat servisi de bağımsızlık konusunda soru işaretlidir!

Bu tablo Galdyo’nun Türkiye’de iş başında olduğunu göstermektedir. Anormal olan ise kimi “safların” hâlâ Silivri’de Gladyo’nun yargılandığını sanmasıdır!

Ama tıpkı ABD’nin ipliğinin pazara çıkması gibi, Silivri gerçeği de kısa zamanda tescillenecektir.

Şu nedenle eminiz: ABD’nin “kirli işlerinin” son bir iki yıldır çokça ortaya dökülmesi, bu ülkenin zayıflaması ve inişe geçmesiyle ilgilidir. Güçlü ülkelerin sırrı olur ama zayıflayan ülkelerin sırları ortalığa dökülür!

Sırrı ortalığa saçılan ABD, yenilen ABD’dir. Ve ABD Silivri’de de yenilecektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Temmuz 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

ALMANYA, SURİYE CEPHESİNDE

“Suriye’ye ha saldırıldı, ha saldırılacak” propagandasıyla dolu bir yılı geride bıraktık. Ancak Suriye dimdik ayakta!

Bu süreçte Atlantikçilerin Suriye’ye saldıramayacağını iki veri nedeniyle saptıyorduk: Saldırı tarafından bulunan ABD zayıflıyor, savunma tarafında bulunan Çin – Rusya – İran bloğu güçleniyordu!

ÇİN’İN AĞIRLIĞI

Ancak Şam karşıtı kesimler ısrarla gücü parmak hesabıyla yapmaya çalışıyorlardı… “Suriye’yi topu topu üç ülke destekliyor” diyorlardı; onlarca ülkenin ise muhaliflerin arkasında olduğunu söylüyorlardı… Her “Suriye’nin dostları” adı altındaki “Suriye’nin düşmanları” toplantısında “şu kadar ülke temsilcisi, bu kadar katılımcı var” diye gürültü yapıyorlardı…

Hollanda, Belçika, Lüksemburg diyorlardı, Katar, Bahreyn, Arap Emirlikleri diyorlardı… Oysa hepsini toplasan Çin’in bir eyaleti etmiyordu!

BATI BÖLÜNDÜ

ABD karşısında geri adım atmayan Çin – Rusya – İran bloğu, işte bir yılın sonunda hem Suriye’ye saldırıyı engelledi, hem de karşı cepheyi böldü!

Almanya’dan söz ediyoruz, AB’nin motor ülkesinden…

Berlin, artık net bir şekilde Suriye cephesinde mevzilenmiştir!

MOSKOVA – BERLİN BİRLİKTELİĞİ

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Almanya ve Fransa ziyaretleri sırasında tutumunu belirleyen Berlin, hem Paris’le ayrı düştü hem de Moskova’ya açık destek verdi. Anımsayalım:

Önce Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle açıkladı ülkesinin tutumunu… Westerwelle, Suriye’ye askeri müdahalede bulunulması yönündeki görüşlere katılmadıklarını ve siyasi bir çözüm bulunmasını istediklerini söyledi.

Ardından Almanya Başbakanı Angela Merkel konuştu… Putin’le görüşmesinden sonra basının karşısına çıkan Merkel, Moskova ve Berlin’in aynı görüşte olduğuna dikkat çekti. Suriye’deki şiddete son verilmesi gerektiğini, bu konuda kendisi gibi Putin’in de bir siyasi çözümden yana olduğunu kaydeden Merkel, “Suriye’de olası bir iç savaşın önlenmesi için her ülke ne yapabileceğine bakmalı” dedi.

HULA KATLİAMI, MUHALİFLERİN ESERİ

Şiddetin esas kaynağının Esad karşıtları olduğu artık Berlin’in de bilgisi dâhilinde!

Bakın Atlantik medyasının günlerdir üstünde tepindiği “Hula katliamı”, kendi eserleri çıktı. “Esad’ın tankları, elleri bağlı çocukları katletti” diye servis edilen haberler, vicdanı olan habercileri utandırdı! Zira elleri bağlı çocuklar vardı ama tank ateşiyle ölmemişlerdi!

Çocukları bağlayan da öldüren de Esad karşıtı teröristlerdi!

ABD KAYBETTİ, SURİYE KAZANDI

Artık İnsan Hakları İzleme Örgütü de gerçekleri dile getirmeye başladı. Örneğin önceki gün, 14 Suriye askerinin katledildiğini açıkladılar. Dera’da teröristler, tam 14 askeri öldürmüştü…

“Demokrasi” diyen, “Türkiye Suriye’deki şiddete sessiz kalamaz” diyen, “zulüm ile abad olunmaz” diyenler, bu gerçeğe de kör oldular, sessiz kaldılar, yazmadılar, konuşmadılar!

Ama Suriye gerçeği artık gizlenememektedir ve gün geçtikçe daha çok kesimin gözünü açmaktadır!

Gerçek en büyük güçtür ve işte Suriye bu gerçek nedeniyle tam bir yıldır Atlantik’e direnmiş, Batı’nın savaş naralarına karşı birliğini koruyabilmiştir.

Çin – Rusya – İran eksenli Suriye’yi savunma hattı, artık Almanya’nın dâhil olmasıyla daha da güçlenmiştir!

Batı’nın Suriye’ye saldıramayacağını artık daha güçlü ilan edebiliyoruz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Haziran 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

ÇOK KUTUPLU YENİ DÜNYA

Yeni yılın ilk gününde, yeni dünyamızı inceleyelim. Çünkü 2011 yılında oluşmaya başlayan bu yeni dünya 2012 yılında daha da pekişecek ve Türkiye de yeni dünyadaki yerini alacak…

2003 yılındaki tek kutuplu dünya görüntüsü, sadece 8 yıl sürdü. ABD, 2011 yılında yeni dünyanın kurulmasını çaresizlik içinde izledi.

Artık dünya tek bir kutuptan değil, birkaç kutuptan oluşuyor:

1. KUTUP: ABD

ABD, kuzey komşusu Kanada ile birlikte Kuzey Amerika kutbunu oluşturuyor. Bu kutbun en önemli iki müttefiki Avrupa’daki İngiltere ile Ortadoğu’daki İsrail’dir.

ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli taşeronu ise AKP hükümetidir. ABD, AKP üzerinden İran ve Suriye konusunda hâlâ hamleler yapabilmektedir.

Irak’tan çekilen ABD, Afganistan’da da siyasal yenilgi içindedir. ABD, Afganistan politikasını güçlendirmek için önemli bir araç gördüğü Pakistan’ı da 2011’de kaybetti.

ABD’nin Pasifik’teki müttefikleri ise Japonya, Güney Kore ve Avustralya’dır. Ancak büyük bir ekonomik güç olan Japonya da son dönemde Çin’e yanaşmaktadır. İki ülkenin ticarette dolar yerine kendi ulusal paralarını kullanmaya yönelmesi, ABD için küresel bir darbe daha olacaktır. Öte yandan Pekin ve Tokyo’nun Kore yarımadasının güvenliği için işbirliğine yöneleceği işareti de ABD’nin Pasifik’e müdahale zeminini daha kaygan hale getirecektir.

2. KUTUP: LATİN AMERİKA

ABD ve Kanada’yı dışarıda bırakan Amerika kıta ülkeleri, CELAC isimli bir yeni yapı kurdular. Son 10 yıldır teker teker Bolivarcı devrimlere sahne olan Latin Amerika ülkeleri, ABD’ye karşı birlik oluşturdular.

Brezilya ve Venezüella liderliğindeki birlik, ABD’yi güneyden kuşatırken, Ortadoğu’da bile aktif tutumlar sergiledi.

3. KUTUP: ALMANYA MERKEZLİ AB

ABD’nin İngiltere üzerinden müdahale edebildiği AB, 2011 yılında Almanya merkezli AB’ye dönüştü.

2000’lerde başlattığı Doğu’yla işbirliğinin avantajlarından yararlanan Almanya, Avrupa kıtasını etkisi altına alan ekonomik krizden en az etkilenen ülke oldu. Avro krizi ve avro bölge tartışmaları sırasında kıta politikalarına ağırlığını koyan Berlin, Londra’yı devre dışı tuttu.

4. KUTUP: İRAN MERKEZLİ ORTADOĞU

2011 yılı İran ve Ortadoğu için çok önemli bir dönüm noktası oldu. Irak işgalinin ilk gününden beri ağır bir ABD baskısı altında olan İran, yüzyıllara dayanan devlet geleneğinin de avantajlarını kullanarak, süreci çok az kayıpla atlattı ve 2011 yılında atağa geçti.

Tahran, Tunus ve Mısır’da başlayan halk hareketlerinin, bölgenin çıkarlarına hizmet etmesini sağlayacak politik hamleler yaptı. ABD, İran’ın bu hamlelerine Libya ve Suriye’de karışıklık çıkararak yanıt verdi. Yemen ve Bahreyn gibi ülkelerde tüm askeri baskılara rağmen dinmeyen halk hareketleri, Washington’un bölgesel çıkarlarını tehdit etmeyi sürdürüyor.

İran, Irak ve Suriye ile de çok önemli bir siyasal ittifak oluşturdu 2011’de…

2006’da Hizbullah’ın İsrail’i yenmesiyle başlayan ve 2011’de Hamas’ın FKÖ’ye katılmasıyla devam eden yeni dönem, Tahran’ın başarısı olarak değerlendiriliyor.

5. KUTUP: RUSYA

Putin ve Medvedev ikilisinin ayağa kaldırdığı Rusya, 2011’de ABD’ye karşı askeri hamleler de yapmaya başladı. Bu hamlelerin en önemlisi kuşkusuz uçak gemisini Akdeniz’e, Suriye’ye desteğe göndermesiydi.

Rusya, 2011’de Kazakistan ve Belarus’la birlikte Avrasya Birliği’ni başlattı. Birlik, 2012’de önüne kurumsallaşma ve yeni üyelerle genişleme görevi koydu.

Moskova, enerji hamleleriyle ABD’nin bölgedeki çıkarlarını zayıflattı. 2011’de imzalanan Mavi Akım ve Güney Akım projeleri, ABD’nin desteklediği Nabucco Projesi’nin çökmesine neden oldu.

6. KUTUP: ÇİN

Çin, kesintisiz büyüme sürecinin bu aşamasında, yani 2011’de çok önemli siyasal ataklar yaptı. ABD’nin emperyalist müdahalelerde bulunduğu bölgelere, ekonomisiyle nüfuz edip, Washington’un altını oydu. Batısında Afganistan ve Pakistan’la, doğrusunda da Japonya ile yakın işbirliği dönemi başlatan Çin, Asya kıtasının en geniş ölçeğinde etkin bir hale geldi. Pekin’in Latin Amerika’da başlattığı yatırım dönemi, Ortadoğu ve Afrika’da sürüyor.

Çin, 2011’de ABD’yi çok rahatsız eden bir silahlanma atağına da başladı. İlk uçak gemisini tamamlayan Pekin, uzayda Washington’la yarışa girdi.

Öte yandan Hindistan ve Brezilya gibi tek başına kutup olabilme potansiyeli taşıyan ülkeler de, 2011’de önemli hamleler yaptı. Her iki ülke de Rusya ve Çin’le yakın işbirliği dönemleri içine girdi.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Ocak 2012

, , , , , , , ,

2 Yorum

ÜÇ AVRUPA

AB’nin avroyu kurtarma zirvesinden, bölünme çıktı!

Almanya ve Fransa ikilisinin masaya getirdiği plan özetle daha derin bir mali birlik kurmayı hedefliyordu. Plan, Brüksel’i daha egemen hale getirecek ve diğer ülkelerin politikaları üzerinde daha fazla söz sahibi yapacaktı.

Berlin ve Paris’in diğer başkentlerin egemenliklerine el koyması anlamına gelen bu planı, Londra veto etti ve “yeni Avrupa”nın dışında kaldı!

İngiltere dışındaki bazı devletler de, avrodan dışlanmayı göze alamadıkları için, planı benimsemeseler de kabul etmek zorunda kaldılar. Ancak durumdan memnun olmayan bu ülkelerin anlaşmayı halk oylamasıyla ya da meclis yoluyla geçirmeleri büyük sıkıntı yaratacak. Anlaşmanın geçmeme olasılığının yüksek olduğu bu ülkelerden Danimarka, Finlandiya, Letonya, Çek Cumhuriyeti gibi ülkeler, zamanla İngiltere’yle birlikte “ikinci Avrupa”yı oluşturacaklar.

İNGİLTERE AB’DEN ÇIKTI!

Bu arada İngiltere’nin “mali sözleşme” kararını veto etmesi, İngiltere’yi karıştırdı. Başbakan Yardımcısı Nick Clegg, Başbakan David Cameron’un vetosu karşısında “şiddetli bir hayal kırıklığı” yaşadığını söyledi. Clegg veto kararının İngiltere’yi 27 üyeli AB’den soyutladığını savundu: “Eğer AB ile ilişkilerimizi daha da kötüleştirirsek, bu durum İngiltere’yi dünyada ‘cüce’ konumuna getirir.”

Clegg, Cameron kadar Merkel ve Sarkozy’yi de suçladı. İngiltere Başbakan Yardımcısı, Berlin ve Paris’i Londra’ya karşı “uzlaşmaz” tavır takınmakla ve AB’den izole etmekle suçladı.

Koalisyondaki Liberal Demokrat Parti’nin lideri olan Nick Clegg, önlerindeki bir başka tehlikeye daha dikkat çekti: “Ekonomik belirsizliğin olduğu bir zamanda koalisyon hükümeti de dağılırsa, bu İngiltere’ye büyük zarar verir.”

Cameron’un vetosu, koalisyon hükümeti gibi basını da böldü.  The Sun “Cameron İngiltere’nin çıkarlarına sadık kaldı” derken, The Guardian da, kararı “Cameron İngiltere’yi özgürleştirdi” diye savundu. Ancak The Independent “AB İngiltere’yi terk etti”, Times da “İngiltere, tek başına kaldı” gibi başlıklarla kararı eleştirdi.

ALMANYA ve FRANSA DA AYRIŞACAK

“Tek Avrupa” diye yola çıkan Avrupa ülkelerinin, ağır ekonomik kriz nedeniyle fiilen ikiye bölündüğü bu yeni süreç, aslında yeni bölünmelere de gebe… Zira ekonomik kriz son bulmayacak! Avrupalı iktisatçılar, on yıllar sürecek bir krizle karşı karşıya olduklarını kabul ediyorlar.

Süreci en iyi okuyan Berlin, çareyi Doğu’yla yakınlaşmakta bulmuştu. Soldaki Gerhard Schröder zamanında Rusya’yla yakın ilişki yoluna giren Almanya, bu reçeteyi sağdaki Angela Merkel döneminde daha sıkı uyguladı.

Almanya’nın ikinci şansı da, diğer Avrupa ülkelerine göre daha kamu ağırlıklı ekonomisi olması ve üretime dayalı ekonomi politika uygulamasıydı.

Krize kapitalist sistem içinde çare bulunamayacağı önümüzdeki dönemde, Almanya ve Fransa da zorunlu olarak ayrışacak; her iki ülke de birlik çıkarlarından ziyade ulusal çıkarlarına ağırlık verecek. Almanya mevcut yönelimini, yani Doğu’yla işbirliğini daha da artıracak, Fransa ise Akdeniz ülkeleriyle üçüncü bir birlik oluşturacak.

Böylece Avrupa; Almanya, Fransa ve İngiltere merkezli “üç Avrupa” halini alacak!

NOT: ABD projesi olan eski Avrupa ile Almanya merkezli yeni Avrupa değişikliğini de yarın işleyeceğiz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Aralık 2011 

, , , , ,

Yorum bırakın

ALMANYA RUSYA’YA “KUZEY AKIM”LA BAĞLANDI

Rusya’nın Viborg kentinden başlayıp Baltık Denizi’nin altından Almanya’nın Greifswald kentine bağlanan Kuzey Akımı doğal gaz boru hattı açıldı.

Projenin açılışı Almanya’nın Lubmin kentinde, Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev ile Almanya Başbakanı Angela Merkel tarafından yapıldı. Açılışa, Kuzey Akım’dan yararlanacak iki ülkenin lideri, Fransa Başbakanı Franois Fillon ile Hollanda Başbakanı Mart Rutte de katıldı.

1224 kilometre ile dünyanın deniz altından geçen en uzun boru hattı olan Kuzey Akım, yılda 27,5 milyar metreküp doğalgaz taşıma kapasitesine sahip. 10 milyar dolarlık hattın ikinci aşamasının devreye girmesiyle, kapasite 55 milyar metreküpe çıkacak.

MOSKOVA – BERLİN BAĞI

Nükleer enerjiden vazgeçme kararı alan ve 2022 yılına kadar tüm nükleer enerji santrallerini aşamalı olarak kapatacak olan Almanya, oluşan yüzde 23’lük açığı Kuzey Akım ile kapatmayı hedefliyor.

Bu durum Moskova ile Berlin’i birbirine daha da sıkı bağlayıp; Almanya’nın Doğu’ya yönelme politikasını bir aşama daha ilerletecek.

İki ülke arasındaki enerjiye dayalı bu gelişme, toplam ticarete de yansıyor. Kuzey Akımı açılışında, iki ülke ticaretinin bu yıl yüzde 20 artarak 50 milyar dolara çıkacağı açıklandı.

2012 yılı Rusya’da “Almanya yılı”, 2013 yılı da Almanya’da “Rusya yılı” olarak kutlanacak.

AB İÇİNDE KIRILMA

2005 yılında dönemin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Almanya Başbakanı Gerhard Schröder tarafından imzalanan Kuzey Akım anlaşması, AB içinde tepki toplamıştı.

Keza Beyaz Rusya ve Ukrayna da bu anlaşmadan memnun değildi. Çünkü iki ülke de, Kuzey Akım’la birlikte, Rus gazının Avrupa’ya taşınması güzergahı olmaktan çıkıyordu.

ALMANYA AVRASYA’YA YÖNELİYOR

Almanya, AB içindeki tepkilere rağmen ısrarla Doğu’ya yöneliyor. Ancak bu yöneliş, geçen yüzyıldaki gibi emperyalist yayılma amacı taşımıyor. Berlin tersine, dünya kapitalist sisteminin küresel çöküşünden en az zararla çıkmak için Doğu’ya yöneliyor.

Bir önceki dönemde Sosyal Demokrat lider Schröder’in, şimdi de Hristiyan Demokrat Birlik partisi lideri Merkel’in aynı poltikayı uygulaması bu zorunlu ihtiyaçtandır.

Almanya, Rusya dışında Çin’e de yöneliyor. Berlin yılın ilk yarısında Pekin ile 250 milyar avroluk anlaşmalar imzaladı

Almanya’nın Doğu’ya yönelişinin AB’ye en önemli yansıması, kriz içindeki Avrupa’nın geleceğine dair geliştirdiği politikalardır. Almanya’nın son olarak, “isteyen ülkelerin Avro bölgesinden gönüllü çıkabilmesi” için bir çalışma yürüttüğü ortaya çıktı.

Almanya’nın Doğu’ya yönelmesinden rahatsız olan ABD’de, Merkel karışıtı çıkışlar gittikçe hız kazanıyor.

Ancak Yunanistan ve İtalya’nın ardından sırasıyla Portekiz ve İspanya’nın, hatta Fransa ve İngiltere’nin de kriz batağına gireceğinin öngörüldüğü bir süreçte, Berlin’in transatlantik ilişkiler yerine Avrasya’yla ilişkilere daha da ağırlık vereceği anlaşılıyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Kasım 2011 

, , , , , ,

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: