Posts Tagged Barrack Obama

HİKMETYAR’IN DİZİNDEN, OBAMA’NIN YAMACINA

12 askerimizin şehit olması, pek çok kesimde “Afganistan’da ne işimiz var?” haklı sorusunu gündeme getirdi.

Hükümetin bu soruya yanıtı ise ibretlikti. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, 11 yıl önce kendilerinin sorduğu soruya bugün yanıt uydurabilmek için meseleyi getirip İş Bankası’nın Afgan yardımlarıyla kurulmasına bağladı! Ne alakası varsa artık…

Bozdağ, üstelik müthiş bir buluş yapmış gibi sorabiliyor: “O zaman Afganistanlı, ‘Türkiye’den bize ne’ demedi.”

Evet demedi, çünkü dost bir ülkeye yapılan emperyalist saldırı karşısında dayanışma gösteriyordu Afgan yönetimi… Ya biz?

Bu dayanışmayla, emperyalist ABD’nin Afganistan’ı işgaline destek vermemizi aynı gören zihniyetten, en hafifinden, utanılır!

AFGANİSTAN’A EVET, K. IRAK’A HAYIR

2001 yılında Afganistan’a asker gönderme konusu gündeme geldiğinde TBMM’de ettikleri sözler, arşivlerdedir.

O gün Ecevit hükümetini yerden yere vuran AKP’liler, hükümet olduktan sonra Ecevit’i arattılar. Afganistan kararını uzatmakla kalmayıp, ABD Irak’ı daha iyi bombalasın diye hava üslerini açtılar; Lübnan’a, Somali’ye, Libya’ya ABD komutasında asker gönderdiler…

Ancak bir tek, terörün kaynağı olan Kuzey Irak’a, Türk askerini yasakladılar!

ATATÜK’Ü NATO’CULUĞUNUZA ALET ETMEYİN!

Diyeceksiniz ki, “Afganistan’da ne işimiz var?” sorusuna, AKP’den başka türlü ne yanıt bekliyordun ki? Haklısınız…

Bizi AKP’lilerin yanıtlarından çok, onlara destek olmaya çalışan meslektaşlarımızın acıklı halleri ilgilendiriyor…

Örneğin Hürriyet’in “başyazarı” Taha Akyol, sırf Afganistan’da haklı bir işimiz olduğunu kanıtlayabilmek için Mustafa Kemal’in Eskişehir muharebelerinden sonra 20 seçkin subayı Afganistan’a gönderme kararı almasını örnek göstermiş…

İnsaf! Mustafa Kemal’in Afganistan’a destek vermek için 20 seçkin subayı göndermesi ile bugün ABD’nin Afganistan’ı işgaline destek vermek için Mehmetçik göndermemiz aynı şey mi?

Nedenler sizi ilgilendirmiyor ve kafanız sadece asker gönderilmesi üzerinden bir bağlantı kurabiliyorsa sadece, o zaman önce Viyana’ya asker gönderin!

Ve Atatürk’ü NATO’culuğunuza alet etmeyin!

1,646 ASKERİMİZİN ASIL GÖREVİ

Genelkurmay’ın “Afganistan’da ne işimiz var” sorusuna bulmaya çalıştığı yanıtlar da anlamsız… Kimse kendini kandırmasın! Türk askerinin Afganistan’da muharip görevinin olmaması bir şey değiştirmez.

Zaten ABD’nin, 1,646 askerimizin orada savaşmasına ihtiyacı yok. ABD, Türk varlığıyla Afganistan halkı üzerinden işgali normalleştiriyor; Türk askeri üzerinden işgale direnişi yumuşatmak istiyor!

ERDOĞAN’IN POZİSYONU

Zaman yazarı Ali Bulaç da “Afganistan’da ne işimiz var” diyerek hükümeti eleştirdi. Ve 80’lere giderek bir anı paylaştı. 1980’lerde Afganistan’da cihadın önemli isimlerinden Hizb-i İslami’nin lideri Gülbeddin Hikmetyar yardım için Necmeddin Erbakan’la temas kurduğunda, bugünün başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la da görüşmüş.

Ki anımsarsınız; Erdoğan’ın Hikmetyar’ın dizinin dibindeki görüntüsü çok eleştirilmişti…

O gün ABD’nin SSCB’yi Afganistan bataklığında eritmek için neler yaptığını, SSCB’nin yeşil kuşakla çevrelenmesi için ABD’nin hangi Müslüman örgütleri kullandığını, Usame Bin Ladin’lerin o zaman CIA kontrolünde Sovyet işgaline direniş için nasıl cepheye sürüldüğünü ve son tahlilde Hikmetyar ile Obama arasında bir zincir bulunduğunu anlatmayacağız uzun uzun…

Sadece Hikmetyar’ın dizinin dibinden, Obama’nın yamacına konumlanan Erdoğan’ın öyküsüne dikkatinizi çekeceğiz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Mart 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

ABD’NİN DÜŞÜŞÜ VE BAŞKANLIK YARIŞI

Dün, David Ignatius’un Washignton Post’da, ABD’nin düşüşüne çare olarak Zbigniew Brzezinski’nin “Stratejik Vizyon” isimli yeni kitabındaki görüşlerini önerdiğini yazmıştık.

Brzezinski, yeni kitabında, ABD ile çökmeden önceki Sovyetleri Birliği arasında alarm verici benzerlikler olduğunu saptamış ve ABD’ye, “pis çekişmelerin içine girecek Asya ülkeleri arasında ‘dengeleyici’ ve ‘arabulucu’ olmak” şeklinde bir rol biçmişti.

Brzezinski, ABD dirilişinin başarısını, “daha büyük Batı” inşa edebilmesine bağlamış, “daha büyük batı”nın da ancak ABD’nin Rusya ve Türkiye’yle yakın bir şekilde çalışmasından geçtiğini belirtmişti.

CUMHURİYETÇİLER ‘KAS GÖSTERİSİ’ ÖNERİYOR

Peki, ABD başkanlık yarışı içindeki adayların “ABD düşüşüne” önerdiği çareler neler?

David Ignatius’un görüşü şöyle: “Bu sene başkanlık seçimi kampanyasına hükmetmesi gereken dış politika konusu ‘Amerikan yenilenişidir.’ Her aday, devletteki düşüşü durduracak bir stratejiye sahip olduğu iddiasındadır ama bunların birbirine ‘benzer’ sürümleri işe yaramayacaktır.”

Ignatius, Cumhuriyetçi Parti’nin önde giden adaylarından Mitt Romney ve Newt Gingrich’in, “Amerika’nın gücünün yeniden tesis edilmesine dair ısrarlı çağrılar” yaptığını belirtiyor. Ignatius’a göre ABD’nin “diğer tüm ülkelerin üzerinde olduğu istisnai statüsünü yeniden elde edebileceğini” savunan bu adayların reçeteleri “kas gösterisinden” ibaret: “İran’a daha fazla askeri baskı, İran, Suriye ve rakiplere karşı daha fazla gizli CIA eylemi, Çin’e karşı daha sert ticari politikalar.”

‘BOŞ BÖBÜRLENMELER’

Hem Romney hem de Gingrich, Obama’nın “müttefiklerle engelleri kaldırma ve BM üzerinden iş yapma çabalarını”, “zayıflık göstergesi” olarak değerlendiriyor. Ancak Ignatius, “ABD’nin zaten aşırı derecede kas bağımlısı olduğunu ve gücünü etkili şekilde kullanabilmek için iyi müttefiklere ihtiyaç duyduğu” gerçeğini anımsatıyor ve şu tehlikeye dikkat çekiyor:

Brzezinski haklıysa ve ‘daha büyük batı’ Rusya ve Türkiye’yle işbirliğini gerektiriyorsa, o zaman Cumhuriyetçi Parti’nin istisnalık hakkındaki söylemi, boş böbürlenmeler olmaktan ziyade, ters sonuçlar da doğurur.”

Nitekim Ignatius, Obama’nın da zaten “2009’da ‘Rusya’yla yeniden başlama’ ve Türkiye’yle sabırlı diplomasiyle bu yeni ortakları kazanmaya çalışma işine başlamış” olduğunu anımsatıyor.

Ignatius, Cumhuriyetçi Parti adaylarının dünya ölçeğindeki görüşlerinin gerçekçi olmadığını belirtiyor: “Cumhuriyetçi Parti adayları bazen küresel reelpolitiği hafife alır görünüyorlar ve bunlar, partinin yeni muhafazakârlık kanadının romantik, ‘tek başına hareket et’ kültürünü seslendiriyorlar. Mesela Romney, Taliban’la barış görüşmeleri yapılması fikrine karşı çıktı. Kendi danışmanlarından bazıları tarafından bile bu tavır reddedildi. Gingrich, Filistinlileri devlet sahibi olmayı hak etmeyen ‘uyduruk’ insanlar olarak adlandırarak her büyük devletin (İsrail de dahil) savunduğu Orta Doğu’da iki devletli çözümü hor görüyor. Bu tür söylemler şimdiye kadar ana akımın dışındadır.”

‘OBAMA, SADECE KONUŞUYOR’

Cumhuriyetçi Parti adaylarını “gerçekçi” bulmayan David Ignatius, Barrack Obama’yı da “oynamaktansa, oyun hakkında konuşmayı daha iyi beceren” biri olarak suçluyor:

Obama’nın dış politikasına da benzer eleştiriler getirilebilir. O, Filistin meselesi gibi kronik meselelere çözüm önerisinde bulunarak yurt içi ve dışında ümitleri yükseltmişti. Gerçekte bunlar fos çıktı. Onun Afganistan politikası karışıktır ve giderek bir hayır işine dönüşüyor. Obama’nın bu seçim kampanyasında, eski sloganlar ve statükoya yönelik politikalardan gerçek ulusal diriliş dönemine geçilmesi için ülkeye nasıl liderlik edeceğini açıklaması gerekiyor.”

Ignatius’un da belirttiği gibi, bu seneki ABD Başkanlık Seçimlerinin ana konusu, “ABD düşüşüne çare arayışları” olarak sürecek!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Şubat 2011

, , , ,

Yorum bırakın

TÜRKİYE’YE YAPTIRIM

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Toronto’daki G-20 Zirvesi sırasında ABD Başkanı Barrack Obama ile başbaşa görüşmüş ve ardından Suriye’ye yaptırım kararını açıklamıştı. Tarih 27 Haziran’dı ve BM’nin Suriye konusunda henüz bir yaptırım kararı yoktu.

SURİYE’YE YAPTIRIM

Suriye’ye yaptırım kararının aslında Türkiye’ye yaptırıma dönüşeceğini daha ilk günden belirtmiştik.

Zira arkamızda Irak’a ambargo kararı duruyordu ve Türkiye’nin toplam zararı 100 milyar dolardan daha fazlaydı.

AKP’nin eski Dış Ticaret Bakanı Kürşat Tüzmen bile, zararı 83 milyar dolar olarak açıklamıştı.

Nitekim Suriye’ye yaptırım kararının da başta Gaziantep olmak üzere bölge ekonomimizi önemli oranda gerilettiği Sanayi ve Ticaret odalarının raporlarında görülüyor.

AKP’ye destek veren kesimleri de vuran Suriye’ye yaptırım konusu, AKP’nin zorunluluğuydu. Zira Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi, AKP’ye destek veren orta sınıfların itirazlarına rağmen yaptırımı uygulamakta ısrarcıydı. Çünkü ellerini bağlayan Washington’la anlaşmalar vardı.

Üstelik ABD güvence de vermişti.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu‘na “B Planı” diye sunulan çözüme göre, Suriye yolu yerine Irak yolu kullanılabilecekti. Böylece diğer ortadoğu ülkeleriyle ticari ilişki sürecekti.

Ancak Irak’taki taşeronlarına bile artık güvence veremeyen ABD’nin Türkiye’ye sözü, son askerinin de Irak’tan ayrılmasıyla birlikte buharlaştı.

BAĞDAT’TAN ŞAM’A TAM DESTEK

Irak, Ürdün’den gelen TIR’ların Türkiye’ye geçişine vize vermedi.

Ekonomi Bakanlığı’nın, Ortadoğu’ya mal taşıyan TIR’ları Habur kapısından Musul ve Zaho’ya, oradan da Ürdün’e yönlendirme planı, Bağdat’ın kararına takıldı.

Bağdat Amman’ın “Türkiye’ye giden kamyonlarımız Suriye yerine Irak üzerinden geçsin” talebine olumsuz yanıt vedi.

Bağdat yönetiminin kararının gerekçesi de oldukça anlamlı: Bağdat, Irak’ın Suriye’ye alternatif olarak kullanılmasının, Suriye halkını olumsuz yönde etkileyeceğini belirtiyor. Zira günde 300 Ürdün kamyonu Suriye üzerinden Türkiye ve Avrupa pazarına yük taşıyor.

Türkiye de körfez ülkelerine Suriye üzerinden iki milyar dolarlık ihracat yapıyor.

Nuri El Maliki yönetiminin bu kararıyla birlikte Davutoğlu‘nun karayolu taşımacılığında Suriye’yi devre dışı bırakma planı çuvallamış oldu.

Ama daha önemlisi, AKP’nin ABD’ye bağımlı politikasının asıl kurbanı, Türk ekonomisi oldu!

AKP YENİ-OSMANLICI DEĞİL!

Irak’ın Suriye halkının çıkarlarını düşünerek Davutoğlu‘nun B planına geçit vermemesi çok önemli. Maliki yönetimi hem Irak’ın birliği için hem de bölge birliği için olumlu adımlar atıyor.

Yeni-Osmanlıcı denilen AKP hükümeti ise bölge birliğine kama sokuyor. Suriye’de Alevi-Sünni ayrımına, Irak’ta Arap-Kürt ayrımına, Araplar arasındaki Şii-Sünni ayrımına oynuyor. Üstelik bunu Batı’nın bir aracı olarak, Batı’yla birlikte yapıyor.

AKP’nin bölge halklarına yönelik bu tutumu, AKP’nin Yeni-Osmanlıcı olmadığını, sadece ABD’nin taşeronu olduğunu ortaya koymaktadır.

Zira Osmanlı, bölge halklarının birbirleriyle çatışmasını değil, imparatorluk içinde birarada yaşamasını sağlamıştı.

Türkiye eğer bölgede liderlik yapacaksa, bütün halkları birleştiren, aralarındaki sorunları barışçı yöntemlerle çözme yolunu açan bir politika izlemelidir. Tabii bunun AKP ile mümkün olmadığı da ortadadır. Çünkü AKP dış politikayı “küresel oyuncunun” politikasına uyurlamayı ilke edinmiştir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Aralık 2011 

, , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın