Posts Tagged Afganistan

AFGANİSTAN’DA BAŞLADI, AFGANİSTAN’DA SONA ERECEK

Barrack Obama’nın sürpriz Afganistan ziyareti, ABD’de öncelikle bir seçim yatırımı olarak nitelendirildi.

Obama’nın ziyaretinin Usame Bin Ladin’in öldürüldüğü tarihe denk getirilmesi, bu yorumun ana dayanağıydı. İkinci önemli unsur ise Obama’nın Afganistan savaşını bitirme sözü vermesiydi. Üçüncü önemli unsur ise Obama ile Karzai arasında imzalanan stratejik ortaklık anlaşmasıydı. Anlaşma “seçim için savaşı bitireceğiz ama Afganistan’la işimizi bitirmeyeceğiz” şeklinde yorumlandı.

OBAMA, SAVAŞI BİTİRME SÖZÜ VERDİ

Gerçekten de Obama, ABD’den de canlı yayımlanan Begram Hava Üssü’ndeki konuşmasında savaşı bitirme sözü verdi: “Bu ülkede daimi üsler inşa etmeyeceğiz, kentleri ve dağlarında devriye gezmeyeceğiz. Bu, Afgan halkının işi olacak. Bizim, El Kaide’nin barınaklarına son vermek ve Afganların egemenliğine saygı göstermenin ötesinde bir planımız yok. Amerikalıları, ulusal güvenliğimizin bir gün bile fazla, risk altında tutmayacağım. Ama Afganistan’da başladığımız işi bitirmek, bu savaşa sorumlu bir şekilde son vermek zorundayız.”

Ancak Obama’nın konuşmasında dikkatimizi çeken çok önemli bir ayrıntı vardı. Geleceğiz ama önce şu geri çekilme konusundaki duruma bir bakalım.

ABD, TALİBAN’LA MÜZAKEREDE

ABD, Afganistan geri çekilme takvimini zaten daha önce açıklamıştı. Şu anda Afganistan’da 88 bin ABD askeri var. Bunların 23 bini bu yaz geri çekilecek. 2014 yılında, ABD Afganistan’dan tamamen çekilmiş olacak.

ABD, Afganistan’a 2001 yılında saldırırken önüne Taliban’ın kökünü kazıma görevi koymuştu… Geri çekilme takvimini açıklamak zorunda kaldığında ise Taliban’la müzakere yolları arıyordu.

Ve bu yılın başında Katar’da ABD heyeti ile Taliban heyetleri arasında müzakereler başlamış oldu!

Bu süreç, ABD’nin geri çekilme takvimini daha da hızlandırabilir. Nitekim Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai bu müzakereleri değerlendirdiği bir konuşmasında, “Eğer süreç hızlanmışsa, çekilme erken gerçekleşebilir. Biz buna hazırız” mesajı vermişti.

BİR DÖNEM KAPANIRKEN…

Obama’nın canlı yayımlanan Begram Hava Üssü konuşmasındaki dikkat çeken ayrıntıya gelebiliriz artık. ABD’nin son savunma stratejisinin ruhuna da yansıyan o cümle şöyleydi: “Savaş dönemi Afganistan’da başladı, Afganistan’da sona erecek!

Obama, Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı’nı da yanına alarak bu yılın başında dünyaya ilan ettiği yeni ABD savunma stratejisinde, ülkesinin 10 yıldır devam eden savaş dönemini kapadığını ve yeni bir sayfa açtığını belirtmişti.

Gerçekten de ABD bir dönemi kapatmış oluyor. Afganistan saldırısıyla başlayan ve Irak işgaliyle süren dönem, ABD gücünün zirveye çıktığı dönemdi…

Ancak ABD bu 10 yıllık dönemde, hem Irak’ta hem de Afganistan’da kaybetti! Tek kutuplu dünyanın yerini altı kutuplu bir dünya almaya başladı. Ve ABD gücü, bu dönemin sonundan itibaren, üstelik beklenenden de hızlı olarak inişe geçti.

Ve ABD artık Asya-Pasifik merkezli bir stratejiye geçti ve Çin’le, Çin kendisini geçmeden hesaplaşmaya yöneldi.

ABD’NİN ÇIKIŞ STRATEJİSİ YOK

Obama, “bir dönemi kapattıklarını ve yeni bir sayfa açtıklarını” belirttiği savunma stratejisinde yeni yönelimi iki ayaklı tarif etmişti: Birincisi, ABD’nin dünyadaki temel gücünün kaynağı ülke içindeki ekonomik güçtü ve Obama bunu yenileyecekti. İkincisi ise ABD artık “daha küçük konvansiyonel güçlere dayalı” bir ulusal güvenlik stratejisi izleyecekti!

Bu ikincisi, ABD’nin hem Türkiye gibi “model ortaklarına” yani taşeronlarının yönetimindeki ülkelere dayanması, hem de gayrı nizami harbe yani kontrgerilla faaliyetine yönelmesi demekti!

Ancak önümüzdeki 10 yılda, bu yöntemin de ABD’nin gerilemesini durduramayacağını hep birlikte görmüş olacağız!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Mayıs 2012

Reklamlar

, , , ,

Yorum bırakın

HİKMETYAR’IN DİZİNDEN, OBAMA’NIN YAMACINA

12 askerimizin şehit olması, pek çok kesimde “Afganistan’da ne işimiz var?” haklı sorusunu gündeme getirdi.

Hükümetin bu soruya yanıtı ise ibretlikti. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, 11 yıl önce kendilerinin sorduğu soruya bugün yanıt uydurabilmek için meseleyi getirip İş Bankası’nın Afgan yardımlarıyla kurulmasına bağladı! Ne alakası varsa artık…

Bozdağ, üstelik müthiş bir buluş yapmış gibi sorabiliyor: “O zaman Afganistanlı, ‘Türkiye’den bize ne’ demedi.”

Evet demedi, çünkü dost bir ülkeye yapılan emperyalist saldırı karşısında dayanışma gösteriyordu Afgan yönetimi… Ya biz?

Bu dayanışmayla, emperyalist ABD’nin Afganistan’ı işgaline destek vermemizi aynı gören zihniyetten, en hafifinden, utanılır!

AFGANİSTAN’A EVET, K. IRAK’A HAYIR

2001 yılında Afganistan’a asker gönderme konusu gündeme geldiğinde TBMM’de ettikleri sözler, arşivlerdedir.

O gün Ecevit hükümetini yerden yere vuran AKP’liler, hükümet olduktan sonra Ecevit’i arattılar. Afganistan kararını uzatmakla kalmayıp, ABD Irak’ı daha iyi bombalasın diye hava üslerini açtılar; Lübnan’a, Somali’ye, Libya’ya ABD komutasında asker gönderdiler…

Ancak bir tek, terörün kaynağı olan Kuzey Irak’a, Türk askerini yasakladılar!

ATATÜK’Ü NATO’CULUĞUNUZA ALET ETMEYİN!

Diyeceksiniz ki, “Afganistan’da ne işimiz var?” sorusuna, AKP’den başka türlü ne yanıt bekliyordun ki? Haklısınız…

Bizi AKP’lilerin yanıtlarından çok, onlara destek olmaya çalışan meslektaşlarımızın acıklı halleri ilgilendiriyor…

Örneğin Hürriyet’in “başyazarı” Taha Akyol, sırf Afganistan’da haklı bir işimiz olduğunu kanıtlayabilmek için Mustafa Kemal’in Eskişehir muharebelerinden sonra 20 seçkin subayı Afganistan’a gönderme kararı almasını örnek göstermiş…

İnsaf! Mustafa Kemal’in Afganistan’a destek vermek için 20 seçkin subayı göndermesi ile bugün ABD’nin Afganistan’ı işgaline destek vermek için Mehmetçik göndermemiz aynı şey mi?

Nedenler sizi ilgilendirmiyor ve kafanız sadece asker gönderilmesi üzerinden bir bağlantı kurabiliyorsa sadece, o zaman önce Viyana’ya asker gönderin!

Ve Atatürk’ü NATO’culuğunuza alet etmeyin!

1,646 ASKERİMİZİN ASIL GÖREVİ

Genelkurmay’ın “Afganistan’da ne işimiz var” sorusuna bulmaya çalıştığı yanıtlar da anlamsız… Kimse kendini kandırmasın! Türk askerinin Afganistan’da muharip görevinin olmaması bir şey değiştirmez.

Zaten ABD’nin, 1,646 askerimizin orada savaşmasına ihtiyacı yok. ABD, Türk varlığıyla Afganistan halkı üzerinden işgali normalleştiriyor; Türk askeri üzerinden işgale direnişi yumuşatmak istiyor!

ERDOĞAN’IN POZİSYONU

Zaman yazarı Ali Bulaç da “Afganistan’da ne işimiz var” diyerek hükümeti eleştirdi. Ve 80’lere giderek bir anı paylaştı. 1980’lerde Afganistan’da cihadın önemli isimlerinden Hizb-i İslami’nin lideri Gülbeddin Hikmetyar yardım için Necmeddin Erbakan’la temas kurduğunda, bugünün başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la da görüşmüş.

Ki anımsarsınız; Erdoğan’ın Hikmetyar’ın dizinin dibindeki görüntüsü çok eleştirilmişti…

O gün ABD’nin SSCB’yi Afganistan bataklığında eritmek için neler yaptığını, SSCB’nin yeşil kuşakla çevrelenmesi için ABD’nin hangi Müslüman örgütleri kullandığını, Usame Bin Ladin’lerin o zaman CIA kontrolünde Sovyet işgaline direniş için nasıl cepheye sürüldüğünü ve son tahlilde Hikmetyar ile Obama arasında bir zincir bulunduğunu anlatmayacağız uzun uzun…

Sadece Hikmetyar’ın dizinin dibinden, Obama’nın yamacına konumlanan Erdoğan’ın öyküsüne dikkatinizi çekeceğiz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Mart 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

ABD – TALİBAN MÜZAKERELERİ BAŞLADI

7 Ekim 2001 günü Afganistan’a saldıran ABD’nin resmi gerekçesi, 11 Eylül’ün faili saydıkları Usame Bin Ladin’in bu ülkede olmasıydı. Oysa asıl neden, ABD’nin Avrasya’nın kalpgâhına yerleşme stratejisiydi.

ABD’nin 21. yüzyılı Amerikan yüzyılı ilan edebilmesi ve ileride kendisine rakip olabilecek tek kuvvet olan Çin’i sıkıştırması bu stratejiye bağlıydı.

ABD, bu stratejiyi gerçekleştirebilmek için Afganistan saldırısında önüne Taliban yönetimini ve yandaşlarını ortadan kaldırma hedefi koydu.

Bu anımsatmayı neden mi yaptık? ABD’nin hedefinin gerçekleşip gerçekleşmediğini saptayabilmek için… Gelin çok önemli şu iki gelişmeyi inceleyelim:

SAVAŞI BİTİRME GÖRÜŞMESİ

1. Ufuk Ötesi okurları için sürpriz sayılmaz. Bu köşede birkaç kez, ABD’nin Taliban’la müzakereye hazırlandığını duyurmuştuk. Ve o gün artık geldi.

New York Times, ABD’li yetkililerin Taliban temsilcileriyle Katar’da görüşmeye başladıklarını ilan etti. Gazeteye göre taraflar, Afganistan’daki savaşa son verme amacıyla güven ortamını başlatmak için ön görüşmeye başladılar. Haberde, müzakerenin gündeminde, özellikle tutuklu nakli konusunun bulunduğu belirttildi.

Bu arada Afganistan Yüksek Barış Konseyi’nden Aminundin Muzafferi, Katarlı resmi bir heyetin, müzakerelerde Katar’ın rolünü Afganistan hükümetine anlatmak için Kabil’e gideceğini duyurdu.

Ayrıca, 8 kişilik bir Taliban delegasyonunun da, siyasi temsilcilik bürosu açmak üzere Katar’a gittiği belirtildi.

KARZAİ DE TALİBAN’LA GÖRÜŞECEK

2. ABD’nin kendisine danışmadan Taliban’la görüşme sürecini başlatmasına açıkça öfke gösteren Hamid Karzai, Taliban’ın Katar’da ofis açmasına ve görüşmelerin bu ülkede yapılmasına itiraz etti: “Bu büronun Afgan topraklarında açılmasını tercih ederdik. Taliban da bu ülkenin bir parçası. Neden bir başka ülkede görüşelim ki?”

Ancak Taliban, Karzai yönetimini tanımıyor. BBC, buna rağmen Karzai yönetimi ile Taliban arasında da görüşmeler başlayacağını, tarafların birkaç hafta içinde Suudi Arabistan’da bir araya geleceğini duyurdu.

ABD, AFGANİSTAN’DAN ERKEN GERİ ÇEKİLEBİLİR

Bu iki gelişmeyle birlikte, ABD’nin Afganistan’dan geri çekilme takvimi de hızlanmış görünüyor.

Irak’tan çekilen ABD, Afganistan’dan da geri çekilmeyi bir takvime bağlamış ve 2014 yılında tamamen çekileceğini taahhüt etmişti.

Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ise “Eğer süreç hızlanmışsa, çekilme erken gerçekleşebilir. Biz buna hazırız” mesajı verdi.

NATO’NUN GİZLİ TALİBAN RAPORU

Aslında NATO’nun hazırladığı son rapor, her şeyi ortaya koyuyor.

Gizli rapor, Taliban savaşçılarının Afgan ordusu ve polisiyle işbirliği içinde olduğunu, Taliban’ın halk içinde geniş bir desteği bulunduğunu, Taliban’ın mücadelesine katılmaya istekli olan kesimlerin yoğun olduğunu saptıyor.

NATO raporundaki önemli saptamalardan biri de şöyle: “Afgan halkı, yönetimdeki yolsuzluklar nedeniyle, Taliban yönetimini Afgan hükümetine tercih ediyor.

Raporda, NATO güçlerinin çekildiği bölgelerde, Taliban’ın hızla etkisini artırdığı vurgulanıyor!

10 yılda gelinen nokta bu… Afganistan’daki hedefini gerçekleştiremeyen ve Taliban’la pazarlık yapmak zorunda kalan ABD, çıkış arıyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Şubat 2012

, , ,

Yorum bırakın

AFGANİSTAN’DA ABD-ÇİN FARKI

Çin’in uluslararası ilişkilerine karşıt olan kesimlerin kullandığı en önemli argüman, bu ülkenin de ABD gibi emperyalist olduğu iddiasıdır. Hatta bazıları, Çin’i ABD’den daha tehlikeli bir emperyalist devlet olmakla suçlarlar.

Bu iddiaların ortaya çıkmasının en önemli nedeni, “sosyalist piyasa ekonomisi” uygulayan Pekin yönetiminin son yıllarda Latin Amerika’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan Avrupa’ya kadar hemen her yerde yatırım yapması ve ticari anlaşmalar imzalamasıdır.

Kapitalist emperyalizmi bir ekonomi-politik kavramdan ziyade salt ekonomik bir kavram olarak ele alanlar, başta Çin olmak üzere uluslararası yatırım yapan her devleti “emperyalist” olarak adlandırıyorlar.

Büyük kapitalist devletleri geçtik, İran ve Türkiye gibi ülkeler bile Ortadoğu’da emperyalist olmakla suçlanıyor. Kavramı, kapitalizm çağındaki anlamıyla değil de imparatorluklar çağındaki anlamıyla kullanıyorlar.

Oysa emperyalizm kavramının çağımızdaki anlamı, “silahlı güç” kullanımı dahil, her yöntemi kullanarak hedef ülkeyi kendi pazarına eklemlemektir.

Peki, bu teorik temel bağlamında, Çin’in Afganistan’la yaptığı petrol anlaşması emperyalist bir ilişki olarak değerlendirilebilir mi? İnceleyelim:

KÂRIN YÜZDE 70’İ AFGANİSTAN’A

Afganistan-Çin petrol anlaşması bugün imzalıyor. Çin’in devlete ait Ulusal Petrol Kuruluşu, bu anlaşmayla Afganistan’da petrol üreten ilk yabancı firma olacak.

Afganistan Maden Bakanlığı, Çin kuruluşunun Afganistan’ın kuzeydoğusundaki Sari Pul ve Faryab bölgelerinde faaliyet göstereceğini açıkladı. Amuderya nehri havzası olarak bilinen bölgede ilk hesaplara göre 87 milyon varil petrol rezervi var.

Tabi Çin ile Afganistan arasındaki anlaşmanın en önemli özelliği, Pekin’in, kârın yüzde 70’ini Kabil’e bırakıyor oluşu!

ABD, AFGANİSTAN’I KAYBETTİ

Çin, NATO işgali altındaki Afganistan’da pek çok açıdan ilk sırada bulunuyor.

Örneğin Çin, 2007 yılında dünyanın en büyük ikinci bakır madeni olan Afganistan-Aynak sahasının işletme hakkını aldı. Çin, bu maden projesine ilk iki yılda tam 4 milyar dolarlık yatırım yaptı. Çin, madenin elektrik ihtiyacını karşılamak için de 400 megavatlık enerji santrali kurdu; ki bu santral başkent Kabil’in enerji ihtiyacının çoğunluğunu karşılıyor!

Çin Metalurji Şirketi, 2009 yılında da Aynak sahasına 3 milyar dolarlık “ek yatırım” yaptı.  Yatırımın önemi, Afganistan’ın gayrisafi milli hasılasının 7.5 milyar dolar olduğu göz önönüne alınırsa, daha iyi anlaşılır.

Dönemin Afganistan Maden Bakanı Muhammed İbrahim Adil, 5 yıl içerisinde bu projeden sadece vergi geliri olarak 2 milyar dolar elde edeceklerini belirtmişti.

Çin, 2009’da, Afganistan’ın digital telefon hatları projesini de aldı. Santrallerin kontrolü ve işletmesi de Çinli mühendisler tarafından yapılıyor. Böylece Pekin, NATO işgali altındaki Afganistan’ın telekomünikasyon güvenliğini kontrol altına almış oldu.

NYT: KAYMAĞI ÇİN YİYOR

Çin’in ABD’ye karşı başarısı, örneğin New York Times da, Robert Kaplan tarafından “Bölgeye kan ve para dökenler Amerikalılar, ama işin kaymağını Çinliler yiyor” şeklinde analiz edilse de meseleye Afgan halkının çıkarları açısından bakmak gerekiyor.

Ve yatırımın büyüklüğü ile kârın çoğunluğunun Afganistan devletine bırakılması, Çin ile ABD’nin yatırım anlayışının farkını ortaya koyuyor.

ABD kanla kâr elde etme peşindedir, Çin ise karşılıklı yarar gözetmektedir. Yani “kazan-kazan” demektedir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Aralık 2011

, , ,

1 Yorum

ALMANYA’DAKİ ABD, IRAK’TAKİ ABD

ABD’nin dünya ölçeğindeki güç durumuna işaret eden iki önemli gelişme yaşandı:

IRAK VE AFGANİSTAN

1.) 18 Ekim günü yazdığımız ve ABD kaynaklarına dayandırdığımız “ABD iki ay bile bekleyemedi” başlıklı makalede, ABD’nin Aralık sonunu beklemeden tüm askerlerini Irak’tan çekeceğini belirtmiştik. Barack Obama, ABD açısından bölgede bir dönemin kapanması anlamına gelen bu geri çekilmeyi, 20 Ekim günü resmi olarak ilan etti.

Böylece Washington ile Bağdat arasında süren sert müzakereler Irak lehine sonuçlanmış oldu. Zira Washington’un asla geri çekilmeyeceği, eğitim bahanesiyle de olsa Irak’ta 10 bin asker bırakacağı konuşuluyordu. Ancak Irak Başbakanı Nuri El Maliki, Şii lider Mukteda El Sadr’ın da desteğiyle bir dönemin kapanmasına imza atmış oldu.

2.) ABD ile Pakistan, Usame Bin Ladin’in öldürülmesinden sonra köprüleri attılar. ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen, askeri yardımın bir bölümünün askıya alındığını açıkladı. Pakistan Savunma Bakanı Ahmet Muhtar, misilleme olarak Şemsi hava üssünü ABD’ye kullandırtmayacaklarını açıkladı. ABD, Kabil Büyükelçiliği’ne yapılan saldırıdan Pakistan’ı sorumlu tuttu. Pakistan devleti suçlamayı reddetti ve ordunun ülkeyi savunma kararlılığını ilan etti.

Kısaca özetlediğimiz iki ülke arasındaki bu restleşme, bölge ülkelerini de tavır belirlemeye sevk ediyor. İlk tavır belirleyen ülke de ABD işgali altındaki Afganistan oldu.

Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai, iki ülke arasında bir savaş çıkması durumunda Pakistan’ı destekleyeceklerini ilan etti. (Reuters, 22 Ekim)

Karzai’nin, ABD’nin Afganistan’ı işgal ettikten sonra işbaşına getirdiği kişi olması, herhalde Washington açısından durumu daha da trajik yapıyordur!

Bu iki örnek, sizce de ABD’nin dünya ölçeğindeki durumuna işaret etmiyor mu?

ALMANYA ve JAPONYA

ABD’nin sekiz yılda Irak’ı terk etmesinin ya da Karzai’nin ABD’den yana da değil de Pakistan’dan yana tutum almasının ne anlama geldiğini, aslında en iyi Almanya ve Japonya örnekleri açıklar.

Almanya Mayıs 1945’te, Japonya da Ağustos 1945’te yenildi. ABD her iki ülkeyi de işgal etti. Hem Bonn hem de Tokyo, ABD silahlı kuvvetlerinin süngülerinin ucundaki anayasayı kabul ettiler.

ABD, daha 2005 yılına kadar bile Almanya’nın 13 kentinde 70 bin asker bulunduruyordu! ABD, yine 2005 yılına kadar Japonya’da 50 bin asker bulunduruyordu, 2009’da 35 bine düşürdü.  

Keza Almanya ve Japonya, güncellemiş de olsalar, hâlâ ABD süngüsünün ucundaki anayasaları kullanmaktadırlar.

İKİ ABD FARKI

Yani ABD, Almanya ve Japonya’da 50 yıl boyunca asker tuttu. Oysa bu iki devlete göre “zayıf” olan Irak, sekiz yıl sonra tüm ABD askerlerini gönderebilmeyi başardı.

Ya da tersinden söylersek, Almanya ve Japonya’da 50 yıl boyunca asker tutabilen ABD, Irak’ta ancak sekiz yıl asker bulundurabilecek kadar “süper güç”tü!

TÜRKİYE’DEKİ ABD

Bu iki ABD farkı en çok bizi ilgilendirmeli. Irak’ta zayıflayan ABD’nin, Türkiye’de hâlâ neden güçlü olduğu sorusu önemlidir. Meseleyi salt AKP hükümetinin karakteriyle açıklamak eksik kalıyor. Bu sorunun yanıtını tartışalım.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Ekim 2011

, , ,

Yorum bırakın

HAKKANİ ÖRGÜTÜNÜ CIA KURDU

28 Eylül günü Ufuk Ötesi’nde olguları alt alta sıralamış ve “ABD Pakistan’ı kaybediyor” sonucuna ulaşmıştık. Gelişmeler gün geçtikçe bu yönde ilerliyor.

PAKİSTAN ABD’YE MEYDAN OKUDU

30 Eylül günü Pakistan devletinin en üst düzey 50 yetkilisi bir araya gelerek ABD ile ilişkileri masaya yatırdı. Toplantıdan şu
önemli sonuçlar çıktı:

1.) ABD’nin Pakistan’a yönelik suçlamaları kınandı.

2.) ABD’nin yaptırımlarına karşı rest çekildi.

3.) Pakistan’ın bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünün korunmasında kararlılık ilan edildi.

4.) Başbakan Yusuf Rıza Gilani, “Pakistan, ordusuyla gurur duyuyor ve ulusal güvenliği sağlamak konusunda sahip olduğu kapasiteye güveniyor” diyerek ABD’nin olası saldırısına meydan okudu.

İslamabad yönetiminin üst düzey 50 liderinin bu toplantısı, katılan isimler bakımından da, “ABD saldırısına karşı birlik mesajı” olarak yorumlandı.

Süreci bu noktaya getiren son ve en önemli iki gelişme, eski Afganistan Cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani’nin öldürülmesi ve ABD’nin Kabil Büyükelçiliği’ne düzenlenen saldırıydı. Washington, saldırının Hakkani örgütü tarafından yapıldığını açıkladı. ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen, daha da ileri giderek, saldırıdan Hakkani örgütünü kontrol ettiğini iddia ettiği Pakistan askeri istihbaratı ISI’yı sorumlu tuttu.

HAKKANİ PAKİSTAN’I SUÇLUYOR

Hakkani örgütü ise ABD’nin iddialarıyla ilgili BBC’ye dikkat çeken açıklamalar yaptı ve Pakistan’ı suçladı.

Örgütün lideri Siraceddin Hakkani, hem Burhaneddin Rabbani suikastını hem de Kabil’deki saldırıları reddetti. Daha da ilginci, Siraceddin Hakkani Kabil’deki saldırıların “Pakistan’daki yapılar tarafından düzenlendiğini” iddia etti! Hakkani örgütü bu suçlamayla da yetinmeyip, Pakistan devletini İslami değerlere özen göstermeye çağırdı.

ABD, Taliban’ın silah bırakmasının hedeflendiği Yüksek Barış Şurası’na başkanlık eden Burhaneddin Rabbani’nin ölümünden Hakkani’yi sorumlu tutmuş, Hamid Karzai yönetimi de, 20 Eylül’deki bu suikast üzerine, Taliban’la müzakereleri sona erdireceklerini açıklamıştı.

Sonuç olarak Hakkani örgütünün “yaptığı” ya da “ona mal edilen saldırılar” Afganistan – Pakistan hattında önemli gelişmelere neden oluyor…

HAKKANİ ABD’NİN ADAMIYDI

Peki, kimdir bu Hakkani örgütü? Ne zaman ve nasıl kurulmuştur? Kime hizmet etmiştir?

Hakkani örgütü, SSCB’nin Afganistan’ı işgaline karşı, CIA tarafından Celaleddin Hakkani’ye kurduruldu. Celaleddin Hakkani, o dönemde CIA’nın en güvendiği komutandı. ABD, şimdi suçladığı ISI üzerinden, Hakkani örgütüne yıllarca silah sevk etti.

ABD, Afganistan’ın Paktia bölgesindeki Cadran aşireti üyesi olan Celaleddin Hakkani ve adamlarını, Pakistan’ın Kuzey Veziristan bölgesine yerleştirdi. Hakkani, SSCB’ye karşı saldırılarını buradan düzenledi.

SSCB işgali bittikten sonra Celaleddin Hakkani Taliban hükümetinde bakanlık yaptı.

ABD, 2001’de Taliban’ı hedef alarak Afganistan’a saldırdığında, Celaleddin Hakkani Taliban lideri Molla Ömer’e destek verdi. Örgütün başında artık Celaleddin’in oğlu Siraceddin Hakkani var.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Ekim 2011

, , , ,

Yorum bırakın

ABD AFGANİSTAN’DAN KUZEY IRAK’A ÇEKİLECEK

Bush’dan sonra Obama da yenildi. Bush Irak merkezli BOP ile 8 yıl idare ederken, Obama Afganistan-Pakistan merkezli revize BOP ile ancak 1.5 yıl dayanabildi! Ve ABD Irak merkezli eski BOP mevzilerine geri çekilme hazırlığına başladı.

AFGANİSTAN’DAKİ DURUM ABD’Lİ KOMUTANI BAYILTTI

Haziran ayı, ABD’nin Afganistan stratejisi açısından çok önemli gelişmelere sahne oldu. 8 yıllık Afganistan işgali artık yenilgiyle sonuçlanıyor. ABD, bir yandan geri çekilme takvimini uygulamaya başladı bir yandan da son bir umutla komutan değişikliğine gitti! “Obama’nın Afganistan Stratejisi çözülüyor” diyen Washington Post, sivil-ordu anlaşmazlığının had safhada olduğuna dikkat çekiyor. (Washington Post, 24 Haziran 2010)

Gelin 2 hafta öncesine dönelim ve ABD’li komutanın Senato’da bayılmasıyla başlayan süreci kısaca hatırlayalım.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı General David Petraeus, 15 Haziran günü, Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi’nde, Afganistan savaşı ile ilgili ifade verirken bayıldı. Petraeus, Obama yönetiminin Temmuz 2011’i Afganistan’dan çekilme tarihi olarak belirlemesiyle ilgili gerçekleştirilen oturumda hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi senatörlerin yoğun baskısı altında kaldı. Petraeus’u sıkıntıya sokan soru şuydu: “Obama yönetiminin çekilme takvimi çözüme katkıda bulunuyor mu yoksa ABD’nin işi sonuna kadar götürme konusundaki güvenini zedeleyerek operasyona zarar mı veriyor?”

Petraeus’un bu soruya verdiği yanıt her iki partiden senatörleri de memnun etmedi: “Başkan’ın önümüzdeki yıl Afganistan’daki asker sayısını azaltma emrinin iki amacı var. Birincisi Başkan’ın ülkeye gönderdiği ek askerlerin, sivil uzmanların ve paranın altını çizmek, ikincisi de bir acil durum mesajı göndermek”.

Senatörler ise Afganistan’a 30 bin ek asker gönderilmesi kararını desteklediklerini ancak çekilme takvimi konusunda kaygılı olduklarını belirttiler. (Hürriyet, 16 Haziran 2010)

ABD AFGANİSTAN’DA KAYBETTİ

Afganistan’daki işler, Petraus’un bayılmasına neden olacak kadar kötüye gidiyor. ABD, Afganistan merkezli BOP çerçevesinde hiçbir hedefine ulaşamadığı gibi önemli mevzileri de kaybetti.

1.. ABD, Afganistan’da AB ve NATO desteği almayı umuyordu. Obama böylece Bush döneminde çiğnenen transatlantik ilişkileri de onarmayı hesaplıyordu. Ancak AB ve NATO üyeleri Washington’un istediği desteği vermediler ve Kabil’in dışına çıkamayan ABD’nin çaresizliğini seyrettiler. ABD’nin askeri gücüne en çok ihtiyaç duyduğu ülke olan Türkiye de, AKP hükümetinin açık desteğine rağmen TSK’nın direnç göstermesi nedeniyle Afganistan’a muharip asker göndermedi.

2.. Obama yönetimi, en başında silip süpürmeyi hedeflediği Taliban’la, askeri yenilgiler tattıkça pazarlık etme noktasına geldi. Dahası ABD Ordusu tarafından hazırlanan bir rapora göre, Washington –farkında olmadan- Taliban’a haraç veriyordu! Rapora göre, ABD tarafından Afgan nakliye şirketlerine verilen 2 milyar dolardan fazla para, güvenlik garantisi karşılığı Taliban’a gitmişti! (Hürriyet, 22 Haziran 2010)

Zaten Obama, Aralık 2009’da belirlenen yeni Afganistan stratejisini, “Taliban’ın Afgan hükümetini devirebilme kapasitesine ulaşabilmesini önleme” gibi çok geri bir mevzide çizmişti.

3. ABD askeri, yönetimin uygulamalarına kazan kaldırmaya başladı. ABD’nin Afganistan’daki güçlerinin komutanı Orgeneral Stanley McChyrstal’in Obama yönetimiyle alay ettiği basına yansıdı. Roling Stone dergisi, McChrystal’in, Obama yönetiminin önemli isimleriyle yaşadığı sorunları ve emrindeki askerleri bile kendi stratejisinin savaşı kazandıracağına ikna edemediğini yazdı. Dergi, Orgeneral McChrystal’in Obama ile Oval Ofis’teki daha ilk görüşmesinde hayal kırıklığına uğradığını belirtti.

Bu gelişmeler üzerine Obama Amerikan yönetimi içinde çok önemli bir mevki olan Afganistan komutanını azletti ve yerine ABD Merkez Komutanı olan Petreus’u atadı! Washington Post gelişmeyi “Obama’nın Afganistan’daki son umudu Petreus” diye duyurdu!

Petreus’un ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ile geri çekilme takvimi konunda çatıştığını anımsatalım. Ayrıca kurtarıcı olarak umut beslenen Petraeus’un, merkez komutanı olarak, Afganistan Komutanı McChrystal’in harekat planını imzaladığını da vurgulayalım. Dolayısıyla bir askeri mucize boşuna beklenmiş olacak. Hele Afganistan stratejisi açısından olmazsa olmaz durumdaki Manas askeri üssünün geleceğinin belirsizliğini de, bu gelişmelere eklersek…

ABD KIRKIZİSTAN’DA DA KAYBETTİ

4.. ABD’nin “Lale Devrimi” ile iş başına getirdiği Bakiyev, yenildi ve kaçtı! Washington’daki politika üreticileri “ABD’nin Orta Asya’yı kaybettiği” gerçeğinde birleşiyorlar ve en çok “Kırgızistan’ın Rusyalaşması” kavramını kullanıyorlar!

5.. ABD için Kırgızistan demek Manas üssü demek. Manas üssü demek Afganistan savaşının karargâhı, lojistik üssü, ikmal üssü, her şeyi demek. İşte ABD her şey anlamına gelen bu üssü de tamamen kaybetme noktasına geldi.

Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Astana Zirvesi’nde aldığı kararla, Amerikan askeri varlığının çekilme tarihinin belirlenmesini istemesi ve bu istek doğrultusunda,  ABD’nin Özbekistan’daki Hanabad Askeri Üssü’nü boşaltmak zorunda kalması, ABD planları açısından Manas’ı tek ve en önemli yapmıştı.

ABD, KUZEY IRAK’A ÇEKİLECEK

ABD’nin bu yenilgisi, Obama Yönetimi’ni haliyle geri çekilme takvimi yapmaya itti. Ve işte General Petraeus’un bayılmasına neden olan soruların temelinde de Temmuz 2011 diye belirlenen bu geri çekilme takvimi vardı.

Ancak ABD’nin geri çekileceği adres elbette Amerika kıtası olmayacak. ABD Emperyalist devleti geri çekilip, bir önceki mevzide aktif savunmaya geçecek. İşte o adres Kuzey Irak merkezli Ortadoğu’dur.

Kuşkusuz bu durum Rusya ve Çin’in de işine gelmiştir. Moskova ve Pekin yönetimi, ABD’nin yanı başındaki Kırgızistan’da, Afganistan’da olmasındansa, daha uzakta, Irak’ın kuzeyinde, Ortadoğu’da olmasını yeğlemiştir. Hem böylece ABD Ortadoğu bataklığında daha çok güç kaybedecek hatta Türkiye ile, Suriye ile, İran ile dişleri sökülecektir! İran konusunda BM Güvenlik Konseyi katında oluşan kısmi uyumun bir nedeni de işte bu konsensüstür.

ABD YENİLGİSİ TÜRKİYE’YE NASIL YANSIYACAK?

Peki ABD’nin Temmuz 2011’i Afganistan’dan geri çekilme takvimi ilan etmesi ve Kuzey Irak merkezli Ortadoğu’ya geri çekilecek olması Türkiye’ye nasıl yansıyacak?

BOP eşbaşkanlığı görevini sürdüren AKP’nin, “Ortadoğu Birliği”ni ilan etmesi, “Kuzey Irak’la tam ekonomik entegrasyon” anlaşması yapması ve artan PKK saldırıları karşısında “sınırın kaydırılmasını” tartışmaya açması Türkiye’ye neler getirecek, neler götürecek?

“Ilımlı İslam” iktidarı Irak’In kuzeyindeki Kukla Devleti Türkiye’ye himaye ettirebilecek mi; Türkiye’ye konfederal sistemi ve en sonunda “sınır değişikliğini” kabul ettirebilecek mi? Yoksa parçalanma sürecine uygun yeni bir aktör mü aranacak?

Washington, 2011 Temmuz’una kadar “ılımlı İslam” iktidarıyla devam edip, sonrasında “ılımlı ulusalcılarla” iktidar arayışına mı girecek?

Bu soruların yanıtlarına da önümüzdeki süreçte mercek tutacağız…

Ancak son tahlilde, eşbaşkanlık da (AKP), tarihin yasası gereği, başkanlığın (ABD) yenilgisini paylaşacak!

MEHMET ALİ GÜLLER

, , ,

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: