Posts Tagged Kaddafi
Faturacılar
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 12/01/2026
Henüz ABD-İsrail saldırganlığı yokken, çok kutupluluğa şu eleştiri yapılırdı: “Çok kutupluluk halka ne kazandırdı, emekçilerin hayatını iyileştirdi mi?”
ABD-İsrail saldırganlığıyla birlikte, bu kez çok kutupluluğa şu tür “sağdan eleştiri” gelmeye başladı: “Çok kutupluluk, ABD’nin dünyaya pervasızca yayılmasına zemin hazırladı.”
Sanırsınız ABD köşesinde sakin sakin duruyordu, Çin liderliğindeki Küresel Güney ülkeleri çok kutupluluk isteyerek ABD’yi kışkırtmış oldular! Yani çok kutupluluk başlamasa, ABD dünyaya pervasızca yayılmayacaktı!
Oysa Afganistan ve Irak işgalleri örneğin, çok kutupluluk yokken ve ABD egemenliğinde tek kutupluluk varken yaşanmıştı.
Antidemokratik anlayış
Gerçi “sağdan eleştiri” diyoruz ama bu yapılan aslında eleştiriden ziyade “fatura” çıkarmaktır, emperyalist ABD’nin saldırganlığına ve pervasızlığına gerekçe üretmektir.
Bu türden gerekçe üretmenin daha kabasını kimi gazeteciler sosyal medyadan “konu petrol değil, konu demokrasi” diyerek yapıyorlar, “Maduro yolsuzluk yapıyor, Maduro diktatör oldu” diyerek yapıyorlar. Buradan hareketle ABD’nin Venezuela’ya saldırısında güya “ahlaki” bir yön olduğununa kamuoyunu ikna etmeye çalışıyorlar.
Halbuki “demokrasi yok diyerek bir ülkenin başka bir ülkeye saldırmasının” ve bunun savunulabilmesinin kendisi baştan sona antidemokratiktir. Demokrat, bir ülkede yolsuzluk varsa onun hesabının o ülkenin halkı tarafından sorulmasını ister çünkü…
Konu petrol ve petrodolar sistemi
Diğer yandan medyamızda bolca yer alan “konu petrol değil, konu demokrasi” yalanını, ABD’deki Amerikalılar bile savunamıyor. Zira ABD Başkanı Donald Trump’ın Venezuela’ya saldırdığı 3 Ocak’tan bu yana en büyük mesaisi, ABD’li petrol şirketlerinin yöneticileriyle Venezuela petrolünün nasıl paylaşılacağını tartışmakla geçiyor.
Yirmi civarında petrol şirketi yöneticisiyle görüşen Trump’ın verdiği mesaj şu: “Venezuela’yı ve ABD’yi bir araya getirdiğinizde, dünyadaki petrolün yüzde 55’ine sahip oluyoruz.”
Hani konu petrol değildi? Konu bal gibi de petrol. Elbette ABD’nin kullanmak için petrole ihtiyacı yok ama petrolün ne kadar üretildiği, fiyatının nasıl belirlendiği, hangi para biriminden satıldığı konuları ABD için kritik önemdedir. Daha da somutlarsak, petrolün dolarla satılması ABD ekonomisi için hayati önemdedir. Çin’in Rusya’dan, İran’dan, Venezuela’dan ve Suudi Arabistan’dan dolar yerine “yuan” ve diğer ülke paralarıyla petrol almasını ABD fiilen savaş nedeni saymış durumda.
Fakat “Küçük Amerika”nın “küçük Amerikancıları”, sosyal medyadan “konu petrol değil, demokrasi” demeye devam ediyorlar. “Çok kutupluluk, ABD’nin dünyaya pervasızca yayılmasına zemin hazırladı” diyenler de herhalde “Çin yuanla petrol almasa, ABD saldırganlaşmazdı” diyecekler!
Faturayı ABD’ye değil Kaddafi’ye kestiler
Ne yazık ki Türkiye’de de dünyada da böyle bir “entelektüel” tutumu var; siyasette, akademide, medyada, bürokraside bu fikirler savunuluyor.
Dün ABD’nin Irak’a saldırısına “ama Irak’ta demokrasi yok” diye gerekçe üretip, faturayı Saddam Hüseyin’e kesiyorlardı!
Dün ABD’nin Libya’ya saldırısına “ama Libya’da özgürlük yok” diye gerekçe üretip, faturayı Muammer Kaddafi’ye kesiyorlardı!
Dün ABD’nin Suriye’ye saldırısına “ama Suriye’de adalet yok” diye gerekçe üretip, faturayı Beşar Esad’a kesiyorlardı.
Bugün ABD’nin Venezuela’ya saldırısına “ama Venezuela’da fakirlik var” diye gerekçe üretip, faturayı Nicolas Maduro’ya kesiyorlar…
Zalime değil mazluma fatura
Sadece ABD’nin saldırdığı Irak, Libya, Suriye, Venezuela ve diğerleri mi? Ya Türkiye?
ABD darbe yapıyor, faturayı solculara kesiyorlar. ABD ekonomik operasyon yapıyor, faturayı S-400’e kesiyorlar. ABD Irak-Süleymaniye’de askerlerimizin başına çuval geçiriyor, “ne işleri var orada” diye soruyorlar. ABD Türkiye’ye Kıbrıs Barış Harekatı nedeniyle ağır ambargo uyguluyor, faturayı Ecevit’e kesiyorlar.
Kısacası faturayı saldırana değil, saldırılanlara kesiyorlar; zalime değil mazluma kesiyorlar.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Ocak 2026
OLTADAKİ FANTOM
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 03/07/2012
Reagan dönemi eski ABD Hazine Bakan Yardımcısı Paul Craig Roberts, ülkesinin Suriye’de izlediği politikayı yerden yere vurdu. Roberts, Alpaslan Balcı’nın Dünya Bülteni için çevirdiği makalesinde, ABD’nin esas hedefinin “Rusya ve Çin” olduğunu belirtti.
YUGOSLAVYA’YI PARÇALAMAK
Paul Craig Roberts, öncelikle ABD’nin izlediği geçmiş politikaları eleştiriyor: “CIA paravanı olarak görülen ABD Ulusal Demokrasi Vakfı çeşitli ‘renkli devrimleri’ destekledi. Washington, Ukrayna’da Amerikan güdümlü bir hükümet kurmaya bile teşebbüs etti ve Joseph Stalin’in doğum yeri olan Gürcistan’da bunu başardı. Karadeniz ve Hazar Denizi arasında yer alan Gürcistan’ın Devlet Başkanı, Washington kuklasıdır.”
Roberts, ABD’nin Suriye’de yapmak istediğini geçmişte Yugoslavya’da yaptığını anımsatıyor: “Amerika’nın yaptığı, iç savaş çıkarmak ve ülkeleri parçalamaktır aynı Başkan Bill Clinton rejiminin Yugoslavya’da başardığı gibi. Ne kadar çok ülke ufak parçalara ayrılır, rakip hiziplere bölünürse, Washington da o kadar güçlü olur.”
NATO OLTASINDAKİ TÜRK UÇAĞI
Eski ABD Hazine Bakan Yardımcısı Roberts’a göre “fahişe Amerikan medyası”nın Suriye konusunda anlattıklarıyla, gerçekte olanlar birbirinden çok farklı: “Suriyeli ayaklanmacılar askeri silahlarla teçhizatlı. Ayaklanmacılar Suriye ordusuyla savaşıyor. Ayaklanmacıları belli ki birileri silahlandırıyor, zira bu silahlar Suriye pazarlarında bulunmaz. Zeki insanların çoğu bu silahların ABD’den veya onun vekillerinden geldiğine inanmaktadır. Yani Washington Suriye’de iç savaş başlatmıştır tıpkı Libya’da olduğu gibi fakat Çin ve Rusya bu kez durumu kavrayıp Kaddafi’ye yapılanda olduğu gibi bir BM kararına izin vermeyi reddetmiştir.”
Roberts’a göre bu engeli aşamayan ABD başka bir yola saptı: “Yolun üzerindeki bu bariyerin çevresinden dolanmak için de 1960’lardan, Vietnam savaşı döneminden kalma antika bir Fantom savaş uçağını oltaya takıp Suriye üzerine yönlendirdiler. Suriyeliler uçağı düşürecek, Türkiye de Suriye’ye karşı müttefiklerinin yardıma gelmesi için NATO’ya başvurabilecektir. BM şıkkından mahrum olan Washington, NATO anlaşmasından doğan mükellefiyetini icra etmek üzere şeytanlaştırılmış Suriye’ye karşı bir NATO üyesini savunmak üzere savaşa gidebilecektir.”
ABD, ÇİN’E MEYDAN OKUYAMAZ
Paul Craig Roberts’a göre bir süre sonra Çin ekonomisi ABD’yi geçecektir ve “Wall Street ile diğer özel çıkar gruplarının kontrol ve esareti altında olan Washington, Amerika’yı bu çöküşten kurtarmaya muktedir değildir.”
Roberts’a göre Washington, Çin’in yükselmesine Pasifik bölgesini askerileştirerek yanıt arıyor. Ancak eski ABD Hazine Bakan Yardımcısı, bu stratejinin de çıkış sağlamayacağını belirtiyor:
“Aradan geçen 8 yıla rağmen Irak’ı, 12 yıla rağmen Afganistan’ı işgal edememiş bir devletin aynı anda iki nükleer güçle kavgaya girmesi deliliktir. Irak ve Afganistan’daki olağanüstü başarısızlığa rağmen Washington’un yeni-muhafazakârlarca her gün beslenen kibri, göz korkutucu iki gücün, Rusya ve Çin’in hedefindedir. Dünya, tarihinde böyle bir budalalık görmemiştir.”
Roberts, ABD yönetimini “psikopat”, “sosyopat” ve “moron” olarak niteliyor ve bir sonraki seçimi demokratlar da kazansa, cumhuriyetçiler de kazansa, seçilecek ABD yönetimini “yeryüzünde hayata karşı var olmuş en büyük tehdit” sayıyor.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Temmuz 2012
Davutoğlu’nun Kaddafi düşmanlığının nedeni
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/08/2011
NATO’nun sözde insan hakları gerekçesiyle 6 aydır bombaladığı Libya’da öldürdüğü insan sayısı, Batı destekli kalkışma sırasında ölenleri çoktan geçti. Bu gerçeğe “Atlantik gözlüğü” takan Türk basını, Batı tarafından verilen silahlarla Trablus’a yürüyen isyancıları da, “demokrasi” mücadelesi veriyor diye pazarladı!
Mazlum milletlere örnek olmuş bir ulusun basınının düştüğü bu durum utanç verici! Hele bir de Batı’nın ambargo uyguladığı dönemde Türkiye’ye karşılıksız destek veren bir lidere yapıldığı için, daha da utanç verici!
Türk basını utandırdı
Türk basının dünkü birinci sayfalarına bakınız:
Önce merkez medyadan örnekler: Milliyet “kıvırcık kafadan kurtulduk” diye manşet atmış Kaddafi’den bahsederken. Vatan, “ders al Esad” diye atmış sürmanşeti… HaberTürk de aynı kafada: Manşetten “değişmeyene ders olsun” diye sesleniyor! Radikal de manşetten “ders olsun” diyenlerden…
Yandaş basının hali daha da utanç verici: Sabah, sürmanşetten “sıradaki gelsin” diye diklenmiş, Yeni Şafak manşetten “diktatörlere ders olsun” demiş. Bugün gazetesi manşetten “diktatör devrildi” diyerek, cemaatin yayın organı Zaman da manşetten “42 yıllık diktatörlük bitti” diyerek sevince boğulmuş!
Cumhuriyet’in büyük ayıbı
Ama hiçbiri Cumhuriyet’in üslubu kadar nankörce değildir herhalde!
Kaddafi’yi “dişi sökülen çöl aslanı” diye başlıkta niteleyen Cumhuriyet, üst başlıkta da “kalacak çadırı bile yok” demiş!
Farkındayım”nankörlük” durumu karşılamadı. Çünkü uçaklarımıza koyacak benzinimiz olmadığı o ambargo şartlarında, Türkiye’ye el uzatan Kaddafi’yi bugün “kalacak çadırı yok” diye aşağılamaya kalkmaya ne deneceğini ben bilmiyorum!
BOP Dışişleri Bakanı Davutoğlu
Türk basınının bu “ders olsun” manşetleri, BOP Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’ndan kaynaklanıyor. BOP Dışişleri Bakanı dememiz şundandır:
Bir ülkenin egemenliğini hiçe sayarak rejim karşıtlarını bir araya getiren, rejim karşıtlarının silahları arasında alanlara çıkıp gövde gösterisi yapan bir Bakan, Ankara’nın değil, ancak BOP’un Bakanı olur.
Kaddafi’nin yenildiği haberleriyle birlikte herkesten önce sahneye çıkıp, “Kaddafi’nin durumu, bölge liderlerine ders olsun” şeklinde meydan okuyabilen biri Ankara’dan değil, Washington’dan Bakan’dır.
Ve “Libya temas grubu” başkanı olarak rejimin düşmesini isyancılarla omuz omuza kutlamak üzere Libya’ya ilk koşan biri Türkiye’nin değil NATO’nun diplomatıdır!
Davutoğlu’nun Obama’ya taahhüdü
Ahmet Davutoğlu’nun bu misyonu elbette şaşırtmıyor bizi.
Çünkü Davutoğlu, 20 Mart 2009 günü Washington’da “Türkiye, küresel yeni düzene, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurarak katkıda bulunacak” sözü vererek, 40 gün sonra, 1 Mayıs 2009’da Dışişleri Bakanı olabilmişti!
Çünkü Davutoğlu, Tunus ve Mısır’daki halk hareketlerinin ABD’yi tedirgin etmesi üzerine, 14 Mart 2011 günü acilen yapılan “duruma müdahale” toplantısında, “Türkiye bu değişim dalgasının sürükleyici ülkesi olmak durumunda. Böyle bir hedefle hareket ediyor. Yoksa bütün bu etrafta, değişim dalgasının olumsuz sonuçlarından en fazla etkilenecek ülkelerden biridir. Eğer aktif bir öncülükle değişim liderliği yürütemezsek, biz bu coğrafyada bu gelişmelerden en olumsuz etkilenen ülke oluruz.” diyebilen bir Atlantikçidir!
Davutoğlu, Kaddafi’ye “BOP Dışişleri Bakanı” olduğu için düşmandır; ABD ve NATO Kaddafi’ye düşman olduğu için düşmandır! Atlantikçiler adına yürütülen bu düşmanlık, milletimizin onurunu kirletmektedir.
Türk milletinin Atlantikçilerden kurtulması, milletlerarası onurumuz için de şarttır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Ağustos 2011
KADDAFİ “ÖZERK KÜRDİSTAN”I TANIR MI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 16/07/2011
Demokratik Toplum Kongresi DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk’un açıkladığı, BDP/PKK’nin Demokratik Özerklik ilanında üç vurgu öne çıktı:
1.) “Öz Savunma hakkımızı kullanacağız”: “Öz güç ve öz yeterlilik ilkesi esas alınır” diyerek, özerk yapının kendisini savunacak kolluk gücüne işaret eden Tuğluk, şunları söyledi: “Başta kadınlar ve gençler olmak üzere halkın tüm kesimlerinin kendi demokratik örgütlenmesini yarattığı, politikayı kendi meclislerinde doğrudan ve özgür-eşit yurttaşlık temelinde yapmasının ifadesidir. Dolayısıyla öz güç ve öz yeterlilik ilkesini esas alır.”
2.) Dayanak: İkiz Sözleşmeler: Tuğluk, “Uluslararası insan hakları belgelerinin tanımladığı haklar ışığında Kürt halkı olarak demokratik özerkliğimizi ilan ediyoruz” dedi. Tuğluk “uluslararası insan hakları belgeleri” ifadesiyle, Birleşmiş Milletler İkiz Sözleşmeleri’ne üstü kapalı atıfta bulunuyor.
İkiz Sözleşmeler, “halkların kendi kaderini tayin etme hakkı” başta olmak üzere, “doğal kaynaklar ve zenginlikler üzerinde serbestçe tasarrufta bulunma” garantisi veriyor.
3.) Uluslararası camiaya ‘bizi tanıyın’ çağrısı: Uluslararası camiaya çağrıda bulunan Tuğluk, “uluslararası hukukta yeri olan bu hak esas alınarak Kürt halkının ilan ettiği demokratik özerkliği tanımaya” davet etti.
Peki, Özerkliği tanıyan olur mu?
Örneğin, AKP hükümetinin Kaddafi karşıtlarını muhatap alması, dahası Kaddafi karşıtlarının kurduğu korsan yönetimi tanıması, 1974 sonrası ABD ambargosunda bize el uzatan Kaddafi’yi çileden çıkartmaz mı?
Örneğin, AKP’nin Beşar Esad karşıtlarını Antalya’da toplaması, ülkeyi rejim karşıtlarına açması, karargah yapması, Beşar Esad’ı görevden çekilmeye zorlaması, Suriye’nin de sabrını taşırmaz mı?
Sadece bu iki örnek bile, Ankara’nın nasıl bir bıçak sırtına oturduğunu gösteriyor… Kendisini ABD projeleri içerisinde tanımlayan bir Türk hükümetinin içine düşeceği kaçınılmaz durumdur bu… Ortadoğu’yu işgal eden ABD’nin projesinde yer almak, Ortadoğu ülkeleriyle kaçınılmaz olarak karşı karşıya getiriyor Türkiye’yi…
“Milli” stratejiden yoksun Ankara’nın, Atlantik stratejisi içinde ülkeyi parçalanmaya götürdüğü bir sürecin içindeyiz maalesef…
Ve “sistem içi” çözümlerin bittiği bir durumdayız!
Geriye yegane çözüm kalıyor…
Mehmet Ali Güller
16 Temmuz 2011
www.mehmetaliguller.com
Odatv.com