Posts Tagged Körfez
İsrail nasıl durdurulur?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 18/09/2025
Katar’ın başkenti Doha’da yapılan İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Liği Olağanüstü Zirvesi’nin 25 maddelik sonuç bildirgesi, yaptırım çağrısı dışında, ciddi bir caydırıcılık sergilemekten uzaktı.
Oysa zirve öncesinde kimi ülkeler tarafından “İslam İttifakı”, ”Arap NATO’su”, “Ortak Operasyon Karargâhı” gibi öneriler dile getirildi. Bazı ülkeler tek tek başlıktaki soruya, “İsrail nasıl durdurulur” sorusuna yanıt arıyor ama ortak bildiriler ne yazık ki yanıtın yanından bile geçmiyor.
Erdoğan’ın önerileri
Cumhurbaşkanı Erdoğan zirvede yaptığı konuşmada, İsrail’in durdurulabileceğini savundu. “İslam âlemi İsrail’in bu yayılmacı emellerini boşa çıkaracak dirayete ve imkâna Allah’ın izniyle sahiptir” diyen Erdoğan, yapılması gerekenleri şöyle sıraladı: Ekonomik yaptırımlar, diplomatik yaptırımlar, uluslararası hukuk mekanizmalarının kullanılması, caydırıcı savunma sanayii inşası ve bölge ülkelerinin işbirliği…
Oysa bunlar zaten belli ölçülerde yapılıyor ve bunlar ne yazık ki İsrail’i durdurmaya yetmiyor, yetmez. Çünkü “İsrail nasıl durdurulur” sorusunun doğru yanıtı, gerçekte başka sorunun yanıtında…
ABD nasıl caydırılır?
“İsrail nasıl durdurulur” sorunun işlevsel yanıtı, “ABD nasıl caydırılır” sorusunun yanıtındadır.
ABD’nin siyasi, askeri, istihbari ve ekonomik desteği olmazsa, İsrail Filistin’e, Lübnan’a, Suriye’ye, Yemen’e ve İran’a saldıramaz çünkü…
Dahası, ABD Ortadoğu’da İsrail hegemonyasına dayalı bir yeni düzen inşa etmeye çalışmaktadır ve İsrail saldırganlığı haliyle bu stratejinin parçasıdır.
Dolayısıyla İsrail’i gerçekten durdurmak isteyenler, ABD’nin nasıl caydırılacağına kafa yormalıdır.
Katar dersleri
Bu köşede bir kaç kez yazdım, sorun şurdadır: Bölge ülkeleri hem Amerikancılık yapmakta hem de İsrail’e karşı çıkmaktadır! Bu durum İsrail’in şansı ve Filistinlilerin şanssızlığıdır. Çünkü Amerkancılık yaparak İsrail’i durdurabilmenin olanağı yoktur.
İşte Katar! Topraklarındaki ABD askeri varlığı, ABD füze savunma sistemi, ABD uçakları, Katar topraklarına yapılan İsrail saldırısını durdurdu mu? Tersine kolaylaştırdı.
Katar’ın durumu, tüm Körfez ülkeleri için derslerle doludur. Daha birkaç ay önce ABD’yle toplamda 2 trilyon dolarlık anlaşma yaptılar; güvenlikleri için ABD silahları alıyorlar, güvenliklerini sağlaması karşılığında ABD’ye yatırım yapıyorlar.
Katar’da görüldü ki bu işe yaramıyor.
Bölgenin kartları
Oysa tersini yapmak işe yarar:
Paralarına karşılık ABD’nin İsrail’e sponsorluğunu kesmelerini istemeleri işe yarar.
Türkiye’den Körfez’e bölgede çok sayıda bulunan ABD üslerini kapatmak, işe yarar. Çünkü o üsler İsrail saldırganlığını destekliyor ve İsrail’e saldırıları önlüyor.
ABD’nin çıkarlarını garanti eden anlaşmaları fesh etmek işe yarar. Çünkü o anlaşmalar, ABD’nin çıkarlarına ek olarak, fiilen İsrail’in çıkarlarını da sağlıyor.
Kafaları esir alan Amerikancılık
Karşılığında ABD’nin açık saldırganlığından korkmaya da gerek yok, zira ABD’nin bugün bölgeye açık işgal uygulayacak gücü yok. Olsaydı, Irak’taki gibi “kendi işini” kendisi yapardı. Olmadığı için Suriye ve Libya’da “vekil güç” kullandı.
Ve önemle belirteyim: Netanyahu’nun İsrail’e karşı “basın ablukası” uyguladığını savunarak Çin’den rahatsızlığını ifade etmesi, aslında bölgenin stratejik dayanaklarına işaret ediyor.
Mesele stratejik düzlemde tehdit nereden geliyor, düşman kim, dost kim, ara güç kim, düşmana karşı müttefik olabilecek kuvvetler kim, bunları hesaplamaktır…
II. Dünya Savaşı’nın ve özellikle Süveyş Krizi’nin ardından bölgeye giren ABD emperyalizminden kurtulmanın yolu, kafaları esir alan Amerikancılıktan kurtulmaktan geçiyor!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Eylül 2025
Erdoğan’ın ‘İslam ittifakı’ neden mümkün değil?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 23/06/2025
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) 51. Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısında yaptığı konuşmada, İsrail saldırganlığına karşı “İslam ittifakı” önerdi.
Erdoğan, İstanbul’un kaderinin, Şam’ın, Gazze’nin, Kudüs’ün, Mekke ve Medine’nin, Tahran’ın kaderinden ayrı olmadığını savunduğu konuşmasında İsrail’in haydutluğuna karşı “2 milyarlık İslam aleminin tek başına bir kutup haline gelmesi şarttır” dedi (Cumhuriyet, 21.6.2025).
Peki, “İslam ittifakı” bir çözüm müdür, ABD destekli İsrail saldırganlığına karşı bir çare midir? Ve daha önemlisi bir “İslam ittifakı” kurmak mümkün müdür?
Amerikancılık yaparak İsrail’e karşı olunamaz
Erdoğan’ın önerdiği bir “İslam ittifakı” hem mümkün değildir çünkü gerçekçi değildir ama hem de çelişkileri nedeniyle “samimi” değildir.
Çünkü bölgemizdeki pek çok İslamcı rejim, hem Amerikancılık yapmakta ama hem de İsrail’e karşı olduğunu söylemektedir.
Doğru, söylem düzeyinde en İsrail karşıtı rejim de Erdoğan rejimidir.
Ama bölgemizdeki tüm İslamcı rejimlerin asıl sorunu şudur: Amerikancılık yaparak İsrail’e karşı sert sözler söyleyebilirsiniz ancak İsrail’e karşı sonuca etki yapacak bir pozisyon alamazsınız. Topraklarınızdaki üslerden kalkan ABD uçakları İsrail’e askeri destek verecek ama siz İsrail’e karşı olacaksınız!
İhvan’da İran çatlağı
Bir İslam ittifakının mümkün olmadığının göstergelerinin başında İhvan (Müslüman Kardeşler) gelmektedir.
İhvan’ın Genel Mürşid Vekili Dr. Salah Abdülhak İran’ın dini lideri Hamaney’e 18 Haziran’da mektup göndererek “tam destek” verdiklerini açıkladı ama İhvan’ın Suriye kolu 19 Haziran’da yayınladığı bildiriyle bu tavrı tanımadığını duyurdu. Suriye İhvan’ı hem İran’ı hem İsrail’i “bölgede hegemonya kurmaya çalışan suçlular” olarak nitelendirerek “her iki taraftan da teberri ettiklerini (uzak durduklarını)” ilan etti (Harici, 20.6.2025).
Oysa Suriye İhvanı, Erdoğan rejiminin Esad karşıtlığının merkezinde duruyordu. Esad, AKP’nin istediği İhvancıları hükümetine ortak etmediği için kardeş olmaktan çıkıp düşman olmuştu! Şimdi o İhvan, “ikisinden de uzak duruyoruz” diyerek, fiilen İsrailcilik yapmış oluyor!
İslamcı rejimlerin İran karşıtlığı
Erdoğan’ın önerdiği bir İslam ittifakının mümkün olamayacağının göstergelerinden biri de Arap-İslam ülkelerinin fiili durumlarıdır. Örneğin Ürdün, İsrail uçakları İran’ı vururken hava sahasını açtı ama İran yanıt verirken kapattı; dahası Ürdün Silahlı Kuvvetleri İran İHA’larını düşürerek İsrail’e pratikte yardımcı oldu.
Uzun örnek listesine gerek yok. Körfez ülkeleri başta pek çok ülkedeki ABD üslerinin varlığı ile “İsrail’e karşı bir İslam ittifakı”nın gerçekçi olamayacağı ortada…
İslamcılık geniş cepheyi böler
Daha önemlisi de şu: İsrail iki yıldır Gazze’de Filistinlilere soykırım uyguluyor. Peki hangi İslamcı rejim Gazze’yi savunmak konusunda İsrail’e karşı gerçek ve etkili bir pozisyon aldı? Daha doğrusu şöyle soralım: Sonuca etkisi bakımından hangi İslamcı rejim, Güney Afrika’dan daha fazla İsrail’e karşı pozisyon alabildi? Hiçbiri.
Dolayısıyla Gazze’yi ya da Tahran’ı savunmak adına, İsrail’e karşı bir “İslam ittifakı” hem mümkün değildir hem de çare değildir. Tersine bu tür girişimler İsrail’e karşı mücadele eden Güney Afrika öncülüğündeki Afrika kıtası ile, Kolombiya ve Venezuela öncülüğündeki Güney Amerika ile, hatta İspanya ve İrlanda gibi Avrupa ülkeleri ile araya “din” koyarak ayrışmak anlamına gelir.
Ne yapmalı?
İsrail’e karşı gerçekten konumlanmak isteyen, din eksenli arayışlarda olmak yerine birincisi antiemperyalist tutum alarak öncelikle ülkesindeki Amerikan askeri varlığına son vermelidir, ikincisi de “İslam ittifakı” gibi arayışlar yerine daha geniş bir cephe olan Küresel Güneycilik yapmalıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Haziran 2025
İsrail’in doğrudan ve dolaylı müttefikleri
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 16/06/2025
Gazete ve televizyonlardaki “İsrail İran’ı rezil etti”, “İran kağıttan kaplanmış” türünde yorumları gördükçe Yalçın Küçük’ü anımsıyorum. Hep şöyle derdi: “Türkiye’deki İsrail, İsrail’deki İsrail’den daha güçlüdür.”
Kuşkusuz çok abartılı bir değerlendirme ama kısmi bir doğruluğu var ne yazık ki. Üstelik Türkiye’deki İsrailcilik tek bir kesime değil, bir çok kesime nüfuz etmiş durumda. Örneğin mezhepci dincisi, “İsrail ‘Şii İran’ı’ rezil ediyor” diye, seküler Batıcısı da “İsrail ‘kadın düşmanı İran’a’ dersini veriyor” diye keyifli. (Elbette Türkiye’deki İsrailciliği, Türkiye’deki Amerikancılıktan ayıramayız son tahlilde.)
Atlantik’in İran’a karşı üç hatlı savunması
Oysa gerçek şu: İran kağıttan kaplan değil ve Batı’nın 40 yıllık baskısına ve ambargosuna karşı, her türlü açık ve örtülü saldırıya insanıyla, silahıyla gayet başarılı bir şekilde direniyor.
İran’ın başarısını ortaya koyan askeri bilgi olarak belirteyim. İran, saldırgan İsrail’e yanıt hakkı olarak füze fırlattığında, İsrail ve müttefikleri o füzeyi tam üç hat üzerinden durdurmaya çalışıyor:
1. Hat: İran füzeleri ateşlendiğinde, onları engellemek üzere önce a) Irak’taki ABD füze savunma sistemleri ve savaş uçakları, b) Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Fransız savaş uçakları ve c) Bölgede bulunan ABD-USS Carl Vinson uçak gemisi ve ona eşlik eden füze imha gemileri harekete geçiyor.
2. Hat: İran füzeleri ilk hattı aştığında, bu kez onları engellemek üzere a) Doğu Akdeniz’deki ABD savaş gemileri, b) Ürdün’deki ABD savaş uçakları ve füze savunma sistemleri, c) Ürdün Hava Kuvvetleri ve d) Kıbrıs üslerindeki İngiliz savaş uçakları harekete geçiyor.
3. Hat: İran füzeleri ikinci hattı da aştığında, bu kez onları engellemek üzere a) 2000 km menzilli İsrail Arrow 3’ler devreye giriyor, b) ardından 1500 km’den başlayıp 500 km’ye kadar Arrow 2’ler İran füzesini engellemeye çalışıyor, c) düşüremezse 300 km’den başlayıp 40 km’ye kadar Davut Sapanı savunma sistemi devreye giriyor ve orası da aşılırsa d) 70 km’den 4 km’ye kadar olan mesafede Demir Kubbe İran füzesini yakalamaya çalışıyor.
İsrail Kürecik’ten nasıl yararlanıyor?
Görüldüğü üzere İsrail demir kubbesini aşarak Tel Aviv’i vurabilen İran füzeleri, sadece İsrail savunmasını değil, ABD, İngiliz, Fransız ve Ürdün savunmasını delerek hedefine ulaşıyor aslında. İsrail’in İran’a kadar ulaşmasında ise tersine bu ülkeler kolaylaştırıcı rol oynuyor.
Tüm bunları görmeden “İran kağıttan kaplanmış” demek, sadece gerçeği ıskalamak değil, ötesinde koyu bir Atlantik propagandasına aldanmaktır.
Öte yandan İsrail’in İran karşısındaki müttefiklerinin ABD, İngiltere, Fransa ve Ürdün’le sınırlı olmadığını da hesaba katalım. Zira ABD ve NATO müttefikleri de dolaylı bir şekilde İsrail’in yanında yer almış oluyorlar:
Örneğin ABD üsleri bulunan Körfez ülkeleri de dolaylı olarak İsrail’in yanında saf tutmuş oluyorlar.
Örneğin Şara’nın Suriyesi… İsrail uçakları Suriye hava sahasında yakıt ikmali yaptılar, Esad zamanında bu mümkün değildi. Ve soralım: Acaba hangi üsten kalkan tanker uçaklar yakıt ikmali yaptı İsrail uçaklarına?
Örneğin her ne kadar Ankara “Kürecik Radarındaki veriler sadece NATO müttefikleriyle paylaşılır” diyerek yalanlasa da Kürecik’ten İsrail’e istihbarat akışı sağlanmaktadır. 23 Nisan 2024’te, bu köşede “İsrail Kürecik’ten nasıl yararlandı?” başlığı altında anlatmıştım: “Kürecik Radarı, ABD tarafından kurulup NATO üssüne dönüştürüldü. Üsteki AN/TPY-2 radarı ABD ordusuna ait. Dolayısıyla bölgedeki üslerini İsrail’e kullandıran, İsrail’e silah veren ABD, elbette AB/TPY-2’deki istihbarat bilgilerini de İsrail’e veriyor!”
Kaldı ki ABD’nin Akdeniz’deki savaş gemilerine de istihbarat/veri akışı Kürecik’ten sağlanıyor ve ABD o bilgileri İsrai’le paylaşıyor.
NATO irtibatı
Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin “Kürecik Radarındaki veriler sadece NATO müttefikleriyle paylaşılır” açıklaması, aslında bir dezenformasyondur. Çünkü İsrail ve Ürdün, NATO’yla da irtibatlıdır.
İsrail’in İran’a saldırdığı 12 Haziran gecesinden saatler önce, NATO ile Ürdün, Amman’da “NATO’nun diplomatik irtibat bürosunun açılması” için imza attılar. Ve o Ürdün, İsrail uçakları İran’a saldırırken değil ama İran İsrail’e yanıt hakkını kullanırken “hava sahasını kapatmaya” geçti; Ürdün Hava Kuvvetleri birkaç İran füzesi ve İHA’sı düşürdü.
İsrail’in NATO irtibatını da anımsayalım: İsrail, 2016’da, Ankara’nın onayıyla NATO merkezinde daimi ofis sahibi olmuştu!
Özetle tüm bu müttefik ağına rağmen 2 bin km’den Tel Aviv’i vurabilen İran, iddia edildiği gibi kağıttan kaplan değildir, tersine 40 yıllık Batı ambargosuna rağmen ulusal silahlanma başarısı sağlayabilen örnek durumundaki bir ülkedir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Haziran 2025