Posts Tagged Necmettin Erbakan
ÇİLLER’İ KİM KORUYOR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/01/2013
Hani amacınız faili meçhul cinayetleri aydınlatmaktı? Hani hedefiniz çeteleri ortaya çıkarıp, yok etmekti? Hani “derin devletle” mücadele edecektiniz?
Çiller Özel Örgütü bütün kanıtlarıyla ortada, ama sesiniz çıkmıyor?
İttihat Terakki dönemine kadar bile gittiniz ama 15 yıl öncesine gözlerinizi kapatıyorsunuz!
NİMET BAŞ’IN MİSYONU
Çiller Özel Örgütü’nün varlığına, bu amaçla kurulduğu söylenen Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’nda gözler kapatılmış önce. Milliyet’ten Fikret Bila’ya röportaj veren Tansu Çiller, bakın bu gerçeği nasıl da sergiliyor: “Sanıyorum Mehmet Şeker Bey sordu. Bu soru bana yöneltilince Komisyon Başkanı sayın Nimet Baş orada bana bir not göndererek ‘Cevap vermeyin bunlar mesnetsiz iddialar’ dedi. Anlaşılıyor ki Sayın Nimet Baş da Sönmez Köksal’ın belirttiği gibi gazete haberlerine dayalı bu raporun mesnetsiz ve saçma iddialar taşıdığı sonucuna varmıştı ve kaale almamamı istiyordu.” (Milliyet, 7 Ocak 2012)
Böylece Nimet Baş’ın da misyonunun ne olduğu somut olarak ortaya çıkmıştır. Zaten Komisyonda bu dosyayı perdeleyen Nimet Baş, bir röportajda, asıl hedefini açıklamaktadır: “28 Şubat süreci eğer bir yargılamaya konu olacaksa, bunun en önemli aktörü dönemin Genelkurmay Başkanı’dır.” (Milliyet, 7 Ocak 2012)
Anlaşılan Nimet Baş, eski Genelkurmay Başkanı Em. Org. İsmail Hakkı Karadayı’nın tutuklanmamasını kabullenememiş!
SÖNMEZ KÖKSAL İMZALI RAPOR
Tansu Çiller’e göre dönemin MİT Müsteşarı Sönmez Köksal “Özel Örgüt” raporunun “mesnetsiz ve saçma iddialar taşıdığını” düşünüyor. Köksal için rapor mesnetsizse de kendi imzasını taşıdığını özellikle belirtelim! Üstelik Köksal’ın raporla ilgili açıklamaları, rapordaki olguları yalanlamamaktadır!
Kaldı ki raporun ortaya çıkma serüveni de ortadadır: Doğu Perinçek, 600 sayfalık bir klasörden oluşan Çiller Özel Örgütü dosyasını, örgüt Susurluk’ta kamyona çarpmadan 16 gün önce, 18 Ekim 1996’da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e sunuyor. Demirel dosyayı inceliyor ve “kişiye özel” damgasıyla, 8 Kasım 1996’da Başbakan Necmettin Erbakan’a gönderiyor. Başbakanlık Müsteşarı Kadri Keskin, “Başbakan, gerekli araştırma yapılarak düzenlenecek raporun çok acele tevdiini emretti” yazısıyla birlikte dosyayı MİT’e yolluyor. Dosyayı inceleyen MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, 17 Aralık 1996 günü 60 sayfalık raporunu Başbakan Necmettin Erbakan’a sunuyor.
ÖZAL’DAN ÇİLLER’E DEVREDİLEN ÖRGÜT
Çiller Özel Örgütü raporunun yeniden gündeme gelmesi sonrası yapılan açıklamalar, şu gerçekleri iyice berraklaştırmıştır:
1. 28 Şubat’ın asıl hedefi Çiller Özel Örgütü adını taşıyan Gladyo’ydu. Nitekim Tansu Çiller, Fikret Bila’ya “28 Şubat’ın asıl hedefi bendim” derken bu gerçeği doğrulamaktadır. Pentagon’un 28 Şubat süreciyle ilgili belgelerinde “Türk Ordusu hizadan çıktı” saptamasının yer alması bundandır!
ABD’nin 28 Şubat’ı, Truva atları marifetiyle sakatlamak ve darbeye dönüştürmek istemesi, dersle doludur.
2. “Derin devlet” dedikleri Türk Ordusu değildir; Kontrgerilladır, Gladyo’dur, SüperNATO’dur… Türk Ordusu’nun kimi mensupları da Gladyo üyeliği yapmıştır ancak kurum bütünüyle Gladyo olmamıştır. Gladyo, ABD’nin Türk devletini yönetme aracıdır ve üst düzey üyeleri çoğu zaman sivildir!
3. Çiller, doğru başbakandır ama daha önemlisi Özel Örgüt’ün başıdır. Nitekim sonraki yıllarda hem Mehmet Eymür hem de Mehmet Ağar, CIA ajanlığı da tartışılan Başbakan Çiller’in, MOSSAD’la gizli görüştüğünü doğrulamıştır. Dahası Ağar, Özel Örgüt’ün silahları olan “kayıp silahların” bu görüşmelerdeki anlaşmalarla alındığını belirtmektedir. “Hani başbakanlar başbakanlarla, istihbaratçılar da istihbaratçılarla görüşürdü” diye sormamız bundandır.
4. O dönemde Çiller’in başında olduğu Özel Örgüt, bugün de başka liderlikler altında ayaktadır, faaldir. Üstelik Ergenekon tertibinin de yürütücüsüdür. Tertip, bu nedenle “Türk Ordusu’nu yeniden hizaya sokma operasyonu” olarak ilerlemiştir.
5. Ergenekon davasında 5 yıldır bir türlü örgüt bulunamamıştır çünkü örgüt dışarıdadır ve bugün Yeşil Gladyo’dur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Ocak 2012
ERDOĞAN’DA İHANETİN ANLAMI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/09/2012
Başbakan Erdoğan’ın beğenmediği her sözü, her uygulamayı “ihanet” olarak algılamasının; karşısında gördüğü her kişiyi “hain” diye damgalamasının birçok nedeni var…
Kuşkusuz en önemli neden, kendisini tek adam görmesidir. Çünkü ancak faşist rejimlerde lider herkesi kolaylıkla hain diye damgalayabilir ve gereğini yerine getirir!
ERDOĞAN’A GÖRE HERKES HAİN
Başbakan Erdoğan son olarak Afyon’daki cephanelik patlamasıyla ilgili yapılan analizlere kızdı ve “Bazı askerler geldikleri ocağa ihanet ediyorlar” dedi.
Erdoğan, geçen hafta da 66 aylık çocuklarına rapor alan aileleri “çocuklarına ihanet etmekle” suçlamıştı!
Erdoğan, aynı konuşmasında, partisinden 7 milletvekilini de hain olarak damgalamıştı: “Anayasa değişikliğiyle ilgili pakette biz parti kapatılmasını ortadan kaldıralım diye bir madde getirdik ama iktidar partisi olarak biz yalnız kaldık, muhalefetin boykotu ve kendi içimizden de bir ihanetle bu paketi geçiremedik.” Yani Erdoğan’ın istediği oyu atmayan herkes haindi!
İsimleri medyaya da yansıyan bu 7 “hain” milletvekilinden 5’i bir sonraki seçimde AKP’den aday gösterilmemişti. Bu olay aslında TBMM’de demokrasi olmadığını, AKP’nin “ileri demokrasisinin”, “demokrasinin çok ileride” olduğu anlamına geldiğini ortaya koyuyordu.
Erdoğan, MHP’ye yönelik kaset operasyonları sırasında da ihanet kelimesine sık sık başvurmuştu. Örneğin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kasetler konusunda “okyanus ötesini” işaret etmesine yanıt, Fethullah Gülen’den önce Tayyip Erdoğan’dan gelmişti. Erdoğan, 13 Mayıs 2011’de, Bahçeli’yi “Hocaefendi’ye ihanet etmekle” suçlamıştı!
Erdoğan, bir ABD Projesi olan “Kürt Açılımı”na itiraz edenleri de hain diye suçlamıştı. Hatta örneğin 21 Haziran 2010’da daha ileri gidip “Açılım’dan vazgeçmek ihanet olur” bile demişti! Çünkü AKP ABD’ye ihanet edemezdi!
Erdoğan, 2006 yılında da, AKP içinde kendisini eleştiren iki milletvekilini “hain” diye suçlamış ve partiden attırmıştı. Erdoğan, partisinin disiplin kurulu başkanına şu sözlerle talimat vermişti: “Mahmut Koçak AKP’ye ihanet etti. Bana da hakaret ediyor. Affetmeyin. Partiye zarar veriyor, gönderin.” 15 kişilik kurul da 28 Haziran 2006 günü Koçak’ı oybirliğiyle partiden atmıştı.
Erdoğan’ın herkesi hain olmakla suçlama kolaycılığı, iktidar olmasından da önce başlamıştı. Erdoğan, en sıradan olayda bile karşısındakini hain diye suçlayabiliyordu. Örneğin Erdoğan 17 Şubat 2002’de yaptığı bir konuşmada, doğum kontrolünü isteyenlerin davranışını “ihanet-i vataniye” olarak tanımlamıştı.
ERDOĞAN, İHANET DİYENE DAVA AÇTI
Peki, bu kadar kolay “ihanet” kelimesini kullanan, kendisine biat etmeyen partilileri “hain” diye damgalan Erdoğan, aynı kelimeye maruz kaldığında ne tepki veriyor?
Hemen bir örnek verelim… CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ordu’da yaptığı konuşmada Erdoğan’a şöyle seslenmişti: “Korkmuyorsan ihanetin belgesini açıkla, niye gizliyorsun Dubai anlaşmasını?”
Erdoğan, ertesi gün avukatları aracılığıyla dava açtı! Erdoğan, “ihanet” kelimesi nedeniyle Kılıçdaroğlu’ndan 50 bin TL tazminat istedi!
BİR DE ERBAKAN İLE KADDAFİ’YE SORUN
Kuşkusuz, Erdoğan’ın “hain” kelimesini bu kadar kolay kullanmasının, başta belirttiğimiz siyasi nedeni dışında, psikolojik nedeni de vardır.
Zira Erdoğan’ın kendisini var eden çevrede başı bu kelime ile derttedir. Çünkü Erdoğan, örneğin Necmettin Erbakan’a göre, örneğin Muammer Kaddafi’ye göre haindir!
Milli Görüş, Erdoğan’ı harekete ihanet etmekle suçlarken, Kaddafi de öldürülmeden önce kendisinden “ihanet eden eski bir dost” diye bahsetmekteydi…
Kim bilir, belki de bu iki somut suçlamanın ağırlığı, Erdoğan’da herkesi kolaylıkla “hain” diye suçlayabilme psikolojisi yaratmaktadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Eylül 2012
SUSURLUK DIŞARIDA, ERGENEKON İÇERİDE
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/04/2012
Tüm gazetecilik okulları, Mahmut Övür’ün “28 Şubatçılar Susurluk’u unutturdu” başlıklı yazısını, “dezenformasyona örnek olarak öğrencilerine okutmalı! Hatta istihbarat kurumları da örnek uygulama diye incelemeli!
Mahmut Övür, 28 Şubatçıların bir taşla iki kuş vurduğunu, irtica tehlikesi adı altında hem Refah Partisi’ni indirdiklerini, hem de halkın Susurluk’ta ortaya çıkan “kirli devlet”e karşı mücadelesini boşa çıkardıklarını savunuyor! (Sabah, 15 Nisan 2012)
Övür, 30 milyon insanın katıldığı “Sürekli Aydınlık için bir dakika karanlık eylemi”nin, 28 Şubatçıların usta manevrasıyla Refah Partisi’ne yönlendirildiğini savunuyor.
Bu eylemlere “glu glu dansı” diyerek tepki gösteren Başbakan Necmettin Erbakan ile “mum söndü oynuyorlar” diyerek bel altı saldıran Adalet Bakanı Şevket Kazan ise haliyle Mahmut Övür’e göre tezgâha gelmiş oluyorlar!
Nitekim 28 Şubatçıların bu oyunu, Refahyol’un DYP kanadının da işine gelmiş, zira bir ayakları Susurluk’un içindeymiş! Ancak Mahmut Övür, okları Çiller’den ziyade Demirel – Cindoruk ikilisine yöneltmek için şu yola başvurmuş: Güya DYP’nin bu kirli ilişkisi, Refah Partisi ile koalisyonundan önce, SHP ile birlikte iktidarken kurulmuş!
Övür’e göre askerlerin 28 Şubat sürecinde Demirel – Cindoruk ikilisi üzerinden DYP’nin içini oyması, bundanmış!
Böylece 28 Şubatçılar “Sürekli Aydınlık için bir dakika karanlık eylemi”ni rotasından çıkarıp, “şeriata karşı” mücadelenin bir parçası haline getirmiş. Övür, yazısını şöyle bitiriyor:
“Bir anlamda 28 Şubatçılar, Refah’la birlikte DYP’ye de yüklenerek onları mağdur durumuna getirdi. Oysa DYP, Susurluk’u yaratan ve 93’te bir nevi gizli darbeyle kendi komutanlarına suikast yapan, ülkeyi faili meçhuller diyarına dönüştüren zihniyetin siyasi ayağıydı. Belki 28 Şubat’ın mağduru oldular ama Susurluk’un da failleriydi… Peki, bir gün Susurluk’un kara defteri açılmayacak mı?”
Açalım:
SUSURLUK İKTİDARI: REFAHYOL
Susurluk Gladyo’ydu, Tansu Çiller’di, Çiller’in özel örgütüydü!
Tansu Çiller’in danışmanı Mümtazer Türköne’nin bugün 28 Şubat operasyonunu şu sözlerle selamlaması boşuna değildir: “Benim gibi intikam duyguları ile son 15 yılı geçirenlerin yüreği soğusun. Ben intikam istiyorum. Hem de en şiddetlisini…” (Zaman, 15 Nisan 2012)
28 Şubat, Susurluk iktidarını hedef aldı. Susurluk iktidarı, Refahyol’du!
KİM, HANGİ CEPHEDE?
28 Şubat, Susurluk’u hedef aldı. O gün Susurluk’u hedef alanların bugün Ergenekon tertibi ile tutuklanması anlamlıdır.
Susurlukçular dışarıda, Susurlukla mücadele edenler ise içeridedir.
28 Şubatçılar ve Ergenekoncular bir tarafta, Gladyo ve Susurlukçular diğer taraftadır.
Örneğin Doğu Perinçek: 28 Şubat sürecini desteklemiştir, Susurluk’un üstüne gitmiştir; bu nedenle de Galdyo’nun baş düşmanıdır ve bugün Ergenekoncu olarak içeridedir!
Örneğin Süleyman Demirel: 28 Şubat sürecini desteklemiştir, Susurluk’un başta Azerbaycan darbe girişimi olmak üzere pek çok eylemini engellemiştir; bu nedenle bugün hedeftir!
Örneğin Mehmet Eymür: Gladyocudur, Susurlukçudur, bu nedenle 28 Şubat’ta görevden alınmıştır, kovulmuştur ve bugün Ergenekon tertibinde tanıktır!
Örneğin Fethullah Gülen: Gladyo’nun Erzurum şubesidir, 28 Şubat’ta ABD’ye kaçmıştır ve bugün talebeleri Ergenekon tertibinin merkezindedir!
Yani Doğu Perinçek ve Süleyman Demirel Türkiye cephesinde, Mehmet Eymür ve Fethullah Gülen ise Küçük Amerika cephesindedir.
Küçük Amerikacıların dün Azerbaycan’da, bugün Suriye’de Batı adına operasyon yürütmeleri, ayaklarının izidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Nisan 2012
GÜL’ÜN DANIŞMANI, ERDOĞAN’IN MADALYA KARDEŞİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 14/04/2012
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in başkanlığında 28 Şubat 1997 tarihinde toplanan ve Başbakan Necmettin Erbakan ile yardımcısı Tansu Çiller’in katıldığı Milli Güvenlik Kurulu’nda 18 maddelik kararlar “oy birliği” ile alındı. Tarihe 28 Şubat kararları olarak geçen bu maddeler, 13 Mart 1997 tarihinde hükümet tarafından imzalanarak Bakanlar Kurulu kararı haline getirildi!
O gün bu kararlara imza atanlar ve sürecin öne çıkan isimleri bugün nerede, ne yapıyor? Buyurun, 28 Şubat’ın farklı bir belgesini inceleyelim:
GÜL’ÜN 28 ŞUBAT’DA İMZASI VAR
Abdullah Gül’ün 28 Şubat kararlarının altında Devlet Bakanı olarak imzası var. 28 Şubat’taki partisini bölerek Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte AKP’yi kurdu. 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra Başbakan, ardından da Dışişleri Bakanı oldu. 2007 yılında Cumhurbaşkanı seçtirildi.
28 Şubat operasyonunu, kararların altındaki imzasını unutarak, “yaşanan hukuksuzluklar takip edilecektir” diye selamladı.
ERDOĞAN’IN UNUTULMAZ EVREN ÖVGÜSÜ
Recep Tayyip Erdoğan, 28 Şubat sırasında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’ydı. 28 Şubat sürecinde bir gün, 12 Eylül’ün Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’i şu sözlerle övdü: “Sizin zamanında Belediye başkanı olsaydım, İstanbul’u uçururdum.”
Oğlunun adını verdiği Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ı bazı partililerin ifadesiyle arkasından hançerleyerek, Abdullah Gül’le birlikte parti kurdu. Yasal durumu nedeniyle muhtar bile olamayacakken, Deniz Baykal’ın el uzatmasıyla, önce Siirt milletvekili oldu, ardından Başbakan, sonra da BOP eşbaşkanı oldu. Sıradaki hedefi, Başkanlık!
ERBAKAN KARŞITI GÜLEN
Fethullah Gülen, 28 Şubat kararlarından hemen sonra Samanyolu TV’ye çıkarak “asker, anayasal yetkisini kullandı” dedi. Gülen, 29 Mart’taki bu programda, 28 Şubat’a karşı çıkanlara şu sözlerle balans ayarı yaptı: “Asker demokratik yollarla sorunların çözümünü istedi.”
Gülen, 28 Şubat kararlarına rağmen başbakanlığı bırakmayan Erbakan’a ise 16 Nisan 1997 günü Kanal D ekranlarından posta koydu: “Erbakan bu işi (başbakanlığı) beceremedi, eline, yüzüne bulaştırdı; emaneti hemen vermelidir, millet adına yapmalıdır bunu…”
28 Şubat sürecinde “türban teferruattır” da diyen Fethullah Gülen, Yalçın Doğan’a “askerlerin, bazı sivillerden daha demokrat olduğunu” bile savundu.
Fethullah Gülen, 23 Aralık 1997 günü Zaman gazetesinin sahibi Alaattin Kaya’yı Genelkurmay Karargâhı’na gönderdi. Kaya, Genelkurmay 2. Başkanı Org. Çevik Bir’le baş başa görüştü!
ABD’de yaşayan Fethullah Gülen’in elemanları, bugün TSK’ye karşı yürütülen operasyonlarda aktif roller alıyor.
GÜL’ÜN DANIŞMANI: ÇEVİK BİR
Çevik Bir, 28 Şubat sürecinde Genelkurmay 2. Başkanı’ydı. 28 Şubat’ın “Truva atı” olduğu için Karadayı – Kıvrıkoğlu tarafından Genelkurmay Başkanlığı engellendi. Bir’i Genelkurmay Başkanı yaptıramayan ABD, onu Cumhurbaşkanı adayı olarak pazarladı.
Çevik Bir aynı zamanda Recep Tayyip Erdoğan’ın madalya kardeşidir. Bir ve Erdoğan ikilisi peş peşe ABD’deki Yahudi kurumlarından madalya aldılar!
Çevik Bir, daha sonra Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün danışmanlığını yaptı. Meral Akşener’in gündeme getirdiği bu iddiayı Gül ve Bir yalanlamadı.
Ülker Grubu’na da danışmanlık yapan Çevik Bir, 28 Şubat’tan tam 15 yıl sonra asıl hedefi Süleyman Demirel olan operasyonun açılışı için gözaltına alındı.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Nisan 2012
ERBAKAN DA ERGENEKONCU OLURDU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 29/01/2012
“Türkiye’nin sorunlarının çözümü, ABD kıskacından kurtulmaya bağlıdır.”
Bu sözler, eski Adalet Bakanı, Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi Av. İsmail Müftüoğlu’na ait.
Müftüoğlu, önceki gün Ulusal Kanal’daki Ufuk Ötesi programımızın konuğuydu. Kendisiyle iki saate yakın süren program boyunca dış politikadan, AKP’nin nasıl kurulduğuna dair pek çok konuda konuştuk. Ancak programdaki en önemli saptama, işte bu cümleydi…
ABD’ye karşı olduğunu program boyunca her fırsatta dile getiren eski Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu, AB’ye de karşı olduğunu, AB’nin bir sömürü düzeni olduğunu vurguladı.
ERGENEKON SORUŞTURMASININ ARKASINDA ABD VAR
İsmail Müftüoğlu, yürütülmekte olan Ergenekon soruşturmasının arkasında ABD’nin olduğunu özellikle vurguladı.
Müftüoğlu’na göre soruşturmayla tutuklanan şahsiyetlerin hemen hepsinin bazı ortak özellikleri vardı:
Türkiye’yi büyük bir badireye sokacak olan 1 Mart tezkeresine itiraz etmişlerdi, hatta tezkerenin geçmesini bizzat engellemişlerdi… Hemen hepsi ABD karşıtıydı… Pek çoğu, Türkiye’nin NATO’dan çıkmasını istiyordu…
Eski Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu, Kıbrıs davasının büyük kahramanı Rauf Denktaş’ın bile adının bu soruşturmaya karıştırıldığına dikkat çekti.
Ancak Müftüoğlu’nun en çarpıcı sözleri ise Necmettin Erbakan’la ilgiliydi. Müftüoğlu’na göre yaşasaydı ve sağlık durumları o zaman elverseydi, Erbakan da Ergenekoncu ilan edilebilirdi… Müftüoğlu’na göre, bu ihtimalin dayanağı, Erbakan’ın milli duruşuydu!
ÇİLLER – BİR ANLAŞMASI
Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi İsmail Müftüoğlu, 23 Şubat 1996 tarihinde imzalanan Türkiye – İsrail Askeri işbirliği anlaşmasının yürürlükte olduğunu; ABD’nin de füze kalkanı ile yürürlükteki bu anlaşmayı onayladığını belirtti.
Müftüoğlu, yürürlükteki bu anlaşmanın Tansu Çiller – Çevik Bir ikilisinin eseri olduğu belirtti.
YANDAŞ BASININ YALANLARI
Geçen haftalarda Saadet Partisi heyeti olarak Suriye’ye gittiklerini hatırlatan İsmail Müftüoğlu, ilginç bir anekdot anlattı. Humus’da, kendilerini izleyen bir Türk gazetesinin muhabiri, Müftüoğlu namaz kılarken, İstanbul’a haber geçer. Telefonda, her yerin yandığını, Suriyeli askerlerin muhaliflere ateş açtığını vs. anlatır.
Namazını bitiren Müftüoğlu, muhabire serzenişte bulunur, “ayıp değil mi, neden yalan söylüyorsun, bak ortalık güllük gülistanlık” der. Muhabirin yanıtı ibretliktir: “Patronum böyle haber istiyor!”
ERDOĞAN’A ABRAMOWİTZ YOL VERDİ
AKP’nin kuruluşuna ve eski öğrencilerine de değinen İsmail Müftüoğlu, Erdoğan’ın başbakanlığa gelişi sürecinde önemli bir isme, dönemin ABD büyükelçisi Morton Abromowitz’e de değindi.
Müftüoğlu, Abramowitz’in Erdoğan’la, daha Refah Partisi İstanbul İl Başkanı’yken temasa geçtiğini belirtti.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Ocak 2012