Posts Tagged Gladyo

FAİLİ MEÇHUL YOK, GLADYO VAR

Başbakanlık Müşaviri Hamdi Kılıç’ın sosyal medyada yaptığı açıklamaları gazetelerden okumuşsunuzdur. Müşavir Kılıç, AKP ile Cemaat çatışmasının yaşandığı şu günlerde açık açık tehdit ediyor: “Bu ülkede devlet geleneği diye bir şey hala var. Bunun ne olduğunu anlamak için biraz tarih okumak yeter. Devlet geleneğimizin kendini korumak için tarih boyunca geliştirdiği reflekslerin bir kısmı epeyce ürpertici, benden hatırlatması.” (Sözcü, 2 Ocak 2013)

Sadece AKP cephesi değil, diğer cephedeki Cemaatten de benzer tehditler yükseliyor. Örneğin İhlas Haber Ajansı muhabiri Bülent Velioğlu sosyal medyada şunu yazabiliyor: “Zaman zaman yaşanan faili meçhuller o ülkeye huzur getirir… Bu kadar konuşan olmaz… Ortalık zevzekle doldu.” (Odatv, 2 Ocak 2013)

Bu sözlerin çok daha hafifini muhalif çevrelerden biri, birkaç yıl önce dile getirseydi, dalga dalga Ergenekon operasyonları yapılır, her gün ekranlardan “İttihatçı zihniyet hortladı” ana fikirli programlar sahnelenir, Başbakan meydanlardan “Rahmetli Kennedy’i de bunlar öldürdü” derdi!

ERGENEKON GLADYO DEĞİLDİR

Gelin iki saptama yaparak AKP ve Cemaatten yükselen derin devlet ve faili meçhul tehdidini anlamaya çalışalım:

1) Ergenekon dedikleri, artık daha da açıktır ki, bir darbe örgütü değildi, derin devlet hiç değildi. İddia ettikleri gibi Gladyo olması ise hiç mümkün değildi.

Peki neydi? ABD’nin ve model ortağı Erdoğan-Gülen koalisyonunun çıkarlarının karşısında duran örgütlerdi. TSK ve İşçi Partisi’ydi, milli güçlerdi, ulusalcı yapılardı… Avrasyacı eğilimler gösteriyorlardı, Pentagon’un raporlarına göre hizadan çıkmışlardı, ABD’ye Karadeniz’de ve Irak’ın kuzeyinde barikat oluyorlardı…

2) Gladyo vardır ve ABD’nin NATO üyesi ülkeleri kumanda ettiği gizli hükümetlerdir, gizli devletlerdir. Gladyo, bu özelliği nedeniyle muhalefette değil, iktidardadır.

Bu durumda ABD çıkarlarının karşısında olan Ergenekon, Gladyo değildir. Tersine Gladyo dışarıdadır ve Ergenekon tertiplerini yapan kuvvettir.

GLADYO, PENTAGON HÜKÜMETİDİR

Bu iki saptanın ardından Gladyo’ların bağlı olduğu iç tüzüklerden birine dikkatinizi çekeceğiz. Ama önce o içtüzüğün dayanağı olan Pentagon’un 28 Mart 1949 tarihli ve 891/6 sayılı belgesine bakalım. Çünkü o belgenin B bendi Türkiye’ye ayrılmıştır ve ülkemiz “Gizli Ordu rezervlerinin kurulmasına fazlasıyla uygun bir ülke” olarak tanımlanmıştır!

Türkiye’nin NATO üyeliği de zaten bu ve benzeri raporlardan sonra gelmiş ve ardından Türkiye Gladyo’su olarak Kontrgerilla kurulmuştur!

Artık o iç tüzüğe gelebiliriz. Bu 140 sayfalık, Pentagon Sahra Talimnamesi’dir. FM 30-31 diye kodlanan bu talimnamede Gladyo’nun “sabotaj, bombalama, öldürme, işkence, terör ve seçim alanlarında yürütülecek faaliyetlerle ilgili” olduğu belirtilir.

Hatta bu talimnamede “Gizli Ordu askerleri barış zamanlarında şiddet eylemleri gerçekleştirmeli ve suçu komünist düşmanın üzerine atarak korku ve alarm durumu yaratmalı” denilir.

Uzatmayalım ve Gladyo’nun askerlerden ibaret olmadığını, tersine ağırlığın sivillerde olduğunu da belirtelim: Siyasetçiler, bürokratlar, istihbaratçılar, polisler, yargı mensupları, işadamları vs.

GLADYO YARILDI

Sonuç olarak belirtebiliriz ki, Gladyo’nun en iyi bildiği iş, faili meçhul cinayetlerdir!

Faili meçhul kalmış cinayetlerin büyük bir kısmının sorumlusu işte bu yapıdır, Gladyo’dur. Gladyo muhalefette değil de iktidarda olduğu için, bu cinayetler çözülemez.

Ergenekon davalarının ortak sorumluları olan AKP ile Cemaat’in bugün birbirlerini karşılıklı “faili meçhullerle” tehdit etmesi, Gladyo gerçeği açısından oldukça öğreticidir: Gladyo vardır ve artık ortadan yarılmaktadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Ocak 2013

Reklamlar

, ,

Yorum bırakın

GLADYO AHLAKI

Adı ya da birinci derecede yakınının adı yolsuzluğa bulaşmış bir siyasetçi, demokratik ülkelerde, soruşturmanın selameti gereği istifa eder. Hele ki o kişi, soruşturmayı etkileyebilecek bir pozisyondaysa…

Oysa İçişleri Bakanı Muammer Güler istifa etmek şöyle dursun, bir yandan Emniyet müdürlerini görevden alıyor, bir yandan Emniyet binasını basına yasaklıyor, diğer yandan da 81 ilin valisine “Emniyeti gözden geçirin” talimatı veriyor. Tüm bu işlerin içinde, bir de oğlunun evinde ele geçirilen paralara “meşruiyet” kazandırabilmek için basın çalışması yapıyor.

Güler son olarak Posta gazetesine yaptığı açıklamada, oğlunun evinde ele geçirilen 1 milyon 200 bin doların, oğlunun sattığı Başakşehir’deki villasının parası olduğunu belirtmiş!

OĞULLARI ZENGİN YAPAN REJİM

Muammer Güler daha düne kadar bir devlet memuruydu… Başbakan Erdoğan beş kişilik bir aileye günde üç öğün çay ve simit yedirecek kadar asgari ücret verdiğiyle övüneceğine, o asgari ücretlilere, bir devlet memurunun bu yaşta 1 milyon 200 bin dolarlık ev alabilecek yetenekte bir çocuk yetiştirebilmesinin sihirli formülünü anlatmalı!

Haksızlık etmeyelim. Ana tabloya baktığımızda Muammer Güler’in oğlu, diğer bakanların oğlunun, hele de Erdoğan’ın oğullarının yanında “fakir” kalır!

Ansızın artan servetini oğlunun düğününde asılan altınlarla açıklayan bir başbakanın saltanatında, Barış Güler’in 1 milyon 200 bin doları ne ki!

Çünkü o saltanatta, gemicikler artık filo olmuştur!

Hatırlayın, Abdullah Gül’ün 15 yaşındaki oğlu, Cumhurbaşkanı’nın Suudi Arabistan gezisine işadamı olarak katılmıştı!

BELGELERİ DE HAYATLARI DA SAHTE

AKçeli işlerden anlamadığımız için uzatmayacağız…

Ama AKP-Cemaat çatışmasına, bir başka ifadeyle Gladyo iç çarpışmasına, bugün ayrıca 11 yıllık saltanatın ahlakı düzleminden bakacağız.

İzliyorsunuz: Beddualar, yerlerini in diye nitelemeler, maymunlar, goriller; hatta tehdit edilen yuvalar…

Düşmanlığın da, savaşın da bir ahlakı vardır ama Gladyo’nun ahlakı işte bu kadardır!

Rejimin yolsuzluğu ve kokuşmuşluğu üzerinde inşa olan “muhafazakâr ahlak” işte budur! Hiçbir güzel şeyi muhafaza edememişlerdir!

Kuşkusuz şaşırmıyoruz: Zira bizler Ergenekon tertiplerinde Gladyo ahlaksızlığını yakından gördük: Telefonlara yüklenen “sehven” kayıtlar, çekmecelere konulan sahte belgeler, odalardan çıkan düzmece CD’ler…

Gladyo’nun bu ahlaksızlıklarını gururuna yediremeyen subaylarımızın intiharları, her gün vicdanlarımıza seslenmektedir!

TRAJİK ÇÖKÜŞE DOĞRU

Her kültürün dayandığı bir sosyo-ekonomik yapı vardır. Haksız kazançla oluşan bir ekonomik alt yapının üzerinde inşa olan bir kültürün, ahlaki boyutu elbette sorunlu olacaktır. Nitekim olmuştur.

Süslümanlar deyimi boşuna çıkmadı elbette: 35 milyarlık yüzükler, 5 bin liralık montlar, üzerinde durabilmek için yoğun çaba sarf ettiğiniz yüksek topuklu iki bin liralık ayakkabılar…

Bu türden şatafatlar, bu türden görgüsüzlükler, çürümüş ve yıkılmakta olan bir rejimin işaretidir!

Tarihte de böyledir…

Yıkılmakta olan rejimler, iktidarlar, çöken sistemler hep şatafata yönelir…

Dünün “araba sevdalıları”, bugünün şatafatının yanında masum kalmıştır. Fakat çöküşleri daha trajik olacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Aralık 2013

,

Yorum bırakın

GLADYO’NUN ÜÇ ÇOCUĞU

PKK’nin iki numaralı ismi Cemil Bayık, AKP’nin yolsuzluk operasyonundan kurtulmasının tek yolunun Kürt sorununu çözmesinden geçtiğini açıkladı.

İlk bakışta insana “ne ilgisi” var dedirten bu açıklama, aslında oldukça önemli olan ve aralarındaki Gladyo bağına işaret eden bir açıklamadır.

OSLO’YLA BAŞLAYAN AYRILIK

Gladyo’nun üç çocuğu olan AKP, Cemaat ve PKK, Oslo sürecine kadar birlikteydi. Oslo’yla birlikte ayrışmaya başladılar. Hatta sızdırılan mutabakat metni nedeniyle PKK Cemaati, Cemaat de PKK’yi suçlamıştı.

Sonrasında Reyhanlı saldırısı, Gaziantep patlaması gibi aydınlatılmayan tüm olaylar ve hatta Paris’teki Sakine Cansız cinayeti bile doğrudan bu üçlü arasındaki çatışmayla ilgiliydi.

Türkiye’deki bu olaylar aydınlatılmadığı gibi, Gladyo meselesi olduğu için Fransa da Paris cinayetlerini aydınlatamamaktadır!

ABD ZAYIFLADIKÇA, AKTÖRLERİYLE BAĞI GEVŞEDİ

Peki, Gladyo’nun üç çocuğu neden ayrıştı?

Bakın bu soruya yanıt verebilmek için önce şu saptamayı yapalım: ABD’nin AKP’yle ilgili tek sorunu Kürt Açılımı’nı olması gerektiği kadar ilerletememesidir. Demokrasi, insan hakları, tutuklu gazeteciler vs. hepsi hikâyedir.

Gelelim sorumuzun yanıtına…

Bakın aslında bu sorunun bölge penceresinden baktığınızda tek yanıtı vardır: Çünkü ABD Ortadoğu’da yenildi ve dünya çapında güç kaybediyor. Güç zafiyeti yaşandıkça da kontrol altında tuttuğu aktörlerde gevşeme yaşanmaktadır.

Türkiye’deki bu durumun benzeri, Suudi Arabistan ve Katar’da da vardır. Katar’da birkaç ay önce saray darbesiyle iktidar değişmişti!

HEM ÇATIŞIYORLAR HEM DE BÖLÜNÜYORLAR

ABD zayıfladıkça, kendisine bağlı Türkiye Gladyosu gevşiyor, Gladyo’nun bileşenleri arasındaki çelişmeler artıyor ve hatta her bileşen kendi içerisinde bölünme eğilimi taşıyor.

Örneğin AKP fiilen iki parçadır; Erdoğan’ın büyük parçası ile Abdullah Gül’ün küçük parçası.

Örneğin Cemaat içinde çatlaklar vardır; F tipi yapının eski Emniyet sorumlusu, şebekenin şemasını Başbakan Erdoğan’ın önüne sermiştir!

Örneğin PKK ikili, hatta üçlü eğilim göstermeye başlamıştır. Öcalan ile Kandil, Kandil ile BDP üst yönetimi arasındaki çelişmeler gittikçe derinleşmektedir.

NATO ÇATIRDIYOR

Bakın ABD’nin güç kaybı nedeniyle yerel Gladyoların gevşediğini ortaya koyan en önemli gelişme, tüm Gladyoların bağlı olduğu NATO’daki erozyondur!

Önceki gün toplanan NATO üyesi AB liderleri zirvesinde, bu erozyon en somut şekilde ortaya çıktı:

NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, Avrupa’nın savunma bütçesini GSMH’nin en az yüzde 2 oranına çıkarmaması durumunda, ABD’nin NATO üyeliğine ilgisini kaybedebileceğini belirtti ve 28 AB ülkesi liderini uyardı!

KÜÇÜK AMERİKA SÜRECİ SONA ERDİ

NATO çatırdadıkça, NATO’nun gizli örgütü olan Gladyolar, SüperNATO’lar da gevşemektedir.

Bu Türkiye için büyük bir fırsattır. 1946’da başlayan Küçük Amerika süreci, 2013’te kayaya çarpmıştır.

2014 Türkiye’nin yeniden bir devrimle bağımsızlık yoluna gireceği yıl olacaktır.

AKP-Cemaat çatışması ile AKP-PKK ortaklığına sıkıştırılarak bölünen Türkiye’nin çıkışı, Aslanlı Yol’dan başlamıştır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Aralık 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

EYMÜR: BALIKÇI, EMNİYET’İN ADAMI

Mehmet Eymür’ün sağ kolu olarak bilinen Cemal Alparslan Ertuğ, iki hafta arayla TvNet’teki İstihbarat isimli programa çıkarak ilginç açıklamalar yaptı.

Ertuğ’un sözleri Eymür’ün mesajları olarak algılandı.

MİT-HADEP GÖRÜŞMESİ

Programda kendisini “MİT’e bilgi veren adam” olarak tanıtan Cemal Alparslan Ertuğ, Ekim 1997’de yapılan MİT-HADEP görüşmesi hakkında konuştu.

Ertuğ, Beşiktaş-Serencebey’deki görüşmeye 8 kişi davetli olduğunu, ancak davetlilerden gazeteci olanının gerekçe bildirmediği halde toplantıya katılmadığını, Ahmet Türk’ün ise sağlık nedenleriyle gelemediğini belirtti. Ancak Ertuğ’a göre Ahmet Türk sonradan bu toplantıların devamı olanlara katılmış.

Ertuğ, ikinci programda, toplantıyaKürtler adına katılan 6 kişinin isimlerini verdi: Sedat Yurttaş, Sırrı Sakık, Güven Özata, Kemal Parlak, Recep Doğan, Selim Okçuoğlu.

MİT-EMNİYET MÜCADELESİ Mİ?

Cemal Alparslan Ertuğ, bu altı isimden özellikle Selim Okçuoğlu üzerinde durdu. Çünkü Okçuoğlu ile İlhami Işık arasında bir bağ vardı!

İlhami Işık, Ergenekon tertibinde Balıkçı kod adıyla yer alan ve Taraf’a yaptığı açıklamalarla bilinen kişiydi! Işık, Balıkçı olduğu ortaya çıkınca, Nagehan Alçı gibi dönem gazetecilerinin programlarında boy göstermiş ve devlet ile Öcalan arasında arabuluculuk yaptığını açıklamıştı.

Cemal Alparslan Ertuğ’un belirttiğine göre MİT, İlhami Işık hakkında bir araştırma yapmış ve onun Emniyet istihbaratla irtibatlı olduğu sonucuna ulaşmıştı!

Ertuğ, Balıkçı’nın kamuoyunu yanılttığını özellikle vurguluyor: “Görüşmelerde Balıkçı kod adı ile bilinen İlhami Işık yoktu. Işık, görüşmeler yapıldıktan ve Kürt aydın ve siyasetçilerin MİT’e verdikleri öneri raporundan sonra oluşturulan Sivil Toplum Kuruluşları’nda bulundu. İlhami Işık burada görüşmeleri farklı bir şekilde Emniyet İstihbarat’a rapor etti.

EYMÜR’ÜN MESAJI

Cemal Alparslan Ertuğ’un bir canlı yayın programına katılmasının esbabı mucibesi, tüm söylediklerine bakılırsa İlhami Işık’ın Emniyet istihbarat bağıydı!

Bu durumda şunu sormalıyız haliyle… Kendisi de Ergenekon tertibinde rol alan Mehmet Eymür, tertibin bir diğer elemanını neden açığa düşürdü? Üç olasılık üzerinde durabiliriz:

1) KONTRGERİLLA’DA ÇATLAK

İlginçtir Mehmet Eymür, son dönemde iki önemli çıkış yaptı. İlki eski Başbakan Tansu Çiller’in MOSSAD’la görüştüğünü açıklamasıydı! Ergenekon Davası’nda “tanıklık” yapan Eymür’ün sözleri şöyleydi: “Çiller ve Ağar MOSSAD’la görüşmeye girdiler. Beni dışarı çıkarttılar. Çiller ve Ağar ikilisi, MOSSAD’la Abdullah Öcalan pazarlığı yaptı. Ama karşılığında ne verdiler, onu bilmiyorum.”

İlginçtir, Eymür’den sonra Mehmet Ağar da geçen hafta bu sırrı ifşa etti ve Çiller’in MOSSAD’la görüştüğünü açıkladı! Ancak Öcalan’dan ziyade silah pazarlığı boyutuyla…

2) SAKIK KARDEŞLER

Mehmet Eymür’ün dikkat çeken ikinci çıkışı ise geçen haftalarda BDP milletvekili Sırrı Sakık’ı MİT’le irtibatlandıran açıklamasıydı! Sırrı Sakık, Eymür’e sert yanıt vermişti.

Ancak daha ilginci Eymür’ün bu suçlamasından kısa bir süre sonra Sırrı Sakık’ın kardeşi Şemdin Sakık’ın Ergenekon davasındaki gizli tanıklığını açıklamasıydı! İzleyen birkaç gün içerisinde, iki kardeşin birbirine ağır sözleri gazetelere yansıdı!

3) AKP-PKK GÖRÜŞMELERİ

AKP ile PKK görüşmelerinin yeniden kamuoyu önünde ısıtıldığı (hatta başladığı!?) bu süreçte, MİT ile HADEP’in 1997 tarihli görüşmesinin gündeme getirilmesi acaba bir anlam ifade ediyor mu?

Zira Ertuğ’un 1997’deki görüşmeye dair değerlendirmesi de mesaj içeriyor: “İlk Oslo görüşmesi (1997’yi kastediyor) siyasi inisiyatif ile başlamadı. Bu inisiyatif devlet tarafından kullanıldı. (…) Görüşmeden sonra bu ekip üç sayfalık çözüm önerisi hazırladı, MİT’e verdi. Bu raporda Kürt aydın ve siyasetçilerin siyaset ve özgürlük alanlarının genişletilmesiyle ilgili talepleri oldu. Bu raporda bir pazarlık söz konusu olmadı. O süreç sabote edilmeden önce Abdullah Öcalan da sürece sıcak bakıyordu.”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Kasım 2012

, , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

GLADYO – ERGENEKON ÇARPIŞMASI

Kemal Burkay gibi isimlere söyletilen “Ergenekon, NATO tarafından kurulan Gladyo’dur” sözleri, ne genel kamuoyunu ikna eder ne de 2001’den beri yaşanan Ergenekon – Gladyo çarpışmasını perdeler! Ancak Burkay’a Türkiye’de açıktan “federasyonu” savunma olanağı sağlar!

Bir de Mehmet Ağar var elbette… Meclis Darbe Komisyonu’na “Türkiye’de kontrgerilla yok” demesi hem Burkay’ı tamamlamakta hem de “ama JİTEM vardı” diyerek asıl saflaşmaya işaret etmektedir!

O saflaşma şöyledir: Gladyo, Kontrgerilla, Susurluk bir tarafta, Ergenekon ve TSK diğer taraftadır!

Saflaşmanın diğer aktörleri de aslında meydandadır.

İŞTE GLADYO’NUN ELEMANLARI

Eski Emniyet Genel Müdürü Refet Küçüktiryaki, açık açık Gladyo’nun elemanı olduğunu söylüyor: “Beni Emniyet Genel Müdürü yapan, Başbakan Süleyman Demirel değildir. Ben, beni keşfeden Amerikan Hükümetinin Ankara temsilcilerince tavsiye üzerine bu göreve atandım.

Peki, bir Gladyo elemanı olarak ne yapmış Küçüktiryaki? Onu da Emniyet Genel Müdürü olduğu sırada Kenan Evren’e yazdığı ve Cumhurbaşkanlığı arşivinden çıkan imzalı mektubundan öğreniyoruz: “Yavuz Sultan Selim’den sonra en büyük Alevi Kızılbaş düşmanıyım. Malatya il merkezindeki 40 bin Alevi’ye kan kusturdum. Türkiye’de ilk defa resmi olarak Alevi soykırımını devlet adına başlatan benim.”

Peki, Küçüktiryaki bu görevleri kiminle birlikte yerine getirmiş? Onu da açıklıyor: “76 yılında ben Malatya’da Valiyken Malatya Emniyet Müdürü olan – ki o da en az benim kadar Alevi-Kızılbaş kasabıdır- Abdülkadir Aksu’yu yardımcım yaptım. Ankara’da Alevi-Kızılbaşların oturduğu ‘Kurtarılmış Bölge’ adlı semtlere kan kusturan Reşat Akkaya’yı Ankara Emniyet Müdürü yapan benim.”

Aksu kim? AKP kurucusu, milletvekili, bakanı, genel başkan yardımcısı; hem Özal’ın hem Erdoğan’ın adamı!

ÖZAL-ÇİLLER-ERDOĞAN’IN ORTAK ÖRÜGÜTÜ

Gladyo’yu sergilemeye Mehmet Ağar’ın ifadeleriyle devam edelim.

Mehmet Eymür’den sonra Mehmet Ağar da, Başbakan Tansu Çiller’in MOSSAD’la görüştüğünü açıklıyor! Hani başbakanlar başbakanlarla, istihbaratçılar istihbaratçılarla görüşürdü!? Çiller başbakan mıydı, yoksa istihbaratçı mıydı?

Ağar, devlette kaydı bulunmayan “kayıp silahların” Başbakanlık talimatıyla alındığını da, Çiller ve MİT müsteşarıyla birlikte MOSSAD’la kapalı kapılar ardında görüştüklerini de açıklıyor.

Heyette bulunan ama içeri sokulmayıp kapıda bekletilen İbrahim Şahin’in konumu öğreticidir. Susurluk sürecinde tüm suçların üzerine yıkılmaya çalışıldığı Şahin, şimdi de Ergenekon Davası’nda tutuklu yargılanmaktadır!

Ağar’ın ifadeleri 28 Şubat ve Susurluk karşıtlığını ve aslında Galdyo – Ergenekon çarpışmasını da berraklaştırıyor. Ağar hem Susurlukçu Abdullah Çatlı’yı kullandıklarını, Bucak’lara ihtiyaçları olduğunu açıklıyor, hem de Çiller’in talimatıyla İsrail’den alınan ve Polis Özel Harekât’a dağıtılan silahlara 28 Şubatçıların el koyduğunu belirtiyor.

Evet, bugün Gladyo ile Ergenekon çarpışmaktadır ve gazeteci Can Dündar Ergenekon Davası’nda tanık olarak dinlenirken o nedenle “benim bahsettiğim Ergenekon bu değildi” demiştir!

Çünkü Gladyo diye yargılananlar, Gladyo’ya karşı 40 yıldır savaşanlardır!

AMERİKAN KEŞİFLERİ

Refet Küçüktiryaki, ABD’nin Ankara temsilciliğince keşfedildiğini ve sonrasında Emniyet Genel Müdürlüğü’ne kadar yükseltildiğini açıklıyor. Galdyo’nun tarihi bu tip ilişkilerle doludur.

Başbakan Tayyip Erdoğan da, daha Refah Partisi’nin Beyoğlu İlçe Başkanı’yken ABD’nin Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz tarafından keşfedilmişti. Abramowitz’in Ruşen Çakır aracılığıyla temas kurduğu Erdoğan, ardından hızla en yukarıya kadar tırmanmıştı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Kasım 2012 

, , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

SUSURLUK DIŞARIDA, ERGENEKON İÇERİDE

Tüm gazetecilik okulları, Mahmut Övür’ün “28 Şubatçılar Susurluk’u unutturdu” başlıklı yazısını, “dezenformasyona örnek olarak öğrencilerine okutmalı! Hatta istihbarat kurumları da örnek uygulama diye incelemeli!

Mahmut Övür, 28 Şubatçıların bir taşla iki kuş vurduğunu, irtica tehlikesi adı altında hem Refah Partisi’ni indirdiklerini, hem de halkın Susurluk’ta ortaya çıkan “kirli devlet”e karşı mücadelesini boşa çıkardıklarını savunuyor! (Sabah, 15 Nisan 2012)

Övür, 30 milyon insanın katıldığı “Sürekli Aydınlık için bir dakika karanlık eylemi”nin, 28 Şubatçıların usta manevrasıyla Refah Partisi’ne yönlendirildiğini savunuyor.

Bu eylemlere “glu glu dansı” diyerek tepki gösteren Başbakan Necmettin Erbakan ile “mum söndü oynuyorlar” diyerek bel altı saldıran Adalet Bakanı Şevket Kazan ise haliyle Mahmut Övür’e göre tezgâha gelmiş oluyorlar!

Nitekim 28 Şubatçıların bu oyunu, Refahyol’un DYP kanadının da işine gelmiş, zira bir ayakları Susurluk’un içindeymiş! Ancak Mahmut Övür, okları Çiller’den ziyade Demirel – Cindoruk ikilisine yöneltmek için şu yola başvurmuş: Güya DYP’nin bu kirli ilişkisi, Refah Partisi ile koalisyonundan önce, SHP ile birlikte iktidarken kurulmuş!

Övür’e göre askerlerin 28 Şubat sürecinde Demirel – Cindoruk ikilisi üzerinden DYP’nin içini oyması, bundanmış!

Böylece 28 Şubatçılar “Sürekli Aydınlık için bir dakika karanlık eylemi”ni rotasından çıkarıp, “şeriata karşı” mücadelenin bir parçası haline getirmiş. Övür, yazısını şöyle bitiriyor:

“Bir anlamda 28 Şubatçılar, Refah’la birlikte DYP’ye de yüklenerek onları mağdur durumuna getirdi. Oysa DYP, Susurluk’u yaratan ve 93’te bir nevi gizli darbeyle kendi komutanlarına suikast yapan, ülkeyi faili meçhuller diyarına dönüştüren zihniyetin siyasi ayağıydı. Belki 28 Şubat’ın mağduru oldular ama Susurluk’un da failleriydi… Peki, bir gün Susurluk’un kara defteri açılmayacak mı?”

Açalım:

SUSURLUK İKTİDARI: REFAHYOL

Susurluk Gladyo’ydu, Tansu Çiller’di, Çiller’in özel örgütüydü!

Tansu Çiller’in danışmanı Mümtazer Türköne’nin bugün 28 Şubat operasyonunu şu sözlerle selamlaması boşuna değildir: “Benim gibi intikam duyguları ile son 15 yılı geçirenlerin yüreği soğusun. Ben intikam istiyorum. Hem de en şiddetlisini…” (Zaman, 15 Nisan 2012)

28 Şubat, Susurluk iktidarını hedef aldı. Susurluk iktidarı, Refahyol’du!

KİM, HANGİ CEPHEDE?

28 Şubat, Susurluk’u hedef aldı. O gün Susurluk’u hedef alanların bugün Ergenekon tertibi ile tutuklanması anlamlıdır.

Susurlukçular dışarıda, Susurlukla mücadele edenler ise içeridedir.

28 Şubatçılar ve Ergenekoncular bir tarafta, Gladyo ve Susurlukçular diğer taraftadır.

Örneğin Doğu Perinçek: 28 Şubat sürecini desteklemiştir, Susurluk’un üstüne gitmiştir; bu nedenle de Galdyo’nun baş düşmanıdır ve bugün Ergenekoncu olarak içeridedir!

Örneğin Süleyman Demirel: 28 Şubat sürecini desteklemiştir, Susurluk’un başta Azerbaycan darbe girişimi olmak üzere pek çok eylemini engellemiştir; bu nedenle bugün hedeftir!

Örneğin Mehmet Eymür: Gladyocudur, Susurlukçudur, bu nedenle 28 Şubat’ta görevden alınmıştır, kovulmuştur ve bugün Ergenekon tertibinde tanıktır!

Örneğin Fethullah Gülen: Gladyo’nun Erzurum şubesidir, 28 Şubat’ta ABD’ye kaçmıştır ve bugün talebeleri Ergenekon tertibinin merkezindedir!

Yani Doğu Perinçek ve Süleyman Demirel Türkiye cephesinde, Mehmet Eymür ve Fethullah Gülen ise Küçük Amerika cephesindedir.

Küçük Amerikacıların dün Azerbaycan’da, bugün Suriye’de Batı adına operasyon yürütmeleri, ayaklarının izidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Nisan 2012

, , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: