Posts Tagged Suriye

BÖLGENİN DÜĞÜMÜ: KUZEY IRAK

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la yaptığı 6.5 saatlik görüşmenin esasını, en çok şu cümle ortaya koyuyor: “Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlı, Suriye ve Türkiye arasındaki stratejik ilişkilerin kat ettiği sürecin; iki ülke yönetimlerinin, iki ülkeden birinde yaşanan bir durumu diğerinin iç meselesi olarak düşünmelerine yol açtığını belirtti. Davutoğlu; Türkiye’nin Suriye’de yaşanan durumları iç mesele olarak gördüğü gibi Suriye’nin de Türkiye’nin karşılaştığı bir olayı aynı itibarla gördüğüne işaret etti.

Anlaşılan o ki, “sabrımızın sonuna geldik, Suriye iç meselemiz” türünden BOP eşbaşkanlığı diklenmeleri, sonuç getirmedi.

SURİYE GERİ ADIM ATMAYACAK

Bizi bu değerlendirmeye götüren iki sözü daha var Davutoğlu’nun. Birincisi, “hiç kimseden hiçbir mesaj taşımadığını” söylemek zorunda kalmasıydı. İkincisi de, “yönetimin kararlaştırdığı reform adımlarını uygulamasının ardından, Suriye’nin Esad yönetiminde Arap aleminde bir model teşkil edeceğini” vurgulamasıydı. Demek “Esad mutlaka gitmeli” noktasından da geri dönüldü!

Tüm bu geri adımların Esad’ın Davutoğlu’na açık olarak söylediği “silahlı terör gruplarına tolerans tanımayacağız” cümlesinden sonra gelmesi, devlet yönetiminde “kararlılığın” önemine işaret ediyor!

İRAN’IN YANITI K. IRAK’TAN

Henüz 6.5 saatlik görüşmenin notları kamuoyuna yansımadan önce, İran Devrim Muhafızları’nın haber ağında dikkat çeken bir yazı yayımlandı. İran Devrim Muhafızları Ana Karargahı’ndan üst düzey askeri bir istihbaratçıya ait olduğu belirtilen isimsiz bir açıklamada, “Suriye’ye saldırması halinde Türkiye’nin (Kuzey Irak’ta) hedef alınacağı” belirtildi.

İranlı yetkili, “ABD ve Türkiye’nin Suriye’ye saldırması halinde, Kuzey Irak’ı Afganistan’a çevireceklerini, ABD ve Türkiye’nin bölgedeki askeri ve ticari üslerini hedef alacaklarını” söyledi. İranlı üst düzey askeri yetkili, “Kandil başta olmak üzere PKK/PJAK denetimindeki bölgenin, İran devleti için Suriye’ye açılan bir kapı olduğunu, bu nedenle Kandil konusunda ısrarcı olduklarını” da ekledi.

Açıklama, ilginçtir, ilerleyen saatlerde yayından kaldırıldı. Ağ, açıklamanın yanlışlıkla yayınlandığını, Devrim Muhafızları’nın görüşlerini yansıtmadığını belirtti. Kimbilir, Şam’dan gelen bilgiler, belki de yazıyı gereksiz kıldı.

Yazının sahibiyle, neden yayınlandığı ya da kaldırıldığıyla ilgilenmiyoruz. Ama yazının içeriği önemli!

İRAN PKK’YLE DEĞİL, ABD’YLE ÇATIŞIYOR

Bölgenin ABD’yle çelişmesinin düğümlendiği adres Kuzey Irak’tır! Çünkü Kuzey Irak, ABD’dir, İsrail’dir! Çünkü Kuzey Irak, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin temel hedefidir!

ABD 1991’de fiilen kurduğu Kuzey Irak’taki Kürt devletini 20 yılda resmileştiremedi. Çünkü bu devletin yaşaması, esas olarak Türkiye’ye sonra da İran’a bağlı. Dolayısyla düğümün nasıl çözüleceği Türkiye ile İran’ı müttefik de yapar, düşman da…

Mevcut ABD planına göre Kuzey Irak’taki yapının Türkiye’ye doğru genişletilerek “Büyük Kürdistan” kurulması isteniyor. Aynı zamanda Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılması planlanıyor.

İran’ın ABD nüfuz alanı olan Kuzey Irak’a, PKK/PJAK nedeniyle operasyon yapması, işte bu planla ilgili… Dolayısıyla İran aslında PKK’yle değil, doğrudan ABD’yle çatışıyor!

SURİYE VE KUZEY IRAK CEPHELERİ

Bölge ile ABD arasındaki çelişmenin Suriye ve Kuzey Irak cepheleri, birbirine sıkı sıkıya bağlı.

ABD’nin Kuzey Irak planı gerçekleşirse, Suriye de, İran da, Türkiye de düşer. Suriye düşerse, Kuzey Irak Türkiye’ye genişler!

Ancak İran’ın ve nesnel olarak Türkiye’nin planı gerçekleşirse, bölge ABD’den kurtulur!

Tek sorun, Ankara’yı kimin yönettiği, daha doğrusu yöneteceği…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi / s:7
Ufuk Ötesi
11 Ağustos 2011 

, , , ,

Yorum bırakın

ABD’NİN SURİYE PLANI

Önce üç saptama yapalım:

Birincisi, Başbakan Erdoğan’ın “sabrımızın sonuna geldik, Suriye bizim iç meselemiz” şeklindeki çıkışı, akılla, diplomasi bilmemezlikle, ciddiyetsizlikle açıklanamaz. Bu çıkışın tek açıklaması vardır: Tayyip Erdoğan BOP Eşbaşkanı’dır!

İkincisi, Erdoğan’ın bu “savaş kışkırtan” açıklaması, en çok İsrail’i memnun etti. Bir kez daha ABD-İsrail-Türkiye ekseni adına bölgesel çıkış yapan Erdoğan, Türkiye’nin bölgedeki itibarını daha da düşürdü!

Üçüncüsü; ısrarla altını çiziyoruz: Baş aşağı giden ABD’nin, bölgeye ilişkin atak yapabilmesinin tek şartı, Türkiye’ye dayanmasıdır. AKP’nin ötesinde, Ankara’nın tümden ABD planlarına teslim olması, Washington’un adımlarını ve kararlarını belirleyecektir.

Bu üç saptamadan sonra ABD’nin Suriye planını incelemeye geçebiliriz.

ABD Suriye’ye saldırabilmenin koşullarını yaratabilmek için Nisan’dan bu yana uğraşıyor. Ancak koşullar ve zaman sürekli Washigntonûn aleyhine işledi.

ABD Türkiye’yi sürece dahil eden şu hamleleri sırasıyla denedi:

1. HAMLE: MUHALEFETİ BİRLEŞTİRMEK

Birinci hamle, Türkiye üzerinden Suriye muhalefetinin örgütlenmesiydi. Antalya’da muhalefet toplandı ancak çok parçalı muhalefet Batı’nın tüm gayretlerine rağmen birleştirilemedi.

2. HAMLE: HALKI SINIRA YIĞMAK

ABD’nin ikinci hamlesi, silahlandırdığı gruplar üzerinden yapacağı bir kışkırtıcı eylemle, halkın bölgeyi terketmek zorunda kalıp, sınırı geçip Türkiye’ye sığınmasıydı. AKP daha operasyon başlamadan çadırkent işine soyundu. Plan başta yürüdü. 15 bin Suriyeli sınırı geçip Türkiye’ye sığındı. Ancak Şam yönetimin doğru tutumu, halkını geri çağırması sonuç verdi ve çadıkkent tüm kışkırtıcı faaliyetlere rağmen gün geçtikçe geri dönüşlere sahne oldu. Şu anda yerleşimciler 5 bin civarında…

3. HAMLE: KENT DÜŞÜRMEK

ABD’nin üçüncü hamlesi, dayanak oluşturacak bir kentin ele geçirilmesiydi. Tıpkı Libya’da Bingazi’de olduğu gibi, muhalefetin kontrolüne geceçek bir kent karargah yapılacak ve oradan Şam’a yürünecekti.

Ancak Şam sağlam önlem aldı! ABD önce kuzeyden Cisrişugur’dan denedi, başaramadı. En güneyden Dara’dan denedi, aşiretleri geçemedi. Sonra merkezden Hama’dan denedi, ordu bastırdı. Şimdi de ülkenin doğusundan, Deyrelzor’dan deniyor ama yine sonuç alamıyor.

4. HAMLE: TÜRKİYE’YLE SICAK ÇATIŞMA

Bu üç hamleden sonuç alamayan ABD’nin şimdiki ve dördüncü hamlesi, Suriye’yi fiilen bir başka ülkeyle sıcak çatışmaya zorlamak. İşte burada AKP’nin devreye girdiği görülüyor. Yanlışlıkla düşecek bir top, istenmeden ateşlenecek bir silah gibi gerekçelerle tarihte savaşların çıktığı hep görülmüştür!

SURİYE DEĞİL BÖLGE YANAR!

Suriye konusu, ABD – İran savaşının ön cephesidir. ABD’nin Türkiye üzerinden yaptığı Suriye atağı, İran’ın Kuzey Irak üzerinden aldığı inisiyatife yanıt arayışıdır.

Öte yandan Suriye, Libya’dan farklı olarak Rusya için çok daha belirleyici öneme sahiptir. Suriye’nin Tartus limanındaki Rus deniz üssü, Rusya’nın denizaşırı iki üssünden biridir ve en önemlisidir! Bu durum, Moskova’yı BM Güvenlik Konseyi’nde, Irak ya da Libya kararlarından daha sağlam bir tutum almaya zorlayacaktır.

Dolayısıyla Türkiye, bu adımla sadece bölge ülkeleriyle değil, dünya ile de karşı karşıya kalacaktır.

Ayrıca ABD’nin Suriye’ye saldırısı Irak ya da Libya saldırılarından çok daha büyük bir sonuç yaratır. Suriye’ye saldırı, bölgesel bir savaşa yol açar. İsrail ve İran’dan başlayarak, bölgede pek çok devlet birbirine girer!

Org. Necip Torumtay’ın 20 yıl önce sadece Türkiye’yi değil, bölgeyi de bir ölçüde yangından kurtaran tutumu, bugün daha da büyük bir ihtiyaçtır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi / s:7
10 Ağustos 2011 

, , , , ,

1 Yorum

DİK DURAN TAHRAN’IN BÖLGEYE ETKİSİ

Rusya’nın NATO Büyükelçisi Dmitri Rogozin meseleyi net ortaya koyuyor: “NATO, İran’a saldırmak için Suriye’de rejim değişikliği istiyor.

Biz de net söyleyelim; Suriye’nin toprak bütünlüğü İran’ın toprak bütünlüğüdür, Türkiye’nin toprak bütünlüğüdür.

Türk devletinin milli unsurlarının, ABD’nin Irak saldırısı öncesinde çizdiği rota da böyleydi: “Irak’ın siyasal birliği ve toprak bütünlüğünün korunması.”

İşte 28 Şubat 1997’de başlayan ve 3 Kasım 2002’ye kadar süren dönem, aslında Ankara’nın Tahran ve Şam’la ABD’nin bölge planlarına karşı ittifak zemininin oluşturulması süreciydi: Bölge merkezli dış politika ve Avrasyacılık! Ankara bölgesindeki bu çizgiyi, daha derin bir coğrafyada Moskova ve Pekin’le de ilerletiyordu.

Erdoğan-Gül ikilisinin işbaşı yaptırılması işte bu çizgiyi tasfiye etmek içindi. Ki ABD belgelerine de yansıdığı gibi bu çizginin sahiplerine Ergenekon tertibi uygulandı.

ÖNCE ANKARA, SONRA BAĞDAT DÜŞTÜ

Washington’un hedefindeki Ankara-Tahran-Şam-Bağdat hattının ilk düşen kalesi aslında Ankara oldu. Ankara kalesi düştüğü için 2003’te Bağdat kalesi düştü.

Ankara kalesi düştüğü içindir ki, Türkiye’yi, Irak’ta müslüman katleden ABD askerlerinin sağlığına duacı bir başbakan yönetiyor.

Şimdi hedefte Şam kalesi var. Ve düşmüş Ankara kalesinin surlarında, NATO’nun Libya’da müslüman katletmesine ses çıkarmayan ama Beşar Esad’ın vatanını savunmak için Hama’daki kalkışmayı bastırmasına “Ramazan” göndermesi yapan bir Cumhurbaşkanı var.

TAHRAN DİK DURDUKÇA, ŞAM DA DİRENİYOR

Lübnan’dan Suriye’ye uzanan hat, İran’ın ABD’ye karşı ön cephesi durumunda. Ve o cephede ABD-AKP-İsrail ittifakı var…

Ancak koşullar artık 2003’den farklı…

Tahran kalesi dik duruyor, önce direniyor, sonra karşı hamle yapıyor. Tahran dik durduğu için de Şam kalesi direnebiliyor.

TAHRAN, BAĞDAT’I WASHINGTON’DAN KOPARIYOR

Üstelik Tahran, düşen Bağdat kalesini de ayağa kaldırıyor. Tahran’ın Kuzey Irak’a operasyonu, Bağdat’ın Washington bağını da koparıyor, Irak’ı ABD’den kurtarıyor.

İran’ın Kuzey Irak hamlesi sadece Bağdat’ı değil, aslında Ankara’yı da rahatlatıyor; Ankara’ya PKK kartı üzerinden uygulanan Washington baskısına karşı aslında dayanak oluşturuyor. Ama Türkiye Ankara’da iktidar değil!

WASHINGTON SADECE ANKARA’DA İKTİDAR!

Ankara-Tahran-Şam-Bağdat hattının “belirleyeni” kaçınılmaz olarak Ankara’dır. Son tahlilde bu hattın geleceği Ankara’nın tavrına ve tutumuna bağlıdır. Ancak Ankara’da da Washington iktidardadır. Üstelik tüm dünyada bir tek Ankara’da iktidardır! O yüzden de Ankara’ya bu kadar abanmakta, AKP’ye bu kadar sarılmaktadır. AKP’nin efendisine zaman zaman şımarıklık yapması da bu zorunluluğun cilvesidir.

Ancak koşullar, Ankara kalesinin ayağa kaldırılması için de elverişli olmaya başladı. AKP’nin arkasındaki kuvvetin, ABD’nin hali ortada… ABD baş aşağı gidiyor; tankıyla, topuyla, borcuyla, çürüyen sistemiyle baş aşağı gidiyor. Latin Amerika’da, Orta Asya’da, Ortadoğu’da durum ortada.

AKP, ABD’nin gücüyle yapabileceklerinin sınırına geldi. Daha ötesi yok!

İşte bu yüzden da tarih, Türk devrimcilerinin önüne Ankara kalesine yeniden Türkiye bayrağı dikme fırsatını getiriyor… Mesele bayrağı asabilecek kuvveti toplamakta!

Mehmet Ali Güller
Ayd
ınlık Gazetesi / s:6
6 Ağustos 2011

, , , ,

Yorum bırakın

ASKER KARŞITLIĞINDAN, MÜSLÜMAN DÜŞMANLIĞINA

Irak’ta, Afganistan’da 2 milyon Müslüman öldüren, Libya’ya bomba yağdıran ABD emperyalizmi şimdi de Suriye’ye saldırmaya hazırlanıyor… Aydınlık gazetesi dışında bu gelişmeye seyirci kalmayan tek gazeteci Yeni Şafak’tan İbrahim Karagül ve Akşam’dan Hüsnü Mahalli; İşçi Partisi dışında bu gelişmeye itiraz eden tek parti –sesi biraz kısık da olsa- Saadet Partisi…

Peki, nerede Türkiye’nin Müslümanları? Türban için camilerden akın akın çıkıp eylem yapan Türkiye Müslümanları için Suriye Müslümanlarının bir önemi yok mu? Suriyeli Müslümanların türban kadar değeri yok mu? Acaba Suriye yönetimi Alevi diye mi bu suskunluk? Değil elbette, bal gibi de Suriyeli çoğunluğun Sünni olduğunu biliyorlar; üstelik Suriyeli Sünni din adamlarının “dinimiz, mezhebimiz vatan” dediği şu günlerde…

Yoksa AKP hükümeti Suriye konusunda ABD taşeronluğu yaptığı için mi bu suskunluk? Neden suskun bizim Müslümanlarımız?

Açalım:

ABD’nin 9 yıldır uyguladığı AKP operasyonu aynı zamanda Türkiye Müslüman’ına yaptığı bir operasyondur. AKP’yle birlikte Türkiye Müslüman’ı da İsrail’den “Yahudi Cesaret Madalyası” aldı, Irak’ta Müslüman katleden ABD askerinin sağlığı için duacı oldu, Afganistan’a, Somali’ye, Lübnan’a asker gönderdi, Libya’ya tezkere için el kaldırdı… Aslında başına çuval geçirildi!

28 ŞUBAT, TÜRKİYE-İRAN-SURİYE İTTİFAKIYDI

Türkiye Müslüman’ı neden AKP’nin bu suçlarına ortak oldu, hatta destek verdi? AKP 28 Şubat’ın intikamını alıyor diye mi? Gelin şu 28 Şubat’ın intikamı konusunun üzerindeki perdeyi kaldıralım:

AKP hükümetinin tarihi aynı zamanda ABD’nin TSK’ye operasyonlarının tarihidir. Ergenekon tutuklamaları 2007’de başladı ama aslında operasyonun tarihi 2001’dir… Operasyonu yöneten merkez, zaman zaman 28 Şubat’ın intikamı diye sunarak geniş kitlelerin desteğine başvurdu; 28 Şubat’ı, “askerin din karşıtlığı” diye sundu, türbana indirgedi…

28 Şubat’ın esası “irtica karşıtlığı” değildi! 28 Şubat esas olarak ABD’nin bölgesel planlarına karşı Türkiye’nin İran ve Suriye ile ittifak kurmasıydı; Atlantik cephesi yerine Avrasya cephesine yönelmesiydi… İşte bu nedenle, Ergenekon operasyonlarıyla tutuklanan asker ve sivillerin tek bir ortak noktası varsa, o da Avrasyacılıklarıdır!

28 Şubat’ın irtica karşıtlığı sözleri ise tam bir uydurmadır; 28 Şubat “batı destekli irtica karşıtlığıydı”, “Haçlı irtica karşıtlığıydı.”

Bizim Müslümanlarımız işte bu 28 Şubat düşmanlığı üzerinden, önce asker karşıtlığına, sonra da başka ülkelerin Müslümanlarına düşmanlıkta AKP’ye ortak oldular! “Din düşmanı askere” karşı olacağım derken, ABD’nin Müslüman katliamına sessiz kalarak, ortak oldular!

Gerçek çırılçıplak ortada: 28 Şubat, Türkiye’yi Suriye ve İran’la ittifak yapmıştı; AKP ise Türkiye’yi Suriye ve İran’la düşman yapıyor!

SURİYE KARŞITLIĞI, AKP’Yİ İSRAİL’LE BULUŞTURDU

AKP, Müslümanımızı sözde İsrail karşıtı görüntü üzerinden de kandırdı, Davos ve Mavi Marmara gerçeklerine perde örttü… Çünkü İran’a karşı markaj görevi almıştı, İsrail karşıtı görünmesi gerekiyordu…

Aynı AKP, durum değişip Suriye konusunda görev geldiğinde, yeniden İsrail’le kol kola girmeye başladı; İsrailli bakanların gizlice Türkiye’ye gelip, Suriye konusunda müzakereler yürüttüklerine gözlerinizi kapamayınız, ey Müslümanlar!

OSMANLICILIK DEĞİL, ABD İMPARATORLUĞU

Biliyoruz, size alttan alta Osmanlıcılık hikâyeleri de anlatıyorlar; Osmanlının hükmettiği topraklara yeniden hükmedileceğini, sırf bu nedenle ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne “sözde” destek verdiklerini söylüyorlar… Kuyruklu yalan! AKP’nin “yeni-Osmanlıcılığı”, size suça ortak etmek içindir.

Bu coğrafyada yeniden Osmanlı kurulmayacak, Osmanlı diye diye aslında ABD’ye eyaletler kurulacak; Büyük İsrail kurulacak, Büyük Kürdistan kurulacak, Küçültülmüş Türkiye oluşturulacak…

Irak fiilen üçe bölündü, Suriye’nin de benzer şekilde bölünmesi, Türkiye’yi değil, ABD’yi ve İsrail’i büyütecektir!

EMPERYALİZMİN SURİYE YALANLARI

Ey Türkiye Müslüman’ı; Suriye konusunda kanma, Beşar Esad’ın halkını katlettiği yalanına inanma. Holding ve yandaş medyanın ısıtıp ısıtıp önüne getirdiği 1982’deki Hama isyanının, Suriye’nin Şeyh Sait ve Dersim ayaklanması olduğunu bil. Mayıs ayında isyancıların 120 polis öldürdüğü Cisreşşugur katliamının da, Suriye’nin Maraş katliamı olduğunu aklından çıkarma!

Suriye’deki 1982 ve 2011 ayaklanmaları, emperyalizme işbirliği yapanların ayaklanmasıdır, vatan karşıtıdır; Batılı Haçlı irtica, ılımlı İslam ve Müslüman Kardeşler aynı cephededir!

EY MÜSLÜMAN, SESSİZ KALMA!

Irak’a sözde reform getirmenin bedeli 1,5 milyon Müslüman’ın ölmesi, milyonlarcasının da sakat kalmasıdır… Suriye’den reform istemek, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dediği gibi “reform yapmazsan, dış müdahale olur” diye tehdit etmek, Türkiye’nin görevi olamaz! Reform’un ABD bombası olduğunu, en iyi Iraklı Müslüman bilir!

Ey Türkiye Müslüman’ı; Türkiye’yi komşularıyla karşı karşıya getirecek, Suriye’yle ve İran’la düşman haline getirecek bu gidişata sessiz kalma!

Ey Türkiye Müslüman’ı; AKP’nin Ergenekon operasyonu ile Türkiye’yi Suriye ve İran’la düşman yapmasına, seyirci kalma!

ABD bu coğrafyadan er geç gidecek ama Türk; Kürt’le, Arap’la, Acem’le bu coğrafyada binlerce yıl yaşayacak!

Mehmet Ali Güller
27 Haziran 2011
Aydınlık Gazetesi / Manşet

, , ,

Yorum bırakın

AKP HÜKÜMETİ, SURİYE OLAYLARININ NERESİNDE?

Seçim gündemi nedeniyle kamuoyunda hak ettiği ilgiyi görmediyse de, Aydınlık gazetesi Suriye olayları konusunda büyük gazetecilik başarısı elde etti. Bu haberler ortaya koydu ki, AKP hükümeti Suriye olaylarının boylu boyunca içinde…

Gelin o haberleri kısaca anımsayalım önce:

AYDINLIK’IN SURİYE HABERLERİ

Türkiye’den Suriye’ye kaçak silah – Reka Gümrük Emniyet Müdürü Albay Kemal İsa, Urfa plakalı bir kamyonda 36 adet otomatik silah bulduklarını açıkladı.” (Aydınlık, 30 Mayıs 2011, s:6)

Suriyeli muhalifler, Antalya’da ABD’nin Ortadoğu’daki yeni sınır tasarımını konuştu. PKK’li Bayık aynı konuyu Brüksel toplantısında gündeme getirdi.” (Aydınlık, 30 Mayıs 2011, s:6)

Suriye operasyonu Hatay’dan yönetilecek – NATO’nun Amanos dağlarındaki radarı çevresinde hareketlilik.” (Aydınlık, 31 Mayıs 2011, s:8)

Suriyeli NATO’cuların Antalya toplantısını Amerikalılar organize ediyor.” (Aydınlık, 1 Haziran 2011, s:6)

“Antalya’da toplanan Suriyeli muhalifler: Asıl düşman İran.” (Aydınlık, 2 Haziran 2011)

Suriye’deki Müslüman Kardeşler’in Türkiye’deki lideri Gazi Mısırlı, Tayyip Erdoğan’ın arkadaşı çıktı.” (Aydınlık, 3 Haziran 2011, s:6)

“Muhalif Suriyeliler, Antalya’daki toplantılarına Türk hükümetinin izin verdiğini açıkladılar.” (Aydınlık, 3 Haziran 2011, s:6)

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Feltman’ın cinayet planı elinde patladı.” (Aydınlık, 6 Haziran 2011, s:6)

“MOSSAD’ın Suriye Ordusu’nu hedef alan planı.” (Aydınlık, 7 Haziran 2011, s:6)

“Polise pusu: 120 ölü” (Aydınlık, 7 Haziran 2011, s:6)

Erdoğan’ın silahlandırdığı çeteler – Suriye’de öldürülen 120 polis olayının perde arkası aydınlanıyor.” (Aydınlık, 8 Haziran 2011, s:1,6)

“Suriyeli gazeteciler: Dörtyol’da Türk askerini katledenler aynı kişiler.” (Aydınlık, 8 Haziran 2011, s:6)

“MOSSAD’ın müttefikleri: Kürtler, İhvan, Selefiler” (Aydınlık, 8 Haziran 2011, s:6)

Suriye’deki saldırının komutanı MİT ajanı çıktı.” (Aydınlık, 9 Haziran 2011, s:6)

“Tanık: Saldırganlar Türkiye’den geldi.” (Aydınlık, 10 Haziran 2011, s:1)

Saldırının amacı BM’den kınama kararı çıkartmak.” (Aydınlık, 11 Haziran 2011, s:10)

CIA Hatay’dan, MOSSAD Erbil’den.” (Aydınlık, 12 Haziran 2011, s:6)

Erdoğan: Seçimlerden sonra, Esad’la farklı şekilde görüşeceğiz.” (Aydınlık, 12 Haziran 2011)

Teröristlerde Türk SİM kartları.” (Aydınlık, 13 Haziran 2011, s:6)

ABD’nin planına göre, Suriye sınır kenti İdlib’e müdahale edecek, ardında Türk ordusu, Suriye topraklarına girecek.” (Aydınlık, 14 Haziran 2011, s:6)

Erdoğan, Suriye’yi arkadan hançerliyor.” (Aydınlık, 14 Haziran 2011, s:6)

Aydınlık’ın yukarıda özetlediğimiz iki haftalık Suriye haberleri, tv ve yandaş basının kamuoyuna yansıttıklarının gerçekle ilgisinin olmadığını ortaya koyuyor. Ki o haberler özel olarak, Suriye ordusunun kendi halkına katliam yapmak üzere kuzeye doğru yöneldiğini, Suriyelilerin de korkudan Türkiye’ye sığınmaya başladığı aldatmacası üzerine kurulu… 120 polisin öldürülmesinin üzerinde nedense hiç durmuyorlar!

Ve seçim gündemi nedeniyle, AKP’nin Suriye olaylarındaki rolü Türk kamuoyunda pek yer bulmadı…

RUSYA-İRAN ve SURİYE’DEN TÜRKİYE’YE UYARI

Ancak Suriye durumun farkında… Gelişmelere, ABD projesi olması nedeniyle yakından ilgi gösteren İran ve Rusya da durumun farkında…

Örneğin, Suriyeli Parlamenter Muhammed Zahir Gunnum, “Türkiye güvenirliğini kaybeder” derken, Şam Üniversitesi Hukuk fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhammed Hüseyin de “ABD, Türkiye’yi kukla ve işbirlikçisi yapacak” uyarısında bulunuyor. (Aydınlık, 14 Haziran 2011, s:6)

İran da AKP hükümeti üzerinden Türkiye’nin tutumunu ortaya koyuyor. “İran: Türkiye Suriye konusunda ikili oynuyor.” (14 Haziran 2011 tarihli günlük gazeteler)

Rusya Devlet Başkanlığı İdaresi Rusya Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Uzmanı Aleksandr Kuznetsov da AKP’nin ikili tutumuna dikkat çekiyor: “AKP, Suriye üzerinde ikili oyun oynuyor. Amaç, Müslüman Kardeşler’in başında olduğu zayıf bir Suriye yaratmak. Ancak Suriye’deki bu istikrarsızlık, Türkiye’nin güvenliğine Kürt meseleleriyle birlikte tehdit olarak geri dönecektir. Bşar Esad’ın istifası bölgede felaketlere yol açacaktır.” (Aydınlık, 14 Haziran 2011, s:6)

AKP’NİN SURİYE GÖREVİ

Peki, AKP hükümeti neden Suriye olaylarının içinde? Düne kadar “Komşularla sıfır sorun” diyen, Suriye’yle “Şamgen” eksenli Ortadoğu Birliği kuran AKP, gerçekten ikili oynuyor olabilir miydi? (AKP’nin bu hamlelerinin BOP’la doğrudan ilgili olduğunu, Kaynak Yayınlarından çıkan “ABD’nin Neo-Osmanlı Projesi:Büyük Kürdistan” isimli kitabımdan okuyabilirsiniz).

Bu sorunun yanıtını da yorumla değil yine olgularla ortaya koyalım:

1.) AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendisinin de 35 ayrı yerde söylediği gibi ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanıdır.

2.) ABD, Tunus ve Mısır’da başlayan ve kendi nüfuz alanı olan Bahreyn, Yemen, Ürdün ve Kuzey Irak’a sıçrayan halk hareketlerine karşı önlem almak için üç önemli adım attı. Birincisi, bölgedeki nüfuz alanı olmayan Libya, Suriye ve İran gibi ülkelerde ayaklanma başlattı. İkincisi, bu ayaklanmaları bastırmaya çalışan Libya’ya karşı Fransa-İngiltere ikilsiyle birlikte askeri saldırı başlattı. Üçüncüsü, ABD’nin nüfuz alanı olan ülkelerdeki (Tunus, Mısır, Ürdün, Yemen, Bahreyn) halk hareketlerinin yönelimini değiştirmek için Türkiye’ye BOP kapsamında devreye soktu: 14 Mart’ta, İstanbul’da Türkiye’nin bölge liderliği hedefli “Değişim Liderleri Zirvesi” düzenletti.

Ortadoğu’daki gelişmeleri kontrol altına almayı hedefleyen zirvede, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun söyledikleri, amacı net ortaya koyuyordu:

Başbakan Erdoğan, bölgede değişen dengeler karşısında Türkiye’nin yeni rolünü şu sözlerle anlatıyordu: “Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki sorunları da ancak birlikte hareket ederek, ortak çözüm önerilerini ortaklaşa uygulama planına geçirerek çözeriz. Bizler, buralarda, değişimi kontrol etmek değil, değişime yardımcı olmak, istikamet tavsiyesinde bulunmakla mükellefiz.” (Yeni Şafak, 15 Mart 2011)

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise daha açık tarif ediyordu durumu: “Türkiye bu değişim dalgasının sürükleyici lider ülkesi olmak durumunda. Böyle bir hedefle hareket ediyor. Yoksa bütün bu etrafta, değişim dalgasının olumsuz sonuçlarından en fazla etkilenecek ülkelerden biridir. Eğer aktif bir öncülükle değişim liderliğini yürütemezsek, biz bu coğrafyada bu gelişmelerde en olumsuz etkilenen ülke oluruz.”

ABD ve BOP Eşbaşkanlığı, “Ortadoğu’daki değişime istikamet verilmezse, değişime liderlik yapılamazsa, değişimin en başta BOP’u olumsuz etkileyeceğinin” farkındaydı!

3.) İşte ABD Başkanı Barrack Obama, değişime “istikamet” vermek üzere 29 Mayıs’ta “Ortadoğu Planı”nı açıkladı. Plan iki esas üzerine dayanıyor: Washington birinci olarak Suriye’yi hedef tahtasına koyuyor, ikinci olarak da İsrail’e 1967 sınırlarını “şart” koşarak, bölgenin ABD karşıtlığını frenlemeye çalışıyordu.

4.) AKP hükümeti plan gereği, Suriyeli muhalifleri organize etmek için Antalya’da karargâh oluşturdu. ABD ve Batı ülkelerinden gelen liberalleri, Dera aşiretlerini, Müslüman Kardeşler’i ve Talabanici Kürtleri aynı hedefte birleştirmeyi hedefleyen Antalya toplantılarında “Suriye’ye Erdoğan modeli” bile gündeme geldi!

5.) 29 Mayıs günü New York Times’ın “Türkiye, Arapları birleştirebilir mi” sorusuna Dışişleri Bakanı Ahmet DavutoğluTürkiye’nin sınırlarının hiçbiri doğal değil. Hemen hemen tümü yapay.” yanıtını verdi! (Sabah, 30 Mayıs 2011)

6.) NATO’nun hava üssü olan İzmir’in, NATO’nun kara üssü yapılmasına karar verildi!

7.) Bu hazırlıkların ardından da, Aydınlık’ın yukarıda özetlediğimiz haberlerindeki gelişmeler AKP tarafında uygulanmaya başlandı.

8.) Başbakan Erdoğan, 12 Haziran Genel Seçimlerindeki yüzde 50 zaferini kutlamak üzere yaptığı balkon konuşmasında “Seçimleri Ankara kazandı, Şam kazandı” diye formüle etti!

AMAÇ, KÜRDİSTAN’I DENİZE AÇMAK

Tüm bu gelişmelerin tarihteki benzer bir izdüşümünü anımsatarak bitirelim yazımızı:

Birinci Körfez Savaşı’nda “Saddam’ı devirmeden” müdahaleyi kesen ABD, daha sonra Saddam’ı devirmek üzere Irak’ın kuzeyindeki Kürt grupları ayaklandırdı. Irak hükümeti ayaklanmayı iki günde bastırdı. 450 bin mülteci Türkiye sınırına yığıldı. BM 5 Nisan 1991’de sığınmacıların durumunu ele aldığı oturumunda, 36. paralelin kuzeyinde kalan Kürt bölgesini, uçuşa yasak bölge ilan etti!

ABD, BM kararına dayanarak “Huzur Operasyonu” başlattı. Operasyonu yapacak “Çekiç Güç” birlikleri, Silopi ve İncirlik’te konuşlandırıldı; 17 Nisan 1991’de de ilk birlikler Kuzey Irak’a girdi. Türkiye 12 Temmuz 1991’den başlayarak, ABD’nin Irak’a 19 Mart 2003’te yeniden saldırmasına kadar, Çekiç Güç’e her altı ayda bir izin çıkardı!

Irak, ABD’nin 2003 yılındaki saldırısında değil, aslında BM’nin uçuşa yasak bölge kararı aldığı 5 Nisan 1991’de bölündü! Ve Kürdistan’ı bizzat Çekiç Güç yani ABD kurdu.

Suriye’nin de benzer bir operasyon sonrası bugün bölünmesi, ABD’nin hedefi. Böylece Kuzey Irak’taki kukla devletin, İskenderun hattı üzerinden Akdeniz’e açılması hesaplanıyor.

Bu plan gerçekleştiği takdirde, Başbakan Erdoğan’ın daha 2004 yılında tarif ettiği “Diyarbakır’ı BOP içinde bir merkez yapma” görevi başarılmış olacak! Diyarbakır, genişlemiş büyük Kürdistan’ın merkezi, yani başkenti olacak!

ABD’nin AKP üzerinden Türkiye’yi ateşe attığı ve komşularıyla karşı karşıya getirdiği bu sürecin sonucu, sadece bölgemizi değil, dünyayı da yeniden şekillendirecek!

Mehmet Ali Güller
16 Haziran 2011 – Odatv.com
18-19 Haziran 2011 – Aydınlık Gazetesi

, ,

1 Yorum

BEŞAR ESAD ZİYARETİNİN EKONOMİK YANSIMALARI – TÜRK İŞADAMLARININ SURİYE BAYRAMI

BEŞAR ESAD ZİYARETİNİN EKONOMİK YANSIMALARI

Türk işadamlarının Suriye Bayramı

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Türkiye ziyareti, iş kesimlerini de memnun etti. Türkiye-Suriye ticari ilişkilerindeki en önemli gelişme, “Suriye devlet ihalelerinde Türk firmalarına öncelik tanınması” oldu. Gaziantep’te açılacak Suriye Konsolosluğu, dört ilde kurulacak Sınır Ticaret Merkezi, iş adamlarımızın yüzlerini güldürürken; 600 km’lik Türkiye-Suriye sınırındaki mayınların temizlenerek bölgenin organik tarıma açılması tarım kesimini memnun etti. Güneydoğulu işadamları, bir önceki yıla göre yüzde 70 artan ihracatın, iki yılda 10 kat daha artacağını düşünüyor…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Dergisi
11 Ocak 2003

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Ankara’daki resmi temaslarının ardından, 8 Ocak’ta da İstanbul’da iş çevreleriyle bir araya geldi. Esad’ın DEİK Yönetim Kurulu üyeleri ve Türk işadamlarıyla birlikte yaptığı toplantının ardından gazetecilere açıklama yapan TOBB ve DEİK Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Hisarcıkloğlu, önemli bir müjde verdi: “Suriye devlet ihalelerinde Türk firmalarına öncelik verilecek!”

Gelişmiş ülkelerin komşularıyla ekonomik ilişkilerinin yüzde 50’ler seviyesinde olduğunu, Türkiye’nin ise komşularıyla ilişkilerinin yüzde 6’larda olduğuna dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti: “Türkiye eğer çevresinde güvenlik çemberi oluşturacaksa, muhakkak komşuluk ilişkilerini yukarıya doğru çekmek durumunda. Bu, komşuları için de geçerli. Bu, Sayın Suriye Devlet Başkanı’nın genel anlayışı çerçevesinde toplantıda ifade edildi. Kendisi, Türk yatırımcılarına, Türk ihracatçılarına her türlü desteğin verilmesi noktasında, bütün sıkıntıların aşılması noktasında, yanımızda bizzat talimat vererek bunu gösterdi. Aynı zamanda Türk yatırımcılarının bir merkezden bütün bürokratik engellerin aşılması noktasında da her türlü desteğin verileceğine ifade etmesi bizler açısından sevindirici.”

Rifat Hisarcıklıoğlu, Suriye’nin açtığı ihalelerde Türk firmalarına öncelik vermesinin kendileri açısından sevindirici olduğunu dile getirerek, Esad’ın Türkiye ziyaretinde siyasi ilişkilerin pekişmesinin yanı sıra iki ülke arasındaki ilişkilerin ekonomik bacağının da sağlam gideceği noktasında görüşler aktarıldığını kaydetti.

SURİYE, GAZİANTEP’E KONSOLOSLUK AÇACAK

Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen de, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ve beraberindeki resmi heyetle yapılan temaslar sonucu Suriye’nin Gaziantep’e konsolosluk açması ve yaklaşık bir yıldır iki ülke arasında müzakereleri sürdürülen Sınır Ticaret Merkezlerinin kurulmasının kararlaştırıldığını bildirdi.

Şam ve Halep’e gidip gelen vatandaşlarımızın vize için Ankara’ya gitmesine artık gerek kalmayacağını belirten Tüzmen, Konsolosluğun açılmasıyla sınır ticaretinin artacağını ve bölge ekonomisine büyük katkı sağlayacağını belirtti.

4 İLDE SINIR TİCARET MERKEZİ

Suriye’ye olan ihracatın geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 70 arttığına dikkat çeken Bakan Tüzmen, Suriye sınırında yer alan Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis’te kurulacak Sınır Ticaret Merkezleri ile ekonominin daha da olumlu yönde gelişeceğini vurguladı.

MAYINLI ARAZİ TEMİZLENECEK, ORGANİK TARIM YAPILACAK

Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, Türkiye ile Suriye arasındaki mayınlı arazilerin temizlenerek organik tarıma açılması konusunda da, Suriye ile görüş birliğine varıldığını belirterek şöyle konuştu: “Burada organik tarım üretiminin yapılması, ilgili sanayi kollarının yer alması ve yurtdışına ihracatın yine ortak şirketlerce yapılması düşünülüyor. Türkiye ile Suriye sınırında yaklaşık Kıbrıs’ın alanı kadar mayınlı saha var. Bu projeyi inşallah serbest ticaret bölgesi kapsamında da düşünebiliriz.”

Tüzmen, karşılıklı yatırımların teşviki ve korunması, çifte vergilendirmenin önlenmesi ve turizm işbirliği anlaşmaları yapıldığını da anımsatarak, “Bunlar Türkiye ile Suriye arasında ekonomik ve hukuki platformun altyapısını hızlandıracaktır. Bunun üstüne işadamlarımız çok daha rahat hareket edecektir” diye konuştu.

GÜNEYDOĞULU İŞADAMLARI BAYRAM YAPIYOR

Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği (GÜNSİAD) Başkanı Bedrettin Karaboğa, 57 yıl aradan sonra Suriye devlet başkanını Türkiye’yi ziyaret etmesinin önemli bir gelişme olduğunu belirterek, Suriye heyeti ile imzalanan anlaşmaların bunun göstergesi olduğunu söyledi. Karaboğa, şöyle konuştu: “Suriye’ye yıllık ihracatımız yıllık 500 milyon dolar civarındadır. 2 yıl içerisinde bunu 5 milyar dolara yükseltebiliriz. Suriye’nin sanayi teknolojisi çok eskidir. Her türlü malı bu ülkeye satabiliriz. Suriye ile ticaretin gelişmesi bölgede işsizliğin azalmasına ve sanayinin gelişmesine katkı yapacaktır.”

TİCARET RAKAMLARI REKOR ARTIYOR

Türkiye’nin Suriye’ye ihracatı 1997 yılında 268 milyon dolar iken,1998 yılında 308 milyon dolara çıktığını ve 2003 yılında ise bu rakamın 1 milyar dolara yakın olduğunu kaydeden Karaboğa, Suriye’ye açılan Öncüpınar, Karkamış ,Nusaybin Sınır kapılarının çok yetersiz kaldığını ve yeni kapıların açılması, eski kapıların ise modern hale getirilmesi gerektiğini bildirdi. Karaboğa, şöyle devam etti: “Ortadoğu pazarı Türkiye için ve bölgemiz için çok önemlidir. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Ankara ziyareti ve atılan dostluk adımları çok iyi değerlendirilmelidir. AB ülkelerine baktığımızda komşuları ile ticaretlerinde Almanya yüzde 55, Fransa yüzde 52 gibi rakamlardadır. Bunları çoğaltabiliriz. Bizim komşularla geçtiğimiz yıllarda yüzde 11’lere çıkan ticaretimiz bu yıl yüzde 7 civarındadır. Ortadoğu pazarı 80 milyar dolar büyüklüğündedir. Ülke olarak çıkarlarımızı korumak zorundayız, başkaları bu bakir pazarı ele geçirdiğinde dizlerimize vurmaktan ve birbirimizi suçlamaktan başka bir şey yapamayacak duruma geliriz.”

SURİYE ÜZERİNDEN ORTADOĞU TİCARETİ

Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İsmail Demirkol da Suriye üzerinden diğer Arap ülkelerine ihracat yapılabileceğini söyledi. İki ülke arasında çifte vergilendirmenin önlenmesi ve yatırımların teşvikine ilişkin anlaşmaların imzalanmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Demirkol, şunları kaydetti: “Irak’taki belirsizliğin devam ettiği bu süreçte Suriye ile olumlu yönde seyir kazanan ilişkilerimizi ticari anlaşmalar ile daha da geliştirmeliyiz. Esad’ın ziyareti ile iki ülke arasındaki müspet ilişkiler ivme kazanacaktır. Suriye pazarını iyi değerlendirmeliyiz. Bu pazar ile dış ticaret hacmini daha da büyütebiliriz.”

BİR MÜJDE DE, ŞAM’DAKİ TÜRK HEYETİNDEN

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Türkiye ziyareti sırasında, Türkiye’den önemli bir heyet temaslarda bulunuyordu… Türk işadamlarının gerçekleştirdiği “II. Türk Makine ve Aksamları Fuarı”na katılmak için Şam’a giden Dış Ticaret Müsteşarı Tuncer Kayalar Başkanlığı’ndaki heyet, Suriye Başbakanı Naci Otri ve Sanayi Bakanı Muhammed Safi Abu Dan ile yaptığı görüşmelerden sonra Türkiye’ye müjdeli haberi gönderdi: “Heyetler, Türkiye-Suriye-Irak demiryolu hattının daha etkin bir şekilde çalıştırılması konusunda görüş birliğine vardılar”

Suriye Başbakan Otri ve Sanayi Bakanı Muhammed Safi Abu Dan da, Türkiye ve Suriye arasındaki işbirliğinin kaçınılmaz olduğu ve iki ülke arasında ekonomik ortaklığın diğer Ortadoğu ülkelerine de yansıyacağını vurguladılar. Suriye Sanayi Bakanı, başta tekstil olmak üzere, sanayi sektöründe Türk firmalarının Suriye’ye yatırımlarını beklediklerini kaydetti.

,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın