Posts Tagged Suriye
AKP’NİN SURİYE ÇIKMAZI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 03/12/2011
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Suriye iç meselemizdir” diyerek ABD adına başlattığı Suriye’de rejim değiştirme hamlesi, çıkmaza girdi.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın gelişmeleri “Suriye’nin kendi iç meselesi” olarak değerlendirmesi ve kimi AKP’li yazarların savaş baltalarını yerine koymaya başlaması, çıkmazın en önemli işaretleri.
‘KAZAN KAZAN’DAN ‘YA HEP YA HİÇ’E
Ancak cemaatin yazarı İhsan Dağı’nın da belirttiği gibi bu noktadan sonra geri adım atmak mümkün değil:
“Ok yaydan çıkmış durumda. Suriye ve Türkiye ilişkilerinin Esad gitmeden ‘normalleşmesi’ artık imkânsız. Daha da ötesi, Türkiye’nin son zamanlarda pek gurur duyduğu Ortadoğu’daki ‘yükselen gücü’, Suriye ‘düşmeden’ restore edilemeyecek. Esad’ın Şam’da oturmaya devam ettiği bir senaryo Türkiye’yi bölgesel politikada ‘kağıttan kaplan’a dönüştürecek, ‘düzen kurucu’ rol oynadığı iddiasını gülünç hale getirecek.
“Kısaca, Suriye politikasında Türkiye, ‘kazan kazan’ politikasından ‘ya hep ya hiç’ politikasına savrulmuş görülüyor.”
İhsan Dağı, Suriye’de rejim değişikliği hedefinin gerçekleşmemesi halinde AKP’nin “rezil” olacağını belirtiyor.
SURİYE CEPHESİ KUVVET TOPLUYOR
Ulusal çıkarları değil de başka çıkarları kollayarak yapılan dış politikanın sonuçları böyle olur!
Suriye konusunda yalnız kalan AKP hükümetinin son iki haftadır, başka kuvvetlere çağrı yapması bu açmaz nedeniyledir. Ancak çağrı esnasında bile şüpheler vardır. Zira AKP’li yazarların bir bölümü, destek verecek ülkelerin sonradan geri adım atabileceğini, hatta Türkiye’yi Suriye’de işgalci bile ilan edeceklerinden endişeleniyorlar. Haksız değiller.
Peki, bu çıkmazdan Türkiye nasıl kurtulacak?
Önce şu tespiti yapalım. Suriye AKP basınında aktarıldığı gibi tecrit edilmiş yalnız bir ülke değil. Tersine bölgede şöyle bir cephe oluşmuş durumda:
Bir cephede İran, Suriye, Irak ve Rusya var, diğer cephede de ABD, İsrail, Suudi Arabistan ve AKP.
Üstelik ABD Irak’tan çekiliyor. Dolayısıyla bölgedeki askeri kuvveti büyük oranda zayıfladı. Bu gerçek, örneğin Irak’ın ABD’nin yanında değil de Suriye’nin yanında yer almasına neden oldu.
Irak, bırakın Suriye’ye dış müdahaleyi, en küçük yaptırım uygulanmasına bile itiraz ediyor. Tüm çabalara rağmen Kürtlerin Suriye’de rejim karşıtı harekete katılmamasını da lütfen bir kenara not edin.
AKP’DEN KURTULMAK ARTIK DAHA KOLAY
Kuvvet dengesinin AKP’nin aleyhine olduğu bu tablodan Türkiye nasıl çıkacak? AKP’nin, “ya hep ya hiç” politikasının bölgeyi yangın yerine çevirmesi nasıl engellenecek?
Yanıt basit: Türkiye öncelikle AKP’den kurtulmalı!
Artık, yolunu yöntemini tartışmalıyız…
Üstelik AKP’den kurtulmak, sanılanın aksine dünden daha kolay. Çünkü arkasında ABD askeri gücü olmayan bir AKP’nin hükmetmesi kolay değil!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Aralık 2011
SIRADA UÇAK GEMİSİ VAR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 29/11/2011
Geçen hafta üç Rus savaş gemisinin Suriye’nin Tartus limanına geldiği açıklandı gayri resmi olarak… Ne doğrulanan ne de yalanlanan bu haber, uluslararası gözlemciler tarafından, Moskova’nın Şam’a açık desteği olarak okundu.
Üç Savaş gemisi, aynı zamanda Suriye’ye müdahale arayan tüm ülkelere yanıttı.
Mesajı alan ABD de üç Rus savaş gemisine karşı, “George Bush uçak gemisi”ni Suriye açıklarına göndererek yanıt verdi. Tabi bu haber de gayri resmiydi; doğrulanmadı, yalanlanmadı.
Karşılıklı bu hamleler, ABD ile Rusya arasındaki savaşın birinci raunduydu…
İKİNCİ RAUND
Rusya, ABD’nin uçak gemisine uçak gemisi artı filo ile yanıt verdi şimdi de… İzvestiya gazetesinin haberine göre Moskova, Suriye’ye “Amiral Kuznetsov uçak gemisi”ni gönderiyor. Habere göre Moskova, uçak gemisine bir de deniz filosundan bir grup gemi ekleyecek ve Suriye’ye gönderecek. İzvestiya, Amiral Kuznetsov’un 2012’nin ilkbaharında Suriye’nin Tartus limanında olacağını belirtiyor.
İkinci raundun bu hamlesi, ilk raundun tersine resmiyet de kazandı. Rusya Federasyonu Askeri Deniz Filosu Genelkurmay Temsilcisi, İzvestiya’ya yaptığı açıklamada, Tartus Limanı’na ziyaretin, Suriye’deki gelişmelerle ilgili olmadığını söyledi (!) Zaten başka türlüsü de beklenemezdi…
Bu arada anımsatalım: İlkbaharda Amiral Kuznetsov uçak gemisiyle birlikte, Vladimir Putin de Rusya’nın başına geliyor. Başbakan Putin, 4 Mart 2012 seçimlerinin şimdiden galibi gibi…
‘İÇ MESELE’ DEĞİŞTİ!
Peki, Rusya’nın mesajı, Suriye’ye müdahale isteyen AKP tarafından acaba nasıl algılandı?
AKP’nin Suriye’ye müdahaleci çizgisinin sembol mesajı, Başbakan Erdoğan’ın dile getirdiği “Suriye iç meselemizdir” sözleriydi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın gelişmeleri bu kez “Suriye’nin iç meselesi” olarak değerlendirmesi ise müdahaleci çizgiye bir fren gibi gözüküyor.
Nitekim Yeni Şafak’tan Abdülkadir Selvi de önceki gün Suriye konusunda “hükümet görüşü” açıkladı. Selvi, Ankara’da karar alma mekanizmalarında görev yapan bir yetkilinin şu sözlerine yer verdi köşesinde: “Batıdan ve çevremizden bazı ülkeler Suriye’ye girmemiz için bizi sırtımızdan itiyor. Bizim böyle bir planımız yok. Çünkü biz girdikten sonra batıdan ve çevremizden üç dört ülke geri dönüp, Türkler işgalci diyecekler, aleyhimize geçecekler.”
Selvi, AKP’nin, “bölgenin lideri olmak varken, Suriye’nin işgalcisi olmak gibi bir konuma düşmeye niyetli olmadığını” belirtiyor ve ekliyor:
“1-Türkiye, Suriye konusunda Arap Birliği’ni ön plana çıkarmaya özen gösteriyor. Bunda Türk-Arap savaşı tarzındaki fitneye meydan vermeme düşüncesi de bir ölçüde etkili.
“2-Uluslararası camia ile birlikte hareket ediyor. Suriye’nin işgali ya da bu aşamada Suriye içinde tek başına bir tampon bölge ilan etme gibi bir çabanın içinde değil. Ama ayrı bir yol haritasına sahip.”
Sonuç olarak; ABD bölgeden çekiliyor ve Rusya ile Çin’in bölgede artacak rolü, AKP’nin Suriye politikalarını daha da geriletecektir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Kasım 2011
KCK OPERASYONUNUN HEDEFİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/11/2011
Güzel ülkemiz gittikçe daha büyük tuhaflıklara sahne oluyor. Örneğin KCK operasyonları…
Son operasyonu bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan şu sözlerle başlattı: “Asrın Hukuk Bürosu diye bir yer var. İmralı’nın avukatları bu büroya bağlı. Sürekli avukat değiştiriyorlar. İmralı’ya tek avukat gitmiyor. İmralı’ya giden avukatlar bir şekilde Kandil ile İmralı arasında kontak kuruyor.”
Bu sözleri duyan biri Erdoğan’ın İmralı – Kandil bağından rahatsız olduğunu sanır!
AVUKATLAR KADAR MİT DE KURYE
47 avukatın gözaltı kararı durumu daha da ilginç kılıyor. Avukatlar, Öcalan’ın talimatlarını örgüte iletmek suçlamasıyla gözaltına alınmışlar!
İnsan soramadan edemiyor. AKP avukatların Öcalan’ın talimatlarını Kandil’e ilettiğini yeni mi keşfetmiş? Elbette hayır.
Sadece şu iki örnek bile meselenin başka olduğunu anlamamıza yeterli:
1.) 28 Eylül ve 1 Kasım 2010 tarihlerinde Abdullah Öcalan’la avukatı olarak görüşen Aysel Tuğluk, görüşmenin ayrıntılarını hem PKK ile hem de AKP ile paylaşmadı mı?
2.) Bırakın avukatları, bizzat MİT Müsteşarlığı’nın Öcalan’ın talimatlarını Kandil’e taşıdığı, kuryelik yaptığı ortaya çıkmadı mı Oslo’da?
Peki, o zaman mesele nedir?
AKP ve PKK ANLAŞTI
Ortada duran en büyük gerçek, AKP ve PKK’nin nesnel olarak aynı cephede yer aldığıdır. Nitekim MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Erdoğan ile Öcalan’ın yüzde 95 örtüştüğü, anlaştığını açıklamıştı Oslo’da. Yani müzakere sürece artık tamamlanmıştı…
Taraf’ın önceki gün ortaya attığı iddia önemli. Yıldıray Oğur, AKP ile PKK’nin anlaştığını, barış görüşmelerinde sona geldiklerini, sadece PKK’nin “anlaşmayı Öcalan açıklamalı” isteğinin masada pürüz olarak kaldığını yazdı.
ANAYASA PAZARLIĞI
Hem PKK’yi hem de Öcalan’ın açıklamalarını iyi takip eden Cevdet Aşkın’ın şu yorumu da önemli: “Barzani ve Talabani’nin çözüm için devrede olduğu bir dönemde Ankara, bir yandan örgütün üzerinde son hava harekatlarında olduğu gibi askeri baskıyı devam ettirerek, bir yandan da kitle tabanını hareketsizleştirmeye çalışarak anayasa müzakereleri öncesinde pozisyonunu iyice sertleştiriyor”
Nitekim DTK Eş Başkanı Aysel Tuğluk da, operasyonların hız kazandığı bu ayın başında AKP’nin tavrını şöyle özetlemişti: “Operasyonlar pazarlık gücünü artırmaya yönelik.”
TÜRKİYE HİMAYESİNDE KÜRDİSTAN
Oyun büyük, AKP’nin niyetleri Ortadoğu’yu kan gölüne çevirecek cinsten… Cengiz Çandar, bir bölümü Turgut Özal’dan Tayyip Erdoğan’a miras kalan bu ABD planını şöyle açıkladı dün:
“Türkiye, gerek Irak Kürdistanı ve gerekse Suriye ile rejim yıkıldıktan sonra ‘ekonomik entegrasyonu’ hedef almaya devam ediyor. Bu, Türkiye ile Irak ve Türkiye ile Suriye arasında Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra çizilen ve beşeri anlamda öncelikle Kürtleri bölmüş olan sınırları harita üzerinde fiktif sınırlar olarak bırakmak demektir.”
Çandar’a göre asıl mesele, Suriye’de rejim yıkıldıktan ve Kürt coğrafyasında sınırlar ortadan kalktıktan sonra, yeni coğrafyada nasıl bir “idari yansıma” olacağıdır.
Yeni Anayasa, işte o federatif yapının da hazırlığı demektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Kasım 2011
SURİYE VE SİLAH FARKI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/11/2011
Tunus ve Mısır halk hareketleri sonrasında, bölgedeki gelişmelerin tamamına birden “Arap Baharı” dendi. İşim ilginci, Arap baharı kavramını, kavramın sahibi olan ABD kadar, gelişmelerinin tamamını birden ABD’nin eseri sayanlar da sahiplendi.
Kavram, en başta “Araplar tarih içinde bahar yaşarken, Batı daha kışın ortasındaydı” gerçeğinden dolayı hatalıdır. Ancak siyaseten de, tüm ülkelerdeki gelişmeleri aynı sepete koyması bakımından hatalıdır: Çünkü Tunus ve Mısır, Libya ve Suriye’den farklıdır!
Bu konuyu bu köşede birkaç kez, “ABD’nin nüfuz alanları ve ABD karşıtı ülkeler” bağlamında ele almıştık. Bugün bir başka açıdan, muhaliflerin silahlı olup olmaması açısından değerlendireceğiz.
‘REJİM MUHALİFLERİ’ POLİS KATLETTİ
Önceki gün “rejim muhalifleri”, Suriye Hava Kuvvetleri İstihbarat binasına saldırdı. Başkent Şam’ın 3 km kuzeydoğusundaki bu binaya saldırının roketatarlarla yapıldığı, dahası 90 dakika sürdüğü belirtildi.
Böylece, Suriye’de 15 Mart’ta başlatılan kalkışmanın, “silahlı” olduğu gerçeği ortaya çıktı. Aslında bu gerçek, görmek isteyen gözler için, 120 polisin öldürüldüğü 6 Haziran’daki saldırıdan beri ortadaydı! Bir tek Aydınlık, “Polise pusu: 120 ölü” başlığıyla verebilmişti bu gerçeği.
SİLAHLI MUHALEFET
Libya ve Suriye kalkışmalarını, Tunus ve Mısır’daki halk hareketlerinden ayıran çok önemli bir özelliktir bu. Ne Tunus’da ne de Mısır’da, alanları dolduran yüzbinler, silaha sarılmamıştı. Güçleri elbette önce haklılıklarından ama somut olarak kitleselleşmelerinden geliyordu…
Ancak Libya örneğinde, bunun tersi görüldü. Mısır halkı Mübarek’in karşısındayken, Libya halkı Kaddafi’nin arkasındaydı… Batı bu durumu değiştirmek için, az sayıda olan rejim muhaliflerini silahlandırdı ve askeri eğitim verdi. (Türk Özel Harekât polislerinin de bu eğitimde görev aldığı basına yansımıştı.)
Aynı durum Suriye için de geçerli. Suriye’de de halkın büyük kısmı Beşar Esad’ın arkasında. Üstelik Batı’nın rejim muhaliflerine katılmasını beklediği Kürtler bile, Temmo suikastına rağmen, bir türlü ayaklanmaya dâhil olmadı.
Firari Albay’a Hatay kampında röportajlar ayarlanması, 70 kişinin 10 bin kişilik “Hür Subaylar Ordusu” şeklinde efsaneleştirilmesi, Batı’nın bildik taktiğidir.
İÇ SAVAŞ, ESAD’IN DEĞİL ABD’NİN HEDEFİ
Oysa gerçek şudur: ABD, Antalya ve İstanbul’da organize etmeye çalıştığı rejim muhaliflerini, silahlandırmakta ve iç savaşı kışkırtmaktadır.
Daha düne kadar “iç savaşı” Esad’ın bir taktik tehdidi olarak yazıp çizenler bile ağızlarındaki baklayı çıkarmaya başladılar.
Örneğin Cengiz Çandar, “Silahlı direnişin Libya örneğindeki gibi başarı şansı, Suriye’de hem daha zayıf, hem de daha uzun süre alacak gibi” diyor ve ekliyor: “ ‘Önce iç savaş, sonra devrim’ diye makale başlığı atılan tahminler daha gerçekçi gözüküyor.”
Bir tahminle de biz bitirelim: ABD tarafından silahlandırılan muhalefet, ülkesine “bahar” yaşatamaz, sadece ihanet eder!
NOT: Bugün ve yarın, İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı’nda, Kaynak Yayınları standında, 11:00 – 18:00 saatleri arasında okurlarla buluşup, “Hükümet – PKK Görüşmeleri (1986 – 2011)” isimli yeni kitabımı imzalayacağım.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Kasım 2011
ERDOĞAN’IN SURİYE’DEKİ YENİ STRATEJİSİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/11/2011
Önce iki anımsatma yapalım:
1.) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, önce Mısır-Tunus-Libya seferine çıktı ve oralardan “Alevi – Sünni çatışması” endişesi adı altında, “Suriye’de iş savaş” işareti verdi. Ardından ABD Başkanı Barack Obama ile 21 Eylül tarihinde görüştü ve –tek başına- yaptırım kararı aldı. Erdoğan, Türkiye’ye döndükten sonra da Hatay’daki kampı ziyaret edip “yeni programı” ilan edeceğini açıkladı. Erdoğan’ın 40 gündür Hatay kampına gidememesi, program yoğunluğuna bağlandı!
2.) Erdoğan, “Suriye bizim iç meselemizdir” dedikten sonra Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a gönderdi. Davutoğlu’nun 9 Eylül tarihli 6,5 saatlik görüşmesinde, Suriye’ye “15 gün süre” tanındığı açıklandı. Bunun da üzerinden 50 gün geçti!
Kuşkusuz her iki “ültimatomun” da sonuçsuz kalmasının “program yoğunluğuyla” geçiştirilemeyecek gerçek nedenleri var. Ki bunların en başında da Çin ve Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye’ye kalkan oluşturmaları gelmektedir.
Ancak ABD hedefinden vazgeçmiş değil, Erdoğan’ın hamleleri buna işaret ediyor:
AKP ALBAY’A RÖPORTAJ AYARLIYOR
“Hür Suriye Ordusu” komutanı olduğunu söyleyen firari Albay Riyad Esad, bulundukları Hatay kampından, Suriye’ye geçip, sınıra yakın bölgelere operasyonlar yaptıklarını açıkladı. Riyad Esad, iki ülkeyi savaşa sokacak nitelikteki bu açıklamalarını günlerdir sürdürüyor. Önce Reuters, ardından New York Times, sonra da Haber Türk’ten Amberin Zaman görüştü firari Albay’la…
Buradan şu sonucu çıkarabiliyoruz: Erdoğan hükümeti, firari Albay’a bizzat röportaj ayarlıyor! Dahası, Dışişleri Bakanlığı’nın önayak olduğu bu röportajlar valilik binasında yapılıyor. Firari Albay, röportaja aralarında bir keskin nişancının da olduğu 10 asker koruması altında getiriliyor.
Erdoğan hükümetinin bu tutumu en çok İsrail’i memnun etti. Haaretz yazdı: “Suriyeli isyancılar Erdoğan’ın desteğiyle güçleniyor.”
HEDEF: ŞEHİR DÜŞÜRMEK
ABD, “uluslararası hukuk” kılıfıyla Suriye’ye çullanamayacağını BM kararıyla gördü. Geriye tek bir seçenek kalıyor. Rejim karşıtı muhalefetin silahlandırılması, tıpkı Libya’da olduğu gibi, iki – üç yerleşim bölgesinin ele geçirilmesi ve buralardan merkeze saldırılması…
Şehir düşürme hedefi için önce firari Albay bulundu, sonra “Hür Suriye Ordusu” kurduruldu, şimdi de röportajlarla dünyaya tanıtılıyor, “güç” olduğu resmediliyor. Hatay kampında toplam 60 asker varken, Albay’ın röportajlarda 10 bin askerden bahsetmesi bundandır ve tipik bir propaganda faaliyetidir!
Plana göre, bir kaç küçük yerleşim bölgesinin ele geçirilmesiyle rüzgâr alacak rejim karşıtları, iki toplumsal ayak üzerinden ilerlemeye çalışacak. Bir yandan “Alevi – Sünni çatışması” körüklenecek, bir yandan da Temmo benzeri cinayetlerle Kürtler ayaklanmaya dâhil edilmeye çalışılacak.
Daha fazla kanın döküldüğü bu yeni durumda da, önce Türkiye’ye, ardından da NATO’ya müdahale imkânı doğacak!
İşte Erdoğan’ın Hatay kampına gidip de ilan edemediği yeni strateji budur! Gerçekleşmesi ise tarafların sağlayacağı kuvvete bağlıdır.
Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’in, Erdoğan’ın sözlerini yalanlarcasına, ‘Suriye, Suriyelilerin iç meselesidir’ demesi ise TSK’nin bu yeni plana itirazının işaretidir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Kasım 2011
ANKARA’YA KRİTİK ÜÇ MESAJ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/10/2011
AKP hükümetinin Suriye’ye yaptırım ve İran’ı hedef alan füze radarı kararı, Ankara’yı komşu başkentlerle karşı karşıya getiriyor.
BİRİNCİ MESAJ BAĞDAT’TAN
İran’ın Fars Haber Ajansı, Iraklı parlamenter Ali Allak’ın ağzından “Türkiye Irak’ın milli egemenliğini ihlal ediyor” dedi!
Elbette bu iddia doğru değil ama iddianın yanlışlığından çok, Bağdat ve Tahran neden böyle bir mesaj verdiği önemli. Çünkü Tahran, Ankara’nın Irak’ın kuzeyine yönelik “sınır ötesi harekâtlarını” çok uzun zamandır “ihlal” kategorisinde değerlendirmiyordu.
Üstelik İran’ın kendisi Irak’ın kuzeyinde operasyon yapıyor!
Bağdat ve Tahran’ın Ankara’ya bu kritik birinci mesajı, aşağıdaki ikinci mesajla birleştiğinde daha da anlamlı hale geliyor.
İKİNCİ MESAJ TAHRAN’DAN
Tahran, dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in askeri danışmanı Tümgeneral Yahya Rahim Safevi’nin ağzından ikinci bir mesaj daha verdi Ankara’ya…
Tümg. Safevi “Amerika’nın hedefleri doğrultusunda hareket eden Türk devlet adamlarının Suriye ve İran’a yönelik tavırlarının çok yanlış olduğunu” belirtiyor ve ekliyor: “Eğer Türkiye bu alışılmadık politikalarını terk etmezse, hem kendi halkını küstürecektir, hem de Suriye, Irak ve İran Türkiye’yle ilişkilerini yeniden değerlendirecektir.”
ÜÇÜNCÜ MESAJ ŞAM’DAN
Nitekim AKP hükümetinin Suriyelileri Beşar Esad rejimine karşı kışkırtan tavırları, Şam’da gün geçtikçe daha büyük tepki doğuruyor. Esad’ın Lübnan El Manar TV’deki uyarıları bu bakımdan önemliydi:
“Eğer herhangi bir ülke bizim sorunlarımızdan faydalanmak isterse, o ülke de bu durumdan etkilenecektir. Onların krizi bizimkinden de büyük olacaktır. Türkiye’deki durum tedbirli olmayı gerektirse de çok büyük etkileri ve
sonuçları yok, Suriye’nin içişleri için doğrudan tehdit yaratmıyor.”
BÖLGE AKP HÜKÜMETİNİN KARŞISINDA
Israrla vurguladığımız gerçek buydu: AKP hükümetinin ABD adına izlediği bölgesel politikalar, Türkiye’yi komşularıyla düşman yapacak!
İşte şimdi Tahran başta olmak üzere Şam ve Bağdat, bu gerçeği Ankara’ya bir kez daha gösteriyor ve uyarıyor: AKP hükümeti bu çizgiyi sürdürürse, üç komşusunu da bir ittifak halinde karşısında bulacak!
Sonuç olarak AKP hükümeti, “Türkiye’nin dört bir tarafının düşmanlarla çevrili olduğu” efsanesini sonunda ete kemiğe büründürüyor, gerçeğe dönüştürüyor!
SINIR GÜVENLİĞİ
Demokrasicilik oynayıp, vicdani retçiliği savunan ve militarizm karşıtlığı yapan ama AKP yandaşlığı nedeniyle Suriye’ye savaş baltalarını kuşananlar, “Türkiye büyük devlettir” nutukları atadursun… Komşularımızı ittifak halinde karşımızda bulmanın maliyeti büyüktür:
Türkiye aslında dünyada belki de sınırları konusunda en şanslı ülkeydi şimdiye kadar! İran’la 400 yıllık barış sınırı, Bağdat’ın 40 yıldır Ankara’ya sağladığı “sınır ötesi operasyon” kolaylığı ve 1998 Adana mutabakatı ile birlikte Türkiye ve Suriye sınırlarının sadece Türk Ordusu tarafından korunması…
Ya PKK diyecek olanlara anımsatalım: Irak’ın kuzeyinden Türkiye’ye sızan PKK, Bağdat’tan değil, Washington’dan pasaportludur!
Ve bitirirken belirtelim: Türkiye, AKP hükümeti yüzünden sadece komşularını değil, Rusya ve Çin’i de karşısında bulacak!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ekim 2011
TSK, ‘SURİYE PLANI’NDA YER ALIR MI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/10/2011
“BM Güvenlik Konseyi’ndeki veto yetkisi olan ülkelerin kölesi miyiz” diye çıkış yapan Başbakan Erdoğan’ın olgularla NATO’cu olduğunu daha önce ortaya koymuştuk. Ve de sormuştuk: “Erdoğan’ın BM eleştirisi, Güvenlik Konseyi’ndeki Rusya ve Çin’i mi hedef alıyor yoksa?”
Önceki gün yazdığımız bu satırları BM Güvenlik Konseyi’ndeki oylama nedeniyle anımsattık.
RUSYA-ÇİN VETOSU
AB ülkelerinin hazırladığı Suriye’ye uluslararası yaptırım öngören karar tasarısı BM Güvenlik Konseyi tarafından reddedildi. Daha doğrusu tasarı, Rusya ve Çin tarafından veto edildi.
İki ülkenin veto kararı en çok ABD ve Türkiye’yi rahatsız etti. Çünkü karar, Obama ve Erdoğan’ın Suriye planlarının önüne barikat kuruyor.
ABD kızgınlığını BM temsilcisi Susan Rice’ın ağzından “Cesur Suriye halkı, özgürlük hareketlerini kimin destekleyip kimin desteklemediğini artık biliyor” sözleriyle gösterdi.
ERDOĞAN, BM PLANLARININ UYGULAYICISI
Erdoğan’ın BM karşıtı görüntülü sözleri ve Suriye’ye tavrı ile BM’nin ret kararını yan yana getirdiğimizde ortaya tek bir sonuç çıkıyor: Erdoğan, BM’ye değil, ABD’nin Suriye planlarına destek vermeyen BM’ye karşı!
Zira Erdoğan, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs için hazırladığı planın en büyük destekçisiydi; BM’nin Afganistan, Irak kararlarının alkışçısıydı; BM’nin Libya kararının uygulayıcısıydı…
Her konuda BM’ci olan Erdoğan’ın bugün BM’yi eleştirmesinin tek nedeni, Suriye konusunda çıkmayan karardandır!
Bildiğiniz gibi Erdoğan, henüz uluslararası bir yaptırım kararı çıkmadan önce, Obama ile görüşmüş ve Suriye’ye yaptırım uygulamaya karar vermişti. Daha doğrusu Obama’nın kararını kabul etmişti; öyle olmasa en azından BM oylamasını beklerdi!
ERDOĞAN’IN ÜÇ HAMLESİ
1..) Erdoğan oylamadan sonra yaptığı açıklamada, karar tasarısının Türkiye’yi etkilemeyeceğini söyledi: “Türkiye bu konuda adımlar atacaktır, yaptırımlarımızı engellemez. Biz şu anda bir yaptırım paketini ister istemez devreye sokacağız.”
“İster istemez” durumunun bir zorunluluktan kaynaklandığını not edelim elbette! Ancak daha önemlisi Erdoğan’ın bu kararının, Türkiye’yi uluslararası camiayla karşı karşıya getireceği gerçeğidir.
2..) Erdoğan, New York’ta Obama ile görüştükten sonra, Hatay kampını ziyaret edeceğini ve ondan sonra yeni Suriye planını açıklayacağını söylemişti. Erdoğan Güney Afrika ziyareti sırasında yaptığı açıklamada da bu kararı sürdüreceğini gösterdi: “Suriye’deki gelişmelere çok daha fazla seyirci kalamayız. Hatay kampını ziyaretten sonra değerlendirmemizi yapıp ondan sonra da açıklamalarımızı yapacağız.”
ERDOĞAN’IN DEĞİL, MİLLETİN ORDUSU
3..) Bu arada TSK’nin Hatay’da yaptığı tatbikat da dikkat çekiyor. “Her yıl değişik bir ilde yapılan tatbikat, bu yıl da Hatay’a denk geldi” türünden açıklamalar ikna edici değil.
Özal’ın Irak seferine “evet” demeyen Türk Ordusu’nun, Erdoğan’ın Suriye planına da “evet” dememesi gerekiyor.
Türk Ordusu, milletin ordusudur ve ülkeyi korur; emperyalist planlar adına komşu bir ülkede rejim değiştirmeye araç olmaz,
olmamalıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Ekim 2011
DOĞU AKDENİZ – SURİYE – KUZEY IRAK EKSENİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/09/2011
36. paraleli Kuzey Irak’tan batıya doğru uzattığınızda Suriye’nin kuzeyini ve Doğu Akdeniz’i eksen yapmış olursunuz. İşte bu eksene göre Küçük Ortadoğu’da mevziler oluşturuluyor.
Başbakan Erdoğan’ın ABD Başkanı Barrack Obama’yla büyük beklenti yaratılan görüşmesinden de bu eksene göre hamle yapma kararı çıktı. Açalım:
WASHINGTON ERDOĞAN’I CEPHEYE SÜRDÜ
Erdoğan – Obama görüşmesinden öncelikle ve en önemli olarak Türkiye’nin Suriye’ye yaptırım uygulaması kararı çıktı!
Kuşkusuz iki ülke liderinin görüşmesinden, bu ülkelerden birinin üçüncü bir ülkeye yaptırım uygulaması kararı çıkıyorsa, iki lider arasında eşitlik ilişkisi olmadığı sonucu çıkar. Ki bu da liderlerden birinin, diğerinin projesine eşbaşkan olmasından kaynaklanıyordur!
Durumu aslında en çıplaklığıyla CFR’nin de üyesi olan eski ABD Ulusul Güvenlik Konseyi üyesi Robert Danin şu sözlerle New York Times’da ortaya koydu “Obama’nın Erdoğan’la yakın ilişkisi henüz karşılığı alınmamış bir yatırım, daha oyunun başındayız.”
YAPTIRIMLARI ABD DIŞİŞLERİ DÜZENLEYECEK
Hele şu sözler Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın ağzından çıkmış olması bakımından ibretliktir: “Bizim yaptırımlarımız neler olabilir, bu konuda dışişleri bakanlarımız müşterek bir çalışmanın içerisine girecekler ve bu çalışmalarla Suriye’deki yaptırımların tarzı şekli ne ise Libya gibi olmayabilir, her türlü yaptırım ülkesine, insanına, demografik yapısına göre değişik olacaktır. Dolayısıyla Suriye’ninki de daha farklı olacaktır. Bizim ön hazırlıklarımız bu noktada var, ama bu ön hazırlıklarımızı Amerika’nın hazırlıklarıyla değerlendirmek suretiyle onların yaklaşımı nedir, Dışişleri bakanlarımızın çalışması neticesinde biz de bir adım atacağız.”
Erdoğan’ın Obama ile görüştükten sonra “Artık Suriye yönetimine güvenimiz kalmamıştır. Ben mevcut Suriye yönetimiyle görüşmeleri kesmiş vaziyettim” demesi, Mısır’da dile getirdiği “Suriye’de alevi – sünni çatışması” vurgusunun da devamıdır.
Ki ikisi birleştirildiğinde ortaya şu temel gerçek çıkmaktadır: ABD’nin AKP üzerinden uygulayacağı “yeni” Suriye planı devreye sokulmuştur. Türkiye bu planda ABD’nin “Küresel antiterörizm forumu”nun eşbaşkanıdır.
ERDOĞAN SINIRA GİDECEK
Ayrıntılarını üç gün önce bu köşede yazdığımız plana göre AKP, ABD’nin Suriye’ye saldırabilmesine gerekçe yaratacaktır.
Erdoğan’ın “alevi – sünni çatışması” diyerek işaretini verdiği bu hazırlığın bir başka işareti de, Obama ile görüşmesinden sonra dile getirdiği şu sözlerde gizlidir: “Dönüşte değerlendirmeleri daha geniş yapacağım ve Hatay kampını gidip yerinde ziyaret edeceğim. Oradaki yaşam koşullarını görmek istiyorum ve ondan sonra oradaki kampa yönelik de bir program açıklayacağız.”
Erdoğan’ın açıklayacağı programın herhalde ayrıntıları ABD’de biçimlendiriliyordur şimdiden…
36. PARALELDE PARÇALANMA EKSENİ
Netice itibariyle ABD’nin Büyük Ortadoğu’sunun tam merkezinde, Küçük Ortadoğu’da, sular ısınıyor. Türkiye, Suriye, İran, Irak, Lübnan, İsrail, Kıbrıs, Mısır ana alanı içinde ama ağırlık merkezi Kuzey Irak, Suriye, Doğu Akdeniz yayı üzerinde olan bir eksenden bölge parçalanmaya çalışılıyor.
ABD’nin kukla devlet inşa etmek için 1991 yılında çektiği 36. paralelin üzerinde olan bu yay, Küçük Ortadoğu için bölünme ve parçalanma eksenidir.
RUSYA-ÇİN KALKANI
Ancak Obama her ne kadar Erdoğan’ı cepheye sürdüyse de, şartlar ve zaman ABD’nin aleyhine çalışmaktadır. Zaman geçtikçe Suriye’nin etrafında Rusya ve Çin merkezli daha sağlam bir kalkan oluşmaktadır.
Bu kalkan Küçük Ortadoğu’da en başta İran’a harekat alanı vermekte ve inisiyatif almasını sağlamaktadır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Eylül 2011
İRAN’IN İKİ TESPİTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/09/2011
PKK-PJAK’a karşı operasyon yürüten İran, iki önemli tespit yapıyor:
1.) İran Silahlı Kuvvetler Operasyonlar Bölümü Başkanı General Ali Şadmani, PKK-PJAK’ın ayakta kalma sebinin, Irak’ta onlara sağlanan güvenli ortamdan kaynaklandığını belirtiyor. General Şadmani, PKK-PJAK’ı ABD-İsrail-AB üçlüsü tarafından yaratılıp beslenen bir örgüt olarak tanımlıyor.
2.) PKK’nin “Türkiye, İran, Irak ve Suriye” dörtlüsünü hedef aldığını belirten General Şadmani, PKK’nin kökünün kurutulabilmesi için bu dörtlünün yakın işbirliği yapması gerektiğine dikkat çekiyor. Ancak Şadmani, Türkiye’nin ABD, İsrail ve NATO ilişkileri nedeniyle bu işbirliğinin akim kaldığını vurguluyor.
PKK’nin ABD’nin sağladığı güvenli ortamda büyüdüğü ve Türkiye’nin ABD ilişkileri nedeniyle PKK’ye karşı bölgesel ittifak oluşturulamadığı tespitleri, bölge açısından hayatidir.
ABD PKK’Yİ NASIL BÜYÜTÜYOR?
Tahran’ın tespitlerini biraz daha derinleştirelim ve Washington’un PKK’yi nasıl büyüttüğüne mercek tutalım:
1.) İran’ın da tespit ettiği gibi ABD Irak’ta güvenli bölge tahsis ederek PKK’yi büyütüyor: PKK’nin 2003 sonrasında çeşitli konularda “belirleyici kuvvet” pozisyonuna gelmesi, Aydınlık’ın da çok defa altını çizdiği gibi “ABD bölgeye ne zaman gelse, PKK büyüyor” gerçeğiyle ilgilidir.
2.) ABD silah yardımı yaparak PKK’yi büyütüyor: En son geçen hafta İran Kara Kuvvetleri Harekat komutanı General Ali Arateş, ABD’in Erbil’deki konsolosluğu aracılığıyla, geçen ay PKK’ye çok sayıda 120 mm’lik havan topu ve el telsizi verdiğini saptamıştı.
ABD’nin 1991’den beri PKK’ye silah sağladığını, TSK de, Jandarma Genel Komutanı seviyesinde saptamıştır.
3.) ABD, PKK’yi CIA’nın sağladığı “para trafiği” denetçiliği üzerinden besledi ve büyütüyor: Zaman zaman kimi PKK’lilerin çeşitli ülkelerde yakalanması, istihbarat örgütlerinin birbirleriyle mücadelesinin sonucudur. ABD’nin de zaman zaman kimi örgüt üyelerini uyuşturucu ticareti nedeniyle deşifre etmesi de, örgütü denetim altında tutma amacıyla ilgilidir.
4.) ABD, siyasal statü sağlayarak PKK’yi büyütüyor: ABD’nin PKK’ye Brüksel’den Oslo’ya kadar pek çok başkentte sağladığı siyasi olanaklar, örgüte uluslararası meşruiyet sağlamaya yöneliktir.
5.) ABD, BOP eşbaşkanlığı üzerinden PKK’yi büyütüyor: Tayyip Erdoğan’ın “ABD’nin Büyük Orrtadoğu Projesi içinde Diyarbakır’ı merkez yapma” taahhaüdü 2005 yılında Diyarbakır Açılımı ile 2009 yılında da Kürt Açılımı ile ivme kazandı.
Öcalan’la yürütülen pazarlıklar, ABD’nin Irak’ın kuzeyinde kurduğu kukla devletini Türkiye’ye genişletme süreciyle ve Diyarbakır’ı “Büyük Kürdistan”a başkent yapmayla ilgilidir.
6.) ABD, TSK’nin elini tutarak PKK’yi büyütüyor: TSK’nin Kuzey Irak’tan çıkartılması için yapılan çuval operasyonuyla ve “2 sayfa 9 maddelik” sözleşmeye konulan maddeyle eli bağlanan TSK, sınır ötesi operasyonlardan uzak tutuluyor. Kamuoyunun baskısıyla 2008 yılında kapılan kara harekatı sırasında, ABD ve AKP ikilisin TSK’ye yaptığı “çabuk çık” baskısı belleklerdedir.
Türk Ordusu Ergenekon soruşturmalarıyla budanarak da, PKK’ye karşı eli bağlanıyor.
7.) ABD, Türkiye’yi bölge ülkeleriyle karşı karşıya getirerek PKK’yi büyütüyor: Türkiye’nin AKP üzerinden İran ve Suriye’ye karşı izlediği politikalar, bir bölgesel ittifakın oluşmasını engellemektedir. Bu da PKK’ye karşı mücadeleyi zayıflatmaktadır.
BOP İÇİNDE MÜCADELE DEĞİL MÜZAKERE EDİLİR
İşte MİT – PKK, daha doğrusu AKP – PKK 5. Oslo görüşmesi, bu tespitler ışığında daha da anlamlıdır: Türkiye ya İran ve Suriye ile biraraya gelerek PKK’yi bitirecektir, ya da İran ve Suriye’ye düşmanlık yaparak PKK’yle müzakere yürütecektir.
ABD projelerine eşbaşkanlık yaparak, PKK ile mücadele değil ancak müzakere edilir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Eylül 2011
ABD’NİN YENİ SURİYE PLANI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/09/2011
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un kendisine “yeni eşbaşkanlık” görevini vermesinden hemen sonra Mısır, Tunus ve Libya’yı ziyaret etti. Erdoğan her üç ülkede de Suriye yönetimini hedef aldı.
Erdoğan, Mısır’da, “Suriye’de alevi – sünni çatışmasından kaygı duyduğunu” söyledi, Tunus’ta “Esad’ın kaybedeceğini” dile getirdi, Libya’da “halk kazanacak” dedi!
Erdoğan’ın Suriye’de olmayan bir tehlikeden “kaygı duyduğunu” söylemesi, “öldürülenlerin sünni, öldürenlerin alevi” olduğunu iddia etmesi, şüphesiz bir kışkırtmadır. Ama aynı zamanda ABD’nin yeni planının da işaretidir.
Peki nedir bu plan ve hangi şartların sonucu ortaya çıkmıştır?
ABD NEDEN SALDIRAMADI?
Önce şunu saptayalım: ABD’nin Suriye’ye saldırı olasılığı ortadan kalkmamakla birlikte oldukça zayıfladı.
Çünkü:
1.) ABD’nn BM’den Suriye’ye karşı Libya’dakine benzer bir karar çıkartması mümkün görünmüyor. BM Güvenlik Konseyi’nin veto hakkına sahip daimi üyelerinden Çin ve Rusya, Suriye’ye değil yaptırım, kınama kararı bile çıkmasına izin vermeyeceklerini açıkladılar.
2.) Diğer BRIC üyeleri, Brezilya ve Hindistan da, Suriye’ye açık destek verdiler.
3.) İran, ön cephe olarak Kuzey Irak’ta inisiyatifi ele geçirdi.
4.) Borcu olmayan Suriye, kendi kendine yetebilen ekonomik yapısı nedeniyle, yaptırımlara karşı oldukça dayanıklı. Bu durum iç cepheyi sağlam tutuyor.
5.) Suriye muhalefeti, hem Antalya hem de İstanbul toplantılarında, tüm taahhütlere rağmen birleştirilemedi. Tersine, muhalefetin içinde yer alan kimi unsurlar, Beşar Esad yönetiminin başlattığı reform sürecinden yararlanıp, yasal parti kurdular.
6.) “Katliam var” diye sınıra yığılan ve Türkiye’de çadırkentlere yerleştirilen Suriyeliler, Esad’ın kucaklayan tavrı nedeniyle zaman içinde ülkelerine döndüler. Böylece, “katliamdan kaçanları” korumaya yönelik bir NATO operasyonunun gerekçesi oluşamadı.
SÜPERNATO PARMAĞI OLARAK ERDOĞAN
İşte ABD, Suriye’ye saldırabilmek için yeni bir gerekçe oluşturmanın hazırlığındadır. Erdoğan’ın “alevi – sünni çatışmasından kaygı duyduğunu” söylemesi, bu hazırlığın işaretidir.
Plan tipik bir NATO yöntemidir, SüperNATO uygulamasıdır:
Plana göre “öldürülen sünniler”, “öldüren alevilere” karşı kışkırtılacak, ayaklanacak, elinde silah bulunan aleviler sünnileri katledecek, sünniler kendilerini savunabilmek için silaha sarılacak ve gelişmeleri “iç meselesi” sayan komşusu, yaşanan katliama daha fazla seyirci kalamayıp, Suriye’ye müdahale edecek.
Suriye de normal şartlarda, kendisine müdahale eden komşusuna karşı duracaktır.
İşte ABD bu aşamada NATO’nun “birimize saldırı, hepimize saldırıdır” anlamına gelen 5. maddesini işleterek, Suriye’ye müdahale edecektir.
Malatya’daki AKP kalkanı da, bölgeye yayılacak savaş esnasında İsrail’i koruyacaktır!
SURİYE’NİN ABD İÇİN ANLAMI
Başta da söylediğimiz gibi Erdoğan bu planda, kendisine verilen yeni “eşbaşkanlık” görevi gereği rol almaktadır.
Clinton’un ilan ettiği bu eşbaşkanlık, ABD adına Büyük Ortadoğu’daki halk hareketlerine engel olacak, müdahale edecek, istikamet verecektir. Görevin tarifi böyledir.
Yeni eşbaşkanlık, ABD’nin kendi nüfuz alanlarındaki halk hareketlerini engelleyebilmek için, bölgede kendisine karşı olan ülkelerde “ayaklanma” çıkartabilmek ihtiyacı üzerine kuruldu. Çünkü Mısır’ı kaybetmemek, ancak Libya’ya saldırarak mümkündür!
ABD bölgeyi kaybetmemek için de Suriye’ye saldırmaya ihtiyaç duyuyor.
Yalnız ABD’nin ihtiyaçlarından ziyade, zorlukları belirleyici…. Bu nedenle, ilk plan gibi bu plan da işlemeyecek görünüyor.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Eylül 2011