Archive for category Politika Yazıları
Rusya’nın Kürt hamlesinin anlamı
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 10/10/2015
ABD’nin Suriye’deki temel hedefi ne? Tıpkı Irak’ta olduğu gibi Suriye’nin kuzeyinde de bir “Kürt kuşağı” inşa etmek. Böylece Ortadoğu’daki temel hedefi olan “Basra’dan Doğu Akdeniz’e uzanan koridor”un ikinci parçasını da oluşturmuş olacak.
ABD Başkanı Barack Obama bu hedefi gerçekleştirmek için 2014 yılında bir “IŞİD’le mücadele stratejisi” açıkladı: Pentagon IŞİD’in bulunduğu alanları havadan vuracak, Kürt örgütleri de karadan IŞİD’i püskürtecekti.
Böylece IŞİD’den arındırılmış bölgelerde Kürt egemenliği kurulacaktı.
EĞİT-DONAT’TAKİ ÇELİŞME
Obama yönetimi, Tayyip Erdoğan‘ın üç “şart”ından biri olan Eğit-Donat’ı da bu nedenle başlatmıştı. Böylece Washington kolay yoldan Kürtleri eğitebilecekti.
AKP ise Eğit-Donat programıyla desteklediği İslamcı örgütleri profesyonelleştirme peşindeydi.
TSK bu sıkışmışlık içinde ve ülkede de güçlü bir itiraz olmadığı için ABD ile AKP’nin Eğit-Donat programını kabul etmeye mecbur kaldı ama elinden geldiğince de Pentagon’un hedefini engellemeye çalıştı.
Sonuçta kimsenin istediği olmadı: Ne programın Türkiye ayağında ABD Kürtleri eğitebildi, ne de AKP İslamcı militanları…
Türkiye’deki Eğit-Donat programına 5 bin kişinin başvurmasına rağmen sadece 130 kişinin eğitilmesi bundandı!
Pragramın Irak ayağında TSK’nin Peşmerge eğitiyor olması ise AKP’nin “derinlikli stratejisinden” kaynaklanıyordu!
PEŞMERGE-PYD ANLAŞMASI
Rusya’nın Suriye’de askeri yığınak yapmaya başladığı günlerde ABD hızla bir manevra yaptı.
Önce ABD’nin “IŞİD’le mücadele stratejisi”nin iki numaralı uygulayıcısı Brett McGurk KDP lideri Mesud Barzani ile PYD lideri Salih Müslim‘i Erbil’de biraraya getirdi.
Pentagon’un önemli isimlerinin de yer aldığı görüşmelerde peşmerge ile PYD’nin Suriye’de IŞİD’e karşı birlikte mücadele etmesi kararlaştırıldı. Anlaşmaya göre Irak’taki Eğit-Donat programında eğitilen (bir bölümünü TSK’nin eğittiği) 6 bin peşmerge, parça parça Suriye’ye geçecekti.
Obama‘nın o günlerde “Suriye’nin doğusunda Kürtlerle Eğit-donat programı inşa ediyoruz” demesi, ABD’nin bu manevrası nedeniyleydi.
Peki ABD bu manevraya neden ihtiyaç duydu.
Yeni çıkan “Suriye’nin Sevr’i: Amerikan Koridoru” isimli kitabında ayrıntılı incelediğimiz “Putin’in Suriye Planı” nedeniyle…
MOSKOVA’NIN KÜRT STRATEJİSİ
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov‘un Doha’da ilan ettiği “Putin’in Suriye Planı” şu esasa dayanıyordu: IŞİD, “Bağdat, Şam ve Kürt örgütleri” üçlüsüne dayanılarak yenilecekti!
Moskova, planı ilan ettikten sonra da hızla uygulamaya geçti ve Suriye’ye askeri yığınak yaptı. Ardından 30 Eylül 2015 itibariyle de Suriye’de IŞİD’e ve diğer terörüst gruplara karşı havadan (hatta Hazar Denizi’nden) saldırılara başladı.
Moskova diğer yandan Kürt örgütleriyle de temaslara geçti. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov Paris’te PYD lideri Salih Müslim‘le görüştü. Bu görüşmenin önemi, Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü garanti altında alan 2012 tarihli Cenevre Mutabakatı’na vurgu yapılmasıydı!
Moskova ile Şam’ın Kürt meselesi konusunda iki aşamlı bir anlaşma yaptıkları anlaşılıyor: Birinci aşamada Rusya ABD’nin elinden Kürt kartını alacak, ikinci aşamada da konu Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde çözülecek.
KÜRT ‘EĞİT-DONAT’I VE YENİDEN AÇILIM SİNYALİ
Kuşkusuz bu ABD’nin en yukarıda anlattığımız temel hedefine aykırıydı. ABD bu nedenle Kürt örgütleriyle ilgili hamlesini hızlandırdı.
New Yok Times, ABD’nin Eğit-Donat programını bitirdiğini yazdı. Ancak Reuters’e konuşan bir Pentagon yetkilisi programın bitirilmediğini, odağının değiştirildiğini açıkladı.
Neydi değişen odak? Onu da ABD Savunma Bakanı Ashton Carter Londra’da şöyle açıkladı: “Bundan sonra bölgedeki Kürt güçleriyle daha yakın çalışacağız.”
Rusya’nın ABD’nin elindeki Kürt kartını alma hamlesi sadece Washington’u değil, zorunlu olarak Ankara’yı da yeni hamlelere itecek.
Ancak Ankara yanlış yerde durduğu için ve Erdoğan‘ın şu açıklamasına bakılırsa, yine Washington’a yararlı bir hamle geliştirecek: “Ben çözüm süreci kaldırılmıştır demedim. Şu aşamada buzdolabına konulmuştur dedim. İşler yoluna girerse, süreç yeniden gündeme gelir.”
Mehmet Ali Güller
10 Ekim 2015
Dün Atatürk ile Lenin yaptı, bugün Esad ile Putin yapıyor
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 09/10/2015
Rusya’nın Suriye’de hava operasyonları başlatması, önce Suriye’de, sonra bölgede ve hatta geniş ölçekte Avrupa’da önemli sonuçlar yaratmaya başladı. Bu sonuçları bir haftadır inceliyoruz.
Ancak Rusya’nın Suriye’de hava operasyonları başlatması, iç siyasette de yararlı sonuçlar doğurdu. Bugün de o sonuçları inceleyelim:
MİLLİCİLİKLERİ NATO’YA KADAR!
Örneğin Erdoğan ve AKP konusundaki “millilik” tartışması bitti. “Milli ve yerli” diyen Erdoğan‘ın aslında ne kadar NATO’cu, Batı’cı, Atlantikçi olduğu görüldü. “Türkiye’nin hava sahası NATO’nun hava sahasıdır” diyen ve NATO’yu göreve ve bölgeye çağıran Erdoğan ile Davutoğlu‘nun “milliciliği” NATO’ya kadardır!
Örneğin “siyasal İslamcılarımızın” antiemperyalist olmadığı görüldü. Konu bir tek türban olduğunda alanlara çıkan ama ABD Afganistan’da, Irak’ta ve Libya’da milyonlarca Müslümanı katlederken susanlar, yine alanlardalar ve “Katil Rusya” pankartının arkasında toplanmaktalar.
Örneğin “Türk-İslam sentezcilerimizin” millici olmadıkları görüldü. NATO-Türkçülüklerinden kalma argümanlarla topa girdiler: “Rusya sıcak denizlere iniyor.”
Dün bu söylemler Türkiye’de Sol’u ezmekte ve ABD’yi Türk devletinin içine yerleştirmekte kullanılıyordu, bugün de Türkiye’yi ABD projelerine eklemlemekte ve Washington’un Ortadoğu’yu sömürmesini desteklemekte…
Kuşkusuz bunlar bizi şaşırtmadı. BOP Eşbaşkanlığı’nın gerçek yüzünü de biliyoruz, “Komünizmle mücadele” geleneğinden gelmiş İslamcılarımızın anti-emperyalist olamaycağını da, NATO-Türkçülerimizin “milliciliğinin” Atlantik’e çıpalı olduğunu da…
SİYASET YOKSA KOMPLA DOĞAR
Ancak şaşırdığımız değerlendirmeler var. Üstelik Sağ’dan değil, Sol’dan:
Örneğin Putin‘e bakıp Çar görüyorlar, Moskova’nın Washington’a karşı Şam’a destek vermesine, “Çarlık sömürgeciliği” kulpu takıyorlar.
Örneğin ABD ile Rusya’nın anlaştığını, işbirliği yaptığını, Suriye’yi, hatta bölgeyi paylaştıklarını, karşılıklı hamlelerinin oyundan ibaret olduğunu savunuyorlar.
Örneğin doğrudan öznesi olunmayan konularda taraf olunmaması gerektiğini tavsiye ediyorlar.
Uyaralım: Bunları Türkiye’de yazmak ve söylemek kolay da, 5 yıldır ABD emperyalizmine direnen Şam yönetimine ve Suriye halkına anlatmak mümkün değildir!
Emperyalizme karşı elde silah savaşanlar için “Putin Rus Çarı’dır”, “Rusya Suriye’yi sömürüyor”, “ABD ile Rusya anlaştı, Suriye’yi paylaşacak” sözleri, söz bile değildir.
Zira hayat başka türlü akmaktadır ve o hayatta Suriye devleti ve Şam yönetimi emperyalizme karşı vatan savunması yapabilmek için Rusya’dan her türlü askeri desteği istemektedir; topraklarını ABD’ye çiğnetmemek için Rus silahı, tankı, topu, tüfeği, uçağı hatta askeri istemektedir.
MUSTAFA KEMAL VE LENİN BİRLİĞİ
Elbette Rusya bu desteği Suriyelilerin kara kaşı, kara gözü için yapmamaktadır, elbette Moskova’nın da bu destekte çıkarları vardır. Çıkarların örtüşmesi ve Rusya’nın çıkarının Suriye’yi savunmaktan geçmesi başkadır, buna “sömürgecilik” demek başkadır.
Kaldı ki benzer durum bizim tarihimizde de vardır. Bolşevik Lenin ile Kuvvayı Milliyeci Mustafa Kemal‘i birleştiren de çıkarlar örtüşmesidir. Üstelik basit ve sadedir:
Lenin sosyalizmi inşa edebilmek için emperyalist devletleri güneyinden uzak tutmak istemektedir; Kafkasya’dan, Boğazlar’dan, Karadeniz’den gelebilecek tehditlere karşı müttefik aramaktadır.
Mustafa Kemal de bir ülke inşa edebilmek için o emperyalist devletleri yenmek zorundadır, Batı’da onları yenebilmek için de, Doğu’daki cephenin kapanmasını istemektedir.
Kısacası Lenin ve Mustafa Kemal birbirine mecburdur. Mustafa Kemal o nedenle istemiştir ve Lenin de o nedenle vermiştir topu, tüfeği…
ESAD VE PUTİN BİRLİĞİ
Aynı durum bugün de geçerlidir. Rusya, ABD’nin kendisini Baltık’tan başlayarak Afganistan’a uzanan geniş bir yay boyunca kuşatmasına engel olmaya çalışmaktadır. Moskova, Washington’un bu yay boyunca yaptığı kuşatmaya arkasından dolanarak yanıt vermektedir. Moskova bilmektedir ki, ABD Suriye’de hedefe ulaşırsa, Karadeniz Savunma Hattı’na bağlı güvenliği stratejisi büyük yara alacaktır.
Rusya ile Suriye’yi birleştiren bu çıkar birliğidir.
ABD ile Rusya Ukrayna’da ve Suriye’de somut olarak karşı karşıyadır, çarpışmaktadır; buna rağmen “anlaştılar, herşey yalan” demek, dünyaya oyun penceresinden bakmak demektir.
Elbette, ABD en sonunda anlaşmak zorundadır, o başka…
Üstelik hem Rusya’yla da, hem de Suriye’yle anlaşmak zorundadır, yoksa ağır bir yenilgi alacaktır!
Mehmet Ali Güller
9 Ekim 2015
Atlantik’in Sevr’ine, Avrasya’nın Lozan yanıtı
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 07/10/2015
Rusya’nın askeri yığınağı, 5 yıldır Suriye’ye saldıran Atlantik Cephesi’ne artık silahla yanıt verme sürecine geçtiğini gösteriyor.
Nitekim yığınağın içeriği ve konumu da bu gerçeği teyid ediyor:
RUS ASKERİ YIĞINAĞI
1) Rusya, Lazkiye’de hava üssü inşa etti. Hâlâ kapasitesi genişletilen üssün konumu stratejik değerde. Çünkü Lazkiye karadan İncirlik’te 280 km, havadan ise 180 km mesafede.
Yani Moskova, Washington’un Ortadoğu’daki en önemli üssünün hemen karşısına konumlanmış oldu!
2) Moskova, Lazkiye’deki üste hava kalkanı kurdu. Bir tür jammer olan Krasukha-4, 300 kilometrelik menzilde sinyal kesme kabiliyetine sahip. Yani Moskova bu hava kalkanıyla ABD’nin başını çektiği koalisyon uçaklarına bölgede uçmayı zorlaştıracak.
3) Rusya, Suriye’deki deniz üssünü de genişletiyor. Üsse gelen Rus savaş gemilerinin özellikleri, Moskova’nın hedefinin doğrudan Atlantik kuşatmasını yarma amaçlı olduğunu gösteriyor.
Örneğin “Moskva” isimli kruvazör 64 adet S-300 füzesi taşıyor. Bu füzeler, İncirlik’ten kalkacak uçakları doğrudan hedef alabilecek kapasitede.
Öte yandan Moskova, Karadeniz filosunu da Doğu Akdeniz’e göndermeye hazırlanıyor. Rus Savunma Bakanlığı, Suriye kıyılarını her türlü saldırıya karşı koruyacaklarını ilan etti.
MOSKOVA STRATEJİSİ: İÇ HALKA, DIŞ HALKA
Moskova’nın askeri yığınağının biçimi, ikili bir özellik gösteriyor:
1) Askeri yığınak, Suriye’yi kuşatan Atlantik’e karşı bir iç halka özelliği taşıyor.
2) Askeri yığınak, aynı zamanda Rusya’yı kuşatan Atlantik’e karşı bir dış halka özelliği taşıyor.
Somut örneklerle anlatmaya çalışalım: ABD, 185 kilometre dışarıdan, İncirlik üzerinden Suriye’yi kuşatıyor. Rusya ise Lazkiye’de üs kurarak, bu dış kuşatmaya karşı içeriden bir halka kurmuş oluyor. Ama bu halka, aynı zamanda Rusya’yı kuşatmış olan İncirlik’i de dışarıdan kuşatmış oluyor.
Yani pratikte Lazkiye üssü İncirlik’e karşı Suriye’yi içeriden ama Rusya’yı da dışarıdan korumuş oluyor. Rusya Suriye’yi içeriden savunurken, kendi topraklarını da ABD kuvvetlerinin arkasına dolanarak savunmuş oluyor.
SURİYE’NİN SEVR’İ: AMERİKAN KORİDORU
Rusya’nın bu stratejisi, Atlantik Cephesi ile Avrasya Cephesi’ni doğrudan karşı karşıya getirmektedir. Rusya’ya karşı ortak bildiri imzalayan 7’ler ile Avrasya’nın ilk 5’i bugün cephe cepheyedir:
Atlantik Cephesi: ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar.
Avrasya Cephesi: Rusya, Çin, İran, Irak, Suriye.
Avrasya için “ilk 5 “ dememiz şundandır: Güç mücadelesi tabloyu hızla değiştirecektir. Örneğin Mısır bu cepheye katılacak, bazı Körfez ülkeleri tarafsızlaşacaktır.
Hatta Suriye’nin güneyinde güvenli bölge isteyen Ürdün ile kuzeyinde güvenli bölge isteyen Türkiye’de, yön değiştirmeyi zorlayan iç basınçlar oluşacaktır.
Ayrıca bugüne kadar BM düzleminde ve ekonomik ağırlığıyla ABD’ye karşı Suriye’yi savunan Çin’in de, askeri bazı adımlar atmaya hazırlandığı anlaşılıyor.
Diğer yandan Atlantik Cephesi de daralacaktır. Zira Almanya ortak bildiriyi imzalasa da, pratikte “Esad’lı çözümü” savunduğundan, konumu ikilidir.
Asıl büyük basınç ise sahadaki Kürt örgütlerinin üzerinde oluşacaktır. Rus askeri yığınağı, daha şimdiden PKK, PYD, KDP gibi örgütleri Moskova’yla işbirliği arama sürecine sokmuştur.
Moskova ile Şam’ın, ABD’nin elinden Kürt kartını alma ve meseleyi o aşamadan sonra çözmekte anlaştığı görülüyor.
Kısacası Rusya’nın askeri müdahalesi bir sonuç değil, sonucun başlangıcıdır.
Okurlarımıza duyuralım: Atlantik Cephesi ile Avrasya Cephesi’nin bu büyük çarpışmasını incelediğimiz yeni kitabımız “Suriye’nin Sevr’i: Amerikan Koridoru” önümüzdeki hafta kitapçılarda olacaktır.
Atlantik’in Sevr’ine karşı Avrasya’nın Lozan yanıtı ilginizi çekecektir…
Mehmet Ali Güller
7 Ekim 2015
Güvenli Bölge’ye karşı YPG’yi tanıma tuzağı
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 05/10/2015
ABD’nin Rus müdahalesini Türkiye’yi kendi ana planına daha çok eklemlemekte kullanacağı anlaşılıyor. Şöyle:
Rus müdahalesine karşı ABD ve Türkiye’nin ancak karşılıklı tavizler vermesiyle etkili bir yanıt üretilir tezi üzerinde Washington’da çalışılmaya başlandı bile…
Bu teze göre ABD Türkiye’nin güvenli bölge tezini hatta çeşitli İslamcı örgütlere desteğini kabul edecek, Türkiye de YPG’nin rol oynamasına razı olacak.
ABD başkan adayı Hilary Clinton‘un “Suriye’de uçuşa yasak bölge” istemesi ve dış politikada etkili isimlerin “IŞİD’den arındırılmış bölge” konusunda bastırmaları, bu tezin hayata geçirilmesi içindir.
PEŞMERGE-YPG ANLAŞMASI
Aslında Rusya’nın Suriye’ye askeri yığınak yapmaya başladığının ilk anlaşıldığı günlerde gerçekleşen bazı gelişmeler, bu tezin belli ölçülerde hayata geçirilmeye başlandığını gösteriyor.
Örneğin ABD’li yetkili Brett McGurk‘un Erbil’de Mesud Barzani ile PYD lideri Salih Müslim‘i bir araya getirip, IŞİD’e karşı ortak hareket anlaşması yaptırması…
Bu anlaşmaya göre Kuzey Irak’ta eğit-donat programlarından geçen 6 bin peşmergenin parça parça Suriye’deki PYD bölgelerine geçerek, IŞİD’e karşı PYD-YPG ile birlikte savaşacağının ilan edilmesi…
Kaldı ki ABD Başkanı Barack Obama‘nın birkaç gün önce “Kürt ordusu” inşa ettikleri mesajı vermesi de, işte Erbil’deki bu anlaşmanın sonucudur.
Peki Washington’da üzerinde çalışılan “güvenli bölge ve YPG’ye karşılıklı onay” tezine Türkiye nasıl bakıyor?
PEŞMERGE EĞİTİMİNDE AKP’NİN ROLÜ
Ahmet Davutoğlu‘nun Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt bölgesinin oluşturulması hakkında “Eğer Suriye mühalefetiyle anlaşırlarsa destekleriz” demesine bakılırsa, Ankara’nın en azından bir bölümünde bu teze onay var demektir. (Davutoğlu‘nun bu açıklamasından sonra YPG ile 8 örgüt arasında bir ateşkes anlaşması yapılmasını önemli.)
Diğer yandan Irak’tan Suriye’ye geçecek 6 bin peşmerge konusunda da Türkiye aktif rolde… Zira Kuzey Irak kamplarında peşmergenin eğitilmesinde TSK de var. Anımsayacaksınız, Davutoğlu bizzat o kamplara gitmiş ve TSK’nin eğittiği peşmergeleri yerinde teftiş etmişti!
Öte yandan Erdoğan‘ın “Rusya çok büyük yanlış içinde” mesajı verdiği konuşmasında iki önemli ayrıntı vardı: Birincisi güvenli bölgenin gündemlerinden çıkmadığını vurguluyordu, ikincisi de Eğit-Donat konusunda kendileriyle yeterince işbirliği yapmadığı için ABD’yi eleştiriyordu!
Ve sahada da şu gelişmeler yaşanıyor: Türkiye İncirlik’in yanına 2,500 kişilik ABD Patriot kasabası kurulmasını da, Diyarbakır’daki üsse ABD uçak ve personeli sevkedilmesini de kabul etti…
BRÜKSEL’İN MÜLTECİ PLANI
Brüksel’de Erdoğan‘a anlatılacak olan mülteci planı da Washington’daki bu çalışmanın devamı niteliğinde..
AB, kendi topraklarına yönelik mülteci akınını durdurabilmek için, Türkiye’de 2 milyon mülteciyi barındıracak 6 büyük kamp kurulmasını AKP’ye dayatıyor.
AKP Hükümeti’nin “kampların maliyetini karşılarız” diyen Brüksel’e sıcak baktığı konuşuluyor…
BÖLGENİN ATLANTİK’TEN KART ALMA HAMLESİ
Esad düşmanlığı ve koridorculukta ısrar etmek, görüldüğü gibi yine Ankara’yı Washington’a mecbur ediyor. Oysa Rusya’nın hava operasyonları Türkiye’ye manevra yapma şansı doğurmuştu.
Ancak Erdoğan ve Davutoğlu bırakın manevrayı, kendi iktidarlarının da dayanağı görerek, Türkiye’yi daha çok ABD projesine eklemlemeye çalışmaktadır.
Erdoğan‘ın “Rusya, İran, Irak, Suriye” cephesine işaret edip, “büyük yanlış içindesiniz” demesi, iyi okunmalıdır.
“Güvenli Bölge’ye karşı YPG’yi tanıma” anlaşmasının gerçekleşmesi, Türkiye ve bölge için felaket olacaktır. Üstelik bu, Rusya ve Suriye’nin ABD’nin elinden Kürt kartını alma hamlesini de boşa çıkarma hedeflidir.
Dün şöyle demiştik: Türkiye’nin AKP hükümeti nedeniyle Atlantik Cephesi içinde yer alması ancak ulusal çıkarlarının Bölge Cephesi’nde olması, iç siyasete büyük basınç yapacaktır. Rus müdahalesi, bu basıncı artıracaktır.
Bu basıncın Türkiye yararına kullanılabilmesi, iç dinamiklere ve Erdoğan-Davutoğlu‘na karşı ciddi bir cephe kurabilmeye bağladır.
Mehmet Ali Güller
5 Ekim 2015
Rusya’nın müdahalesinin ilk sonuçları
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 04/10/2015
Rusya’nın askeri müdahalesi Suriye’de ve bölgede önemli sonuçlara gebe. Üç gündür süren askeri hava operasyonlarının ilk sonuçlarını şimdilik şöyle not edebiliz:
1) ABD PLANI GERİLETİLDİ
Rusya’nın askeri müdahalesi, ABD’nin Suriye hedefini kısa dönemde gerçekleştirmesini engelledi. Kuşkusuz “Basra’dan Doğu Akdeniz’e koridor” kurma hedefi Washington için stratejiktir ve önümüzdeki on yıllarda da bu hedefin peşinde koşacaktır, koşmaya çalışacaktır.
2) ESAD’I DEVİRME HAYALİ BİTTİ
Rusya’nın askeri müdahalesi, AKP’nin Esad’ı devirme, Suriye’yi parçalama, Halep’i ele geçirme, güvenli bölge kurma gibi hedeflerini boşa çıkardı.
3) ŞAM’LA ANLAŞMANIN ANKARA İÇİN ÖNEMİ
Türkiye için, TSK ve Türkiye’nin milli kuvvetleri için, Suriye’yle anlaşmadan Kürt Koridoru’na müdahale edebilmenin pratikte mümkün olmadığı ortaya çıktı. Zira Suriye’yle anlaşma, gerçekte Rusya ve İran’la anlaşmak demekti. Ankara, anlaşmadan Suriye topraklarına girerse, niyeti ne olursa olsun, birincisi bu kötü bir macera olurdu, ikincisi de ABD’nin planlamasına daha çok eklemlenmek zorunda kalınırdı.
Başından beri Kürt Koridoru’na müdahalenin şartı olarak Şam’la anlaşmaya vurgu yapmamız bundandı. Nitekim Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim de aynı şeyi söylüyor: “Davutoğlu ve Türk yetkililer şayet gerçekten terörle mücadele etmek ve Türkiye halkını terörden korumak istiyorlarsa Suriye ile koordinasyonda olmalılar.”
4) AKP İÇİN GÜVENLİ BÖLGE HAYAL OLDU
Rusya, Lazkiye’ye konumlanarak doğrudan İncirlik Mutabakatı’nı ve Handarat’a asker sevkederek doğrudan AKP’nin güvenli bölge planını hedef aldı.
Bu durum şu gerçeği ortaya çıkardı: Türkiye’nin ABD’yle işbirliği yaparak ABD planlarına karşı çıkabilmesi geçekçi değildi. Hem İncirlik Mutabakatı yapıp, hem de ABD’nin Kürt Koridoru’na karşı konumlanabilmek mümkün değildi. Olmadığı artık görülmüştür.
Zira Amerikan Koridoru bir bütündür: Irak’ın kuzeyindeki parça ile Suriye’nin kuzeyindeki parça koridorun bütünleyenleridir. Ankara’nın Irak’taki koridoru tanıyarak Suriye’deki koridora karşı çıkması pratikte işlevsel değildir. Aynı şekilde PKK’nin Irak’ta vurulması ama Suriye’de dokunulmaması da sonuca etkisi bakımından çok yararlı değildir.
Nitekim AKP Hükümeti’nin derdinin Suriye’nin kuzeyindeki koridor olmadığı artık görülmektedir. Davutoğlu’nun BM Genel Kurulu için New York’ta bulunduğu sırada Barzani‘nin internet sitesi Rudaw‘a, Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt bölgesinin oluşturulması hakkında “Eğer Suriye muhalefetiyle anlaşırlarsa destekleriz” demesi, bunun en sonuncu kanıtıdır!
AKP Hükümeti’nin (TSK’den farklı olarak) 24 Temmuz’dan beri süren terörle mücadeledeki hedefi gerçekte bölgede koridor kurulmasını engellemek değildir; terör örgütünü zayıflatarak “yeni Açılım” masasına güçlü oturmaktır. Erdoğan Açılım’ı bu nedenle kendi ifadesiyle buzdolabında tutmaktadır.
PKK’yi Irak’ın kuzeyinde vuran ama Suriye’nin kuzeyinde PKK’nin siyasi kolunun kuracağı Kürt bölgesine “yeşil ışık” yakan bir anlayışın varacağı nokta, yeniden ama düzlemi yükseltilmiş, adı değiştirilmiş, farklı araçlarla yürütülecek Açılım’dır.
Koridor, güvenli bölge inşa ederek değil, Suriye’nin siyasal birliğini ve toprak bütünlüğünü savunarak engellenir.
Suriye’nin siyasal birliği Esad‘ın desteklenmesiyle, toprak bütünlüğü de güvenli bölgeler kurdurulmamasıyla sağlanır. AKP Hükümeti ise hem Esad‘ı devirmek isteyerek hem de güvenli bölge kurmak isteyerek, pratikte koridorculuk yapmaktadır.
5) ATLANTİK CEPHESİ ÇATLADI
Rusya’nın müdahalesi, Atlantik Cephesi’nde ciddi çatlaklar yarattı. Almanya ve İtalya artık hem Esad‘sız çözümün mümkün olmadığını, hem de Rusya’sız bölgeye barış gelmeyeceğini savunmaktadır.
6) TÜRKİYE’YE ETKİSİ
Diğer yandan bu yeni durumu, Atlantik Cephesi ile Bölge Cephesi’nin çarpışmasında sona gelindiği şeklinde kesinlikle yorumlayamayız. Tersine asıl güç mücadelesi şimdi başladı. Bu süreçte hem Atlantik Cephesi içinde, hem de Bölge Cephesi içinde çatlaklar, kırılmalar hatta yer değiştirmeler yaşanacaktır.
Örneğin Türkiye’nin AKP Hükümeti nedeniyle Atlantik Cephesi içinde yer alması ancak ulusal çıkarlarının Bölge Cephesi’nde olması, iç siyasete büyük basınç yapacaktır. Öyle ki, bu etken bir iktidar değişikliğini de zorlayacaktır, Açılımcılık ve Koridorculuk gibi tüm Amerikancı eğilimleri de bitirebilecektir. Kuşkusuz iç dinamiklere bağlı olarak…
Mehmet Ali Güller
4 Ekim 2015
Rusya’nın hedefi güvenli bölgeyi engellemek
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 02/10/2015
Rusya, 30 Eylül günü ilk kez Suriye’de hava saldırısı düzenleyerek yeni bir dönemi başlattı.
Moskova’nın BM Genel Kurulu toplantılarından hemen sonra yaptığı bu hızlı ve etkili vuruş, Washington, Londra, Paris, Ankara ve Riyad’da şok etkisi yarattı. ABD hızla Reuters üzerinden “Rusya saldırıdan bir saat önce bizi bilgilendirdi” diyerek, “kontrol kaybı yok” mesajı vermeye çalıştı. Anı şekilde Ankara’dan da, “Rusya’nın hava saldırısı yapacağını biliyorduk ama yerini tam bilmiyorduk” özetli açıklamalar geldi.
Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov bu açıklamaları anında yalanladı.
RUSYA, CIA-MİT’İN EĞİTTİĞİ TERÖRİSTLERİ VURDU
Atlantik Cephesi için asıl şok, Rusya’nın nereleri vurduğunun anlaşılmasıyla geldi. Önce ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, Rusya’nın vurduğu hedeflerden bazılarının IŞİD’e ait olmayabileceğini açıkladı.
Peki Rusya hangi hedefleri vurmuştu?
Obama yönetimini Suriye’de etkisiz kalmakla suçlayan ve AKP Hükümeti’nin güvenli bölge planını en çok destekleyen isimlerden olan ABD’li Senatör John McCain, Rus uçaklarının, Suriye’de CIA tarafından eğitilen Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) üyelerini hedef aldığını söyledi.
ÖSO’dan da aynı açıklama geldi. Suriye Yerel Koordinasyon Komitesi, Rus savaş uçaklarının Suriye’nin Hama ile Humus kentlerindeki muhaliflerin kontrol ettiği bölgeleri vurduğunu duyurdu.
Son olarak Beyaz Saray da destekledikleri muhaliflerin vurulduğunu teyid etti. Beyaz Saray Sözcüsü John Earnest, Rusya’nın IŞİD’in yanında ılımlı muhalefet güçlerini” de vurduğunu söyledi. “Ilımlı muhalefet gücü” dedikleri CIA ve MİT’in 2011’den beri Türk topraklarında eğittiği ÖSO’culardı elbette!
RUSYA, AKP’NİN FETİH ORDUSU’NU VURDU
En ilginç açıklama ise Ahmet Davutoğlu‘ndan geldi. Davutoğlu New York’tan dönerken uçakta şöyle diyordu: “Rusya’nın vurduğu hedefler IŞİD’e yaradı.”
Davutoğlu‘nun Putin‘i neredeyse IŞİD’çi ilan eden bu açıklaması, Moskova’nın aslında AKP planını vurması nedeniyle gelmişti!
Zira Rusya tepkilere rağmen hava saldırılarını sürdürüyordu ve İdlip’i de vurmuştu.
Moskova’nın özellikle İdlip’i vurması çok önemliydi. Anımsayacaksınız, Esad‘ın kuzeye yönelik taarruzunu durdurmak için 2 Mart 2015’te Tayyip Erdoğan ve Kral Salman anlaşmış, denetleyebildikleri 16 örgütü Fetih Ordusu adı altında birleştirerek İdlip’i işgal etmişlerdi.
Şimdi Moskova, Erdoğan-Salman anlaşmasını vuruyordu.
İdlip’teki Fetih Ordusu mevzilerinin vurulması, önümüzdeki sürete Esad‘a yeniden alan açacaktır. Nitekim Rusya’nın havadan vurmaya başladığı bu süreçte, İran ve Hizbullah’ın da karadan harekete geçeceği konuşulmaya başlandı.
CERABLUS-AZEZ HATTINDA RUS ASKERİ VARLIĞI
Dahası, Rusya AKP Hükümeti’nin güvenli bölge kurmak istediği Cerablus-Azez hattındaki Handarat’a da asker sevketmişti.
Rus uçaklarının İdlip’deki Fetih Ordusu mevzilerini vurmasından daha iki önce Ahmet Davutoğlu New York’ta “Cerablus-Azez hattında 100 bin kişilik üç şehir kurabileceklerini” söylüyordu.
Yani Rusya fiilen ÖSO’yu, Eğit-Donat’ı, Erdoğan-Salman anlaşmasıyla işgal edilen mevzileri, AKP’nin güvenli bölge hedefini vuruyordu!
Atlantik Cephesi’nin bu etkili vuruşlara karşı tek yapabildiği 7 ülke imzalı ortak bir bildiri yayınlayabilmek oldu: ABD, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye hükümetleri Rus Hava Kuvvetleri’nin saldırılarından derin kaygı duyuyordu!
Rusya mı? Duma Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Aleksey Puşkov hava saldırılarının 3-4 ay daha süreceğini ilan etti!
Mehmet Ali Güller
2 Ekim 2015
AKP Suriye’de Kürt Koridoru’na nasıl bakıyor?
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 30/09/2015
TSK’nin 24 Temmuz’dan beri süren PKK’ye operasyonlarındaki temel hedef, kuşkusuz Suriye’de Kürt Koridoru’nu engellemek olabilir. Ancak TSK’ye siyasi direktifi veren AKP Hükümeti’nin böyle bir hedefi olmadığı ortada.
Son olarak Başbakan Ahmet Davutoğlu‘nun BM Genel Kurulu için New York’ta bulunduğu sırada yaptığı açıklamalar bu gerçeği teyid etti.
Barzani‘nin internet sitesi Rudaw‘a konuşan Ahmet Davutoğlu, Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt bölgesinin oluşturulması hakkında “Eğer Suriye muhalefetiyle anlaşırlarsa destekleriz” dedi!
Davutoğlu‘nun bu açıklaması sürpriz değil. Zira Erdoğan ile Öcalan arasında 2013 yılında yapılan başkanlık-özerklik eksenli anlaşma sonrasında PYD lideri Salih Müslim Ankara’ya davet edilmiş ve kendisine “Esad’a karşı ÖSO’yla ittifak yapın, özerkliğinize karışmayız” mesajı verilmişti.
AKP İLE TSK’NİN HEDEFLERİ FARKLI
Davutoğlu‘nun bu açıklaması, AKP Hükümeti’nin terörle mücadele hedefinin TSK’den farklı olduğunu ortaya koymaktadır.
AKP Hükümeti’nin Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt bölgesi kurulmasıyla kategorik olarak bir sorunu yoktur. Irak’ın kuzeyindeki Kürt Koridoru ile yoğun ticaret yapan, Barzani‘nin ifadesiyle “50 yıllık stratejik anlaşma” imzalayan AKP Hükümeti, pekala benzer bir ilişkiyi Suriye’nin kuzeyindeki Kürt bölgesiyle de yapar!
O nedenle Irak’ın bölünmesi de, Suriye’nin bölünmesi de AKP Hükümeti için bölgesel bir tehdit değil, istenilen bir sonuçtur.
KORİDOR TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜYLE ENGELLENİR
AKP Hükümeti’nin TSK’nin zoruyla daha milli bir çizgiye geldiği, bu nedenle Suriye’de güvenli bölge istediği, zira ancak güvenli bölge ile Kürt Koridoru’nun engellenebileceği görüşleri de var…
Davutoğlu‘nun son açıklaması, işte bu görüşün de gerçekçi olmadığını ortaya koymuştur.
Kaldı ki bu konudaki gerçeklik basittir ve ortadadır: Suriye’nin kuzeyinde Kürt Koridoru’nu engellemenin yolu, Suriye’nin siyasal birliğini ve toprak bütünlüğünü savunmaktan geçer.
Terör ihraç ederek, angajman kuralları ile Suriye uçaklarına Suriye’nin kuzeyini fiilen yasaklayarak, kısacası Şam rejiminin ülkesinin kuzeyinde egemen olmasını engelleyerek, Kürt Koridoru’na davetiye çıkarırsınız!
Güvenli bölge, tampon bölge, temiz bölge, uçuşa yasak bölge, IŞİD’den arındırılmış bölge gibi isimlerle AKP Hükümeti’nin sürekli gündemde tuttuğu konuya Moskova’nın ilk günden beri itiraz etmesinin nedeni de tam budur: Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak!
Rusya’nın AKP Hükümeti’nin güvenli bölge kurmak istediği Cerablus-Azez hattının içindeki Handarat’a asker sevkiyatı da, işte bu hedefi sahada engellemek içindir!
İKTİDARI SÜRDÜRME HEDEFİ
Davutoğlu‘nun açıklamasının en önemli sonucu ise şudur: AKP Hükümeti’nin 24 Temmuz’dan beri süren terörle mücadeledeki hedefi gerçekte bölgede koridor kurulmasını engellemek değildir; terör örgütünü zayıflatarak Açılım masasına güçlü oturmaktır!
Erdoğan Açılım’ı bu nedenle kendi ifadesiyle buzdolabında tutmaktadır!
PKK’yi Irak’ın kuzeyinde vuran ama Suriye’nin kuzeyinde PKK’nin siyasi kolunun kuracağı Kürt bölgesine “yeşil ışık” yakan bir anlayışın varacağı nokta, yeniden ama düzlemi yükseltilmiş, adı değiştirilmiş, farklı araçlarla yürütülecek Açılım’dır.
Terörle mücadeleyi bile iktidarını sürdürmenin bir aracı haline getiren bu anlayış, gerçekte terörle mücadelenin önündeki asıl engeldir!
Mehmet Ali Güller
30 Eylül 2015
Rusya: AKP hayali hedefler peşinde
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 21/09/2015
Rusya’nın Suriye’ye askeri yardım yapmaya ve hava üssü inşa etmeye başlamasının stratejik ve taktik olmak üzere üzere altı hedefi var:
1) İncirlik Mutabakatı ile başlayan ABD-Türkiye hamleler sürecine yanıt vermek: Atlantik Cephesi’nin Suriye’de bir güvenli bölge oluşturmasını engellemek, güvenli bölgeye karşı güvenli hat oluşturmak.
2) Askeri güç göstererek ABD-Türkiye işbirliğini zayıflatmak; Türkiye ile ABD’yi Suriye konusunda ayrıştırmak.
3) Esad karşıtı odak olan Erdoğan-Davutoğlu ile dış politikada değişiklik isteyen diğer kuvvetler arasındaki ayrışmayı zorlamak.
4) Suriye’de Atlantik Cephesi adına savaşan muhalif grupları müzakere masasına teşvik etmek.
5) İç baskılara rağmen Suriye’ye kara gücü göndermeye karşı çıkan Obama yönetimini Esad‘ın dahil edildiği müzakereye ve siyasi çözüme zorlamak.
6) Doğu Akdeniz’de stratejik kazanımlar elde etmek ve bunu etkili bir askeri üsle taçlandırarak petrol ve gaz sektöründe belirleyici olmak: Ekonomisi petrol ve gaza bağımlı olan Moskova için Barzani petrol ve gazının Batı’ya naklindeki artış ile Mısır-İsrail-Güney Kıbrıs üçgeninin yeni bir doğal gaz aktörü olarak belirmesi iki yeni ve önemli parametreyi oluşturuyor.
MOKSOVA’DAN AKP’YE UYARI
Rusya’nın değişik önemdeki bu altı hedefi doğrudan AKP Hükümeti’ni etkiliyor.
Aslında Ankara, Moskova’nın Suriye’de daha belirleyici hamleler yapacağını öngörüyordu. Nitekim İblip işgali ve İncirlik Mutabakatı gibi ataklar, zaten Rus hamlelerini önlemek, örneğin Moskova Konferansı’nı engellemek içindi.
AKP Hükümeti o nedenle Türk Akımı’nı hemen imzalamadı ve bunu Suriye’deki ayrılıklarda makasın açılmaasını engelleyecek bir koz olarak elde tutmaya çalıştı.
Diğer yandan Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu Rus mevkidaşı Sergey Lavrov‘u Soçi’de ziyaret etti ve Moskova’nın Suriye’deki hamlelerinden duyulan rahatsızlığı bildirdi.
Lavrov‘un yanıtı önemliydi: “Suriye Devlet Başkanı Esad, ordularının başkomutanı olarak karada terörizme karşı en başarılı güçkalmaya devam ediyor. Suriye yönetimiyle işbirliği yapmamak hayali hedefler peşinde koşmaktan başka bir şey değildir. Sadece Suriye değil, tüm bölgenin terörün etkisiyle kaos ortamına sürüklenmemesi için ortak mcüadele adımı atılması şarttır.”
Lavrov bir yandan Esad‘ı yıkma hedefinden vazgeçmeyen AKP Hükümeti’ne “bunun bir hayal olduğunu” anımsattı, diğer yandan da Suriye dış politikasında değişikliğe gitmemenin bölgesel kaosa dönüşeceği uyarısında bulundu.
Ancak Ankara bu gerçekçi uyarı ve önerileri reddetti. Sinirlioğlu, Lavrov‘dan sonra görüştüğü Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier‘a güvenli bölge hedefini yineledi. Ve Ankara Mokova’nın IŞİD’e karşı işbirliği önersini de reddetti.
ABD: MÜZAKEREYE VARIZ
ABD ise Rusya’nın ağır hamlesine iki taktikle yanıt arıyor:
1) İncirlik Mutabakatı’nın mimarlarından ABD’li yetkili Brett McGurk Erbil’de Peşmerge ile PYD’yi biraraya getirdi ve IŞİD’e karşı mücadelede işbirliği anlaşması yaptırdı.
CENTCOM Komutanı Org. Lloyd Austin bu anlaşma yapılırken Senato’da şöyle diyordu: “Özel kuvvetlerimizin Kuzey Suriye’de yaptığı, Yeni Suriye Kuvveti ya da Eğit-Donat programının gelişmesini beklemeden, hemen YPG gibi unsurlarla ilişkiye geçmek ve savaş alanında fark yarartmak oldu.”
Washington diğer yandan Moksova’yı “yatıştırmaya” yöneldi: ABD Rusya’nın uzun bir süredir istediği askerden askere hat kurulmasını kabul etti; Savunma Bakanları Ashton Carter ile Sergey Şoygu 50 dakikalık bir telefon görüşmesi yaptı. ABD Dışişleri Abakanı John Kerry, bunu başkanlar görüşmesinin izleyeceğini duyurdu.
Diğer yandan Washington Esad ve müzakere konusunda da geri adımlar attı. Örneğin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, İngiltere Dışişleri Bakanı Philip Hammond ile görüştükten sonra şunları söyledi: “Müzakereler başlamalı. İran ve Rusya’nın ve diğer ülkelerin müzakere konusunda etkili olacağını umuyoruz. Çünkü masaya oturulmaması krizin sona ermesini engelliyor. Biz müzakereye hazırız.Esad gerçekten müzakere etmeye hazır mı? Rusya onu masaya oturtmaya, bu şiddete son vermeye hazır mı? (Esad’ın gitmesi) bir gün ya da bir ay içinde olması gerekmiyor. Tüm taraflar bir araya gelmeli ve bir süreç başlamalı ve en doğru sonuca nasıl ulaşılacağı konusunda anlaşılmalı.”
Washington’un “Müzakereye varız, Esad’ın hemen gitmesi gerekmiyor” özetli bir noktaya, taktik amçlı da olsa gerilemesi, Rusya’nın askeri hamlesinin en büyük kazanımı oldu.
Bakalım sırada şimdi var…
Mehmet Ali Güller
21 Eylül 2015
AKP için Kürt jeopolitiği
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 17/09/2015
Erdoğan TÜGEF Kongresi’nde gençlere şöyle seslendi: “Önümüzdeki 100 yılın şekillendiği, adeta tasarımının yapıldığı bir dönem… Kendi coğrafyamızda kendi geleceğimiz için inisiyatif almalıyız. Aksi taktirde geçmişte olduğu gibi seyirci koltuğunda oturup çizilecek yeni sınırları izlemek durumunda kalacağız.” (hurriyet.com.tr, 17 Eylül2015)
Doğru, emperyalist ABD bölgemizde sınırları yeniden çizmeye çalışıyor. Peki AKP bunun neresinde? ABD’yle birlikte sınır çizme cephesinde mi, yoksa sınırları koruma cephesinde mi?
BOP eş başkanlığı görevlerine, geride kalan 12 yıldaki açıklama ve uygulamalarına bakıldığında yanıt belliydi: AKP, ABD’yle birlikte sınır çizme cephesinde!
Ancak Erdoğan‘ın 7 Haziran’dan önce kendi Açılım’ını “hedef” almasıyla başlayan ve TSK’nin PKK’ye operasyon yapmasıyla sıçrayan sürece bakarak, bu soruya artık farklı yanıtlar da verilebiliyor. Erdoğan‘ın ve dayandığı sınıfların aslında milli olduğu tezleri işleniyor.
Bize göre bu tez, olguların sadece görünen yüzüne bakmaktan kaynaklanıyor. Maddeye bakmak eksiktir, maddeye tarih içinde bakılmalıdır.
Tarih içinde baktığımızda da karşımıza şunlar çıkar:
100 YILLIK PARANTEZ
Erdoğanlar en başından beri Kurtuluş Savaşı’yla başlayan Türkiye Cumhuriyeti tarihini, neo-Osmanlıcılık temelinde “kapatılması gereken bir parantez” olarak görmektedir ve bölgeye bu perspektiften bakmaktadır.
Erdoğan‘ın yukarıda alıntıladığımız bugünkü sözüyle aynı anlama gelen birkaç örnek verelim:
Örneğin Ahmet Davutoğlu iki yıl önce şöyle diyordu: “Son 100 yıl bir parantezdir, kapatılması gereken bir parantezdir. Sykes-Picot ile başlayan ayrışma kapatılması gereken bir parantezdir. Tarih coğrafi sınırlara isyan ediyordu ve evet biz bu parantezi kapatacağız.” (Yeni Şafak, 28 Şubat 2013)
Örneğin Ahmet Davutoğlu üç yıl önce şöyle demiştir: “1911-1923 yılları arasında nereleri kaybetmişsek, 2011-2013 yılları arasında o kaybettiğimiz topraklardaki kardeşlerimizle buluşacağız.”
Geriye doğru gittiğinizde Erdoğan‘da, Gül‘de, Davutoğlu‘nda hep bu tezi görürsünüz.
IRAK VE SURİYE’YE GENİŞLEMEK
Peki AKP “100 yıllık parantezi” nasıl kapatacak? İçeride Cumhuriyet’i tesfiye ederek, dışarıda Irak ve Suriye’ye genişleyerek!
AKP Hükümetlerinin ABD’nin Irak işgaline ve Suriye’yi parçalama planlarına tam destek vermeleri bu nedenledir.
Nitekim Ahmet Davutoğlu 2001 tarihli “Stratejik Derinlik” kitabında bu “genişlemeyi” Kürt jeopolitiği üzerinden yazmıştır: “Geçiş bölgesi açısından bu derece bir konuma sahip olan bu coğrafyanın bir iç jeopolitik bütünlük oluşturamamasının en önemli sebebi doğrudan bir deniz bağlantısının olmayışıdır. Bu da bu coğrafyanın deniz bağlantısı olan bir bölge ülkesi ile bütünleşmesini kaçınılmaz kılmaktadır.” (s:438)
Kuşkusuz kimileri için “Türkiye’nin Irak ve Suriye’ye genişlemesi” olumlu bir şey gelebilir. Ancak gerçekçi değildir.
Nitekim Ahmet Davutoğlu da Dışişleri Bakanlığı’na atanma sürecinde tezi şöyle rasyonalize etmiştir: “Türkiye, küresel yeni düzene, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeninden kurarak katkıda bulunacak.” (AA, 21 Mart 2009)
Yani Türkiye kendisi için genişlemeyecek, ABD’nin küresel düzeni için yeni bölgesel düzenler kuracak!
Ta en başından Erdoğan‘ın “Diyarbakır’ı BOP’ta merkez yapmak” diye tarif ettiği görev budur.
GÜVENLİ BÖLGE KORİDORU ÖNLER Mİ?
Gelelim asıl meseleye…
Suriye’de bir “güvenli bölge” kurmak, öyle iddia edildiği gibi ABD’nin Kürt Koridoru’nu engellemek için midir?
Daha somut soralım: Türkiye “güvenli bölge”yi ABD’yle mi, yoksa Suriye’yle mi kurmayı hedefliyor? ABD’yle.
Peki ABD’yle birlikte ABD’nin hedefine karşı olunabilir mi?
Bakınız zaten Erdoğanlar bile “güvenli bölge”nin Kürt koridoruna karşı olduğunu iddia etmiyor. Tersine Davutoğlu‘nun ifadesiyle söylersek, ABD’yle birlikte ABD için “alt bölgesel düzen” kurmaya çalışıyorlar.
Peki Türkiye, Erdoğanlara rağmen Kürt Koridoru’nu hedef alıyor olabilir mi? Pratikte bu iki kere mümkün değildir. Zira “ABD’yle birlikte ABD’nin hedefine karşı olunamayacağı” gerçeğine bir de “AKP’yle birlikte” boyutu ekleniyor.
KORİDORA BEKÇİLİK TEHLİKESİ
Biliyorum, çok tekrarladık ama mesele sıcak olduğu için yeninden vurgulamalıyız:
ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde bir koridor kurma projesi vardır ve bu projeye ancak Suriye politikanızı değiştirerek direnebilirsiniz.
Suriye’ye düşmanlık yaparak ve ABD’yle Suriye’de işbirliğini sürdürerek koridoru engelleyemezsiniz; tersine Irak’ta yaşandığı gibi en sonunda koridora bekçi olursunuz!
Mehmet Ali Güller
17 Eylül 2015
Güvenli bölgeye karşı güvenli hat
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 15/09/2015
11 Eylül tarihli “İncirlik’e karşı Lazkiye” başlıklı makalemizde yazmıştık: Rusya, İncirlik Mutabakatı’yla başlayan süreç sonrası Suriye’nin bütünlüğünü korumak adına bu ülkeye askeri yığınak yapmaya başladı.
Çünkü Moskova İncirlik Mutabakatı’nın ve bunun sonucu olarak ABD ile Türkiye’nin Suriye’de “IŞİD’den arındırılmış bölge” kurma hedefinin ne anlama geldiğini çok iyi görüyordu. Lavrov’un Eğit-Donat programı ve tampon bölge uyarıları bu nedenleydi.
Moskova, Washington’un -Ankara’yı da mecbur ederek- süreci nereye götüreceğini net görüyor ve Suriye’yi parçalayacak bu girişime karşı konumlanıyor, hazırlık yapıyor: İncirlik’in tam karşısında, Lazkiye’de entegre deniz ve hava üssü inşa etmeye başlaması bu nedenledir.
CEPHE SAVAŞI HAZIRLIĞI
Rusya’nın askeri hedefi, ABD-Türkiye’nin güvenli bölge girişimine karşı bir güvenli hat kurmaktır.
ABD ve Türkiye 5 yıldır Suriye’de muhalif gruplara dayanarak özel savaş yürütüyordu. Ancak güvenli bölge hedefi ve girişimi, özel savaştan cephe savaşına geçmeyi zorunlu hale getiriyor. Çünkü 110 km genişliğinde ve 60 km derinliğinde bir alanı güvenli bölge ilan edebilmeniz için cephe cepheye savaşmanız gerekir.
Türkiye ile Suudi Arabistan’ın anlaşmasıyla 16 örgütün birleştirilerek Fetih Ordusu’nun kurulması ve İdlip’in işgal edilmesi sonrasında, Esad Suriye Ordusu’nu Şam-Hama-Humus hattına çekmişti.
İşte Moskova bu hattı esas alarak, Halep’in kuzeyini de kapsayan ABD-Türkiye güvenli bölgesine karşı, Suriye Ordusu’nu cephe savaşına hazırlamaktadır.
İLERİ HAVA HAREKAT ÜSSÜ
Türkiye’de İncirlik Mutabakatı’nın önemi hâlâ kavranmadı. TSK’nin PKK’ye operasyon yapıyor olmasına bakılarak mutabakatın önemsiz olduğu bile savunuldu.
Dahası AKP Hükümeti’nin ABD’yle işbirliği doğru okunmadı ve güvenli bölgenin ABD’nin Kürt Koridoru’na karşı olduğu bile savunuldu. Böyle görüldüğü için de Suriye topraklarında kurulacak bir güvenli bölgeye Moskova ve Tahran’ın sessiz kalacağı varsayıldı, Şam’ın itiraz etmeyeceği düşünüldü.
Türkiye’nin ABD’yle birlikte yürüttüğü girişimlerden ABD’ye karşı sonuçlar alınacağı varsayımına dayanan tüm bu okumalar, sorunluydu. O nedenle Rusya’nın hamlelerinin hedefi bile doğru anlaşılamadı.
Oysa işbirliğinin temel aktörleri olan “Pentagon ve AKP Hükümeti” meseleyi doğru yerinden görmektedir:
Örneğin Pentagon sözcüsü Jeff Davis şöyle demektedir: “Son günlerde Rusya’nın Lazkiye çevresinde personel ve malzeme gönderdiğine dair işaretler gördük. Lazkiye’deki hava üssü orada bir tür ileri hava harekat üssü kurmaya niyetli olduklarını gösteriyor.”
Yani Pentagon İncirlik’in karşısına konulanın “ileri hava harekat üssü” olduğunu saptıyor!
Yine AKP Hükümeti de Moskova’ya “sorunu daha da derinleştiriyorsun” mesajı gönderiyor!
ABD STRATEJİSİNDE TÜRKİYE TAKTİĞİ YÜRÜMEZ
Tablo açıktır: ABD-Türkiye-Fransa-İngiltere dörtlüsü, PYD’nin rol alıp almayacağı anlaşmazlığı sürse de, pransipte Suriye’de bir güvenli bölge kurmakta anlaşmıştır. Öye ki, İngiltere Başbakanı David Cameron güvenli bölgeye asker göndereceklerini bile Avam Kamarası’nda ilan etmiştir.
Washington şimdi Türkiye’yi PYD konusuna ikna edebilmek için uğraşmaktadır. TSK’nin PKK’ye operasyonlarına “Türkiye’nin kendini savunma hakkı” perspektifinden bakmaları bu nedenledir. ABD Büyükelçisi John Bass‘ın HDP’ye özetle “Türkiye’yi geri dönülmez noktaya ilerletene kadar sabredin” demesi bundandır.
Ankara’da “ABD’nin stratejisi içinde Türkiye’nin taktikler yapabileceğini” düşünenler vardır ama yanılmaktadırlar. En başından beri “Suriye’yle anlaşmadan koridora müdahale etme girişiminde bulunmak, en sonunda ABD’ye yarar” demekte ısrar etmemiz bundandır.
İşte Rusya ve İran bu gerçeği görerek Suriye’nin bütünlüğü için konumlanmaktadır. Bu durum, Türkiye’yi bölge ile cephe cepheye getirmektedir.
Geç kalınmış da olsa, İncirlik Mutabakatı’na cepheden karşı çıkmanın tam vaktidir!
Mehmet Ali Güller
15 Eylül 2015