Posts Tagged BMGK
Ortadoğu 1’den büyük değil mi?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 24/09/2026
BM Genel Kurulu’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha “dünya beşten büyüktür” diyerek BM Güvenlik Konseyi için reform talep etti.
Evet, dünya beşten büyüktür, güvenlik konseyi de buna uygun hale getirilmeli, Küresel Güney ülkelerinin temsiliyet oranı artırılmalıdır. Ama bugün tartışmak istediğim bu değil. Tamam, “dünya beşten büyüktür”, peki “Ortadoğu 1’den büyük” değil midir?
Trump’ın 12 ülke lideriyle toplantısı
ABD Başkanı Donald Trump’ın BM Genel Kurulu kapsamında 12 bölge ülkesiyle, Türkiye, Suriye, Katar, Ürdün, Irak, Lübnan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Mısır, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Umman liderleriyle toplantısı vardı.
İktidara yakın medya, toplantıyı daha çok Trump’ın Erdoğan için söylediği “Sert ceviz, onunla şakalaşmayın, harika bir adam” şeklindeki sözleriyle okuruna sundu. (Trump’ın Erdoğan’ı övüyor oluşundan “muhafazakâr kesimlerin” memnun oluyor oluşu, üzerinde ayrıca durulmayı gerektiriyor.)
Bu toplantı, iktidar basını dışında, iç ve dış sosyal medyada ise 12 bölge ülkesi liderinin Trump’ın salona girişi sırasında topluca ayağa kalkması üzerinden konuşuldu, tartışıldı. Ama bence asıl konuşulması gereken konu başka.
İsrail tek başına mı?
İsrail, Gazze soykırımını tek başına mı yaptı? İsrail terör devleti Filistinlileri tek başına mı katlediyor? Eğer öyleyse, İslam ülkelerinin tamamına bile gerek yok, sadece belli başlı Arap devletleri bile harekete geçerek İsrail’i durdurabilirler.
Peki neden durduramıyorlar? Çünkü İsrail’in arkasında, yanında, sağında, solunda, hatta bazen önünde ABD emperyalizmi var. Ve çoğu Arap devleti ile çoğu İslam ülkesi petrodolar, finans ve hatta silah sistemi üzerinden ABD’ye bağımlıdır. O nedenle de arkasında ABD durduğu için İsrail’e karşı harekete geçemiyorlar. Sadece kamuoylarını rahatlatmak üzere İsrail’e karşı yüksek perdeden açıklamalar yapıyorlar.
İleri karakol meselesi
İsrail tek başına değil, ABD sayesinde Gazze’de soykırım yaptı, ABD sayesinde Filistinlileri katlediyor, ABD sayesinde yıllardır adım adım genişliyor.
Dolayısıyla İslam ülkeleri liderlerinin İsrail’e karşı yüksek perdeden konuşması ama yukarıda bahsettiğim toplantıda ABD Başkanı Trump’a saygılarını sunması, bu yönüyle sorunludur.
12 ülkeden sadece bir ikisi, o da “İsrail’in durması için lütfen nüfuzunuzu kullanın” çağrısı yapıyorlar ABD’ye. Bu talep, ABD’nin İsrail’i bir “ileri karakol” olarak Ortadoğu’da kullandığı gerçeğini atlıyor. ABD neden İsrail’i durdursun? Tersine ABD İsrail sopası ile Ortadoğu’yu dizayn ediyor.
İsrail nasıl durdurulur?
ABD İsrail’i ancak bir şekilde durdurur: Eğer Arap devletleri ve İslam ülkeleri birlikte harekete geçer ve ABD’nin üslerini kapatmaya başlarsa, Washington Netanhayu’yu hemen gemler!
Mesele aslında bu kadar basittir. Basittir de neden uygulanmaz, işte o sistemsel sorundur. Ancak sistem dışına çıkarak ABD’ye karşı net tutum alınabilir! Aksi takdirde “dünya beşten büyüktür” denir ama “Ortadoğu 1’den büyüktür”, hadi ABD’yle birlikte sayılırsa, “Ortadoğu 2’den büyüktür” denemez ne yazık ki.
BM New York’tan taşınmalı
BM Genel Kurulu ABD’nin New York şehrinde yapılıyor. ABD hükümeti ise kendi politikasına göre katılımcılara zorluk çıkarıyor. Örneğin İran heyetinin kimi katılımcılarına vize vermediler. Ama daha önemlisi Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın vize talebini reddettiler. Oysa Abbas, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da BM Genel Kurulu’na hitap etmesi için davet edilmişti. Ama emperyalist ABD, Abbas’ı konuşturmamak için iki yıldır vize vermyor.
Tek başına bu durum bile New York’un, BM Genel Kurullarına ev sahipliği yapabilecek bir adres olmaktan çoktan çıktığını gösteriyor. Belki de İsrail şehirleri dışında dünyada her yer, şu anda New York’tan daha iyi bir seçenektir. Hele ki Şanghay, Madrid, İstanbul gibi seçenekler varken…
Değerli program arkadaşım emekli diplomat Engin Solakoğlu, bu yöndeki sosyal medya mesajım üzerine uyardı: “Zaten Cenevre mevcut. Tüzük (şart) Genel Kurulların Cenevre’de yapılmasına olanak veriyor.”
Evet, bu da bir seçenek, sonuçta BM’yi New York’tan toptan çıkarabilmek, yenilenen dünyanın, çok kutupluluğun gereğidir. Bugün olmasa da yarın mutlaka olacaktır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Eylül 2026
İsrail BM’ye düşman
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 15/10/2024
İsrail, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nü (UNIFIL) bir kaç kez hedef alan saldırılarıyla, artık BM’ye açıkça düşmanlık yürüttüğünü ortaya koydu.
Zira İsrail, geçen günlerde de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’i “istenmeyen adam” ilan ederek, tüm dünya ülkelerinin çatı örgütünü karşısına almıştı.
İsrail öncesinde de Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nı (UNRWA) defalarca hedef alarak diplomatları öldürmüştü.
Barış Gücü’nün görevi
BM Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) kuruşulu 1978’e dayanıyor. UNIFIL, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 425 ve 426 sayılı kararlarıyla uluslararası hukuka göre görev yapıyor. UNIFIL’ın görevi, 2006’da alınan 1701 sayılı kararla güçlendirildi.
46 ülkeden ve 10 binden fazla askerin görev yaptığı UNIFIL, kurulduğu yıldan itibaren görev süresi düzenli yenilenen bir “barış koruma misyonu”dur. Lübnan ile İsrail arasında “Mavi Hat” olarak bilinen sınır boyunca müdahale gücü olarak hareket etme yetkisine sahiptir.
Üssü işgal etti, ana girişi ve gözlem kulesini vurdu
İsrail ordusu, 10 Ekim’de UNIFIL’ın bir gözlem kulesini hedef almıştı ve iki barış gücü askeri yaralanmıştı.
İsrail ordusu ertesin gün de, 11 Ekim’de, Lübnan’ın güneyindeki Ras Nakura bölgesindeki UNIFIL komuta merkezinin ana girişini top mermisiyle hedef aldı. İsrail ordusu aynı gün, UNIFIL’ın bir gözlem kulesini de tankla vurdu. İsrail ordusu, Lübnan’ın güneyindeki Ramyah’da bulunan BM üssüne de zorla girdi. 45 dakika süren işgalde 15 barış gücü askeri yaralandı.
Bu saldırılar planlı bir şekilde yürütülüyor. Zira İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, saldırılardan önce BM Genel Sekreteri’ne seslenerek, “UNIFIL’ı çekmesini” istemişti.
İtalya’dan İsrail’e tepki
UNIFIL’da görev yapan en büyük ikinci grubu, İtalyan askerleri oluşturuyor. İtalya 7 Ekim’den bu yana hep İsrail’den yana tutum alıyordu. Ancak İsrail’in UNIFIL’a saldırması, Roma’nın da tutumunu değiştirmesine neden oldu.
İsrail, İtalya’dan askerlerini çekmesini isterken, İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto “İtalya ve BM, İsrail’den emir almaz” diyerek tepki gösterdi; İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani soruşturma başlatılmasını istedi, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni de “İsrail’in asker çekilmesi talebinin reddedildiğini” ilan etti.
İspanya-İrlanda’dan AB’ye çağrı
İsrail’in BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’i “istenmeyen adam” ilan etmesi üzerine 104 BM üyesi ülke ve Afrika Birliği, Guterres’e destek ve İsrail’e kınama mektubu yayımladı.
Mektupta Guterres’in “BM Şartı’nda belirtilen amaçlara ulaşılmasında hayati bir rol oynadığı” vurgulandı.
İsrail’i hedef alan bir diğer girişim de İspanya ve İrlanda’dan geldi. İki ülke, İsrail’in UNIFIL’a saldırması nedeniyle, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın sonlandırılmasını istedi. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, BM misyonunun Lübnan’dan çekilmeyeceğini belirterek, İsrail’i kınadı.
İspanya, Fransa’nın ardından İsrail’e silah sevkiyatının kesilmesini isteyen ikinci Avrupa ülkesi oldu. Yine İspanya, İrlanda ile birlikte geçen aylarda Filistin’i tanıma kararı alarak, Avrupa’da önemli bir süreci başlatmıştı; bu ikiliyi Norveç ve Slovenya izlemişti.
Veto kartı altında ezilen hukuk
İsrail’in BM’yi de karşısına alan bu saldırganlığı, kuşkusuz ABD’nin koruma kalkanı altında yapılıyor. İsrail, ABD’nin veto kartı sayesinde, BM’nin kararlarından korunuyor.
Diğer yandan İsrail, ABD silahlarıyla saldırıyor ve ABD savunma sistemleriyle korunuyor. Dolayısıyla tabloyu “ABD sponsorluğu yoksa, İsrail saldırganlığı da yoktur” diye özetleyebiliriz.
Ancak İsrail’in pervasızlığı, en sonunda ABD’ye de yük olacak. ABD zaten BM Genel Kurulu’ndaki oylamalarda artık İsrail’e destek verecek ülke bulamamakta, veto kartı sayesinde durumu idare etmektedir.
İsrail’in BM’ye saldırıları, BM’de reform tartışmalarını hızlandırabilir. Zira uluslararası hukukun ABD veto kartının altında ezilmesi, giderek Avrupa içinde de tepki topluyor. Ve giderek daha çok Avrupalı, ABD’nin Ukrayna ve İsrail yükünden şikayetçi oluyor.
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
15 Ekim 2024
Küresel düzen savaşsız değişir mi?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 26/09/2024
Haklı olarak soruluyor: Mevcut küresel düzen II. Dünya Savaşı’yla oluştu, savaşsız değişir mi?
Tarihte bu tür değişikliklerin büyük oranda savaşla olduğu bir gerçek. Çağımızdaki son değişim ise bir istisna: İngiltere liderliğini ABD’ye savaşsız teslim etti, daha doğrusu iki savaşla güçten düştüğü için savaşsız teslim etmek zorunda kaldı.
Peki ABD savaşmadan liderliğini bırakır mı?
Savaşsız çözüm yolları
Küresel Güney şu üç yolla savaşsız çözüm arıyor:
1) Kolektivizm: Çin başta Küresel Güney ülkelerinin ekonomi ve siyasi ağırlıkları oranında uluslararası örgüt ve kurumlarda temsiliyet istedikleri ortada. Ama bu Çin’in bir dünya liderliği devri istediği anlamına gelmiyor. Zaten çok kutupluluk, demokratik bir küresel yönetişimi gerektiriyor. Uluslararası düzenin demokratikliği de ülkelerin adil temsiliyetine dayanacaktır.
Kısacası ABD’nin “tek” liderliğine karşı, çok merkezli bir düzen. İşte bu kolektivizm anlayışı, ABD’yi savaşsız çözüme zorlamaktadır.
2) BM’nin rolü: Küresel Güney ülkeleri, uluslararası düzenin adil ve demokratik dönüşümünde BM’nin merkezi bir koordinasyon rolüne işaret ediyorlar. Bu da ABD’yi savaşsız çözüme zorlayacaktır.
3) Zamana yayma: Bu büyük küresel dönüşümün savaşsız olması için Çin’in izlediği ağır, zamana yayan, kontrollü ve dengeli yol da önemli bir faktör elbette…
Artık 193 üye var
BM’de reform çağrıları işte bu şartlarda gelişiyor. 79. BM Genel Kurulu, liderlerin reform çağrılarına sahne oldu.
Çünkü 1945 düzeni artık çalışmıyor, Soğuk Savaş bitti, ABD’nin kısa süreli tek kutuplu dünya hakimiyeti dönemi de bitti. Artık çok kutuplu dünya döneminin başındayız. BM’nin de buna göre dönüşmesi gerekiyor.
Daha somut söylersek: BM, 1945’te 50 ülkenin bulunduğu bir dünyada ve II. Dünya Savaşı’nın galiplerinin BM Güvenlik Konseyi’nin veto kartlı 5 daimi üyesini oluşturduğu şartlarda kuruldu.
Ancak bugün BM’de 193 ülke var!
Reform ama nasıl?
ABD, “reformun şart olduğu” gerçeğini görüyor ve mecbur kalacağı değişimin kontrolünde olmasını, veto gücünü sürdürebilmeyi hedefliyor. O nedenle de BM Güvenlik Konseyi’nin genişlemesinde; birincisi istediği yeni ülkelerin bulunmasını, ikincisi de yeni üyelerin veto hakkının olmamasını savunuyor.
Evet, BM’de reform şart ama nasıl? Artık asıl mesele bu…
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’nin bu “kontrollü reform” çabasına karşı uyarıyor; BM Güvenlik Konseyi’ndeki reformun “suni bir şekilde hızlandırılmaya çalışıldığına” dikkat çekiyor ve “Çin’le birlikte sürecin tehlikeli oyunlara dönüştürülmesine izin vermeyeceklerini” belirtiyor (Sputnik, 25.9.2024)
Lavrov, daha önemlisi, BM’nin bölünmesi yerine ortak mutabakat sağlanmasına çabaladıklarını vurguluyor.
Reformda iki temel yol
Sonuç olarak çok kutupluluk şartlarında BM Güvenlik Konseyi’nde reform yapılması artık kaçınılmaz. Küresel Güney ülkeleri, ağırlıklarını elbette temsiliyetlerine yansıtacaklar.
Reformun önünde iki temel yol var: Kolektif Batı’nın BM Güvenlik Konseyi’ndeki konumunu korumaya çalışan yolu ve Küresel Güney’in BM düzenini demokratikleştirmek yani adil temsiliyeti sağlamak isteyen yolu.
Bu ikinci yol, BM Genel Kurulu’nun yetkisinin genişletilmesine, kararlarda BM Genel Kurulu ile BM Güvenlik Konseyi arasında sıkı bir ilişki olmasına, vetoda nitelikli çoğunluk aranmasına, azınlık vetolarının işlerliğinin ancak BM Genel Kurulu’nda nitelikli çoğunluk tarafından kabulüne dayanmalıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Eylül 2024
BM Güvenlik Konseyi’nde reform
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 22/09/2024
BM Genel Kurulu başlıyor. BM Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) reform yapılması, bu yılki genel kurulun önemli konu başlıklarından biri. Genel kurul başlamadan bazı ülkeler bu konuda görüş açıkladılar.
Nitekim BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de “mevcut çok taraflı kurumların 80 yıl önce oluşturulduğunu, küresel kurumların 21. yüzyıla göre uyarlanması ve güncellenmesi gerektiğini, mevcut sınamalarla mücadele için değişimin şart olduğunu” belirtti (AA, 18.9.2024).
1945 düzeninin sonu geldi
BM Güvenlik Konseyi’nde şu iki temel nedenle reforma ihtiyaç var:
1) Veto yetkisinin kötüye kullanılması, sorunları kangrenleştiriyor. Örneğin ABD’nin İsrail’i koruyan ve bir Filistin Devleti’nin kurulmasını önleyen vetoları, bu sorunun çözümünü engelliyor.
2) 1945 düzeni, II. Dünya Savaşı’nın galiplerinin düzenidir. BMGK’nin beş daimi üyesi, ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin, hem galip hem de nükleer güçtür. Ancak dünya değişiyor. Batı’nın ekonomik ve siyasi ağırlığı azalıyor; Asya yükseliyor, Afrika ayağa kalkıyor, Güney Amerika silkiniyor, kısacası Küresel Güney ülkeleri yeni dünyada daha fazla ağırlık kazanıyor. Çok kutuplu yeni bir dünya inşa oluyor. Bu tablonun elbette BM Güvenlik Konseyi’ne yansıması lazım.
ABD “vetosuz yeni üye” istiyor
Peki ABD işaret ettiğimiz bu iki temel gerekçe hakkında ne düşünüyor?
ABD’nin en büyük endişesi veto hakkı. Bu konuda ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas Greenfield açık ve net konuştu: “BMGK’deki veto yetkimizi, çıkarlarımızı gözetmek için kullanıyoruz, bunun için bir mazeret beyan etmeyeceğiz.” (AA, 17.9.2024).
ABD artık karşısında duramayacağı BM Güvenlik Konseyi’nin genişlemesi konusunu da vetoya bakışı temelinde çözmek istiyor. Şöyle ki ABD, BMGK’ye Afrika kıtasından iki yeni üyenin katılmasını istiyor ama veto hakları bulunmaması şartlarıyla!
Yani ABD vetoyu mazeret belirtmeden sadece çıkarları için kullandığını söylüyor ama yeni daimi üyelere veto hakkı verilmesini istemiyor. Gerekçesini de şöyle açıklıyor: “Veto hakkı olan ülke sayısının artması, BM Güvenlik Konseyi’ni kilitler!” Oysa uygulamada konseyi kilitleyen, küresel sorunların çözümünü engelleyen asıl veto, kendisininki!
Afrika’sız BM düzeni olmaz
ABD ayrıca, BM Güvenlik Konseyi genişleyecekse, burada Almanya ve Japonya gibi müttefikleriyle, Çin’e karşı denge aracı gördüğü Hindistan’ın olmasını istiyor (AA, 12.9.2024).
Bunun bir sulandırma olduğu ortada. Nitekim BRICS üyesi Güney Afrika Devlet Başkanı Cyrill Methamel Ramaposa, ikinci sınıf daimi üyeliği kabul etmediklerini, mevcut üyelerle benzer haklara sahip olmaları gerektiğini, 1.3 milyar nüfuslu Afrika’nın güvenlik konseyinde temsil edilmediği BM’nin rolünün zayıflayacağını belirtti (Report, 13.9.2024).
Dikkat çekici önerilerden biri de NATO’nun yeni üyesi Finlandiya’dan geldi. Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın BM Genel Kurulu’nda gündeme getireceğini belirttiği öneri şöyle: “BMGK’nin daimi üye sayısı beşten ona çıkarılmalı. Bu yeni beş üyenin biri Güney Amerika’dan, ikisi Afrika’dan ve diğer ikisi de Asya’dan olmalı.” (Harici, 18.9.2024).
Ancak Stubb BM Güvenlik Konseyi’nde hiçbir ülkenin veto hakkının olmamasını istiyor. Hatta Rusya’nın üyelikten çıkarılmasını savunuyor.
Çok kutupluluğa uygun BMGK
Çok kutupluluk BMGK’de reformu zorunlu hale getirdi, buradan dönüş yok. Artık mesele bunun nasıl olacağı ve kimleri kapsayacağı. Asıl mücadele de burada yürüyecek.
Çünkü Batı biliyor ki buna direnilirse, BM düzeni toptan çökecek. Nitekim Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb buna işaret ediyor: “Güney Amerika, Afrika ve Asya’dan Küresel Güney ülkeleri sistemde temsil edilmezse, BM’ye sırt çevirecekler.”
Sonuç olarak dünya değişiyor, çok kutupluluğa uygun “geniş BMGK”nin ayak sesleri geliyor ama bizdeki kimi kesimler hâlâ BRICS’e dudak büküyor!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Eylül 2024