Posts Tagged Mahmud Abbas

Ortadoğu 1’den büyük değil mi?

BM Genel Kurulu’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha “dünya beşten büyüktür” diyerek BM Güvenlik Konseyi için reform talep etti. 

Evet, dünya beşten büyüktür, güvenlik konseyi de buna uygun hale getirilmeli, Küresel Güney ülkelerinin temsiliyet oranı artırılmalıdır. Ama bugün tartışmak istediğim bu değil. Tamam, “dünya beşten büyüktür”, peki “Ortadoğu 1’den büyük” değil midir?

Trump’ın 12 ülke lideriyle toplantısı

ABD Başkanı Donald Trump’ın BM Genel Kurulu kapsamında 12 bölge ülkesiyle, Türkiye, Suriye, Katar, Ürdün, Irak, Lübnan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Mısır, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Umman liderleriyle toplantısı vardı. 

İktidara yakın medya, toplantıyı daha çok Trump’ın Erdoğan için söylediği “Sert ceviz, onunla şakalaşmayın, harika bir adam” şeklindeki sözleriyle okuruna sundu. (Trump’ın Erdoğan’ı övüyor oluşundan “muhafazakâr kesimlerin” memnun oluyor oluşu, üzerinde ayrıca durulmayı gerektiriyor.)

Bu toplantı, iktidar basını dışında, iç ve dış sosyal medyada ise 12 bölge ülkesi liderinin Trump’ın salona girişi sırasında topluca ayağa kalkması üzerinden konuşuldu, tartışıldı. Ama bence asıl konuşulması gereken konu başka. 

İsrail tek başına mı? 

İsrail, Gazze soykırımını tek başına mı yaptı? İsrail terör devleti Filistinlileri tek başına mı katlediyor? Eğer öyleyse, İslam ülkelerinin tamamına bile gerek yok, sadece belli başlı Arap devletleri bile harekete geçerek İsrail’i durdurabilirler. 

Peki neden durduramıyorlar? Çünkü İsrail’in arkasında, yanında, sağında, solunda, hatta bazen önünde ABD emperyalizmi var. Ve çoğu Arap devleti ile çoğu İslam ülkesi petrodolar, finans ve hatta silah sistemi üzerinden ABD’ye bağımlıdır. O nedenle de arkasında ABD durduğu için İsrail’e karşı harekete geçemiyorlar. Sadece kamuoylarını rahatlatmak üzere İsrail’e karşı yüksek perdeden açıklamalar yapıyorlar. 

İleri karakol meselesi 

İsrail tek başına değil, ABD sayesinde Gazze’de soykırım yaptı, ABD sayesinde Filistinlileri katlediyor, ABD sayesinde yıllardır adım adım genişliyor.

Dolayısıyla İslam ülkeleri liderlerinin İsrail’e karşı yüksek perdeden konuşması ama yukarıda bahsettiğim toplantıda ABD Başkanı Trump’a saygılarını sunması, bu yönüyle sorunludur.

12 ülkeden sadece bir ikisi, o da “İsrail’in durması için lütfen nüfuzunuzu kullanın” çağrısı yapıyorlar ABD’ye. Bu talep, ABD’nin İsrail’i bir “ileri karakol” olarak Ortadoğu’da kullandığı gerçeğini atlıyor. ABD neden İsrail’i durdursun? Tersine ABD İsrail sopası ile Ortadoğu’yu dizayn ediyor.

İsrail nasıl durdurulur? 

ABD İsrail’i ancak bir şekilde durdurur: Eğer Arap devletleri ve İslam ülkeleri birlikte harekete geçer ve ABD’nin üslerini kapatmaya başlarsa, Washington Netanhayu’yu hemen gemler!

Mesele aslında bu kadar basittir. Basittir de neden uygulanmaz, işte o sistemsel sorundur. Ancak sistem dışına çıkarak ABD’ye karşı net tutum alınabilir! Aksi takdirde “dünya beşten büyüktür” denir ama “Ortadoğu 1’den büyüktür”, hadi ABD’yle birlikte sayılırsa, “Ortadoğu 2’den büyüktür” denemez ne yazık ki.

BM New York’tan taşınmalı

BM Genel Kurulu ABD’nin New York şehrinde yapılıyor. ABD hükümeti ise kendi politikasına göre katılımcılara zorluk çıkarıyor. Örneğin İran heyetinin kimi katılımcılarına vize vermediler. Ama daha önemlisi Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın vize talebini reddettiler. Oysa Abbas, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da BM Genel Kurulu’na hitap etmesi için davet edilmişti. Ama emperyalist ABD, Abbas’ı konuşturmamak için iki yıldır vize vermyor. 

Tek başına bu durum bile New York’un, BM Genel Kurullarına ev sahipliği yapabilecek bir adres olmaktan çoktan çıktığını gösteriyor. Belki de İsrail şehirleri dışında dünyada her yer, şu anda New York’tan daha iyi bir seçenektir. Hele ki Şanghay, Madrid, İstanbul gibi seçenekler varken…

Değerli program arkadaşım emekli diplomat Engin Solakoğlu, bu yöndeki sosyal medya mesajım üzerine uyardı: “Zaten Cenevre mevcut. Tüzük (şart) Genel Kurulların Cenevre’de yapılmasına olanak veriyor.”

Evet, bu da bir seçenek, sonuçta BM’yi New York’tan toptan çıkarabilmek, yenilenen dünyanın, çok kutupluluğun gereğidir. Bugün olmasa da yarın mutlaka olacaktır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Eylül 2026

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

KATAR SURİYE POLİTİKASINI DEĞİŞTİRİYOR

Washington’un Suriye konusunda Moskova’nın çizdiği rotaya mecbur kalması, en çok taşeronları olan Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ı zor durumda bıraktı.

Üç ülkenin içinde en şanslısı Katar. Zira bu ülke, yola yeni bir Emir’le devam etme kararı alınca, Suriye konusunda manevra yapabilme şansı yakaladı.

En zor durumda olan ise maalesef Türkiye… Zira Erdoğan-Davutoğlu ikilisi Esad’ı yıkmayı varlık gerekçesi haline getirdiği için, Ankara’ya bir manevra alanı bırakmamış oldular!

KATAR’DAN ŞAM’A AÇIK MESAJ

Katar’ın Suriye politikasındaki değişimi yansıtan takvimi kısaca anımsayalım:

Katar Emiri El Tani, 26 Haziran 2013’te ani bir kararla görevden çekildi ve koltuğunu oğlu Tamim’e bıraktı! Babasını saray darbesiyle yıkan El Tani de, bir saray darbesiyle yıkılmıştı!

İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi, yönetimi babasından devralan Katar Emiri Şeyh Tamim’e, “Suriye politikanızı gözden geçirin” uyarısı yaptı. (Yeni Mesaj, 28 Haziran 2013)

Katar’ın yeni Emiri Şeyh Tamim, Ağustos ayında Filistin Özerk Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas ile görüştü. Şeyh Tamim Abbas’tan Şam’la temas kurarak Katar-Suriye ilişkilerinin iyileşmesi için zemin hazırlamasını talep etti. Şeyh Tamim Şam’a “Katar’da temel bir strateji değişikliği oldu, Katar’ın dış politikası da aşamalı olarak değişecektir” güvencesinin verilmesini istedi. (Yakın Doğu Haber, 11 Ekim 2013)

Katar Emiri Şeyh Tamim Şam’a ikinci mesajını, 7 Ekim’de görüştüğü el Fetih Merkez Komite üyesi Abbas Zeki aracılığıyla gönderdi. Lübnan’da yayımlanan es-Sefir gazetesine göre Abbas Zeki, 9 Ekim’de Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad ile görüşerek Katar’ın mesajını iletti. (Yakın Doğu Haber, 11 Ekim 2013)

ERDOĞAN’IN KATAR’A MÜDAHALESİ

Bu gelişme haliyle en çok Erdoğan-Davutoğlu ikilisini rahatsız ediyor. Zira Katar’ın Suriye politikasını değiştirmesi AKP Hükümetini hem bölgede iyice yalnızlaştıracak hem de içeride muhalefete karşı elini daha da zayıflatacaktı.

Erdoğan ve Gül, Katar Emiri Şeyh Tamim’e iki kez müdahalede bulundu:

İlki Suriye’ye kimyasal komplonun gerçekleştiği 21 Ağustos gününün akşamıydı. Erdoğan Şeyh Tamim’i telefonla aradı ve 21 Ağustos komplosuyla ortaya çıkan “savaş iklimine” katkı vermesini istedi!

İkinci müdahale ise Şeyh Tamim’in el Fetih Merkez Komite üyesi Abbas Zeki aracılığıyla Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a mesaj ilettiğinin kamuoyuna yansımasından hemen sonra gerçekleşti. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, dün Katar Dışişleri Bakanı Halid Bin Muhammed El Atiyye ile görüştü. Basına kapalı görüşme ajanslara şu sözlerle yansıdı: “Ortadoğu politikalarında Türkiye ile yakın politika izleyen Katar’ın devre dışı görüntü verdiği dönemde bu görüşmenin gerçekleşmesi dikkat çekti.” (13 Ekim tarihli ajanslar)

TÜRKİYE NE YAPACAK?

Suriye’deki ortaklarından Suudi Arabistan’la Mısır konusunda ayrı düşen AKP Hükümeti’nin, Katar’ın bu yeni yönelimiyle bölgede iyice yalnızlaşacak olması yeni bir süreç başlatıyor.

Batı basınında artık Suriyeli muhaliflerin Alevi katlettiği, o muhaliflerin Türkiye’yle bağlantılı olduğu şeklindeki haberlerin sıklıkla yer alması, zaten hükümeti oldukça zor bir durumda bırakmıştı.

Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi bu zorluğu aşabilmek için her ne kadar sık sık “El Kaide’ye destek vermiyoruz” açıklamasına başvursa da, başta Moskova olmak üzere pek çok başkentin Suriye dosyasında var olan gerçek bilgiler, Erdoğan’ı yakın gelecekte köşeye sıkıştıracak cinsten.

Bu gerçeği gören Washington, Erdoğan’a ve hatta Davutoğlu’na yardımcı olmak için açıkça Hakan Fidan’ı hedef almaya başladı. Suriye konusu Hakan Fidan’a yıkılarak Erdoğan-Davutoğlu rejimi korunmak istenmektedir.

Ancak Fidan’ın feda edilmesi durumu kurtarmaz. Zira Türkiye’nin Suriye konusunda dostluk politikasına dönebilmesinin tek şartı, önce AKP Hükümeti’nden kurtulmaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Ekim 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ÇİN’İN ORTADOĞU’DA AKTİF DÖNEME GİRİYOR

ABD Devlet Başkanı Barrack Obama, bildiğiniz gibi “Ortadoğu barışı” hedefiyle Mart’ta İsrail’i ziyaret etti. Ancak bu ziyaretten barış yerine İsrail ile Türkiye’nin Suriye hedefinde birleştirilmesi sonucu çıktı.

ABD Devlet Başkanı Barrack Obama’nın ardından bu kez Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Şi Cinpin konuya el attı.

Şi Cinpin, bölgeye gitmek yerine, 5-7 Mayıs tarihlerinde Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı ve 6-10 Mayıs tarihlerinde de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu ülkesine davet etti.

ÇİN, BAĞIMSIZ FİLİSTİN DEVLETİ İSTİYOR

Dün Mahmud Abbas’la görüşen Şi Cinpin, Ortadoğu barışı için masaya dört maddelik bir plan koydu:

1. Kudüs başkentli, 1967 sınırlarına sahip bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ve Filistin ile İsrail’in barış içinde bir arada yaşamasının desteklenmesi.

2. Filistin ve İsrail arasında barış sağlanmasının tek yolu olan diyalogda ısrar edilmesi.

3. “Toprak karşılığında barış” ilkesinin kararlılıkla izlenmesi.

4. Uluslararası toplumun barış sürecini ilerletmek için güvence sağlaması.

FİLİSTİN: ÇİN İSRAİL’İN YAYILMASINI DURDURMALI

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas da “dünyadaki yükselen pozisyonundan büyük memnuniyet duyduğunu” belirttiği Çin’den şu iki talepte bulundu:

1. İsrail, uluslararası anlaşmalara uyarak yerleşim merkezleri inşasını durdursun.

2. Tel Aviv, barış görüşmelerinin yeniden başlayabilmesinin koşullarını yaratsın.

Şi Cinpin ile Abbas’ın görüşmesinden sonra iki liderin tanıklığında hükümetler arasında ekonomik, teknolojik, kültür ve eğitim işbirliği belgeleri imzalandı.

Böylece Çin ile Filistin, devletlerarası ilişki düzlemini yükseltmiş oldu!

NETANYAHU’NUN İKİ KEZ İPTAL ETTİĞİ ZİYARET

Mahmud Abbas’dan hemen sonra İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun da Çin’e gelmesi, Pekin’in Ortadoğu barışı için ağırlığını koyduğunu gösteriyor.

Netenyahu’nun Şangay’da başlayıp Pekin’de sona erecek 5 günlük bir programının olması, hele de 2007’den sonra iki kez planlı Çin ziyaretini iptal ettiği dikkate alınırsa, daha da anlamlı hale geliyor.

Netenyahu’nun yola çıkmasından hemen önce AFP Haber Ajansı’na açıklama yapan İsrail hükümet sözcüsü Mark Regev, “Hem Çin’in hem de İsrail’in, iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinden elde edeceği büyük faydalar var. Amacımız bu gelişmeyi sağlayabilmek.” diyerek, Tel Aviv’in bu ziyarete büyük anlam yüklediğini göstermiş oldu.

ABD ÇIKIYOR, ÇİN GİRİYOR

İsrail’in son üç günde iki kez Suriye’yi vurduğu, İsrail-İran geriliminin yükseldiği, Ortadoğu’da haritaların yeniden çizilmesine yönelik cephelerin oluştuğu bir süreçte Çin’in pasif tutumdan aktif tutuma geçmesi ve Ortadoğu barışı için hamle yapması, kuşkusuz çok önemli.

Şi Cinpin’in Netenyahu’yla görüşmesinden sonra konuyu daha da detaylı değerlendirebiliriz, ancak şimdilik şu kadarını söyleyebiliriz: ABD’nin çekilmesi ve Çin’in o boşluğa yerleşmeye soyunması, bölgenin yararınadır. Çünkü emperyalist ABD, bölge için negatif kuvvettir; işgaldir, savaştır… Çin ise bölge için pozitif kuvvettir; işbirliğidir, ekonomik kalkınmadır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Mayıs 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın