Posts Tagged Ortadoğu
İsrail’in ‘üç güvenlik halkası’ hedefi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 12/09/2026
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Suriye topraklarında yaptığı açıklama, dar anlamda seçim kampanyasıdır ama geniş planda İsrail’in Geniş Ortadoğu Güvenlik Mimarisi yaklaşımıdır.
Neresidir İsrail için Geniş Ortadoğu? Mevcut Ortadoğu’ya Kuzey Doğu Afrika, Güney Kıbrıs merkezli Doğu Akdeniz ve Yunanistan ile Ege Denizi dahildir.
İsrail’in güvenlik mimarisi
Netanyahu, Şeyh (Hermon) Dağı’ndan, Şam’a 40 kilometre mesafeden şu mesajı verdi: “Hermon Dağı’ndan Yermuk Nehri’ne ve oradan Akdeniz’e kadar tüm bölgeyi kontrol ediyoruz. Bu, eşi benzeri görülmemiş mutlak kontroldür.”
Netanyahu’nun mesajı İsrail’in iç içe geçen üç güvenlik halkası üzerinden güvenlik mimarisi oluşturma hedefine işaret ediyor:
Birinci halka: Filistin, Lübnan, Suriye ve Ürdün’den koparılacak toprak ve tampon bölgeler.
İkinci halka: Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) dayanarak bölgesel ittifak hattı.
Üçüncü halka: Yunanistan, Somaliland ve Hindistan’dan geçen geniş üçüncü daire.
İşbirliği modelleri
Tel Aviv açısından Doğu Akdeniz’deki İsrail, Mısır, Güney Kıbrıs ve Yunanistan işbirliği budur. Enerji işbirliği olarak başlayan ve giderek askeri yön kazanan bir ittifak modeli bu. İsrail Yunanistan ile “Aşil Kalkanı” savunma anlaşması yaptı. “Mısır askerleri tarihinde ilk kez Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin askeri geçit törenine katılacak.” (Cumhuriyet, 11.9.2026)
Tel Aviv açısından ABD sponsorlu IMEC, yani Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Yolu da budur.
Hatta Tel Aviv açısından Beyaz Saray’ın Trump Koridoru’na çevirdiği Zengezur Koridoru da budur.
Suriye’de aslında kim kazandı?
Netanyahu Akdeniz’de “görülmemiş mutlak kontrol” mesajı veriyor ama Washington bunun olasılıksızlığının farkında. ABD Büyükelçisi Barrack o nedenle sık sık “Göreceksiniz, Türkiye ile İsrail Hazar’dan Akdeniz’e işbirliği yapacak” diyor.
Mesele de bu zaten: ABD müttefikliği, Kissinger’ın ifadesiyle, Türkiye için ölümcüldür. ABD yönetimi Türkiye’ye sürekli “Suriye’de siz kazandınız” diyerek, İsrail’in Suriye’deki kazanımlarını örtüyor:
a) İsrail’in üslere yaptığı saldırıların ardından Suriye Dışişleri, üslerin Türkiye’ye kullandırılmayacağını açıkladı. b) Suriye Dışişleri, İsrail’in 8 Aralık 2024 öncesi hatlara çekilmesi için ABD arabuluculuğunda görüştüklerini açıkladı. Bu, Şara yönetiminin, Esad yönetiminden farklı olarak İsrail işgali altındaki Golan Tepelerinden vazgeçtiği anlamına geliyor. Yeni Kolombiya hükümetinin “Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğini tanıma” kararı o amaçlıdır ve ABD faaliyetidir. c) Şara yönetimi Türkçeyi seçmeli dil kategorisinden çıkararak yerine Fransızcayı koydu. d) Şara yönetimi “enerji, liman, havacılık, su ve bankacılık” gibi çok önemli alanlarda Fransa’yla anlaştı.
İran Mekke Paktı’na davet edilmeli
Peki Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın ortak savunma anlaşması İsrail’in modelinin karşısında mıdır? Suudi Arabistan’ın BAE’yle, Pakistan’ın Hindistan’la rekabeti kısmen buna işaret ediyor.
Ancak Türkiye ve Suudi Arabistan’ın Mekke Paktı’nı, ABD’yle ittifaklarını tamamlayan bir model olarak tarif etmeleri, başka bir sonuç doğuruyor. ABD’yle ittifakı tamamlayan bir ittifak, elbette İsrail’e karşı olamaz.
Tersine ABD’nin Mekke İttifakı’nı İran’a ve İran’ın müttefiklerine karşı konumlandırmak istediği görülüyor ki bu ittifakı İsrail’e yararlı hale getirir. İşte ABD’li Senatör Joe Wilson’un Husilerin Yemen’deki atağı üzerine yaptığı “Mekke Savunma İttifakı, birine yönelik saldırının herkese yönelik olduğunu söylüyor. Şimdi Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın Husileri yok etme vakti” demesi, o amaçlıdır. (ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Darrell Issa’nın Hürriyet üzerinden verdiği “S-400’de en iyi çözüm BAE” mesaj da tamamlayıcı niteliktedir.)
ABD’nin “İsrail hegemonyasında Ortadoğu düzeni” inşa etmesinin panzehiri ortada: İran, Mekke Paktı’na davet edilmeli. Bu Mısır’ın da BAE başta Körfez ülkelerinin de İsrail’le ilişkilerini gözden geçirmesini sağlar.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Eylül 2026
Ortadoğu’da 7 ABD-Çin farkı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 10/09/2026
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 2 Eylül 2026’da Kahire’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile yaptığı görüşmede, Ortadoğu için kapsamlı bir “yeni güvenlik mimarisi” önerdi. Çin Dışişleri Bakanlığı bunu dört maddelik öneri olarak yayımladı:
1) Ortadoğu’nun güvenliğini bölge ülkeleri belirlemeli.
2) Sorunlar tek tek değil, bütünlüklü çözülmeli; Filistin merkezde tutulmalı.
3) Güvenliğin, ekonomik kalkınma temeli oluşturulmalı.
4) BM ve uluslararası hukuk merkezli bir sistem kurulmalı.
ABD’den bölge ülkelerine kayan mimari
Xi’nin önerisi, 2022 Çin-Arap Zirvesi’ndeki “ortak, kapsamlı, işbirliğine dayalı ve sürdürülebilir Ortadoğu güvenliği” önerisinin geliştirilmiş hali. Pekin, özetle Ortadoğu’da “ABD merkezli güvenlik düzeni” yerine “bölge ülkeleri merkezli ortak güvenlik düzeni” öneriyor.
Türkiye’nin Pakistan ve Suudi Arabistan’la yaptığı ortak savunma anlaşması ve bunun yeni üyelere açık bir Mekke Paktı olarak sunulması, tabii İran’a karşı olmaması şartıyla, Çin’in Ortadoğu için önerdiği yeni güvenlik mimarisiyle örtüşüyor. Buradaki temel sorun, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın bu ittifakı, ABD’yle ittifaklarının tamamlayıcısı olarak sunmaları.
Toplamda ise ABD ile Çin’in Ortadoğu’ya yönelik güvenlik mimarisi yaklaşımları birbirine tamamen zıt durumda. Karşılaştıracak olursak:
İran ve İsrail’e yaklaşım farkı
1) Sistemin merkezi: ABD’ye göre ABD’nin bölgedeki askeri/siyasi varlığı ve ikili ittifakları, önemli dayanak durumunda ve sistemin merkezini oluşturuyor. Çin’e göre ise sistemin merkezi, bölge ülkelerinin kendileri. Xi, Ortadoğu halklarının “kendi işlerinin efendisi” olması gerektiğini söylüyor.
2) İsrail’in yeri: İsrail, ABD’nin bölgesel stratejisinin bir numaralı ortağı durumunda. ABD’nin güvenlik mimarisi, bölge ülkelerinin İsrail ile normalleşmesinin genişletilmesini içeriyor. Çin ise İsrail’e ayrıcalıklı/merkezi bir rol tarif etmiyor; güvenliği bütün bölge ülkelerinin ortak güvenliği üzerinden tanımlanıyor.
3) İran’ın yeri: İran’ın bölgesel etkisinin sınırlandırılması ve çevrelenmesi ABD stratejisinin çok önemli unsuru. Çin ise İran’ın dışlanmasını öngören bir güvenlik sistemine karşı. Çin’e göre İran bölgesel güvenlik düzeninin temel parçası.
Mimaride dış güçler meselesi
4) Filistin sorunu: ABD için Filistin sorunu konusu, İsrail-Arap normalleşmesinin alt başlığı niteliğinde. Xi ise açıkça Mısır’da “Filistin sorunu Ortadoğu sorununun merkezinde kalmaktadır ve hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir” dedi.
5) Dış güçler sorunu: ABD’nin Ortadoğu güvenlik mimarisinde, ABD’nin kendisi doğrudan bölgesel güvenlik sağlayıcısı rolünde. ABD bunu askeri mevcudiyet, güvenlik garantileri ve ortaklıklar yoluyla sürdürmek istiyor. Xi ise açıkça “dış güçlerin müdahalesine karşı çıkılması” gerektiğini söylüyor ve “bölge güvenliğinin bölgenin iç dinamiklerinden üretilmesi gerektiğini” savunuyor.
Kalkınmaya dayalı güvenlik anlayışı
6) Güvenlik ile kalkınma ilişkisi: ABD’nin güvenlik mimarisi ağırlıklı olarak askeri caydırıcılık, ittifaklar ve ortaklıklara dayanıyor. Çin ise kalkınmayı güvenliğin temeli görüyor. Çin’e göre ekonomik çıkarların bütünleşmesi, karşılıklı güven ve çatışmanın kaynaklarının azaltılması hattı inşa edilmeli.
7) Uluslararası düzen: ABD’nin güvenlik mimarisi anlayışında, ABD liderliğindeki ittifaklar ve ikili/çok taraflı güvenlik ortaklıkları belirleyici durumda. Çin ise bunu BM Şartı, uluslararası hukuk ile egemenlik ve toprak bütünlüğünün toplamı diye formüle ediyor. Xi Jinping, dış güçlerin “çifte standartları” terk etmesini istiyor.
Stratejik özerklik
ABD’nin güç kaybı, Çin’in ABD’yi dengelemeye başlaması, Ortadoğu’ya bakışlarındaki zıtlık ve toplamda çok kutuplu/merkezli dünyanın inşası, bölge ülkelerinin önüne stratejik düzlemde geniş bir manevra alanı yaratıyor. Mesele bölge ülkelerinin bunu değerlendirebilmesi.
20. yüzyılı İngiliz/ABD emperyalizminin ağır baskısı altında geçiren ve ABD güvenlik mimarisine hapsolan bölge ülkelerinin önünde, artık “stratejik özerkliklerini” kazanma fırsatı var.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Eylül 2026
Ortadoğu’nun ABD sorunu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 10/08/2026
İlişkilerinin en gerildiği süreçte, İran ile Suudi Arabistan, Çin’in başkenti Pekin’de 10 Mart 2023’te biraraya gelerek normalleşme kararı almıştı. Çin’in bu barışçı diplomatik başarısı ABD’yi çok rahatsız etmişti. Çünkü sorun yoksa, ABD’ye ihtiyaç da olmazdı. ABD bölgedeki varlığını gerekçelendirebilmek için gerekirse sorun yaratıyor ve karşıtlıklar oluşturuyordu.
ABD iki yıl sonra Haziran 2025’te İran’a saldırı başlattı ve artık Suudi Arabistan ile İran karşı karşıyalar. ABD Suudi Arabistan’daki üslerinden İran’a saldırıyor, İran da Suudi Arabistan topraklarındaki o üsleri vurarak ABD’ye yanıt veriyor.
Sadece iki yıldaki şu farklı iki örnek bile bölgemizin en önemli sorununun ABD emperyalizmi olduğunu göstermektedir. ABD sorun çıkarırken, karşıtlıklar üretirken, bölge ülkelerine sıra sıra saldırırken, tersine Çin problemlerin çözümüne arabuluculuk yapmaktadır.
Bu “bölgenin dostu kim, düşmanı kim” temel sorusuna yanıt açısından kritik önemdedir. Bu, bölgesel güvenlik mimarisi inşa ederken sorulacak en temel sorudur.
Hangi güvenlik mimarisi?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan üçlüsünün imzaladığı Mekke İttifakı anlaşmasını değerlendirdiği söyleşinde şöyle dedi: “Avrupa ile Ortadoğu güvenlik mimarilerinin Türkiye üzerinden uzun vadede hatta orta vadede uyumlaştırılması da mümkün.” (AA, 8.8.2026)
Avrupa ile Ortadoğu güvenlik mimarilerini uyumlulaştırabilmenin olası olup olmaması bir yana, bağımsız Avrupa ya da Ortadoğu güvenlik mimarilerinden söz edebilir miyiz acaba? Çünkü ABD, Ukrayna ve İran krizleri üzerinden, her iki bölgenin güvenlik mimarilerini parçalayarak, kendisiyle uyumlu olanı inşa etmeye çalışıyor.
ABD, Ukrayna krizi üzerinden Rusya’yı dışarıda bırakan bir Avrupa güvenlik mimarisini, İran’ı vurarak da İsrail merkezli bir Ortadoğu güvenlik mimarisini inşa etmeye çalışıyor.
Dolayısıyla Dışişleri Bakanı Fidan’ın uyumlulaştırma iddiasında bulunduğu Avrupa ve Ortadoğu güvenlik mimarileri, eğer Rusya ve İran içinde değilse, zaten ABD sponsorlu güvenlik mimarileri olduğunu anlamına gelir.
Mekke Paktı’nın rolü
Bölgemizin önümüzdeki dönem açısından en temel konusu şudur: ABD’yi dışarıda bırakan bir büyük bölgesel güvenlik mimarisi inşa edilebilecek mi, yoksa biri ABD’nin kontrolünde olan, farklı güvenlik mimarileri mi olacak?
ABD, İsrail hegemonyasında bir Ortadoğu düzeni kurmaya çalışıyor. ABD bunu Hazar-Akdeniz hattında İsrail-Türkiye normalleşmesiyle, Körfez-Akdeniz hattında İsrail-Körfez ülkeleri normalleşmesiyle sağlamayı planlıyor.
İran’ın başarısı bu bakımından kritiktir; ABD planlamasını füzeleriyle frenlemiş durumda. Dahası Amerikan güvenlik şemsiyesinin işe yaramadığını da bölge ülkelerine göstermiş oldu.
Dolayısıyla bölge ülkeleri açısından maharet, bu konjonktürü, ABD’yi dışarıda bırakacak şekilde bir bölgesel güvenlik mimarisi inşa edebilmenin zemini yapabilmektir. Tersine, bunu İran’ı dışarıda bırakan bir anlayışla ele almak ise bölgecilik değil, dar çıkarcılıktır ki döner dolaşır ABD’ye yarar.
Sonuç olarak diyebiliriz ki Mekke Paktı’nın Ortadoğu güvenlik mimarisi açısından değerinin iki zıt temel ölçütü vardır: ABD ve İran’a karşı pozisyonu.
İran’a karşı konumlanan bir Mekke Paktı, Ortadoğu güvenlik mimarisini inşa edemez, üye ülkelerin güvenliğiyle sınırlı kalır ama daha önemlisi İran’a karşı konumlanan bir Mekke Paktı, ABD’nin bölgesel işlerinin vekaletini almış olur.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Ağustos 2026
Bölgenin Amerikan düzeninden kurtulma fırsatının önündeki engel
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 23/06/2026
İran’ın ABD’yi yenmesi, iyi değerlendirilebilirse, Ortadoğu’daki İngiliz-ABD düzeninin sonunun başlangıcıdır. Bunu harita anlamında değil, ABD’nin bölgemizde kurduğu sistemin sonu anlamında söylüyoruz. O sistem, bölgedeki Amerikan süngüleri ile petrodolar sistemi üzerinde duruyor:
Süngüler, yani bölgedeki 20 ABD üssü, İran karşısında ağır hasar aldı.
Petrodolar sistemi ise zaten bir süredir gevşemeye başlamıştı. Büyük petrol alışverişlerinde dolar dışı paralar kullanılmaya başlanmıştı.
Birlik meselesi
Mesele şu: Bölge ülkeleri, bu fırsatı değerlendirebilecek mi? Yani birlikte ABD üslerinin sıra sıra kapatılmasının şartlarını oluşturacaklar mı? Birlikte ABD’nin Doğu Akdeniz planlamasına, Levanten planlamasına, Körfez planlamasına, Güney Kafkasya planlamasına karşı durabilecekler mi?
ABD’nin en büyük kozlarından biri bu “birlikteliğin” sağlanmasındaki anlayış farklarının varlığıdır. Nitekim Bölgemizdeki 75 yıllık Amerikan düzeni ayrılık oluşturulmasına, karşıtlık kurulmasına dayandırılarak sağlandı. Bu kimi zaman halklar nezdinde, kimi zaman da devletler nezdinde yapıldı.
Beşli güvenlik mekanizması
ABD’nin İsrail hegemonyasında yeni bir Ortadoğu düzeni inşasını hedeflemesinden bu yana Cumhuriyet gazetesinde buna karşı “beşli güvenlik mekanizması” kurulmasını öneriyorum. Türkiye, İran, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan.
Şartlar bu beşli güvenlik mekanizmasını zorluyor zaten. Şu anda İran hariç dört ülke, güvenlik mekanizması olmasa da, dörtlü bir diplomasi mekanizması inşa etmiş oldu.
Dört ülke, ABD-İran ateşkesi amaçlı bir araya geldi, sürdürüyor. Geride kalan dört toplantı, iyi bir zemin oluşturdu.
İran’sız dörtlü mekanizma sorunu
Artık mesele şu: Bu dört ülke İran’ı da dahil edebilecek mi? Dahası bu diplomasi mekanizması, İsrail’in Filistin, Lübnan ve Suriye saldırganlığına karşı caydırıcılık sağlayacak daha ileri bir mekanizmaya dönüştürebilecek mi?
İşte bu noktada başkentler stratejik düzeye sıçramak yerine taktik düzeyde kazançlar peşinde kalıyorlar.
Örneğin Ankara’daki görüşlerden biri şu: “ABD ve İsrail’in saldırısı, İran’ın Irak, Suriye ve Lübnan’daki etkisini önemli oranda kırdı; bölge üzerinde güç boşluğu oluştu, bu güç boşluğunu biz doldurmalıyız.”
Bu anlayış haliyle İran’ı yukarıda işaret ettiğimiz beşli güvenlik mekanizmasının dışında tutar. Ve son tahlilde ABD ile İsrail’e yarar.
Türkiye’ye iki yeni NATO görevi
Ankara’nın önündeki bir başka tuzak ise ABD’nin geniş Ortadoğu’da Türkiye için planladığı NATO görevleridir. Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Güney Kafkasya’dan Körfez’e geniş bir alanda Ankara’nın kritik görevler üstlenmesi isteniyor.
Londra merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsüne (IISS) göre Türkiye, 7-8 Temmuz’daki NATO zirvesinde iki kritik görev üstlenecek: Ukrayna’da “NATO Koruyucu Misyonu” öncülüğü ve “NATO Güney Kanadı Başkomutanlığı.” (Güney Öztürk, Sözcü, 23.6.2026)
Adana’daki yeni NATO karargahı ile İstanbul Boğazı’ndaki Deniz Unsur Komutanlığı tam da bu iki görevlendirmeye uygun düşüyor ne yazık ki. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in NATO 3.0 diye işaret ettiği dönüşüm, NATO’nun yönünü Asya’ya/Avrasya’ya çevirmesidir esas olarak. Ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in “artık kanat değil, merkez ülkeyiz” dediği de budur.
Bu tür görevler, yukarıda işaret ettiğimiz fırsatın kullanılamaması ve Ortadoğu’daki Amerikan düzeninin bu süreçte sonlandırılamaması anlamına gelir ne yazık ki…
NATO sadece bir askeri ittifak değildir, üye ülkelerin dış politikasını ABD’nin siyasi ihtiyaçlarına göre belirleyen kurumdur çünkü…
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
23 Haziran 2026
ABD’nin “NATO 3.0” dönüşüm planı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 20/06/2026
Adana’daki yeni NATO kolordoğu karargâhını ve İstanbul Boğazı’ndaki Deniz Unsur Komutanlığını analiz ettimiz yazılarımızda önemle vurguladık: ABD NATO’yu dönüştürüyor.
ABD, Avrupa’yı savunmayı birincil öncelik olmaktan çıkararak, NATO’nun yönünü Asya’ya çeviriyor ve bunun için de alan kaydırıyor. NATO’nun alanı kaydığı için de Türkiye’nin kanat ülkesi olma özelliği değişiyor ve yeni süreçte Türkiye daha içeride bir pozisyona sahip oluyor.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in, “NATO’nun Ankara Zamanı” konferansında vurguladığı “Eskiden kanat ülkesiydik, artık merkez konumundayız” tanımı, tam da bu dönüşüme işaret ediyor.
Hegseth’ten NATO üyelerine dikte
7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO liderler zirvesinde bu dönüşüm kesinleştirilecek. Ankara zirvesinin hazırlığı için Brüksel’de toplanan NATO üyeleri savunma bakanları, NATO’nun dönüşümünde anlaştılar.
Daha doğrusu ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth bunu diğer üye ülkelerin savunma bakanlarına dikte etti ve yorumlarını bile almadan toplantıdan erken ayrılıp gitti. Arkasından açıklama yapan NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Hegseth’in önerisinde üye ülke savunma bakanlarının hemfikir söyledi.
NATO’nun en büyük dönüşümü
Hegseth açık açık Avrupları “kendi savunmanızı artık kendiniz üstleneceksiniz”, “gerekli harcamayı yapmazsanız katkımızı azaltırız”, “NATO 3.0 dönüşümüne uyum sağlayacaksınız” diye uyardı.
Neydi Hegseth’e göre NATO 3.0?
NATO 1.0 SSCB’ye karşı Soğuk Savaşı kazanan ittifaktı. NATO 2.0 ise Soğuk Savaş sonrası dönemin yapısıydı ve Hegseth’e göre “dağınıklığın, sanayisizleşmenin ve askeri kapasite kaybının dönemi” oldu. Ve ABD artık NATO 3.0 istiyordu!
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte NATO 3.0 için “ittifak tarihinin en büyük dönüşümü” tanımlaması yaptı.
Türkiye için büyük risk
Bu köşede örneğin 26 Şubat’ta “NATO 3.0” başlığıyla, örneğin 13 Nisan’da “NATO’da alan kaydırma dönüşümü” başlığıyla bu stratejik dönüşüme işaret etmiş ve Türkiye için taşıdığı riskleri incelemiştik.
NATO’nun yönünü Asya’ya/Avrasya’ya dönmesinin Türkiye’yi komşularıyla ve Asya ülkeleriyle karşı karşıya getireceğini belirtmiştik.
Türkiye’nin NATO 3.0’te merkezi bir rolde olması, NATO 1.0’da (Soğuk Savaş’ta) kanat ülkesi olmasından çok daha riskli bir durumdur.
Adana ve Konya’ya füze savunma sistemi
Anımsayacaksınız, Milli Savunma Bakanlığı 18 Mart’ta açıklamıştı, ABD Almanya/Ramstein üssündeki Patriot’u İncirlik’e getiriyordu. İncirlik’te zaten İspanya’nın Patriot’u vardı ama İran’ın attığını ve NATO’nun düşürdüğünü iddia ettikleri füzelere karşı “Türkiye’yi korumak” için Almanya’dakini de getirdiler.
O zaman işaret ettik: İran’dan atılan füze yoktu ve ABD Türkiye’ye kumpas kuruyordu. İncirlik’e Patriot da ABD’nin Akdeniz – Ortadoğu planlaması ile ilgiliydi.
Nitekim ABD ve İran anlaştı ama Türkiye’ye yeni bir füze savunma sistemi daha geldi. Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklamasına göre İtalya’ya ait SAMP/T hava savunma sistemi “NATO Daimi Savunma Planı kapsamında” 18 Haziran’da Konya’da 3. Ana Jet Üssüne konuşlandırıldı.
NATO’nun S-400’ü “gereksizleştirme” hamlesi
Peki Adana’daki ve Konya’daki bu füze savunma sistemleri nereden gelecek bir füze saldırısına karşı konumlandı acaba? Suriye meselesi bitti, ABD İran’la anlaştı, nereden bir saldırı bekleniyor?
Biri asıl, diğeri tali iki yanıtı var:
1) Adana ve Konya’ya getirilen füze savunma sistemleri, NATO 3.0’ın gereği getirildiler. Adana’daki NATO karargâhı Doğu Akdeniz’den ve Ortadoğu’dan sorumlu.
2) Ama bu füze savunma sistemleri ayrıca S-400’ü “gereksizleştirmek” için getirildiler. Türkiye’nin S-400’ü elinden çıkarmasını sağlayabilmek için getirildiler!
Türkiye için risk dolu yeni dönemin NATO 3.0 dönüşümünü, ABD’nin yeni stratejisi açısından incelemeyi sürdüreceğiz…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Haziran 2026
İspanya Çin’i Ortadoğu’ya çağırdı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 16/04/2026
Fransa, Kanada, İngiltere ve Almanya liderlerinin ardından İspanya Başkanı Pedro Sanchez de Çin’i ziyaret etti, 19 anlaşma imzaladı.
Oysa kısa bir süre öncesine kadar G7, NATO ve AB ülkeleri olan bu ülkeler, ABD’nin stratejisi gereği Çin’i “mücadele edilecek baş rakip” olarak görüyor, bu ülkeyle işbirliğinin sınırlanması gerektiğini savunuyor ve hatta Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol’dan çıkması için İtalya’ya baskı yapıyorlardı.
Peki ne oldu da şimdi sıra sıra hepsi Pekin’de Xi Jinping’le buluşup anlaşmalar imzalıyor?
Çin’le işbirliği Avrupa’nın yararı
Atlantik ittifakındaki çatlak, Kanada ve Avrupalıları “ABD’den ayrı Çin’le işbirliğine” yöneltiyor. Zira “müttefikleri” gördü ki artık ABD doğrudan tehdit ediyor: Washington yönetimi Kanada’ya 51. eyalet muamelesi yapıyor, AB toprağı Grönland’ı ele geçireceğini ilan ediyor, gümrük tarifesi uyguluyor, ticaret savaşı açıyor…
ABD’nin İsrail’le birlikte İran’a saldırması ama İran’ın ABD’ye direnebilmesi, ABD’nin müttefiklerini yardıma çağırması ama reddedilmesi, bu ülkelerle ABD’nin arasını biraz daha açtı.
Ayrıca bu ülkeler, Çin’le işbirliğinin getirisini ve kazan-kazan formülünün kazancını gördüler.
Sanchez: Çin’den başkası çözemez
Sanchez’in Pekin’deki temaslarına dönersek…
Filistin’e tam destek veren ve tanıyan, İsrail’in soykırımına karşı eylemli karşı duruş sergileyen, İran’a saldırıda ABD’nin üs taleplerini reddeden İspanya’nın sosyalist Başbakanı Pedro Sanchez, Çin’i Ortadoğu’da göreve çağırdı.
Çin’den Ortadoğu’da barış için daha aktif rol üstlenmesini isteyen Sanchez’in şu sözleri, dünyanın değişimine işaret etmesi bakımından önemli: “İran’daki durumu ve Hürmüz Boğazı’nı Çin’den başka çözebilecek herhangi bir taraf hayal etmekte çok zorlanıyorum.”
Çin Devlet Başkanı Xi Jnping’in yanıtı da yine dünyanın değişimine ve yeni ortaklıklara, yeni işbirliklerine işaret ediyor. Xi, İspanya’ya, “uluslararası düzeni korumak ve güçlünün haklı olduğu orman kanununa sapılmasını önlemek üzere birlikte çalışma” çağrısında bulundu.
Çin’in barış kapasitesi
İspanya Çin’den neden ABD’nin Ortadoğu’da yaktığı ateşi söndürmesini istiyor? Bir çok neden sayılabilir ama en önemlisi, Çin’in söndürme kapasitesi olduğunu görmesidir.
Çin, “barış yapabilme” kapasitesini, hem de Ortadoğu’da, yakın zamanda göstermişti. Çin’in Pekin’de İran-Suudi Arabistan barışına imza atması ABD’yi nasıl şaşırtmış ve endişelendirmişti, anımsayın.
Daha yakın zamana gelelim. Pakistan’ın ABD ve İran’a sunduğu son ateşkes önerisinde acaba Çin’in hiç katkısı yok mu? Pakistan İslamabad’da Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan’la dörtlü girişim başlatmıştı ama aynı zamanda Çin’le de ikili girişim başlatıp, “Çin-Pakistan’ın Ortadoğu için beş önerisini” duyurmuştu.
Çin’in dört önerisi
Tam bu süreçte, Ortadoğu’daki savaşın göbeğinde olan ülkelerden birinin, Birleşik Arap Emirlikleri’in (BAE) veliaht Prensi Zayid el Nahyan da Çin’deydi.
Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, el Nayhan ile görüşmesinde, Ortadoğu’da barış için dört maddelik önersini sundu:
1) Barış içinde bir arada yaşama ilkesine bağlı kalınmalı. Ortadoğu ve Körfez bölgesi için ortak, kapsamlı, işbirliğine dayalı ve sürdürülebilir bir güvenlik mimarisi inşası teşvik edilmeli.
2) Ulusal egemenlik ilkesine bağlı kalınmalı. Ortadoğu ve Körfez bölgesindeki ülkelerin egemenlik, güvenlik ve toprak bütünlüğüne tam saygı gösterilmeli.
3) Dünyanın güçlünün zayıfı ezdiği düzene dönmesini önlemek için uluslararası hukukun üstünlüğü ilkesinin otoritesi korunmalı.
4) Tüm taraflar Ortadoğu ve Körfez bölgesindeki ülkelerin kalkınmasına elverişli bir ortam oluşturmak üzere birlikte çalışmalı.
Çin ile bölge ülkelerinin işbirliği
Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan dörtlüsünün çabası ile İspanya’nın ateşi söndürmesi için aktif rol üstlenmesini istediği Çin’in girişimini buluşturabilmek, buna Avrupa’dan katkı alabilmek, ateşkes hâlâ sürerken, kritik önemli.
ABD’nin bu bölge ülkelerini, kendisiyle hareket etmeye zorlamasına karşı koyabilmek ise öncelikli ve çok önemli.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Nisan 2026
NATO’da alan kaydırma dönüşümü
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 16/04/2026
Trump’ın “NATO’dan çıkarım” şantajı, Avrupa’nın kendi güvenliği için sorumluluk alması ve böylece NATO’nun “yeni ABD stratejisine” uyumlu konumlanması içindir.
Polonya, Romanya ve Türkiye merkezli üç yeni NATO Kolordu Karargahı işte bu amaçla tasarlandı. Kuzeydeki Polonya Karargâhından Baltık’ın, merkezdeki Romanya Karargâhından Karadeniz’in ve güneydeki Türkiye/Adana Karargahından Doğu Akdeniz’in ABD-NATO denetimine alınmasıdır hedef…
ABD kuzeyden güneye Baltık, Karadeniz, Akdeniz hattı üzerinden Avrasya’yla stratejik bir hesaplaşma başlatmış durumda. Bunun için de kuruluş belgelerinin aksine, Avrupa’yı savunma yerine, NATO’nun cephesini Avrasya’ya çevirerek güncelleme peşinde. Belirtmiştik, Avrupa ile ABD arasındaki NATO tartışmasının zemini aslında budur.
NATO’da kanattan merkeze
Ankara, ABD’nin bu yeni planlamasından memnun görünüyor. Hatta bu yeni planlamanın Türkiye’nin ABD nezdindeki önemini artıracağını savunuyor.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler “NATO’nun Ankara Zamanı” konferansında, bunu özetle “eskiden kanat ülkesiydik, artık merkez konumundayız” diye açıkladı.
Bu açıkça “alan kaydırma” ve NATO’da bir dönüşüm demektir. Nitekim konferansın evsahiplerinden Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran “NATO’nun dönüşüm baskısıyla karşı karşıya olduğunu” konuşmasında önemle belirtti. Ve Duran bu yeni süreçte Türkiye’nin NATO içinde alacağı role, Türkiye’nin şu değeri üzerinden işaret etti: “Türkiye, Ortadoğu’da sözü geçen; Karadeniz’in ve Doğu Akdeniz’in güvenliği konusunda ise ittifak içerisinde öne çıkan bir aktördür.”
NATO’nun yeni yönü ve alan kaydırması, haliyle Türkiye’yi kanat ülkesi olmaktan daha içeride bir pozisyona almaktadır. Bu yeni risk oluşturan durum ise ne acı ki iktidar açısından “önemli olma” avantajı olarak görülmektedir.
Ankara’nın ‘ABD nezdinde önem kazanma’ taktiği
Konferansta NATO’nun Türkiye için vazgeçilmez olduğunu savunan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak zirveden beklentisini de özetle “daha iyi NATO’culuk” olarak açıkladı.
Avrupa’yı “NATO’yu destekleyici pozisyonuna geri dönmeye” çağıran Güler şöyle dedi: “Aksi takdirde AB’nin bu yaklaşımının Avrupa’nın güvenliği ve dayanıklılığına ABD’nin Avrupa’da kuvvet azaltmasından daha fazla zarar vereceğini değerlendiriyoruz.”
Ankara’nın bu çizgisi, ABD-NATO-AB üçgeni içinde “önem kazanma” taktiği olarak değerlendirilebilir ama son tahlilde ABD’nin Türkiye’nin de içinde yer aldığı coğrafyaya karşı belirlediği stratejiye, araçsallık durumudur ve son derece sorunludur.
Rutte’nin o kritik cümlesi
ABD ile AB’nin NATO tartışmasında “birleştiricilik” arayan sadece Ankara değil, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de var. Rutte bu amaçla ABD Başkanı Donald Trump’la görüştü ve ABD televizyonundan açıklamalar yaptı.
Rutte’nin yayındaki bir cümlesi, iki yönü bulunan çok kritik bir cümleydi. Rutte açık açık “NATO’nun ABD’nin güç projeksiyonu için bir platform olması gerektiğini” söyledi.
Bu cümle sadece “NATO eşittir ABD” gerçeğini resmetmekle kalmıyor, aynı zamanda yukarıda işaret ettiğimiz ABD’nin Avrupa’yı savunma yerine NATO’nun cephesini Avrasya’ya çevirerek güncelleme hedefini de ortaya koyuyor.
Rutte net ifade etmiş oldu: NATO’nun kuruluş amacı ve varlık nedeni budur. O nedenle ABD’ye karşı olmak, NATO’ya karşı olmayı da gerektirir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
13 Nisan 2026
Trump’ın vakti
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 09/02/2026
ABD Başkanı Donald Trump’ın Umman’daki ABD-İran müzakeresi sonrası söylediği “Bolca vaktimiz var, acelemiz yok” sözleri önemli.
Bu sözler öncelikle “ABD füzelerinin İran’ı biran önce vurmasını bekleyenleri” rahatsız etti. İsrail yönetiminin Washington’u “Tahran’la kötü anlaşma yapmaması konusunda uyardığı” basına yansıdı.
Peki ne oldu da “haftasonu vuracak” yakınlığında beklenen ABD saldırısının yerini İsrail’i kaygılandıracak bir “anlaşma olasılığı” aldı?
Epstein dosyası Trump’ı baskılıyor
Önceki yazımda çözümlemeye çalıştım: Epstein dosyası Trump’ı sıkıştıran bir yön kazanmış durumda. Trump her ne kadar dosyada Demokratların bulunmasını öne çıkarmaya çalışsa da açılan belgeler onu ve ekibini zora sokmuş durumda.
Üstelik meselenin iç güç mücadelesi bağlamında, ABD’nin üstündeki İsrail yükünden hafifleme yönü de var.
Böylesi bir iç basınç, ABD Başkanı’nın dış müdahale hamlesini büyük oranda zayıflatır haliyle. Ancak bu daha çok “normal başkanlar” için geçerli bir durum. Trump gibi biri, düşük bir olasılık da olsa, tersinden iç basıncı savuşturabilmek için dışarıda yangın çıkarmak isteyebilir. Tabii Trump’ın elini kolunu bağlayan başka etkenler yoksa!
Trump İran için müttefik bulamadı
Trump’ı “vurmak üzere” olmaktan “acelem yok, bol vaktim var” noktasına gerileten asıl faktör iç basınç değil, dış faktörler.
Öncelikle Trump, İran’a saldırı için Ortadoğu’da İsrail dışında müttefik bulamadı. Türkiye’den Suudi Arabistan’a, Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) Azerbaycan’a bölge ülkeleri saldırıya karşı çıktılar. Hatta bir çok ülke olası saldırıda topraklarını ya da hava sahasını kullandırmayacağını açıkladı.
Elbette bölge ülkelerinin bazıları bu saldırıya ilkesel olarak karşı çıkıyorlar. Ama bazı ülkeler de İran’ın ABD saldırısına yanıt olarak kendi ülkelerindeki ABD üslerini vurabileceği endişesi nedeniyle Washington’a destek vermiyorlar.
Gerekçeleri ne olursa olsun, bölge ülkeleri şu ana kadar “kısmi bir caydırıcılık” sergileyebildi. Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Mısır’la yürüttüğü diplomasinin etkili olduğu görülüyor. Ama bunun “kısmi”den daha ileri bir caydırıcılık kazanabilmesi için bir süredir konuşulmakta olan “güvenlik mekanizmaları” arayışının ete kemiğe büründürülmesi gerekiyor.
Diğer yandan ABD içinde İran’a saldırıya karşı olan ciddi bir kesimin bulunması da Trump yönetiminin saldırganlığını bir ölçüde dizginliyor. Hatta İsrail muhalefetinin “İran karşı füzelerinin yaratacağı sonuçlardan” endişe etmesini de buna eklemek gerekiyor.
ABD-İsrail hilesi endişesi
Füze demişken…
Washington’un Tahran’la anlaşmasını istemeyen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, “İran’ın nükleer ve balistik füze programının kendilerine tehdit oluşturduğunu” ileri sürdü.
Ortadoğu’da İran’ı çevreleyen ABD bayraklı üs haritası üzerinden yapılan “İran ABD’yi tehdit ediyor!” ironisi gibi… İsrail İran topraklarına füze fırlatmadan önce acaba hangi İran füzesi İsrail’e düştü!
Emperyalist-Siyonist ittifakı, kendi saldırganlıklarına gerekçe üretebilmek için açık yalan söylemekten bugüne kadar hiç geri durmadı. Barış arayan, diplomasi isteyen, müzakere amaçlayan Tahran’ın en büyük endişesi de bu: Hile.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi bunu açık açık söylüyor: “Her şeyi denediler başarılı olamadılar. Şimdi tekrar müzakere masasına döndüler. Bu da (müzakerelerin nereye varacağı) belli değil zaten. Onlara (ABD’ye) güvenmiyoruz. Hile yapma ihtimalleri var.”
Netanyahu’nun çabaları
ABD ile İran arasında bu hafta ikinci tur bir müzakere yapılıp yapılmayacağı, yapılırsa bunun nasıl bir yönde ilerleyeceği, bölgemiz açısından kritik önemde.
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Trump’ı İran’a saldırıya zorlayabilmek için yoğun çaba içinde olduğu görülüyor. Zira bunu aynı zamanda siyasi ve daha önemlisi hukuki geleceğinin garantisi görüyor.
Dolayısıyla hilesi bol bir çok yönlü diplomasi sürecine girmiş durumdayız.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Şubat 2026