Posts Tagged HTŞ
HTŞ’nin İsrail ödevi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 28/12/2024
ABD, İsrail ve Türkiye desteğiyle Şam’da iktidar olan HTŞ yönetimi, şimdi bunun karşılığının ödenmesi görevleriyle karşı karşıya: Washington HTŞ’den İsrail ve YPG için güvence istiyor, Ankara ise HTŞ’den YPG’yi tasfiye etmesini…
Her ne kadar YPG’’yle ilgili talepler birbiriyle çelişiyorsa da HTŞ iki başkente sıcak mesajlar gönderiyor; Washington’a İsrail konusunda, Ankara’ya YPG konusunda…
İsrail’e dört, ABD’ye bir mesaj
HTŞ’nin ajandasındaki öncelikli konu ABD’ye verilecek İsrail güvencesi.
HTŞ lideri Colani’nin Şam’a vali atadığı Mahir Mervan, bu amaçla ABD kamu radyosu NPR’ye bir demeç verdi. Mervan’ın İsrail mesajları şöyle:
1) “Bizim sorunumuz İsrail’le değil.”
2) İsrail korku hissetmiş olabilir. Bu yüzden Suriye’de biraz ilerledi, Suriye’yi biraz bombaladı.”
3) İsrail’in ya da başka bir ülkenin güvenliğini tehdit edecek hiçbir şeye karışmak istemiyoruz.
4) Biz barış istiyoruz ve İsrail’e ya da herhangi birine karşı olamayız.”
5) “ABD, İsrail ile iyi ilişkiler kurmayı kolaylaştırmalı.” (harici.com.tr, 2712.2024)
ABD’nin Colani’den talepleri
Konu hakkında kamuya açık konuşma yetkisi olmayan bir ABD’li yetkili, Mervan’ın demeç verdiği ABD kamu radyosu NPR’ye “HTŞ’nin mesajını İsrail’e ilettiklerini” açıkladı.
Aslında Şam Valisi Mervan’ın İsrail mesajları, ABD heyetinin Colani’yle görüşmesinde talep ettiği beş şarttan İsrail’le olanın kabulü anlamına geliyor.
23 Aralık’ta bu köşede “ABD’nin Colani’den beş talebi” başlığıyla yazmıştım. ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, Şam’da görüştüğü HTŞ lideri Colani’den İsrail’le ilgili şu talepte bulunmuştu: “Yeni Suriye’nin hiçbir şekilde İsrail’e tehdit oluşturmayacağı garanti edilmeli.”
İşte Şam Valisi Mervan, bu talebi kabul ettiklerini açıklamış oluyor; “İsrail’le bir sorunumuz yok” diyor, “İsrail’e karşı değiliz” diyor, “İsrail’in güvenliğini tehdit etmeyiz, ettirmeyiz” diyor, hatta güvenliğinin tehdit edildiğini düşündüğü için İsrail’in Suriye’de “biraz ilerlemesini” de haklı buluyor!
Adres: Geniş Astana
ABD, İsrail ve Türkiye desteğiyle beklemediği hızda Şam’a giren ve Beşar Esad yönetimini deviren HTŞ’nin günün sonunda Suriye’yi tek başına yönetemeceğini Washington da görüyor, Ankara da…
İki başkent bu nedenle Şam yönetiminin oluşturulmasına bir başka ülkenin karıştırılmamasında şu aşamada mutabık ama kendi renklerini verme konusunda da güçlü rakip durumundalar.
Moskova ise Ankara’ya süreci “geniş Astana” ile yönetmeyi teklif ediyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Rusya’nın Türkiye ve İran’la birlikte, bazı Arap ülkelerinin de katılımıyla, Suriye’deki tüm süreçlerin konsolide edilmesinde ve seçimlerin herkes tarafından tanınacak şekilde düzenlenmesinde destekleyici rol oynamaya hazır olduğunu” ifade etti (cumhuriyet.com.tr, 26.12.2024).
Dolayısıyla Şam’da “asıl yönetim” mücadelesi daha yeni başlıyor…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
28 Aralık 2024
ABD’nin Colani’den beş talebi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 23/12/2024
Atlantik cephesinin terör örgütü HTŞ’yi normalleştirme hamleleri hız kazandı. İngiltere ve Almanya’dan sonra ABD yönetimi de HTŞ ile açık temasa geçti.
ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, Başkanlık Rehine İşleri Temsilcisi Roger Carstens ve Dışişleri Bakanlığı’nın Suriye işlerini yönetmekle görevlendirilen yeni Kıdemli Danışmanı Daniel Rubinstein’dan oluşan heyet Şam’da Colani ile görüştü.
Tabii Colani, artık terör örgütü HTŞ’nin lideri Colani değil, Şam’daki yeni yönetimin lideri Ahmet eş Şara oldu!
CIA: Terör örgütleri koordinatörü
Colani’yle görüşmek, ABD Dışişleri Bakanlığı diplomatları için iki kere ilginçti. Çünkü örgüt hem ABD’nin resmi olarak terör örgütü kabul ettiği bir örgüttü, hem de görüşülecek lideri Colani’nin başına ABD 10 milyon dolar ödül koymuştu!
ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, ABD’nin başına 10 milyon dolar ödül koyduğu terör örgütü HTŞ lideri Colani ile görüşüp, kendisinden “terörist grupların tehdit oluşturmamasının sağlanmasını” istedi! (Amerika’nın Sesi, 20.12.2024)
Bu durum, “liberal ABD demokrasi”sini doğru anlamak isteyenler için derslerle dolu…
Ders 1: CIA, dünyadaki çoğu terörist grubun sponsoru ve koordinatörüdür!
Ders 2: Amerikancılık sözlüğünde liberalizm ABD sermayesine serbestliktir; demokrasi ABD’nin istediğini yapabilme özgürlüğüdür; insan hakları ise zaten insanına göre değişir!
ABD: Yeni Suriye İsrail’e tehdit oluşturmamalı
Elbette ABD’nin tek istediği, HTŞ’nin “terörist grupların tehdit oluşturmamasını sağlaması” değildi.
ABD heyetinin Colani’den neler istediğini, herhalde en iyi Suriye’deki “kara ordusu” YPG biliyordur. Zira Pentagon yetkilileri onlarla yakın mesaide şu ara…
O cephedeki değerlendirmelere ve yerel basına yansıyanlara bakılırsa, ABD heyeti HTŞ lideri Colani’den şu taleplerde bulunmuştu:
1) HTŞ, mevcut geçici hükümet ve ileride kurulacak yönetim, El Kaide başta diğer “radikal gruplarla” bağlarını kesmeli, içlerindeki tüm yabancı uyrukluları çıkarmalı. (Bu madde, Barbara Leaf’in resmi olarak açıkladığı HTŞ’nin “terörist grupların tehdit oluşturmamasının sağlaması” talebiyle örtüşüyor.)
2) IŞİD’e karşı mücadelede Koalisyon güçlerinin ortağı olduğu için SGD’ye karşıtlık olmamalı ve SDG (muhtemelen yeni bir isimle) yeni Suriye yönetiminin bir parçası olmalı.
3) Tüm inanç ve halklar, laiklik esasına dayanarak, yönetimde temsil edilmeli
4) Yeni Suriye’nin hiçbir şekilde İsrail’e tehdit oluşturmayacağı garanti edilmeli.
5) Hamas’la temas kesilmeli ve ilişkiler tasfiye edilmeli.
Colani’nin dayanacağı eksen
Bu beş madde özetle, İsrail’in ve PYD/YPG’nin çıkarlarının sağlanması ve pozisyonlarının korunması karşılığında, ABD’nin HTŞ’yi destekleyeceğini belirttiği anlamına geliyor. Colani ABD’nin şartlarını yerine getirdikçe, Washington da yaptırımları aşamalı olarak kaldıracak.
HTŞ’nin buna uygun hareket ettiği görülüyor. Colani’nin, bölgesel aktör Türkiye’yi gözeten ama esas olarak ABD-İngiltere-İsrail eksenine yaslanan bir çizgi izleyeceği anlaşılıyor. Nitekim sürekli “İsrail’le savaş istemediğine” işaret ediyor.
Colani’nin ABD heyetiyle görüşmesine dair yaptığı yazılı açıklamasında “tüm bölgesel aktörlere eşit mesafede durduklarını” ve “yaptırımların kaldırılmasını istediklerini” belirtmesi önemli (cumhuriyet.com.tr, 21.12.2024).
Yani “bölgesel aktörlere eşit mesafede ama küresel aktörlere dayanan” bir Ahmet eş Şara var artık Şam’da.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Aralık 2024
ABD’yle Fırat pazarlığı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 21/12/2024
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın El Cezire televizyonundaki söyleşisi, Fırat’ın batısı-doğusu konusunda önemli gelişmelerin olduğuna işaret ediyor.
Örneğin El Cezire soruyor: “Türkiye açısından bakıldığında, Suriye’de bir özerk Kürt bölgesi veya Kürt oluşumu söz konusu olabilir mi? Yoksa Türkiye bunu bir tehdit olarak mı algılar?”
Fidan’ın yanıtı ilginç: “Benim Suriye halkı adına konuşmam doğru olmaz. Sorduğunuz husus, Suriye halkının bileceği iştir. Bu onların vereceği bir karar.” (AA, 19.12.2024)
Fidan’ın HTŞ mesajı
Örneğin El Cezire soruyor: “Kobani yakınlarında topçu birliklerinin toplanması, Türkiye’nin büyük bir taarruz başlatmaya mı hazırlandığı anlamına geliyor?”
Fidan’ın yanıtı şöyle: “Artık Şam’da yeni bir yönetim var. Bence bu konu artık öncelikle onları ilgilendiriyor. Bence eğer bu meseleyi düzgün bir şekilde ele alırlarsa bizim müdahale etmemiz için bir sebep kalmayacaktır.” (aydinlik.com.tr, 19.12.2024).
Bu arada Aydınlık gazetesi dikkat çekiyor: Anadolu Ajansı, Fidan’ın El Cezire söyleşisinin HTŞ kısmını abonelerine servis etmemiş! O kısımda Fidan HTŞ ile ilgili iki çarpıcı şey söylüyor: “Yeni yönetimi meşru bir ortak kabul ediyoruz” ve “Bence BM’den başlayarak uluslararası toplumun bu örgütün adını terör listesinden çıkarmasının zamanı geldi” (aydinlik.com.tr, 19.12.2024).
Ateşkes konusu
Gelelim işin Fırat pazarlığı kısmına…
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, “Suriye’nin kuzeyindeki Menbiç civarında Türkiye ile SDG arasındaki ateşkesin, ABD’nin girişimiyle salıdan itibaren haftasonuna kadar uzatıldığını” açıkladı (Amerika’ın Sesi, 17.12.2024).
Milli Savunma Bakanlığı “kaynakları”, bu açıklamayı iki gün sonra yalanladı: “Türkiye olarak herhangi bir terör örgütü ile görüşmemiz söz konusu değildir. Yapılan açıklamayla ilgili bir dil sürçmesi olduğunu düşünüyoruz” (Amerika’ın Sesi, 19.12.2024).
Haliyle insan merak ediyor: ABD Dışişleri Sözcüsünün resmi açıklaması, neden MSB Sözcüsünün resmi açıklamasıyla değil de, basına konuşan MSB “kaynakları” aracılığıyla yalanlanıyor? Öte yandan, tamam, MSB kaynakları SDG’yle ateşkesi yalanlıyor ama ya ABD’yle ateşkes?
Bu arada Milli Savunma Bakanlığı “kaynakları” şunu da söylüyor: “Suriye’deki yeni yönetim ve onun ordusu olan SMO’nun Suriye halkı ile birlikte terör örgütü PKK/YPG tarafından işgal edilen bölgeleri kurtaracağına inanıyoruz” (Amerika’ın Sesi, 19.12.2024).
Pentagon’un mesajı
Washington’un ve omurgasını PYD/YPG’nin oluşturduğu SDG’nin açıklamaları, burada esas amacın, Ankara’yı SDG’yle muhatap etmek olduğunu ortaya koyuyor. Nitekim SDG Komutanı Mazlum Abdi şu “teklifi” yapıyor: “Türkiye’yle ateşkes konusunda anlaşma olursa, Suriyeli olmayan Kürt savaşçılar Suriye’den ayrılacak” (Amerika’nın Sesi, 19.12.2024). Yani Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ilan ettiği üç şarttan birinin kabulünü, ateşkes anlaşmasına bağlıyor.
Bu noktada dikkat çeken bir gelişme daha var. Pentagon Sözcüsü Tuğgeneral Patrick Ryder, bugüne kadar 900 olarak açıklanan Suriye’deki asker sayısını, 2 bin olarak güncelledi (AA, 20.12.2024).
Peki, aradaki fark, 27 Kasım’da başlayan Esad yönetimini yıkma operasyonunda rol alan ABD özel kuvvetleri mi? Yoksa bu askerler, Fırat pazarlığı için mi konuşlandırıldı? Ve Pentagon Trump’ın açıklamalarına rağmen, bu hamlesiyle YPG’yi terk etmeyeceği mesajını mı vermiş oluyor?
İki ara sonuç
Tüm bu olguları birlikte değerlendirirsek, birbiriyle bağlantılı iki ara sonuca varmış oluruz:
1) Ankara, YPG’yle mücadeleyi şu aşamada HTŞ’ye havale etmiş görünüyor.
2) Ankara ile Washington arasında Fırat’ın doğusu-batısı için bir pazarlık yürüyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Aralık 2024
İsrail’in Suriye’deki beş hededi
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 17/12/2024
Türkiye destekli HTŞ-SMO gruplarının 27 Kasım’da Halep’ten başlattığı Esad’ı devirme operasyonunun, sonuçları itibariyle en önemli kazananlarından biri İsrail oldu.
Esad’ın olmadığı bir Suriye, haliyle Netanyahu’nun yeni oyun alanı olacaktı. Şimdi bu acı gerçeği gizlemek için gri propagandaya başladılar. Esad ile İsrail’in gizli işbirliği yaptığını iddia ediyorlar, Esad’ın Gazze’ye destek için neden İsrail’e hiç saldırmadığını sorguluyorlar; 13 yıldır Esad’ı saldırı altında tutanlar kendileri değilmiş gibi…
Esad’a karşı Colani-Netanyahu işbirliği
Gerçek şu: İsrail ile Türkiye destekli HTŞ-SMO grupları fiilen Esad’a karşı dört şekilde ortaklık kurdular.
1) HTŞ-SMO gruplarının İdlib merkezli yarattığı istikrarsızlık, İsrail’in Suriye’yi havadan vurmasını; İsrail’in havadan Suriye’yi vurması da HTŞ-SMO’nun karadan ilerlemesini kolaylaştırdı.
2) Diğer yandan İsrail’in Lübnan’ı vurması da HTŞ-SMO’ya alan açtı. Hizbullah İsrail saldırıları nedeniyle Lübnan’a çekilince, HTŞ-SMO’nun Halep’i düşürmesi kolaylaştı.
3) Ayrıca İsrail’in Suriye’deki İran destekli gruplara düzenlediği hava saldırıları da, HTŞ-SMO’nun 27 Kasım’da Halep’ten başlayıp, 8 Aralık’ta Şam’a ulaşmasını kolaylaştırdı.
4) İsrail, Şam düştükten sonra bile Şam’dan Lazkiye’ye uzanan hat üzerinde Suriye’ye hava operasyonlarını sürdürdü; askeri tesisleri, silah depolarını, savunma ünitelerini vurdu. Böylece BAAS ve Suriye Ordusu içinden grupların HTŞ’ye karşı olası bir direnişini de fiilen önlemiş oldu.
Colani’nin İsrail’e vaadi
Nitekim terör örgütü HTŞ’nin lideri Colani 8 Aralık’tan bu yana iki tarafla çatışmasızlık ilan ediyor: İsrail ve PYD.
Başından beri Tel Aviv’i rahatlatan açıklamalar yapan Colani, İsrail’in güneyden Suriye’deki işgalini artırması ve Şam’a yaklaşması karşısında bile çatışmasızlıkta ısrar ediyor.
Colani son olarak The Times’a verdiği röportajda, yine “İsrail ile savaş istemiyoruz” dedi. Dahası Colani İsrail Başbakanı Netanyahu’yu rahatlatacak vaatte bulundu: “Hizbullah ve İran’ın varlığı gerekçesi ortadan kalktı. Suriye’nin İsrail’e saldırılar için kullanılmasına izin vermeyeceği.” (cumhuriyet.com.tr, 17.12.2024)
Colani bunları söylerken, Colani’yi destekleyenler “Esad-İsrail işbirliği” iddiası ile tabloyu perdelemeye çalışıyor!
İsrail’in Suriye’de genişleme planı
İsrail Başbakanı Netanyahu, açık açık “Esad’ın İsrail sayesinde devrildiğini” belirtti ve sahadaki fiili işbirliğine dayanarak güneyden Suriye’yi işgal etmeye başladı.
Peki İsrail’in Suriye’deki hedefleri neler?
1) İsrail toprak kazanmaya çalışıyor: İsrail ordusu, 1967’den beri işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri üzerinden başlayarak, silahtan arındırılmış bölgeyi ele geçirip, adım adım kuzeye doğru toprak genişletti. Şam’a 15 km’ye kadar geldi.
Netanyahu hükümeti bu amaçla Suriye’de genişlemeyi esas alan bir planı onayladı. Plan özetle Golan’daki İsrail nüfusunu iki katına çıkartma hedefli bir ekonomik paketin hayata geçirilmesini içeriyor. 11 milyon dolarlık bütçeyle hızla bir “öğrenci köyünün” kurulması ve Golan’a yeni yerleştirileceklere destek sağlanması hedefleniyor (cumhuriyet.com.tr, 16.12.2024)
İsrail’in “federal Suriye” hedefi
2) İsrail, Lübnan’ı kuşatmak istiyor: İsrail, Suriye topraklarında genişleyerek, Lübnan’a doğusundan da baskı uygulamaya ve sınırını artırarak bu ülkeyi kuşatmaya çalışıyor.
3) İsrail Dürzi kartı oluşturmaya çalışıyor: İsrail, Lübnan’ı baskılarken, Dürzi azınlık için de bir hamilik kazanmaya çalışıyor. Lübnan ve Suriye’deki Dürziler üzerinden, Şam ve Beyrut’u sürekli baskı altında tutmayı hedefliyor.
4) İsrail’in “Kürt devleti” hedefi: İsrail, Suriye’nin kuzeyinde PKK/PYD kontrolünde bir Kürt devleti kurulmasını savunuyor.
Bu zaten ABD-İsrail’in uzun yıllara dayanan “israil’in güvenliğini sağlama” stratejisiydi. ABD, Ortadoğu’da bir Kürt devleti üzerinden 1) bölgede Araplara karşı bir Kürt-Yahudi ittifakı oluşturmayı, 2) Türk, Arap ve Fars coğrafyası içinde Kürtleri paratoner yaparak İsrail’in üzerindeki baskıyı azaltmayı amaçlıyor.
5) İsrail, “federal Suriye” istiyor: İsrail devleti, üniter bir Suriye’yi değil, federal bir Suriye’yi istiyordu en başından beri. BAAS ve Esad yönetimi ise üniterliğin, Suriye’nin birliğinin teminatıydı. Esad’ın yıkılmasıyla Tel Aviv’in arzuladığı zemin oluştu. Şimdi İsrail, güneyden Suriye’yi işgal ederek, Dürzilere bölge vaat ederek ve kuzeydoğudaki PYD devletini savunarak, Şam üzerinde “federal Suriye” baskısı kurmaya çalışıyor.
Astana yerine Akabe süreci
Başından beri ısrarla vurguladık: Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasal birliği, Türkiye başta komşularının da toprak bütünlüğü ile siyasal birliğinin teminatıdır. Suriye parçalanırsa, bundan Türkiye de olumsuz etkilenir. Dolayısıyla Türkiye’nin, Suriye’nin siyasal birliğin teminatı durumundaki BAAS rejimini yıkmaya çalışması, aslında sonuçları itibariyle kendi ayağına sıkmasıydı. Bu nedenle 27 Kasım’da başlayan harekatın, Türkiye’yi bir tuzağa düşüreceği uyarısında bulunduk hep.
İşte, İsrail BAAS rejiminin yıkılmasını fırsata çevirerek Suriye’yi adım adım parçalıyor. Bu parçalanmadan parça kapmaya çalışmak stratejik hata olacaktır. Tersine Ankara’nın parçalanmaya karşı tutum alması gerekir. Ama nasıl ve kimlerle?
Ne yazık ki Türkiye, Astana ortaklarıyla ters düşerek bu olasılığı da zayıflattı. Akabe süreci, Astana sürecinin yerini almaya çalışıyor. Türkiye, Rusya ve İran ortaklığı yerine, Akabe’de Arap, Türk, ABD ve AB inisiyatifi geliştirilmeye çalışılıyor.
Kısacası, estirilen zafer havasının üstünde, fırtınalı bir iklim var…
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
17 Aralık 2024
Colani’nin arabası
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 14/12/2024
İlkelerin ayaklar altına alınması ve bunun istisna olmaktan çıkarak “reelpolitik” diye savunulması, devletlerarası ilişkilerin önündeki en önemli sorunlardan biridir.
Bunu terör örgütü HTŞ’nin Suriye’de iktidar “yaptırılması” nedeniyle söylüyoruz. HTŞ’yi resmi olarak terör örgütü kabul eden ülkeler, onun Şam’daki yasal hükümeti devirmesini istediler, bunun için askeri ve istihbari destek verdiler, yönlendirdiler. Şimdi de HTŞ’yle resmi ilişkiye geçiyorlar; üstelik HTŞ’yi hâlâ resmi olarak terör örgütü diye kabul etmelerine rağmen!
Terörün tanımı sorunu
Terör ve terör örgütü konusu devletlerarası ilişkilerin zaten iki temel nedenle sorunlu konusuydu:
1) Terör ve terör örgütü konusunda hem tanımda bir uzlaşı yok hem de çıkarlar gereği birinin terör örgütü kabul ettiğini diğeri kurtuluş örgütü sayıyor. Buna bulunan “kısmi çözüm”, BM’nin o örgütleri nasıl tanımladığıdır. Örneğin Türkiye için terör örgütü olan PKK, uzun süre müttefikleri ve komşuları tarafından terör örgütü diye kabul edilmemişti.
2) Terör ve terör örgütü konusunda ikinci sorun, devletlerin, BM tanımlaması oluştuktan sonra, terör örgütünün isim değiştirmesi üzerinden onunla ilişkiyi sürdürmesidir. Örneğin ABD, resmi olarak PKK’yi terör örgütü kabul ediyor ama PKK’nin değişmiş adlı haliyle, ülke kollarıyla ilişkisini sürdürüyor. Dahası, PKK’nin Suriye kolu PYD/YPG’yi “kara ordusu” yaparak, IŞİD’e karşı işbirliği söylemi üzerinden devletleşmesinin yolunu açıyor.
Önce ilke
Terör ve terör örgütleri konusundaki en temel ilke şu olmalıdır: Egemen bir ülkenin, kendi egemenliğini hedef alan bir örgütü terör örgütü kabul etmesi halinde, o örgüt başta komşuları olmak üzere tüm diğer ülkeler tarafından da terör örgütü kabul edilmelidir.
Ancak tersine, devletlerarası güç ve çıkar çatışması nedeniyle, genelde devletler komşusunun terör örgütü kabul ettiğini, komşusunu zayıflatacak bir araç gördüğü için “kurtuluş örgütü” sayar ve destekler. İlke ortadan kalkınca, herkes herkese karşı bir terör örgütü besler!
Bu kısırdöngüden en çok kazanan ise terör örgütlerini etkileme ve kullanma potansiyeli olan en güçlü devlettir; emperyalist ABD’dir.
PKK, IŞİD, HTŞ
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile görüşen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan önemle belirtiyor: “DEAŞ’ın (IŞİD), PKK’nın orada (Suriye’de) hakim olmaması önceliklerimiz arasında” (AA, 13.12.2024).
Güzel, peki IŞİD ve PKK terör örgütü de HTŞ değil mi? Halbuki HTŞ Türkiye’nin resmi olarak terör örgütü kabul ettiği bir örgüt. Bu durumda MİT Başkanı İbrahim Kalın, HTŞ lideri Colani’nin arabasında ne arıyor?
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ise Ankara’nın terör örgütü PKK karşıtı tutumuna karşı şu argümana sarılıyor: “SDG (PKK’nin Suriye kolu PYD/YPG’nin omurgasını oluşturduğu örgüt) IŞİD’den gelen tehdidin baskılanması konusunda ve aynı zamanda Suriye’nin doğusunda çok sayıda IŞİD teröristinin gözaltı merkezlerinde tutulmasında son derece yetkin terörle mücadele ortağıdır” (Amerika’nın Sesi, 12.12.2024).
Yani ABD, Türkiye’nin terör örgütü kabul ettiği PKK’yi, yine hem ABD’nin hem Türkiye’nin terör örgütü kabul ettiği IŞİD’e karşı mücadele eden bir örgüt olarak savunmakta; hatta bunun üzerinden PKK terör örgütünü, “terörle mücadele ortağı” diye payelendirmektedir!
Direksiyondaki 10 milyon dolar
İngiltere Savunma Bakanı John Healey, HTŞ’nin resmi ”terör örgütü” statüsünün önemsiz olduğunu belirterek, görüşeceklerini söylüyor (Sputnik, 12.12.2024). Ki askeri ve istihbarat düzeyinde Washington da, Londra da, Ankara da ne yazık ki terör örgütü HTŞ’yle zaten görüşüyordu. İdlib’de “kurtuluş hükümeti” kurmasını kabul ettiler, Esad’a karşı mücadele edebilmesi için her açıdan desteklediler.
ABD ”resmi olarak” 9 yıldır terör örgütü kabul ettiği HTŞ’nin lideri Colani’nin başına 10 milyon dolar ödül koymuştu. Ancak uygulamada Colani’ye milyonlarca dolarlık silah sağladılar. Türkiye resmi olarak 2018’den beri HTŞ’yi terör örgütü kabul ediyor. Ama uygulamada iktidar HTŞ’nin İdlib’de büyümesine “göz yumdu”, Şam’a yürümesine “yeşil ışık yaktı” ve şimdi de liderinin arabasına biniyor!
Terör ve terör örgütleri konusundaki ilkesizlik üzerinden komşular komşularıyla emperyalistlerin yararına uğraşmaya daha bir süre devam edecek ne yazık ki…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Aralık 2024
Suriye’de 2. perde
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 09/12/2024
Suriye’de 13 yıldır süren 1. perde, Şam yöntiminin düşmesiyle kapandı; şimdi Türkiye açısından asıl riskleri içeren 2. perde başlıyor.
Ankara’nın 1. perde boyunca izlediği çizginin, stratejik düzeyde nasıl ağır bir hata olduğu, ne yazık ki 2. perdede daha iyi anlaşılacaktır. Uyarıları dikkate almayan ve şimdi Şam rejiminin yıkılmasını zafer diye kutlayanlar, ne yazık ki Türkiye’yi Irak’tan sonra Suriye’de de aynı hataya düşürmüş oldular.
Aynı kapana iki kez girildi
ABD’nin “müttefiklik” üzerinden körleştirmesi ile Ankara, 34 yılda aynı kapana iki kez girmiş oldu; birincisinde Özal’ın “bir koyup üç alma” hayaliyle, ikincisinde Erdoğan-Bahçeli’nin “82. il Halep” hayaliyle…
Birincisinde Irak’ta “Saddam şeytanlaştırılarak” kuzeyde güç boşluğu oluşturuldu, Türkiye şimdi Barzani devletine komşu!
İkincisinde Suriye’de “Esad şeytanlaştırılarak” kuzeyde güç boşluğu oluşturuldu, Türkiye artık PYD devletine komşu!
Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) Fırat’ın batısındaki alan hakimiyeti hem tuzaktı hem de geçici olacaktır. Çünkü ABD’nin nihai hedefi Fırat’ın batısıyla doğusunu birleştirmektir. Washington açısından PYD-HTŞ işbölümü bir ara aşamadır.
Suriye’nin parçalanması Türkiye için tehlike
ABD ve İsrail başından beri Suriye’yi dört parçaya bölmek istiyordu. Sünniler, Nusayriler, Kürtler ve Dürziler arasında parçalanacak bir Suriye için çalışıyorlardı. (Bu konudaki ABD ve İsrail raporları için bkz: Mehmet Ali Güller, Suriye’nin Sevr’i – Amerikan Koridoru, Kaynak Yayınları, Ekim 2015)
Beşar Esad ise Washington ve Tel Aviv’in bu amacının karşısında, ülkeyi bir arada tutabilen aktördü. Çünkü propaganda edildiğinin aksine Şam yönetimi bir azınlık Nusayri yönetimi değildi, tersine Sünniler çoğunluktaydı.
Esad’ın ve laik BAAS rejiminin olmadığı bir Suriye ise hem etnik hem de dini mezheplere bölünme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu parçalanmışlıktan pay almayı kâr sayan, hatta zafer diye iç politikada kullanmak isteyenler, ne yazık ki uzun vadede ülkelerinin ulusal çıkarlarını büyük bir riske atmışlardır…
Cihadizm-Siyonizm işbirliği
İsrail Halep-Hama hattını havadan vurarak HTŞ’nin karadan yürüyüşünü kolaylaştırdı. Cihatçılar, İsrail’in hedefini yerine getiriyor.
“İran’ın Suriye’den çıktığını görmek istiyoruz” diyen İsrail Genelkurmay Başkanı Halevi tablodan memnun. Dahası İsrail’in bu tabloyu biraz daha lehine çevirmek için adımlar atacağı anlaşılıyor. 1967’den beri işgal altında tuttuğu Suriye’nin Golan bölgesine asker sevkiyatı yapıyor. Suriye parçalanırken, İsrail de topraklarını genişletmek istiyor.
Böylece Ankara’nın denetimindeki İdlib’den çıkan silahlı cihatçı grupların Şam’ı ele geçirmesi ve İsrail’in Golan’daki işgali, yeni bir komşuluk doğurmuş oluyor: İsrail-HTŞ komşuluğu.
AKP nasıl bir Suriye görmek istiyor?
AKP iktidarının başından beri “nasıl bir Suriye görmek istediği” konusu, bu sürecin geldiği yer açısından önemli oldu. Önce Şam’a yedi kişilik bir İhvancı listesi verip, Esad’a “hükümetine monte et” dediler, kabul edilmeyince Suriye Ulusal Konseyi, sürgünde Suriye hükümeti ve o hükümete bağlı Özgür Suriye Ordusu (sonra Suriye Milli Ordusu) kurdular. Hatta o süreçte PYD’ye “Özerkliğinize karışmayız, yeterki Esad’a karşı ÖSO’yla hareket edin” dediler.
Ankara’nın amacı, etnik ve dini grupları üniter yapı içinde tutabilen laik rejimi yıkmaktı ne yazık ki. O rejim olmayınca Suriye’nin parçalanması kolaylaşacaktı…
Oysa Suriye’nin “siyasal birliği”, hem Suriye’nin toprak bütünlüğünün hem de etkisi nedeniyle Türkiye’nin toprak bütünlüğünün teminatıdır. Halep zaferine aldananlar, Türkiye’yi işte bu ağır bedel riskiyle karşı karşıya getirmiş oluyorlar…
Şimdi ülkemizin bu ağır bedeli yaşamaması ve bu tablodan çıkış için mücadele edeceğiz.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Aralık 2024
ABD’nin HTŞ-YPG planı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 07/12/2024
“Ankara bu işin neresinde” sorusunu Erdoğan da yanıtlamış oldu: “İdlib, Hama ve Humus tamam, hedef Şam. Muhaliflerin bu yürüyüşü devam ediyor. Temennimiz yürüyüşün kazasız devam etmesi.”
Böylece Bahçeli’nin “Halep Türk’tür, bunu kaleye çekilen Türk bayrağı söylüyor” çıkışı ve AKP medyasının günlerdir sürdürdüğü “harita değişiyor” sevinci tamamlanmış oldu.
Sebep-sonuç ilişkisi
Erdoğan konuşmasında, “muhaliflerin yürüyüşü” ile “Esed’den cevap almaması” arasında bir bağ kuruyor. “Esed’e çağrımız olmuştu. ‘Gel görüşelim ve Suriye’nin geleceğini birlikte belirleyelim, tayin edelim’ demiştik. Ne yazık ki Esed’den bu işe olumlu bir cevap alamadık.”
Kuşkusuz bu sözler, Erdoğan’ın normalleşme hamlesinin ne kadar göstermelik olduğunu ortaya koymuş oldu. Bir cumhurbaşkanı, bir cumhurbaşkanına “gel senin ülkenin geleceğini birlikte belirleyelim” derse, haliyle oradan normalleşme çıkmaz zaten!
Ki bu tablo Erdoğan açısından sebep-sonuç ilişkisini ortaya koymuş oluyor: Esad’ın Erdoğan’la birlikte Suriye’nin geleceğini belirlemeyi kabul etmemesi sebep, HTŞ ve SMO’nun İdlib’den başlayıp Şam’ı hedefleyen yürüyüşü sonuç!
Kimler kimlerle beraber?
Erdoğan’ın “muhalifleri” Esad’a karşı yürüyüşünü sürdürürken, ABD’nin muhalifleri de bir başka cepheden Esad’a saldırıyor. İsrail zaten aylardır havadan vuruyor.
Dolayısıyla AKP, SMO, ABD, PKK/PYD/YPG, HTŞ ve İsrail, fiilen Esad’a karşı birleşmiş durumda. Bu gerçeği bulanıklaştırabilmek için Rusya, İran ve Esad’ın, PKK’nin hamiliğini yaptığını propaganda ediyorlar.
ABD’nin PYD’yi devlet yapma desteği ile Rusya’nın Kürtleri Suriye’nin birliği içinde tutma çabasını aynı kefeye koymak, elbette gerçekçi değil.
Gerçek şu: AKP Türkiye’yi Halep tuzağına düşürüyor. Bu tuzağın sonucunda Fırat’ın doğusunda ABD destekli PYD devleti, Fırat’ın batısında da ABD-AKP destekli bir cihatçı devlet ortaya çıkar.
HTŞ’nin değişim mesajı
ABD-İngiliz basını, BM’nin terör örgütü kabul ettiği HTŞ’yi 27 Kasım’dan bu yana, alıştıra alıştıra “ılımlı cihatçı grup” yapmaya çalışıyor. HTŞ’nin lideri Colani, bu operasyonun gereği olarak Amerikan CNN’e konuştu.
Colani bu röportajda “değişirim” mesajı verdi, diğer cihatçı grupların “acımasız taktiklerine” karşı oldukları için onlardan ayrıldıklarını savundu ve ekledi: “Biz daha büyük bir projeden bahsediyoruz, Suriye’yi inşa etmekten bahsediyoruz. HTŞ bu diyalogun yalnızca bir parçasıdır ve her an dağılabilir. Kendi içinde bir amaç değil, bir görevi yerine getirmek için bir araçtır.”
Yani HTŞ, önümüzdeki süreçte “cilalanmış yeni bir adla” karşımıza çıkarılabilir.
PYD’den HTŞ’ye diyalog mesajı
HTŞ lideri Colani “değişim” mesajı verirken, PKK/PYD/YPG ise “HTŞ’yle diyalog” mesajı veriyor.
PYD eşbaşkanı Salih Müslim şöyle diyor: “HTŞ hakkında iyimserim. Suriye Milli Ordusu’ndan daha disiplinli ve uzlaşmacılar. Onlar da Suriyeli. Suriye’nin çeşitliliğini desteklemeliler. Suriye’de bir arada yaşama geleceği inşa etmek için HTŞ ile diyaloga hazırız.”
PYD’nin askeri örgütü YPG’nin lideri Mazlum Abdi de şöyle diyor: “HTŞ ile başta Halep’teki durum olmak üzere alanlarımızın güvenliği için dolaylı ilişkimiz var.”
Kritik Astana toplantısı
Türkiye’nin bu tuzağa düşmemesinin panzehri, öncelikle Astana sürecini devam ettirmesidir. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “Astana artık işe yaramıyor” özetli çıkışının ardından Astana ülkelerinin dışişleri bakanları bugün acilen Doha’da toplanacaklar.
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un Doha toplantısına dair şu mesajı ise asıl sebep-sonuç ilişkisini ortaya koyuyor: “İdlib bölgesindeki anlaşmaların sıkı bir şekilde uygulanmasına geri dönme ihtiyacını tartışacağız. Çünkü İdlib çatışmasızlık bölgesi, teröristlerin Halep’i ele geçirmek için harekete geçtiği yerdi.”
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Aralık 2024
Ankara’nın Halep stratejisi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 02/12/2024
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan “Halep’te yaşanan gelişmelere Türkiye müdahil değil” diyor. Peki öyle mi?
1) Suriye Milli Ordusu (SMO) Halep’e saldırıda Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ile birlikte hareket ediyor. Nitekim AKP hükümetine yakın gazeteler de günlerdir bunu yazıyor. Peki Ankara’nın denetimindeki SMO, Ankara’ya rağmen mi bu saldırıda yer alıyor?
Ankara’nın yeşil ışığı
2) Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli “İdlib’e saldırılar konusunda uyarmıştık. Bugün yaşananların nedeni o saldırılardır” diyor. Sözcünün “onlar İdlib’e saldırdı, bunlar da karşılığında Halep’e saldırıyor” özetli bu bakışı üç nedenle sorunludur:
a) Ankara, Suriye’yi ve onları destekleyen Rusya ve İran’ı İdlib’e “saldırmakla” suçluyor.
b) İdlib Suriye’nin toprağıdır, dolayısıyla Suriye ordusunun İdlib’e operasyonu saldırı değil, terörle mücadele harekatıdır.
c) Oysa Halep’e saldıranlar, en azından Suriye devletinin gözünde, terör örgütleridir. Peki Dışişleri Sözcüsü, kurduğu neden-sonuç ilişkisiyle bu durumda Halep’e saldırıyı olumlamış olmuyor mu?
3) Türkiye’nin dahli yoksa, hükümete yakın medya, neden bu terör örgütlerinin Halep’e saldırısını sevinçle haberleştiriyor? Neden Yeni Şafak başta AKP medyası “üç günde harita değişti” diyerek, HTŞ’nin egemenlik alanını artırdığını gösteren haritalar yayınlıyor?
Ankara’nın İdlib sorumluluğu
4) İdlib’deki gruplardan Ankara sorumlu değil mi? Anımsayın, Suriye ordusu Rusya’nın hava desteğiyle İdlib’deki cihatçı terör gruplarını temizleyecekti. Ankara sorumluluk alarak “ben silahsızlandırırım” dedi. Astana anlaşmasının esası budur. Ancak geçen yıllara rağmen, Ankara İdlib’deki grupları silahsızlandır(a)madı. Üstelik bu süreç içerisinde HTŞ İdlib’de en büyük grup haline geldi, bir hükümet bile kurdu. Hani Ankara HTŞ’yi terör örgütü kabul ediyordu? Yoksa bu karar sırf BM’nin kararı diye mi alındı?
Dolayısıyla İdlib’deki silahlı gruplar silahsızlandırılamadıysa, tersine daha çok silahlanabildiyse ve şimdi o silahlarla Halep’e saldırıyorsa, bunda Ankara’nın hiçbir sorumluluğu yok mudur? Astana garantörleri Moskova ve Tahran, olduğunu düşündüğü için, Halep’e saldırıyı öncelikle “Astana anlaşmasının ihlali” diye yorumluyorlar.
İsrail’in yeni cephesi: Halep
Önceki makalemde altını çizdim: Halep, aslında İsrail’in yeni cephesidir. İsrail Başbakanı Netanyahu, 26 Kasım’da Lübnan’la ateşkesi kabul etti, 27 Kasım’da SMO ve HTŞ Halep’e saldırıyı başlattı. Ve Netanyahu, 26 Kasım’daki anlaşmayla ilgili konuşmasında “Esad, Lübnan’a destek konusunda ateşle oynuyor” dedi. Kaldı ki bu grupların ele geçirmeye çalıştığı Halep-Hama hattı, İsrail’in bir süredir düzenli hava saldırısı yaptığı bölgeydi.
Unutulmamalı: Bugün Halep’e saldıran cihatçı terör grupları, İsrail İran’a füze saldırısı düzenlediğinde bunu sevinçle kutlamış, hatta halka tatlı dağıtmıştı!
Açık ki İsrail ile bu cihatçı gruplar, Suriye’ye saldırıda ortaktır.
Çözüm
Tablo net: ABD, İsrail ve cihatçı terör grupları ile ABD’nin himayesinde devletleşmeye çalışan PYD bir tarafta; Suriye, Rusya ve İran diğer tarafta. Türkiye, maaşını ödediği SMO’nun HTŞ’yle birlikte Halep’e saldırması nedeniyle, bu saflaşmada nesnel olarak ABD-İsrail’in yanında yer almış oluyor ne yazık ki…
Ankara’nın stratejisi şu: İsrail’in Lübnan’a saldırısı, Hizbullah’ın Suriye’deki güçlerini oraya kaydırmasına neden oldu. İsrail bir yandan da Suriye’deki İran destekli grupları vurarak, Şam’ın müttefiklerini zayıflatmış oldu. Diğer yandan Ankara, Güler ve Fidan’ın daha önceki açıklamalarında görüleceği üzere, Trump’ın ABD askerlerini Suriye’den çekeceğini öngörüyor. Dolayısıyla Ankara, Suriye’de bir boşluk oluştuğunu ve bu boşluğu doldurabileceğini hesaplıyor.
Bu strateji, “Emevi Camisinde namaz kılma” hayali kurdukları dönemden hiçbir ders almadıklarını ortaya koyuyor. Oysa son 13 yılın en büyük iki gerçeğidir: 1) Suriye’nin bütünlüğü, Türkiye’nin bütünlüğünün teminatıdır. 2) Ankara ile Şam’ın anlaşması, terör ve sığınmacı başta tüm sorunların çözümünün anahtarıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Aralık 2024
İsrail’in yeni cephesi: Halep
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 30/11/2024
Suriye’deki cihatçı gruplar, 27 Kasım’da Halep’e saldırı başlattılar. Heyet Tahrir Şam (HTŞ) başta, Suriye Milli Ordusu içindeki grupların bir süredir hareketlendiği, silahlandığı, hazırlık yaptığı bilgisi zaten haberlere yansımıştı. O nedenle Halep’e saldırının asıl dikkat çeken yanı, İsrail-Lübnan ateşkesiyle birlikte başlamış olmasıdır.
Yani İsrail Lübnan’da ateşkesi kabul etti, ardından cihatçı gruplar, İsrail’in her gün hava saldırısı düzenlediği Suriye’de yeni bir cephe açtı. Dolayısıyla Halep, cihatçı gruplar dışında, İsrail’in de yeni cephesidir.
İsrail-cihatçı ortaklığı
İsrail, en başından beri cihatçıların Suriye’deki doğal ortağıdır. Öyle ki İsrail’e karşı tek bir eylemi olmayan bu gruplar, İsrail İran’ı vurduğunda da sevinç gösterileri yapabilmiştir!
Halep’e saldırıda başı çeken Heyet Tahrir Şam (HTŞ), yani önceki adıyla Nusra, Atlantik cephesinin Suriye’ye saldırısının ilk yıllarından beri fiilen İsrail’le işbirliği içinde. Nusra, 2013’te Golan cephesinde İsrail ile sahada nesnel ortaktı.
Nusra, IŞİD’in Suriye kolu olarak yapılanmıştı. IŞİD’den ayrılıp El Kaide’ye biat etti. Bu süreçte bile örgüt Atlantik’in hedefi değil, nesnel ortağı olmayı sürdürdü. Anımsayın, o süreçte Jake Sullivan – Hillary Clinton gizli yazışmalarında “El Kaide, Suriye meselesinde bizim tarafımızda. Tüm gelişmeler bizim tasarladığımız şekilde ilerlemekte” denilmişti. ABD IŞİD’e karşı harekete geçtiğinde ise örgütün lideri Colani El Kaide’den koptuklarını, artık bağımsız hareket edeceklerini ilan etti. Colani’nin bağımsızlık dediği, pratikte ABD-İsrail cephesine daha fazla bağımlılıktı elbette!
AKP’nin tutumu
Türkiye’nin desteklediği Suriye Milli Ordusu, Halep’e saldırıda HTŞ ile ortak hareket ediyor. İktidara yakın medya, saldırıyı “Suriye Milli Ordusu ve HTŞ’den oluşan gruplar, Halep merkezinin 1 km yakınına ulaştı” diye sevinçle müjdeledi! (Yeni Şafak, 29.11.2024).
Yeni Şafak’a bilgi veren üst düzey güvenlik kaynağı, “Ankara’nın bu grupların düzenleyeceği operasyonları bugüne kadar engellediğini” belirtiyor. Dolayısıyla artık engelleyici durumda olmadıklarını, bu grupların önünü açtıklarını belirtmiş oluyorlar. Peki neymiş bu son saldırının hedefi? Şöyle açıklıyor: “Operasyon ile öncelikle 2019’da üzerinde uzlaşılan sınırlara ulaşılması hedeflendi” (Yeni Şafak, 29.11.2028).
Tüm bu açıklamalar ne acı ki şu gerçeği ortaya koyuyor: AKP’nin Esad karşıtı tutumu, Türkiye’yi fiilen İsrail’le aynı cepheye koymuş oldu!
Hedef Esad ve Astana mı?
Peki Yeni Şafak’ı bilgilendiren üst düzey güvenlik kaynağının açıkladığı hedefle sınırlı mı acaba bu saldırı? Çünkü orada “öncelikle” deniyor. Ya sonra?
Ankara’nın asıl amacı ne? AKP-MHP sözcülerinin daha önce ifade ettiği “82. il Halep” hayali hâlâ sürüyor olamaz diye düşünüyorum! Bu durumda acaba Ankara “Trump ABD askerlerini çekecek” beklentisi nedeniyle, öncesinde Esad’ı tavize mi zorlamaya çalışıyor?
Öte yandan Tahran’ın da dikkat çektiği gibi, bu saldırı fiilen “Astana sürecindeki anlaşmaların kaba ihlali” anlamına geliyor. Peki bunun Ankara’ya ne yararı var? İsrail’i memnun eden, Suriye ile birlikte Rusya ve İran’ı hedef alan Halep saldırısının Ankara’ya kazandıracağı ne var? Yoksa Ankara Astana ortaklarını da mı bir tavize zorluyor? Peki o taviz ne?
Ev ödevi meselesi
Yine dönüyoruz Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda milletvekillerinin sorularını yanıtlarken söylediği “Suriye’deki Kürtler Türkiye’ye karşı ev ödevlerini biliyorlar” sözüne!
AKP-MHP’nin “Öcalan gelsin TBMM’de konuşsun” çıkışlı yeni açılımı ile bu ev ödevi ve Halep saldırısı arasında bir bağ var mı?
Bakalım doğru soruları sorabilmiş miyiz, göreceğiz…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Kasım 2024