Posts Tagged Nuri El Maliki
İRAN – IRAK SAVAŞINDAN ÇIKAN DERS
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/04/2012
Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin iki günlük Tahran ziyaretinin en önemli sonucu, liderlerin bölgeye ve dünyaya verdiği Bağdat – Tahran eksenli mesaj oldu.
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, şu sözlerle esası ortaya koydu: “İran ve Irak güçlendikçe, yabancı güçlerin bölgedeki varlığı son bulacak!”
Benzer sözleri Maliki’den de duyduk: “Irak ve İran işbirliği yaparak bölgede emniyet ve istikrarın sağlanmasına yardım edebilir, sorunları halkların hak ve hukukuna saygıyla ve anlayışla bertaraf edebilir. Bağdat ve Tahran arasındaki siyasi istişare ve koordinasyonun artması bölgede istikrar ve barışın sağlanmasına yönelik süreçte önemli ve etkili rol oynayabilir.”
ÖZEL VE İSTİSNAİ İLİŞKİ
Her iki lider de ülkelerinin ilişkisini bölge ve dünya için “özel ve istisnai” olarak nitelendirdi. Gerçekten de iki ülke ilişkilerinin özellikle son 30 yıl içindeki değişimi bu nitelemeye anlam kazandırıyor ve bölge ülkelerinin birbirleriyle ilişkisine önemli mesajlar veriyor.
1937 tarihli anlaşmayla Irak’a bırakılan Şatt-ül Arap (Fırat ve Dicle’nin Basra’ya dökülmeden önce birleştiği yer), yıllar içinde iki ülke arasında baş gösteren sorunların temelini oluşturdu.
Bu yıllar içinde zaman zaman silahlı çatışmalar yaşandı, Tahran Körfez’deki bazı adalara el koydu, Iraklı Kürtleri Bağdat’a karşı kışkırttı ve kullandı, Irak’taki Şiileri Bağdat’a karşı değerlendirdi…
Bağdat da, yine bu yıllar içinde İran’daki Arap bölgesi Huzistan’ı ele geçirmeyi planladı ve İran – ABD ilişkilerinin seyrinden yararlanmaya çalıştı…
İRAN – IRAK SAVAŞI ABD’YE YARADI
Ve en sonunda İran’ın iki ülke arasındaki sorunlu olan bölgeden askerlerini çekmemesi üzerine, Irak Ordusu sınırı geçti ve İran’a saldırdı. 1980 – 1988 yılları arasında süren ve iki tarafın da kazanamadığı savaşta 1 milyonun üzerinde insan öldü. Savaşın asıl galibi olan ABD’nin bu savaşta nasıl bir rol oynadığı, bölge ülkeleri için önemli derslerle doludur.
ABD üç yıl sonra, bu kez İran’a kışkırttığı Irak’a saldırdı. İran, düşmanına saldıran ABD’yi alkışladı! ABD’nin 1991’deki saldırısıyla, Irak fiilen Araplar ile Kürtler arasında ikiye bölündü. ABD 12 yıl sonraki ikinci saldırısına kadar Irak’ı kuşattı, Bağdat’ı merkezi otorite olmaktan çıkardı!
ABD, 2003’te Irak’a ikinci kez saldırdığında, bu kez Irak’ı üçe böldü: Sünni Araplar, Şii Araplar ve Kürtler…
İRAN – IRAK YAKINLAŞMASI, ABD’Yİ ZAYIFLATTI
Ancak 2004’te başlayan direnişin avantajıyla, özellikle 2007’den sonra Irak’ın İran’la çeşitli kademede ilişkiler geliştirdiğini gördük. Bu ilişki, Tahran’ın desteklediği Nuri El Maliki’nin, ABD-Türkiye destekli İyad Allavi’ye karşı başbakanlığı kazanmasıyla sıçrama yaptı.
Bu andan itibaren Bağdat – Tahran ekseni oluşmaya başladı. Eksen kuvvet kazandıkça, ABD zayıfladı; ABD bölgede zayıfladıkça, eksen kuvvet kazandı. Öyle ki, Washington’da “ABD’nin Irak’a saldırısı İran’a yaradı” görüşleri bile dillendirilmeye başladı!
BAĞDAT, TAHRAN’LA BİRLİKTE DİRENDİ
Maliki’nin Irak’tan çıkmamaya çalışan Obama yönetimine karşı dik durabilmesinde, kuşkusuz bu eksen belirleyici oldu. Yanına Tahran’ı alan Bağdat, ABD’ye karşı direnebildi. Maliki, bırakın Beyaz Saray’ın şart koştuğu 40 bin askeri, ordusunu eğitecek 15 bin ABD askerini bile kabul etmedi!
Ve Maliki son ABD askerinin de çekilmesiyle birlikte atağa geçti, Washington’un 20 yılda üçe böldüğü ülkesini yeniden birleştirmeye başladı!
Maliki’nin bu süreçte dikkat çeken önemli hamleleri şunlardı: Kuzey Irak yönetiminin petrol anlaşmalarını reddetti. Erbil’i Bağdat’ın otoritesini kabul etmeye zorladı. Allavi-Haşimi darbesini engelledi. Suriye’yi İran’a bağlayan boru hattı geçiş anlaşmasını imzaladı. Akdeniz’den Basra’ya uzanan Şam-Bağdat-Tahran ekseni kurulmasında etkili oldu. Arap Birliği içinde ağırlık oluşturmaya yönelik çoklu ortaklıklar geliştirdi.
TÜRKİYE İÇİN TARİHİ DERS
1.) ABD, komşu ülkeler arasındaki sorunlardan yararlanarak bölgeye girer ve komşuların savaşı, en çok emperyalizme yarar.
2.) ABD’yi bölgeye sokmamanın yolu, komşuların işbirliğinden ve ittifakından geçer!
ABD’nin son 30 yılda bölgeyi istediği gibi şekillendirmesine zemin yaratan en önemli olay Irak – İran savaşıdır. Bölge ülkeleri, başta Türkiye ve Suriye, bundan tarihi dersler çıkarmalıdır. Çünkü Türkiye – Suriye savaşı, bölgede ikinci bir 30 yıl kaybına yol açar!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Nisan 2012
IRAK’IN HAİNLERİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 02/01/2012
ABD’nin Irak’tan çekilmesi, en çok Amerikancıları üzdü. Bu bile, ABD’nin Irak’tan “işini bitirdiği için” değil, çıkmak zorunda kaldığı için çekildiğini göstermektedir.
WASHINGTON’A MEKTUPLA YALVARIYORLAR
2010 seçimlerinde Nuri El Maliki’ye karşı Washington ve Ankara’nın adayı olan eski Başbakan İyad Allavi, şimdiki Meclis Başkanı Usame Nuceyfi ve Irakkiye grubunun liderlerinden Rafi El İsavi üçlüsü, New York Times’da yayımlanan bir mektup yazmışlar.
Allavi-Nuceyfi-İsavi üçlüsü, baştan sona Maliki düşmanlığı içeren mektupta, Amerikalı yetkililere yalvarıyorlar; Irak’ın felaketin eşiğinde olduğunu, ülkenin Maliki’ye boyun eğdiğini, ABD askerlerinin çekilmesiyle boşluğun Iraklı askerlerce doldurulduğunu ve kendilerine baskının oluştuğunu, Maliki’ye destek veren grupların ABD karşıtı olduğunu vs. söylüyorlar.
GÜCÜ, ABD SÜNGÜSÜNDE GÖRENLER…
Allavi-Nuceyfi-İsavi üçlüsü, müttefikleri olan Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi’ye tutuklama kararı çıkartılmasını, Başbakan Yardımcısı Salih El Mutlak’ın görevden alınmasını ve Rafi El İsavi hakkında soruşturma başlatmasını, ABD’nin çıkarlarına aykırı olarak bulduklarını belirtiyorlar ama bu operasyonların Maliki’nin Washington’dan döndükten sonra başlamasını da anlayamadıklarını söylüyorlar.
Allavi-Nuceyfi-İsavi üçlüsü, bu durumun “Iraklılarda yanlış bir şekilde ABD’nin Maliki’ye açık çek verdiği izlenimi uyandırdığını” belirtiyorlar.
Meselelerinin vatanları olmadığını ortaya koyan şu cümle ise sadece Irak halkı için değil, ABD’ye biat eden liderlerin bulunduğu diğer bölge halkları için de ibretlik olmalı: “Cesur askerleriniz tatili evde geçirmelerinden dolayı seviniyor, onlara huzur ve mutluluklar diliyoruz. Fakat Irak bir kez daha eşikte sendelerken, Amerikan liderlerinin Maliki’ye kayıtsız-şartsız destek vermelerinin Irak’ı iç savaş yoluna ittiğini anlamalarını saygıyla istiyoruz.”
Saddam Hüseyin’i yıkmak üzere ittifak kurup ABD’ye biat edenler, Washington’un zor dönemlerde kaybeden müttefikleri yerine kazanan karşıtlarıyla yakınlaşmaya çalıştığını hiç öğrenememişler anlaşılan. Tıpkı, bölgede “deliğe süpürülme” sırasının kendisine de geleceğini anlamayanlar ya da o gerçeği görmek istemeyenler gibi…
ABD’NİN İKTİDAR YAPMA GÜCÜ KALMADI
İşin ilginci, ABD’ye mektuplarında yalvaran ve laiklik, demokrasi, liberalizm diyen bu üçlü, Washington’da iktidar yapılmalarını istemektedirler. Peki, neye dayanarak? 2010 seçimlerinde toplam aldıkları oyun yüzde 25 olmasına… Yani, demokrasi deyip, oyların dörtte biriyle, Irak’ın hâkimi olmak istiyorlar!
İsteklerinin saçmalığından daha önemlisi, bu zavallıların, ABD’nin bu isteği karşılayacak kudrete sahip olmadığını görememeleridir…
ABD’ye yalvaran, ABD askerinden medet uman bu üçlü, bağımsız Irak’ın geleceğinde olamama ihtimaline karşı, son söz olarak şunu söylüyorlar: “ABD, başarılı bir birlik hükümeti kurulmasına yardım etmek için hızla hareket etmediği takdirde Irak’ın akıbeti bellidir.”
ABD’yi değil elbette, ABD adına Irak’ı “bölmekle” tehdit ediyorlar akıllarınca…
Artık Allavi de, bölgedeki diğer Amerikancılar da bilmeli ki, Washington’un onlara iktidar sunabileceği bir gücü yok!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Ocak 2011
TÜRKİYE HİMAYESİNDE KÜRDİSTAN
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/12/2011
İki gündür bölgedeki cepheleşmenin mezhepsel olmadığını, Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirmek üzere bir ABD planının devrede olduğunu yazıyoruz. O planın “Türkiye himayesinde Kürdistan” olduğunu ve Kürdistan’ı Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak istediklerini belirtmiştik.
Planın yürürlükte olduğu, planın alt sahiplerinden biri tarafından doğrulandı: Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin tutuklama kararı aldığı, Kuzey Irak’ta Mesud Barzani’ye sığınan Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi’den bahsediyoruz…
Milliyet’ten Aslı Aydıntaşbaş’a konuşan Haşimi “yaşanların mezhepsel boyutu” olup olmadığına ilişkin soruya, “kısmen evet” yanıtı veriyor öncelikle.
Haşimi, Türkiye’nin “Irak’ta yaşanlara seyirci kalmamasını, Irak’a sahip çıkmasını” istiyor. İsteğini somut olarak şöyle tarif ediyor: “Komşuların içişlerimize karışmasını engellemeli.”
BÜYÜK AĞABEY: TÜRKİYE
Haşimi bu ABD planını “Türkiye’nin kaderi” olarak değerlendiriyor ve ekliyor: “Ortadoğu’da büyük oyuncu olmanız, Irak halkına sahip çıkmanızı gerektiriyor. (…) Amerikalılar kendi başımıza çözemeyeceğimiz ölçekte büyük sorunlarla bıraktı bizi. Büyük ağabey ve dürüst bir partner olarak Türkiye’ye güveniyoruz. Gerçek bir hukuk devleti, demokrasi ve bağımsız yargı için bu desteğe ihtiyacımız var. Ve de komşuların müdahalesine karşı durabilmek için.”
Haşimi döne döne Türkiye’nin “Irak’a komşu müdahalesini engellemesini” istiyor. Kim o komşu?
Irak Başbakanı Nuri El Maliki’ye bakılırsa, Türkiye’dir. Zira Maliki, “Türkiye içişlerimize karışıyor” açıklaması yapmıştı geçenlerde.
Ancak Haşimi’nin rahatsızlığı başka… O İran’dan şikâyetçi.
Ve hatta Maliki’nin “Türkiye’yi suçlamasını” da İran’a bağlıyor: “Bu İran’ın gündemi. Gerçek şu ki, İran, İyyad Allawi gibi, ben gibi Türkiye’yle iyi geçinen siyasetçilere aynı suçlamayı getiriyor. Türkiye’yle iyi ilişkileri olanlar suçlanıyor. Maliki de gazetecilerin ‘Irak’ta İran parmağıyla’ ilgili bir sorusuna ‘İran bize karışmıyor ama Türkiye’den kaygılıyım’ diye cevap veriyor.”
Haşimi İran’ı şu gerekçelerle suçluyor: “Mevut İran stratejisi şu: İran Suriye’yi kaybedecekse eğer, Irak’ta kontrolü iyice eline almak istiyor. Kenarda izlemeyiz olanları diyorlar. Burada da bedel ödeyen Irak’taki Sünni Araplar olacak. Bu stratejiyi gizlemiyorlar. Açıkça Türkiye’ye de, Iraklılara da söylediler. Amerikalılar da biliyor. Suriye’deki kayıplarını Irak’ta telafi edecekler.”
SOYKIRIM İDDİASI, ESAS PLANIN MANİVELASI
Fransa’nın “Ermeni soykırımı” konusunu gündeme getirmesi de aslında ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan” planıyla doğrudan ilgilidir.
Mesele ne hükümetin söylediği gibi “Ermeni lobisinin işidir”, ne de kimi komplo teorisyenlerinin belirttiği gibi, İsrail Savunma Bakanı’nın kendisiyle fotoğraf çektirmeyen Abdullah Gül’e karşı kızgınlığıdır!
Ermeni soykırımı iddiası, ABD’nin “Büyük Kürdistan” planının manivelasıdır.
AKP seçmeni, daha dün birlikte Libya’yı bombaladığı, bugün Suriye konusunda ittifak yaptığı Fransa’nın bu tutumundan dersler çıkarmalıdır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Aralık 2011
SÜNNİ – Şİİ KAVGASI YALANI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/12/2011
Bölgemizdeki cepheleşmeyi mezhepler üzerinden açıklamak ne kadar doğru? Başta Cengiz Çandar olmak üzere neredeyse basınımızın dış politika yazarlarının tamamı, meseleyi böyle açıklamaya çalışıyorlar.
Şii hilali ilan ettikleri İran, Irak, Suriye, Lübnan hattına karşı Sünni blokta Türkiye, Suudi Arabistan, Ürdün yer alıyor…
İran, Şii nüfusu üzerinden Irak’ı ve Nusayri yönetimi üzerinden Suriye’yi hilale dâhil edip, kontrol ediyor… Keza İran, Yemen ve Bahreyn’deki Şii nüfusu ayaklandırıyor…
Türkiye ise Irak’taki ve Suriye’deki Sünni nüfusa dayanarak nüfuz oluşturmaya çalışıyor.
Meseleyi bu şekilde açıklamaya çalışanlar, Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin, Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin yardımcısı Sünni Tarık El Haşimi hakkında tutuklama kararı çıkartmasını da bu cepheleşmenin yansıması olarak değerlendiriliyorlar.
Tarık El Haşimi’nin Kuzey Irak’ta Mesud Barzani’ye sığınmasını da yine mezhep ve tarikat faktörü üzerinden açıklıyorlar…
MALİKİ Mİ, ALLAVİ Mİ? İKİSİ DE Şİİ!
Bu zorlama analizlerin nedeni, kuşkusuz İran’ın Irak ve Suriye ile ittifak kurmasıdır, ABD işgalinden kurtulan Irak’ın İran’la yakınlaşmasıdır.
Irak’ta son yapılan seçimlerin ardından tam dokuz ay boyunca hükümet kurulamadı. Washington ve Ankara İyad Allavi’nin başbakan olmasını istiyordu. Bağdat ise Nuri El Maliki’nin… Maliki’ye güçlü bir destek de Tahran’dan geliyordu…
Maliki’nin o gün başbakan olmasıyla başlayan süreçteki uygulamaları, onu Washington’un gözünde İrancı yaptı. Mukteda Sadr’la ittifak kurarak ABD’nin Irak’ta kalma girişimlerine set çekmesi, İran doğalgazının Akdeniz’e çıkarılması için İran-Irak-Suriye boru hattı anlaşmasını imzalaması, Kuzey Irak’ın petrol gelirlerini merkezi hükümete bağlama iradesi ortaya koyması, Maliki’nin Şii olmasına bağlandı.
Oysa Washington ve Ankara’nın desteklediği İyad Allavi de Şii’ydi!
Ve tek başına Şii Allavi’nin, Nakşibendî Barzani’yle Maliki karşıtı anlaşma imzalaması örneği bile, aslında cepheleşmenin mezheplere dayanmadığını göstermeye yeterli.
HAŞİMİ, ÖNCE ‘MÜSLÜMAN KARDEŞ’
Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi’yi tutuklama kararını ve Haşimi’nin Barzani’yle ve AKP’yle bağını Sünnilik temelinde açıklıyorlar.
Oysa o bağ, Washington’dur. Tarık El Haşimi elbette Sünni’dir ama siyasi pozisyonunu belirleyen Sünniliği değil, Müslüman Kardeşlerin Irak kolu olan Irak İslam Partisi’nin mensubu olmasıdır!
AKP’nin eş zamanlı olarak Irak’ın, Suriye’nin ve hatta Ürdün’ün Müslüman Kardeşler temsilcileriyle dirsek temasında oluşu, Washington’un bölge politikaları nedeniyle anlamlıdır.
ABD’YE KARŞI BÖLGESEL BİRLİK
Aslında Şiilik temelinde bir cepheleşme olmadığının en önemli kanıtı, İran’ın Filistin’de desteklediği Hamas’tır. Zira Hamas Sünni’dir.
Ve Hamas’ın şimdi FKÖ’ye katılma kararı alması da, cepheleşmenin gerçek nedenini ve kaynağını ortaya koymaktadır: ABD, Irak’tan çekilince, bölgedeki askeri gücü azalınca, “birlik” oluşuyor.
İşte bölgedeki gelişmeleri Sünni – Şii kavgası şeklinde sunmaya çalışanların asıl amacı da bu: Birlik oluşmaması, bölgenin ABD’ye karşı tek bir kutup gibi konumlanmaması…
Zira bölgedeki düşmanlıklar en çok Washington’a yarıyor ve ABD’ye müdahale olanağı sunuyor.
Bugün İran, Irak ve Suriye’yi bir cephede buluşturan mezhepleri değil, ulusal çıkarlarıdır; ABD’ye kaşı birlikte mücadele etme zorunluluğudur.
Mahmud Ahmedinejad, Nuri El Maliki ve Beşar Esad Şii oldukları için ittifak kurmuyorlar, ittifak kurmaları gerektiği için mezhepsel yakınlıklarını değerlendiriyorlar.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Aralık 2011
IRAK’TA ABD BOŞLUĞU YOK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/12/2011
ABD’nin Irak’ı işgaline bir Pentagon yetkilisi kadar destek verenlerin bugünlerde yeni bir endişesi var. Birbirlerine sorup duruyorlar: “ABD çekildikten sonra Irak’taki boşluğu kim dolduracak?”
Bu manidar soruya verdikleri yanıt daha da manidar. ABD’nin boşluğunu doldurmak için Türkiye ile İran’ın çatışacağını belirtiyorlar. Bunun bir endişeden ziyade, bir temenni olduğu ortada… Türkiye ile İran’ın çatışması, ABD’nin en büyük beklentisidir!
Boşluk kavgasını ortaya atanlar, bölgedeki cepheleşmeyi de şöyle çiziyorlar: İran, Irak’ın Şii nüfusu ve Suriye’deki Nusayriler bir tarafta; Türkiye, Irak’ın Sünni kesimi ile Kuzey Irak Kürtleri ve de Suriye’nin Nusayriler dışındaki kesimleri ise diğer tarafta.
Öncelikle şu gerçeği saptayalım: Irak’ta ABD boşluğu yoktur, olsaydı zaten ABD’nin kendisi o boşluğu doldururdu; çekilmek zorunda kalmazdı. Dolayısıyla bir başka kuvvetin ABD adına Irak’ta “boşluk” doldurması eşyanın tabiatına aykırıdır!
TÜRKİYE İRAN’LA ÇATIŞIR MI?
Peki, Türkiye ile İran’ın çatışması mümkün müdür? Bu soruya tersten yanıt arayalım:
AKP iktidarından önce, Türkiye ile İran arasında hangi bölgesel tehdit temelinde bir ittifak vardı?
Her iki ülke de, ABD’nin Irak’ın kuzeyinde resmiyete kavuşturmaya çalıştığı kukla Kürt devleti tehdidine karşı konumlanıyordu, cephe oluşturuyordu.
Üstelik bölgesel çıkar temelinde oluşan bu cephe, sadece Türkiye ve İran’dan ibaret değildi; Irak ve Suriye de bu cephedeydi.
Bu olgu şu denkleme işaret ediyor: Dört ülke, cephesini ABD’ye karşı döndüklerinde ittifak oluyorlar; ama içlerinden en az biri bile ABD’den yana tutum alınca, aralarında düşmanlık oluşuyor.
Türkiye’nin daha doğrusu AKP’nin Washington’a ayarlı çıkarları, bölgesel ittifakı ortadan kaldırıp, bölgenin kuvvetlerini karşı karşıya getiriyor.
O nedenle, bölgedeki cepheleşmeye neden olan konu Irak üzerinde Türkiye ve İran mücadelesi değildir.
TÜRKİYE HİMAYESİNDE KÜRDİSTAN
Cepheleşmenin nedeni, ABD’nin bölgeye dair bir numaralı hedefidir: Irak’ın kuzeyindeki kukla Kürt devletinin genişlemesi, Türkiye’den, Suriye’den ve İran’dan toprak alarak büyük Kürdistan’a dönüşmesidir.
ABD, Kürdistan’ı büyüterek, Türkiye de dahil, bölgedeki devletleri küçültmeyi hesaplamaktadır.
ABD’nin AKP’ye uygulatmaya çalıştığı plana göre Türkiye, Irak’ın kuzeyindeki kukla devleti önce himaye edecek. Sonra Suriye’nin kuzeyinde, Batı destekli tampon bölge oluşturacak. Ardından da kukla Kürt devletini, bu tampon bölgeyle birleştirip, Akdeniz’e açacaktır.
Himaye edilenin daha sonra Türkiye’den de parça koparıp bağımsızlığını ilan edeceği ortadadır.
CEHPHELEŞME EKSENİ
Irak başbakanı Nuri El Maliki ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı bugün yan yana getiren de işte bu tehlikedir. Hem Maliki hem de Esad, ülkelerinin birlik ve bütünlüğünü korumaya çalışıyorlar.
Maliki ve Esad’ı Ahmedinejad’la buluşturan da mezhepleri değil ulusal çıkarlarıdır. Şii oldukları için ittifak kurmuyorlar, ittifak kurmaları gerektiği için mezhepsel yakınlıklarını değerlendiriyorlar.
Bölge kuvvetleri, mezheplerine göre değil, ulusal çıkarlarına göre yan yana geliyorlar ve cephelerini ABD ve işbirlikçilerine dönüyorlar.
ASIL BOŞLUK TÜRKİYE’DE
ABD’nin geri çekilmesi Irak’ta değil, aslında Türkiye’de boşluk yarattı.
İktidarlarının dayanağı ABD askeri olanların telaşı bundandır.
Doldurulması gereken asıl boşluk da budur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Aralık 2011