Posts Tagged petrol

Petrol, silah, özerklik

ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye politikası, daha doğrusu Suriye’den ABD askeri çekip çekmeyeceği konusu hâlâ belirsizliğini koruyor. Trump‘ın söylediklerine bakılırsa ABD askerleri çekilebilir ama Trump’ın İsrail’in güvenliğini esas alan Ortadoğu politikası buna ne oranda geçit verir, tartışmalı… 

Zira Tel Aviv, İsrail’in güvenliği konusunu jeopolitik düzlemde, diğer faktörlere ek olarak, Suriye’de Kürt ve Dürzi özerk bölgelerin kurulmasına da dayandırıyor. Dolayısıyla ABD ve İsrail açısından Ortadoğu’da “Kürt özerk bölgeleri” oluşturulması hâlâ stratejik hedef olarak duruyor.

HTŞ’nin boyunu aşan problem

Ankara’nın ABD’den beklentisi Suriye’den çekilmesi ve PYD’ye desteğini kesmesi, HTŞ’den beklentisi ise PYD’yi silahsızlandırması…

Evet, HTŞ bu yönde bazı müzakere girişimlerde bulundu ama sorunu çözebilecek dayanakları zayıf. Çünkü: 

1) ABD HTŞ ile PYD’nin uzlaşmasını istiyor. Washington bunu sağlamak için de “yaptırımları aşamalı olarak kaldırma” taktiğini kullanıyor. Ahmet eş-Şara’nın Suriye’yi yönetebilmesi ve geçici yönetimini kalıcı hale getirebilmesi, yaptırımların kalkmasına ve alacağı ekonomik desteğe bağlı. Bu da eş-Şara’yı Ankara ile Washington’un talepleri arasında bir denge gözetmeye zorluyor.

2) HTŞ’nin PYD’yi zor yoluyla teslim alabilmesi askeri uzmanlara göre pek olası görünmüyor. Çünkü Suriye ordusunun askeri kapasitesi, HTŞ’nin Şam’a yürüyebilmesini kolaylaştırması için bizzat İsrail tarafından tahrip edilmişti. Yani HTŞ’nin ve yeni Suriye ordusunun elinde ABD tarafından eğitilip donatılmış 80 bin kişilik PYD gücünü yenebilecek kuvvet yok. Türkiye’nin açık desteği ise Ankara’nın “Trump’la beyaz sayfa” beklentisini torpilleme olasılığı taşıyor.

3) ABD’nin Gazze planı baskısı altındaki Arapların ise Suriye’deki PYD özerkliğine karşı konumlanabilmesi çok etkili olabilecek gibi görünmüyor.

Şam ve Özerk Yönetim’in petrol anlaşması

Tersine, bölgede PYD’nin lehine önemli gelişmeler yaşanıyor. Bunların başında da petrol anlaşması geliyor. 

Suriye Petrol Bakanlığı Sözcüsü Ahmet Süleyman, PYD ile petrol satışı anlaşması yaptıklarını duyurdu: “Özerk Yönetim ile Suriye hükümeti arasında petrol konusunda bir anlaşma sağlandı. Suriye hükümeti, Özerk Yönetim’den günlük 15 bin varil petrol alacak. Petrol, Haseke ve Deyrezor bölgelerinden tankerlerle Humus ve Banyas rafinelerine taşınacak” (Rudaw, 22.2.2025).

Şam’ın “Özerk Yönetim” ile bir petrol anlaşması yapmış olması, en azından şu aşamada HTŞ’nin PYD özerkliğini fiilen kabul ettiği anlamına gelmektedir. 

Fiili özerklik durumu

ABD’nin Irak’ta özerk bir Kürt bölgesi oluşturması yöntemi ile Suriye’de özerk bir Kürt bölgesi oluşturmaya çalışması yöntemi arasındaki önemli bir paralellik olan petrol konusu, özerkliğin çok önemli bir dayanağı durumunda. 

Bir diğer dayanak ise ABD silahlarıdır elbette.

Ankara HTŞ’den PYD’nin elindeki silahları toplamasını istiyor. O silahlar her ne kadar sanki çoğunluğu Rus silahıymış gibi Türkiye’de propaganda edilse de esas olarak ABD silahlarıdır ve ABD, kendi silahlarının toplanarak Suriye ordusunun envanterine konulmasını özerklik konusunda taviz koparmadan kabul edecek gibi görünmüyor.

Silahlı ordusu olan ve petrolü merkezi hükümete satan bir kuvvet, zaten fiilen özerktir. Konu artık bu fiili durumun anayasallık kazanıp kazanmayacağı noktasındadır. 

İktidarın oyun planı

Kısacası Ankara açısından sorunun çözümü sadece zor kullanmaya dayanmaktadır ve bu da ABD’yle ipleri koparma kararlılığı gerektirmektedir. Ne yazık ki Ankara zoru Rusya ve İran’la işbirliği temelinde daha kolay bir şekilde kullanabilme şansını, HTŞ’nin Esad’ı devirmesine destek vererek kaçırmış oldu.

İktidar bu nedenle, Trump’ın çok boyutlu yeni politikalarında kolaylaştırıcı bir rol oynama üzerinden ve açılımı da kullanarak yeni çözümler aramaktadır. Ancak bu da Türkiye’nin ulusal çıkarlarından büyük taviz olasılığı taşımaktadır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Şubat 2025

, , , , , , ,

Yorum bırakın

ABD’nin demokratik standardı yok çıkarı var

ABD Beyaz Saray Ulusal Güvenlik İletişim Danışmanı John Kirby, Venezuela’daki seçim sonuçlarının “demokratik standartları sağlamadığını” söyleyerek, “sabrımız tükeniyor” dedi!

Ne olur peki sabırları tükenirse? Tıpkı Irak’a götürdükleri(!) gibi Venezuela’ya da “demokratik standart” mı götürecekler!

Venezuela’daki yoksulluktan ABD sorumlu

Türkiye’de bazı kesimler Erdoğan-Maduro ilişkisine tepkisel nedenlerle, bazı kesimler Atlantikçilikten, bazı kesimler medya propagandasından etkilenerek ve bazı kesimler de Venezuela’daki kötü ekonomiye bakarak Madura karşıtlığı yapıyor. Elbette Maduro yönetimini beğenmeyebilirsiniz, uygulamalarını olumsuz ya da yetersiz bulabilirsiniz ama Venezuela’daki mevcut yoksulluğun sorumluluğunu Maduro’ya yüklemek, insafsızlık olur. 

Zira Venezuela’daki yolsuzluğun belirleyici nedeni bu ülkeyi ablukaya alan, petrolünün satışını zorlaştıran, petrol yüklü tankerlerine, altın rezervlerine el koyan ABD’dir. Öyle ki ekonomi iflas etsin ve Chavez programı çöksün diye emperyalist ABD’nin yapmadığı kalmadı. Bir kaçını anımsayalım: 

ABD, İran’ın Venezuela’ya sattığı kargo uçağına Arjantin havalimanında el koydu. ABD, Venezuela petrol üretemesin ve hiçbir şirket de Venezuela’da üretime soyunamasın diye petrol rafinerisine sabotaj düzenlemeye kalktı. ABD, petrol taşıyan Venezuela tankerlerine el koydu. İngiltere, Venezuela’nın İngiltere Merkez Bankası’ndaki 1.8 milyar dolarlık altınına el koydu. Ve tüm bu süreçte de ABD bir kaç kez darbe girişiminde bulundu ama başaramadı.

ABD’nin asıl ölçüsü

Nedir ABD’nin Venezuela’yla problemi peki? Çünkü Chavez kamucu programıyla emperyalist ABD şirketlerinin bu ülkeyi sömürmesini önledi. Maduro da o programı tüm zorluklara rağmen sürdürüyor. Yani ABD demokrasi olmadığı için değil, bu ülkeyi sömüremediği için Maduro yönetimine karşı. 

Kaldı ki gerçekte ABD’nin demokratik standartları da yoktur, çıkarları vardır. Seçim yapılmayan, krallıklarla yönetilen ülkelerde “demokratik standart” aramayan ABD, seçim yapılan Venezuela’nın demokratik standardını beğenmiyor!

ABD’nin Güney Amerika’daki şu anda en önemli müttefiki Arjantin. Çünkü Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei koyu Amerikancı. Öyle ki Milei Çin ve Rusya karşıtlığı yaparak seçime girdi ve ABD’nin büyük desteğiyle kazandı. Şimdi Milei karşılığını ödüyor ve açık açık Venezuela Silahlı Kuvvetlerinden Madura’ya darbe yapmasını istedi.

Yani Venezuela’da darbe çağrısı yapan Arjantin lideri Milei ABD’nin “demokratik standartlarının” üstünde oluyor ama ülkesini emperyalist şirketlere sömürtmemeye çalışan Venezuela lideri Maduro “demokratik standartların” altında kalıyor! 

Demokrasi dayatmak antidemokratiktir

Demokrasi standardı demişken… ABD en antidemokratik seçimlere sahne olmuş ülkelerden biridir. Seçime bir elmanın yarısı durumundaki iki partinin giriyor olması demokrasi değildir. Gerektiğinde darbe ile seçimi kazananı alaşağı eden bir sistemleri vardır çünkü. Al Gore’un kazandığı seçimin nasıl Bush’a verildiği, itiraz bile edemediği yakın tarihin olaylarındandır.

ABD’de iki partili seçim aldatıcıdır. ABD’de en çok fon toplayanların başkan adayı olabildiği antidemokratik bir sistem vardır. Adayları fonlayanlar da haliyle karşılığını ister. İşte son örnek: Linkedln’nin kurucusu Reid Hoffmann, Harris’in seçim kampanyasına 10 milyon dolar bağışladı ve daha fazlası için de CNN ekranından şartlarını sıraladı. Şartlarından biri Harris’in Federal Ticaret Komisyonu Başkanı Lina Khan’ı kovması. Neden? Çünkü bu komisyon şu anda Microsoft’un yönetim kurulunu soruşturuyor ve o kurulda Hoffman da var. 

Konumuza dönersek: ABD’nin demokratik standartları yok, çıkarları var. Kaldı ki bir ülkenin demokratik standartları yüksek(?) bile olsa, bunu başka ülkelere dayatması, antidemokratiktir. Çünkü her ülkenin demokrasi sorunu o ülkenin kendi iç sorunudur. Dolayısıyla Venezuela başta ABD saldırısı altındaki ülkelere Atlantik medyası etkisiyle salt seçim-demokrasi düzleminden bakmak, aldatıcıdır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Ağustos 2024

, , , , , , , , , , ,

2 Yorum

BORU KARDEŞLİĞİ

Reuters, Kuzey Irak petrolünü Türkiye’ye getirecek boru hattının bitmek üzere olduğunu müjdeliyor!

Hattın Dohuk’a kadar ulaştığı, yüzde 80’inin Türk müteahhitler tarafından yapıldığı ve Genel Enerji’nin, enerji naklinin 2014’te başlayabilmesi için işleri hızlandırdığı vurgulanıyor.

Irak Kürt Bölgesi Petrol Bakanı Aşti Havrami, boru hattının başlangıçta gaz nakli için tasarlandığını, ancak petrol nakledecek şekilde de dönüştürüleceğini belirtiyor.

Enerji Bakanı Taner Yıldız da Havrami’yi doğrulayan bir açıklama yapmıştı geçen hafta. Yıldız, Kuzey Irak petrolünü Türkiye’ye getirecek yeni boru hattının çözüm sürecinin ölçülebilir ilk sonucu olacağını söylemişti. (Sabah, 20 Nisan 2013)

BİRLEŞTİREN BORULAR

Bölgedeki siyasal gelişmeleri doğru saptamak, kuşkusuz bölgeye borular düzleminden de bakmayı gerektiriyor. O düzlemden bakınca da bölgede iki ayrı boru projesi olduğu görülüyor: Bölgenin boru projeleri ile Atlantik’in boru projeleri.

Bölgenin “birleştiren” boru projeleri:

1. Irak petrollerini Türkiye’ye ulaştıran mevcut Kerkük-Yumurtalık boru hattı. Bu boru hattı Irak ile Türkiye’yi birbirine bağlıyor.

2. İran gaz ve petrollerini, Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden Akdeniz’e ulaştırmayı amaçlayan boru hattı. 5 bin 600 kilometrelik hattın anlaşması imzalandı ancak Atlantik’in Suriye’ye terör savaşı açması üzerine proje hayata geçemedi. Bu boru hattı İran, Irak, Suriye ve Lübnan’ı birbirine bağlayacaktı.

BÖLEN BORULAR

Atlantik’in “bölen” boru projeleri:

1. Kuzey Irak petrollerini Bağdat’ın izni dışında Türkiye’ye getirmeyi hedefleyen proje. Anlaşma 17 Mayıs 2012’de Neçirvan Barzani ile Başbakan Erdoğan arasında yapıldı. Bu hat ile Barzanistan’ın Türkiye’ye bağlanması hedefleniyor. Böylece Irak bölünmüş olacak.

Öte yandan Kuzey Irak petrolleri için ABD ve İngiltere’nin Türkiye’ye de pay vererek bir konsorsiyum kurdukları konuşuluyor. Bu konsorsiyumda ABD’nin payının yüzde 45, İngiltere’nin payının yüzde 30 ve Türkiye’nin payının da yüzde 25 olduğu söyleniyor.

2. 13 Temmuz 2009’da imzalanan Nabucco projesi. Proje Türkmenistan, Azerbaycan ve Kuzey Irak gaz-petrollerini Avrupa’ya taşımayı amaçlıyordu. Bu da yine Irak’ın bölünmesi demekti. Ancak Rusya Mavi ve Güney Akım projeleri ile Nabucco’yu geçersiz hale getirtti.

3. İsrail gazını Türkiye üzerinden Batı pazarlarına ulaştırmayı amaçlayan İsrail-Ceyhan boru hattı. İsrail’in Türkiye’den dilediği özür, aynı zamanda bu hattın güvenliğinin rüşvetidir. Bu hattın güvenliği, Suriye’nin bölünmesinden geçiyor!

4. Katar gazının, Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye güzergâhından Türkiye’ye ulaştırılması için düşünülen gaz boru hattı projesi. Bu projenin hayata geçmesi için yine Suriye’nin bölünmesi gerekiyor! ABD bu proje ile Suriye’ye karşı Türkiye-Katar-Suudi Arabistan koalisyonu kurmuş oldu.

AKP VE PKK’YE BORU BEKÇİLİĞİ GÖREVİ

Kuşkusuz boru hattı ABD’nin nihai hedefi değildir. Nihai hedefi, Basra’dan Doğu Akdeniz’e bir Kürt Koridoru ya da Büyük Kürdistan kurmaktır. Böylece Türkler, Araplar ve Farslar arasına ikinci bir İsrail karakol devleti sokmuş ve bölgeyi bölmüş olacaktır.

Boru, ABD’nin, tarafları bu nihai hedefe mecbur etmesinin aracıdır. Boru, Irak’ın kuzeyindeki yapıyı Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmanın ve Türkiye’ye doğru genişletmenin silahıdır.

ABD bu silahın kullanılabilmesi için hem AKP ile PKK’yi masaya oturttu hem de İsrail’in Türkiye’den “özür” dilemesini sağladı.

Böylece ABD, “AKP hükümetini, PKK’yi, Barzanistan’ı ve İsrail’i” bölgede “boru kardeşliği” ile birleştirmiş oldu!

Barzanistan ve İsrail boruya gaz ve petrol verecek, Erdoğan ve Öcalan da borunun güvenliğini sağlayacak!

Sonuç olarak AKP hükümetinin 2009’da ilan ettiği Kürt Açılımı da, 2011’de girdiği Suriye karşıtlığı da ve 2013’te başlattığı “çözüm” süreci de, ABD’nin çıkarları ve İsrail’in güvenliği gereğidir. Medyada estirilen “barış” ve “çözüm” rüzgârları ile “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” şeklindeki pembe tablolar ise bu emperyalist planın maskesidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Nisan 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

KUZEY IRAK PETROL SAVAŞLARI

Önce Bağdat’ın TPAO’yu Basra’da petrol ihalesi kazanan ortaklıktan çıkardığı ajanslara yansıdı, ardından da TPAO’nun Kuzey Irak’ta petrol arama ve sondaj çalışması için hazırlık yaptığı… Hatta TPAO’nun ABD petrol devi Exxon Mobil’le ortak hareket edeceği de belirtildi.

Sanki Bağdat dışlayınca, Ankara da Erbil’le ittifaka yöneliyor gibi anlaşıldı haliyle…

BAĞDAT, TPAO-ERBİL ORTAKLIĞINA KARŞI

Oysa durum tam tersi olarak gelişmiş! Yani Bağdat, Ankara Erbil’le birlikte hareket etmeye soyunduğu için TPAO’yu ihaleden çıkarmış!

Bu gerçeği ortaya koyan haberler çeşitli ajans bültenlerinde var.

Örneğin Reuters’e konuşan bir yetkili TPAO ile Kürdistan Bölge Yönetimi arasında görüşmeler yapıldığını doğruluyor hatta görüşmelerin bu yılın başlarından beri sürdüğünü söylüyor.

Bir başka haberde de TPAO ile Kürdistan Bölgesel Yönetim yetkilileri arasındaki görüşmelere Mayıs ayında başlandığı belirtiliyor.

MALİKİ, IRAK’I BİRLEŞTİRİYOR!

TPAO ile ABD şirketi Exxon Mobil’in ortak hareket etmeye soyunmaları önemli. Zira Irak hükümeti, Exxon Mobil’i geçen aylarda Erbil’le anlaşmalar imzaladığı için sert bir şekilde uyardı. Bağdat, Exxon Mobil’den Erbil’le tek taraflı imzaladığı anlaşmaları iptal etmesini istedi.

Bağdat, Exxon Mobil’in olumsuz tavrı üzerine de yeni anlaşmaları ABD şirketleriyle değil de Rus Gasprom ve Lukoil şirketleriyle yapacağı işaretini verdi.

Hatta bu konunun Maliki’nin Moskova ziyareti sırasında gündeme geldiği ve Gasprom’un Putin’in talebiyle kuzey Irak’taki faaliyetlerini askıya alacağı ve güneye yöneleceği dile getirildi.

Bağdat, Temmuz ayında bir diğer ABD petrol şirketi Chevron’a da rest çekti. Irak Petrol Bakanlığı, Bağdat’ın onayı olmadan imzalan Chevron-Erbil anlaşmasının anayasaya aykırı ve yasal olmadığını açıkladı.

Kuşkusuz Irak Başbakanı Nuri el Maliki’nin bu hamleleri Irak’ın birliğini kurma hamleleri olarak değerlendirilmektedir. Maliki, ayrıca Barzani’nin peşmerge ordusunu Irak Savunma Bakanlığı’na bağlamaya çalışıyor; yetinmiyor, bölgede görev yapacak Dicle Ordusu’nu kuruyor!

AKP ENERJİYE ÇULLANDI

Maliki Irak’ın birliğini kurmaya çabalarken, Ankara tersine kendi birliği anlamına gelen bu birliği bozmaya yönelik adımlar atıyor.

Ankara Bağdat’a rağmen Erbil’le anlaşmalar peşinde. İşte 6 ayda yaptıkları:

1) Erdoğan’a yakın Çalık Holding, Silopi’den Yumurtalık’a uzanan 640 km’lik boru hattı yapmak için Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne başvurdu.

2) Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimin başbakanı Neçirvan Barzani 17 Mayıs’ta Türkiye’de Başbakan Erdoğan’la “Kuzey Irak-Türkiye boru hattı anlaşması” yaptı.

3) Başbakan Erdoğan 20 Haziran’da Brezilya’ya giderken, uçakta, boru hattı kurulana dek uygulanacak yöntemi şu sözlerle tarif etti: “Oradan ham petrol alıp Türkiye’de işleyeceğiz. Ardından Kuzey Irak’a geri göndereceğiz.” Bu yöntem tankerlerle karadan şu anda uygulanıyor.

4) AKP Eylül ayında BOTAŞ’ı üçe bölecek ve iki parçasını özelleştirecek yasal düzenlemeyi yaptı. Ekim’de Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın yeğeni BOTAŞ Genel Müdür Yardımcısı yapıldı.

Meliha Okur’un dün Sabah’ta yazdığına göre BOTAŞ’ın en eski hattı olan Batı Hattı’nın yüzde 70’i özelleşiyor. Aslan pay Akfel’in. BOTAŞ’ın diğer hatları için de Akfel, Fettah Tamince ile ortak bir şirket kurmuş durumda…

5) TPAO, Exxon Mobil’le Kuzey Irak’ta ortaklık kuruyor.

AKP’nin bu adımları Bağdat-Ankara ilişkisini daha da geriyor! Üstelik Maliki, Irak’ı birleştirirken, AKP Hükümeti Irak’ı bölüyor! En büyük zararı da Türkiye görecek!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Kasım 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

PETRODOLAR – PETRORİYAL SAVAŞI

AB Dışişleri Bakanları’nın İran’a 1 Temmuz’da başlamak üzere yaptırım uygulama kararı alması ve ABD’nin Basra Körfezi’ne bir uçak gemisi göndermesi, ABD – İran savaşının başlamak üzere olduğu yorumlarına yol açtı.

Son sözümüzü başta söyleyelim: ABD bu iki hamleyle, aslında İran’ın (Asya’nın) dolara karşı sürdürdüğü savaşa yanıt vermeye çalışıyor.

İnceleyelim:

İRAN’IN MÜŞTERİSİ ASYA!

Washington, ABD Hazine Bakanı Timothy Geithner’in İran’a yaptırım için destek arayışına çıktığı Asya’dan istediğini alamadı. Çin ve Rusya’nın tavrını zaten bilen Washington, geleneksel müttefikleri Japonya ve Güney Kore ile Hindistan’ın kendisine destek vereceğini umuyordu.

Japonya, İran’dan petrol ithalatını azaltacağına “söz” verirken, Güney Kore bu yıl İran’dan petrol ihtiyacının yüzde 10’unu alacağını ilan etti bile. Keza Çin ve Hindistan da, geçen hafta İran’dan petrol taleplerini arttırdıklarını açıkladılar.

Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore dörtlüsü, İran’ın toplam petrolünün yüzde 62’sini alıyor zaten.

BRİCS üyesi Güney Afrika da, petrol ihtiyacının yüzde 25’ini İran’dan karşılıyor.

Yunanistan yüzde 14 ile petrol ihtiyacını İran’dan karşılayan AB ülkeleri içinde ilk sırada gelirken, onu yüzde 13 ile İtalya ve İspanya izliyor.

Kısacası, İran’ın petrol müşterileri ağırlıklı olarak Asyalıdır! Üstelik İran, AB bankalarında tek kuruş parası olmadığını açıklamıştır!

Bu veri, Batı’nın İran yaptırımlarından istediği oranda sonuç alamayacağını ve esas zararı, toplam petrol ihtiyacının yüzde 51’ini İran’dan karşılayan Türkiye’nin göreceğini ortaya koymaktadır!

ASYA DOLARI SİLİYOR

Şimdi gelelim meselenin esasına…

İran Rusya ile ticaretinde riyal ve ruble, Çin ile ticaretinde riyal ve yuan, Japonya’yla ticaretinde riyal ve yen kullanmaya başladı. İran ve Hindistan’ın da ikili ticaretinde doları devre dışı bırakmaya hazırlandığı belirtiliyor.

Asya’nın devleri kendi aralarında da dolarla değil, milli paralarıyla alışveriş yapıyorlar. Çin ile Rusya’nın başlattığı bu uygulamanın son halkası, Çin ile Japonya oldu.

Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve İran’ın birbirleriyle toplam ticaretinin büyüklüğü, doların dünya hâkimiyetini derinden sarsıyor.

Ve bu ticaretin belkemiğini oluşturan petrol ve doğalgaz alışverişinin ana güzergâhı hızla ilerliyor. İran-Pakistan boru hattından rahatsızlığını açıkça ortaya koyan Washington’u asıl telaşlandıran ise İran sınırından başlayan ve modern ipek yolu olarak adlandırılan Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan hattının hızla ilerlemekte olduğudur!

ABD’NİN KIRMIZIÇİZGİSİ

ABD’nin İran konusundaki ilk kırmızıçizgisi uranyumu zenginleştirmesiydi. ABD Savunma Bakanı Leon Panetta geçen hafta “İran, nükleer silah geliştirmeye çalışıyor mu? Hayır. Ama biz biliyoruz ki nükleer kapasitelerini geliştirmeye çalışıyorlar. Bizi endişelendiren de budur. Bizim İran konusunda kırmızıçizgimiz, nükleer silah geliştirmemesidir” diyerek, çizginin rengini hayli açtıklarını ortaya koydu.

Yaptırımlar, uçak gemileri… Yükselen Asya’ya yanıt arayışı ABD’yi bir çılgınlığa iter mi? Yoksa Washington, Tahran’dan yükselen “ülkemize saldırması halinde, bütün dünyayı ABD için güvensiz hale getiririz” uyarısını ciddiye almayı sürdürecek mi?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Ocak 2011

, , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın