Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları
AKP – CEMAAT KAVGASI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/12/2011
Şike yasasıyla birlikte iyice beliren AKP – cemaat çelişmeleri, 12 Haziran seçimi sürecinde ortaya çıkmaya başlamıştı. Gülen’in Mavi Marmara çıkışı gibi önceki açıklamalarını çelişmelerin ilk belirtisi olarak görebiliriz.
İşte Aydınlık ve Odatv arşivlerinden derlediğimiz çelişmelerin listesi:
1. AKP, Ergenekon soruşturmasının savcısı Zekeriya Öz ile polisi Ali Fuat Yılmazer’i görevden aldı. Zaman karara sert tepki gösterdi. Öyle ki, cemaate yakınlığıyla bilinen Bekir Bozdağ ekranlara çıkarak kararı eleştirdi. Başbakan Erdoğan, kurmayının açıklamasını “yanlış yapmış” diye değerlendirdi.
2. Seçimlerden hemen sonra cemaatin sözcüsü Hüseyin Gülerce, Erdoğan’ın ustalık döneminde iki sınavı olduğunu söyledi. Biri bakanlar kurulunun oluşturulması, diğeri de YAŞ süreciydi. Cemaat AKP’den açıkça Ergenekon ve Balyoz’da adı geçen tüm subayları emekli etmesini istiyordu. AKP bu talebi yerine getiremedi. Org. Koşaner ve komutanlar bu plana fren koydu.
Gülerce, YAŞ sonucunu Habertürk’te şu sözlerle yorumladı: “Bu nasıl ustalık dönemi, anlayabilmiş değilim.” Gülerce, yeni bakanlar kurulu ile ilgili hoşnutsuz olduğunu da ima etti.
3. Erdoğan’ın İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ı terörle mücadeleden sorumlu başbakan yardımcısı ve ikinci adam yapması, cemaatin tepkisini çekti. Emre Uslu ve Mehmet Baransu gibi yazarlar, hemen her konuda Atalay’ı hedef aldılar, istifasını istediler! İkiliye göre Atalay, Ergenekon soruşturmasını sekteye uğratıyordu!
4. Zaman gazetesi Usta’yı açıkça hedef almaya başladı. Ali Ünal, “Ustalık dönemi ile ilgili üç endişe” başlıklı yazısında Erdoğan’ı “kendini beğenmişlikle” suçladı, böyle giderse hezimete uğrayacağını ima etti. Ardından Zaman yazarı Bülent Korucu da yine Erdoğan’ı hedef alan yazılar kaleme aldı.
5. Zaman, uzun tutukluluk sürelerinden rahatsızlığını dile getiren Bülent Arınç’a tepki gösterdi ve Arınç’ın bu türden açıklamalarına sayfalarında yer vermedi. Hatta Arınç’ı hedef alarak, tutukluluk sürelerinin düşürülmemesini savunan AKP milletvekili Şamil Tayyar’a geniş yer verdi.
Mehmet Baransu da, “Usta gemin su almaya başladı” başlıklı yazısıyla açıkça Arınç’ı hedef aldı.
6. Ali Fuat Yılmazer’den sonra İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Tufan Ergüder de, Hakkâri Emniyet Müdürü yapılarak sürgün edildi. İlginçtir, Zaman Ergüder’in sürgünüyle ilgili emniyet müdürleri kararnamesini haber yapmadı!
7. Zaman gazetesi 23 Kasım günü Fethullah Gülen’in Sızıntı’daki bir yazısını yayımladı. Durum dikkat çekiciydi, çünkü yazı 2005 yılına aitti. Yazı bir nevi “hatırlatma” mesajı taşıyordu: “Böyle (kibirli) bir hasta her zaman kendini olağanüstü görmenin yanında çok defa, başkalarını, hususiyle de meslek, meşrep, yol-yöntem açısından kendine/kendilerine rakip saydığı kimseleri küçük görür ve gösterir; onlara karşı sürekli faikiyet hezeyanları yaşar; başkalarına ait fazilet ve meziyetleri duymaya asla tahammül edemez; edemez ve duydukça öfkeden çatlayacak hale gelir.”
Meğer Ali Ünal’ın Erdoğan’ı “kendini beğenmişlikle” suçlaması, Gülen’den önce bir ön uyarıymış!
8. Şamil Tayyar’ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yazdığı mektupla ortaya çıkan şike yasası kavgasında, cemaat Gül’den yana tavır aldı; Gül’ün yasayı veto etmesini onayladı.
9. Gülen, son olarak çok dikkat çeken bir konuşmayla kavgaya girdi ve cemaatine “yeni gömlek giyin” mesajı verdi: “Bir kere daha kefeni yırtıp, bir kere daha yeniden gömlek giyip, bir kere daha vira bismillah diyerek meseleyi yeniden ele alma, yeniden anlama ve yeniden tahlil etmeye koyulmamız iktiza ediyor.”
AKP ile cemaat arasında su yüzüne çıkan çelişmeleri anlamamıza yarayacak iki önemli notla bitirelim yazımızı:
Birincisi, Erdoğan’ı bulunduğu makamlara çıkaran isimlerden eski ABD Büyükelçisi Morton Abramowitz’in, Hürriyet’te çıkan, Erdoğan’ı tiranlıkla suçladığı açıklamasıydı.
İkincisi ise Mehmet Eymür’ün, Tansu Çiller’in MOSSAD’la görüştüğünü ifşa ederek aslında gerçek Türkiye Gladyo’sunu açığa düşürmesiydi. Mehmet Eymür’ün gözaltına alınarak, açıklamalarının resmiyete kavuşturulması önemidir. Zira Kâşif Kozinoğlu, Eymür’ün Gülen’in 50 bin dolar maaşlı adamı olduğunu belirtmişti!
Sizce de hem yukarıdaki çelişmeler, hem de bu iki not, Gladyo’nun çatladığını göstermez mi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Aralık 2011
SURİYE PLANI İŞLEMEDİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/12/2011
Cengiz Çandar, Brüksel’deki NATO karargâhında, gece yarısı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile buluşmuş! Hayır, biz öğrenmedik, kendisi söylüyor dünkü yazısında…
Bu buluşmadan iki şey öğreniyoruz:
Birincisi emperyalizmin Suriye planının işlemediğini…
DIŞ MÜDAHALE MASADA DEĞİL
Çandar – Davutoğlu buluşmasında konuşulduğuna göre artık dış müdahale planı masada yok. Nitekim bir zamanlar Suriye’nin mandateri olarak bölgeyi bilen Fransa dahi, bu ülkenin Libya’dan çok farklı olduğunu söyleyerek, dış müdahale seçeneğinden uzak duruyormuş.
Zaten Ahmet Davutoğlu da, Suriye’deki iç dinamiklerin dış müdahaleyi gerektirmeyecek şekilde rejim değişikliğini sağlayacağına inanıyormuş!
Ancak ilginç olan şu ki, Ahmet Davutoğlu ne Arap Birliği’ni ne de Türkiye’yi Suriye için dış unsur saymıyormuş, ailenin fertleri olarak görüyormuş.
TAMPON BÖLGE DE MASADA DEĞİL
Suriye’ye dış müdahalenin yöntemi olarak gündeme getirilen tampon bölge fikri de artık masada değilmiş.
Zaten Ahmet Davutoğlu bu fikre karşıymış, çünkü öyle bir tampon bölgeye Sünniler gelirmiş, diğer yerler de Nusayrilere kalır ve ülke bölünürmüş. Mezhep çatışması istemeyen AKP, o yüzden bu fikre zaten en başından karşıymış!
Ahmet Davutoğlu’nun hem dış müdahale hem de tampon bölge konusunda söylediklerini, planı işlemeyen AKP’nin çaresiz savunmaları olarak değerlendiriyoruz. Zira şimdi mezhep çatışması istemediğini söyleyen Davutoğlu’nun ve Erdoğan’ın sözleri ve eylemleri arşivlerdedir.
MOSKOVA SİLAH GÖSTERDİ
Sonuç itibariyle ABD, Suriye’ye Türkiyeli müdahalenin bile zor olduğunu görmüştür. Daha doğrusu Moskova, Washington’a somut bir şekilde işgalin maliyetini göstermiştir.
Rusya Suriye’nin Tartus limanına 3 savaş gemisi demirlemiş, bununla da yetinmeyerek, “Amiral Kuznetsov” isimli uçak gemisini bölgeye göndermek üzere yola çıkarma kararı almıştır. Yani Moskova, Washington’a Libya’dan farklı olarak bu kez silah göstermiştir.
Washington ve Paris de, Şam büyükelçilerini yeniden Suriye’ye gönderme kararı alarak, Moskova’nın uyarılarını doğru okuduklarını ve ciddiye aldıklarını göstermişlerdir.
AKP’NİN NATO KADROLARI
Çandar – Davutoğlu buluşmasından öğrendiğimiz ikinci konu ise AKP’nin Türkiye’yi artık Rusya ile de doğrudan karşı karşıya getireceği tehlikesidir!
Davutoğlu, Suriye’deki Baas rejimini “Sovyetik rejim” olarak görüyor ve ona göre önlem alınmasını istiyormuş. NATO’nun bölgeye yaklaşımı, 1990’ların başında Doğu Avrupa’ya yaklaştığı gibi olmalıymış!
Davutoğlu, Brüksel’deki NATO toplantısında da bu görüşünü dile getirmiş!
Davutoğlu’nun tek başına bu çağrısı bile AKP kadrolarının anti-komünist iklimlerde ve süperNATO örgütlenmelerinde oluşturulduğunu göstermez mi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Aralık 2011
İZMİR’İN VAPURLARI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Mesleki Yazılar, Politika Yazıları on 09/12/2011
İzmir’in CHP’li Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı 15 adet yolcu gemisi alım ihalesi, kentte büyük tartışma yarattı. Konu haliyle Gemi Mühendisleri Odası GMO’nun İzmir Şubesi’ni de yakından ilgilendiriyor. Bu nedenle 5 Aralık günü bir basın açıklaması yaparak kamuoyunu bilgilendirdiler. Özetle şu vurguları yapıyorlar:
Alımı planlanan gemi amaca yani kentiçi ulaşıma uygun değildir. İç körfezde yani kısa mesafede çalışacak gemiler için hızı esas almak yanlıştır. Şartnamede yer alan gemi malzemesi hem pahalı hem de dışa bağımlıdır. Hız ve malzeme seçimi göstermektedir ki, şartname, gemilerin yurtdışından sağlanmasını amaçlamaktadır. Seçilen malzemenin kırılganlığı, emniyet kuşkularını artırmaktadır. Yeni iskelelerin yapılmasını ya da mevcutların tadilatını gerektirmektedir ki, bu da ek maliyet demektir. Şartname, milli klas kuruluşumuz olan Türk Loydu’nun yapım ve sonrasında denetimini engelleyecek biçimde düzenlenmiştir.
YERLİ ÜRETİM ÇAĞRISI
GMO İzmir Şubesi, şartnamede tarif edilen gemiler yerine, yeterli hızda ve daha ekonomik malzemeyle, İzmirlilerin ihtiyacını daha iyi görecek gemilerin çok daha az maliyetle üretilebileceğini, bu işe ayrılan para ile İzmir’in bir de tersane sahibi olabileceğini iddia ediyor. Ve GMO İzmir Şubesi, tasarımdan üretim tekniğine, malzemeden üretim yerine kadar, yerli seçiminin önemine ulusal ekonomimiz açısından da dikkat çekiyorlar. İzmir’e yakışanın artık kendi özgün gemilerini yani İzmir Vapurunu tasarlayıp üretmek olduğunu belirtiyorlar.
Bu dönem İzmir’den milletvekili olan Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım da konuya müdahil oldu ve şu değerlendirmeyi yaptı: “Teknelerin seçilen tip ve malzemesi itibariyle yerli piyasaya çok fazla katkı sağlamayacağı, bunların tamamen yurtdışından temin edilmesi gibi durumla karşı karşıya olduğumuz ifade edildi. Bu proje Türkiye’de gerçekleştirilmeli ve bu para Türkiye’de kalmalı.”
Bakan’ın çok haklı görülen bu açıklamasını ayrıca ele alacağız. Ancak önce bir başka konuya değinelim.
‘EVETÇİ ODA’ YAFTASININ SONUÇLARI
AKP’nin yoğun baskısı altında olan İzmir Büyükşehir Belediyesi, GMO İzmir Şubesi’ni kendilerine yönelik lobinin bir parçası olarak gördü ve ilan etti. Ancak GMO’nun bir üyesi ve bir önceki dönemin de genel merkez yönetim kurulu üyesi olarak belirtmem gerekir ki, İzmir şubemiz, bir lobi varsa bile, asla o lobinin doğrudan parçası değildir.
Peki, CHP’li İzmir Belediyesini bu değerlendirmeye götüren sadece Binali Yıldırım ile GMO İzmir Şubesi’nin açıklamalarının örtüşmesi midir? İşte kritik soru budur.
Sorun GMO’nun bu dönemki genel merkez yönetiminden kaynaklanmaktadır. 12 Eylül halkoylaması sırasında mevcut yönetim Bakan Egemen Bağış’ı GMO’da “misafir” etmiş; Bakan da basının önünde GMO’yu “evetçi oda” ilan etmişti!
İşte CHP’li belediyenin GMO İzmir Şubesi’ni lobinin bir parçası ilan etmesinin ve haklı itirazlarını dikkate almamasının nedeni budur.
İSTANBUL BAŞKA, İZMİR BAŞKA MI?
Gelelim Bakan Binali Yıldırım’ın açıklamasına… Kuşkusuz açıklama oldukça doğru görünüyor. Ama insan sormadan edemiyor. 2005 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İstanbul Deniz Otobüsleri İDO da tıpkı bugün İzmir’in yaptığına benzer bir şartname ile ihaleye çıkmıştı. GMO Genel Merkezi, tıpkı bugün İzmir Şubesi’nin yaptığı gibi şartnameye itiraz etti, yerli üretimi savundu.
Bakan Binali Yıldırım, o zaman da bakandı ama hiç de bugünkü gibi müdahale gereği duymamıştı. Yoksa Bakanlıkta “AKP yabancı alabilir, ama CHP yerli almalı” mantığı mı var?
Her neyse… Sonuç olarak gerekçeler ne olursa olsun, İzmir belediyesi bir an önce yanlıştan dönmeli ve GMO İzmir Şubesi’nin vurguladığı konuları dikkate almalıdır. Çünkü cebimizden çıkacak 300 milyon lira ile hem İzmirli kendi vapurlarına kavuşabilir, hem de İzmir, dünyanın tersanesi olmayan tek liman kenti olma ayıbından kurtulur.
NOT: Ulusal Kanal’daki canlı yayın programım nedeniyle odamızın bu akşamki kuruluş yıldönümü yemeğine katılamayacağım. Meslektaşlarımıza ve camiamıza buradan selam ve saygılarımı iletiyorum. Odamızın üyesi olan Bakan Binali Yıldırım’ında katılacağı bu yemekte, umarım bu konular meslektaşlarımızca tartışılır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Aralık 2011
CONDOLEEZZA RICE’IN İTİRAFI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/12/2011
Hürriyet Planet’den İrem Köker, bir grup gazeteciyle birlikte, eski ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile görüşmüş. Rice gruba “kayıt dışı” bazı bilgiler vermiş. Görüşme kayıt dışı olduğu için de Köker, şimdiye kadar bu görüşmeden hiç bahsetmemiş.
Ancak Condoleezza Rice yazdığı kitapta bazı bilgiler verince, İrem Köker de Rice’la yaptığı “kayıt dışı” görüşmeden bölümler aktarmaya karar vermiş, iyi de yapmış.
‘IRAK’A SALDIRI HATAYDI’
Stanford Üniversitesi’ndeki o görüşmede Rice’a “8 yıl içinde almış olduğu kararlardan dolayı pişmanlık duyup duymadığını” soruyorlar. İşte Rice’ın yanıtı:
“Evet var. Irak’ın işgalinde acele ettik. Keşke dünyaya kendimizi daha iyi anlatsaydık. Keşke Avrupalı müttefiklerimizi ikna edip bu işe kalkışsaydık. Belki o zaman arkamızda NATO olurdu. Belki o zaman Türkler bizi zor durumda bırakan teskereyi reddetmezlerdi.”
Bu itirafın anlamının büyüklüğünü anlamamız için 8 yıl öncesini anımsamamız gerekir:
GERÇEK, 8 YILDIR ‘AYDINLIK’
8 yıl önce bir yanda ABD’nin dünyanın tek süper devleti olduğu, ABD Başkanı Bush’un tüm eski müttefiklerini büyük bir kibirle tehdit edip, “ya bendensiniz, ya da düşmanımdan yanasınız” dediği, Pentagon’un NATO’yu bile devre dışı bıraktığı, ABD’nin çok kısa bir sürede önüne koyduğu Büyük Ortadoğu Projesi’ni gerçekleştireceği ve dünyayı tek başına yöneteceği iddiası vardı.
Ama diğer yanda, 8 yıl önce, Aydınlık’ın bunun gerçek olmadığında ısrar etmesi ve ABD’nin bu coğrafyada yenileceğini, BOP’a gömüleceğini belirtmesi de vardı.
ABD YENİLDİ
8 yıl önce görünen bugünün gerçeğine ve ABD açısından oluşan tabloya bakacak olursak:
ABD Irak’ta yenildi ve bu ülkeden çekiliyor, 31 Aralık’ta sadece Büyükelçiliği’ni koruyacak 160 askerini bırakarak gidiyor. Geçen hafta sonunda, 8 yıl boyunca Irak’ta işgali yönettiği ve BOP’un ana üssü olan, 46 bin askerinin görev yaptığı ana karargâhını Irak’a teslim etti.
ABD Suriye’ye saldıramadı, saldıramayacak. ABD’nin önceki gün Şam Büyükelçisi’ni yeniden bu ülkeye gönderme kararı almasını Türkiye iyi okumalı, Ankara iyi değerlendirmeli.
Rusya, ABD’ye Suriye’de silah gösterdi. Rusya’nın Suriye’ye destek amaçlı yola çıkardığı uçak gemisi, Moskova’nın Libya’daki hatayı yapmayacağının işareti olarak görülüyor. Kaldı ki ABD, Rusya’ya karşı geçmişte kazandığı Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan kalelerini tek tek kaybetti; Karadeniz’e giremedi, Doğu Avrupa’ya füze kalkanı yerleştiremedi.
ABD Afganistan’da yenildi. Bunu artık NATO’nun ABD’den sonra Afganistan’da en çok asker bulunduran ülkesi olan Almanya da söylüyor. Alman Bild gazetesi bu gerçeği gösteren ABD-Almanya istihbarat görüşmelerinin notlarını yayımladı.
ABD, Pakistan’ı da kaybetti. Pentagon Özbekistan, Kırgızistan derken, Pakistan’daki askeri üssünden de oldu.
ABD, Kuzey Kore’ye diş geçiremedi. Üstelik Çin, daha da ileri giderek Kuzey Kore’yle ilk kez resmi askeri işbirliği anlaşması imzaladı.
Çin, Batı Pasifik’ten Aden’e kadar geniş bir coğrafyada askeri tatbikatlar yapıyor. ABD’nin Avustralya’yla anlaşma imzalayarak bu ülkeye 2,500 asker gönderme kararı alması, Washington’un Pekin’in hamlelerine nafile karşılığıdır.
Güney Amerika, ABD’ye karşı birleşti. Yeni kurulan CELAC, uluslararası konularda blok olarak hareket etme kararı aldı.
Sonuçlar ortada… Türkiye ABD’nin bu yenilgilerine ortak olmamalı!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Aralık 2011
CEMAAT: AKP MODEL OLAMAZ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/12/2011
Gülen cemaatinin her yıl düzenlediği Abant Platformu toplantıları bu yıl Gaziantep’te yapıldı. “Arap Baharı ve Türkiye” başlıklı toplantılara Ortadoğu’dan pek çok gazeteci ve yazar da katıldı.
Toplantılarda neler konuşulduğuna geleceğiz ama platformun, her yıl çağırdığı isimleri özenle seçtiğini lütfen not ediniz önce.
‘KENDİ MODELLERİNİ OLUŞTURSUNLAR’
Toplantının sonuç bildirgesiyle başlayalım. Bildirgede, “Ortadoğu’da bir modeli başka bir bölge ülkesine uygun gören yaklaşımların açıklayıcı olmadığı” vurgulandı. Bildirgede, “Her toplumun kendi özelliklerine göre diğer bazı ülkelerin tecrübelerinden de yararlanarak kendi modellerini oluşturmalarına fırsat verilmelidir” denildi.
Özetlersek, platform, “Türk modeli Araplara model olmaz” diyor. AKP, Ortadoğu’ya model olmayı açıktan savunurken ve bunun için aktif çaba gösterirken, cemaatin toplantısından bu sonucun çıkması dikkat çekici.
Nitekim cemaatin yazarları da aynı fikri savunuyor:
‘OSMANLI EYALETİ OLMAYACAĞIZ’
Örneğin Bülent Korucu “Yalancı bahar korkusu” başlıklı yazısında konukların Osmanlı korkusuna değiniyor ve hak veriyor: “ ‘Türkiye bizim için model değil, yeniden Osmanlı eyaleti olmayacağız’ cümlelerinin altını özenle çizdiler. (…) Burada iğneyi kendimize batıralım; bazılarımız söz konusu havanın oluşmasına fazlasıyla katkı yapıyor. Ne yazık ki Orta Asya’daki hatalarımızı tekrarlıyoruz.”
Abdülhamit Bilici de “Türk modeli çöktü mü?” diye soruyor: “ ‘Türkiye’nin bölgeye vereceği bir şey yok’ görüşü ne kadar doğru olabilir? Ancak özellikle duygusallığın zirvede olduğu bu dönemde Türkiye’nin liderlik, modellik gibi kavramları aklına bile getirmemesi lazım. Üstten bakış yerine ana ilke tevazu olmalı.”
‘SURİYE VE İRAN’LA SAVAŞ NOKTASINA GELDİK’
Toplantılara konuşmacı olarak katılan cemaat yazarı Ali Bulaç ise hükümeti açıktan eleştirdi: “Mesela her kritik dönemde Türkiye Batı’nın yanında yer almak zorunda kalıyor. Batı’dan korktuğu anda güvenliğinin tehdit altına girebileceğini düşünmektedir. Türkiye, İran, Irak, Lübnan ve Suriye ile bölgesel entegrasyondan Suriye ve İran’la savaş noktasına geldi.”
ERDOĞAN SONRASI HESAPLAR
AKP ile cemaatin, Amerikancılık konusunda ayrı düşmeleri elbette mümkün değil, olsa olsa aralarında “daha Amerikancı olma” yarışı olur.
Peki, o zaman platform, “Türk modeli çöktü” fikrini neden öne çıkarıyor? Neden AKP’nin daha doğrusu Erdoğan – Davutoğlu ikilisinin bölge politikalarına itiraz ediyor?
Yanıt, Erdoğan sonrası planlarla ilgili, daha doğrusu Irak’tan çekilen ABD sonrası AKP’nin dizaynıyla ilgili…
Gül’ün İngiltere Kraliçesi tarafından şövalye ilan edilmesi, AKP yasasını veto etmesi; Bülent Arınç’ın “Erdoğan’a biat etmedim” açıklamaları, Suriye konusunu Erdoğan’dan farklı değerlendirmesi, Cumhurbaşkanlığı için “Gül, sümbül, lale” açıklaması yapması; Erdoğan’ın “sır” hastalığı, Erdoğan sonrası için anketler yapılması ve sızdırılması…
ABD askeri gücü Irak’tan çekilirken, arkalarındaki silahlı gücü yitiren kuvvetlerin, ayakta kalabilme hesaplarıdır yapılanlar…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Aralık 2011
BIDEN, AKP’YE HANGİ PLANI VERDİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/12/2011
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Obama’nın seçim kampanyası nedeniyle katılamadığı İstanbul’daki Girişimcilik Zirvesi için Türkiye’deydi. Biden zirve dışında birçok ikili görüşme yaptı; Suriye’den İran’a, Ermeni meselesinden Heybeliada Ruhban Okulu’na değin pek çok konuyu muhataplarıyla görüştü.
Peki, Biden’in ajandasındaki esas konu neydi? Biden AKP’yle asıl hangi konuyu bağlamaya geldi? İnceleyelim:
YÜZDE 60: KUZEY IRAK
Joe Biden’in Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşmeye dair Cihan Haber Ajansı’nın geçtiği bir ayrıntı dikkat çekiciydi. Ajans, Gül ve Biden’ın basına kapalı ikili görüşmesinin “yüzde 60’ının” Irak’la ilgili olduğunu belirtiyordu. Bu yüzdenin, kuşkusuz taraflardan en azından birinin saptaması olarak Ajans’a verildiği ortada… Bu yüzde 60’lık gündemde de Kuzey Irak’la ilişkilerin konuşulduğu özellikle belirtiliyor.
Gelelim Biden’in hasta yatağındaki Başbakan Erdoğan’ı ziyaretine. Yetkililer bunun bir hasta ziyareti olduğunu söylüyorlardı. Zira Başbakan Erdoğan, görüşmeden birkaç gün sonra yapılacak Bakanlar Kurulu toplantısına bile katılamayacak durumda.
YÜZDE 50: KUZEY IRAK
Biden’in Erdoğan’ı ziyaretinin resmi olarak 45 dakika planlandığı kaydediliyordu. Ancak görüşme tam iki saat sürdü!
İlginçtir, görüşmeye dair ayrıntı servis edilen Cihan Haber Ajansı ve Zaman gazetesi, bu iki saatlik “hasta ziyaretine” dair şu bilgileri geçti: “Amerikalı üst düzey bir yetkiliye göre Erdoğan’ın Kısıklı’daki evinde gerçekleşen görüşmenin yarıya yakın bölümünde ABD’nin yılsonuna kadar tamamen çekileceği Irak konuşuldu.”
ABD’li yetkililerin Cihan Haber Ajansı’na aktardıklarına göre, Biden, Erdoğan’la görüşmesinde İran konusunu bile Irak düzleminde ele aldı: “İkili, İran’ın Irak üzerindeki rolünü de ele aldı. ABD Başkan yardımcısı, İran’ın Irak’taki etkisinin abartıldığını ve Iraklıların, İran başta olmak üzere dış müdahalelerden hoşlanmadıklarını anlattı.”
BİDEN BARZANİ’YLE NE GÖRÜŞTÜ?
Gelin Biden’ın Gül ve Erdoğan’la görüşmesindeki bu dikkat çekici ayrıntıları, bir başka olguyla birlikte değerlendirelim.
Bildiğiniz gibi Joe Biden, Türkiye’ye gelmeden önce Irak’ı da ziyaret etti. Biden, Kuzey Irak’ın başkenti sayılan Erbil’de Mesut Barzani ile buluştu ve basına kapalı önemli bir görüşme gerçekleştirdi.
KUZEY IRAK’LA ENTEGRASYON
Peki, Obama’nın yerine Biden’ın katıldığı Girişimcilik Zirvesi’nde, Başbakan Erdoğan’ın yerine konuşan Ali Babacan ne demişti: “Amacımız Ortadoğu’da sınırları kaldırmak”
Nitekim Babacan’ın bu açıklaması hem Tayyip Erdoğan’ın “Diyarbakır’ı BOP içinde merkez yapma” diye tarif ettiği görevle uyumlu, hem de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun geçen yıl TÜSİAD’ın dergisine söylediği entegrasyon görüşleriyle uyumlu:
“Haritaya baktığımızda Kürt coğrafyasının dağlar üzerinde doğal olmayan bir şekilde ayrıldığını görüyorsunuz. (…) Dolayısıyla onlarla entegre olmamız lazım.”
TÜRKİYE HİMAYESİNDE KÜRDİSTAN PLANI
ABD biliyor ki, Türkiye’ye himaye ettiremeyeceği bir Kürt Devleti bölgede yaşayamaz. Hele de ABD, Irak’taki askeri gücünü çektikten sonra… İşte bu yüzden Biden, 25 yıldır dayatılan bu planı şimdi AKP’nin eline vermiştir.
Suriye konusu da, İran konusu da, merkezinde Kuzey Irak’ın olduğu konulardır artık!
Ancak ABD açısından asıl soru şudur: 8 yıldır bölgedeki askeri gücüne rağmen planlarını işletemeyen Washington, askersiz bu planları nasıl hayata geçirebilecektir?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Aralık 2011
BİR BAKAN İKİ REKLAM
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/12/2011
Neyle suçlandığı bile belli olmadan bin gündür Silivri zindanında yatanlar kadar mağdur olduğunu ispatlama peşinde olan AB Bakanı Egemen Bağış, AKP kapatma davasının hayatında nasıl zorluklar yarattığını şu sözlerle ispatlamaya çalıştı:
OYUNCAĞINI PAYLAŞMAYAN ÇOCUK
“Hatta dokuz yaşındaki oğlumun hayatı bile zorlaştı. Bir gün bir arkadaşıyla sokakta oynarken arkadaşı bisikletini ödünç istiyor. Oğlum ‘hayır’ deyince arkadaşı ‘babanın partisini kapatacaklar, işsiz kalacak ve bundan sonra bisiklete binemeyeceksin’ şeklinde konuşmuş. Evde iki gün ağladı. Bu tür olumsuzluklara katlanmak zorunda kaldık, Allah’a şükür geride kaldı.”
Hemen her gazete, bu sözleri kendi meşrebine uygun olarak yayımladı, değerlendirdi. Biz ise bir ayrıntıya takıldık!
Bakan Egemen Bağış’ın dokuz yaşındaki oğlu, bisikletini çok isteyen arkadaşına neden ödünç vermez? Bir bakanın çocuğu neden oyuncağını arkadaşıyla paylaşmaz?
Durun hemen yanıt vermeyin.
Yaratılan bu iklimdeki iki reklamı irdeleyelim önce:
KARI – KOCA’NIN PAYLAŞAMADIĞI BİSKÜVİ
Dizi filmi gibi bir bisküvi reklamı yayımlanıyor ekranlarda. Bir karı-kocanın hikayesi. Kadın bisküvi paketini açıp yemeye başladığında, koca bisküviden yiyebilmek için olmadık taktikler dener, başaramaz. Kadın bisküvisini kocasıyla paylaşmaz.
Başka bir gün de bu kez koca o bisküviden almıştır. Kadın yalvarır, yine olmadık numaralar yapar bisküviden alabilmek için. Koca karısıyla paylaşmaz bisküvisini.
Bir kocanın karısıyla, bir kadının kocasıyla paylaşamayacağı kadar güzel bir bisküvidir yani… Reklamcılar böyle düşünmemizi istemişlerdir.
Biz farklı düşünelim ve şu soruyu soralım. Bir kadın kocasıyla, bir koca karısıyla bir bisküviyi neden paylaşamaz? Soruları çoğaltabilirsiniz? Bir evli çiftin aslında paylaşamayacak neyi olabilir ki?
SUSUZLUKTAN ÖL!
Ünlü bir müzik grubunun yer aldığı bir içecek reklamı var örneğin. Müzisyen sahnede susamıştır, tam şarkısını bitirdiğinde öndeki dinleyicilerin içinden bir gencin, o içecek şişesini açtığını görür ve susuzluğunu gidermek için ister.
Siz bu durumda olsaydınız ne yapardınız? Durun yanıt vermeyin hemen.
İçeceğin sahibi genç, içeceğin karşılığında müzisyenden gitarının penasını ister, müzisyen verir. Genç bakar ki, içeceği çok değerli, bu kez gitarını da ister. Müzisyen onu da verir. Sonra gruptaki diğer müzisyenin ceketini de ister.
Ha bire ister yani. O kadar değerli ve kıymetli bir içecektir çünkü elindeki. Müziğini dinlemeye gittiği grubun solistiyle karşılıksız paylaşamayacağı kadar kıymetlidir!
MÜLK’ÜN AĞIRLIĞI
Şimdi yeniden soralım sorumuzu: Bir bakanın çocuğu, arkadaşıyla oyuncağını neden paylaşmaz?
Soruyu daha da derinleştirelim mi?
Bir başbakanın, ülkesinin dışında, sekiz ayrı banka hesabı olur mu? Bir Cumhurbaşkanı eşi, 50 bin liralık yüzük takar mı? Peki, 50 bin liralık yüzük takan bir kadın, paylaşımcı bir çocuk yetiştirebilir mi?
BİZİN İNSANIMIZ
Asya halkları, hele de Anadolu insanı… Komşusuyla aşını paylaşır; köylüsüyle üretim aracı olan mal’ını, eşeğini paylaşır; öğrencisiyle harçlığını paylaşır; işçisiyle alın terini paylaşır; sevgilisiyle sevgisini ve yaşamını paylaşır; askeriyle karavanasını paylaşır; milletiyle vatanını paylaşır.
Çünkü mülk, boyundaki zincir kadar ağırdır insana…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Aralık 2011
NATO’CU İSLAMCILIK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/12/2011
Cuma akşamı Ulusal Kanal’daki Ufuk Ötesi programımın konuğu İslami camianın en birikimli yazarlarından Kenan Çamurcu’ydu. Kendisiyle hem program öncesinde hem de program esnasında günümüzün İslamcı çevrelerini tartıştık. Doğrusu içeriden birinin söyledikleri kafamı çok açtı.
ERGENEKON SORUŞTURMASI, İSLAMCILARI DA DÖNÜŞTÜRDÜ
Örneğin uzun zamandır yanıtını aradığım sorulardan biri şuydu: Neden bizim İslamcılarımız Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesine, Libya’nın NATO tarafından bombalanmasına ve şimdi de Suriye’ye dış müdahale hazırlığı yapılmasına itiraz etmiyorlar? AKP tüm bu İslami çevreleri bu saldırılara nasıl ikna etti, ediyor?
Kenan Çamurcu, önce şu saptamayı yaptı. Ona göre İslami çevreler, aslında Irak’a saldırıya karşı çıkmıştı, nitekim 100 AKP milletvekilinin 1 Mart tezkeresine karşı çıkması da bu nedenleydi. Kenan Çamurcu’ya göre kırılma 2007-2008 dönemiydi.
Ergenekon soruşturması sadece ulusalcı ve Kemalist çevreleri hedef almamıştı Çamurcu’ya göre, aynı zamanda İslamcı çevreleri de “dönüştürmüştü.”
İslami kesimde, Ergenekon soruşturması üzerinden, “Ulusalcılar, Kemalistler bizi ezecekler, 40 yıllık siyasi birikimlerimiz yok olacak, siyaseten çıktığımız mevkiler elden gidecek” gibi korkuların hâkim kılındığı bu süreç, İslami kesimde köklü bir dönüşüme neden olmuş Kenan Çamurcu’ya göre. İşte bu dönemden sonra İslamcı çevreler, AKP’ye daha çok sarılmış ve bunun sonucu olarak da NATO’cu İslamcılık gelişmiş.
TÜRK – İSLAM SENTEZİ
Gelişmiş diyoruz, çünkü Kenan Çamurcu’ya göre ortaya çıkması çok önce. Çamurcu burada da esas olarak 12 Eylül’ü temel alıyor ve 12 Eylül’le birlikte ABD’nin inşa ettiği “Türk – İslam sentezi”nin NATO’cu İslamcılığı doğurduğunu belirtiyor.
Kenan Çamurcu, o günlerde kendilerini “Türk – İslam sentezi” sözü üzerinden eleştiren solculara nasıl kızdıklarını, ama bugün baktığında, bu suçlamanın haklı olduğunu, çünkü gerçek bir olgu olduğunu da büyük bir erdemle ifade ediyor.
Çamurcu’nun şu sorusu saptamasına büyük destek veriyor: İslamcılarımız Afganistan’a gitti, Bosna’ya gitti, Çeçenistan’a gitti ama neden Filistin’e gitmedi?
Soru oldukça anlamlı ve ağır bir yanıt yüklü!
Kenan Çamurcu İslamcılarımızın bu ülkelere, SSCB / Rusya’ya karşı ama ABD’nin yanında savaşmaya gidildiğine dikkat çekiyor! Ama Filistin’e gidilmiyor, çünkü Filistin adına savaşmak ABD çıkarına değil!
KENAN ÇAMURCU ve EREN ERDEM’LE PROGRAM
Program bitiminde Ufuk Ötesi’nden sonra başlayacak Ezber Bozan programının sunucusu ve köşe komşum Eren Erdem’le karşılaştık. Çamurcu ve Erdem, aynı dergilerde, aynı internet sitelerinde yazılar yazmışlar, birbirlerini biliyorlar ama Ulusal Kanal’da ilk defa karşılaştılar ve tanıştılar.
Eren Erdem de, Kenan Çamurcu’nun saptamalarına büyük önem verdi. Bu konuyu daha da derinleştirmeyi, önümüzdeki haftalarda hem Kenan Çamurcu’yu hem de Eren Erdem’i birlikte konuk ederek NATO’cu İslamcılık meselesini derinleştirmeyi, bu kesimlerle tartışmayı kararlaştırdık.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Aralık 2011
AKP’NİN SURİYE ÇIKMAZI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 03/12/2011
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Suriye iç meselemizdir” diyerek ABD adına başlattığı Suriye’de rejim değiştirme hamlesi, çıkmaza girdi.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın gelişmeleri “Suriye’nin kendi iç meselesi” olarak değerlendirmesi ve kimi AKP’li yazarların savaş baltalarını yerine koymaya başlaması, çıkmazın en önemli işaretleri.
‘KAZAN KAZAN’DAN ‘YA HEP YA HİÇ’E
Ancak cemaatin yazarı İhsan Dağı’nın da belirttiği gibi bu noktadan sonra geri adım atmak mümkün değil:
“Ok yaydan çıkmış durumda. Suriye ve Türkiye ilişkilerinin Esad gitmeden ‘normalleşmesi’ artık imkânsız. Daha da ötesi, Türkiye’nin son zamanlarda pek gurur duyduğu Ortadoğu’daki ‘yükselen gücü’, Suriye ‘düşmeden’ restore edilemeyecek. Esad’ın Şam’da oturmaya devam ettiği bir senaryo Türkiye’yi bölgesel politikada ‘kağıttan kaplan’a dönüştürecek, ‘düzen kurucu’ rol oynadığı iddiasını gülünç hale getirecek.
“Kısaca, Suriye politikasında Türkiye, ‘kazan kazan’ politikasından ‘ya hep ya hiç’ politikasına savrulmuş görülüyor.”
İhsan Dağı, Suriye’de rejim değişikliği hedefinin gerçekleşmemesi halinde AKP’nin “rezil” olacağını belirtiyor.
SURİYE CEPHESİ KUVVET TOPLUYOR
Ulusal çıkarları değil de başka çıkarları kollayarak yapılan dış politikanın sonuçları böyle olur!
Suriye konusunda yalnız kalan AKP hükümetinin son iki haftadır, başka kuvvetlere çağrı yapması bu açmaz nedeniyledir. Ancak çağrı esnasında bile şüpheler vardır. Zira AKP’li yazarların bir bölümü, destek verecek ülkelerin sonradan geri adım atabileceğini, hatta Türkiye’yi Suriye’de işgalci bile ilan edeceklerinden endişeleniyorlar. Haksız değiller.
Peki, bu çıkmazdan Türkiye nasıl kurtulacak?
Önce şu tespiti yapalım. Suriye AKP basınında aktarıldığı gibi tecrit edilmiş yalnız bir ülke değil. Tersine bölgede şöyle bir cephe oluşmuş durumda:
Bir cephede İran, Suriye, Irak ve Rusya var, diğer cephede de ABD, İsrail, Suudi Arabistan ve AKP.
Üstelik ABD Irak’tan çekiliyor. Dolayısıyla bölgedeki askeri kuvveti büyük oranda zayıfladı. Bu gerçek, örneğin Irak’ın ABD’nin yanında değil de Suriye’nin yanında yer almasına neden oldu.
Irak, bırakın Suriye’ye dış müdahaleyi, en küçük yaptırım uygulanmasına bile itiraz ediyor. Tüm çabalara rağmen Kürtlerin Suriye’de rejim karşıtı harekete katılmamasını da lütfen bir kenara not edin.
AKP’DEN KURTULMAK ARTIK DAHA KOLAY
Kuvvet dengesinin AKP’nin aleyhine olduğu bu tablodan Türkiye nasıl çıkacak? AKP’nin, “ya hep ya hiç” politikasının bölgeyi yangın yerine çevirmesi nasıl engellenecek?
Yanıt basit: Türkiye öncelikle AKP’den kurtulmalı!
Artık, yolunu yöntemini tartışmalıyız…
Üstelik AKP’den kurtulmak, sanılanın aksine dünden daha kolay. Çünkü arkasında ABD askeri gücü olmayan bir AKP’nin hükmetmesi kolay değil!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Aralık 2011