BND’DEN TRUMP’A ‘ÇİN DÜŞMANLIĞI’ DESTEĞİ

9 Mayıs, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilere karşı zafer ilan edilmesinin 75. yıldönümüydü. Pentagon’un o güne özel yayını ise tipik emperyalist ikiyüzlülükle doluydu.

İkinci Dünya Savaşı’nı Almanya ile SSCB’nin Polonya’yı işgaliyle başlatan ABD, zaferi de Normandiya çıkarmasıyla başlayan sürece dayandırıyor özetle…

Pentagon yayınında 18 milyonu sivil olmak üzere 27 milyon yurttaşını kaybeden SSCB yok!

Hitler’in ordusuna Stalingrad’da direnerek savaşın gidişatını değiştiren ve Nazilere esas darbeyi Doğu Cephesi’nde vuran Kızıl Ordu yok!

Anavatan savaşında kararlı liderliğiyle milyonları Nazilere karşı direnişe geçirerek Avrupa’yı Hitler’in kanlı çizmelerinin altından kurtaran Çelik Stalin yok!

Kim var? Savaşa sonradan dahil olan ABD!

EMPERYALİZMİN HEDEFİ NAZİ-KOMÜNİZM SAVAŞIYDI

İkinci Dünya Savaşı, sonrasında ABD’nin kurduğu ideolojik hegemonya nedeniyle Batı’da hep eksiklerle ve yanlı olarak anlatıldı.

Örneğin hep SSCB’nin Hitler’le yaptığı anlaşma öne çıkarıldı. Hitler’i komünistlerin üstüne sürmeye çalışan İngiliz ve Fransız emperyalizminin ikiyüzlülüğü gizlendi.

Örneğin ABD’nin Nazilere verdiği mali destekler hep es geçildi. Hitler faşizminin dünyayı kan gölüne çevirmesinde Amerikan sermayesinin rolü ve sorumluluğu hep gizlendi.

Neyse, konumuz bu değil…

Bunları, Alman istihbaratının Çin düşmanlığında ABD’ye yaptığı acemice desteğe dikkatinizi çekmek için anlatıyorum…

Zira Alman istihbaratının, şıracı Amerikan istihbaratına neden bozacılık yaptığının yanıtı, İkinci Dünya Savaşı sürecindeki ve özellikle sonrasındaki süreçle ilgili…

ALMAN İSTİHBARATI TRUMP İÇİN MALZEME ÜRETİYOR

Amerikan sermayesi ile Naziler arasındaki ilişki, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurumsal bir alışverişe dönüştü. Nazilerin özel savaş ve istihbarat deneyimi, Alman uzmanlarıyla birlikte ABD’ye taşındı.

Almanya’nın bölündüğü süreçte de ABD, Batı Almanya’yı ideolojik tahakkümü altına aldı ve BND dünyada en Amerikancı istihbarat örgütü haline geldi. (Etkileri hâlâ süren o Amerikancılık BND içinde zaman zaman ciddi iç çarpışmalara dönüşüyor.)

Uzatmayalım, işte o BND, ya da BND’nin içindeki Amerikancı kanat yine sahnede. CIA kanalıyla Trump’a Çin düşmanlığı konusunda malzeme üretmeye çalışıyor.

Anlatalım…

TRUMP İÇİN ALGI OPERASYONU

Almanların ünlü Der Spiegel dergisi, BND’ye dayandırarak şöyle bir haber yaptı: “21 Ocak’ta Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, yaptığı telefon görüşmesinde, DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus’dan, virüsün insandan insan bulaşması hakkında bilgi vermekten kaçınmasını ve bir salgın uyarısı yapmasını ertelemesini istedi.”

Haberin hedefi ne? Trump’ın sürdürdüğü Çin düşmanlığına destek olmak…

Nasıl? Şöyle:

Ne diyordu Trump? “DSÖ Çincilik yapıyor. Çin dünyayı virüs konusunda geç bilgilendirdi, hatta virüs Çin laboratuvarında üretildi.”

İşte Alman istihbaratı, bazı Amerikan gazetelerinin bile yalanladığı bu dayanaksız iddialara destek veriyor. 21 Ocak’ta Şi Cinping’in DSÖ direktörünü arayıp “şunu söyleme, bunu sakla” dediğini iddia ederek, dünya kamuoyunda “Demek ki Trump haklıymış” algısı oluşmasını sağlamaya çalışıyor!

BİR CÜMLEDE DÖRT YALAN

Ancak Goebbels’in izcileri oldukça beceriksiz.

Dünya Sağlık Örgütü’nün BND ve Der Spiegel’e verdiği yanıt o beceriksizliği resmediyor: “Der Spiegel’in iddiaları asılsız ve gerçek dışıdır. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 21 Ocak’ta hiçbir görüşme yapmamıştır. Bu tür asılsız haberler salgınla mücadele konusunda DSÖ’nün ve dünya genelindeki çalışmaların gündemini değiştirme amacı taşıyor. Ayrıca, Çin hükümeti zaten 20 Ocak’ta korona virüsünün insandan insana bulaştığını açıklamıştı.”

Özetle BND içindeki Amerikancı kanadın fabrikasyonu o kadar beceriksizce ki neredeyse hiç ses getirmedi.

BND yalanı, ancak Trump’un kendisini yalanlayan yalanlarıyla yarışabilir kategoride…

Ne diyelim! Beyaz Saray, CIA ve BND bu tezgahlar yerine salgınla mücadeleye odaklansa Amerikalılara ve Almanlara daha çok faydalı olurlar demekten başka elimizden bir şey gelmiyor…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
12 Mayıs 2020

 

3 Yorum

Sıkışan iktidarların düşman ihtiyacı

Sıkışan iktidarlar “düşmanla” beslenir: Kimi “Çin, virüsü laboratuvarda üretti” komplosuyla, kimi de “muhalefet darbe yapacak” propagandasıyla başarısızlığını örtmeye, kötü ekonomi tablosunu gizlemeye, safları sıklaştırmaya çalışır.

Evet, virüs salgını nedeniyle Çin’i düşmanlaştıran Trump yönetimi de muhalefeti düşmanlaştıran Erdoğan yönetimi de sıkışık durumda.

Bahçeli’nin IMF karnesi

Ekonomi tablosu kötü ve muhalefet bunun sorumlusu olarak Berat Albayrak’ı suçluyor. Öyle ki Albayrak’ı savunmak için Devlet Bahçeli bile mesaj yayımlıyor. Hem de kendi siyasi geçmişini eğip bükerek…

Şöyle ki, Bahçeli muhalefeti IMF ile işbirliği yapmakla bile suçlayabiliyor! Oysa IMF’yle Türkiye tarihinin en ağır anlaşmasını yapan hükümetin başbakan yardımcısıydı. Kemal Derviş o anlaşmaya dayanarak Türkiye’ye gelip Cumhuriyet’in ekonomi kazanımlarını satmıştı! Yani Bahçeli mevcut siyasiler içinde IMF konusunda en suçlu isimdir!

Muhalefet, muhalefet bile edemiyor

İktidarın “muhalefet darbe yapacak” propagandası ise toplumu bölmese, kutuplaştırmasa, Sevda Noyan gibi tiplere ekrandan tehdit savurma iklimi oluşturmasa, “ucuz siyaset” der geçeriz.

Velev ki muhalefetin darbe yapma hevesi olsun, kiminle yapacak? İstanbul, Ankara ve İzmir belediyelerinin zabıtalarıyla mı? Kaldı ki darbe yapacağından “korkulan” muhalefetten en çok Erdoğan memnun. Zira böyle muhalefetle sürekli iktidarda kalacağını biliyor…

İktidara, en uygun şartlarda bile etkili muhalefet yapamayan muhalefetin “darbeciliği”, sıkışık durumdaki iktidarın saflarını sıklaştırması için bir propagandadan ibarettir özetle…

Listeler ve mermiler

Ancak demin de belirttiğimiz gibi iddianın ciddiyetsizliği nedeniyle “ucuz siyaset” deyip geçemiyoruz; zira oluşturduğu siyasi iklimle ülkeyi bölüyor, kutuplaştırıyor.

Öyle ki Sevda Noyan gibi tipler, ekrandan “darbeci muhalefete” karşı liste oluşturuyor, komşularını da dahil ettiği 50 kişilik liste hazırladığını belirtiyor ve “bizim aile 50’sini götürür” diyerek açık açık ekranda “insan öldürmekten” bahsedebiliyor!

“Ucuz siyaset” diyemiyoruz zira o siyasetin oluşturduğu iklimde “bir kavanoz mermi” görüntüsüyle muhalefet liderleri tehdit edilebiliyor!

Fethullahçılığı ak-lama fırsatı

Ayrıca, sıkışık iktidarın bu safları sıklaştırma hamlesi, Sevda Noyan gibi tiplere kendilerini “ak-lamak” için fırsat da oluşturuyor. FETÖ’cü geçmişlerini örtmek isteyenler AKP’nin muhaliflerine “saldırmakta” öne atlıyor yani…

Sevda Noyan’ın İtalyan vatandaşlığı, FETÖ’nün kanallarında yıllarca program yapan kocasına 15 Temmuz’dan sonra İtalyan pasaportu almaya çalışması gibi konular bir yanda, attığı şu ve benzeri mesajlar da diğer yanda: “Fethullah Gülen Hocaefendi bizim sadece geçmişimiz değil, aynı zamanda hem bugünümüz hem yarınımız… Hatta niyetimiz ahiret birlikteliği.”

İşte “50 kişiyi götürürüm” diyen Sevda Noyan aslında AKP’cilik yapmıyor, bu Fethullahçı geçmişini örtmeye çalışıyor. Bunlara göre en iyi örtme operasyonu da AKP adına muhalefete en saldırgan olmaktan geçiyor haliyle!

Türk-Rus ilişkilerine sabotaj

Şehit olmuş MİT mensubunu deşifre etmekten tutuklu olan gazeteci arkadaşlarımızın iddianamesi yayımlandı. Öyle çok şey yazılıp söylenebilir ki iddianame hakkında, sayfalar yetmez. Ancak makalemizin konusu bağlamında şu kadarını söylemeyelim:

1) FETÖ ile daha etkili mücadele etmek isteyen devlet, Barışları, Muratları tutuklamaz, tersine Barışların da Muratların da kitaplarının daha çok okunmasını sağlar!

2) Barışların ve Muratların tutukluluğuna en çok FETÖ’cüler seviniyor!

3) Murat Ağırel’in yeni çıkan kitabı Sarmal’la ilgili olarak Ahu Özyurt’un Sputnik’teki programına canlı yayında 15 dakika konuk olmasının, iddianamede “HTS kayıtları incelendiğinde, şüphelinin suça konu paylaşım yaptığı gün bir uluslararası haber ajansı ile 15 dakika görüşme yaptığı tespit edilmiştir” şeklinde yer alabilmektedir!

4) İddianamenin en hafifinden “yetersizliğini” ortaya koyan bu “tespit”, dahası iddianame yayımlanmadan önce, tıpkı kumpas günlerindeki gibi, önce gazetelere servis edilmiştir. Sıradan bir canlı yayın bağlantısı, “sır görüşme” diye yandaş basında “operasyonel haber” olmuştur!

5) Kitap tanıtımıyla ilgili bir canlı yayının “Moskova’yla sır görüşme” derecesinde iddianameye girmesi sadece bu meslektaşlarımıza 19 yıl hapis cezası verebilmeye gerekçe bulma çabası olmaktan öte “politik sorunlar” içermektedir! Çünkü bu tür “suçlamalar” son tahlilde Türk-Rus ilişkilerini sabote etmek isteyenlerce kullanılır!

İddianamenin iki çıktısı

Sonuçları itibariyle “MİT şehidinin deşifre edilmesi” denilen bir olay iki sonuç doğurmaktadır:

1) Türkiye’de FETÖ ile en iyi mücadele eden gazeteciler etkisizleştirilmeye çalışılmaktadır.

2) Devletin Rusya ile yürüttüğü bölgesel işbirliği hedef alınmaktadır.

Bu iki çıktıyı görmeden meseleyi “ama MİT kanunu var” düzleminde yorumlamak, Türkiye’nin “ciddi devlet kapasitesi” açısından büyük eksiklik olacaktır!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Mayıs 2020

4 Yorum

Maske ve füze diplomasisi

S-400’lerin aktive edilmesinin ertelendiği, bu konuyu ele aldığımız makalemizin yayımlandığı gün, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın tarafından da teyit edildi.

Kalın, ABD’nin Ankara Büyükelçisi David Satterfield ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ile birlikte katıldığı Atlantic Council panelinde açıkladı: “Koronavirüs nedeniyle S-400’lerde bir erteleme oldu ama süreç planlandığı gibi ilerleyecek” (30.4.2020).

Ne kadar ertelendi? Belli değil…

20 Nisan’da Reuters’a açıklama yapan bir Türk yetkili, birkaç ay ertelendiğini söylemişti.

O zaman da sormuştuk: Bir silah/savunma sisteminin aktif hale getirilmesinin virüs salgınıyla ne ilgisi var? Örneğin salgın var diye TSK tankları çalıştırmıyor mu? Örneğin salgın var diye radarlarımız kapalı mı? Örneğin salgın var diye savaş uçaklarımız havalanmıyor mu?

Böyle mazeret olur mu? Oldu!

Ancak bunun bir “taktik erteleme” olduğu anlaşılıyor…

ABD’ye dolar başvurusu

Türkiye’nin borca ihtiyacı var. Hazine ve Maliye Berat Albayrak, daha önce yaptığı gibi Londra tefecileri ve New York bankerleriyle görüşmek zorunda kalabilir…

Çünkü Merkez Bankası’nın döviz rezervleri hızla eriyor…

Ki AKP hükümetinin dolar ihtiyacı için daha şubat ayında ABD’ye başvurduğu ortaya çıktı: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dolar ihtiyacını karşılamak için takas hattına (swap line) dahil olmak üzere ABD Merkez Bankası’na (Fed) başvurmuştu!

Ancak bu konuda olumlu bir yanıt alınamayacağı düşünülüyor olmalı ki, Berat Albayrak, “Birden fazla ülke ile swap anlaşması yapabiliriz” dedi (6.5.2020).

Diğer yandan Berat Albayrak’ın 6 Mayıs’ta Citigroup ve Societe Generale’in düzenlediği toplantıda yabancı yatırımcılarla buluştuğu da açıklandı.

Kısacası hükümet para arıyor…

AKP’den ABD’ye, ABD’den YPG’ye

Ne demişti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu: “Kendimizin tıbbi ekipman ihtiyacı olmasına rağmen 34 ülkeye yardım elimizi uzattık.

Bunu 15 Nisan’da söylemişti Çavuşoğlu

Ve Türkiye’nin ihtiyacı varken, AKP hükümeti sonrasında da sağlık malzemeleri dağıtmaya devam etti. Hatta iki kez de ABD’ye!

İşin vahimi, ABD’ye sağlık malzemeleri gittikten sonra, ABD de PKK’nin Suriye kolu YPG’ye sağlık malzemeleri gönderdi! (1.5.2020).

Peki “kendimizin ihtiyacı” varken bu sağlık malzemeleri neden ABD başta olmak üzere kimi ülkelere gönderiliyordu? İyilik olsun diye mi?

Oysa hükümetlerin görevi önce kendi vatandaşlarının ihtiyacını karşılamak değil midir?

Bedava maske propagandası

Önce maske satışını yasakladılar, “biz dağıtacağız” dediler.

Bu aslında muhalif belediyelerin çalışmalarına karşı iktidarın “maskeli iç diplomasisinin” gereğiydi. Bedava maske dağıtan hükümet iyi prim yapardı…

Peki nasıl dağıtacaktı? Önce PTT ile dağıtmaya kalktılar olmadı, sonra e-devlet başvurusu ile denediler olmadı, ardından telefona kısa mesaj ile gelen kod üzerinden eczanelerin dağıtmasına karar verildi, yine olmadı. Çalışanlara iş yerleri temin edecek dendi sonra. Ve “Hayat Eve Sığar” uygulaması ile başvuru yapılacağı duyuruldu ardından.

Olmadı, olmadı…

Tüm bu süreçte maskesiz sokağa çıkmak zorunda kalanlara da çatır çatır para cezası kestiler…

En sonunda “maske satışı serbest” bırakıldı!

Yani en başa dönüldü…

Oltadan kurtulmak

Hükümetin içeride sağlık ekipmanına ihtiyaç varken ABD’ye ve İngiltere’ye sağlık ekipmanı “yardımı” yapması da, defalarca “Nisan’da aktive edilecek, geri dönüşü yok” denildikten sonra S-400’leri salgın bahanesiyle ertelemesi de, para aramasıyla ilgili…

İktidar, o borcun bulunabilmesinin yolunun S-400’leri ertelemekten geçtiğini düşünüyor…

Oysa bu olta gibidir; ertelediniz diye borç vermezler ama aktive edemeyesiniz diye sürekli borca ihtiyaç duyar halde tutarlar!

Üstelik bu kısırdöngüyü sağlayacak “dış operasyonların” başarılı olabilmesini de siz kolaylaştırmışsınızdır: Özelleştirerek, yabancılaştırarak, satarak, kapatarak, tarımı ve sanayiyi çökerterek, ekonomiyi betona ve turizme bağlayarak, kamu kaynaklarının transferi yoluyla yandaş işadamı zümresi oluşturarak…

Kısacası Türkiye’nin bu “maskeli” siyasetten arınması gerekiyor!

Üretimi esas alan, Özal-Çiller-Erdoğan üçlüsünün sattığı stratejik kurumları kamulaştıran, bölge merkezli dış politika uygulayan, S-400’leri pazarlık aracı yapmayıp savunması için kurup çalıştıran, “yurtta barış, komşularda barış” diyen ve Şam yönetimiyle anlaşan, bölgesinde İran, Irak ve Suriye ile güçlü bir hat kuran, bağımsız, laik ve demokratik bir Türkiye’ye hepimizin ihtiyacı var…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Mayıs 2020

3 Yorum

Darbenin sözleşmesi

ABD’nin Venezüella’daki son darbe girişimi de başarısız oldu. Üstelik bu sefer yapılışı itibariyle Domuzlar Körfezi çıkarmasına benzediği için, fiyaskosu onunla karşılaştırılıyor.

Dahası bu son darbenin belgesi ile önceki darbenin sözleşmesi de ortaya çıktı! Yani Amerikan darbeciliğinin başarısızlığı, ifşasını doğurdu…

ABD’li özel güvenlik şirketi: Silvercorp

Geçen ay bu köşede ABD’nin başarısız darbe girişimlerinin ardından bir kez de “uyuşturucu komplosu” ile Nicolas Maduro’yu sıkıştırmaya çalıştığını anlatmıştık.

Amerikan hegemonyasının inişe geçmesinin, bu ülkeyi artık arka mahallesinde parmak şıklatarak hükümet değiştiremez duruma getirdiğine dikkat çektik hep. İşte bu süreçte, ilk Amerikan darbesi de ifşa olmaya başladı.

Neydi o ilk darbe? Özetlersek, ABD destekli Juan Guaido 2019 Ocak ayında kendisini devlet başkanı ilan etmişti. Ardından da 30 Nisan’da bir grup askerle birlikte poz vererek Maduro‘nun görevden alınması çağrısı yapmıştı.

Maduro halkın desteği ile darbe girişimini püskürtmüş, o askerler de yurtdışına kaçmak zorunda kalmıştı.

İşte 30 Nisan darbesinin birinci yılında, darbede görev alanlardan birinin ABD ordusunun eski yeşil bereli askeri Jordan Goudreau olduğu ortaya çıktı: Yeşil bereli Goudreau, 300 silahlı “paralı askerle” birlikte Güney Amerika’nın kuzey ucundan Venezüella’ya gizlice girmeye çalışmıştı (2.5.2020).

Ardından gazeteci Patricia Poleo, yeşil bereli Jordan Goudreau’nun “yeni bir darbe girişimi” için Guadio ile imzaladığı sekiz sayfalık sözleşmesinin belgesini yayımladı (4.5.2020).

ABD’li eski asker Goudreau, 16 Ekim 2019 tarihli belgeyi “Silvercorp USA, Inc” CEO’su olarak imzalamıştı. Silvercorp ise ABD’li bir güvenlik şirketiydi.

Trump yönetiminin desteklediği Guadio da sözleşmeye “Venezüella Devlet Başkanı” sıfatıyla imza atmıştı!

Operasyonun adı: Gideon

Tüm bunlar yaşanırken, 3 Mayıs’ta ABD bir kez daha Venezüella’da darbe yapmaya kalktı! Bir grup ağır silahlı paralı asker, başkent Caracas’ın kuzeyindeki La Guaira limanından Venezüella’ya sızmaya çalışırken yakalandı.

Maduro, kendisine suikast düzenleyecek bu paralı askerlerle ilgili görüntüleri servis etti. Üstelik darbenin görüntülerinin dışında, Maduro yönetiminin elinde tanık ifadeleri de vardı.

İki paralı askerin üzerinde ABD pasaportu, ehliyeti ve bir ABD güvenlik şirketine ait kimlik kartı vardı. Hangi güvenlik şirketi sizce? Evet, önceki darbeyle ilgili sözleşmede adı geçen Silvercorp!

Washington Post gazetesi ortaya çıkan kanıtları daha önce şirketin CEO’su sıfatıyla darbe sözleşmesi imzalayan yeşil bereli Jordan Goudreau’ya sordu. 2018 yılında Florida’da kurulan Silvercorp’un CEO’su, görüntüleri servis edilen iki ABD’linin isimlerinin açıklandığı üzere eski ABD özel kuvvetler askerleri Airan Berry ve Luke Denman olduğunu ve Venezüella’ya sızmaya çalışan 60 kişilik gücün ilk sekiz kişilik grubunda bulunduklarını kabul etmek zorunda kaldı. Operasyonun adı da “Gideon”du.

Yankee İmparatorluğu çökecektir

Kendisini devlet başkanı ilan eden Amerşkancı Guadio ise tüm bunlar olurken ne dedi peki? ABD destekli Guaido, Maduro’dan yakalanan darbecilerin “insan haklarına” saygı göstermesini istedi!

Değil mi, ABD de zaten önce Hugo Chavez’i, ardından da onun takipçisi Nicolas Maduro’yu özgürlükleri kısıtlamakla, insan haklarına saygı göstermemekle suçluyordu!

Ki ABD hangi ülkeye saldırmak, işgal etmek ve yönetimini değiştirmek istiyorsa, o ülkeyi insan haklarına saygı göstermemekle suçluyordu. Yani “insan hakları” bir nevi Amerikan darbeciliğinin parolasıydı!

ABD’nin bu oltasını yutanlar ise -Türkiye’de de olduğu gibi- köşelerinden sürekli “kahrolsun Maduro” sloganı atıyorlardı!

Oysa Venezüella meselesi ABD için bir özgürlük meselesi değildir; petrol ve Amerikan modeline aykırı kamucu model meselesidir.

Ne demişti o kamucu modeli Venezüella’da kuran Hogo Chavez 2009’da? Amerikan Hegemonyasının Sonu isimli kitabımın girişine aldığım o söz şuydu: “Bütün tarih boyunca ABD İmparatorluğu’ndan daha terörist bir devlet görülmemiştir. Yankee İmparatorluğu çökecektir ve bu çöküş bu yüzyıl içinde olacaktır.”

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Mayıs 2020

3 Yorum

AMERİKA AMERİKA’YA KARŞI

ABD Başkanı Donald Trump’ın bir suçlu “uydurmaya” öyle çok ihtiyacı var ki, bırakın Amerikan kurumlarını yalanlamasını, bu uğurda kendini bile yalanlayabiliyor!

Zira ABD salgının merkez üssü durumunda ve bu Amerikan ekonomisini oldukça olumsuz etkiliyor. Kötü ekonomi tablosu da haliyle sonbaharda yapılacak başkanlık seçiminde Trump’ın elini zayıflatıyor.

İşte Trump bu nedenle başarısızlığa bir gerekçe bulmaya çalışıyor. O nedenle de sürekli Çin’i suçluyor. Fakat Çin’e karşı ürettiği her argüman yalanlanıyor…

KANIT DEĞİL VARSAYIM

Trump’ın son yalanı, Kabataş yalanını aratacak cinsten…

Trump, koronavirüsün Vuhan’daki laboratuvardan çıktığına dair kanıt gördüğünü iddia etti (1.5.2020).

Ortada elbette bir kanıt yoktu. Nitekim Beyaz Saray sözcüsü Trump’ın “gördüğünü iddia ettiği kanıta” bir açıklama getirmeye çalıştı. Beyaz Saray Sözcüsü Kayleigh McEnany, “İstihbarat dediğimiz şey temelde bir varsayım ve bu istihbarat ile ne yapılacağı siyasilere kalmış” dedi (1.5.2020).

Evet, ortada bir varsayımdan ötesi yoktu. Kaldı ki ABD istihbaratı da aslında Trump’ı yalanlıyordu.

DSÖ TRUMP’U DEFALARCA YALANLADI

Trump ilk kez 18 Mart’ta koronavirüsün Vuhan’daki laboratuvardan çıktığı iddiasını mantıklı bulduğunu açıklamıştı. Zira Çin’in virüsle ilgili ABD’yi ve dünyayı geç bilgilendirdiği şeklindeki bir önceki iddiası yalanlanmıştı; hem de Amerikan basını tarafından! ABD gazete ve TV’lerinde çıkan haberlere göre ABD istihbaratı Beyaz Saray’ı önceden haberdar etmişti zaten.

Çin, bu yeni iddiaya, iddia medyaya servis edildiği anda ve daha Trump dahil olmadan tepki gösterdi. Çin Dışişleri Sözcüsü Zhao Lijian, koronavirüsün “Çin’de laboratuvarda üretildiğine” dair iddiaları kökten reddetti (16.04.2020).

Keza Vuhan’daki laboratuvar da koronavirüsün kaynağı olduğu iddialarını “imkânsız” diyerek reddetti (19.04.2020).

Dünya Sağlık Örgütü de konuyla ilgili açıklama yaptı. Elde edilen bütün kanıtların koronavirüsün hayvan kökenli olduğunu gösterdiğini belirten Dünya Sağlık Örgütü, virüsün laboratuvarda üretildiğine veya değiştirildiğine ilişkin bir kanıt bulunmadığını vurguladı (21.4.2020).

Kaldı ki pek çok ülkede bilim adamları virüsle ilgili araştırma yapıyor ve aynı sonuca ulaşıyordu. Bu nedenle Rusya da Beyaz Saray’ın suçlamalarına itiraz etti. Kremlin sözcüsü Peskov “virüsün Çin’de üretildiğine dair asılsız suçlamalar kabul edilemez” dedi (22.4.2020).

ABD İSTİHBARATI: VİRÜS İNSAN ÜRETİMİ DEĞİL

Beyaz Saray, ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğünü, virüsün Çin yapımı olduğunu ispat etmekle görevlendirdi.

Ancak Trump’ın iddiası o kadar dayanaksızdı ki, Ulusal İstihbarat Direktörlüğünün vardığı sonuç da Trump’ı yalanladı.

Yapılan açıklamada “İstihbarat örgütleri yeni koronavirüsün insan eliyle üretilmiş ya da genetiğiyle oynanmış olmadığına dair genel bilimsel kanıya katılmaktadırlar” denildi (30.4.2020).

ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü Trump’ı memnun edebilmek için en fazla şu kadarını söyleyebildi: “Salgının ‘enfekte olmuş hayvanlarla temas üzerinden mi bulaştığı, yoksa Vuhan’daki bir laboratuvarda meydana gelen bir kaza sonucu mu yayıldığı’ konularını değerlendirmeye devam edeceğiz.”

POMPEO’NUN YALANI SÜRDÜRME GAYRETİ

Trump’ı bir kez de Dünya Sağlık Örgütü Acil Durumlar Programı Direktörü Mike Ryan yalanladı. Ryan, virüsün laboratuvardan çıktığı iddiasına karşı çıkarak “Pek çok bilim insanı koronavirüsn gen dizilimini defalarca inceledi. “Dolayısıyla, bu virüsün doğal kökenli olduğundan eminiz” dedi (1.5.2020).

Ancak Beyaz Saray o denli sıkışmış durumda ki ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğünün ve Dünya Sağlık Örgütü’nün yalanlamasına karşın Trump ve ekibi, tıpkı Kabataş yalancıları gibi yalanında ısrar etmek zorunda kalıyor.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo örneğin, kendi istihbarat örgütlerinin yalanlamasına rağmen, iddiayı sürdürüyor: “Şu ana kadar birçok uzman bu virüsün insan yapımı olduğunu düşünüyor. Buna inanmamak için hiçbir neden yok. Rahatlıkla söyleyebilirim ki virüsün Vuhan’da bulunan laboratuvardan geldiğine dair çok sayıda kanıt mevcut” (3.4.2020).

TRUMP-POMPEO’NUN TOZ ŞİŞESİ BİLE YOK

Anımsatalım…

Pompeo’nun seleflerinden Colin Powell da Saddam Hüseyin’in kitle imha silahı ürettiğine dair kanıt diye içinde toz olan bir şişeyi BM toplantısında elinde sallayarak göstermişti. Ayrıca ABD, Saddam’ın kitle imha silahlarını kamyon ve trenlerle taşıdığına dair görüntüler servis etmişti dünya medyasına.

Ancak yıllar sonra Powell yalan söylediklerini itiraf etmek durumunda kalmıştı. Powell, “CIA beni kandırdı” diyerek sorumluluğu atmaya çalışmıştı. Powell ayrıca BM’deki o konuşmasının kariyerindeki “kirli iz” olduğunu belirtmişti.

Trump ve Pompeo’nun durumu Powell’dan da kötü! Zira ellerinde uyduruk bir toz şişesi ile CIA yapımı görüntü bile yok!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
5 Mayıs 2020

2 Yorum

Libya’nın bölünmesi sorunu

Libya Ulusal Ordusu Komutanı Halife Hafter, 27 Nisan’da yayınladığı görüntülü mesajda “Suheyrat Anlaşması’nın hükmünü yitirdiğini ve ülkenin başına geçtiğini” ilan etti!

Hafter’in bu hamlesi, 19 Ocak 2020’de yapılan Berlin Konferansı’nın 55 maddelik sonucunu da ortada kaldırmış oldu. (O konferansı değerlendirdiğimiz makalemizde, 55 maddenin Libya’ya “şimdilik” bir “uzlaşı” getirdiğini, ancak maddelerin sahaya yansıyıp yansımayacağının soru işaretli olduğunu belirtmiştik.)

Berlin Konferansı’nın ‘tek hükümet’ hedefi

Konferans, özetle “ikili iktidar” yapısını tekli hale getirerek Libya’nın birliğini koruyabilmeyi hedefliyordu.

Zira Tobruk merkezli bir Libya Temsilciler Meclisi vardı, bir de Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti… BM nezdinde meşru kuvvet Ulusal Mutabakat Hükümeti’ydi, çünkü 17 Aralık 2015’te Fas’ın Suheyrat kentinde varılan “Libya Siyasi Anlaşması” uyarınca Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi kurulmuştu. Ancak konseyin hükümet listesi Temsilciler Meclisi tarafından onaylanmayınca, ortaya ikili iktidar çıkmıştı.

Berlin’de mutabakata varılan 25. maddede “Temsilciler Meclisi’nin onayladığı tek, birleşik, kapsayıcı ve etkin bir hükümetin kurulmasını destekliyoruz” denilerek meşruiyet bir anlamda Ulusal Mutabakat Hükümeti’nden Temsilciler Meclisi’ne kaymıştı, bu da Hafter’in elini güçlendirmişti.

Uzatmayalım, 55 madde sahaya yansımadı ve iç savaş sürdü. Üstelik Türkiye’nin askeri desteğiyle Ulusal Mutabakat Hükümeti mevzi de kazandı. Hafter de bunun üzerine kendisini devlet başkanı ilan etti.

Moskova’dan hem Serrac’a hem Hafter’e uyarı

Hafter’in oldubittisi Türkiye başta olmak üzere pek çok devlet tarafından farklı tonlarda tepki gördü. ABD’nin Libya Büyükelçiliği “Hafter’in ülke yönetiminin askerlere geçtiği açıklamasından dolayı üzgünüz” derken, Fransa Dışişleri Bakanlığı “Libya ihtilafının tek taraflı kararlarla çözülemeyeceğine” dikkat çekti.

Tabii esas önemli olan Moskova’nın ne diyeceğiydi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov özetle “Hafter’in Libya yönetimine el koyduğu açıklamasını onaylamıyoruz” dedi ama cümlenin bütünü iki tarafa da işaret ediyordu: “Mareşal Hafter ile konuşmayı reddeden Sayın Serrac’ın son açıklamasını da onaylamadık, şimdi Mareşal Hafter’in tek başına Libya halkının nasıl yaşayacağına karar vereceği açıklamasını da onaylamıyoruz” (28.4.2020).

Moskova, 19 Ocak’taki Berlin Konferansı’yla 27 Nisan’da Hafter’in devlet başkanlığını ilan etmesi arasındaki birkaç gelişmeye işaret etmişti asılında:

19 Şubat’ta Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, Hafter’le yürütülen müzakereleri askıya aldığını açıklamıştı.

25 Mart’ta Serrac hükümeti “Barış Fırtınası Operasyonu” başlatmıştı. Bu operasyon sonucunda Serrac kuvvetleri 13 Nisan’da Trablus’un batısındaki yedi beldeyi ve doğusundaki Sabrata şehrini ele geçirdi.

Ve Serrac bu askeri başarının üzerine 15 Nisan’da Hafter ile masaya oturmayacağını ilan etti.

Libya’da üçlü iktidar olasılığı

Moskova’dan istediği siyasi desteği en azından resmi olarak alamayan Hafter, bunun üzerine Ramazan dolayısıyla ateşkes ilan etti! Ancak neticede hem sahada hem de diplomasi arenasında büyük kayıp verdi. Dahası bu taktik hatanın ardından Libya’daki ikili iktidar yapısının üçlü iktidara dönüşebileceğinin işaretleri oluştu.

27 Nisan’a kadar Ulusal Mutabakat Hükümeti bir tarafta, Libya Temsilciler Meclisi ve onun desteklediği Libya Ulusal Ordusu Komutanı diğer taraftaydı. Ancak Hafter’in çıkışının ardından Temsilciler Meclisi – Ulusal Ordu ittifakında çatırdama oluştu:

Örneğin Libya Ulusal Ordusu bünyesindeki birlik komutanı Eşref el-Meyyar, Hafter yerine Libya Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’e bağlılığını duyurdu. Örneğin Akile Salih, Hafter’in, büyük kayıplar verdiği için Rusya’nın telkiniyle ateşkes ilan ettiğini açıkladı. Dahası Salih, Rusların “yeni başkanlık konseyi” talebi doğrultusunda BM nezdinde yeni gelişmelerin olabileceğini açıkladı.

Libya’nın birliği Türkiye’nin yararına

Üçlü iktidar olasılığının ortaya çıkıp çıkmayacağı, son tahlilde Ulusal Ordu bünyesindeki birliklerin kopup kopmamasına bağlı…

Ancak üçlü iktidar olasılığından bağımsız olarak, yaşanan bu gelişmelerin Libya’yı “ikiye” bölünmeye götürebileceği ortada.

Bu ise Türkiye’nin Serrac hükümetiyle yaptığı deniz sınır anlaşmasını fiilen ortadan kaldıracaktır. Zira anlaşmaya konu olan Libya sınırı Serrac tarafında değil, diğer tarafta kalıyor.

Dolayısıyla Libya’nın birliği en çok Türkiye için önemlidir!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Mayıs 2020

2 Yorum

Yalı-muhafazakârlarının sahte MİT aşkı

Yetenekleriyle değil fakat iktidar propagandası yapmak karşılığında bol sıfırlı maaşlarla oturtuldukları gazete köşelerinden haykırıyorlar: “MİT kanunu varrr! Devlet görevlisini ve ailesini tehlikeye atamazsınızzz! Haberini yapamazsınızzz! Elbette hapse gireceklerrr!”

İktidarla simbiyotik ilişki yaşadıklarından, bununla da yetinmiyorlar! “Odatv de kapatılsınnn” diyorlar, hatta bugünlerde Cumhuriyet’i de susturmaya çalışıyorlar…

MİT Dış Operasyonlar Daire Başkanı Kâşif Kozinoğlu’nu sayfa sayfa teşhir eden, FETÖ’yle birlikte Kozinoğlu’nu hedef alan ve o cinayete ortak olanlar, bugün “devlet görevlisini tehlikeye atamazsınızzz” diyor!

Devletin en mahrem yerlerinden biri sayılan Kozmik Oda’ya FETÖ’nün girebilmesi için sayfalarından düzmece suikast haberi yapanlar, bugün “MİT kanunu var, sırları deşifre edemezsinizzz” diyor!

Açılım günlerinde Öcalan ve PKK’yle “hangi devlet görevlilerinin görevden alınacağının” pazarlığını yapanlar, bugün MİT aşkıyla yanıyor ve “devlet görevlilerini tehlikeye atamazsınızzz” diye nutuk atıyor!

Metastaz ve Sarmal

Barış Pehlivan’ı da, Barış Terkoğlu’nu da, Murat Ağırel’i de tanırım; meslektaşlarım olarak tanırım, mesleğimizin yüz aklarıdır…

Her üçünü, kitaplarının editörü olarak da tanırım; cesur kalemlerdir, kalemlerinden efendilerin mesajları değil, ezilenlerin haykırışları dökülür…

Kırmızı Kedi Yayınevi’nden yayımladığımız Barışların Metastaz’ı ve Murat Ağırel’in Sarmal’ı, sadece iki kitap değil, sistemin içindeki köşe kapma çarpışmasının da tarihi belgeselidir…

Yalılı “yeni-muhafazakarların” yani yalı-muhafazakârlarının Barışlara ve Murat’a “düşmanlığı” tam da bundandır!

MİT cenazesi haberi “bahanesiyle” susturmak istemeleri bundandır!

MİT kanununa aykırılık yok

Evet, bahane diyoruz…

Zira yapılan haberin MİT kanununa bir aykırılığı yok!

Muğla Barosu Başkanı Av. Cumhur Uzun’un saptadığı gibi “MİT kanununda, şehit olduktan sonra bu kişiyle ilgili cenazenin haberleştirilmesinde suç unsurları yoktur” (TELE1, 27.4.2020).

Evet, kanun MIT görevlisinin görevinin ifşasıyla ilgilidir, şehit olduktan sonra cenazesinin haberleştirilmesiyle ilgili değildir!

İlk Erdoğan duyurdu

Kaldı ki konu alenidir. Türkiye, Libya’da şehit verdiğimizi ilk kez Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından duymuştur.

Erdoğan İzmir’de otoyol açılışında aynen şöyle demedi mi: “Libya’da birkaç tane şehidimiz var. Ama birkaç tane şehidimizin karşılığında 100’e yakın lejyonerlerden etkisiz hale getirdik. Şehitler tepesi boş kalmayacak” (22.2.2020).

Kaldı ki öncesinde de ErdoğanMİT Libya’da üzerine düşen görevleri hakkıyla yerine getiriyor” (6.1.2020) diyerek, herkesin MİT’in Libya’da olduğunu bilmesini sağlamadı mı?

Dahası Erdoğan’ın “birkaç tane şehidimiz var” lafı üzerinden konu günlerce gündemde kalıyor, hatta TBMM’de bir milletvekili basın toplantısı düzenleyerek Libya’da MİT’in şehit verdiğini açıklıyor. Devre arkadaşları şehidin haber ve fotoğrafını sosyal medyadan paylaşıyor.

Manisa protokolüne şehit cenazesine katılması çağrısı yapılıyor. Hatta MİT Başkanı cenazeye “Teşkilat Başkanı” yazılı çelenk gönderiyor.

Odatv’deki cenaze haberinde ise ne şehidin ismi, ne ailesinin ismi ne de cenazenin düzenlendiği köyün ismi var…

Çıkacaklar ve yazacaklar

Tablo buyken, meslektaşlarımız yalı-muhafazakârlarının çabalarıyla 19 yılla yargılanıyor!

Öyle ki katili, hırsızı, rüşvetçiyi, çocuk istismarcısını, mafyayı bile sokağa salan aftan bile yararlanmamaları için gece yarısı operasyonuyla infaz düzenlemesi yaptılar!

İstiyorlar ki Barışlar ve Murat 19 yıl yatsın ve ne Metastaz-2’yi, ne de Sarmal-2’yi yazabilsinler!

Bakın şu kadar net söyleyeyim: Barışlar ve Murat çıkacak ve yazacak; Metastaz ve Sarmal’ın ikincisini de, üçüncüsünü de…

Hep birlikte göreceğiz…

Zira biz bu filmi daha önce de gördük!

Not: Cumhuriyet’in yalıları ürküten haberleri nedeniyle muhabirimiz Hazal Ocak’ı ve foto muhabirimiz Vedat Arık’ı kutluyorum. Onlarla birlikte açılan soruşturmada ifade veren Yazı İşleri Müdürümüz İpek Özbey’i ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürümüz Olcay Büyüktaş Akça’yı yürekten selamlıyorum.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Mayıs 2020

2 Yorum

%d blogcu bunu beğendi: