5’li Masa

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Bogdanov duyurdu: Türkiye, Rusya, İran ve Suriye dışişleri bakan yardımcıları önümüzdeki hafta Moskova’da toplanacak (TASS, 9.3.2022).

Böylece hem Rusya’nın kolaylaştırıcılığında Ankara-Şam normalleşmesi hayata geçiyor hem de fiilen “Astana Üçlüsü”, “Astana Dörtlüsü”ne dönüşüyor.

Putin’in açtığı kapı

AKP hükümeti uzun süre direndi: Suriye’nin müttefikleri Rusya ve İran’la işbirliği yapacaktı ancak Suriye karşıtlığını sürdürecekti! Bu denklemi de ABD’yle pazarlığında kart olarak kullanacaktı.

Bunun uzun süre sürdürülmesi elbette olası değildi. Nitekim Erdoğan’ın Suriye’ye sınır ötesi operasyon ilanı ile birlikte Moskova harekete geçti ve “terör sorununun çözümünün yolu Ankara-Şam normalleşmesinden geçer” dedi. Tahran’ın da Moskova’ya destek vermesiyle, bu yol Astana görüşmelerinde Ankara’nın önüne getirildi.

Erdoğan iktidarı konuyu ağırdan aldı, yokuşa sürdü ama en sonunda 28 Aralık 2022’de Moskova’da Türkiye-Suriye-Rusya üçlü savunma bakanları toplantısını kabul etmek zorunda kaldı. Böylece Putin’in açtığı kapı, biraz daha aralanmış oldu.

ABD’nin rahatsızlığı

Ardından Astana Platformu üyesi olarak, İran da sürece dahil olmak istedi. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, 31 Ocak 2023’te, “İran’ın Rusya-Türkiye-Suriye üçlü formatına dahil edilmesi konusunda anlaşmaya varıldığını” duyurdu.

Böylece normalleşmede üçlü format, dörtlü formata dönüştü. Bu fiilen Astana Üçlüsü’nün de Astana Dörtlüsü’ne dönüşecek olması demektir. Kaldı ki Suriye, kimi Astana toplantılarına yan salondan dolaylı katılmıştı.

Böylece ABD için en istenmeye durum belirmiş oluyor: Astana Üçlüsü’nden yeterince rahatsız olan Washington’un önünde şimdi dörtlü tablo var! (ABD Genelkurmay Başkanı Org. Milley’in Suriye’nin kuzeydoğusunu ve ABD Savunma Bakanı Austin’in Irak’ın kuzeyini ziyaret etmesinde, bu durumun da etkisi var elbette.)

Çin Astana’ya katılmak istiyor

Washington açısından bir diğer istenmeyen durum da Çin’in birkaç aydır Suriye üzerinden ABD’yi sıkıştırıyor olmasıdır. Beijing yönetimi, ABD’nin Suriye’de petrol ve buğday hırsızlığı yaptığını miktarlarıyla birlikte ortaya koyarak, işgal ettiği toprakları terk etmesini istiyor.

Çin Dışişleri Bakanı Qin Qang, ülkesinin Ortadoğu politikasını anlatırken, “Çin’in Ortadoğu ülkelerinin stratejik bağımsızlığa kavuşmasını desteklediğini” belirtti (CRI Türk, 7.3.2023)

Öte yandan Çin, Astana Platformu’na “gözlemci üye olmak istediğini” de açıklamıştı. Rusya’nın Astana görüşmelerindeki temsilcisi Levrantyev “Çin’in katılmasını İranlıların kabul ettiğini, Türk tarafının ise konuyu incelediğini” duyurmuştu (Sputnik, 23.11.2022).

Astana’nın kökü 28 Şubat’ta

Görüldüğü gibi önümüzdeki süreçte Astana Beşlisi hayata geçebilir.

Şimdi Türkiye açısından mesele şu: Altılı Masa bu olumlu süreci devam ettirecek mi? Kılıçdaroğlu, Davutoğlu’na rağmen Türkiye’nin önünü açan bu bölgesel işbirliği mekanizmasını sürdürecek mi?

Unutulmamalı: Astana Platformu bir AKP uygulaması değildir, bir devlet uygulamasıdır ve düşünsel kökleri de 28 Şubat sürecindedir. Anımsayın: MGK Genel Sekreteri Org. Tuncer Kılınç, “Türkiye’nin, Rusya ve İran’ı da içine alacak şekilde bir arayışın içinde olmasında fayda buluyorum” demişti (Sabah, 8.3.2002).

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Mart 2023

Yorum bırakın

ABD’nin önündeki iki seçenek

Önce ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mark Milley geldi; İsrail’i ve ardından gizlice Suriye’nin kuzeydoğusunu ziyaret etti. Birkaç gün ardından da ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin geldi; resmi programında Ürdün, İsrail ve Mısır vardı, araya Irak’ı, Bağdat ve Erbil’i de ekledi.

Peki ne anlama geliyor bu ziyaretler?

Önceki gün CRI Türk için yazdım, daha geniş olarak doğrudan adımla ulaşabileceğiniz Youtube kanalımda da yorumladım: Meselenin İran boyutu var, Türkiye-Suriye normalleşmesi boyutu var, Astana “dörtlüsü” boyutu var, Çin’in Ortadoğu’daki ABD varlığına itiraz eden çıkışları var, Pentagon’un ABD iç kamuoyuna “Ortadoğu’da bulunma gerekçesi” gösterme çalışması var ve Washington’un “Ortadoğu’da Çin’e boşluk doldurtmama” hedefi var.

Ortadoğu’daki tablo ABD’nin aleyhine

ABD’nin hegemonyasının zayıfladığı ortada. Kimi taktik ataklar yanıltmasın, ABD stratejik düzlemde gerileme halinde. Bu taktik ataklar da stratejik düzlemdeki gerilemeyi yavaşlatabilmek için.

Yani ABD’nin Ortadoğu’da BOP türü projeleri diriltecek bir kudreti yok. Tablonun daha da aleyhine değişmesini önlemeye çalışıyor. Çünkü tablo artık şöyle:

Çin: Kuşak ve Yol ile bölgede. ABD’yi Suriye’den çıkmaya zorluyor. ABD’nin İsrail ve Suudi Arabistan gibi geleneksel müttefikleriyle iyi işbirliği geliştiriyor.

Rusya: 2015’ten beri askeri olarak da sahada. ABD’nin Suriye planının önüne geçebildi, dahası Atlantik cephesini de bölebildi. Türkiye ve İran ile Astana Platformu’nu inşa etti, şimdi Suriye’yi de dahil ederek bunu Astana dörtlüsüne dönüştürme yolunda.

İran: ABD’nin yaptırımlarına rağmen ayakta ve ABD-İsrail ikilisinin tüm uğraşlarına rağmen bölgedeki etkinliğini hem de artırarak sürdürüyor.

Körfez: Katar ve BAE İran’la ilişkileri geliştiriyor, Suriye’yle normalleşiyor. Suudi Arabistan ABD’ye rağmen Rusya’yla enerji işbirliğini sürdürüyor, Irak’ın ev sahipliğinde İran’la normalleşme arıyor.

Görüleceği üzere süreç ABD’nin aleyhine işliyor.

Ya çatışma ya çok kutupluluğu kabul

Elbette ABD’nin son tahlilde asıl hedefi Çin. Sadece Asya-Pasifik’te değil, Kuşak ve Yol bağlamında Ortadoğu’da da, Kuzey Afrika’da da Çin ABD’nin hegemonyasını sarsıyor. Tüm stratejik hesaplar bu esasa göre yapılıyor.

Çin de bunun farkında ve hem “dost cephesini” genişleterek, hem uluslararası sorunlarda inisiyatif alarak, hem “modern sosyalist ülke” hedefine mesafeyi “nitelikli kalkınma” yoluyla kısaltmaya çalışarak ve hem de ABD’nin her alandaki yıkıcılığına karşı koyarak, sonuçları itibariyle “uluslararası ilişkiler düzenini” çok kutupluluk temelinde dönüştürüyor.

Dolayısıyla ABD’nin önünde iki seçenek var:

Ya Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang’ın “ABD fren yapmayıp yanlış yolda hızlanmayı sürdürürse kesinlikle çatışma çıkar” (Sputnik, 7.3.2023) uyarısındaki gibi çatışmaya yönelecek.

Ya da Harward’lı siyaset bilimci Prof. Stephan M. Walt’ın Foreing Policy dergisinde yazdığı gibi “Tek kutupluluğu geri getirmek imkansız, ABD çok kutuplu bir dünyayı kabul etmeli” (harici.com.tr, 7.3.2023) gerçeğine uymak zorunda kalacak.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Mart 2023

Yorum bırakın

ABD Genelkurmay Başkanı’nın Suriye ziyaretinin beş hedefi

ABD Başkanı Joe Biden’in 10 gün önce gizlice Ukrayna’yı ziyaret etmesinin ardından ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Milley’in de gizlice Suriye’nin kuzeydoğusunu ziyaret etmesi, kısaca Washington’un savaş cephelerine motivasyon ziyaretleri olarak yorumlanabilir elbette.

Zelenski’nin savaşın gerçek başkomutanı Biden’a, YPG’nin de sahadaki 900 ABD askerinden daha çok esas komutana ihtiyaç duyduğu zamanlardayız çünkü.

Milley’in ziyaretinin madde madde hedeflerini, amaçlarını inceleyecek olursak…

1) HEDEF İRAN

Milley’in ziyaretinin hedeflerinden biri İran’dı.

Milley, Suriye’nin kuzeydoğusunu ziyaretinin öncesinde İsrail’deydi. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in İsrail, Ürdün ve Mısır ziyareti için bir nevi hazırlık yaptı.

Milley‘nin sözcüsü, ABD Genelkurmay Başkanı’nın İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Herzi Halevi ile yaptığı görüşmede bölgesel güvenlik meselelerini ve “İran’ın oluşturduğu tehditlere karşı savunma koordinasyonunu” ele aldığını söyledi (Amerika’nın Sesi, 4.3.2023).

ABD, İran’ın Suriye’deki varlığından da rahatsız ve hem Irak’ın hem de Suriye’nin kuzeyinde iki ülkenin bir süredir çatışma yaşandığı biliniyor. Şimdi bu süreçte Milley Suriye’nin kuzeydoğusunu da ziyaret ederek bu alanı İran’a bırakmayacaklarının mesajını vermiş oldu.

2) HEDEF GERİ ÇEKİLME BASKISI

Milley’in ziyaretinin hedeflerinden biri de Amerikan askerlerinin geri çekilmesini isteyen senatörler ve temsilciler meclisi üyeleriydi…

ABD Kongre üyesi Matt Gaetz, Biden‘a “Suriye’den çekilme talimatı verecek bir Savaş Yetkileri Kararı” sunmuş durumda ve oylanmayı bekliyor.

Nitekim Gaetz, Milley’in ziyaretine karşı çıkarken bu yönde mesajlar verdi: “General Mark Milley, Amerika’nın Ortadoğu’daki bir iç savaşa müdahil olmaya devam etmesini meşrulaştırmak için Suriye’ye gitti. Önümüzdeki hafta ABD’nin Suriye’deki müdahalesini sona erdirecek yasa tasarım oylamaya sunulacak. General Milley bu savaşı bu kadar çok istiyorsa, ne için savaştığımızı ve bunun neden Amerikan hazinesi ve kanına değdiğini açıklamalıdır. Önce Amerika dış politikası gerçekçilik, rasyonel düşünce ve ciddiyet gerektirir” (Mustafa Kemal Erdemol, halktv.com.tr, 6.3.2023).

3) HEDEF ÇİN

Milley’in Suriye’nin kuzeydoğusuna ziyaretinin hedeflerinden biri de Çin. Çin bir süredir ABD’nin Suriye’deki varlığını doğrudan hedef alıyor, ABD’yi Suriye’den hırsızlık yapmakla suçluyor, çalınan petrol ve buğdaya dair bir mali tablo açıklıyor ve ABD’nin işgal ettiği topraklardan çıkmasını istiyor.

Çin diğer yandan Ukrayna’da da inisiyatif alarak bir barış planı açıkladı. ABD Çin’in diplomatik ataklarından ve sahaya inmesinden rahatsız ve “Ortadoğu’da Çin’in dolduracağı bir boşluk bırakmayacağının” mesajını vermeye çalışıyor.

4) HEDEF TÜRKİYE

Milley’in Suriye’nin kuzeydoğusunu ziyaretinin hedeflerinden biri de Türkiye. Ankara, birkaç ay önce Suriye’nin kuzeydoğusuna bir sınırötesi operasyon yapacağını duyurmuştu. Ancak olası operasyon, karşıtları bir araya getirdi: ABD de, Rusya da, İran da Türkiye’nin Suriye’ye operasyonuna karşı çıktı. Rusya ve İran, Türkiye’nin terör endişesinin çözümünün askeri operasyondan değil, Suriye’yle normalleşmesinden geçtiğini savundu.

Milley ziyaretiyle, ABD’nin “kara ordusu” işlevi gören YPG’ye, “Türkiye’ye karşı yanınızdayız” mesajı vermiş oluyor fiilen…

Nitekim Milley’in ziyaretinden duyulan rahatsızlık nedeniyle ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeff Flake, Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı. Diplomatik kaynakların Anadolu Ajansı’na verdiği bilgiye göre Dışişleri Bakanlığı, Flake’den bu ziyarete dair “izahat” istedi (AA, 6.3.2023).

Flake’nin ne “izahat” verdiği Anadolu Ajansı metninde yok ancak Amerika’nın Sesi’nde ABD Dışişleri Bakanlığı’nın verdiği bilgi var: “General Milley’in Suriye’deyken yalnızca ABD askerleriyle görüştüğünü biliyoruz” (Amerika’nın Sesi, 6.3.2023).

5) HEDEF DÖRTLÜ İŞBİRLİĞİ

Milley’in Suriye’nin kuzeydoğusunu ziyaretinin hedeflerinden biri de Ankara-Şam normalleşmesidir; daha geniş çerçevede Türkiye-Rusya-İran-Suriye dörtlüsüdür.

Şöyle ki, Rusya’nın kolaylaştırıcılığında bir süredir Türkiye ile Suriye’nin bir araya getirilmesine çalışılıyor. Moskova’da üç ülkenin savunma bakanları arasında bir görüşme de yapılabildi sonunda. İran da Ankara-Şam normalleşmesini kolaylaştırabilmek amacıyla üçlü görüşmelere dahil olmak istedi ve kabul görmesiyle birlikte, şimdi dörtlü toplantılar için çalışmalar yapılıyor.

Nitekim Rusya Dışişeri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov Rusya, Türkiye, Suriye ve İran dışişleri bakanları arasında bir toplantının hazırlandığını duyurdu (TASS, 6.3.2023).

SONUÇ

Ne ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki 900 askeri ne de bizzat ABD Genelkurmay Başkanı’nın ziyareti, sahadaki tabloyu değiştirebilir.

Dışarıdan Çin’in de desteklediği Rusya, Türkiye, İran ve Suriye arasındaki işbirliği girişimi, kaçınılmaz olarak ABD’yi işgal ettiği Suriye topraklarından çekilmeye mecbur edecektir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
7 Mart 2023

Yorum bırakın

Türkiye’nin muhalefet sorunu

20 yıldır değişmedi: Türkiye’nin iktidar sorununun çözümü, muhalefet sorununun çözümüne bağlıdır. Çünkü 20 yıldır Erdoğan ne zaman tökezlese, onu ayağa kaldırıp iktidarda tutan bir muhalefet oldu.

Baykal’ın Siirt seçimi hediye ederek Erdoğan’a başbakanlık yolu açmasından, Kılıçdaroğlu-Bahçeli ikilisinin Ekmeleddin İhsanoğlu vakasıyla Erdoğan’a cumhurbaşkanlığı yolu açmasına kadar…

Erdoğan’ın şansı

O seçimde Kılıçdaroğlu-Bahçeli ikilisi Erdoğan’a karşı ortaktı, bu seçimde Erdoğan-Bahçeli ikilisi Kılıçdaroğlu’na karşı ortak. Özdağ, Bahçeli’nin yanındaydı, Akşener’le birlikte ayrıldı, sonra Akşener’den de ayrıldı. İnce, Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adayıydı, ayrıldı, Kılıçdaroğlu’na rakip oldu. Bu karmaşada, AKP’nin eskileri, kötü dış politikanın mimarlarından Davutoğlu ile kötü ekonomi politikanın mimarlarından Babacan, Kılıçdaroğlu’na ortak oldu…

Şu çok kısa özet bile, Türkiye’nin en önemli sorununun, muhalefet sorunu olduğunu ortaya koymaktadır. Üstelik, yer değiştirme hareketlerinin yönü ve hızı, siyaset bilimine de aykırıdır: Bir sınıfın, bir ideolojinin hatta bir ihtiyacın bile temsilcisi olmadan öyle ya da böyle siyasi arenada varlık gösterebilmek…

Erdoğan’ın formülü

Bu tablo karşısında Erdoğan’ın yapması gereken tek şey, muhaliflerin içinden kendisine yararlı müttefik çıkarabilmektir. İşte Erdoğan’ın 20 yıllık iktidarının formülü budur: İktidarda kalmasını sağlayacaksa, en ağır sözleri söyleyenlere bile makam vermek!

İşte HAS Parti Genel Başkanı Kurtulmuş. “Biz AKP gibi firavunlaşmayacağız” diyordu, AKP Genel Başkanvekili oldu.

İşte DP Genel Başkanı Soylu. “Erdoğan’ın yakasına yapışacağım” diyordu, paçasına yapıştı.

İşte MHP Genel Başkanı Bahçeli. Öyle şeyler söylüyordu ki, Erdoğan “Bahçeli’nin ağzından salyalar akıyor” diyordu.

Uzatmayayım, Erdoğan 20 yıl içinde iktidarda kalabilmek için liberalleri de, Kürtçüleri de, ulusalcıları da kullandı… Öyle ki kendisine sosyalistlerin içinden de CHP’nin içinden de müttefik çıkarabildi.

Akşener’in planı ne?

Altılı Masa da Erdoğan’ın şansıydı. Birbirine benzemezlerin, hatta birbirine zıtların tek bir amaçla ittifak yapması büyük riskler taşıyordu. Bu nedenle çok uyardık. 2014 ve 2018’de Erdoğan’ın karşısına çıkmayan Kılıçdaroğlu’nun bu kez adaylıkta ısrarcı olmasını da yanlış bulduk.

Bir yıl önceki “çengel operasyonuna” bakılırsa, Erdoğan masanın zayıf karnını biliyordu: Önce Bahçeli’yi devreye soktu, Akşener’e “evine dön” çağrısı yaptırdı. Ardından bizzat kendisi çağrı yaptı: “Masayı terk et.” Sonuç mu?

2 Mart 2023: Akşener, “Ortak Cumhurbaşkanı adayımız ve geçiş süreci yol haritası konusunda ortak bir anlayışa ulaşmış bulunuyoruz” denilen metni imzaladı.

3 Mart 2023: Akşener “ortak cumhurbaşkanı adayımız yok” diyerek masayı dağıttı, CHP’li İmamoğlu ile Yavaş’ı cumhurbaşkanı adayı olmaları için göreve çağırdı.

4 Mart 2023: Akşener, akşam TV izliyordu, konuklardan Ersan Şen “teklif gelirse aday olurum” dedi. Akşener reklam arasında Şen’i aradı ve “görüşelim” dedi.

Yaşanmasa, inanılamayacak bu tablo üzerinden Akşener’e soralım: 2 Mart’tan 3 Mart’a ne değişti? Kılıçdaroğlu’nun adaylıkta ısrarı ortadaydı zaten, buna kökten karşıysanız, seçime beş kalayı neden beklediniz? İmamoğlu ve Yavaş çağrınızı reddetti, ya ikisi birden kabul etseydi? Kısa çöp çekeni eleyecek miydiniz? Akşam TV izleyip Şen’i bulmasaydınız, 5 Mart planınız neydi?

Vahim ama muhalefetin kazanmasının yolu hâlâ var!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
6 Mart 2023

Yorum bırakın

Yapıcı Çin, yıkıcı ABD

ABD iki haftadır çeşitli kollardan Çin’e basınç uygulamaya çalışıyor:

1) ABD, önce “Çin Rusya’ya silah gönderebilir” açıklamaları yapıp, ardından Beijing yönetimine “sakın Rusya’ya silah sağlamaya kalkma” baskısı kurmaya çalıştı. Oysa ortada böyle bir durum yoktu.

2) ABD, yeniden Tayvan kışkırtmasına geçti: Bir yandan Tayvan Boğazı’ndan keşif gemisi geçirdi, diğer yandan Tayvan’a, F-16’larda kullanılan 619 milyon dolarlık füze satma onayı verdi. Ki daha birkaç ay önce 6,5 milyar dolarlık silah satış paketi açıklamıştı.

3) ABD Temsilciler Meclisi, “Çin’e karşı eylem planı” görüştü. ÇKP’yle mücadele için Temsilciler Meclisi’nde kurulan özel komite, “Çin yönetiminin ABD ulusal güvenliğine oluşturduğu tehditler” üzerinden, Çin’e karşı acil harekete geçilmesi çağrısı yaptı. Komite Başkanı Mike Gallagher, ABD için Çin’le mücadelenin “varoluşsal bir mücadele” olduğunu söyledi ve “önümüzdeki 10 yılın, gelecek 100 yılı belirleyeceğini” kaydetti (yeni Şafak, 3.3.2023)

4) ABD, ÇKP’nin manipülasyon aracı olduğu iddiasıyla TikTok’u ülke genelinde yasaklama yolunda adım attı.

Peki ne oldu da ABD böyle çeşitli kollardan Çin’e karşı harekete geçti?

ABD “uzun savaş” istiyor

Çünkü Çin’in bir süredir Ukrayna Savaşı’na karşı bir barış planı hazırlığı içinde olduğu biliniyordu. Ve Çin, 12 maddelik barış planını savaşın birinci yılında duyurdu. (Cumhuriyet’te 25.2.2023’te, “Avrasya barışının yolu” başlığı altında incelemiştik.)

Atlantik Cephesi öncelikle bu planı yok saydı, mümkün olmayınca küçümsedi. Ama ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in plana dair değerlendirmesi çok şey anlatıyordu: “Çin’in planı olumlu unsurlar içeriyor ama Kiev’i desteklemediği için içi boş” (Sputnik, 2.2.2023)

Böylece Washington, “barış istemediğini, sadece Kiev’e koşulsuz destek istediğini” açıkça ifade etmiş oldu.

Nitekim ABD Başkanı Joe Biden da geçen hafta ABC televizyonuna verdiği röportaj sırasında, satır aralarındaki takvim ifadeleriyle, “uzun savaş” stratejisi izlediklerini somut ortaya koymuştu.

Şöyle diyordu Biden: “Onları bu bahar, yaz ve sonbahara kadar iyi bir pozisyona koyacak malzemeler gönderiyoruz. Şu an F-16’ya ihtiyaçları yok” (AA, 25.2.2023).

Biden biraz sonra da şöyle diyordu: “Gelecek birkaç yıl içinde nelere ihtiyaç olacağını tam olarak biliyoruz.”

Kolektif Doğu-Güney

İşte ABD, Çin’in bir barış planıyla “uzun savaş” stratejisinin önünü kesebileceğinden endişe ettiği için Beijing yönetimine karşı dört koldan basınç uygulamaya çalışıyor.

Mesele barış planındaki 12 madde değil, nitekim o maddeler esas olarak temel prensiplere işaret ediyor. Ama ABD açısından mesele, Çin’in inisiyatif alarak sahaya iniyor oluşudur.

ABD yönetimi, yıkıcılığının karşısında yapıcılığın inşa edilmesini istemiyor.

Çin’in inisiyatifinde “Kolektif Doğu-Güney”in harekete geçmesi, ABD için en istenmeyen durum çünkü…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Mart 2023

Yorum bırakın

Halkın sloganı: İndirin gitsin!

Stadyumlar/arenalar tarih boyunca iki yönlüdür: Hem yöneten sınıfın yönetilen sınıfı eğlencelerle sistem içinde tuttuğu ve oyaladığı ama hem de yönetilenlerin bıçak kemiğe dayandığında yönetenlere karşı isyan ettiği mekanlardır. Bu eski çağlarda da böyleydi, değişerek ve dönüşerek modern çağlarda da öyle olmayı sürdürdü.

İktidar, işte bunu bildiği için taraftarların stadyumlarda “hükümet istifa” sloganları atmasına karşı hemen alarma geçti. Hızla “aman futbola siyaset sokulmasın” şablonuna sarıldılar. Şablon diyorum, çünkü her olayda sarıldıkları bir gerekçe oldu bu. Anımsayın, tribünler AKP-FETÖ kumpas döneminde tepki olarak “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganı atarken de “stadyuma siyaset sokulmasın” derlerdi ama kimi futbol kulüplerinin, sahaya çıkarken futbolcuların eline Erdoğan’ı öven pankartlar vermesi siyaset sayılmazdı Yani Atatürk sloganı siyasetti ama Erdoğan pankartı değildi!

Bu şablon artık tutmayacağı için, daha radikal öneriler de yaptılar: Örneğin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli maçların seyircisiz oynanmasını istedi, örneğin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu açıkça taraftarları tehdit etti. Bir yandan da “düğmeye ABD’den basıldı” kara propagandası ile deprem sonrası yaşanan aksaklıklar nedeniyle haklı olarak tepki gösteren yurttaşları, topluca ABD’nin ajanı ilan ettiler!

İki Bahçeli, iki tutum

Oysa Bahçeli’nin Beşiktaş taraftar grubu Çarşı’yı “siyasi faülleri kabul etmez” diyerek övdüğü mesajları daha dündü. Şimdi Bahçeli “hükümet istifa” dediği için Çarşı’ya kızıyor ve “Tribünlerde devlete meydan okuyanların önce tespiti ardından da tecziyesi yapılmalıdır” diyor.

Her yurttaşın “hükümet istifa” demesinin anayasal hakkı olduğu şartlarda, Bahçeli’nin bunu “devlete meydan okuma” diye sunmaya çalışması, çaresizliktendir.

Ve bu çaresizlik içinde Bahçeli kulübünden de oldu! Arabalarının plakasını BJK yapacak kadar fanatik olan Bahçeli, “futbola siyaset sokulmasına göz yumduğu” için Beşiktaş kulübünden istifa etti. Yani Bahçeli, Beşiktaş taraftarını karşısına alarak, Beşiktaş üyeliğinden de oldu.

Oysa tersine, taraftarın haklı pozisyonuna destek veren siyasetçilerin kulüp üyeliğini kurtarmışlığı da var siyaset tarihimizde:

İki lider, iki sonuç

Yıl 2011, Ergenekon-Balyoz kumpası günleri… Acaba Galatasaray taraftarı hükümeti protesto edecek mi?

Yanıtını sıkı bir Galatarasay taraftarı olan ve o sırada kumpasla Silivri’de hapiste olan Doğu Perinçek’ten dinleyelim: “Kanı sarı kırmızı akan Mehmet Sabuncu’nun bana kızması pahasına buraya yazıyorum. Arena’nın açılış günü, ‘Arena stadyumu Tayyip Erdoğan’ı yuhlamazsa, GS taraftarlığından istifa ederim’ dedim. Galatasaray sevdalısı Deniz Yıldırım da, koğuşta ‘Büyük risk aldın’ dedi. Ama biliyorum, bu halk zorbalara boyun eğmeyecek” (Aydınlık, 24.1.2011).

Evet, 2011’de Perinçek taraftara, halka güvendiği için GS üyeliğini kurtardı ama 2023’te Bahçeli taraftara, halka karşı konumlandığı için BJK üyeliğini kaybetti!

Bahçeli, bu süreçte hata üstüne hata yapmayı sürdürdü. Kuşkusuz zor durumda olduğundan… Son olarak Bahçeli Elbistan’da depremzedeleri azarladı ve “Hepsini dağıtın gitsin, indirin şunları” dedi.

Önemle belirtelim: “İndirin gitsin” sözü, Bahçeli’nin yurttaşlara tehdidi olmaktan çıkıp, halkın AKP-MHP koalisyonunu iktidardan indirmesinin sloganı olacak, göreceğiz…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Mart 2023

Yorum bırakın

Yeni dalga

ABD, Almanya ve Fransa’da, son 10 günde, “yeni bir dalganın işareti” olarak yorumlayabileceğimiz eylemler yapıldı.

Üç ülkede de eylemciler ülkelerinin Ukrayna’da izlediği politikayı protesto ettiler ve Ukrayna’ya silah gönderilmesine karşı çıktılar.

WASHINGTON’DA ‘SAVAŞ MAKİNESİNE KARŞI ÖFKE’ MİTİNGİ

ABD’nin başkenti Washington DC’de, “Savaş Makinesine Karşı Öfke” mitingi düzenlendi.

ABD başkanlık seçimlerinde aday adayı olmuş eski senatörler Ron Paul, Dennis Kucinich, eski Temsilciler Meclisi üyesi Tulsi Gabbard, eski dışişleri sözcüleri, siyasetçiler, gazeteciler dahil, kamuoyunun yakından tanıdığı isimlerin de katıldığı mitingde, ABD Başkanı Joe Biden, savaşı körükleyerek dünyayı “nükleer holokostun” eşiğine getirmekle suçlandı.

Rusya bayrağının da taşındığı mitingde, eylemcilerin iki temel talebi oldu: Ukrayna’ya silah tedariki durdurulmalı ve Rusya ile müzakere edilmeli.

Mitingdeki konuşmalara bakacak olursak…

Demokrat Parti’den iki kez başkan aday adayı olan Kucinich, ABD yönetiminin Kuzey Akım boru hattını havaya uçurarak yasadışı ve anayasaya aykırı yöntemler kullandığını, milyonlarca insanın enerji kaynağını yok ederek karşılığında Avrupa’ya 6 kat fiyatına enerji sattığını belirtti.

Kucinich, “Kongre, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve bir sonraki seçimde Amerikan halkı size hesap sorana kadar durmayacağız” dedi.

PENTAGON BÜTÇESİ KISILMALI, FED BİTİRİLMELİ

2020’de başkan aday adayı olan eski Temsilciler Meclisi üyesi Tulsi Gabbard, konuşmasında özetle “bu savaş kazanılamaz, nükleer holokost (soykırım) olur” mesajı verdi.

Daha önce Yeşil Parti’nin başkan adayı olan Dr. Jill Stein, Pentagon’un bütçesinin kısılmasını savundu: “Bu öldürücü askeri harcamalar, burada içeride umutsuzca ihtiyaç duyulan kaynakları tüketiyor: Her yıl sağlık sigortası olmadığı için ölen 70 bin kişi; her gece sokakta yatan yarım milyon evsiz, üniversite harçlarını ödeme bataklığında debelenen 33 milyon kişi, sağlık harcaması borçlarıyla cebelleşen 100 milyon kişi, 22 milyon yoksul çocuk ve daha nicesi var.”

ABD başkan adaylarından Ron Poul ise “savaşı durdurmanın en basit yolunun Fed’i (Amerikan Federal Rezerv (Merkez) Bankası) bitirmek olduğunu” savundu.

Eylemin ardından bir grup, Ukrayna’yı fonlamayı durdurmak, Rusya ile barış müzakeresi yapmak ve NATO’yu dağıtmak dahil 10 talepten oluşan bir listeyi ABD Başkanı Biden‘a iletmek üzere Beyaz Saray’a yürüdü.

ALMANLAR: AMERİKALI, EVİNE GİT

Almanya’nın başkenti Berlin’de Sol Parti üyesi Sahra Wagenknecht ile Almanya için Alternatif Partisi üyelerinin çağrısıyla sokağa çıkan Almanlar, hükümetlerinin Ukrayna’ya silah yardımı yapmasını protesto etti. Protestocular, “silah yerine diplomasi” ve İkinci Dünya Savaşı’na atfen “Alman silahları yine Rusları ve Ukraynalıları öldürüyor” yazılı pankartlar taşıdı.

Wagenknecht bir süre önce Ukrayna’ya silah yardımı yapılmasına son verilmesini ve müzakere sürecinin başlatılmasını isteyen bir imza kampanyası başlatmıştı ve 1 milyona yakın imza toplamıştı.

Almanya’daki bir başka eylemin adresi ise ünlü Ramstein Hava Üssü’ydü. Üssün önünde toplanan 2500 kişi, “Amerikalı, evine git” sloganı atarak, üssün kapatılmasını istedi. Protestocular, bir an önce barış görüşmelerinin başlatılmasını savundu. ABD’deki gibi burada da Rusya bayrağının taşınması dikkat çekiciydi.

FRANSA’DA NATO VE AB KARŞITI EYLEMLER

Franda’da başkent Paris başta bir çok bölgede protesto eylemleri vardı.

Florian Philippot liderliğindeki Les Patriotes Partisi’nin düzenlediği “Barış için Milli Yürüyüş” adlı eyleme 10 bin kişi katıldı.

“Macron defol!” sloganının atıldığı ve NATO ile AB bayraklarının yakıldığı eylemde, Fransa’nın hem NATO’dan hem AB’den çıkması savunuldu, Ukrayna’ya silah sağlanmasının durdurulması istendi.

Öte yandan Fransız silah üreticisi Necter’in fabrikalarının bulunduğu pek çok kentte, “Ukrayna’ya silah gönderilmesini protesto” eylemleri düzenlendi.

BARIŞ MASASI ŞARTLARI OLGUNLAŞIYOR

Başta da belirttiğimiz gibi ABD, Almanya ve Fransa’da yapılan bu eylemleri, “yeni bir dalganın işareti olarak” yorumlayabiliriz.

Zira üç ülkede de halk, yönetimlerinin Ukrayna’da izlediği siyasetten gün geçtikçe daha çok zarar görmeye başladı. Özellikle Avrupalılar, ciddi bir ekonomik krizle ve enflasyonla boğuşuyor.

ABD’de de zenginlerle yoksullar arasındaki makasın gittikçe açılmaya başlaması, halk açısından savaşa ayrılan bütçenin daha fazla sorgulanmasına yol açıyor. Gün geçtikçe daha çok siyasetçi ve aydın, ABD’nin savaş yerine sağlığa kaynak ayırması gerektiğine dikkat çekiyor.

Tablo böyle olunca, Batı başkentlerinde Ukrayna’da barış masası kurulması talepleri daha çok ve daha güçlü seslendirilmeye başladı.

Çin’in Ukrayna savaşına 12 maddelik barış planı önermesi de, Avrupa’daki barış yanlılarının politika arenasına daha çok ağırlık koymasını kolaylaştıracak bir konjonktür oluşturacaktır.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
28 Şubat 2023

Yorum bırakın

AKP kamuculuğu!

Cumhuriyet gazetesinde Murat Ağırel’in ortaya çıkardığı Kızılay’ın çadır skandalı, iktidarın kamuculuğu nasıl oligarklaşmanın aracı olarak kullandığını gösteriyor. Açalım:

Kızılay, meğer depremin üçüncü günü, AHBAP’a 46 milyon TL karşılığında 2 bin çadır satmış! Yine Kızılay, depremzedelere ilaç ulaştırmak isteyen Türk Eczacılar Birliği’ne de 800 bin TL’ye beş büyük çadır satmış!

Kızılay ticaret yapamaz!

Skandal ortaya çıkınca Türkiye Kızılay Cemiyeti Başkanı Kerem Kınık bir açıklama yaptı ve AHBAP’a çadır satan “Kızılay Çadır”ın bir Kızılay iştiraki olduğunu, çadır üretip sattığını, AHBAP’a da “maliyetine” sattığını söyledi.

İki kere vahim:

1) Kızılay, kamudan bağış toplayarak çadır üretir ve ürettiği o çadırları afetlerde kamuya ulaştırır; kamudan bağış toplayarak ürettiği çadırı parayla satamaz. Çadırların deprem bölgesine hızla ulaştırılmasından daha öncelikli bir konu yoktur ve o hızı sağlamak üzere Kızılay elbette AHBAP gibi yardımlaşma örgütleriyle çalışabilir ama onlara çadır satamaz. Yani her ikisi de bağış toplayan bu yapılar birbiriyle işbirliği yapabilir ama ticaret yapamaz!

2) Kamu kurumları elbette çeşitli iştirakler kurarak ticaret yapabilir ama kuruluş felsefesi gereği Kızılay ticaret yapamaz!

Kamuculuğu oligarklaşma aracı yaptılar

Depremle ortaya çıkan bu skandal, AKP’nin ne tür bir kamuculuk yaptığını çırılçıplak resmetmiştir.

İktidar cephesinin “ideologları”, bir süredir, kamu ihalelerini bile kamuculuk diye pazarlamaktadır. Oysaki iktidar açısından kamu ihaleleri, gerçekte kamu kaynaklarının belli özel isimlere/gruplara transfer yolundan başka bir şey değildir. Kamu ihaleleri, AKP’nin 20 yılda 200 kez yasayı değiştirmesiyle bir kamuculuk faaliyeti olmaktan çıkmış, oligarklaşmanın bir yolu olmuştur. Beşli çeteler böyle doğmuştur.

AKP açısından kamuculuk da, hatta devlet de “davanın” aracıdır. Kimi AKP yöneticilerinin 1999 depreminde devlet için söyledikleriyle 2023 depreminde devlet için söylediklerinin zıtlığına işaret ediyoruz. Evet, dün devlete karşı ne söyledilerse bugün tersini söylüyorlar. Çünkü dünkü devlet kendilerinin değil ama bugünkü devlet, önemli oranda ele geçirdikleri devlettir; o nedenle dünküne karşı bugünküne korumacıdırlar.

Devlet nerede” sorusunun önemi

Deprem gibi büyük afetlerde “devlet nerede” feryatlarını “devlet düşmanlığı” diyerek bastırmaya çalışmaları da bu nedenledir.

Oysa dertleri devletçilik ve kamuculuk olsa, “devlet nerede” diye soranların -istisnalar hariç- devleti çare olarak görüyor olmalarından memnun olurlardı.

Ancak “kimsesizlerin kimsesi” olan Cumhuriyet’i tasfiye ederken, devleti de iyice mali sermaye sınıfının devleti haline dönüştürdüler. Kamu kurumlarını, AKP’nin oligarklarının zenginleşme araçları yaptılar.

O nedenle “devlet nerede” sorusu haklı bir sorudur ve “devlet aslında kimin devleti” sorusunun da yanıtını içermektedir.

Halk, “çadır satan devlet” değil, “çadıra muhtaç etmeyen devlet” aramaktadır!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Şubat 2023

Yorum bırakın

Avrasya barışının yolu

Çin, Ukrayna’da savaşın birinci yılında, barış için 12 maddelik bir öneri planı sundu.

Plan özetle Soğuk Savaş mantığının terk edilmesi gerektiğini, güvenliğin askeri blokların güçlendirilmesi ya da genişletilmesi ile sağlanamayacağını, tüm ülkelerin egemenliğine saygı gösterilmesini, çifte standart yerine tek tip uluslararası hukukun teşvik edilmesini, tek taraflı yaptırımların durdurulmasını savunuyor (Metnin Türkçe tam metni için bkz: criturk.com, 24.2.2023)

ÇKP Merkez Komitesi Dış İlişkiler Komisyonu Ofisi Direktörü Wang Yi, bu önerilerin ilanından önce Rusya’yı ziyaret ederek Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Nikolay Patruşev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin ile görüştü.

Wang Yi, öncesinde, Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile de görüşmüştü.

Avrupa güvenlik mimarisi

Önceki “Küresel güvenlik sorunu” başlıklı makalemde (Cumhuriyet, 23.2.2023), şu saptamayı yapmıştım: “Avrasya’ya karşı olan ABD, Rusya’yı Avrupa güvenlik mimarisinin dışında tutarak, pratikte Rusya-Almanya bağını kopararak, Avrupa üzerindeki hegemonyasını sürdürmenin peşinde.”

Çin’in önerdiği 12 maddelik öneri planı, tam da buna işaret ediyor. Çin Dışişleri Bakanlığı, 2 numaralı “Soğuk Savaş mantığını terk etmek” başlıklı önerisinde şöyle diyor: “Dünyanın uzun vadeli barış ve istikrarını akılda tutarak, dengeli, etkili ve sürdürülebilir bir Avrupa güvenlik mimarisi oluşturmaya yardımcı olmalıdır. Tüm taraflar, başkalarının güvenliği pahasına kendi güvenliğinin sağlanmasına karşı çıkmalı, blok çatışmasını önlemeli ve Avrasya Kıtasında barış ve istikrar için birlikte çalışmalıdır.”

Avrupa’nın değil, ABD’nin stratejisi

Avrasya kıtasında barışın yolu, Rusya’nın dışlanmadığı bir Avrupa güvenlik mimarisinin oluşturulmasından geçiyor.

Hem Avrupa’da, hem de Asya’da olan Rusya’nın Avrupa’nın güvenlik mimarisinden dışlanması ise bir Avrupa programı değil, ABD programıdır. ABD’nin Soğuk Savaş’ın bitiminin ardından Yugoslavya’yı parçalayarak başlattığı ve Doğu Avrupa’yı silahlandırarak/NATO’laştırarak sürdürdüğü strateji, Rusya’yı Avrupa güvenlik mimarisine sokmamak içindi.

Bunun Ukrayna’dan sonra en büyük maliyetini ise ABD stratejisine belli oranlarda teslim olan Almanya çekiyor: Krizin Berlin’e ekonomik maliyeti şimdiden 100 milyar avroyu geçmiş durumda…

Çin Avrupa’ya el uzattı

Dolayısıyla Avrasya barışının sağlanmasının yolu, aynı zamanda Almanya-Fransa-İtalya üçlüsünün ellerindedir. Bu üçlünün ABD stratejisine teslimiyeti, Avrupa’ya NATO’laşma, güvensizlik sistemi ve savaş getiriyor; direnmesi ve ABD’yi Avrupa-Asya işlerine dahil ettirmemesi ise Avrupa’ya barış getirecek.

Avrupa’nın ABD stratejisine direnebilmesi ise Asya’nın büyük gücü Çin’le işbirliğinden geçecektir.

Wang Yi’nin Münih Güvenlik Konferans’ındaki konuşmasında verdiği şu mesajlar tam da bu nedenle çok önemlidir: “Çin, ne oturup izleyecek ne de yangına körükle gidecek. Çin, barış ve diyalog çağrısı yapmayı sürdürecek. Avrupalı dostlarımıza bu savaşı durdurmak için ne gibi çabalar gösterebileceğimiz üzerinde sükunetle düşünmeyi tavsiye ediyorum” (hurriyet.com.tr, 18.2.2023).

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Şubat 2023

Yorum bırakın

Küresel güvenlik sorunu

Rusya Devlet Başkanı Putin, yıllık Federal Meclis konuşmasında, “Yeni START” anlaşmasına katılmayı askıya aldıklarını duyurdu. ABD, AB ve NATO Putin’in kararını “tüm silah kontrol mimarisinin çökmesi” olarak değerlendirdi.

Silah kontrol mimarisinin çökmesi” dedikleri, aslında ABD’nin Rusya’yı “Avrupa güvenlik mimarisinden” atma çabasının sonucudur. Bu anlaşılmadan, ne bugün Putin’in kararı, ne dün Trump’ın START’ı çöküşe götüren anlayışı, ne de genel olarak Ukrayna’da yaşananlar anlaşılabilir.

ABD’nin istediği güven(siz)lik sistemi

Avrasya’ya karşı olan ABD, Rusya’yı Avrupa güvenlik mimarisinin dışında tutarak, pratikte Rusya-Almanya bağını kopararak, Avrupa üzerindeki hegemonyasını sürdürmenin peşinde. NATO’nun Rusya’yı hedef alacak şekilde sürekli genişletilmesi bu nedenleydi.

Rusya’nın Aralık 2021’de ABD ve NATO’yla “güvenlik garantileri anlaşması” yapmak istemesi de yanıtsız kalınca, Putin, ABD’nin Rusya’ya karşı güvenlik inşa etme hamlesini durdurabilmek için, Ukrayna’ya askeri operasyon başlattı.

Dolayısıyla Rusya’nın ABD’ye önerdiği “ortak bir güvenlik sistemi oluşturulması” sağlanabilseydi, bugün süreç başka türlü gelişiyor olacaktı. Ancak ABD emperyalizmi, “ortak bir güvenlik sistemi” değil, Avrupa’yı denetiminde tutacağı, Rusya’yı gerileteceği ve Çin’i bölgesine hapsedeceği bir “güven(siz)lik sistemi” inşa etmek istiyor ve bunun için çalışıyor.

Çin’in Küresel güvenlik inisiyatifi

ABD’nin kendi çıkarları için inşa etmeye çalıştığı bu güvenlik mimarisine karşı ise Çin, 21 Nisan 2022’de “küresel güvenlik inisiyatifi” açıklamıştı:

1. Güvenlik, işbirliği içinde ortak savunulmalı.

2. Egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmeli: İçişlerine müdahaleler son bulmalı ve ülkelerin toplumsal sistem tercihine saygı gösterilmeli.

3. Güvenliğin bölünmezliği prensibi esas alınmalı: Kendi güvenliğini başkalarının güvensizliği üzerine inşa etmeme yaklaşımı temel prensip olmalı.

4. Krizlere barışçıl çözüm aranmalı ve tek taraflı yaptırımlar kaldırılmalı.

5. Terör ve iklim gibi küresel sorunlar birlikte göğüslenmeli (Kuşak ve Yol, Kırmızı Kedi, 2022, s.26)

Çin önceki gün de Küresel Güvenlik İnisiyatifi Konsept Belgesi yayımladı. Özetle Beijing yönetimi dünyaya “zıtlaşma yerine diyalog, ittifak yerine ortaklık, sıfır toplamlı oyun yerine kazan-kazan ilişkisine dayanan yeni bir güvenlik yolunun izlenmesi” çağrısı yapıyor (CRI Türk, 22.2.2023).

Tek seçenek

Dolayısıyla temelde küremiz iki tip güvenlik anlayışıyla karşı karşıya…

1) ABD, kurallarını kendisinin belirlediği düzenin devamını sağlayarak emperyalist çıkarlarını koruyabilmenin güvenliğini inşa etmeye çalışıyor; bu ABD’nin ve bir avuç müttefikinin güvenliği için dünyanın geri kalan büyük kısmının güvensizliğine dayanıyor.

2) Çin liderliğinde gelişmekte olan dünya ise “kendi güvenliğini başkalarının güvensizliği üzerine inşa etmeme yaklaşımını, yani bölünmez güvenlik anlayışını” temel prensip kabul eden ortak bir küresel güvenlik öneriyor.

Görüldüğü gibi aslında dünyanın önünde iki seçenek değil, tek seçenek var.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Şubat 2023

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: