Posts Tagged Çin

G20’nin dönüşümü

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu hakkında tutuklama emri yayınladı. ABD yönetimi, UCM’nin bu kararını engellemek için aylardır mahkemeye ağır baskı uyguluyordu.

UCM’nin bu kararı, elbette pek çok yönüyle incelenecektir ve tartışılacaktır. Ancak ben bugün meseleye, uluslararası kurumların dönüşümü açısından bakmak istiyorum. 

Dolayısıyla soru şu: UCM ABD’nin ağır baskısına rağmen bu kararı nasıl alabildi? Yanıtı hukukun bağımsızlığı, üstünlüğü gibi kavramlarda değil elbette. Yanıt, dünyanın değişmesiyle ilgili. Küresel Güney’in ekonomik ve siyasi etkisi arttıkça, Atlantik’in uluslararası kurumlar üzerindeki hegemonyası zayıflıyor. Somutlarsak, Çin güçlendikçe ABD’nin uluslararası kurumlar üzerinde etkisi dengeleniyor.

Sonuç bildirgesinde Küresel Güney etkisi

Bu dengenin görüldüğü uluslararası platformlardan biri de G20’ydi. 2022 ve 2023’teki zirveler o dengeyi yansıtmıştı. Bu yıl 18-19 Kasım 2024’te Brezilya’ın Rio de Janerio kentinde düzenlenen G20 zirvesi ise artık ağırlığın Küresel Güney lehine değişmeye başladığını ortaya koydu.  

“Adil Bir Dünya ve Sürdürülebilir Bir Gezegen İnşa Etmek” temalı G20 Zirvesi’nin 85 maddelik sonuç bildirgesinde dikkat çeken sonuçlar şunlardı:

1) Ukrayna konusunda “kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışı destekleyen tüm ilgili ve yapıcı girişimlere” destek açıklandı. 

2) Gazze’de kapsamlı bir ateşkes çağrısı yapıldı. Ayrıca Filistin’de “felaket yaratan insani durumla ilgili derin endişe” açıklandı. 

3) “Güvenlik Konseyi’nin 21. yüzyılın gerekliliklerini ve gerçeklerini karşılayan, daha temsili, kapsayıcı, verimli, etkili, demokratik ve sorumlu ve aynı zamanda tüm BM üyeleri için daha şeffaf hale getiren bir reformu destekliyoruz” denilen bildirgede, Afrika, Asya-Pasifik, Latin Amerika ve Karayipler’den temsilin arttırılması için “Güvenlik Konseyi’nin genişletilmesi çağrısında” bulunuldu. 

Küresel Güney’in G20’deki diğer etkileri de şunlardı: Afrika Birliği G20’ye tam üye olarak katıldı, Arap Birliği liderleri ve BRICS Yeni Kalkınma Bankası Başkanı zirveye davet edildi.

Almanya’nın G20’deki üç hoşnutsuzluğu

Bu tür metinler, içeriğinde ne olduğu kadar neler olmadığı bakımından da çok önemlidir. Bu nedenle Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un bildirgeyi yorumlaması çok şey anlatıyor. Scholz’un sonuç bildirgesi hakkında sıraladığı şu üç memnuniyetsizlik, G20’nin artık Atlantik’in kararlarını dikte ettiği bir platform olmaktan çıktığını ortaya koyuyor. 

1) Scholz G20’nin Rusya’yı açıkça suçlamamasından rahatsız: “G20’nin Ukrayna’daki savaştan Rusya’nın sorumlu olduğunu açıkça ifade edecek kelimeleri bulamaması çok yavan.”

2) Scholz, G20 sonuç bildirgesinin “İsrail’in kendini savunma hakkına işaret etmemesinden rahatsız: “Hamas, Hizbullah ve İran’dan gelen tehditler karşısında İsrail’in kendini savunma hakkına değinilmemesinden üzüntü duyuyorum.”

3) Scholz ayrıca bildirgede çatışmanın yayılmasından Hamas’ın sorumlu tutulmamasından da memnun olmadığını belirtti (Harici, 20.11.2024).

Süper zenginlere küresel vergi

En önemsediğim konuyu ise sona bıraktım: Ev sahibi Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva, G20 Zirvesi’nde ”süper zenginlere küresel vergi uygulanmasını” önerdi.

Lula da Silva, dünyada 3.300 milyarderin bulunduğunu, bu kişilerin bulundukları ülkedeki servetlerinin sadece yüzde 2’sini küresel vergi olarak ödemesi durumunda, yoksulluk, açlık ve iklim değişikliğiyle mücadele projelerinin kaynak sorununun çözüleceğini belirtti. 

Süper zenginlerin servetine vergi konusunun G20’de konuşulmuş olması kritik önemdedir ve etkilerini önümüzdeki yıllarda daha iyi göreceğiz.

Sonuç olarak; Küresel Güney’in ağırlığıyla çok kutuplu bir dünyanın inşası, süreç inişli ve çıkışlı olsa da, adım adım daha adil ve eşit bir uluslararası ilişkiler düzenine ilerliyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Kasım 2024

, , , , , , , ,

1 Yorum

Trump’ın Çin’e karşı yapabileceği bir şey yok

ABD’de Çin’e karşı nasıl konumlanılacağı başkanlar üstü bir konudur. O konumlanmada hangi politikaların izleneceği ise başkandan başkana değişebilir. Dolayısıyla Trump döneminde de ABD Çin’i “baş rakip” görmeyi sürdürecektir. 

Nitekim Cumhuriyet’te “Trump’ın ana stratejisi ne?” başlıklı yazımda incelediğim gibi Trump, Biden’dan daha fazla Asya-Pasifik’e, yani Çin’e odaklanmak istiyor. Bunun için de Avrupa ve Ortadoğu’daki sorunları hafifletmeyi amaçlıyor. Bunu ne oranda yapabileceği ise elbette ayrı mesele… 

Trump ve Biden’in Çin stratejisi

ABD sadece kendi strateji belgelerine değil, NATO belegelerine de Çin’i “mücadele edilecek baş rakip” diye koymuş durumda. Trump bunun gereğini yapmaya çalışacak, “baş rakibiyle” daha iyi mücadele edebilmek için bir strateji oluşturacak, o stratejiyi başarılı kılmak için politikalar, taktikler üretecek. 

Evet, başta da belirttiğimiz gibi konu başkanlar üstü. Nitekim Çin’e “ticaret savaşı” açan kişi Cumhuriyetçi Trump’tı. Yerine seçilen Demokrat Biden “ticaret savaşını” artırarak sürdürdü. Çin’in NATO belgelerinde “baş rakip” olarak ağırlık kazanması Biden döneminde oldu.

Trump ile Biden’ın Çin konusunda özetle strateji düzleminde bir farkı olmayacak, taktik düzlemdeki farkları ise sonucu değiştirmeyecek.

Sullivan’ın işaret ettiği tehdit sıralaması

Trump başkan seçildikten sonra, 13 Kasım’da, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Biden yönetiminin ABD ulusal güvenliğine yönelik baş tehditleri nasıl gördüğünü sıraladı. Beyaz Saray’dan ayrılacak bir yönetimin bu en temel konudaki görüşünü son dakikada açıklaması, elbette öncelikle “devlette devamlılık” içindir. (Bu nedenle zaman zaman ABD başkanları değişimi sırasında, bir önceki ABD başkanının savunma bakanının, sonraki ABD başkanının bir süre savunma bakanlığını yaptığı örnekler bile görüldü.)

Sullivan’ın aslında Trump dönemi için işaretlemek istediği ABD ulusal güvenliğine yönelik baş tehditler sırayla şöyle: “Stratejik düzeyde bakarsanız, önümüzdeki 10, 20 ve 30 yıl boyunca dünya için belirleyici konu Çin Halk Cumhuriyeti ile rekabettir. Daha sonra gelen en acil konular ise İran ile onun vekil gruplarıdır.”

Dikkat ederseniz Sullivan, Rusya-Ukrayna savaşı konusunu ve Rusya tehdidini ilk ikiye almamış, üçüncü sırada değerlendiriyor. 

ABD neden Çin’i durduramaz?

Kuşkusuz kimsenin ABD’nin ulusal güvenliğini tehdit ettiği yok, tersine ABD diğer ülkelerin ulusal güvenliklerini tehdit ediyor. Gerçek elbette bu ve o nedenle Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı’nın işaret ettiği sıralamayı aslında şöyle okumalıyız: ”ABD’nin 21. yüzyılda çıkarlarını koruyabilmek ve dünya hegemonyasını sürdürebilmek için mücadele etmesi gereken güçler.”

Peki Beyaz Saray’a ikinci kez oturacak Donald Trump, bu hedef gereği Çin’e karşı ne yapacak, ne yapabilecek? 

Daha somut soralım: ABD’nin Çin’i durdurma ve gelişmesini önleme şansı var mı? İki kere yok: 

1) Çin, Çin’e özgü sosyalizm sistemiyle dünyanın en verimli, en üretken ülkesi durumunda. ABD’nin Çin’le üretimde rekabet şansı yok. Dahası Çin bilim, teknoloji, eğitim konularında da ABD’yi geçiyor. ABD Çin’e ticaret savaşı açarak, yaptırım uygulayarak, Tayvan ve Uygur sorunlarını kışkırtarak, Çin’i çevreleyerek bu gelişmeyi engelleyemedi. ABD’nin işe yaramayan bu yöntemleri aşacak araçları yok. Çünkü Pasifik’teki bir savaş da ABD’nin yenilgisi demek!

2) Çin artık BRICS’tir, ŞİÖ’dür, Küresel Güney’dir. Dolayısıyla ABD’nin Çin’e karşı mücadelesi, türevleri nedeniyle Küresel Güney’a karşı da mücadele demektir. Çünkü ABD Çin’e karşı mücadele ettiğinde, Çin’in kazan-kazan merkezli bir yatırımını hedef aldığında, o yatırımın (santral, köprü, liman vb.) olduğu ülkeyi de karşısına almış oluyor.

Sonuç olarak Trump’ın Çin’e karşı yapabileceği bir şey yok…

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
19 Kasım 2024

, , , , , ,

1 Yorum

Trump’ın ana stratejisi ne?

Dünya, Donald Trump’ın yeni döneminde hangi politikaları izleyeceğini tartışıyor. 

Trump ve ekibi seçim kampanyası sırasında ilan ettiği gibi Ukrayna savaşına son vermeye çalışacak mı, yoksa ABD’nin “uzun savaş” stratejisi sürecek mi? İsrail yanlısı isimlerin ağırlıkta olacağı bir kabine inşa etmekte olan Trump İsrail-Filistin meselesinde ne yapacak? Asıl önemlisi, Çin’le rekabeti nasıl yürütecek?

Dünya basınında yanıtları aranan bu soruları tartışalım:

Çin’den Biden/Trump’a üç uyarı

Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde ABD Başkanı Joe Biden ile görüşen Çin Devlet Başkanı Xi Jinping üç mesaj verdi:

1) “Tukidides Tuzağı” tarihsel olarak kaçınılmaz değil.

2) Yeni bir “Soğuk Savaş” yapılmamalı çünkü kazanılamaz.

3) Çin’i çevrelemek akılsızcadır, kabul edilemez ve başarısızlığa mahkumdur. 

Kuşkusuz bu üç mesaj, “topal ördek” Biden’dan çok, 20 Ocak 2025’te Beyaz Saray’a oturacak Donald Trump’aydı.

Trump Asya-Pasifik’e odaklanmak istiyor

Başkanlığının ilk döneminde Çin’e “ticaret savaşı” açan Trump’ın yeni dönemde de “Çin’le mücadele” stratejisini izleyeceği öngörülüyor. Ama bu mücadelenin nasıl olacağı, rekabetle sınırlı mı kalacağı, Biden’ın sürdürdüğü ticaret savaşının çıtasının yükseltilip yükseltilmeyeceği, Çin’i çevrelemek üzere ikili, üçlü, dörtlü müttefikler kurma stratejisinin artarak devam edip etmeyeceği tartışılıyor. Bunu Trump’ın koltuğa oturduktan sonra ilan edeceği ulusal güvenlik stratejisiyle daha net anlayacağız.

Ancak hem Trump’ın ilk dönemine bakarak, hem seçim sürecinde söylediklerini dikkate alarak ve hem de Washington’un NATO belgelerine dahil ettiği ifadeleri anımsayarak şunu söyleyebiliriz: Trump döneminde ABD, Asya-Pasifik’e daha fazla odaklanacak. Bunun için de diğer iki konuyu hafifletmesi gerekiyor: Rusya-Ukrayna savaşı ve İsrail’in Filistin soykırımı… 

Ortadoğu’da iki konu

Trump’ın Ortadoğu’daki mevcut durumu, ilk döneminde başlattığı “İbrahim anlaşmalarını” yeniden canlandırmakta kullanacağı anlaşılıyor.

1) Trump’ın Filistin sorununa “iki devletli çözüm” yerine Arap-İsrail normalleşmesi zemininde çözüm dayatacağını söyleyebiliriz.

2) Trump’ın geçen dönemden farklı olarak bu kez İran’ı “sistem içine çekme” yolu arayabileceği ihtimal dahilinde.

Elon Musk’ın güçlü ilişkileri nedeniyle Çin, Rusya ve İran konularında Trump’a “özel elçilik” yapacağı anlaşılıyor. 

Ukrayna’da barış masası hazırlığı mı?

Trump, Çin ve Asya-Pasifik’e odaklanabilmek için Rusya-Ukrayna meselesini çözmek istiyor. Nitekim seçim süreci boyunca, kazanması halinde bu savaşa son vereceğini söylemişti. Bunu yapabilmek için, öncelikle bu savaştan nemalanan askeri endüstri ve enerji şirketleri ile “çarpışması” gerekiyor; bu da Biden’ın inşa ettiği “uzun savaş” stratejisinin çöpe atılması demek. 

Trump ve ekibi, Çin-Rusya işbirliğini derinleştiren zemini ortadan kaldırmayı ve Çin’i yalnızlaştırmayı savunuyor. 

Savaşın bir an önce bitmesini isteyen bir başka merkez ise Alman sermayesi. Alman ekonomisinin küçülmesi Berlin’de yeni hükümet formülünü ya da erken seçimi dayatmış durumda. Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un iki yıl aradan sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i telefonla araması bu nedenle. Avrupa’da pek çok ülke artık Ukrayna’da barış masasının kurulmasının zamanının geldiğini düşünüyor. 

Tam bu süreçte ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in yeni döneme işaret eder nitelikteki şu mesajını not etmeliyiz: “Ortadoğu’da gerilimi azaltmamız ve Ukrayna’da geçişe giden yolu bulmamız gerekiyor. Bu çatışma bir noktada bir tür müzakereyle sona erecek.”

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Kasım 2024

, , , , , , , , , ,

1 Yorum

Türk-Çin Üniversitesi

Çin’deydik. Türk-Çin Dostluk Vakfı’nın oluşturduğu 12 kişilik bir heyet olarak, Çin’de üniversite, eyalet ve Çin Komünizt Partisi (ÇKP) yöneticileriyle Türk-Çin Üniversitesi kurulmasının zeminini oluşturmak amacıyla görüşmeler yaptık. 

Heyet şu isimlerden oluşuyordu: Hasan Çapan (Türk-Çin Dostluk Vakfı Başkanı), Namık Güner Erpul (Em. Büyükelçi, Türk-Çin Dostluk Vakfı Başkan Yardımcısı), Mehmet Ali Yaşar (Türk-Çin Dostluk Vakfı Başkan Yardımcısı), Gamze Dürmez (Türk-Çin Dostluk Vakfı Genel Müdürü), Hüseyin Kocabıyık (eski milletvekili), Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan (eski YÖK Başkanı), Prof. Dr. Seriye Sezen (Ankara Üniversitesi), Prof. Dr. Yılmaz Bingöl (Yıldırım Beyazıd Üniversitesi), Doç. Dr. Levent Ersin Orallı (Hacı Bayram Veli Üniversitesi), Dr. Barış Adıbelli (Kütahya Dumlupınar Üniversitesi), Av. Eda Lermi Zorer ve ben.

Sichuan temaslarımız

Çin’de ilk durağımız Sichuan eyaletiydi. Eyaletin başkenti Chengdu’da, Chengdu Üniversitesi Rektörü Zhu Ming başkanlığındaki heyetle görüştük. 

Daha sonra eyalet ve parti yönetiminden oluşan bir başka heyetle, hem Türkiye-Çin ilişkilerini konuştuk hem de Türk-Çin Üniversitesi için neler yapılabileceğini ele aldık. 

Çin’de ziyaret ettiğimiz ikinci üniversite Sichuan Üniversitesi’ydi. Bu üniversite, bilimsel yayın sıralamasına göre dünyanın en iyi dördüncü üniversitesiydi. Rektör Yardımcısı Zhao Changsheng ve heyetindeki dekanlarla çok verimli bir görüşme yaptık. 

Ayrıca Sichuan Eyaleti Dışişleri Bakan Yardımcısı Liu Min başkanlığındaki bir heyetle de görüştük. 

Hunan temaslarımız

Çin’deki ikinci durağımız Hunan eyaletiydi. Bu eyalet Mao Zedong’un memleketiydi. Heyet olarak Mao’nun doğduğu köyü ve evini ziyaret ettik, anıtına çelenk koyduk. 

Hunan eyaletinin başkenti Changsha’da Central South Üniversitesi’ni ziyaret ettik. Bu üniversite de bilimsel yayın sıralamasına göre dünyanın en iyi beşinci üniversitesi olmuştu. 

Yeri gelmişken belirteyim. Son yıllarda Çin üniversiteleri her dalda yükseliş gösteriyor. Çin’e ziyaretimizden hemen önce açıklanan bilimsel yayın sıralamasında artık ilk 10’da tam sekiz Çin üniversitesi var. Diğer iki üniversite, ABD’den Harward ve Kanada’dan Toronto…

Central South Üniversitesi heyetine Rektör Yardımcısı Li Zhihong başkanlık etti. Heyette çeşitli fakültelerin dekan ve dekan yardımcıları vardı. Oldukça verimli bir toplantı oldu. 

Eyalet hükümetiyle de yine çok yararlı bir toplantı yaptık. Eyalet Parti Komitesi Sekreteri Wang Xiaohui başkanlığındaki heyette eyaletin eğitim ve ticaret bakanları, vali yardımcısı ve Çin Komünist Partisi’nin üst düzey yetkilileri yer aldı. 

Pekin’de Atatürk’ü andık

Çin’deki üçüncü durağımız ise başkent Pekin’di (Beijing). Burada Çin Ulusal Müzesini ve Yasak Kent’i gezme fırsatı bulduk. Pekin Büyükelçimiz İsmail Hakkı Musa, 10 Kasım’daki Atatürk’ü anma törenine heyetimizi davet etti. Törenden sonra heyet olarak burada büyükelçi ve siyasi müsteşarla, yukarıda çok kısaca özetlediğim ziyaretlerimizi değerlendirdik.

Sonuç olarak Çin’de çok verimli görüşmeler yaptık. Bir vakıf heyetiydik ama her eyalette “devlet protokolü” ile karşılandık. Görüştüğümüz tüm heyetler Türk-Çin Üniversitesi fikrine çok sıcak bakıyorlar.

Konu artık Ankara’nın önünde…  

Türk-Alman, Türk-Japon ve gündeme alınan Türk-Mısır üniversitelerinden sonra Türk-Çin Üniversitesi ülkemize çok yakışır. Zira Asya Yüzyılında, yükselen Çin’le eğitim alanında işbirliği yapmak, bilim ve teknolojide Türkiye’ye çok şey kazandıracaktır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Kasım 2024

,

1 Yorum

Küresel düzen savaşsız değişir mi?

Haklı olarak soruluyor: Mevcut küresel düzen II. Dünya Savaşı’yla oluştu, savaşsız değişir mi? 

Tarihte bu tür değişikliklerin büyük oranda savaşla olduğu bir gerçek. Çağımızdaki son değişim ise bir istisna: İngiltere liderliğini ABD’ye savaşsız teslim etti, daha doğrusu iki savaşla güçten düştüğü için savaşsız teslim etmek zorunda kaldı. 

Peki ABD savaşmadan liderliğini bırakır mı?

Savaşsız çözüm yolları

Küresel Güney şu üç yolla savaşsız çözüm arıyor:

1) Kolektivizm: Çin başta Küresel Güney ülkelerinin ekonomi ve siyasi ağırlıkları oranında uluslararası örgüt ve kurumlarda temsiliyet istedikleri ortada. Ama bu Çin’in bir dünya liderliği devri istediği anlamına gelmiyor. Zaten çok kutupluluk, demokratik bir küresel yönetişimi gerektiriyor. Uluslararası düzenin demokratikliği de ülkelerin adil temsiliyetine dayanacaktır. 

Kısacası ABD’nin “tek” liderliğine karşı, çok merkezli bir düzen. İşte bu kolektivizm anlayışı, ABD’yi savaşsız çözüme zorlamaktadır.

2) BM’nin rolü: Küresel Güney ülkeleri, uluslararası düzenin adil ve demokratik dönüşümünde BM’nin merkezi bir koordinasyon rolüne işaret ediyorlar. Bu da ABD’yi savaşsız çözüme zorlayacaktır. 

3) Zamana yayma: Bu büyük küresel dönüşümün savaşsız olması için Çin’in izlediği ağır, zamana yayan, kontrollü ve dengeli yol da önemli bir faktör elbette… 

Artık 193 üye var

BM’de reform çağrıları işte bu şartlarda gelişiyor. 79. BM Genel Kurulu, liderlerin reform çağrılarına sahne oldu.

Çünkü 1945 düzeni artık çalışmıyor, Soğuk Savaş bitti, ABD’nin kısa süreli tek kutuplu dünya hakimiyeti dönemi de bitti. Artık çok kutuplu dünya döneminin başındayız. BM’nin de buna göre dönüşmesi gerekiyor. 

Daha somut söylersek: BM, 1945’te 50 ülkenin bulunduğu bir dünyada ve II. Dünya Savaşı’nın galiplerinin BM Güvenlik Konseyi’nin veto kartlı 5 daimi üyesini oluşturduğu şartlarda kuruldu.

Ancak bugün BM’de 193 ülke var!

Reform ama nasıl?

ABD, “reformun şart olduğu” gerçeğini görüyor ve mecbur kalacağı değişimin kontrolünde olmasını, veto gücünü sürdürebilmeyi hedefliyor. O nedenle de BM Güvenlik Konseyi’nin genişlemesinde; birincisi istediği yeni ülkelerin bulunmasını, ikincisi de yeni üyelerin veto hakkının olmamasını savunuyor. 

Evet, BM’de reform şart ama nasıl? Artık asıl mesele bu… 

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’nin bu “kontrollü reform” çabasına karşı uyarıyor; BM Güvenlik Konseyi’ndeki reformun “suni bir şekilde hızlandırılmaya çalışıldığına” dikkat çekiyor ve “Çin’le birlikte sürecin tehlikeli oyunlara dönüştürülmesine izin vermeyeceklerini” belirtiyor (Sputnik, 25.9.2024)

Lavrov, daha önemlisi, BM’nin bölünmesi yerine ortak mutabakat sağlanmasına çabaladıklarını vurguluyor. 

Reformda iki temel yol

Sonuç olarak çok kutupluluk şartlarında BM Güvenlik Konseyi’nde reform yapılması artık kaçınılmaz. Küresel Güney ülkeleri, ağırlıklarını elbette temsiliyetlerine yansıtacaklar. 

Reformun önünde iki temel yol var: Kolektif Batı’nın BM Güvenlik Konseyi’ndeki konumunu korumaya çalışan yolu ve Küresel Güney’in BM düzenini demokratikleştirmek yani adil temsiliyeti sağlamak isteyen yolu. 

Bu ikinci yol, BM Genel Kurulu’nun yetkisinin genişletilmesine, kararlarda BM Genel Kurulu ile BM Güvenlik Konseyi arasında sıkı bir ilişki olmasına, vetoda nitelikli çoğunluk aranmasına, azınlık vetolarının işlerliğinin ancak BM Genel Kurulu’nda nitelikli çoğunluk tarafından kabulüne dayanmalıdır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Eylül 2024

, , , , , , , , ,

2 Yorum

Afrika kutbu

Avrupa ile Kuzey Amerika’nın 500 yıllık üstünlüğünün nedenlerinden biri Güney Amerika, Afrika ve Asya’yı sömürmesiydi. Bu üç coğrafyanın sadece altınını, gümüşünü, baharatını değil, insanını da köleleştirerek sömürdüler; kapitallerini büyüttüler. 

Ulusal kurtuluş ve devrimler çağı, geçen yüzyılda sosyalizm dalgasının da yükselmesiyle Afrika ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanmasını sağladı. Yine de “Beyaz Efendi” kara kıtanın bazı ülkelerini çeşitli yollarla daha alt seviyede sömürebilmeyi sürdürdü. 

2000’lerde ise Afrika açısından yeni bir süreç başladı. İkinci dalga diyebileceğimiz bu süreçte, Afrika ülkeleri kalan sömürü ilişkilerini de temizlemeye koyuldu. Sıra sıra ABD’yi, İngiltere’yi, Fransa’yı sırtlarından atıyorlar… 

Modernleşmeyi ilerletmek

2000 yılı, Afrika açısından diplomaside de önemli bir yıldı: “Çin-Afrika İşbirliği Forumu” başladı.

Şu anda dokuzuncusu düzenlenen forum, hem Çin’in hem de Afrika ülkelerinin uluslararası ilişkilerde en değer verdiği işbirliği modelinin başında geliyor. Üç yılda bir düzenlenen forumun bu yılki teması “modernleşmeyi ilerletmek”, önemli gündem başlıklarından biri ise “barış ve güvenlik.”

Afrika’nın kendi barış gücünü oluşturması, güvenlik alanındaki meydan okumalara ortak çözüm bulunması, dünyanın barış içinde gelişiminin hızlandırılması, bu yılki Çin-Afrika İşbirliği Forumu’nun hedefleri… 

Afrika’nın 2063 acendası

Bir önceki forumda, Çin ve Afrika “2035 vizyonu” belirlemişti. Sekiz alanda yapılacak işbirliği Afrika Birliği’nin “2063 acendası”ndaki temel hedefi gerçekleştirmek içindi. O hedef, Afrika Birliği Örgütü’nün kuruluşunun 100. yılında, 2063’te, Afrika’nın ”küresel bir güç merkezi” olmasıdır.

Aslında Afrika küresel bir güç merkezi olmaya da başladı. Afrikalı liderlerin Rusya-Ukrayna savaşında arabuluculuğa soyunması ve Moskova ile Kiev’e barış planı sunması, Güney Afrika’nın İsrail soykırımına karşı Uluslararası Adalet Divanı’nda dava açarak siyasi liderlik üstlenmesi, “yükselen Afrika”nın göstergeleridir.

Nitekim Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Şi Jinping, Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Musa Faki Muhammed ile yaptığı görüşmede Afrika’yı “dünyanın önemli bir kutbu” olarak nitelemiştir.

53 Afrika ülkesi, işte bu hedefi hızlandırmak üzere “kalkınma için Çin’le işbirliği” modelini Pekin’deki forumda daha da geliştirmeye çalışıyor. 

ABD’nin kara propagandası

ABD, Çin ile Afrika’nın bu işbirliğinden en rahatsız ülke. O nedenle elindeki tüm medya gücüyle uzunca bir süredir kara propaganda yapıyor, Çin’in Afrika’yı sömürdüğünü, borç tuzağına düşürdüğünü vb iddia ediyor. 

Elbette Atlantik’in iddiaları yalan; Çin’in 2000-2023 arasında Afrika ülkelerine verdiği toplam 180 milyar dolarlık kredinin şartları Dünya Bankası ve IMF’nin kredilerinden çok daha uygun. Dahası Çin’in yatırımları ile Afrika ülkeleri büyük kazanımlar elde ediyorlar. Ve Afrika için Çin çok önemli bir pazar. Bu Afrika’nın Çin’e artan ihracat verilerinden de görülüyor. Özetle Afrika ülkelerinin ekonomilerinin büyüdüğü ve siyasi etkilerinin arttığı ortada.

Kaldı ki Atlantik medyasının söylediği gibi ortada bir borç tuzağı ve yeni tip sömürü ilişkisi olsa, Afrika ülkeleri Çin’le işbirliğini bu denli önemsiyorlar olmazdı zaten! Baksanıza, 54 Afrika ülkesinin 53’ü, devlet ve hükümet başkanları ile dışişleri bakanları olarak forumda yer alıyorlar.

Çin’in “5 hayır” ilkesi

Çünkü Çin, yıllardır sömüren Batı’dan farklı olarak, Afrika’yla ilişkisini “5 hayır” ilkesine dayandırıyor. 1) Afrika ülkelerinin içişlerine karışmama, 2) tercih ettiği kalkınma yoluna müdahale etmeme, 3) dışarıdan irade dayatmama, 4) yardımları siyasi şartlara bağlamama, 5) yatırım ve finans işlerinde bencil kazanç arayışında olmama.

İşte bu ilkeler, Batı’nın tüm propagandasına rağmen Afrika’nın Çin’le kazan-kazan ilişkisini sürdürmesinin zeminini oluştuyor.

Sonuç olarak çok kutuplu bir dünya kuruluyor ve Afrika da o dünyada bir kutba dönüşüyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
5 Eylül 2024

, ,

1 Yorum

Avrasya’da koridor savaşları

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Bakü’de yaptığı zirve, sadece iki ülkeyi değil, bölgeyi ve Avrasya’yı ilgilendiren sonuçlar doğurdu. 

En önemli sonuç, elbette Kuzey-Güney Koridoru anlaşmasıydı. Hindistan, İran, Azerbaycan, Hazar Denizi, Rusya rotalı bu koridor, ABD’nin Rus enerji-politiğini çevreleme hamlesine karşı yeni bir hava koridoru özelliği taşıyor. 

Zira Kuzey-Güney Koridoru, aynı zamanda Rus gazının Azerbaycan’a taşınmasını amaçlıyor. Bu da Moskova’nın Avrupa’ya dolaylı yoldan gaz ihraç edebilmesinde yeni bir yol demek. Elbette mevcut TAP ve TANAP’ın hacmi yetersiz ancak şöyle bir formül gündemde: Yaklaşık 50 milyar metreküp doğalgaz üreten ve bunun yarısını içeride kullanan Azerbaycan, Rusya’dan alacağı gazı içeride kullanıp, kendi ürettiğini Avrupa’ya satacak: kazan-kazan!

Kuzey-Güney Koridoru anlaşmasının parçası olarak iki ülke, birlikte ortak gemi üretimi de yapacak. Modern petrol tankeri ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) gemileri inşa edecek iki ülke hem Karadeniz’de, hem de Volga-Don kanalı üzerinden Hazar-Azak rotasında ticareti artıracak.

Kalkınma Yolu ve Zengezur Koridoru

Peki Putin ile Aliyev’in Kuzey-Güney Koridoru, Türkiye’yi nasıl etkileyecek? Türkiye’nin Irak’la Kalkınma Yolu projesi ve Azerbaycan’la Zengezur Koridoru projesi var. 

Ancak Zengezur Koridoru beklemeye alınmış görünüyor. Zira Bakü ve Erivan, yakın zamanda bu konuyu barış antlaşması taslağından çıkarma kararı aldılar. Erivan egemenlik hakkının korunmasını istiyor ve koridorun Rus muhafızların kontrolünde olmasına karşı çıkıyor. İran da Ermenistan ile sınırının ortadan kalkmasına karşı olduğu için projeye sıcak bakmıyor. 

Anlaşılan Aliyev ve Putin, Zengezur’un Batı’nın iştahını kabartacak şekilde bir bölgesel soruna dönüşmemesi ve çözüm zemininin olgunlaşması için konuyu beklemeye aldılar. 

ABD’nin Orta Asya-Kafkasya Koridoru planı

Kuzey-Güney Koridoru’nun önemli özelliklerinden biri, Hindistan’ı bölge projesinin içinde tutmasıdır. Zira ABD Hindistan’ı kendi projelerine eklemleyebilmek için olağanüstü çaba harcıyor. Örneğin Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Ürdün, İsrail, Doğu Akdeniz, Avrupa rotalı Hindistan – Ortadoğu – Avrupa Koridoru ABD sponsorluydu. 7 Ekim Aksa Tufanı ile birlikte rafa kalktı.

ABD demişken… Ufuk Ötesi okurları anımsayacaktır. Bu köşede yakın zamanda ABD’nin Orta Asya – Kafkasya / Karadeniz – Avrupa Koridoru planına dikkat çekmiştik. ABD Ticaret Temsilcisi Kathleen Tai Kazakistan ve Özbekistan’a “alternatif orta koridor” teklif etmiş, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı James O’Brien, Senato oturumunda yaptığı konuşmada Orta Asya’dan başlayıp, Ermenistan ve Azerbaycan toprakları üzerinden ilerleyip, Avrupa’ya ulaşacak ticaret koridorunu anlatmıştı. 

Kuşak ve Yol çatısı

Küresel güç mücadelesi açısından asıl konu şudur: ABD, Çin’in liderlik ettiği Asya’yı Avrupa ve Afrika’ya bağlayan Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ni, küresel liderliğinin önündeki en önemli engel olarak görüyor. Washington bu nedenle Kuşak ve Yol’u çeşitli düğüm noktalarından kesmek ve alternatifler üreterek gelişmesini durdurmak istiyor. İşte ABD’nin Orta Asya – Kafkasya / Karadeniz – Avrupa Koridoru hedefi bu stratejinin gereğidir. 

Haliyle genel tablo da şöyledir: Avrasya (Avrupa + Asya) coğrafyasında iki temel “yol” savaşı yaşanmaktadır: Asya’yı birbirine ve Avrupa’ya bağlayan yollar ile buna karşı ABD’nin geliştirmeye çalıştığı alternatifler. 

Dolayısıyla yukarıda işaret ettiğimiz Kuzey-Güney Koridoru, Zengezur Koridoru, Türkiye-Irak Kalkınma Yolu, Türkiye’nin Kuşak ve Yol’la entegrasyonunu önerdiği Orta Koridor vb koridorlar / yollar taktik düzlemde birbirleriyle çelişiyorsa da, stratejik düzlemde hepsi bölgenin projesidir ve kazan-kazan ilkesiyle tüm coğrafyanın birlikte yararlanabilmesine açıktır.

Tüm koridorları Kuşak ve Yol çatısına bağlayarak birleştirmek, Asya ve Avrupa ülkeleri için büyük kazanç olacaktır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Ağustos 2024

, , , , , , , , , ,

2 Yorum

ABD’nin yeni orta koridor planı

ABD açısından uluslararası ilişkilerde esas olan paranın, boru hattının, koridorun yönüdür; demokrasi, insan hakları, şeffaflık gibi konular “ilkesel” değildir, ülkeleri istenilen yöne sokmakta kullandığı sopalardır. 

Örneğin ABD Kafkasya’da Rusya’yı baypas ederek neden bir Azerbaycan-Ermenistan anlaşması arıyor? Örneğin ABD Gürcistan’ı “yabancı acenteler yasası” çıkarmaması konusunda neden tehdit etti? Yasa çıkınca ABD ve AB neden Gürcistan’la ilişkilerini soğumaya aldı? 

Yakın zamanda “ABD’nin Karadeniz-Kafkasya planı” başlığıyla inceledik: ABD, Washington’daki NATO zirvesi etkinliklerine Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan’ı davet etti. Pentagon Ermenistan Savunma Bakanlığında temsilci bulunduracak. Çünkü ABD Rusya’ya karşı Güney Cephesi oluşturmaya ve Türkiye-Rusya-İran üçgeninin arasına kama gibi girmeye çalışıyor. Bitti mi? Anlatalım:

ABD’nin Özbekistan ve Kazakistan’a teklifi

İki ay önce ABD Ticaret Temsilcisi Kathleen Tai, Kazakistan ve Özbekistan’ı ziyaret etti. Tai’nin çantasında “alternatif bir orta koridor” dosyası vardı. Tai, Orta Asya’yı Kafkasya ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayan yeni bir ticaret koridoru öneriyordu. Özetle Washington, Özbekistan ve Kazakistan’a, Çin ve Rusya’yı baypas etmeyi teklif ediyordu. 

Çünkü ABD, Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ni çeşitli bölgelerden kesebilmeyi stratejik hedef ilan etmiş durumda. Anımsayın, geçen yıl da Kuşak ve Yol’a karşı ABD sponsorlu “Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru” projesi açıklanmıştı. Hindistan’dan denizyoluyla Birleşik Arap Emirlikleri’ne, oradan karayoluyla Suudi Arabistan ve Ürdün üzerinden İsrail’e, oradan da tekrar denizyoluyla Yunanistan’a uzanacak rota, 7 Ekim Aksa Tufanı ile rafa kalktı. 

ABD şimdi genel olarak Kuşak ve Yol’a karşı, özel olarak da Türkiye ile Çin işbirliğini sıçratacak Orta Koridor’a karşı Orta Asya-Kafkasya-Avrupa koridoru planlıyor.

Orta Koridor’da Çin-Türkiye-Gürcistan işbirliği

Geçen hafta ABD Senatosunda “Avrupa’nın Geleceği” konulu bir oturum vardı. ABD’nin Avrupa ve Avrasya’dan Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı James O’Brien, oturumda yaptığı konuşmada, bu planı açıkladı. O’Brien Orta Asya’dan başlayıp, Ermenistan ve Azerbaycan toprakları üzerinden ilerleyip, Avrupa’ya ulaşacak ticaret koridorunu anlattı. 

O’Brien’ın açıklamasında Gürcistan yoktu ve ABD’li yetkili “Bakü ile Erivan arasında sınır belirleme süreci üzerinde anlaştıklarını” söylüyordu. Önceki açıklamalarla kıyaslanınca, ABD bu koridor için Gürcistan’ın yerini Ermenistan’la doldurmaya çalışıyor.

Peki ticaret koridorunda Gürcistan neden yoktu? ABD Gürcistan medyası ile sivil toplum kuruluşlarını neden fonlanmak istiyor? Gürcistan hükümeti fonlamaya karşı neden “yabancı acenteler yasası” ile direndi?

Çünkü mevcut hükümet ABD’nin Rusya’ya güney cephe açmasına ve Karadeniz planlarına karşı çıkıyor, hatta Karadeniz’de Çin’le işbirliği yapıyor. Çin, mevcut Orta Koridor kapsamında, 600 milyon dolarlık yatırımla, Gürcistan’da Anaklia deniz limanını inşa ediyor. 

Fidan’ın Çin’deki o mesajı

Gelelim meselenin Türkiye’yi ilgilendiren boyutuna… Anımsayacaksınız, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan haziran başında Çin’i ziyaret etmiş ve orada Türkiye’deki Atlantik cephesini çok rahatsız eden mesajlar vermişti. Öyle ki Fidan’ın mesajlarını haber yapmayan AKP medyası, tersine Çin’i suçlayan manşetler atmıştı.

İşte o önemli mesajlardan biri de şuydu: “Bu dönemde Kuşak ve Yol Girişimi ile Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor girişimimiz daha da büyük önem kazanmıştır. Kuşak ve Yol Girişimi ile Orta Koridor’un uyumlaştırılması, diğer bazı ulaştırma koridorları ile entegrasyonu için örneğin Irak’taki Kalkınma Yolu gibi somut adımlar atmayı hedefliyoruz.” (AA, 4.6.2024)

Yani ABD, alternatif bir Orta Koridor ile aynı zamanda Türkiye-Çin işbirliğini sabote etmeyi hedefliyor. 

Bitirirken anımsatmalıyım: ABD’nin SSCB dağıldıktan sonra Türkiye üzerinden Orta Asya’ya uzanabilmekte kullandığı ve büyüttüğü aktör FETÖ’ydü!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
5 Ağustos 2024

, , , , , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

Blinken-Austin ikilisinin son Hint-Pasifik hamlesi

Biden yönetimi, 5 Kasım seçiminden önce, Hint-Pasifik bölgesindeki son önemli hamlesini yaptı bu hafta… 

ABD, Çin’e karşı bölgedeki ortaklarıyla yaptığı anlaşmalarını, her ne kadar “bölgesel güvenlik işbirliği ve anlaşmaları” diye sunsa da, hedefi gereği bu anlaşmalar, bölgesel gerginlik anlaşmaları niteliğindedir. 

“Özgür ve açık Hint-Pasifik” sloganıyla Güney ve Doğu Çin Denizi’nde askeri varlık bulundurmak isteyen ABD, bunu gerekçelendirebilmek için de “Çin tehdidi” iddiasına dayanmaya çalışıyor. 

Üçlü güvenlik işbirliği

ABD Dışişleri ve Savunma Bakanları, Tokyo’da müttefikleriyle üç önemli anlaşma yaptı. 

1) ABD, Japonya ve Güney Kore Savunma Bakanları, 28 Temmuz 2024’te “Üçlü Güvenlik İşbirliği Çerçevesi” belgesini imzaladı. 

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Japonya Savunma Bakanı Minoru Kihara ve Güney Kore Savunma Bakanı Shin Won-sik’in Tokyo’da imzaladığı İşbirliği Muhtırası, “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin (Kuzey Kore) nükleer füze tehdidine ve bu ülkenin Rusya’yla artan askeri yakınlaşmasına yanıt” diye sunuldu. 

İkili ortak kuvvet karargâhı

2) ABD ve Japonya Dışişleri ile Savunma Bakanları, 28 Temmuz 2024’te “2+2” formatlı toplantı yapılar. 

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Japonya Dışişleri Bakanı Yoko Kamikawa ve Japonya Savunma Bakanı Minoru Kihara’nın Tokyo’daki dörtlü toplantısından çıkan en önemli sonuç, ABD ile Japonya’nın “ortak kkuvvet karargâhı” kurma kararı oldu. 

Böylece ABD bir süredir sürdürdüğü Japonya’yı askerileştirme çabasında yeni bir mevzi daha kazanmış oldu. Japonya ABD’nin isteğiyle yoğun bir silahlanma programı başlatmış durumda. 

Öte yandan ABD, NATO’yu Hint-Pasifik bölgesine genişletmek istiyor ve bu amaçla bir kaç yıldır Japonya ve Güney Kore liderlerini NATO zirvesine davet ediyor. Hatta bu işbirliğini kurumsallaştırabilmek için de Tokyo’da bir “NATO ofisi” açmaya uğraşıyor. Fransa’nın itirazı nedeniyle henüz bu amacına ulaşamayan ABD, ikili, üçlü anlaşmalarla bir nevi “Asya NATO’su” alt örgütleri kurmaya uğraşıyor.

Dörtlü statükoyu savunma toplantısı

3) QUAD dörtlüsü ABD, Japonya, Avustralya ve Hindistan Dışişleri Bakanları, 29 Temmuz 2024’te Tokyo’da toplandılar.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Japonya Dışişleri Bakanı Yoko Kamikawa, Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong ve Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, siber ve denizcilik girişimlerini genişletme konusunda anlaştılar. 

Dört bakan ortak açıklamasında “Doğu ve Güney Çin denizlerindeki durumdan ciddi endişe duyduklarını” söyleyerek, “statükoyu güç ya da baskı yoluyla değiştirmeyi amaçlayan her türlü tek taraflı eyleme şiddetle karşı olduklarını” belirttiler. 

Dörtlü açıklamada ayrıca “Deniz Alanında Farkındalık” için Hint-Pasifik Ortaklığı’nın kapsamının Hint Okyanusu’na kadar genişletileceği vurgulandı.

Aslında dörtlünün toplantısından çok önemli bir karar çıkmış değil. Belki de o boşluğu doldurmak için olsa gerek, ABD Dışişleri Bakanı Blinken, “Dört ülke arasında eşi benzeri görülmemiş bir stratejik uyumun yaşandığı bir anda olduklarını” söyledi!

ABD ile Çin farkı

Başta da belirttiğim gibi, ABD’nin bölgesel güvenlik işbirliği dediği bu anlaşmalar, gerçekte bölgesel gerginlik anlaşmalarıdır. 

Yukarıda işaret ettiğim üç anlaşma ABD ile Çin’in şu iki temel konudaki zıtlığına işaret ediyor:

1) Çin savunmaya yönelik bir ulusal savunma politikası izlerken, ABD, bölgedeki müttefiklerini de cepheye sürerek, saldırgan bir politika izliyor. 

2) Çin, barışçıl kalkınma yolunu izlerken, ABD bu kalkınmayı bastırabilmek için Çin’i bölgesinde çevrelemeye çalışıyor. 

Özetle ABD, Çin’i çevrelemek, Kuşak ve Yol’u kesebilmek, çevresinde oyalayıcı krizli durumlar oluşturmak, çevresiyle etkileşimini daraltabilmek ve böylece kalkınmasını baltalayabilmek için uğraşıyor. 

Japonya ve Güney Kore kaybedecek

Peki ABD’nin bu hamleleri tarihin gidişatını değiştirebilecek mi? ABD’nin dünya jandarmalığı mümkün mü? Emperyalist ABD çok kutupluluk inşasını önleyebilir mi?

Tüm bu soruların yanıtı “hayır” şeklindedir. 

Çok kutuplu bir dünya oluşuyor ve küresel düzen de buna uygun olarak değişecek, daha adil ve demokratik bir yapıya kavuşacak. ABD’nin Hint-Pasifik stratejisiyle, cepheye sürdüğü müttefikleriyle Küresel Güney’in ayağa kalkışını bastıarbilmesi mümkün değil. 

O nedenle Biden yönetiminin Hint-Pasifik’teki bu ikili, üçlü ve dörtlü anlaşmaları ile ortak kuvvet karargâhı kurma kararları, Çin ve Asya’nın yükselişini önleyemeyecek. Tersine ABD’nin bu politikasına alet olan Japonya ve Güney Kore ekonomisi, yoğun askerileşme programı nedeniyle olumsuz etkilenecek.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
30 Temmuz 2024

, , , , ,

2 Yorum

Çin’in barış yapma gücü

Çin, 14 Filistin örgütünü uzlaştırarak tarihi bir iş yaptı. Daha önce 30 Nisan’da El Fetih ile Hamas’ı bir araya getiren Çin Dışişleri Bakanlığı, bu kez 21-22 Temmuz’da 14 Filistinli örgütün “birlik bildirisi” imzalamasına aracılık etti.

İmzalanan Beijing Diyaloğu bildirisi, ABD-İsrail stratejisini bozacağı için kritik önemde. Zira ABD ve İsrail, Filistin’deki ayrılığı, iki parçalılığı, iki yönetimliliği bir avantaj olarak kullanıyordu yıllardır. Ayrıca ABD, İsrail-Filistin meselesini tekeline alarak İsrail lehine bir çözümsüzlük dayatıyordu.

İşte Çin’in hamlesi hem meseleyi ABD’nin tekelinden kurtarmanın yolunu açmış oluyor hem de Filistin’de birlik sağlanmasının zeminini oluşturuyor.

Çin İran-Suudi barışı sağladı

Bu başarı Çin’in artık küresel düzeyde bir “barış yapma” gücüne ulaştığına işaret ediyor. Ve barış masası kurma gücü, çoğu zaman savaş çıkarma gücünden daha önemlidir. 

Anımsayalım: Çin bir yıl önce, 10 Mart 2023’te, büyük bir sürprizle İran ile Suudi Arabistan’ın barış yapmasına aracılık etmişti. Ortadoğu açısından çok önemli bir adımdı o barış. Çünkü ABD İran-Suudi Arabistan karşıtlığı üzerinden Ortadoğu’da oyun kuruyor, İran karşıtlığı üzerinden İsrail-Körfez cephesi kurmaya çalışıyordu. 

Çin Dışişleri Bakanlığı, CIA Direktörü William Burns’ün ifadesiyle “ABD’yi gafil avlayarak” Tahran-Riyad barışı sağlamış, bu da hızla bölgeye Körfez-İran normalleşmesi getirmişti.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Çin’de

Çin’in etkili bir “barış yapma” gücüne dönüştüğünün bir başka işaretini de Ukrayna cephesinde görüyoruz. ABD Ukrayna’da “uzun savaş” stratejisi uyguluyor. “Uzun savaş” üzerinden Rusya’yı yıpratmayı, “uzun savaş” üzerinden Avrupalı müttefikleri kendi stratejisine mahkum etmeyi, “uzun savaş” üzerinden askeri endüstride ve enerjide büyük kazançlar elde etmeyi hesaplıyor. 

Çin ise ABD’nin “uzun savaş” stratejisinin karşısına “yararlı barış” programı koymuş durumda. Çin Dışişleri Bakanlığı, “barış yapma” gücünün etkisiyle Ukrayna Dışişleri Bakanı Dimitri Kuleba’yı misafir etmiş durumda. Kuleba, 24-26 Temmuz tarihleri arasında yetkililerle barışı görüşecek. 

İlk gün Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüşen Kuleba, Çin’in barışı ve uluslararası düzeni korumak için oynadığı aktif rolü takdir ettiklerini belirterek, Çin ile Brezilya’nın “Ortak Anlayışlar” belgesini incelediklerini ve Rusya ile müzakereye hazır olduklarını söyledi. Kuleba, müzakerenin akılcı, somut, adil ve kalıcı barışı amaçlaması gerektiğini belirtti (CGTN Türk, 24.7.2024).

BRICS’in iki ortağı Çin ve Brezilya, mayıs ayında “Ukrayna Krizinin Siyasi Çözümüne İlişkin Ortak Anlayışlar Belgesi”ni yayınlamıştı. 

Bu arada Ukrayna’nın “müzakereye hazırız” mesajı, Moskova’da olumlu karşılandı. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, “Ukrayna’nın müzakere mesajının Rusya’nın yaklaşımıyla uyumlu olduğunu” belirtti (AA, 24.7.2024). 

Türkiye’nin önündeki fırsat

Çin’in hem İsrail-Filistin cephesinde hem de Ukrayna-Rusya cephesinde barış arayan ve tarafları barış için bir araya getiren tutumu, çok kutupluluğun inşasında yeni bir aşamaya işaret ediyor. 

Dünya, özellikle de Küresel Güney, Çin’in “barış yapma” gücünün avantajlarından önümüzdeki yıllarda çok daha fazla yararlanacak. 

Biz mi? Çin’in “barış yapma” gücünden, Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nden ve ABD’ye karşı denge oluşturmasından, KKTC başta bir kaç alanda yararlanabiliriz. Tabii buna uygun politikalar üretebilirsek… 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Temmuz 2024

, , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın