Posts Tagged Çin
NATO Genel Sekreteri’nin Çin mesajı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 27/05/2024
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Çin’in Rusya’yı destekleyerek Avrupa’daki savaşı körüklediğini” ileri sürdü.
Oysa Avrupa’daki savaşı başlatan da, körükleyen de NATO’dur ve efendisi ABD’dir. Dahası ABD bu savaşla hem “stratejik özerklik” arayan Avrupa’yı tam tahakkümü altına almaya çalışıyor hem de Avrupa’yı “asıl rakibi” olan Çin’le esas hesaplaşmasına müttefik yapmaya çalışıyor.
Kuşatmaya karşı yarma harekatı
Rusya-Ukrayna meselesi ne yazık ki solun bir kısmında bile tam anlaşılmış değil, meseleyi “emperyalistler arası paylaşım savaşı” görenler bile var. Filmin son karesine bakarak “emperyalist Rusya komşusuna saldırdı” diyorlar. Oysa bırakın başından, filme ortasından bile baksalar, bunun “Rusya’nın kuşatmayı yarma harekatı” olduğunu anlayacaklar.
Bu tablo anlaşılmayınca, Çin meselesi de, ABD’nin neden NATO konseptine Çin’i “mücadele edilecek baş rakip” ve Rusya’yı “yakın tehdit” yazdığını da anlayamıyorlar ne yazık ki…
Anlatmayı sürdüreceğiz. Üstelik bu kez belki daha iyi anlaşılır diye bizzat ABD’lilerin yazdıkları üzerinden anlatacağız.
Perry: Suçun büyüğü ABD’de
Savaşın kaynağı konusunda gerçekle yanlılık arasında kalarak bir denge saptaması yapan The New York Times’ın dünyaca ünlü yazarı Thomas L. Friedman’la başlayalım. Şöyle demişti: “Bu Putin’in savaşı. Lakin ABD ve NATO da masum seyirciler değiller.” Friedman, makalesinin devamında ABD’nin aslında “seyirciden” ötesi olduğunu da kabul etmek zorunda kalıyordu, çünkü “ABD’nin yangını körüklediğini” söylüyordu.
Peki ABD ve NATO neden masum değildi? Onu da eski ABD Savunma Bakanı William Perry’nin 2016’daki şu açıklamasıyla yanıtlayalım: “Son birkaç yılda, suçun çoğu Putin’in eylemlerine atılabilir. Ancak başlangıçta ABD’nin suçlamaların çoğunu hak ettiğini söyleyebiliriz. Bizi gerçekten kötü yola sokan ilk eylemimiz, NATO’nun genişlemeye başlaması ve Rusya’nın sınır komşusu olan Doğu Avrupa ülkelerinin NATO’ya katılmasıydı.”
Kennan: NATO’yu genişletmek trajik hata
ABD Senatosu Mayıs 1998’de NATO’nun genişlemesini onayladığında, bunun nasıl büyük bir hata olduğunu önemle belirtenlerin başında George Kennan geliyordu. Bilmeyenler için tanıtalım: Kennan, ABD’nin SSCB’yi çevreleme doktrininin mimarıdır. 1946 yılında Moskova’da genç bir diplomatken Washington’a gönderdiği ünlü “uzun telgraf”, bu doktrinin temelini oluşturdu. Ardından Kennan ABD Dışişleri Bakanlığı Siyaset Planlama Dairesi başkanlığı yaparak doğrudan soğuk savaşı yöneten aktörlerden oldu.
İşte o Kennan, ABD’nin NATO’yu genişletme kararı aldığı 1998’de şöyle diyordu: “Bence bu yeni bir soğuk savaşın başlangıcı. Bence bu trajik bir hata. Bu karar için hiçbir sebep yoktu. Kimse kimseyi tehdit etmiyordu. Bu genişleme, ülkenin kurucu babalarını mezarlarında ters çevirecek. (…) Tabii ki Rusya’dan kötü bir tepki gelecek ve ardından NATO’yu genişletenler, size her zaman Rusların böyle olduğunu söylediklerini söyleyecekler. Ama bu tamamen yanlış.”
Tam da böyle oldu: ABD NATO’yu genişletti, genişletti, genişletti ve en sonunda Ruslar boğulmamak için kuşatmayı yarmaya çalıştılar. Şimdi Atlantik liderleri ve medyası Kennan’ın öngördüğü gibi “Ruslar böyledir” yalanına sarılıyorlar.
Putin ABD planını bozdu
Peki ABD neden NATO’yu genişletme kararı aldı, neden dalga dalga genişletti? Onu da Stratfor’un kurucusu George Friedman’ın sözleriyle yanıtlayalım: “Eğer Batı Ukrayna’yı kontrol altında tutabilseydi (ilk turuncu darbenin yenilgisinden sonra yazdı – mag) Rusya savunmasız kalabilecekti, güneybatı sınırı açık hale gelecekti. Ukrayna ve Batı Kazakistan arasındaki mesafe yaklaşık 400 mildir ve Rusya Kafkaslara gücünü bu bölgeden gösteriyordu. Rusya bu durumda Kafkasları kontrol gücünü yitirecek ve Çeçenya’dan daha kuzeye çekilecekti. Ruslar, Rusya Federasyonu’nun bazı bölümlerinden çıkacak, Rusya’nın güney sınırları çok zayıflayacaktı. Böylece Rusya çok eski sınırlarına çekilene kadar parçalanma sürecekti.”
Mesele özetle budur: ABD Rusya’yı parçalamak istiyor, bunun için NATO’yu genişletiyor, turuncu darbelerle ve kışkırttığı ayrılıkçılıklarla Rusya’yı geri çekilmeye zorluyor. Putin delirip Ukrayna’ya saldırmış değil yani, ABD’nin yıkım planını bozuyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Mayıs 2024
Xi-Putin zirvesinin sonuçları
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 18/05/2024
Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Xi Jinping zirvesinden, tarihi önemdeki “Yeni Dönemde Kapsamlı Stratejik İşbirliği Ortaklığının Derinleştirilmesi Ortak Bildirisi” çıktı.
Bugün bu ortak bildiriyi inceleyelim:
Tehdit: ABD
Bildiri, öncelikle bir tehdit değerlendirmesi yapıyor. Sadece iki ülkeyi değil, tün dünyayı tehdit eden kuvvetin ABD olduğunu saptıyor.
İki lider, ABD’nin, “askeri üstünlük için stratejik dengeyi bozmaya çalıştığını” belirtiyor. Özellikle ABD’nin bunu “küresel füze savunma sistemi kurma” çabasıyla yerine getirmeye çalıştığına dikkat çekiyor.
ABD özellikle son dönemde Pasifik bölgesini hedef alan askeri hamleler başlatmıştı. Konuyu 13 Nisan 2024’te bu köşede “ABD Asya-Pasifik’i askeleştiriyor” başlığı altında işlemiştik: ABD’nin çeşitli ülkelerle ikili askeri işbirlikleri, Japonya’yla “ortak komuta yapısı” kurma adımı, Japonya ve Avustralya ile “ortak hava ve füze savunma ağı” kurma çabası, üçlü askeri tatbikatlar, USARPAC Komutanı Charles Flynn’in “bölgeye orta menzilli füze yerleştireceklerini” açıklaması vb.
Özetle ABD Çin’le hesaplaşmaya hazırlık olarak Pasifik’i askerileştiriyor, silahlandırıyor, cephe inşa ediyor.
Küresel Güney’in birliği ve gücü
Ortak bildiri ve liderlerin açıklamaları, bu tehdidin panzehirinin “çok kutupluluk” olduğuna işaret ediyor.
Xi Jinping ortak basın toplantısında, “Dünyanın çok kutupluluğa yönelik genel tarihi eğilimi izlemesi ortak stratejik tercihimiz” diyerek Çin ve Rusya’nın ortak hedefine işaret etti.
Kuşkusuz bunda yeni bir şey yok, iki lider de hem daha önceki ortak bildirilerinde, hem de tek tek açıklamalarında bu hedefi defalarca ilan etmişlerdi. Ancak bu seferki yeni ve çok önemli vurgu şu: Xi Jinping, Çin ve Rusya’nın “Küresel Güney’in birliğini ve gücünü tesis edeceğini” ilan etti.
BRICS’in rolü artacak
Peki zaten inşa olmakta olan “çok kutupluluğa” hangi mekanizmalarla ilerlenecek? Ya da Küresel Güney’in birliği ve gücü hangi mekanizmalarla tesis edilecek?
Putin’in önceki yazımda incelediğim Xinhua söyleşisinde de BRICS’e yeni dönemde özel bir rol verileceğine işaret ediliyordu. Nitekim Xi ve Putin’in ortak bildirisinden de o yönde kararlar çıktı.
– BRICS’in küresel meselelerdeki rolü artırılacak.
– BRICS, küresel gündemin şekillendirilmesine katkıda bulunacak.
– BRICS + platformu geliştirilecek.
– BRICS, küresel ticarette dolar yerine ulusal para birimlerinin kullanımını teşvik edecek.
Ortak bildiriye göre çok kutupluluk hedefine ilerlemede yararlanılacak diğer araçlar ise Avrasya Ekonomik Birliği ile Kuşak ve Yol İnisiyatifi. Ancak daha önemlisi, ortak bildiride bu iki mekanizmanın entegrasyonu hedefleniyor!
IMF’den ABD’ye tavsiye/uyarı
ABD’nin Çin ve Rusya’nın inşa etmekte olduğu Xi’nin ifadesiyle “yüksek karakterli ortaklık”tan ne kadar rahatsız olduğu ortada. Tam bu süreçte ticaret savaşı kapsamında Çin’e yönelik yeni yaptırım ve tarife yükseltme kararı alması buna işaret ediyor.
Ama daha önemlisi ise IMF’nin bu ABD hamlesine karşı yaptığı açıklamaydı. IMF Sözcüsü Julie Kozack, 1) ABD’nin Çin’den ithal edilen ürünlere tarife artırmasının açık kapı politikasına aykırı olduğunu, 2) ABD’nin açık ticaret politikalarını sürdürmesinin ülkeye daha iyi hizmet edeceğini ve 3) ABD ile Çin’in ticari gerilimleri çözmek için birlikte çalışması gerektiğini “tavsiye” etti.
IMF’den ABD’ye tavsiye/uyarı gelmesi bile dünyanın değişmekte olduğu gerçeğine işaret etmeye tek başına yeter aslında…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Mayıs 2024
Mao-Stalin’den Xi-Putin’e
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 16/05/2024
Yeniden seçilen Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ilk yurtdışı ziyaretini Çin’e yapıyor. Nitekim yeniden seçilen Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Xi Jinping de ilk yurtdışı ziyaretini Rusya’ya yapmıştı.
Türkiye’de seçilenlerin ilk yurtdışı ziyaretini KKTC’ye yapması gibi örneklerden de görüleceği üzere, dünyada seçilenlerin ilk yurtdışı ziyaretini nereye yaptığı, ilişkilerinin derinliğini anlamak bakımından kritik önemdedir.
Gücün yeniden dağılımı
Xi ve Putin’in karşılıklı ilk ziyaretleri bana Frederick Kempe’nin saptamasını anımsattı. ABD’nin ünlü düşünce merkezlerinden Atlantik Konseyi’nin başkanı Kempe, Xi ve Putin’in 2022’deki o çok önemli “ortak bildirisini” analiz ettiği CNBC’deki yazısında, ikilinin “Mao ve Stalin’in ortaklığını aştığını” belirtmişti.
Kempe, o analizinde, Xi ve Putin’in ortak bildirisiyle “dünyada gücün yeniden dağılımına yönelik bir eğilimin ortaya çıktığını ilan ettiklerini” belirtmişti.
İşte o süreçteyiz: İki lider adım adım çok kutuplu dünyanın yeni düzenini inşa ediyorlar.
Çin ve Rusya’nın dedolarizasyonu
Putin, ziyareti öncesinde Çin’in Xinhua haber ajansının sorularına verdiği yanıtta yeni düzene işaret ediyor. “Adil bir çok kutuplu dünya düzeni inşa etmek için dış politika koordinasyonunu güçlendirmeye çalıştıklarını” ve “küresel yönetişim sisteminin reforme edilmesine katkıda bulunduklarını” belirtiyor.
Putin’in de ifade ettiği üzere, iki ülke, ilişkilerini “kapsamlı stratejik koordinasyon ortaklığı” olarak tanımlıyor. Zira Çin Halk Cumhuriyeti, ilkesel olarak Soğuk Savaş sürecine ait ilişki tanımlarına karşı çıkıyor; ittifak vb kavramları kullanmıyor.
Çin-Rusya ilişkilerinin bu derinliği, elbette ticaretlerine de yansıyor. Putin’in Xinhua söyleşisinde açıkladığı verilere göre, iki ülke beş yılda ticaretlerini ikiye katlamış durumdalar: 2019’da 111 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2023’te 228 milyar dolara çıkmış durumda.
“Yeni düzeni” ve dedolarizasyonu anlamak bakımından da belirtelim: Putin ikili ticaretin yüzde 90’ının dolar yerine iki ülkenin ulusal parasıyla olduğunu belirterek, ticaret hacmini bir de o paralar cinsinden açıklıyor: 20 trilyon ruble ya da 1.6 trilyon yuan.
Neo-sömürgeci ABD
Peki neden ve neye karşı yeni düzen? Putin’in yanıtı net: Neo-sömürgeci yöntemlere başvuran ABD’ye ve düzenine karşı…
Putin, ABD ve müttefiklerini 1) medeniyet ve kültürel çeşitliliklere saygı duymamakla, 2) diğer uluslara kimlerle ilişkili kuracakları ya da kesecekleri konusunda baskı yapmakla, 3) diğer ulusların kendi kalkınma modellerini seçmelerine karşı çıkmakla, 4) diğer ülkelerin egemen çıkarlarını göz ardı etmekle, 5) diğer devletler pahasına refahlarını sağlamaya çalışmakla ve 6) bu amaçla neo-sömürge yöntemlere başvurmakla suçluyor.
Yeni düzenin aracı: BRICS
Putin’in Xinhua söyleşisinde “yeni düzen” inşasının aracı olarak önemle işaret ettiği platform ise BRICS…
Putin, birincisi, BRICS’in “uluslararası ilişkilerin daha demokratik, istikrarlı ve adil bir mimarisini teşvik edebilmesi” için kapasitesini geliştirmeye ve küresel ilişkilerde görünürlüğünü artırmaya çalıştıklarını söylüyor.
Putin, ikincisi Küresel Güney ve Doğu ülkelerinin, BRICS’i seslerini daha iyi duyurabilecekleri ve dikkate alınmalarını sağlayacakları bir platform olarak gördüklerini ifade ediyor.
Bitirirken “çok kutupluluk ne işe yarar” sorusuna BRICS üzerinden yanıt verelim: İlk kez BRICS üyesi Güney Afrika İsrail’i soykırımcı diye suçlayarak Uluslararası Adalet Divanı’na dava açtı. Ve Divan, ABD baskısını dengeleyebilen BRICS’in gücünün etkisiyle davayı kabul edebildi.
İşte “neo-sömürgecilerin düzeni” böyle böyle değişiyor…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Mayıs 2024
Barış içinde birarada yaşamanın ilkeleri 70 yıldır güncel
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 14/05/2024
Birleşmiş Milletler (BM), 8 Aralık 2017 tarihinde aldığı kararla, 16 Mayıs’ı Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü olarak kabul etmişti.
365 gün içinde neden mi 16 Mayıs?
Çünkü 16 Mayıs 1954’te, Çin halk Cumhuriyeti Başbakanı Zhou Enlai, ünlü “Barış İçinde Birarada Yaşamanın Beş İlkesi”ni açıklamıştı.
Barışçı bir uluslararası düzenin ilkelerinin ilan edildiği gün, yani 16 Mayıs, elbette Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü’ne en yakışan gündür.
Çin önerdi, Bağlantısızlar Hareketi sahiplendi
Zhou Enlai’nin dünyaya duyurduğu beş ilke şunlardı:
– Egemenliğe ve toprak bütünlüğüne karşılıklı saygı.
– Saldırmazlık.
– Birbirlerinin iç işlerine karışmama.
– Eşitlik ve karşılıklı yarar.
– Barış içinde birarada yaşama.
Bu ilkeler bir yıl sonra, 18-24 Nisan 1955’te Endonezya’nın Bandung kentinde toplanan Bağlantısızlar Hareketi’nin de prensipleri haline geldi.
Soğuk Savaş’a karşı dünya barışını savunan ve beş ilkeye uyulması halinde barış içinde birarada yaşanabileceğini savunan Çin, Hindistan, Endonezya, Mısır ve Yugoslavya başta onlarca ülke, Soğuk Savaş dünyasına karşı alternatif bir dünya oluşturmaya çalıştı: Nispeten başarılı oldu ve etkisini günümüze kadar sürdürdü.
ABD, atom bombası atarak barışı önledi
II. Dünya Savaşı’nın sona ermekte oluşu, fiilen dünyayı barışa götürecek koşulların da gelmekte olduğunun habercisiydi. Ancak ABD daha savaşın sonunda Japonya’ya attığı atom bombasıyla barışı önleyen ülke oldu. Bombayı Japonya’ya atmıştı ama mesajı SSCB’ydi. Böylece 45 yıl sürecek Soğuk Savaş başladı.
Ancak Soğuk Savaş, yeni bir savaş potansiyeli de taşıyordu. Nitekim iki süper gücü karşı karşıya getiren bazı krizler de oldu. İşte Bağlantısızlar Hareketi’nin Barış İçinde Birarada Yaşama ilkeleri bu nedenle dünya için kritik önemdeydi.
Nitekim Bağlantısızlar Hareketi iki süper gücü nispeten dengelemeye de çalışmış oldu.
Yugoslavya’ya saldıran ABD barışı bozdu
SSCB’nin dağılması, dünyanın bir kesiminde yeniden barış umudu doğurdu. Varşova Paktı dağıldığına göre NATO da dağılacak, askeri paktların olmadığı dünya daha güvenli olacaktı!
Bu elbette mümkün değildi, çünkü emperyalist ABD tersine dünyayı sömürebilmek için daha iyi şartlara kavuştuğunu düşünüyordu. Böylece ABD bir kez daha barışı bozmaya yöneldi.
Yugoslavya’yı parçalayarak Avrupa’nın güvenlik mimarisini kendi çıkarlarına göre inşaya soyundu, NATO’yu Doğu Avrupa’da genişleterek Rusya’yı geriletmeye çalıştı, ardından Afganistan’ı ve Irak’ı işgal etti, sonrasında da Libya ve Suriye’ye saldırdı.
ABD tüm bu yıllar içinde Ortadoğu’daki ileri karakolu olan İsrail’i kollayarak, Filistin’deki savaşın da sponsorluğunu yapmış oldu. Ve elbette yine tüm bu yıllar içinde askeri darbelerle, renkli devrimlerle/darbelerle, siyasi cinayetlerle pek çok ülkenin rejimini hedef aldı.
Çin’den Ukrayna-Rusya ve İsrail-Filistin sorunlarına çözüm önerileri
Bugün hem Ukrayna’da hem de Ortadoğu’da yaşanan savaşların fiili tarafı durumundaki ABD, Çin’i “baş rakip”, Rusya’yı “yakın tehdit” ilan ederek ve ticaret savaşlarından özel askeri operasyonlara uzanan bir dizi hamle yaparak, dünya barışını hedef almaktadır.
İşte bu koşullarda Barış İçinde Birarada Yaşamanın Beş İlkesi dünya halkları için dünden daha önemli hale gelmiştir.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin mevcut yönetimi, Zhou Enlai’nin açıkladığı temel ilkeleri zemin kabul ederek, bugün ABD’nin tarafı olduğu savaşlara karşı barışı inşa etmeye çalışıyor. O temel prensiplere ek olarak son yıllarda açıkladığı Küresel Kalkınma Girişimi, Küresel Güvenlik Girişimi ve Küresel Medeniyet Girişimi ile barışı arıyor.
Çin’in Mart 2023’te Suudi Arabistan ile İran barışına arabuluculuk yapması, hem barış masası kurabilme yeteneğini ortaya koymuş hem de dünyanın önüne başarılı bir örnek getirmiştir.
Bugün Çin iki cephede birden barışı zorlamaktadır; hem Ukrayna-Rusya savaşı için hem de tarihsel İsrail-Filistin sorununa çözüm için ortaya koyduğu temel ilkelerin kökleri, 70 yıl önce açıklanan Barış İçinde Birarada Yaşamanın ilkelerindedir.
16 Mayıs Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günümüz kutlu olsun, 16 Mayıs ruhu barışı zorlasın…
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
14 Mayıs 2024
ASEAN’DA ABD KAYBETTİ, ÇİN KAZANDI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/10/2013
Güneydoğu Asya Uluslar Birliği ASEAN, ABD’nin komünizmi engellemek için kurduğu örgütlerden en önemlisidir. 8 Ağustos 1967’de Filipinler, Malezya, Tayland, Endonezya ve Singapur arasında kurulan örgütün hedefi, Vietnam Savaşı’ndan kaynaklanan yeni devrimci dalgaya barikat olmaktı.
Yıllar içinde örgütün misyonu değişti. Hatta 1995’te Vietnam, 1997’de Lao ve 1999’da da Kamboçya örgüte katıldı.
ABD için örgütün yeni dönemde önemi ise Çin’e karşı denge araçlarından biri olabilmesinden geçmektedir. Nitekim ABD hem ASEAN’la, hem de ASEAN içerisindeki ülkelerle Çin’e karşı işbirliği yapmaktadır.
Peki ya sonuç?
ABD: ASEAN ZİRVESİ ÇİN’E YARADI
Amerika’nın Sesi, son ASEAN zirvesine dair haberini şu başlıkla verdi: “ASEAN Zirvesi Çin’e yaradı.” (Amerika’nın Sesi, 10 Ekim 2013)
Bu oldukça önemli saptamanın başlığa çıktığı haberin spotu durumu özetlemekteydi: “Başkan Barack Obama’nın federal hükümetin kapatılması yüzünden iptal edip gitmediği ASEAN’ın yıldızı Çin oldu.”
Amerika’nın Sesi’ne göre 10 ASEAN ülkesinin dördüyle münhasıran ekonomik bölgeler konusunda sorunlar yaşayan ve sorunlarını ASEAN yerine üye ülkelerle ikili çözmeye çalışan Çin, bu son zirveden önemli kazanımlarla çıktı.
2 FİKİR BİRLİĞİ, 7 İŞBİRLİĞİ ALANI
Peki, Çin ASEAN’da nasıl yıldız oldu?
Çin Başbakanı Li Keqiang, Çin-ASEAN Liderler Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, karşılıklı ilişkilerin gelecek 10 yılda daha geniş alana yayılarak derinleştirilmesi ve yükseltilmesi gerektiğini söyledi. Li Keqiang, bu nedenle ikili ilişkilere uzun vadeli bakılarak, iki siyasi fikir birliği ile yedi işbirliği alanına yoğunlaşılması gerektiğini söyledi. (Çin Radyosu, 9 Ekim 2013)
Çin’in önerdiği iki siyasi fikir birliğinden birincisi iyi komşuluk, ikincisi de ekonomik kalkınma ile karşılıklı kazanç elde etmek.
Yedi işbirliği alanı ise şöyle: Çin-ASEAN iyi komşuluk ve işbirliği antlaşmasının imzalanması; Çin-ASEAN Serbest Ticaret Bölgesi’nin bir üst aşamaya yükseltilmesi; her türlü bağlantı altyapısının inşasının hızlandırılması; finansal işbirliği ve riskten korunma önlemlerinin attırılması, deniz alanında işbirliğinin ilerletilmesi; güvenlik alanında diyalog ve işbirliğinin geliştirilmesi; bilim, teknoloji, kültür alanlarındaki işbirliğinin sıkılaştırılması.
JAPONYA VE KORE’YE UYARI
Çin Başbakanı Li Kegiang, “10+3” Zirvesi’nde de, yani 10 ASEAN ülkesi ile Çin, Japonya, Kore arasında yapılan Zirve’de de önemli uyarılar yaptı.
Li Kegiang, “Doğu Asya’nın gelişmesi, barış ortamına bağlı” dedi!
Li Keqiang, son yıllarda Doğu Asya’da kaydedilen büyük gelişmelerin bölgede bir savaş yaşanmamasına bağlı olduğunu vurguladı. (Çin Radyosu, 10 Ekim 2013)
Böylece Çin, son dönemde bazı adalar konusunda sorun yaşadığı bu ülkelere açıkça ekonomisiyle sopa göstermiş oldu!
ÇİN ABD’NİN KOZLARINI ELİNDEN ALIYOR
ABD’nin Asya-Pasifik stratejisiyle Çin’i çevrelemeye ve bunun için Çin’in etrafındaki ülkelerle ikili işbirliğini geliştirmeye çalıştığı bir süreçte yapılan ASEAN Zirvesi’nde ortaya çıkan bu tablo, Washington açısından durumun hiç de iç açıcı olmadığını gösteriyor.
Çin, ABD’nin el attığı her yere giriyor ve büyük ekonomisinin verdiği avantajla ABD’nin kozunu elinden alıyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Ekim 2013
ÇİN’İN SURİYE’DEKİ ROLÜ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/09/2013
“Çin’in Suriye’deki rolünün ne olduğu” en çok gelen sorulardandır. “Çin neden Suriye’de Rusya kadar aktif değil?” diye soran da var, “Çin sosyalistse, ABD’nin saldırdığı ülkelere neden destek vermiyor?” diye soran da… Hatta Suriye’yi destekleyen ülkeleri sıralarken, benim Çin’i de o listeye yazmama kızan okurlarımız da…
Çin’i neden Suriye’yi destekleyen ülkeler listesine, hatta neden en başa yazıyorum? Anlatacağım ama başlıktaki sorumuzun yanıtını gelin önce Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad versin:
ESAD: ÇİN OLMASA FENA OLURDU
Çin devlet televizyonu CCTV geçenlerde Şam’da Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’la 30 dakikalık bir söyleşi gerçekleştirdi. Oldukça önemli saptamalar yaptığı bu söyleşide Esad, Çin’in rolünü de önemle vurguladı:
“Çin siyasi, askeri ve ekonomik açıdan büyük ülke. Suriye sorunundaki tutumu ve krizde oynadığı rol bizim için çok önemli. Çin’in pozisyonu, özellikle Rusya’yla yürüttüğü işbirliği, krizin gidişatına esaslı etkide bulunuyor. Başka bir ifadeyle, Çin ve Rusya’nın eşgüdümü olmasaydı durum çok daha fena olabilirdi.” (gazetevatan.com, 25 Eylül 2013)
Aslında Esad’ın söylediklerinin üzerine söylenecek pek bir şey kalmıyor. Ama biz yine de sorulara topluca yanıt vermek için birkaç konu üzerinde duralım.
RUSYA GÜRÜLTÜLÜ, ÇİN SESSİZ
Ruslar kendilerini ayı ile Çinliler ise ejderha ve yılan ile özdeşleştirirler. Bunun tarihin derinliklerinden gelen önemli nedenleri vardır. Ülkelerin kendilerini özdeşleştirdiği hayvanların karakteri, o ülkelerin sorun çözme yöntemine bile yansır. Şöyle:
Ruslar bir sorunu çözerken “ayı” gidi davranır. Gücünü bütün haşmetiyle kullanır, avını gürültüyle öldürür!
Çinliler ise bir sorunu ejderha gibi, yılan gibi çözer. Avını sessizce ve başkalarına fark ettirmeden öldürür!
Bu tez, Suriye sorunu konusunda da doğrulanmaktadır. Ruslar büyük gürültüyle ve masaya yumruğunu vura vura ABD’yle çarpışmaktadır. Çinliler ise pek “fark edilmeyen” bir şekilde ABD’yle çarpışmakta ve Suriye’ye destek olmaktadır. O nedenle Çinlilerin rolünü en iyi, savaşın tarafları olan ABD ve Suriye saptayabilmektedir!
EZİLENLERİN KALKANI: ÇİN
Gelin Çin’in Suriye’de somut hangi rolleri oynadığı üzerinde duralım artık. İşte en önemlileri:
1. Çin, büyüyen ekonomisi ve siyasi etkisi nedeniyle ABD’nin asıl rakibidir. Rusya değil! ABD bu nedenle Çin’i hedef alan Asya-Pasifik merkezli bir ana stratejiye sahiptir.
Bunun pratik sonucu ABD’nin Ortadoğu’dan “postallarını” çekmesidir. Bu durum Suriye sorununun yaşandığı 2,5 yılda Beşar Esad’a manevra alanları yaratmış, Şam’a soluk aldırmıştır.
2. ABD’nin Suriye’ye doğrudan askeri bir müdahalede bulunamaması ve işleri Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’a havale etmiş olması, buna ekonomisinin de izin vermemesindendir. ABD ekonomisini zor durumda bırakan en büyük etken ise Çin’in üretime dayalı büyümesidir. Çin’in yıllardır ABD devlet tahvilleri alması her ne kadar “barış vergisi” olarak algılansa da, sonuçları bakımından görülmektedir ki, bu bir vergi olmaktan çok, bir uyuşturucudur! Çin parası ABD ekonomisini adım adım uyuşturdu! Büyüyen Çin ekonomisi olmasa, kapitalizmin 2008 krizi olmazdı ya da hafif atlatılırdı!
Çin ÇKP’nin son kararıyla devlet tahvili almayı büyük oranda sonlandırdı ve parasını kalkınmak için içeride harcamaya karar verdi. Parasız kalan ABD, dolaşımdaki paralarını acil ihtiyaçtan ülkeye çağırdı! Krize kesin çözüm olmayan bu hamle, bir süre sonra ayrıca kapitalist ekonomiler arası sorunları tetikleyecektir.
3. Çin’in başını çektiği ülkelerin, Batı blokunun karşısına BRICS’le, IMF’nin karşısına BRICS Fonu’yla, Dünya Bankası’nın karşısına Güney Bank’la, Dolar’ın karşısına kendi milli paralarıyla (hatta yeni bir ortak para birimi planlarıyla) ve NATO’nun karşısına ŞİÖ’yle çıkması, ABD’yi durduran en temel faktördür!
4. Çin’in BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye’ye bir dış müdahaleye izin vermeyen kararlı tutumu, Suriye açısından tayin edici önemdeydi. Şöyle de söyleyebiliriz: Çin olmasa, Rusya bu kadar kararlı direnemeyecekti! Çin’le stratejik ortaklık yapan Rusya, Pekin’in ekonomisiyle açtığı alanlarda daha sert ve kararlı politika yürütebilmektedir!
Özetle, Çin ABD’ye karşı tüm ezilen ve gelişen ülkelerin kalkanı olmuştur artık!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Eylül 2013
ABD TAHTTAN DÜŞTÜ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/09/2013
5-6 Eylül 2013 tarihli son G-20 zirvesi, tarihe sadece Suriye’ye karşı savaş yerine diplomatik çözümün bulunduğu zirve olarak değil, Batı’nın tahttan indiğinin resmileştiği zirve olarak da geçecek.
Bu köşenin okurları sık sık yeni bir dünyanın kurulmakta olduğunu yazdığımızı bilir. İşte son G-20 Zirvesi, o yeni dünyanın da kurulduğunun ilanıdır artık.
G-20 Zirvesi’nde dünyanın en büyük ekonomik gücü olan 20 ülke ikiye bölünmüş, fakat inisiyatifi Rusya ve Çin’in liderlik ettiği Doğu ülkeleri almıştır: Hindistan, Brezilya, Güney Afrika, Arjantin, Güney Afrika, Meksika ve Almanya Moskova-Pekin ortaklığına destek vererek ABD’nin Suriye’ye saldırmasına karşı çıktılar.
ABD’nin liderlik ettiği kampta ise İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Avustralya, Suudi Arabistan, Güney Kore ve Türkiye yer aldı. Yalnız tüm bu devletlerin savaş yanlısı olduğunu söyleyemeyiz. Nitekim bazıları önceliğin savaşsız çözüm olduğunu ısrarla belirtiyorlar.
Bu kamplaşmada en dikkat çeken ülke ise Almanya’dır. Almanya dünyanın en hayati sorunlarında artık Batı kampıyla değil, Doğu kampıyla birlikte hareket etmektedir.
G-8’E KARŞI BRICS
Batı’nın hükmettiği dünya son 15 yılda Doğu tarafından dengelendi ve son G-20 Zirvesi’yle birlikte inisiyatif Doğu’ya geçti. Denge yıllarının en önemli kurumsal değişimi, 1999 yılında G-8’in yerini artık G-20’nin alması ve Zenginler Kulübü’ne Doğu’nun da ortak olmasıydı.
Doğu dengeden inisiyatif alma sürecine geçerken başka önemli adımlar da attı. Örneğin BRICS’i kurdu. Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın baş harflerinden oluşan BRICS kulübü, aslında bir anlamda Doğu’nun G-8’iydi… Nitekim Batı’nın Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu IMF ile 60 yıl boyunca hükmetmesinin karşısına kendi bankaları ve para fonlarıyla dikildiler! Bu beş ülke 50 milyar dolar sermayeli kalkınma bankasının ve 100 milyar dolar bütçeli bir para fonunun kurulmasının adımını attılar. (Hindistan ekonomik olarak dünyanın Kuzey ve Güney şeklinde bölünmesine istinaden, bankaya Güney ismini önerdi.)
ABD’nin dünya egemenliğindeki en önemli avantajı olan Dolar’ın etkisi de bu süreçte azaldı. Zira Dolar’ın karşısına önce son 20 yılda Avro gibi bir engel çıktı, ardından da BRICS ülkelerinin karşılıklı ticaretlerinde kendi milli para birimlerine yönelme kararı…
NATO’YA KARŞI ŞİÖ
Batı’nın egemenliğinin kaynağı ekonomik olarak Dünya Bankası ve IMF iken, askeri kaynağı da NATO’ydu. Doğu ise Batı’nın NATO’sunun karşısına, kendi güvenlik örgütünü çıkardı: Şanghay İşbirliği Örgütü ŞİÖ.
Gerçi kurucu üyeler ŞİÖ’yü NATO’nun bir karşılığı gibi değerlendirmiyorlar. Çünkü ŞİÖ sadece bir güvenlik örgütü değil, onu aşan bir yapı…
Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından kurulan örgüt daha sonra Özbekistan’ın da katılımıyla bir Asya Kalesi oldu. Örgüt daha sonra genişledi ve İran, Hindistan, Pakistan, Afganistan ve Moğolistan’ı gözlemci üye, Sri Lanka ve Belarus’u da diyalog ortağı olarak kabul etti. (Türkiye’nin de diyalog ortaklığı gündemde.)
Dünya nüfusunun ve coğrafyasının yarısından büyük olan örgüt, son yıllarda çok büyük kapsamlı askeri tatbikatlara imza atarak, açıkça NATO’ya “dur” diyecek gücü olduğunu gösterdi!
ASYA YÜZYILI
Irak’ın 2004’te ABD’ye direnişe geçmesi, Hizbullah’ın 2006’da İsrail’i yenmesi, Rusya’nın 2008’de Gürcistan’ı vurması, kapitalizmin 2008’de derin bir krize girmesi ve Suriye’nin 2013’te Batı saldırısını göğüslemesi, Doğu’nun inisiyatif almasını sağlayan en önemli etkenlerdendir.
Tüm bu etkenler birleştiğinde ortaya şu sonuç çıkmıştır: Batı’nın G-8’ine karşı BRICS’i, NATO’suna karşı ŞİÖ’yü ortaya çıkaran Doğu, Atlantik merkezli dönen dünyayı artık Asya-Pasifik merkezli döndürmeye başlamıştır. 21. Yüzyıl Amerikan Yüzyılı değil, şimdiden Asya Yüzyılı olmuştur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Eylül 2013
ÇİN’İN ORTADOĞU’DA AKTİF DÖNEME GİRİYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/05/2013
ABD Devlet Başkanı Barrack Obama, bildiğiniz gibi “Ortadoğu barışı” hedefiyle Mart’ta İsrail’i ziyaret etti. Ancak bu ziyaretten barış yerine İsrail ile Türkiye’nin Suriye hedefinde birleştirilmesi sonucu çıktı.
ABD Devlet Başkanı Barrack Obama’nın ardından bu kez Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Şi Cinpin konuya el attı.
Şi Cinpin, bölgeye gitmek yerine, 5-7 Mayıs tarihlerinde Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı ve 6-10 Mayıs tarihlerinde de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu ülkesine davet etti.
ÇİN, BAĞIMSIZ FİLİSTİN DEVLETİ İSTİYOR
Dün Mahmud Abbas’la görüşen Şi Cinpin, Ortadoğu barışı için masaya dört maddelik bir plan koydu:
1. Kudüs başkentli, 1967 sınırlarına sahip bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ve Filistin ile İsrail’in barış içinde bir arada yaşamasının desteklenmesi.
2. Filistin ve İsrail arasında barış sağlanmasının tek yolu olan diyalogda ısrar edilmesi.
3. “Toprak karşılığında barış” ilkesinin kararlılıkla izlenmesi.
4. Uluslararası toplumun barış sürecini ilerletmek için güvence sağlaması.
FİLİSTİN: ÇİN İSRAİL’İN YAYILMASINI DURDURMALI
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas da “dünyadaki yükselen pozisyonundan büyük memnuniyet duyduğunu” belirttiği Çin’den şu iki talepte bulundu:
1. İsrail, uluslararası anlaşmalara uyarak yerleşim merkezleri inşasını durdursun.
2. Tel Aviv, barış görüşmelerinin yeniden başlayabilmesinin koşullarını yaratsın.
Şi Cinpin ile Abbas’ın görüşmesinden sonra iki liderin tanıklığında hükümetler arasında ekonomik, teknolojik, kültür ve eğitim işbirliği belgeleri imzalandı.
Böylece Çin ile Filistin, devletlerarası ilişki düzlemini yükseltmiş oldu!
NETANYAHU’NUN İKİ KEZ İPTAL ETTİĞİ ZİYARET
Mahmud Abbas’dan hemen sonra İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun da Çin’e gelmesi, Pekin’in Ortadoğu barışı için ağırlığını koyduğunu gösteriyor.
Netenyahu’nun Şangay’da başlayıp Pekin’de sona erecek 5 günlük bir programının olması, hele de 2007’den sonra iki kez planlı Çin ziyaretini iptal ettiği dikkate alınırsa, daha da anlamlı hale geliyor.
Netenyahu’nun yola çıkmasından hemen önce AFP Haber Ajansı’na açıklama yapan İsrail hükümet sözcüsü Mark Regev, “Hem Çin’in hem de İsrail’in, iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinden elde edeceği büyük faydalar var. Amacımız bu gelişmeyi sağlayabilmek.” diyerek, Tel Aviv’in bu ziyarete büyük anlam yüklediğini göstermiş oldu.
ABD ÇIKIYOR, ÇİN GİRİYOR
İsrail’in son üç günde iki kez Suriye’yi vurduğu, İsrail-İran geriliminin yükseldiği, Ortadoğu’da haritaların yeniden çizilmesine yönelik cephelerin oluştuğu bir süreçte Çin’in pasif tutumdan aktif tutuma geçmesi ve Ortadoğu barışı için hamle yapması, kuşkusuz çok önemli.
Şi Cinpin’in Netenyahu’yla görüşmesinden sonra konuyu daha da detaylı değerlendirebiliriz, ancak şimdilik şu kadarını söyleyebiliriz: ABD’nin çekilmesi ve Çin’in o boşluğa yerleşmeye soyunması, bölgenin yararınadır. Çünkü emperyalist ABD, bölge için negatif kuvvettir; işgaldir, savaştır… Çin ise bölge için pozitif kuvvettir; işbirliğidir, ekonomik kalkınmadır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Mayıs 2013
ABD-ÇİN ARASINDA ‘YENİ DENGE’
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/04/2013
ABD Genelkurmay Başkanı Org. Martin Dempsey’in Çin gezisi dünya basınında oldukça yoğun ilgi gördü. Zira bu ziyaret Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin ABD’yi “nükleer silahla” tehdit ettiği şartlarda gerçekleşti.
Kısaca anımsatırsak: Kore DHC, Asya-Pasifik’i merkez alan yeni savunma stratejisiyle Çin’i kuşatmaya başlayan ABD’ye karşı nükleer silah göstererek bölgeyi savunmuştu. ABD önce bu hamleye yüksek perdeden yanıt verdi. Ancak Washington, Kore DHC’nin ne kadar ileri gidebileceğini kestiremediği için sonunda geri adım attı.
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Çin’e giderek hem Pekin’le anlaşma yolu aradı hem de Kore DHC’ye “altılı görüşmeleri yeniden başlatma” çağrısı yaptı.
İşte Martin Dempsey bu koşullarda Çin’i ziyaret etti…
‘YENİ TİP ASKERİ İLİŞKİ’
Ziyaret Türk basınında genel olarak “ABD ile Çin arasında yeni tip askeri ilişki dönemi başladı” şeklinde yorumlandı.
Zira Çin Genelkurmay Başkanı Org. Fang Fenghui ile ABD Genelkurmay Başkanı Org. Martin Dempsey, iki ülkenin “eşitlik, karşılıklı yarar, işbirliği ve ortak kazanç” ilkeleri temelinde “yeni tip askeri ilişki” kurmaya hazır olduklarını açıklamışlardı. Nitekim görüşme sonunda iki ülke, bu yıl insani afet yardımı tatbikatı ile Aden Körfezi’nde deniz korsanlarına karşı mücadele tatbikatı yapacağını açıkladı.
Görüşme sonrası yapılan basın toplantısında Martin Dempsey’in söyledikleri de bu “yeni tip askeri ilişkiye” vurgu yapıyordu. Dempsey, ülkesinin ulusal çıkarlarının Asya-pasifik bölgesinin ekonomik gelişmesi, demografik yapısı ve güvenlik durumuyla sıkı bağı olduğunu belirtiyor ve buna “yeni denge” diyordu.
Dempsey’e göre yeni dengenin özü sayılarla değil, “üç daha fazla” ile ilgiliydi: “Daha fazla ilgi, daha fazla katılım, insan ve donanım açısından daha fazla yatırım.”
ÇİN: ABD’NİN YARATTIĞI ÜÇ ENGEL
“Yeni dengenin” ne olduğunu anlamamızı sağlayacak verilere bakalım şimdi de…
Çin Askeri Bilimler Akademisi Çin-ABD Savunma İlişkileri Araştırma Merkezi Başkanı Yao Yunzhu, Dempsey’in ziyareti sırasında iki ülke ordusu arasında, “ABD’nin yarattığı üç engel” olduğunu ilan etti:
1. Tayvan sorunu. Çin ABD’nin Tayvan’ı silahlandırmasını öncelikli sorun olarak görüyor.
2. ABD’nin Çin’i kuşatma hamleleri. Çin, ABD’nin düşmanca davranarak çevresinde ve kendisine bağlı ekonomik bölgelerde hava ve deniz gözetimi yapmasını ve çeşitli eylemlerde bulunmasını “ikinci engel” görüyor.
3. ABD Kongresi’nin çıkardığı kanunlar. Çin, ABD Kongresi’nin çıkardığı bazı kanunlarla iki ordunun temaslarına sınırlama getirmesini ve hangi konularda temas kurulacağını belirleyerek, iki ordu ilişkilerinde eşitsizlik yaratmasını “üçüncü engel” olarak görüyor.
KARŞILIK VERİRİZ!
Çin ayrıca Martin Dempsey’in ziyaretinden hemen önce Çin ordusunun stratejik hedefleri ve faaliyetlerini anlatan “Beyaz Kitap”ı da yayımladı: “Yeni yüzyılla birlikte hegemonizm ve neo-müdahalecilik arttı. Asya-Pasifik bölgesi önem kazandı. ABD bu bölgedeki güvenlik stratejisini yeniden düzenlemeye gitti. Ancak Asya-Pasifik’te askeri varlığın artması bölgedeki durumu daha da derinleştirdi.”
Çin’in asıl mesajı ise ordusunun temel felsefesini belirttiği cümledeydi: “Saldırı olmadıkça saldırmayız, ama saldırı olursa da mutlaka karşılık veririz.”
İLK MURAREBE TAMAMLANDI
Dolayısıyla artık “yeni tip askeri ilişkiyi” ve “yeni dengeyi” yorumlayabiliriz:
ABD, Asya-Pasifik savunma stratejisiyle Çin’i kuşatmayı hedef aldı. Washington iki yıldır bu stratejiye uygun olarak konumlanıyor. Çin’i kuşatacak şekilde bölgedeki ülkelerle ilişki geliştiriyor.
Ancak Çin bu hamlelere hem yanıt verdi hem de kuşatılmayı engelleyecek şekilde ikili ilişkiler geliştirerek hilal örülmesini engelledi.
Böylece “büyük savaş” öncesindeki ilk büyük muharebe, ABD’nin kazanamamasıyla sonuçlanmış oldu.
ABD, bu ilk muharebenin ardından daha fazla ileriye gitmeyi “şimdilik” erteledi ve ikinci muharebeye hazırlık için “mola” verdi; yani “yeni denge” sürecini başlattı.
Ancak “yeni denge” Washington açısından yeni bir çıkmaza işaret ediyor. Zira “yeni dengeyi” etkileyecek zaman parametresi Pekin’in lehine…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Nisan 2013