Posts Tagged Çin
ABD İLE ÇİN’İN SAVUNMA BÜTÇELERİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/03/2012
Savunmasına rekor bütçe ayıran Çin haberlerini okumuşsunuzdur. Dünya medyası, Pekin’in ilk kez 100 milyar doların üstüne çıkan bütçesini, ABD’nin Pasifik’i merkez alan yeni savunma stratejisine bağladı.
Çin’in 107 milyar dolarlık savunma bütçesi, kuşkusuz ABD’yle ilgili. Ancak Çin, savunma bütçesini zaten son 10 yıldır düzenli artırıyordu.
ABD, Çin’in savunma bütçesinin büyüklüğü kadar, askeri alandaki “ilkleri” nedeniyle de endişeli: Pekin, ilk uçak gemisini, ilk insansız uçağını, ilk insansız helikopterini başarıyla test etti ve uydu vuracak kapasiteye sahip füzelerini geliştirdi.
ABD – ÇİN MAKASI HIZLA DARALIYOR
ABD ile Çin’in savunma bütçelerinin son 20 yıldaki karşılaştırması, aslında iki ülkenin nasıl ilerlediğini de ortaya koyuyor.
Her ne kadar Çin’in “savunma bütçesini” 107 milyar dolara çıkardığı belirtiliyorsa da, gerçekleşen “askeri harcamalar” biraz daha fazla görünüyor. Bu konuda tüm dünyanın temel aldığı “Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü”nün verilerine başvuracağız biz de…
ABD’nin 1990 yılındaki askeri harcaması tam 503 milyar dolar. Aynı yıl Çin’in askeri harcaması ise sadece 17 milyar dolar. Yani 22 yıl önce ABD, Çin’in tam 30 katı oranında askeri bütçeye sahipti.
5 yıl sonra, yani 1995 yılında ABD’nin askeri harcaması 392 milyar dolara düşerken, Çin’in askeri harcaması 20 milyar dolara çıkıyordu. Yani ABD’nin savunma bütçesi, Çin’in 20 katına iniyordu.
2000 yılında, ABD’nin askeri harcaması biraz daha düşüyor ve 375 milyar dolara geriliyordu. Çin ise savunmasını 32 milyar dolara çıkarıyordu. ABD ile Çin’in askeri harcama oranı, 12 kata kadar geriliyordu.
2005 yılında, ABD’nin askeri harcaması artıyor ve 552 milyar dolara çıkıyordu. Çin’in askeri harcaması da artıyor ve 65 milyar dolara çıkıyordu. İki ülke arasındaki oran 9 kata düşüyordu.
2010 yılında ise ABD 687 milyar dolarlık askeri harcama yaparken, Çin 114 milyar dolara kadar çıkıyordu. Ve iki ülkenin askeri harcama oranı da böylece 6 kata kadar düşüyordu.
2013’te ise ABD 525 milyar dolar, Çin ise 107 milyar dolar ayırıyor savunma bütçesine… Bu hedeflerin gerçekleşmesi halinde bile, iki ülkenin savunma bütçesi oranı 5 kata kadar düşmüş oluyor.
ÇİN ABD’Yİ 2020’DE YAKALIYOR
Tüm bu rakamları biraz daha sadeleştirirsek eğer; ABD 23 yıl önce Çin’in tam 30 katı büyüklüğünde bir savunma bütçesine sahipken, bu oran önümüzdeki yıl 5 kata kadar geriliyor.
Tüm bu oranları göz önüne alır ve verili koşulları da aynı kabul edersek, savunma harcamaları bakımından Çin’in ABD’yi 2020 – 2025 yılları aralığında yakalayacağını söyleyebiliriz.
PASİFİK’TE HESAPLAŞMA HAZIRLIKLARI
Yıllar önce, “toplam ekonomik büyüklük” bakımından Çin’in 2025 yılında kendisini yakalayacağını saptayan ABD, hesapları güncelledi ve takvimi biraz daha erkene çekti…
Washington’un Büyük Ortadoğu’yu taşeronlarla çözmeye soyunup direkt Pasifik’e yönelmesinin en önemli nedeni, iki ülke arasındaki makasın her alanda hızla daralmaya başlaması elbette…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Aralık 2011
ÇİN’İN SURİYE HAMLESİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/03/2012
ABD’nin doğrudan bir cephe açmayıp, sahaya Türkiye’yi sürmek istediği Suriye’ye, Asya’dan yeni bir destek hamlesi daha geldi.
Batı’ya, Suriye’ye saldırı meşruiyeti sağlamamak için Rusya’yla birlikte BM Güvenlik Konseyi’nde barikat kuran Çin, altı maddelik bir plan önerdi.
Çin Dışişleri Bakanlığı, “Suriye’de krizin siyasal diyalog yoluyla ve barışçıl şekilde aşılmasında ısrar ettiğini ve bu konuda yorulmadan çaba harcayacağını” belirterek, şu önerileri yaptı:
ÇİN’DEN ABD’YE TÜZÜK ANIMSATMASI!
1. Suriye’deki taraflar (yani Esad yönetimi ve muhalifler) şiddet girişimlerini derhal, kapsamlı ve şartsız olarak durdurmalı.
2. Taraflar, devlet ve halkın uzun vadeli ve temel çıkarlarını koruma ilkesiyle hareket ederek, BM ve Arap Birliği özel elçisinin adil koordinasyonunda derhal diyalogu başlatmalı.
3. Çin, insan hakları bahanesiyle Suriye’nin içişlerine müdahale edilmesine karşı çıkmayı sürdürecektir.
4. Uluslararası toplum, Suriye’nin bağımsızlığına, egemenliğine, birliğine ve toprak bütünlüğüne, aynı zamanda Suriye halkının siyasal sistem ve gelişme yolunu özgürce seçme hakkına saygı göstermeli.
5. Çin, BM ve Arap Birliği özel elçisinin oynayacağı yapıcı rolü desteklemektedir.
6. BM Güvenlik Konseyi’nin üyeleri (yani ABD, İngiltere ve Fransa) BM tüzüğünün amaçları ve ilkeleriyle, uluslararası ilişkilerin temel ilkelerine uymalı.
ASYA AĞIRLIĞINI KOYUYOR
Pekin’in Washington’u uyararak, Suriye’ye müdahaleye izin vermeyeceğini ilan ettiği ve Esad ile muhalifleri diyaloga çağırdığı bu plan, Çin’in meseleye ağırlığını koyacağı anlamını taşıyor.
Batı’ya müdahil olma şansı bırakmadan sorunun içeride halledilmesini savunan bu plan, kuşkusuz toplamda Doğu’nun yani Asya’nın planı olarak değerlendirilmeli.
Önceki gün aktardığımız, İran Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin Ankara’ya sunduğu “Türkiye muhaliflerle, İran da Esad yönetimiyle yakın. Tarafları Ankara – Tahran ekseni masaya oturtsun” önerisini de, bu planın bir parçası olarak görebiliriz.
ESAD’IN ASKERİ BAŞARISI
Suriye konusunda Batı’nın eli zayıflarken, Asya’nın eli güçleniyor. Çin – Rusya – İran hattının sağlam durması kadar, Esad’ın içeride izlediği akıllı askeri strateji de bu denge değişimini olumlu etkiliyor.
Esad, Batı’nın Libya’da uyguladığı, “bir bölgeyi ele geçirip, oradan ilerlemek” stratejisine asla geçit vermedi. Anımsanacağı gibi Batı önce Dera’yı ele geçirmeye çalıştı; Esad bastırdı ve şehri teslim etmedi. Ardından Hama’da ve son olarak da Humus’ta yaşandı bu durum.
Batı’nın “bu kez kesin düşer” diye çok umut beslediği Humus’un alınamaması ve Batı destekli muhalif askeri birliğin çekilmek zorunda kalması, Suriye’ye müdahale arzulayan dış güçlerin endişesini büyüttü!
AKP’YE ASYA’DAN ALTIN FIRSAT
Batı’nın “doğrudan savaş ilanı olamayınca, rejim muhaliflerini silahla donatmak ve iç savaş çıkartmak” hedefinin başarısı, “tampon bölge” ya da “insani koridor” oluşturmaya bağlı.
Batı, bunun Türkiye sınırından yapılmasını istiyor, Ankara ise “koridor Akdeniz’den açılsın” diyerek zaman kazanmaya ve tehlikeyi savuşturmaya çalışıyor.
AKP Suriye’de batmak istemiyorsa, Asya’nın yarattığı bu fırsatı iyi değerlendirmeli!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Mart 2012
AMERİKA’NIN ARDINDAN
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/03/2012
ABD’nin önemli stratejistlerinden Zbigniew Brzezinski, üst düzey bir Çin yetkilisinin üst düzey bir ABD yetkilisine “Fakat Amerika lütfen hızlı çökmesin” dediğini aktarıyor Foreign Policy’deki “Amerika’nın ardından” başlıklı son makalesinde…
Böyle bir Çinli yetkili var mıdır, bu sözleri söylemiş midir, bilinmez. Ama Brzezinski’nin bu sözlere dayanarak Amerika’nın çöküşüne dünyanın sevinemeyeceğini iddia ettiğini, bu son makalesiyle öğrenmiş oluyoruz.
Brzezinski, “SSCB’nin 1991’de çökmesi üzerine ABD’nin üstlendiğine benzer bir role, yeni, işbirlikçi bir düzenin liderliği rolüne hazır tek bir güç olmayacak 2025’e kadar” diyor ve Pekin’in, Amerika’nın hızla çökmemesini istemesini, Çin’in hazırlıksızlığına bağlıyor.
‘RUSYA GENİŞLEYECEK’
Ünlü stratejist Zbigniew Brzezinski, Amerika’nın ardından nasıl bir dünya oluşacağına dair öngörülerde bulunmuş “Amerika’nın ardından” başlıklı makalesinde… Ve Brzezinski “olacakları” her biri birer felaketmiş gibi sunarak, aslında Çin dışındaki büyük ülkeleri Amerika’yla sonsuz işbirliğine zorunlu olduklarına ikna etmeye çalışıyor haliyle…
Ertuğrul Aydın’ın Dünya Bülteni için Türkçe’ye çevirdiği makalesinde Brzezinski, Amerika’nın ardından olacakları şöyle sıralıyor:
1. “Rusya eski Sovyet Cumhuriyetlerine kesinkes göz koyacaktır.”
‘AVRUPA 3’E BÖLÜNECEK’
2. “Henüz birbirine iyice tutunmamış olan Avrupa’nın ise çeşitli yönlere doğru çekiştirilmesi muhtemeldir: Almanya ve İtalya ticari çıkarlardan dolayı Rusya’ya doğru; Fransa ve güvensizlik içindeki Orta Avrupa siyasi bakımdan daha sıkı bir Avrupa Birliği tarafına doğru; İngiltere ise çökmekte olan ABD’yle özel ilişkilerini muhafaza ederken AB içinde dengeleri manipüle etmeye doğru çekiştireceklerdir.”
3. “Diğerleri ise daha büyük bir hızla kendi bölgesel kürelerini şekillendirmeye koyulacaklardır: Türkiye, eski Osmanlı coğrafyasında, Brezilya Güney Yarımküresinde…”
4. Brzezinski’ye göre “Çin’in önemli komşuları olan Hindistan, Japonya ve Rusya, ABD’nin küresel totem direğindeki sıfatını Çin’in almasına hazır değil.”
Bu nedenle her üç ülke, “Çin’i dengelemek amacıyla, zayıflayan ABD’nin desteğini bile arayabilir.” diyor Brzezinski ve şöyle bir felaket tablosu çiziyor: “Netice olarak ortaya çıkan bölgesel mücadele, Çin’in komşularındaki benzer ulusçu eğilimlere bakınca, daha da yoğunlaşabilir. Bunun ardından Asya’da ağır bir uluslararası gerilim doğacak, 21. yüzyıl Asya’sı 20.yüzyılın şiddet dolu ve kana susamış Avrupa’sına benzemeye başlayacaktır.”
‘İSRAİL SAVUNMASIZ KALACAK’
5. Brzezinski, ABD’nin zayıf güçlerin güvencesi olduğunu, bu ülkeleri bölgesel güçlere karşı koruduğunu iddia ederek, Amerika’nın ardından Gürcistan, Tayvan, Güney Kore, Belarus, Ukrayna, Afganistan, Pakistan, İsrail ve Büyük Ortadoğu ülkelerinin, tehlikeye düşeceğini ve savunmasız kalacağını belirtiyor.
6. Brzezsinki’ye göre Amerika’nın ardından “deniz güzergâhları, uzay, internet ve çevre gibi küresel müşterekler de aşınmaya uğrar.”
7. Brzezinski son olarak ABD’nin zayıflamasının şu sonuca yol açacağını beliriyor: “Zayıflayan bir ABD’nin daha ulusçu, ulusal kimliği söz konusu olduğunda daha çok savunmacı, ülke güvenliği konusunda daha paranoyak, başkalarının kalkınması uğruna kaynak feda etmeye daha az gönüllü olması muhtemeldir.”
‘ABD, ABD’NİN ÇÖKÜŞÜNE HAZIRLANMALI’
Zbigniew Brzezinski, makalesinin sonunda ABD’nin, şimdiden “Amerika’nın ardından” olacaklara kendisini hazırlamasını istiyor:
“Fakat bugün Amerika’nın çöküş rüyasını görenler sonunda buna muhtemelen üzülecekler. Ve Amerika’nın ardından dünya gittikçe karışık ve karmaşık olacağından dolayı Amerika’nın, dış politikası için yeni bir stratejik vizyon izlemesi yahut küresel kargaşaya tehlikeli bir şekilde sürüklenmeye karşı kendini hazırlaması zorunludur.”
ABD’NİN YENİLMEZ OLMADIĞINI SAPTAMAK
Brzezinski, ülkesinin gidişatını görüp, önlemler üretmeye çalışıyor haliyle… Amerika’nın çıkarları için dünyayı felaketlerle bile tehdit ediyor.
Umarız, bırakın Amerika’nın çökeceğini, henüz Amerika’nın zayıflamaya başladığını, sendelediğini, gerileme eğilimine girdiğini bile değerlendiremeyen kesimler, Brzezinski gibi ABD’ye dünya egemenliği için program oluşturan stratejistlerin bu makalelerinden, Türkiye adına yararlı sonuçlar çıkarırlar.
Çünkü Amerika’nın asıl gücü, yarattığı “yenilmez” hayalidir… Amerika’nın yenilmez olmadığını bilmek ve gerilemeye başladığını saptamak, Amerikan gücüne karşı çıkmada geniş kesimleri harekete geçirecektir ancak.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Mart 2012
ÇİN’DEN ABD’YE: HAREKETLERİNE DİKKAT ET
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/01/2012
ABD’nin “2,5 savaş konseptini” iptal ettiği yeni stratejisini daha önce bu köşede incelemiştik. Obama, yeni straejiyi ilan ettiği konuşmasında, ABD’nin 10 yıldır devam eden savaş dönemini kapadığını ve yeni bir sayfa açtığını, “uzun dönemli askeri operasyonlarla ulus inşası” yaklaşımına son verdiklerini ve artık “daha küçük, konvansiyonel kara güçlerine dayalı” bir ulusal güvenlik stratejisi izleyeceklerini belirtmişti.
BOP’ta iflas eden ABD’nin bu stratejiyle nihai hedefine yani Çin’e, doğrudan yönelme kararı aldığını ancak bu değişikliğin saldırı değil savunma maksatlı olduğunu belirtmiştik.
YENİ DÖNEMİN GERÇEKLERİ
Araya iç politika girdi, Çin’in ABD’nin yeni stratejisine sert tepkisini yazamadık. Bugün inceleyelim:
Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Geng Yansheng, ABD’nin yeni stratejisinin Asya-Pasifik ve küresel ölçekteki etkilerini çok yakından izlediklerini söyledi ve ABD’den hareketlerine dikkat etmesini istedi: “Umarız ABD yeni dönemin gerçeklerinin farkına varır, Çin ve Çin ordusuyla objekif ve akla uygun ilişkiler oluşturur. Sözlerine ve hareketlerine dikkat edip, iki ülke ve ordu arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinin sağlayacağı faydaların farkına varır.”
Pekin sadace Savunma Bakanlığı üzerinden değil, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla da Washignton’u uyardı. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Liu Weimin, stratejik amaçlarının belirgin, açık ve saffaf olduğunu belirtip, hiçbir ülkeye karşı tehdit oluşturmadıklarını belirtti. Liu, Pekin’in savunma modernizasyonunun bölgesel barış ve güvenliğin devamı için etkin rol oynadığını vurguladı.
UZUN MENZİLLİ FÜZE TALEBİ
Çin medyası da ABD’nin yeni stratejisine tepki gösterdi.
Çin’in resmi haber ajansı Xinhua, yeni bir soğuk savaş zihniyetinin istenmediğini belirttirken, milliyetçi çizgideki Çin gazetesi Global Times, Pekin hükümetine çağrıda bulunarak, Çin ordusunun uzun menzilli hedefleri vurma kapasitesinin güçlendirilmesini talep etti.
ÇİN, ABD’YLE SAVAŞA HAZIRLANIYOR
ABD, Çin’le gücünün doruğuna ulaşmadan hesaplaşmaya yeltenecek mi, bilinmez… Ancak Pekin yönetimi, bu küçük ihtimali göz önünde bulundurarak, askeri yığınak yapıyor.
15 Aralık 2011 günü bu köşede “Çin ABD’yle savaşa hazırlanıyor” demiş ve Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Hu Jintao’nun, 6 Aralık günü ülkenin en yüksek siyasi ve askeri liderleriyle çok kritik bir toplantı yaptığını ve orada “Deniz kuvvetleri başta olmak üzere tüm askeri kuvvetleri savaşa hazır olmaya” çağırdığına dikkat çekmiştik.
AKTİF SAVUNMA DÖNEMİ
Çin, 2011 yılında çok önemli askeri gelişmelere imza attı: İlk uçak gemisini tamamladı. Radara yakalanmayan ilk hayalet bombardıman uçağı J-20’yi üretti ve başarıyla denedi. İlk insansız helikopteri V750’yi üretti, başarıyla denedi, şimdi de seri üretime geçiyor.
ABD’nin F-15 ve F-16 jetleriyle aynı klasmanda olan J-11B jetlerini üreten Çin, daha gelişmiş olan JF-17 jeti de envanterine dahil etti.
Çin, geçen aylarda “hareketli hedefleri” vurma kapasitesine sahip yeni kuşak uzun menzilli füzelerini başarıyla denedi. Başka hiçbir askeri gücün envanterinde bulunmayan bu füzelerin doğrudan Amerikan uçak gemilerine karşı geliştirildiği yorumları yapılıyor.
Nitekim Pekin yönetimi, “Çin Savunması” isimli son Beyaz Kitap’ta, aktif savunma dönemine girildiğini belirtmişti.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Ocak 2011
ABD HAVLU ATTI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/01/2012
Yoğun gündem bazı gelişmeleri değerlendirmemizi erteletti; en başta da ABD’nin yeni savunma stratejisini…
ABD Başkanı Barrack Obama ile ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, düzenledikleri basın toplantısında, Washington’un yeni savunma stratejisini açıkladı.
PENTAGON BAYRAĞI İNDİRDİ
Obama, ABD’nin havlu attığını ilan ettiği açıklamalarında 4 önemli vurgu yaptı:
1. Obama, ABD’nin 10 yıldır devam eden savaş dönemini kapadığını ve yeni bir sayfa açtığını söyledi.
2. Obama, ABD’nin dünyadaki temel gücünün kaynağının ülke içindeki ekonomik güç olduğunu belirtip, bunu yenilemeye yöneleceklerini söyledi. Obama, “buna mali durumumuza bir çekidüzen vermek de dâhil” dedi.
3. Obama, yeni ABD stratejisinin, “uzun dönemli askeri operasyonlarla ulus inşası” yaklaşımına son vereceğini ilan etti.
4. Obama, Pentagon’un artık “daha küçük, konvansiyonel kara güçlerine dayalı” bir ulusal güvenlik stratejisi izleyeceğini belirtti.
BOP İFLAS ETTİ
Bizce, önümüzdeki 10 yılda 450 milyar dolarlık kesintiye gitmesi zorunlu olan Pentagon’un bu yeni stratejisinin anlamı şudur: ABD, 2,5 savaş konseptini tamamen kaldırdı.
Aslında ABD’nin 2010 tarihli “Yeni Strateji”sinde, bu konseptin rafa kalktığı ortadaydı. Nitekim biz de 2010 Şubat’ında, Odatv’de, “ABD’nin 2,5 savaş konsepti tarihe gömüldü” demiş ve yeni belgede yer alan şu cümleye dikkat çekmiştik: “Artık bölgesel çatışmaları ABD güçlerinin boyutlandırılması, şekillendirmesi veya değerlendirilmesinde tek ve hatta ana şablon olduğunu söylemek uygun olmaz.”
2.5 konsepti, ABD’nin iki ülkede konvansiyonel savaş ve bir ülkede askeri varlık bulundurması üzerine kuruluydu. ABD, Irak’tan çekildi, Kosova’dan da 2 ay içinde çekileceğini açıkladı. Taliban’la müzakerelere hazırlanan ABD, Afganistan’dan geri çekilme takvimini ilan etti.
Kısacası ABD, Fas’tan Endonezya’ya kadar 24 ülkenin sınır ya da rejimini değiştirmek anlamına gelen Büyük Ortadoğu Projesi’ni gerçekleştiremedi! 20 günde Irak’ı işgal eden ABD, öngörmediği bir direnişle karşılaştı ve sonraki hedeflerine bu nedenle yönelemedi.
ABD, PASİFİK’E YÖNELİYOR
BOP’ta iflas eden ABD, nihai hedefine doğrudan yönelme kararı almışa benziyor.
Pentagon’a yakınlığıyla bilinen düşünce kuruluşlarındaki çeşitli analizlerde, takvimin Pekin lehine işlediği, zaman geçtikçe Çin’in ABD’yle boy ölçüşecek noktaya ilerlediği, ABD Ortadoğu bataklığındayken, Çin’in hızla askeri gelişmeler kaydettiği belirtiliyor…
Yani ABD, Büyük Ortadoğu’da zaman kaybetmektense, Çin’i Pasifik’te kuşatmayı önüne yeni görev olarak koyuyor…
ABD’nin Avustralya’ya 2500 asker çıkarma kararı da, bu kuşatma hamlesinin bir işareti olarak değerlendiriliyor.
Ancak, ABD’nin bu yeni stratejisi de başarısızlığa mahkûm. Çünkü her şeyden önce Çin’i kuşatmak diye önüne koyduğu görev, bir saldırı hamlesi değil, tersine savunma hamlesi…
Çünkü Çin, Pasifikte önemli hamleler yapıyor: Hong Kong’u anavatana katarak başlatılan “tek Çin” süreci Pekin’in ustalık dolu politikalarıyla ilerliyor; Tayvan sorunu ABD’nin elinden çıkmaya başladı bile… Çin, kapitalist dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Japonya’yla yakınlaşıyor. Pekin yönetimi, ABD işgali altındaki Afganistan’da büyük yatırımlar yapıyor; Pasifikteki ülkelerle imzaladığı ticaret anlaşmalarını, Washington’a karşı politik avantaja dönüştürüyor.
Kısacası, hamle yapan Çin, savunma yapan ABD’dir artık!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ocak 2011
ÇOK KUTUPLU YENİ DÜNYA
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/01/2012
Yeni yılın ilk gününde, yeni dünyamızı inceleyelim. Çünkü 2011 yılında oluşmaya başlayan bu yeni dünya 2012 yılında daha da pekişecek ve Türkiye de yeni dünyadaki yerini alacak…
2003 yılındaki tek kutuplu dünya görüntüsü, sadece 8 yıl sürdü. ABD, 2011 yılında yeni dünyanın kurulmasını çaresizlik içinde izledi.
Artık dünya tek bir kutuptan değil, birkaç kutuptan oluşuyor:
1. KUTUP: ABD
ABD, kuzey komşusu Kanada ile birlikte Kuzey Amerika kutbunu oluşturuyor. Bu kutbun en önemli iki müttefiki Avrupa’daki İngiltere ile Ortadoğu’daki İsrail’dir.
ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli taşeronu ise AKP hükümetidir. ABD, AKP üzerinden İran ve Suriye konusunda hâlâ hamleler yapabilmektedir.
Irak’tan çekilen ABD, Afganistan’da da siyasal yenilgi içindedir. ABD, Afganistan politikasını güçlendirmek için önemli bir araç gördüğü Pakistan’ı da 2011’de kaybetti.
ABD’nin Pasifik’teki müttefikleri ise Japonya, Güney Kore ve Avustralya’dır. Ancak büyük bir ekonomik güç olan Japonya da son dönemde Çin’e yanaşmaktadır. İki ülkenin ticarette dolar yerine kendi ulusal paralarını kullanmaya yönelmesi, ABD için küresel bir darbe daha olacaktır. Öte yandan Pekin ve Tokyo’nun Kore yarımadasının güvenliği için işbirliğine yöneleceği işareti de ABD’nin Pasifik’e müdahale zeminini daha kaygan hale getirecektir.
2. KUTUP: LATİN AMERİKA
ABD ve Kanada’yı dışarıda bırakan Amerika kıta ülkeleri, CELAC isimli bir yeni yapı kurdular. Son 10 yıldır teker teker Bolivarcı devrimlere sahne olan Latin Amerika ülkeleri, ABD’ye karşı birlik oluşturdular.
Brezilya ve Venezüella liderliğindeki birlik, ABD’yi güneyden kuşatırken, Ortadoğu’da bile aktif tutumlar sergiledi.
3. KUTUP: ALMANYA MERKEZLİ AB
ABD’nin İngiltere üzerinden müdahale edebildiği AB, 2011 yılında Almanya merkezli AB’ye dönüştü.
2000’lerde başlattığı Doğu’yla işbirliğinin avantajlarından yararlanan Almanya, Avrupa kıtasını etkisi altına alan ekonomik krizden en az etkilenen ülke oldu. Avro krizi ve avro bölge tartışmaları sırasında kıta politikalarına ağırlığını koyan Berlin, Londra’yı devre dışı tuttu.
4. KUTUP: İRAN MERKEZLİ ORTADOĞU
2011 yılı İran ve Ortadoğu için çok önemli bir dönüm noktası oldu. Irak işgalinin ilk gününden beri ağır bir ABD baskısı altında olan İran, yüzyıllara dayanan devlet geleneğinin de avantajlarını kullanarak, süreci çok az kayıpla atlattı ve 2011 yılında atağa geçti.
Tahran, Tunus ve Mısır’da başlayan halk hareketlerinin, bölgenin çıkarlarına hizmet etmesini sağlayacak politik hamleler yaptı. ABD, İran’ın bu hamlelerine Libya ve Suriye’de karışıklık çıkararak yanıt verdi. Yemen ve Bahreyn gibi ülkelerde tüm askeri baskılara rağmen dinmeyen halk hareketleri, Washington’un bölgesel çıkarlarını tehdit etmeyi sürdürüyor.
İran, Irak ve Suriye ile de çok önemli bir siyasal ittifak oluşturdu 2011’de…
2006’da Hizbullah’ın İsrail’i yenmesiyle başlayan ve 2011’de Hamas’ın FKÖ’ye katılmasıyla devam eden yeni dönem, Tahran’ın başarısı olarak değerlendiriliyor.
5. KUTUP: RUSYA
Putin ve Medvedev ikilisinin ayağa kaldırdığı Rusya, 2011’de ABD’ye karşı askeri hamleler de yapmaya başladı. Bu hamlelerin en önemlisi kuşkusuz uçak gemisini Akdeniz’e, Suriye’ye desteğe göndermesiydi.
Rusya, 2011’de Kazakistan ve Belarus’la birlikte Avrasya Birliği’ni başlattı. Birlik, 2012’de önüne kurumsallaşma ve yeni üyelerle genişleme görevi koydu.
Moskova, enerji hamleleriyle ABD’nin bölgedeki çıkarlarını zayıflattı. 2011’de imzalanan Mavi Akım ve Güney Akım projeleri, ABD’nin desteklediği Nabucco Projesi’nin çökmesine neden oldu.
6. KUTUP: ÇİN
Çin, kesintisiz büyüme sürecinin bu aşamasında, yani 2011’de çok önemli siyasal ataklar yaptı. ABD’nin emperyalist müdahalelerde bulunduğu bölgelere, ekonomisiyle nüfuz edip, Washington’un altını oydu. Batısında Afganistan ve Pakistan’la, doğrusunda da Japonya ile yakın işbirliği dönemi başlatan Çin, Asya kıtasının en geniş ölçeğinde etkin bir hale geldi. Pekin’in Latin Amerika’da başlattığı yatırım dönemi, Ortadoğu ve Afrika’da sürüyor.
Çin, 2011’de ABD’yi çok rahatsız eden bir silahlanma atağına da başladı. İlk uçak gemisini tamamlayan Pekin, uzayda Washington’la yarışa girdi.
Öte yandan Hindistan ve Brezilya gibi tek başına kutup olabilme potansiyeli taşıyan ülkeler de, 2011’de önemli hamleler yaptı. Her iki ülke de Rusya ve Çin’le yakın işbirliği dönemleri içine girdi.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Ocak 2012
AFGANİSTAN’DA ABD-ÇİN FARKI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/12/2011
Çin’in uluslararası ilişkilerine karşıt olan kesimlerin kullandığı en önemli argüman, bu ülkenin de ABD gibi emperyalist olduğu iddiasıdır. Hatta bazıları, Çin’i ABD’den daha tehlikeli bir emperyalist devlet olmakla suçlarlar.
Bu iddiaların ortaya çıkmasının en önemli nedeni, “sosyalist piyasa ekonomisi” uygulayan Pekin yönetiminin son yıllarda Latin Amerika’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan Avrupa’ya kadar hemen her yerde yatırım yapması ve ticari anlaşmalar imzalamasıdır.
Kapitalist emperyalizmi bir ekonomi-politik kavramdan ziyade salt ekonomik bir kavram olarak ele alanlar, başta Çin olmak üzere uluslararası yatırım yapan her devleti “emperyalist” olarak adlandırıyorlar.
Büyük kapitalist devletleri geçtik, İran ve Türkiye gibi ülkeler bile Ortadoğu’da emperyalist olmakla suçlanıyor. Kavramı, kapitalizm çağındaki anlamıyla değil de imparatorluklar çağındaki anlamıyla kullanıyorlar.
Oysa emperyalizm kavramının çağımızdaki anlamı, “silahlı güç” kullanımı dahil, her yöntemi kullanarak hedef ülkeyi kendi pazarına eklemlemektir.
Peki, bu teorik temel bağlamında, Çin’in Afganistan’la yaptığı petrol anlaşması emperyalist bir ilişki olarak değerlendirilebilir mi? İnceleyelim:
KÂRIN YÜZDE 70’İ AFGANİSTAN’A
Afganistan-Çin petrol anlaşması bugün imzalıyor. Çin’in devlete ait Ulusal Petrol Kuruluşu, bu anlaşmayla Afganistan’da petrol üreten ilk yabancı firma olacak.
Afganistan Maden Bakanlığı, Çin kuruluşunun Afganistan’ın kuzeydoğusundaki Sari Pul ve Faryab bölgelerinde faaliyet göstereceğini açıkladı. Amuderya nehri havzası olarak bilinen bölgede ilk hesaplara göre 87 milyon varil petrol rezervi var.
Tabi Çin ile Afganistan arasındaki anlaşmanın en önemli özelliği, Pekin’in, kârın yüzde 70’ini Kabil’e bırakıyor oluşu!
ABD, AFGANİSTAN’I KAYBETTİ
Çin, NATO işgali altındaki Afganistan’da pek çok açıdan ilk sırada bulunuyor.
Örneğin Çin, 2007 yılında dünyanın en büyük ikinci bakır madeni olan Afganistan-Aynak sahasının işletme hakkını aldı. Çin, bu maden projesine ilk iki yılda tam 4 milyar dolarlık yatırım yaptı. Çin, madenin elektrik ihtiyacını karşılamak için de 400 megavatlık enerji santrali kurdu; ki bu santral başkent Kabil’in enerji ihtiyacının çoğunluğunu karşılıyor!
Çin Metalurji Şirketi, 2009 yılında da Aynak sahasına 3 milyar dolarlık “ek yatırım” yaptı. Yatırımın önemi, Afganistan’ın gayrisafi milli hasılasının 7.5 milyar dolar olduğu göz önönüne alınırsa, daha iyi anlaşılır.
Dönemin Afganistan Maden Bakanı Muhammed İbrahim Adil, 5 yıl içerisinde bu projeden sadece vergi geliri olarak 2 milyar dolar elde edeceklerini belirtmişti.
Çin, 2009’da, Afganistan’ın digital telefon hatları projesini de aldı. Santrallerin kontrolü ve işletmesi de Çinli mühendisler tarafından yapılıyor. Böylece Pekin, NATO işgali altındaki Afganistan’ın telekomünikasyon güvenliğini kontrol altına almış oldu.
NYT: KAYMAĞI ÇİN YİYOR
Çin’in ABD’ye karşı başarısı, örneğin New York Times da, Robert Kaplan tarafından “Bölgeye kan ve para dökenler Amerikalılar, ama işin kaymağını Çinliler yiyor” şeklinde analiz edilse de meseleye Afgan halkının çıkarları açısından bakmak gerekiyor.
Ve yatırımın büyüklüğü ile kârın çoğunluğunun Afganistan devletine bırakılması, Çin ile ABD’nin yatırım anlayışının farkını ortaya koyuyor.
ABD kanla kâr elde etme peşindedir, Çin ise karşılıklı yarar gözetmektedir. Yani “kazan-kazan” demektedir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Aralık 2011
MUSTAFA KEMAL ve RUSYA’YLA İTTİFAK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/12/2011
Prof. Dr. Anıl Çeçen’in “Rusya ve Çin emperyalisttir, ittifak yapılmaz” tezine itirazımıza çok sayıda olumlu tepki geldi. Ancak gelen değerlendirmeler arasında, az da olsa, Prof. Dr. Çeçen’in tezine destek verenler de vardı. Özetle, Rusların ve Çinlilerin tarihsel olarak Türk düşmanı olduğunu savunuyorlar…
İlginçtir. Geçmişte, Rusya ve Çin’e itiraz edenlerin dayanağı her iki ülkenin de komünist oluşuydu… Çünkü dönemin Atlantik bakış açısı öyleydi.
Ama şimdilerde, Rusya ve Çin’e itiraz edenlerin dayanağı, her iki ülkenin de “Türk düşmanı” olduğu iddiasıdır. Ki bu da aslında şimdinin Atlantik bakışıdır.
(Çin’de Uygur Türklerini ayrılıkçılığa kışkırtanların, Kıbrıs’ta Türkleri Rumlarla birleşmeye zorlaması anlamlıdır.)
MUSTAFA KEMAL, EN BAŞTA İTTİFAKÇIDIR!
Türkiye ve İran’ın ABD emperyalizmine karşı Rusya ve Çin’le ittifak yapması gerektiği görüşümüze itiraz edenler, her iki ülkenin de tarihsel olarak Türk düşmanı olduğunu savunuyorlar. Bunu söyleyenlerin kendisini “Kemalist” olarak nitelemesi konuyu daha da ilginç kılıyor.
Zira “Kemalist” kimlikle Rusya’ya itiraz edenler, ya Mustafa Kemal’i bilmiyorlar, ya da aslında Kemalist değiller. Çünkü Mustafa Kemal, Rusya’yla ittifakın bizzat eylemcisidir!
Gerek Prof. Dr. Anıl Çeçen’in gerekse ona destek verenlerin büyük yanılgısı işte buradadır. Çünkü Mustafa Kemal, emperyalizme karşı kurtuluş savaşında, SSCB (Rusya) ile ittifak kurarak başarının yolunu açmıştır. Mustafa Kemal, kurtuluş savaşından sonra da, ülkeyi kalkındırmak için SSCB ile ittifakı sürdürmüştür. Ve Mustafa Kemal, SSCB’yle dostluğu vasiyet bırakmıştır!
TAKSİM ANITI’NIN ÖĞRETTİĞİ
Prof. Dr. Anıl Çeçen ve ona destek veren “Kemalistler”, tüm bu gerçeklere gözlerini kapasalar bile, en azından gidip Taksim Meydanı’ndaki anıtı incelesinler.
1928’de yerine yerleştirilen anıtta Mustafa Kemal, yanına İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak ile iki Rus generalini, Kliment Vefremoviç Voroşilov ile Mihail Vesilyeviç Frunze’yi almıştır.
Ki bu tablo, bir bakıma kurtuluş savaşının da özet tablosudur, büyük ittifakın sembolüdür!
İTTİFAKLARIN KAYNAĞI, ORTAK ÇIKARLADIR
Kimi “Kemalistler” Mustafa Kemal’in SSCB ile ittifakını, “o günün şartlarının zorunluluğu” olarak görüp, “politika” diye değerlendiriyorlar.
İttifakı olumsuzlamak adına savunulan bu görüş, aslında tam da gerçeği işaret etmektedir. Çünkü ittifakların kaynağı bu tarihsel zorunluluklardır; güncel ortak tehditlerdir, ortak düşmanlardır, güncel çıkar birliktelikleridir…
Zira Mustafa Kemal, geçmişin Osmanlı – Rus savaşlarına saplanıp kalarak bu ittifakı inşa edemezdi.
Aynı durum şimdi de söz konusudur. Geçmişin Türk – Rus ve Türk – Çin savaşlarına bakarak, geleceği inşa edemeyiz.
ÖNEMLİ UYARI
Okurlarımızdan Bahri Karakuş’un önemli bir uyarısıyla bitirelim: “Prof. Dr. Çeçen’in objektif olarak Amerikancı olduğunu tespit etikten sonra, onun artık Kemalist sıfatını yitireceği tartışmasızdır. Tespitinizde iradeniz dışında sanki Kemalistlerle Sosyalistler arasında antiemperyalizm konusunda köklü bir sorun varmış gibi gözüküyor. Oysa Kemalistlerle Sosyalistlerin en çok buluştuğu noktadır. Yani esas Kemalist fikirleri siz temsil ettiniz. Tabiî ki, aynı zamanda Sosyalist fikirleri de…”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Aralık 2011
YENİ DÖNEM
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/12/2011
Ve ABD’nin Irak’ta bayrağı indirmesiyle bir dönem kapanmış oldu. Aylardır dile getirdiğimiz ama pek çok kesimi inandıramadığımız “ABD Irak’tan çekiliyor” gerçeği de, böylece ete kemiğe bürünmüş oldu.
ABD, IRAK’TA VE AGFANİSTAN’DA YENİLDİ
ABD sadece Irak’ta geri çekilmiyor! Her ne kadar Afganistan’dan 2014 yılında çekileceğini ilan etmişse de, siyasi anlamda geri çekilmeye başladı bile.
ABD, 10 yıl önce Afganistan’a saldıracağını ilan ettiğinde, önüne Taliban’ı yıkma hedefi koymuştu.
Peki, şimdi durum nedir?
TALİBAN’LA RESMİ GÖRÜŞME DÖNEMİ
ABD’nin el altından Taliban ile gizli müzakereler yürüttüğünü yazmıştık. ABD artık resmi görüşmelere geçmek istiyor: “ABD yönetimi, Taliban’la bu yılın sonuna kadar resmi barış görüşmelerine başlanabilmesi için Katar’da bir büro açılmasını istiyor.”
ABD’nin Taliban’ın yerine getirdiği Afganistan yönetimi ise Washington’a itiraz ediyor. Öyle ki, Devlet Başkanı Karzai’nin bürosundan yapılan açıklamaya göre, Afganistan, Taliban’ın Katar’da büro açması görüşmelerinin dışında bırakıldığı için, durumu protesto etti ve Katar’daki büyükelçisini geri çekti.
İlginçtir; Taliban’ın Katar’da büro açması pazarlıkları ABD ve Almanya üzerinden yürütülüyor.
Karzai ile toplanan Afgan liderlerin ise büronun Türkiye ya da Suudi Arabistan’da açılmasını istediği belirtiliyor.
Katar ya da başka bir yer… Önemli olan ABD’nin yıkmak için yola çıktığı düşmanıyla müzakere noktasına gelmiş olmasıdır.
Bu ABD için bir yenilgidir; askeri yenilginin bir sonucu olarak, siyasal bir yenilgidir!
BEŞ MERKEZ
ABD’nin hem Irak’ta hem de Afganistan’da yenilmesi, kuşkusuz yeni dönemin de başlangıcıdır. Ve yeni dönemde, ABD’nin karşısında yeni bloklar, yeni merkezler olacaktır:
1.) Almanya merkezli yeni AB.
2.) Çin’in ABD’ye meydan okuyarak “savaşa hazırız” demesi.
3.) Putin’in Avrasya Birliği.
4.) Latin Amerika ülkelerinin CELAC ile ABD karşısında blok oluşturması.
5.) İran’ın Ortadoğu’daki ABD karşıtı inisiyatifi.
RUSYA, AB’YE DESTEK OLUYOR
Öyle çok yeni dönem işareti var ki.
Daha 10-15 yıl önce Rusya’yı dünya piyasalarına entegre etmek için baskılar yapan AB, borç veren IMF ne durumda şimdi?
Rusya, avro krizindeki AB’nin desteklenmesi için IMF’ye en az 10 milyar dolar kredi vereceğini ilan etti. Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in ekonomi danışmanı Arkadi Dvorkoviç, Brüksel’deki Rusya-AB zirvesi öncesinde ilan etti bu kararı.
Medvedev de zirvenin açılışında yaptığı konuşmada AB’ye destek verdi: “Rusya AB ve avro bölgesi ülkelerindeki istikrarın sağlanmasına yardımcı olmak için mali açıdan gerekli yatırımları yapacaktır.”
TÜRKİYE’DE YENİ DÖNEM
Dünyadaki bu yeni dönem işaretleri, karanlık görüntüye rağmen, ülkemizde de mevcut…
Türkiye, Atlantik rejimini yıkacak yeni bir devrime gebe…
En önemli işaret ise bunun bir tarihsel zorunluluk olduğu gerçeği!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Aralık 2011