Posts Tagged Cumhuriyet

TÜRKİYE NASIL SAVUNULACAK

Erdoğan, türbanın Cumhuriyet yıkıcılığının sembolü olarak Meclis’e girmesini, “Allah’ın emri” olarak açıklıyor.

Kuşkusuz AKP tepe yönetiminde, türbanın Kuran’da yer almadığını, Kuran’ın örtülmesini emrettiği bölgenin kadının saçlarının olmadığını, Kuran’ın kadından sadece “farj” bölgelerini “hımar” ile örtmesini emrettiğini mutlaka bilen vardır.

1 Kasım’da, yani hilafetin kaldırılmasına giden yolun en önemli virajı olan saltanatın kaldırıldığı günde, türbanı Meclis’e sokmayı “Allah’ın emri” saymak, sadece din istismarcılığının zirvesi değil, açıkça Cumhuriyetle hesaplaşmaktır!

Bugün türbanı Meclis’e “Allah’ın emri” diye sokanlar, yarın da “Allah’ın emri değil” diyerek milletin meclisinde kanun çıkarmayacak, “Allah’ın kanunları zaten var” diyecektir.

Yetinmeyecek, yarın da “madem türban Allah’ın emri, hepiniz takacaksınız” diyeceklerdir.

Meseleyi “kıyafet özgürlüğü” sananların bir kısmı, o gün geldiğinde türbanın “inanç özgürlüğü” değil, fakat “inanç baskısı” olduğunu anlayacaklardır!

O gün “yetmez ama evet” diyenler, “özgürlük” budalaları, “sahte demokrasi havarileri, bilcümle liberaller, sosyal demokratlar, sol maskeliler ise yine anlamayacak, hatta başka uçuk teoriler üreteceklerdir.

Sırf onlar uçukluk yapamasın bile diye, o günün gelmesini bugünden önleyecek tedbirler almalıyız. Peki ne?

CUMHURİYET KAN AĞLIYOR, KILIÇDAROĞLU ÇOK MUTLU!

Bakınız, Kemal Kılıçdaroğlu’nun türbanın Meclis’e Cumhuriyet yıkıcılığının sembolü olarak girmesi karşısından “bugün çok mutluyum” demesi, artık tüm Cumhuriyetçilerin daha radikal bir tedbire yönelmesini gerektiriyor.

Dün kısaca özetledik. 2006’da kapanmış bir konu olan türbanı, 2010’da Kemal Kılıçdaroğlu gündeme getirdi. Sadece türbanı değil, tarikatlara ve cemaatlere özgürlüğü, tekke ve zaviyelere yeniden açılma yolunu hep Kılıçdaroğlu ve ekibi açtı.

Ve nihayetinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, türban konusunda AKP’ye yardımcı olduğu için 29 Ekim resepsiyonunda kendisine teşekkür etti!

Kılıçdaroğlu’nun başında bulunduğu CHP’nin Cumhuriyet’i savunamayacağı, tersine Cumhuriyet yıkıcılarına yardımcı olacağı, anlamamak isteyenler için de artık çok nettir. Dün belirttik: Kılıçdaroğlu’nun Yeni CHP’si, AKP’nin silahıyla sürekli Cumhuriyet’e ateş ediyor!

Peki, ne yapılmalı?

ADIM ADIM YAPILACAKLAR

Artık daha net şekilde saptayalım:

1. Tüm Cumhuriyetçi CHP’liler, bu sahneye alet olmaktansa, Atatürk’ün programını uygulamayı hedef edinmiş İşçi Partisi’ne gelmelidir.

2. CHP’nin devrimci, Atatürkçü, ulusalcı, solcu milletvekilleri İşçi Partisi’ne geçmeli ve grup kurmalıdır! İlk geçen kahraman olacaktır!

3. Bu iki doğal ve mecburi akış, emin olun CHP’ye en büyük iyilik olacaktır. Zira İşçi Partisi’ne bu katılım, güçbirliğine burun kıvıran CHP yönetimini bu hayati ihtiyaca mecbur edecektir!

4. Meclis’te grup kurarak tüm Türkiye’de çekim merkezi haline gelecek bir İşçi Partisi, sadece kalan sürede Meclis’i AKP-PKK bölücü ortaklığına dar etmekle kalmayacak, aynı zamanda kritik seçimli 18 ayı de Cumhuriyet lehine değerlendirecektir!

5. Büyümüş ve güçlenmiş bir İşçi Partisi, arkasında Haziran eylemleri bulunan halk hareketini de hükümet olma hedefine yönlendirebilecektir.

6. Ve en sonunda, merkezinde İşçi Partisi’nin bulunduğu devrimci ve Cumhuriyetçi bir milli hükümet kurulabilecektir!

Karar sizin!

Siz gelmeseniz de, biz biraz daha fazla zorlanacağız ama başaracağız! Atatürk’ün Türkiye’sini yıktırmayacağız!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Kasım 2013

Reklamlar

, ,

1 Yorum

TKP’NİN CUMHURİYET’LE İMTİHANI

En baştan belirtelim: TKP’nin son dönemde Türk Bayrağına önem atfeden ve Cumhuriyet’i savunan bir çizgiye gelmiş olmasını takdirle karşılıyoruz.

Ama özellikle son 29 Ekim kutlamalarında ortaya çıkan tablo bize maalesef şu soruyu sordurttu: TKP, Cumhuriyet’i Cumhuriyet için mi, yoksa kendisi için mi savunuyor?

Somutlaştırarak yeniden belirtirsek: TKP Cumhuriyet’i ve Türk Bayrağı’nı Haziran Halk Hareketi nedeniyle mi savunuyor? Sırf Türk Bayraklı o büyük kitleden beslenebilmek adına mı bu çizgiye girdi?

Meseleyi açalım.

TKP: MİLLİYETÇİLİK DEĞİL YURTSEVERLİK

TKP içinde yeni çizgiye mutlaka direnilmiştir. Anlayabiliyoruz. Hatta Sol Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kemal Okuyan’ın “Marks da Cumhuriyetçiydi” diye yazmak zorunda kalmasını da anlayabiliyoruz.

Ama anlayamadığımız şeyler var. Örneğin Okuyan’ın “milliyetçilik” endişesi…

29 Ekim sabahı Karaköy vapuruna binmek için Kadıköy’e gittiğimde, daha metrodan çıkarken karşılaştığım şu pankart, ne demek istediğimi açıklayacaktır: “Milliyetçilik değil, yurtseverlik.”

“Elma değil armut” der gibi olmuş… Hani “vatansever değil yurtseveriz” dense bir anlamı olacak. Zira sol kulvarda böyle bir ayrım hep olmuştur. Hatta “milliyetçi değil ulusalcıyız” dense, teorik bakımdan yine olacak. Ama milliyetçi olmayıp yurtsever olmaya kalkmak, açık söyleyelim ve dostça belirtelim: Siyasi mizahtır.

Kuşkusuz Kemal Okuyan, pankarttaki iki kavramdan birinin diğerinin alternatifi olmadığını bilecek çaptadır. Ama bu pankartı üstelik belirleyici pankart olarak 29 Ekim kutlama alanının en başına asmak, dikkat çektiğimiz endişenin gereğidir.

İŞÇİ PARTİSİ KORKUSU

Kemal Okuyan, dün Sol’daki köşesinde de yer alan 29 Ekim konuşmasında bakın ne diyor: “Milliyetçilik fenadır, çok fena. Biz yurtseveriz. (…) Milliyetçi olmadığımız için Suriye’de haksız bir politikaya karşı durduk, Suriye halkını savunduk, savaşa izin vermeyeceğimizi söyledik.”

Okuyan’ın ve TKP’nin Suriye’yi emperyalizme karşı savunmasını elbette takdir ediyor ve “ne Sam ne Şam” diyen “sol” maskeli kesimden kalın bir çizgiyle ayrı durmasını önemsiyoruz. Ama TKP’nin “milliyetçi olmadığı için” Suriye’yi savunduğunu söylemesine üzülüyoruz. Zira biliyoruz ki, TKP ve önderliği Suriye’yi, milliyetçi olmadıkları için değil anti-emperyalist oldukları için savunuyor. Ama öyle ifade edemiyor!

Okuyan’ın böylesine “teorik bir çarpıtmaya” yaslanması ise şu sözlerine yansıyan endişeden kaynaklanmaktadır: “Türkiye’nin çıkarları, emekçi halkın çıkarlarıdır. Ulusal birlik safsataları, milli birlik projeleri, solla MHP’yi milliyetçilikte birleştirme çabaları, bunların hepsi halkı uyutma planlarıdır.”

Okuyan’ın bu satıları, kuşkusuz İşçi Partisi’ni hedef alıyor. TKP, yeni girmeye çalıştığı bir havuzdan elbette beslenmek ve rakip gördüğü partilerle rekabet etmek isteyecektir. Ama rakibinin siyasi projesini “halkı uyutma planı” diye sunmak, en hafifinden siyasi nezaketsizliktir.

CUMHURİYET YARIM SAVUNULMAZ!

Uzatmayalım ama TKP’ye ve önderlerinden Kemal Okuyan’a şu dostça uyarıyı da yapalım: Cumhuriyet yarım savunulmaz!

Açalım: 29 Ekim için toplandığınız alanda Atatürk heykeli var. Ve orada her 29 Ekim’de tören düzenlenir, çelenk bırakılır. Kaymakamlık zorunlu olarak ama parti ve kurumlar Cumhuriyet’e bakışlarına göre orada vardırlar. TKP’nin pankartlarının arasında, Atatürk’ün heykelinin önünde sabah yapılmış törenden kalma dört çelenk vardı: Kaymakamlık, CHP, İşçi Partisi, ADD…

Peki, TKP’nin çelengi neden yoktu? Cumhuriyet yarım savunulmaz!

Bakın çelengin olmaması, en az çelenklerin üstünde yer alan “sosyalist cumhuriyet” pankartının yanlışlığı kadar önemliydi.

Sosyalist bir cumhuriyet benim de, bizim de özlemimiz. Ama siyaset yapıyoruz ve siyaseti uçmadan, karada yapmalıyız. Sosyalist bir cumhuriyet günümüz Türkiye’sinde hem gerçekçi değildir hem de imamın cemaate cenneti hedef göstermesi gibidir!

Son söz: Hâlâ milli demokratik devrim şartlarındayız ve haliyle milliciyiz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Ekim 2013

, ,

1 Yorum

İSTİKLAL KIRMIZI ÇİZGİMİZ

Dün öğlen saatlerinde ajansların geçtiği haber şöyleydi: “29 Ekim Cumhuriyet Bayramı sebebiyle Taksim ve civarında eylem olabileceğini değerlendiren polis ekipleri, Taksim’de geniş güvenlik önlemi aldı.”

Cumhuriyet karşıtlığının vardığı son nokta işte budur: Cumhuriyeti yasadışı ilan etmek!

Devlet, karşı devrimin egemen olduğu devlet, Cumhuriyeti yasa dışı ilan etmiş ve onu kutlamaya kalkanlara karşı tedbir alıyor!

ERDOĞAN’IN KIRMIZI ÇİZGİSİ

Nitekim sabah saatlerinde Emniyet yetkilileri şöyle diyor: “Kesin talimat var. Hükümet için İstiklal Caddesi, kırmızı çizgidir. Yürütmeyeceğiz.

Ancak Mustafa Kemal’in askerlerinin de kırmızı çizgisi var: İstiklal asıl bizim kırmızı çizgimiz! Cumhuriyet en kalın kırmızı çizgimiz!

MİLLET ERDOĞAN’IN ÇİZGİSİNİ SİLDİ

Nitekim Türk milleti dün AKP hükümetinin kırmızı çizgisini dinlemedi ve ellerinde Türk Bayraklarıyla Tünel’den Taksim’e, Taksim’den Şişhane’ye, Şişhane’den Karaköy’e ve hatta Dolmabahçe’ye kadar sürekli yürüyerek kendi kırmızı çizgilerini uyguladı.

Polis AKP’nin emri gereği yer yer müdahale etti, gaz bombası attı, Cumhuriyeti kutlayan vatandaşları gözaltına aldı ama Erdoğan’ın kırmızı çizgisini koruyamadı!

Çünkü Taksim, İstiklal Caddesi, Tünel, Şişhane, Karaköy, Dolmabahçe hattı boyunca toplanan kitle milyonun üstündeydi.

ERDOĞAN’IN HAZİRAN KORKUSU

Erdoğan İstiklal Caddesi’ni ve Taksim’i kırmızı çizgi ilan etmeye çalışmakta, kendince haklıydı. Zira Haziran ayında görüldü ki, Taksim’de iktidar olan halk, Erdoğan’ın iktidarını fena salladı. Öyle ki, o günlerde AKP tepe yönetiminde “bu iş bitti” diyenler bile vardı.

İşte Erdoğan yeniden aynı durumu yaşamamak için emrindeki kolluk kuvvetlerine dayanarak İstiklal’i kırmızı çizgi ilan etmeye kalktı. Ancak başaramadı.

Çünkü Cumhuriyeti kutlama iradesi gösteren Türk milletinin karşısında asker, polis, zabıta barikat olamazdı! Nitekim olamadı!

MEYDANLARIN İRADESİNİ HÜKÜMET YAPMAK

Artık mesele bu iradeyi hükümet yapmaktır.

Önümüzdeki 18 ay bu bakımdan kritik önemdedir.

Türkiye ancak Haziran halk hareketinde bayrak sallayan ve 29 Ekim’de yeniden kararlılık gösteren bu iradenin iktidar olmasıyla uçuruma yuvarlanmaktan kurtulabilecektir!

29 Ekim’de Ankara Tandoğan’da, İstanbul İstiklal’de, İzmir Gündoğdu’da ve başta Malatya olmak üzere yurdun dört bir yanında ayağa kalkan Cumhuriyet iradesi ulusalcıların, milliyetçilerin, halkçıların, sosyalistlerin, devrimcilerin, Atatürkçülerin iradesidir.

Şimdi görev, bu iradenin bileşenlerini temsil eden partilerdedir: CHP; MHP ve İşçi Partisi geniş bir ittifakla bu Cumhuriyetçi vatansever iradeyi 18 ay içinde parça parça iktidar yapmalıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Ekim 2013

Yorum bırakın

YENİDEN DEVRİM, YENİDEN CUMHURİYET

Cumhuriyet’in 90. yılına şu sorularla girdik: Cumhuriyet korunabilecek mi? Korunacak Cumhuriyet kalmadı da, yeniden inşa mı edilecek? Hatta Cumhuriyet yeniden inşa mı edilecek, yoksa yeni bir Cumhuriyet mi inşa edilecek?

Bu sorulara yanıt verebilmek, öncelikle Cumhuriyet’in karşı devrimlerle adım adım nasıl yıkıldığını saptayabilmekten geçiyor:

1923-1946: DEVRİMCİ CUMHURİYET

1923-1946 sürecini kabaca Cumhuriyet’in devrimci yılları olarak sınıflandırabiliriz. Kuşkusuz Mustafa Kemal’in ölümüyle birlikte, hatta birkaç yıl öncesinden de Cumhuriyet’in devrimciliği taşlaşmaya ve donmaya başlamıştı.

Mustafa Kemal’in en büyük sorunu olan devrimci kadroların azlığı, bu taşlaşmayı hızlandırdı.

Cumhuriyet’in yıkmak istediği büyük toprak ağalığı rejiminin dayandığı zümrenin, diğer gerici unsurlarla ittifak kurması ve CHP içinde bir etki alanı oluşturması ilk büyük karşı devrimin işaretleriydi. Bu karşı devrim ittifakı Mustafa Kemal’in ölümüyle birlikte atağa geçti: Batı’yla serbest ticaret anlaşmaları imzaladı, doğuyla ilişkileri askıya aldı, gericilikle uzlaştı…

1946-1980: CUMHURİYET’TE İÇ ÇARPIŞMA

Devrimci Cumhuriyet’in çok partili rejim adı altında bu karşı devrimci atağa boyun eğmesi, devrimin hedefindeki kurumlarla uzlaşmaya soyunması, Köy Enstitülerini feda etmesi gibi uygulamalar Batı destekli karşı devrimciliğin iştahını kabarttı.

Cumhuriyet karşıtı kuvvetler, devrimci Cumhuriyet döneminin sonunda artık CHP’den de kurtulup kendi iktidar araçlarını kurdular: Demokrat Parti.

Marshall yardımı, DP iktidarı dönemi, Kore savaşı ve NATO’ya üyelik ile Türkiye Cumhuriyeti ABD’nin denetimine girmiş oldu.

1980 yılına kadar süren bu süreçte Cumhuriyet ile Cumhuriyet karşıtlığı içeride çarpışmayı sürdürdü. Cumhuriyet her ne kadar 27 Mayıs’la bu sürece direndiyse de, Batı destekli Cumhuriyet düşmanlığı adım adım bu savaşı kazandı.

1980-2007: CUMHURİYET’İN TASFİYESİ

Cumhuriyet’in asıl tasfiyesi, iç çarpışma sonrasında, 24 Ocak 1980 kararlarıyla başladı. Cumhuriyet’in ekonomisi, serbest piyasaya açılarak emperyalizmin denetimine sokulacaktı. Cumhuriyet, özelleştirmeler yoluyla yok edilecekti!

Bunun için haliyle sopa gerekiyordu: İşte 12 Eylül rejimi, 24 Ocak kararlarını uygulayabilmenin gereğiydi.

Bu süreç, 2007 yılına kadar sürdü. Cumhuriyetin kültür kurumları ele geçirilip yozlaştırıldı, eğitim kurumları gericileştirildi, dış politikası Washington’a devredildi, ekonomisi talan edildi, insanı yabancılaştırıldı ve Kemalist devlet kalesi teslim edildi!

Bu sürece Kemalist devlet, son olarak 28 Şubat ile direndi ancak başarılı olamadı.

2007-2013: CUMHURİYET’İN YIKILMASI

Son darbe için 2002’de sandıktan çıkarılan AKP hükümetinin asıl hedefi, AB üyeliği palavrası üzerinden yıkıma direnebilecek büyük kuvveti esir almaktı. Türk Ordusu’nun kanatları AB üyeliği üzerinden yolundu, TSK adım adım küçültüldü, etkisizleştirildi…

Cumhuriyet kuvvetleri son bir kez de 2007’de alanlara çıkarak bu yıkıma engel olmaya çalıştı ancak o enerji “solcular CHP’ye, sağcılar MHP’ye” denilerek heba edildi.

Ardından yıkım başladı: TSK’ye tertip, Türk Ordusu’nun milli kanadının tasfiyesi, komutanların tutuklanması, Kürt Açılımı, Ermeni Açılımı, Kıbrıs Açılımı, Cumhuriyet’in kalelerinin teker teker düşürülmesi, yargının ele geçirilmesi vb…

Yani Cumhuriyet, 2007’de yıkılmış oldu!

2013: YENİDEN DEVRİM, YENİDEN CUMHURİYET

Ancak Türkiye 2013’ün ortasında yeni bir devrimci sürece girdi yine…

19 Mayıs 2012’de Jön Türk gençliğinin yeni temsilcisi TGB’nin 250 bin genci Taksim’e çıkarması, silkinişi başlattı. Türkiye, 2013 Haziran’ın da büyük halk hareketine sahne oldu.

AKP hükümetini sallayan bu büyük hamle çok büyük kazanımlar sağlayarak ve her şeyden önemlisi korku duvarını yıkarak, toplumsal yasalar gereği şimdilik inişe geçti. Dalgalar halinde ilerleyecek olan halk hareketi, şimdi yeni ve daha büyük bir dalga için kuvvet biriktiriyor.

İşte bu devrimci süreç ve bu devrimci sürece önderlik edebilecek öncü örgütlerin kuvvet biriktirmesi, Cumhuriyet’in yeniden inşa edileceği bir dönemi başlatmış oldu.

Cumhuriyet yıkıldı ama cumhur, Cumhuriyet’i yeniden inşa edebilmek için seferber olmuş durumda…

Bugün Ankara Tandoğan’da, İstanbul Taksim’de, İzmir Gündoğdu’da toplanan siz milyonlar, işte bu tarihi görevi yerine getiriyorsunuz!

Bayramınız çok daha kutlu olsun!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Ekim 2013

Yorum bırakın

İTTİHATÇILARA SARILAN CUMHURİYET KARŞITLARI

Cumhuriyet’in çok da matah birşey olmadığını anlatabilmek için şu örneği veriyor yandaş:

“Sözgelimi Roma İmparatorluğu en parlak dönemlerinde cumhuriyetti. Roma Senatosu’nun Augustus’a olağanüstü yetkiler bağışlamasıyla Cumhuriyet sona ermiştir. Bizde ise Büyük Millet Meclisi benzer yetkileri bir kişiye verince Cumhuriyet doğmuştur!”

1908 TEMMUZ DEVRİMİNE ÖVGÜ

Yandaş Cumhuriyet karşıtlığında ilk sıraya yerleşebilmek için Roma örneğiyle yetinmiyor; daha düne kadar saldırdığı İttihatçılığa bile sarılıyor:

“1908 Devrimi’nden sonra ‘Osmanlı padişahı’ tamamen sembolik bir unvana dönüştü. Aslında meşrutiyet demek adı konmamış fiili cumhuriyet demektir ve bu ikisinin arasında hiçbir önemli fark yoktur. Dolayısıyla ‘cumhuriyetin ilanı’ da bir devrim falan değildir, mevcut düzenin adının konulmasıdır sadece.”

Oysa yandaş, hemen hergün Ergenekoncuların İttihatçı olduğunu, İttihatçıların da Osmanlı’yı perişan ettiğini, müslümanlara zulmettiğini iddia edip duruyordu köşesinde. Bugün ise sırf Cumhuriyet karşıtlığından İttihatçılara sarılıyor, İttihatçıların 1908 Temmuz Devrimi’ni bile övüyor:

Cumhuriyetin sözgelimi meşrutiyetten ‘daha faziletli’ olduğunu söylemek anlamsızdır. Zaten bizde cumhuriyet adını alan idare meşrutiyet adını taşıyan önceki idareden daha demokratik olmadı. Mesele de budur. Meşrutiyet döneminde savaş yıllarında bile iyi kötü demokratik seçimler yapıldı. Cumhuriyet döneminde 1946’ya kadar gerçek anlamda seçime izin verilmedi. Hangisi daha faziletli?”

ABDÜLHAMİD PADİŞAH DEĞİL BAŞKANMIŞ!

Cumhuriyet karşıtlığında yarışan bir başka yandaş ise İdris Küçükömer ve Kemal Karpat’ı okuyup şu sonucu çıkarmış:

“Türkiye’nin ortaçağı sayılan 1900’lü yıllarda İkinci Meşrutiyet ilan edilmiş, Sultan Abdülhamid’in 33 yıl düşe kalka yürüttüğü ‘başkanlık sistemi’ yıkılıp, yerine ‘çok partili parlamenter sistem’ ikame edilmiş…

Meğer Abdülhamid padişah değil en gözde, en sivil, en demokratik yönetim olan “Başkanlık sistemi”nin yürütücüsüymüş! Pes!

Bu durumda, pankartlarda Sultan ilan edilen Recep Tayyip Erdoğan’ın, padişahlığını bizzat başkanlık sistemi üzerinden kuracağı mı anlaşılmalı acaba?

ESKİ TAKİYECİLER, YENİ TARİH HIRSIZLARI

Eskinin takiyecileri, şimdinin tarih hırsızları, ellerinde bulundurdukları medya gücünü her türlü yalanı rahatça söylemekte kullanıyorlar. Örneğin yandaş, gayet rahat bir şekilde Milli Kurtuluş Mücadelesi’ni “Osmanlı Mebusan Meclisi”nin başlattığını söyleyebiliyor:

Millî Kurtuluş Mücadelesi’ni başlatan ve 1920 yılında Ankara’ya taşınarak TBMM adını alan ‘Osmanlı Mebusan Meclisi’nin bazı üyeleri, ya parlamento dışında bırakıldı, ya da 150’likler listesinden sürgüne gönderildi.”

DÖRDÜNCÜ DEVRİM ZAMANI

İktidara geldiklerinde Cumhuriyet’e “84 yıllık karanlığa son” diyerek saldırıya geçtiler. Mevzi mevzi ilerleyip, 2007’de Cumhuriyet’i yıktılar. 2012’de yeni anayasa ile başkanlık sistemine geçip, yeni rejimi ilan edecekler!

1876’da 1. Meşrutiyet, 1908’de 2. Meşrutiyet ve 1920’de 3. Devrim’le ilerleyen ama 1945’te kesintiye uğrayan Türkiye’nin milli demokratik devrim süreci 4. Devrim’in arifesindedir!

Yeni Temmuz devimleri, yeni Mayıs ve Ekim devrimleri Türk milletinin zorunlu gündemidir artık!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Kasım 2011

,

Yorum bırakın

CUMHURİYET NE DEĞİLDİR?

Dün pek çok gazetenin pek çok köşesinde, Cumhuriyet’in ne olduğu yazıldı. Biz de bugün Cumhuriyet’in ne olmadığını yazalım dedik…

Cumhuriyet, başbakanların pilotlara talimat veremediği rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan Güney Afrika gezisi sırasında, sırf Obama’nın eşinin uçağı da inebildi diye, pilota emir verip, uçağını pisti kısa havaalanına indirtti. Ancak Erdoğan’ın uçağı 74 metre, Michelle Obama’nın uçağı ise 47 metreydi!

Cumhuriyet, başbakanların “asıp, kesemeyeceği” rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan 23 Nisan kutlaması nedeniyle koltuğuna oturttuğu çocuğa, “artık başbakan sensin, ister asar, ister kesersin” demişti.

Cumhuriyet, başbakanların köylüyü azarlamadığı rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan, geçim sıkıntısı çektiğini söyleyen bir yurttaşa sinirlenip, “ananı da al git” demişti.

Cumhuriyet, başbakanların seçim meydanlarında başka, arkada başka davranmadığı rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan, seçim meydanlarında “ben olsam Apo’yu asardım” derken, meğer özel temsilcisini Öcalan’la pazarlık yapmaya gönderiyormuş.

Cumhuriyet, bir parti genel başkanının, genelkurmay başkanı ile “mahrem” görüşebilmek için üçüncü bir ülkeden ricacı olmadığı rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan, henüz AKP Genel Başkanı iken, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’le “mahrem” görüşebilmek için ABD Savunma Bakanı Paul Wolfowitz’e mektup yazarak ricacı olmuştu.

Cumhuriyet, başbakanla genelkurmay başkanlarının, kayıt dışı görüşme yapamadıkları rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt Dolmabahçe’de baş başa görüşmüş, mutabakata varmış ancak görüşmenin kaydı tutulmamıştır. Cumhuriyet rejimlerinde bu düzeyde her görüşmenin ayrıntıları kamuoyuna açıklanmaz ama bu düzeyde her görüşmenin, devletin gizli arşivlerine koyulması gereken bir kaydı olur!

Cumhuriyet, en zor gününde yanında olan bir ülkenin yıllar sonra bombalanmasına karargah olunmayan rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan “NATO’nun ne işi var Libya’da” dedikten kısa bir süre sonra “NATO, Libya’nın Libya’lılara ait olduğunu tescil etmek için Libya’ya girmelidir” demiş ve Türkiye’yi NATO’nun Libya saldırılarına karargah yapmıştı.

Cumhuriyet, Cumhuriyet yıkıcısı odak olduğu hükme bağlanmış bir partinin iş başında olamadığı rejimin adıdır: AKP’nin, Cumhuriyet’in ilkesi olan laikliğe karşı odak olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından hükme bağlandı. Mahkemenin 11 üyesinden 6’sı partinin kapatılmasını istedi. Ancak değişen yasa nedeniyle 7 oy gerekiyordu!

Cumhuriyet, Cumhuriyet ordusunun kozmik odalarına girilemeyen rejimin adıdır: TBMM Başkanı Bülent Arınç’a suikast yapacakları iddiasıyla iki asker yakalanmış, bu gerekçe üzerinden de TSK’nin kozmik odalarına girilmişti. Ancak suikast sırasında Arınç, Ankara’da bile değildi! Kozmik sırlar gitti, ya Arınç’a suikast iddiası ne oldu?

Cumhuriyet, Cumhuriyet askerlerine kumpas kurulamayan rejimin adıdır: Ergenekon soruşturmasında tutuklan ve üç yıl zindanda kalan Üstteğmen Mehmet Ali Çelebi’nin telefonuna, emniyette gözaltındayken, Hizbut Tahrir üyesinin telefon rehberinin yüklendiği ortaya çıkmıştı.

Cumhuriyet, Cumhuriyet ordusunun Cumhuriyeti yıkacağının iddia edilemediği rejimin adıdır: TSK’nin Cumhuriyet’i yıkma girişiminde bulunmakla suçlandığı Ergenekon soruşturmasında, bir savaşta bile esir alınamayacak kadar general ve subay tutuklandı!

Cumhuriyet, Cumhuriyet kuvvetlerinin Cumhuriyet yıkıcılarına teslim olmadığı rejimin adıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Ekim 2011

, , ,

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: