Posts Tagged Doğu Perinçek

TUNCAY GÜNEY: DÜĞMEYE ABD BASTI

Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le geçirdiği 240 günü anlattığı kitabından, bugün de Ergenekon operasyonunun aslında ne olduğunu ortaya koyan bir bölümü aktaracağız.

Tuncak Güney, Emniyet’te verdiği ifadenin, aslında Ergenekon tertibinin önemli bir parçası olduğunu Kaplan’a söylemiş bulunuyor.

“KIÇIMI BAŞIMI OYNATMAZSAM…”

Kemal Kaplan, soruşturmanın ilerleyen aşamalarında, Kanada’da bulunan Tuncay Güney’le Messenger (Bilgisayarda sohbet etmeyi sağlayan bir program) üzerinden konuşmaktadır. 5 Mayıs 2009 tarihli bilgisayar kaydına göre Güney şöyle söyler:

Benim ifadem olmadan, bu içerideki ne Perinçek, kimse çıkamaz. Adam gibi ifade verirsem, kıçımı başımı oynatmazsam çıkarlar”. (Kemal Kaplan, Köstebek – JİTEM-MİT ve MOSSAD Üçgeninde Tuncay Güney ile 240 gün, Stigma Yayınları, Mayıs 2010)

Kaplan, Messenger’da Daniel kodu kullanan Güney’le 17 Nisan 2010 tarihinde bir görüşme daha yapar. Konu, Ergenekon operasyonunun asıl sahibinin kim olduğudur. Bilgisayar kayıtlarına göre görüşme şöyledir:

Kemal: Kim yapıyor peki, ABD mi?

Daniel: Kim olsa iktidarda, operasyon olacaktı.

Daniel: ABD tek başına değil.

Kemal: Düğmeye ABD mi bastı?

Kemal: Kim var ABD’nin yanında?

Daniel: Bir takım ülkeler de var.

Daniel: Aslında her şey ortada.”

Gerçekten de aslında her şey ortadaydı. Güney’in ilişkileri başta olmak üzere…

TUNCAY GÜNEY’İN ABD BAĞLANTISI KİM?

Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le 240 günlük anılarında, bu ilişkiler de görülüyor. Örneğin, bir gece Prive isimli, seçkin eşcinsellerin takıldığı bir gece kulübüne giderler. Tuncay Güney’in masasına üç kişi oturur:

Üç kişiden birincisi, ABD İstanbul Konsolosluğu’nda, diğeri Ticaret ve Sanayi Bakanlığı’nda görevliydiÜçüncüsü ise bir diplomattı. Evet yanlış duymadığınız bir diplomat. Hem de bir Ortadoğu ülkesinin İstanbul Konsolosluğu’nda. Oldukça iyi Türkçe konuşuyordu.”

Tuncay Güney’in ABD bağlantısı olan eşcinsel arkadaşı ilerleyen sayfalarda da karşımıza çıkıyor:

“2001 yılındaki ifadesinden sonra, ABD’ye gitmiş olması çok tartışıldı. Fakat Tuncay daha önce de gitmişti. 10 yıllık vizeyi ifade vermeden önce 2000 yılında almıştı. İfade verdikten sonra ikinci kez gitmiş oluyordu. ABD İstanbul Konsolosluğu’nda kendi gibi gay arkadaşı olduğunu zaten biliyordum. Vize alması kolaydı.”

TUNCAY GÜNEY’DEN MİT’E DÜZENLİ RAPOR

Güney’in bir de MİT’ten iki kişiye düzenli rapor verdiği bilgisi yer alıyor kitapta:

Şadi ve Nurullah isminde Tuncay’ın MİT ajanı olarak tanıttığı iki kişi vardı. Şadi uzun, Nurullah orta boylu, ikisi de yapılı adamlardı.

Tuncay girip çıktığı yerlerde, duyduğu-öğrendiği bilgileri bu iki kişiye arada bir dosya yapıp verirdi.”

SİLİVRİ, ER GEÇ BOŞALACAK!

Üç gündür Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le anılarından aktardığımız ilişkiler ilginç, değil mi? 10 yıl önce Sami Demirkıran, 10 yıl sonra Tuncay Güney

SüperNATO elemanlarının tertiplerde nasıl görev aldığı, Doğu Perinçek ve vatanseverlere nasıl komplolar kurulduğu, çok açık ortada…

Sadece bu gerçekler bile, sizce de, Doğu Perinçek ve diğer vatanseverlerin bir an önce tahliye edilmesini gerektirmez mi?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Mart 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN, TUNCAY GÜNEY’LE GÖRÜŞTÜ MÜ?

“Ben Tayyip Erdoğan’la görüştüm, geçen sene. Hem de içinde bulunduğu parti aleyhine bir görüşmeydi. Hiç çıkıp da, basına bir açıklama yaptı mı?”

Bu sözler, dün Doğu Perinçek’in 1998 yılında tutuklanmasında görevlendirilen PKK itirafçısı Sami Demirkıran’la ilişkisini aktardığımız Tuncay Güney’e ait. Konuşma, 1998 yılında, gazeteci Kemal Kaplan ile Tuncay Güney arasında geçiyor. Konu ilginç. Güney elindeki “Mesut Yılmaz – Abdullah Çatlı” fotoğrafının nasıl paraya çevrileceğinin peşinde…

Tuncay Güney, Vakit ve Yeni Şafak gazetelerinde çalıştıktan sonra, kendisiyle birlikte, Strateji dergisini ikinci kez çıkarmak üzere çalışmaya başlayan Kemal Kaplan’dan, fotoğrafları Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan’a satmasını ister.

ERDOĞAN’LA PARTİSİ ALEYHİNE GÖRÜŞME

Kaplan, her ne kadar yapacağı işin gazetecilik faaliyetiyle bağdaşmayacağını düşünse de Güney’in isteğine boyun eğer:

“Kendimi kanıtlamam için fırsat doğmuştu. Neden kendimi kanıtlamam gerektiğini ise bilmiyordum. Ya mesleğim, ya da Tuncay’la birlikte başlayan, adının ne olduğunu bilmediğim yeni kariyerim arasında karar vermem gerekiyordu. Ancak belki de işler sandığım gibi sarpa sarmazdı. Kimsenin haberi olmadan bunu çözebilirdim. Son düşünce, beni daha çok rahatlatıyordu. Buna tutunarak, Tuncay’a, ‘Olur, Recai Kutan’a bu fotoğrafı götürürüm’ dedim.

“- Harika… Korkuyorsun değil mi?

“- Evet.

“- Çok normal. Fakat korkacak bir şey yok. Öncelikle yasa dışı bir şey değil. İçinde bulunduğumuz dönemin fırsatlarını değerlendiriyoruz sadece.

“Haklı olabilirdi. Belki de haklıydı. Yasa dışı bir şey değildi. Fakat bana son derece yabancı ve ters bir durumdu.

“- Sen önce Recai Kutan’la görüşme fırsatı yakala, sonrası çorap söküşü gibi gelir.

“- Ya, basına deşifre ederse olayı?

“- Sen deli misin bunlar siyasetçi, siyaset için her şeyi yaparlar, kimsenin ruhu duymaz. Ben Tayyip Erdoğan’la görüştüm, geçen sene. Hem de içinde bulunduğu parti aleyhine bir görüşmeydi. Hiç çıkıp da, basına bir açıklama yaptı mı?

“- Hıı.. İlginç, Tayyip Erdoğan’la mı görüştün? Ne görüştün, diye sordum heyecanla. Tuncay hemen kapattı kendini.

“- Sonra anlatırım bunları, şimdi işimize bakalım.

“Artık bununla ilgi hiçbir şey öğrenemezdiniz Tuncay’dan. Bir anlık heyecanla gaflete kapılmış, olayın devamını sormuştum. Adam da bir savunma mekanizması devreye giriyor, hemen kendini kapıyordu. Öldürsen anlatmaz… Ben de meraktan çıldırırım…” (Kemal Kaplan, Köstebek – JİTEM-MİT ve MOSSAD Üçgeninde Tuncay Güney ile 240 gün, Stigma Yayınları, Mayıs 2010)

İLGİNÇ İLİŞKİLER

Sonuç olarak Kemal Kaplan, Recai Kutan’la fotoğraf işini görüşür. Kutan, Kaplan’ı pazarlık için Nevzat Yalçıntaş’a yönlendirir. YalçıntaşGüney’in istediği 150 bin doları çok bulur…

Ergenekon soruşturması, 2001’deki Emniyet ifadesine dayandırılan Tuncay Güney, bu konuşmadan kısa bir süre sonra, Tayyip Erdoğan’ın arkadaşı Sarıyer Belediye Başkanı Yusuf Tülün ile de görüşür. Konu, bu kez Erdoğan’ın Yargıtay’da bekleyen cezasıdır…

Yarın Kemal Kaplan’ın anılarına devam edeceğiz. Kaplan’la 2009 yılında yazışan Güney’in itiraflarını, ABD konsolosluğundaki eşcinsel arkadaşını ve MİT bağlantısını inceleyeceğiz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Mart 2012

, ,

Yorum bırakın

TUNCAY GÜNEY – SAMİ DEMİRKIRAN İLİŞKİSİ

28 Şubat’a toplu taarruz günlerinde ismi yeniden gündeme gelen savcı Nuh Mete Yüksel, geçen hafta emekli oldu.

Yüksel, Merve Kavakçı’yı ABD’deki bir konuşması nedeniyle birkaç kez ifade vermeye çağırmış, gelmeyince de bir gece yarısı evine baskın yapmıştı 1999 yılında. Bu baskın yıllar sonra, Kavakçı’ya “iade-i itibar” kampanyası nedeniyle gündeme getirildi.

Ancak kampanyacılar, Kavakçı’nın ABD vatandaşı olduğu gerçeğini atlayıp, türban mağduriyeti edebiyatına soyundular yine ve Yüksel’in gece yarısı baskınını yerden yere vurdular.

Bugün Nuh Mete Yüksel’i yerden yere vuranların, onun 1998 yılındaki “bir devlet operasyonu”na alkış tuttuklarını da vurgulayalım!

“BİR DEVLET OPERASYONU”

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 24 Eylül 1998’de “PKK’ye silah ve para yardımı yapmakla” suçlanarak gözaltına alındı. Savcı Nuh Mete Yüksel’in “delili” Sami Demirkıran isimli PKK itirafçısının, her tarafından sahte olduğu anlaşılan mektubuydu. Perinçek “bir devlet operasyonu” ile gözaltına alınmış, ancak 1991 seçimlerinde TRT’de yapılan Liderler Açık Oturumu’ndaki konuşmasına verilen 14 aylık hapis cezası infaz edilmişti nedense?!

SüperNATO’nun baş hedefi olarak 12 Mart’tan bu yana her on yılda bir hapsedilen Perinçek, 8 Ağustos 1999 yılına kadar 10 ay 10 gün Haymana Cezaevi’nde kalmıştı.

Nuh Mete Yüksel’in sahte mektupla yaptığı bu operasyona basının büyük bölümü gözlerini kapatmış, bugün kendilerini demokrasi şampiyonu ilan edenler ise savcıyı alkışlamıştı!

SÜPERNATO ELEMANLARI

Nuh Mete Yüksel’in 1998’deki “bir devlet operasyonu”nu ile bugünkü Ergenekon tertibi aynı merkezin, yani süperNATO’nun işi.

O gün görevlendirilen Sami Demirkıran ile bugün görevlendirilen Tuncay Güney’in birlikteliği, aynı merkezin elemanları olmaları bile tek başına kanıttır! Nasıl mı?

Ocak 2011’de Odatv’de tanıttığım, Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le geçirdiği 240 günü anlattığı “Köstebek” isimli kitabından aktaralım:

Demirkıran enteresan biriydi. İlginç tavırları ve yaşama bakışı vardı. Uzun yıllar PKK’nın dağ kadrosunda yer almıştı. Televizyonlarda da o dönem boy gösteren Demirkıranİşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’e kafayı takmıştı. Sebebi neydi? Perinçek’ten ne alıp veremediği vardı? Bilmiyorum.

Sami bir gün Doğu Perinçek aleyhine hazırladığı mektubu, bize getirdi. Mektup, PKK’nın sözde sorumlularından biri tarafından yazılmış ve Perinçek’in örgüte verdiği destekten dolayı teşekkürü içeriyordu. Altında bir de PKK’nın mührü vardı. Tuncay mektubu okuduktan sonra, ‘Harika, süper yazmışsın’ dedi.

Demirkıran, ‘Mektubu Ankara’ya götüreceğim. Nuh Mete Yüksel’e vereceğim. Perinçek görsün bakalım’ dedi.

DEMİRKIRAN – NUH METE YÜKSEL İLİŞKİSİ

Sami’nin anlattığına göre, dönemin Ankara DGM başsavcısı olan Nuh Mete Yüksel’le arası çok iyiydi. Perinçek’in mektup sayesinde tutuklanacağından emindi.

Tuncay mektubu alıp bir kopya çıkardı. Sami ofisten ayrıldıktan sonra Tuncay’a, neden böyle bir olaya karıştığını, Aydınlık grubuyla aramızın iyi olduğunu, Adnan Akfırat’la sık sık görüşüp hatta onlara haber kaynaklığı bile yaptığımızı hatırlattığımda, bana gülerek şu cevabı verdi. ‘Kemal hocam çok irdeleme…’

Nuh Mete Yüksel, Sami Demirkıran’ın verdiği mektuba istinaden, Perinçek’i tutuklatmış, 24 Eylül 1998 tarihinde cezaevine giren Doğu Perinçek, on ay cezaevinde yatmıştı”. (Kemal Kaplan, Köstebek – JİTEM-MİT ve MOSSAD Üçgeninde Tuncay Güney ile 240 gün, Stigma Yayınları, Mayıs 2010)

Kitapta başka ilginç bilgiler de var. Örneğin Tuncay Güney’in Tayyip Erdoğan’la görüştüğünü söylemesi… Yarın da o konuya değiniriz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Mart 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

TARAF’IN HABERCİLİĞİ

Zaman yazarı İhsan Dağı, cemaatin çıkarları gereği haklı olarak soruyor: “Stratfor bu kavgaya değer mi?” (Zaman, 13 Mart 2012)

İhsan Dağı, MİT olayıyla AKP ve cemaatin; Stratfor belgeleri nedeniyle de ikisinin bu kez Taraf’la karşı karşıya geldiğine dikkat çekiyor.

Ve İhsan Dağı on yıllık bu “büyük koalisyon”un, “iş bitmeden” dağılma sinyalleri verdiğini saptayarak, tüm aktörleri uyarıyor!

AMERİKAN İŞİ

Hangi iş, dediğinizi duyar gibiyim…

Ortada İhsan Dağı’nın iddia ettiği gibi “kendiliğinden gelişen informal ve fiili bir koalisyon” yok elbette.

Dağı’nın “büyük koalisyon” dediği bu birleşme, ancak ortak bir görev olarak verilmiş ortak bir “iş” varsa eğer, gerçekleşirdi.

TARAF’IN BALONLARI

İhsan Dağı, “Bilgi Destek Planı ve Faaliyet Çizelgesi”, “İrticayla Mücadele Eylem Planı”, “Balyoz Operasyonu”, “Aktütün Görüntüleri”, “İnternet Andıcı”, “Pimi Çekilip Askere Verilen Bomba” gibi CIA imalatı haberleri, Taraf’ın gazetecilik başarıları olarak listelemiş ve soruyor: Tüm bu başarılı haberlerden sonra gazetecilik değeri olmayan Stratfor belgelerini yayınlamaya değer mi bu kavga?

Taraf’ın belgeleri hangi amaçla yayımladığını, kuşkusuz en iyi, Wikileaks belgelerini nasıl tahrif ettiklerini orijinalleriyle karşılaştırarak saptayan Aydınlık bilir!

Dolayısıyla Taraf’ın Stratfor belgelerini sırf gazetecilik olsun diye değil, AKP’ye Atlantik’ten atılan Suriye sopası olarak saptayabiliriz haliyle…

Taraf’ın haberciliğinin ne olduğu şu birkaç örnekten bile anlaşılır aslında:

TARAF’IN YALANLARI

Örneğin Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterini NTV’nin düşürdüğünü iddia etmişlerdi. Güya Mirgün Cabas, telefon sinyalleriyle başarmıştı bu işi. Telefonların ne zaman edildiğinin saptanmasından sonra bile utanmadılar hiç!

Örneğin İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Taraf’ın yalanları nedeniyle birkaç kez tazminat kazandı. Önder Aytaç, 14 Aralık 2009 tarihli “Kürt Ergenekon ve Derin Öcalan” başlıklı yazısı nedeniyle Perinçek’e 5 bin lira tazminat ödemeye mahkûm edildi.

Yine Taraf gazetesi 6 Şubat 2010 tarihli “emirleri Perinçek veriyor” başlıklı yalan haberi nedeniyle, 5 bin lira tazminatla cezalandırıldı!

Yine Taraf yazarı Roni Marguiles 3 Nisan 2010 günü Perinçek’e karşı kullandığı ifadeler nedeniyle 5 bin lira tazminata mahkûm edildi.

2 BİN 760 YALAN

Bu tip operasyonel yalanlar dışında, göz önündeki olaylarda bile nasıl rahatça yalan söylediklerine en önemli örnek, 25 Kasım 2011’de Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner’in Silivri’ye dava izlemeye gittiğini yazmaları oldu.

Taraf, ertesi günü “ajanstan gelen haberi yanlış anladık” diye kıvırmıştı anımsarsınız…

Unutmadan, bir de TGB’nin Emre Uslu’yu işlettiği Taraf’ın “büyük bombası” var, hani şu ellerinde patlayan!

Uzatmayalım. Google arama motoruna “Taraf’ın yalanı” yazdığınızda, karşınıza çıkan tam 2 bin 760 sonuç, ne anlatmak istediğimizi somut olarak ortaya koyuyor zaten!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Mart 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ÖCALAN VE ŞEYH SAİT

Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) hafta sonu yapılan 6. Olağan Genel Kurulu’nun sonuç bildirgesinde “Öcalan’ın siyaset yapabilmesi için önünün açılması ve koşullarının düzeltilmesi” istendi. Sonuç bildirgesinde, “Şeyh Sait neyse, Sayın Öcalan da halkımız için odur” ifadesine yer verildi.

BDP’li milletvekilleri, belediye başkanları ve delegelerin katıldığı Genel Kurulun kararı kuşkusuz eylemiyle de uyumlu. Zira hakkında sempozyumlar düzenlenen, anma törenleri yapılan Şeyh Sait’in en son Diyarbakır’da heykeli dikilmişti!

Peki, Şeyh Sait’le eşdeğer tutulan Abdullah Öcalan bu konuda ne düşünüyor?

‘İLK KÜRT İSYANLARI BATI’YA DAYANIYORDU’

Serxwebun dergisinin Haziran – 2000 tarihli 222. sayısında, Öcalan’ın Şeyh Sait konusunda ne düşündüğü, “PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan yoldaşın değerlendirmesi” başlığı altında yayımlanmıştı. Aktaralım:

“İsyanlar tarihi iyi bilinmeli ve doğru algılanmalıdır. Geçmişte yaşanan isyanlar ilkel milliyetçiliğe dayalıdır. Bazıları benim için ‘Kemalizme kayıyor’ diyebilirler. Kemalizm düşmanlığı Kürtlerin lehine değildir. İlk Kürt isyanları Batı’ya dayanıyordu. Söylemek istediğim şuydu: O dönemde hem Kürtler üzerinde hem de Türkler üzerinde emperyalizmin oyunu vardı. O zamanki isyanlara önderlik edenler bunu göremediler. Önderliklerin gerici yanlarını görmek gerekir. Bu oyun hâlâ devam ediyor.

“İsyan Kürt egemenlerinin yaklaşımıdır. Barzani ve Talabani’ye dikkat edilmeli. Kürt halkını da Kemalizmi de bu hale getiren isyanlardır. 1919-24 sürecini anlatan Doğu Perinçek’in kitabı okunmalı. Mustafa Kemal 1919’da Kürtlere bütün özgürlükleri tanıyacaktı. ‘Oyuna gelmeyin’ dedi. ‘Kürdistan Devleti kurma oyununa, Ermeni Devleti kurma oyununa gelmeyin’ dedi. Cumhuriyetle birlikte Kürtlerin bütün özgürlükleri tanınacaktı. Doğrudur, Atatürk stratejik açıdan yaklaştı. Bu 1924’e kadar sürdü.

‘ŞEYH SAİT KÜRTLERİ ATEŞE ATTI’

Şeyh Said isyanı taviz koparma amacıyla Kürtleri ateşe atmıştır. Bu isyan Kürtler için büyük felaket oldu. Barzani ve Talabani böyle ortaya çıktı. Kürt, namusuyla oynandı, ateşe atıldı. Bush ve İngiltere öyle yaptı, ‘Kürtlere devlet vereceğim’ dedi. Bunların hepsi hikâyeydi. Sonuçta içinden çıkılmaz bir Kürt ve Kürdistan doğdu. Sonuç trajedidir. Bu tarihi açmak gerekiyor.

1925 isyanı ve bastırma, iki taraflı şiddet, Cumhuriyeti ve Kemalizmi olumsuz etkiledi ve demokrasi kaybetti. 1924’e kadar Mustafa Kemal’in çizgisi önemlidir. Kürt isyanları devreye girince cumhuriyet tökezledi. Mustafa Kemal bilinçliydi; bu işbirlikçileri tanıdı.

“Cumhuriyet ideolojisine aykırı değil. Türkiye’ye en iyi yardım 1925 Musul-Kerkük oyununu bozmaktır. Türkiye’ye demokratik hizmet etmektir.

“1925’te isyan çıkarıp sahipsiz bırakanlar şimdi de işbaşındadırlar. PKK de HADEP de bunlara karşı uyanık olmalıdır.

ÖCALAN, ŞEYH SAİTLEŞTİ!

Peki, bu sözlerden tam 12 yıl sonra ne değişti? 12 yıl sonra bugün Şeyh Sait ve Öcalan neden aynılaştı?

Şeyh Sait tarihteki yerinde durduğuna ve yerini değiştiremeyeceğine göre, Şeyh Saitleşmekte olan Öcalan’dır!

Öcalan, “isyan çıkarıp sahipsiz bırakanların iş başında olduğunu” doğru saptamış ancak sahipsiz bırakanlara yani emperyalizme bağımlılıkta Şeyh Sait’i aşmıştır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Ocak 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN’IN İNCİLERİ

40 kez “Ben Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanıyım” dedikten sonra, kendisini BOP eşbaşkanı diye niteleyenleri “yalancı” diye suçlayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yeni bir “pes artık” dedirten inciye imza attı.

IRAK’A GİRMEME KONUSU

Önceki gün grupta konuşan Erdoğan’ın Türk milletinin zekâsıyla alay eden sözleri şöyleydi: “ABD Irak’a girdiğinde bizim de girmemiz istendi ama biz Irak halkı istemiyor diye girmedik.

1 Mart tezkeresinin geçmesi için yoğun mücadele eden, tezkere geçmeyince uğradığı hayal kırıklığını açıkça ifade eden, Gül’den devraldığı başbakanlık görevinde ilk icraat olarak üsleri ABD’ye açan, ABD askerlerinin havadan Irak’a geçmesine Bakanlar Kurulu izni sağlayan, Irak’ı işgal eden ABD askerlerinin sağlığına duacı olduğunu söyleyen Recep Tayyip Erdoğan değil de, bir başkası sanki…

Tezkere oylaması öncesi seslendiği AKP milletvekillerine, “evet” derlerse kendisine oy vermiş olacaklarını, “hayır” derlerse “Doğu Perinçek’e oy vermiş olacaklarını” söyleyen Erdoğan değil de, bir başkası sanki…

MEZHEPÇİLİK KONUSU

Başbakan Erdoğan’ın son grup konuşması, birden çok inciyle doluydu. Devam edelim: “Sayın Maliki Irak’ta mezhep çatışması başlatırsa biz buna sessiz kalmayız.

Maliki’nin Irak’ın birliğini sağlamaya çalıştığını bu köşeden birkaç kez, olgularıyla ortaya koymuştuk. AKP’nin Sünni mezhepçiliği üzerinden Irak’a nüfuz etmeye çalıştığını, Kuzey Irak’ı himaye ajandasının yürürlükte olduğunu belirtmiştik. İç politikada rakiplerini “Alevi” diyerek sindirmeye çalışan Erdoğan’ın mezhepçi sicili, Suriye’de de ortaya çıkmış ve Başbakan, ortada en ufak bir emare yokken, bu ülkede “Alevi – Sünni çatışmasından endişe duyduğunu” söylemişti. Bu açıklama, Suriye’de endişe olarak değil de, AKP’nin temennisi olarak algılanmıştı.

‘SARKOZY ASLEN OSMANLI’

Erdoğan’ın Fransa Senatosu’nun kararıyla ilgili sözleri ise evlere şenlikti: “Sarkozy’nin dedesi Selanik’te doğmuştur yani soyu Osmanlı’ya dayanır. Ne kadar Türkiye düşmanlığı yaparsa yapsın Sarkozy, geçmişi İspanya’dan kaçıp Osmanlı’ya sığınan Musevilere dayanıyor. Sarkozy ne yaparsa yapsın Osmanlı hoşgörüsünden bize ödün verdiremeyecektir.”

Erdoğan’ın yorumlamakta zorlandığımız bu sözlerini bir kenara bırakıyor ve onun Fransa’ya nasıl tepki gösterdiğine geçiyoruz: “ Önlemlerimizi etap etap açıklayacağız. Şuan sabrediyoruz.

Fransa Temsilciler Meclisi bir ay önce bu kararı aldığında da Erdoğan, “önlemleri etap etap açıklayacaktı.” Erdoğan’ın tek “önlemi” büyük sözlerle Paris Büyükelçimizi geri çekmesi ancak kısa bir süre sonra da yeniden Paris’e göndermesi oldu.

Fransa Senatosu, alınmayan önlemler neticesinde bir ay sonra aynı kararı aldı ama Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, hâlâ “etap etap önlem açıklayacağını” söylüyor, şimdilik “sabrettiğini” belirtiyor. Kendi kalemize gol attığımız nasıl da ortada!

AKP ULUDERE’NİN İZİNDEYMİŞ!

Grupta Uludere konusuna da değinen Başbakan Erdoğan, bakın neler söyledi: “Aradan geçen bir ay içinde Uludere’ye samimiyetsizlikle yaklaşanlar meseleyi unutup kenara çekilirken, biz meseleyi takip ediyoruz. Biz Uludere’de yaşananların aydınlatılması için imkânlarımızı seferber ediyoruz.

İstihbaratın kaynağını açıklamak bu kadar zor mu? Hangi imkânlar seferber edildiği halde bu kadar basit bir bilgiye ulaşılamıyor?

Tüm bu incileri tek bir grup toplantısına sığdırabilme becerisinin kaynağı, “çaresizlik” olmalı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Ocak 2011

, , , , , ,

Yorum bırakın

İSVİÇRE’DEN GELEN BAVUL

Recep Tayyip Erdoğan sonrası AKP” sorunu, ittifakın çatırdamasına neden oluyor. İttifakın bileşenleri hem kılıçları çekti hem de kirli çamaşırları sergilemeye başladı.

Örneğin, bir kesimin sözcüsü olarak Mehmet Baransu, 12 Haziran seçimlerinden önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bir parti kurmaya niyet ettiğini ifşa etti.

Bizi bu bilgiden ziyade Baransu’nun şu ifşaatı ilgilendirdi: “Parantezi kapatırken, AK Partili bir ismin 2004 yılında İsviçre’ye neden gittiğini, gelirken yanında bulunan valizde kaç milyon dolar olduğunu, bu paranın Türkiye’ye neden getirildiğini de doğrusu merak ediyorum.”

Dün gün boyu pek çok kişi, Baransu gibi, bu paranın Türkiye’ye neden getirildiğini merak etti. Parayı hangi ismin getirdiği soruşturuldu…

KİMİN PARASI?

Bizi ne kadar paranın, kim tarafından ve nerede kullanılmak üzere getirildiğinden çok, kimin parasının getirildiği ilgilendiriyor.

Daha doğrusu, “kimin hesabındaki para” sorusu ilgilendiriyor.

Çünkü bu konu, Türkiye’nin konusudur!

HAYRULLAH MAHMUT’UN E-POSTASI

Erdoğan’ın İsviçre’deki hesaplarıyla ilgili ilk duyum, 2006’da geldi. Ulusal Kanal Haber Müdürü olduğum o dönemde e-postama gelen Hayrullah Mahmut imzalı bir yazıda vardı bu bilgi…

İnternette dolaşan bu e-postayı, 30 Ocak 2006 günü saat 16.54’te Ulusal Kanal ve Aydınlık yöneticileri ile birlikte Doğu Perinçek’e de yolladım. Perinçek, Mahmut’un bu e-postasını Ergenekon ana davasında açıkladı. Mahmut’un belirttiği olay özetle şudur:

2005 yılının ilk çeyreğinde ABD Büyükelçisi Eric Edelman, Tayyip Erdoğan ile görüşür. Edelman, Erdoğan’ın önüne, İsviçre’deki sırdaş hesabıyla ilgili dosyayı atar ve İncirlik üssü, Kıbrıs, Kuzey Irak, Afganistan ve Kürt sorunu konularında ABD’nin isteklerini yapması karşılığında, dosyayı gizli tutacaklarını söyler.

EDELMAN’IN WASHİNGTON’A KRİPTOSU

Wikileaks’in tam beş yıl sonra yayımladığı ABD gizli bilgileri, Edelman’ın, Erdoğan’ın İsviçre hesaplarını daha 2004 yılının sonunda öğrendiğini ortaya koydu. 30 Aralık 2004 tarihli kriptoda şöyle söylüyordu Edelman: “İki ayrı kaynaktan edindiğimiz bilgiye göre, Erdoğan’ın İsviçre bankalarında sekiz ayrı hesabı var.”

ABD Büyükelçisi, bu bilgiyi önce Washington’a geçmiş, yaklaşık üç ay sonra da ülkesinin çıkarlarını AKP’ye uygulatmak için Erdoğan’ın önüne getirmiştir. Gazeteci Hayrullah Mahmut da, bu bilgiye yaklaşık bir yıl sonra ulaşmış ve internette duyurmuştur.

Ancak konu, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in ele almasıyla Türkiye’nin gündemine oturdu!

Erdoğan servetiyle ilgili iddia karşısında “ispat edin” dedi. Perinçek, tam yedi ayrı kanıt sundu!

MİT: 8 HESAPTA 800 MİLYON VAR

Konu bilahare, Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybeden MİT’çi Kâşif Kozinoğlu’nun Aydınlık’a açıklamalarıyla da gündeme geldi.

Kozinoğlu, Başbakan Erdoğan’ın İsviçre bankalarındaki 8 ayrı hesapta yaklaşık 800 milyon dolar parası olduğunu açıkladı.

Kozinoğlu, bu bilgiyi, CIA’nın dışında Alman istihbarat örgütü BND’nin de 30 milyon avro karşılığında temin ettiğini ifade etti. Almanya’nın belge ve bilgileri Eyşan Adalarındaki İsviçre Bankası müdürü üzerinden elde ettiğini belirten Kozinoğlu, Berlin’in belgeleri Erdoğan’a karşı koz olarak kullandığını vurguladı.

Kâşif Kozinoğlu, Erdoğan’ın İsviçre bankalarındaki gizli hesaplarıyla ilgili bilgileri CIA’ya da Bülent Arınç’ın verdiğini açıkladı.

TÜRKİYE BU ŞANTAJ ARACINDAN KURTULMALI

ABD Büyükelçisi’nin kriptosuna ve MİT’e göre, Erdoğan’ın İsviçre’deki hesabı, hem ABD tarafından hem de Almanya tarafından şantaj aracı olarak kullanılmıştır.

Mehmet Baransu’nun ifşaatı, bu hesapların Erdoğan sonrası AKP için de kullanıldığını göstermektedir.

Dolayısıyla, Erdoğan’ın İsviçre’deki hesabı, Türkiye’nin milli meselesidir. Ve bu meselenin, Türkiye’ye karşı komplonun bir aracı olmaması için, acilen hesabı sorulmalıdır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Aralık 2011 

, , , ,

Yorum bırakın

AVRASYA BİRLİĞİ’NDEN TÜRKİYE’YE DAVET

Rusya Federasyonu Başbakanı Vladimir Putin’in, “Avrasya için yeni bir entegrasyon projesi” isimli makalesiyle açıkladığı Avrasya Projesi, Rusya, Kazakistan ve Belarus devlet başkanlarınca 18 Kasım’da imzalanmış ve hayata geçmişti.

Rusya Türkiye’yi de Avrasya Birliği’ne davet ediyor. Rusya’da iktidardaki Birleşik Rusya Partisi milletvekili olan Sergey Markov, Türkiye’nin gelecekte Rusya, Kazakistan ve Belarus arasında oluşturulan Avrasya Birliği’ne katılabileceğini söyledi.

AVRUPA DEĞİL AVRASYA BİRLİĞİ

Aynı zamanda siyaset uzmanı da olan Markov, AB üyeliği konusunda umduğunu bulamayan Türkiye’nin gelecekte bu birliğe dâhil olabileceğini savundu. Markov, “Dolayısıyla Avrupa yolu kapanan Türkiye’nin Avrasya Birliği’ne katılması gelecekte mantıklı olacaktır” dedi.

Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusu, anımsanacağı gibi Putin tarafından da mizah konusu olarak değerlendirilmişti. Valday Kulübü toplantısında bir uzman Putin’e “Türkiye’nin AB üyeliğine nasıl baktığını” sormuş, Putin de şu esprili yanıtı vermişti: “Türkiye’nin AB’ye giriş kâğıtlarını verin imzalayayım. Bana ne zararı var?”

PERİNÇEK ve BATI ASYA TOPLULUĞU

Türkiye ve Avrasya Birliği projesi aslında yeni değil. İşçi Partisi 1990’ların başından beri bu projeyi teorileştirip, geliştirmiştir. İşçi Partisi’nin önderlik ettiği ve ilkini 1996 yılında yaptığı Uluslararası Avrasya Konferansları, Türkiye’den Rusya’ya, İran’dan Hindistan’a kadar pek çok ülkenin önemli siyasi partilerinin Avrasya Birliği’ni tartışma, geliştirme adresleri olmuştur. 

Son olarak İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, bu teoriyi 2009 yılında daha da berraklaştırmış ve “köklü çözüm “olarak Batı Asya Topluluğu ismiyle Türkiye’nin ve bölgenin önüne koymuştu.

Perinçek, Batı Asya Topluluğu için ilk etapta KKTC ile bütünleşen Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Azerbaycan’ın isimlerini saymış ve şu saptamayı yapmıştı: “Topluluk olarak başlayıp, ileride belki de bir konfederasyona, bir tür devletler birliğine varabilecek olan bu örgütlenme, dünyanın beş büyük gücünden biri olur.

KÖKLÜ ÇÖZÜM

4 Eylül 2009 günü yazılı bir açıklamayla bu projeyi sunan Perinçek, topluluğun bölgedeki hangi sorunlara da köklü çözüm getireceğini saptamıştı:

“Batı Asya Topluluğu, Kürdünü bölge çapında kucaklayarak Kürt meselesini tarihi bir hatıra haline getirir; kesin olarak çözer. Türkiye, Basra Körfezi’ni fetheder; komşu ülkeler de İstanbul’u fethetmiş olurlar.

“Ermeni sorunu diye bir sorunun adı bile kalmaz. Ağrı dağını zaten kimse yerinden oynatamaz.

“Batı Asya Topluluğu, Türkiye’yi Araplarla birleştirir; İran’la birleştirir; Yalnız kendi Kürdüyle değil, bölgenin bütün Kürtleriyle birleştirir; Irak’ın, Suriye’nin, İran’ın ve Azerbaycan’ın Türkleriyle birleştirir; Asya ile birleştirir.

Batı Asya Topluluğu, Washington’u caydırır ve ABD’yi çılgın maceraların getireceği felaketlerden kurtarır. Bütün dünyada barış ve güvenlik için bir anahtar görevi yapar. Ulusal devletler, çağımızın gereğidir ve demokratik bir toplum kurmanın biricik örgütlenme biçimidir. Ancak ulusal devlet, emperyalizmin küresel saldırısı karşısında kendi sınırları içinde yaşayamaz. Çin bile birleşerek gelişiyor! Batı Asya Topluluğu, ulusal devletimizin yaşama ve gelişme çerçevesidir.”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Aralık 2011

, , ,

Yorum bırakın

NEO-MİLLETVEKİLİ

Doğu Perinçek dün Rota’da, bir gazeteci arkadaşının şu sorusuna yanıt arıyordu: “Türkiye’nin 1945 sonrasında Atlantik sistemine bağlanmasına ve karşıdevrim sürecine Atatürk devrimcileri içinden niçin ciddi bir direnme gösterilmedi?”

Soruyu güncelleyelim: Atatürk’ün partisi, Türkiye’nin parçalanma sürecine neden ciddi bir direnç göstermiyor? Neden alanlara çıkmıyor?

Ve yanıtı verelim:

‘DERSİM SOYKIRIMINI ATATÜRK YAPTI’           

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, 10 Kasım’da cemaatin gazetesi Zaman’a konuşmuş ve Atatürk ile CHP’yi eleştirmiş.

CHP Milletvekili Aygün devletin ve CHP’nin Dersim’de soykırım yaptığını savunmuş.  Aygün “CHP, Kılıçdaroğlu döneminde bu konuda tarihiyle yüzleşiyor” diyerek de Neo-CHP’nin Neo-millevekili olduğunu ortaya koymuş.

Zaman’ın Dersim uzmanı diye övdüğü Aygün’e göre önce Ordu harekata geçmiş; Dersimli, kendini savunmak için sonradan silaha sarılmış!

Dersim’in 500 yıldır yok edilmeye çalışıldığını belirten Aygün, Cumhuriyet’in de bu anlayışı sürdürdüğünü savunuyor.

Aygün, kimi AtatürkçülerinAtatürk’ün Dersim’deki soykırımdan haberi yoktu” şeklindeki savunmasına da itiraz ediyor: “Bu dönem boyunca izlenen bütün politikalarda Atatürk devletin başındadır.”

‘ÖCALAN’LA MÜZAKERE EDİLMELİ’

Neo-CHP’nin Neo-milletvekili Hüseyin Aygün, 10 Kasım demeçlerini Dersim yalanlarıyla sınırlı tutmuyor Zaman’da…

Hüseyin Aygün, Kürt sorununun barış ve PKK ile diyalog kurularak çözüleceğine inandığını söylüyor. Aygün, Öcalan’la pazarlık masasına oturan AKP’yi de övüyor: “Öcalan’la yapılan görüşmeler çok değerlidir ve bu sürecin yeniden başlaması gerekir. Ama örgütün de silah kullanmayacağını inandırıcı bir şekilde topluma ve hükümete anlatması lazım. Birbirimizi öldürmeden konuşmalı, çözüm aramalıyız. Hükümet aslında görüşmeler yaparak, müzakere yaparak bu iradeyi ortaya koydu. O yolun devam etmesi gerekir.”

Aygün, sorunun çözümünde “kırmızı çizgi” söylemini de yanlış bulduğunu belirtiyor!

‘OPERASYON, DERİN DEVLETİ FELÇ ETTİ’

Neo-CHP’nin Neo-milletvekili Hüseyin Aygün, Ergenekon soruşturmalarına da tam destek veriyor; soruşturma ve kovuşturmaların derin devleti felç ettiğini savunuyor!

“Ergenekon diye bir gizli örgütün, yapılanmanın olduğunu biliyorum.” diyen CHP milletvekili Aygün, operasyonun başlamasıyla yasadışı eylemlerin bittiğini, bölgede faili meçhullerin neredeyse durma noktasına geldiğini iddia ediyor.

Aygün, o kadar kurulu ki, Silivri’de yatanların içinde partisinin milletvekilleri de olmasına rağmen, “derin devlet ve gizli kontrgerilla çekirdekleri felç oldu” diyebiliyor.

NEO-CHP, TÜRKİYE’NİN PARÇALANMASINA DİRENEMEZ

Hüseyin Aygün’ün sözleri ortada. CHP’de Hüseyin Aygünler dün de vardı, bugün de varlar…

Peki bünyesinde Hüseyin Aygünleri barındıran bir parti, Atatürk’e, Altı Ok’a, Atatürk’ün devrimlerine sahip çıkabilir mi? Türkiye’nin parçalanmasına direnebilir mi?

Kendi geçmişini, köklerini savunamayan bir kurucu parti, kurduğunu savunabilir mi?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Kasım 2011 

, ,

1 Yorum

AKP ÖCALAN’I SERBEST BIRAKACAK

Recep Tayyip Erdoğan kontenjanından AKP Gaziantep Milletvekili olan Şamil Tayyar, yazdığı “Kürt Ergenekonu” kitabıyla gündemde. Ve Tayyar kitap satılsın diye, her gün bir gazetenin birinci sayfasında.

GÖZÜN AYDIN: PKK’Yİ MİT KURMUŞ!

Şamil Tayyar, PKK’yi MİT’in kurduğunu keşfetmiş! 31 Ekim tahrili Star gazetesinde böyle söylüyor. Doğrusu tebrik ediyoruz. Bu konuda Aydınlık’ın hacimli dosyalarını buradan hatırlatacak değiliz. Ancak Tayyar’ın ufkunu geliştirelim: MİT’e de ABD kurdurttu!

Bu keşfi yapan Şamil Tayyar, henüz oturduğu koltuğun anlamını kavrayamadı muhtemelen. Zira oturduğu makam haber yapma makamı değil, hesap sorma makamı. O nedenle bu keşfi yapan milletvekili Tayyar’ın, genel başkanına bağlı olan MİT’ten, PKK’nin kuruluşuna ilişkin bilgi sorması, dahası hesap sorması gerekir!

Biliyorum, mümkün değil diyeceksiniz. Ne de olsa Başbakan’ın özel temsilcisi olan MİT müsteşarı Hakan Fidan, zaten PKK ile pazarlık masasında!

Ancak Tayyar partisinin PKK ile pazarlıkta olduğunu atlayıp, yine PKK ile ilişkisi olduğu yalanını söyleyip, kurulmuş gibi, Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük’e saldırıyor. Bu yalanlardan ötürü Perinçek’e tazminat ödeme rekorları kıran gazetelerin, yine aynı yalanlara sayfa ayırması, görevlerinin gereğidir.

AKP İKTİDARI PKK’YLE PAYLAŞTI

Gelelim ikinci konuya. Şamil Tayyar yine milletvekili olduğunun farkında olmayarak şöyle konuşuyor: “Doğu ve güneydoğuda PKK vesayeti var, özgür düşünce, özgür ifade gelişmiyor. O nedenle orada diğer bölgelerdeki gibi bir uyanış olmuyor. Bu PKK vesayetinin kırılması lazım. Orada entelektüeli, siyasetçisi, aydını da vatandaşlarımız da maalesef özgür değil.”

İktidarın bir üyesi olan Tayyar, sizce de ülkenin bir bölümünde iktidar olmadıklarını itiraf etmiş olmuyor mu? Bu durumda AKP iktidarı PKK ile paylaşmış olmuyor mu? Daha da beteri, ülke paylaşılmış olmuyor mu?

PKK SİYASALLAŞACAK, ÖCALAN SERBEST KALACAK

Nitekim Şamil Tayyar, Öcalan’ı da zaman içinde serbest bırakacaklarını söylüyor: “Ben Abdullah Öcalan’ın kaderini PKK’nin belirleyeceğini düşünüyorum. Eğer PKK hesaplarını Türkiye’ye kan ve şiddet üzerinden ciro etmeye devam ederse Abdullah Öcalan oradan asla çıkamaz. Ama PKK tarihin akış yönünü iyi okur, iyi değerlendirir, barış sürecine katkıda bulunmak, silah bırakmak ve siyasallaşmak isterse ben buna zemin oluşturulacağını düşünüyorum. Oluşacak barış havasının Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki durumunu biraz daha netleştireceğini düşünüyorum. (…) Mandela 28 yıl hapishanede kaldı. Hayatı boyunca ırkçılığın çözümüyle ilgili talepleri kendi şahsına endekslemedi. Ama sorun çözüldüğünde o da dışarıdaydı. Eğer sorun çözülür, kan akmazsa o günün toplumsal şartları Türkiye’yi bu konuda bir yere taşır.”

Ülkenin bir bölümünün PKK kontrolünde olduğunu söyleyen bir AKP milletvekili, PKK’nin siyasallaşmasıyla, Öcalan’ın da serbest kalacağını söyleyebiliyor!

Kısmetse önce Diyarbakır’dan birinci sıra milletvekili yaparsınız! Sonra da…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Kasım 2011 

, , , , ,

1 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın