Posts Tagged Sarkozy

BERLUSCONİ, SARKOZY, ERDOĞAN

Son 10 yılda ABD nüfuzu altındaki ülkelerde tek tip liderler ortaya çıktı hep: Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan, İtalya’da Silvio Berlusconi, Fransa’da Nicolas Sarkozy

ABD Başkanı Bush’u da dâhil ettiğinizde, 2000’lerin Batı tipi lider profili ortaya çıkıyordu.

Kendi aralarında başka tuhaf benzerlikler de taşıyorlardı. Örneğin Erdoğan ile Berlusconi futbol, Berlusconi ve Sarkozy ise kadın konusunda ortaklardı…

Bush ile Erdoğan’ın ortak benzer noktası ise düşmekti: Biri Amerikan hacıyatmazından, diğeri de attan düşmüştü.

Hepsinin ortak noktası ise siyasi hayatları ile kişisel servetleri arasındaki paralellikti…

1) SİLVİO BERLUSCONİ

İtalyan mafyokrasisinin en önemli temsilcisi olan Silvio Berlusconi, oğlunun nikâh şahidi olacak kadar Erdoğan’a yakın bir isimdi. İkiliyi uluslararası ilişkilerde bağlayan en önemli bağ ise petrol ve doğal gaz borularıydı…

Gücünü medya-futbol-enerji üçgeni üzerinde inşa eden Berlusconi, İtalyan siyaseti üzerindeki ağırlığını yolsuzluk iddiaları üzerine kaybetti.

Vergi kaçakçılığı ile yargılandığı davada 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Para karşılığı ilişkiye girmek ve gücünü kötüye kullanmaktan da 7 yıl hapis ve ömür boyu kamu hizmetinden men cezası aldı.

2) NİCOLAS SARKOZY

Amerikancı lider tipinin öne çıkan bir diğer figürü ise Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’ydi.

2010’da seçim kampanyasına yasa dışı yollardan maddi kaynak sağladığı iddiasıyla başlayan bir yolsuzluk operasyonu sonrasında siyasetin dışına düştü.

Sarkozy, L’Oreal’in sahibinin eski muhasebecisinin ortaya attığı iddiaları önce komplo ve karalama kampanyası olarak niteledi. Ancak gün geçtikçe Sarkozy’nin bakanlarının aldığı rüşvetler somut olarak ortaya çıkmaya başladı.

Sarkozy “karalama kampanyası” dedikten bir ay sonra iki bakanını feda etmek zorunda kaldı. Ancak bu feda Sarkozy’yi kurtaramadı. Sarkozy önce seçimleri kaybetti, sonra da dokunulmazlığını…

Ardından evine ve işyerine baskınlar düzenlendi, en yakın adamları tutuklandı.

3) RECEP TAYYİP ERDOĞAN

Erdoğan’la ilgili ilk ciddi finans iddiasının sahibi, ülkenin en zengini olan Rahmi Koç’tu. Koç, 2001’de Erdoğan’ın 1 milyar doları olduğunu iddia etti. Ancak Erdoğan’ın resmi malvarlığında pek bir şey görünmüyordu…

Bu büyüklükte bir para resmi malvarlığında hiç görünmediyse de, Erdoğan’ın malvarlığı iktidarının ilk yıllarında yine de ani bir artış gösterdi. Erdoğan’ın bu ani artışı “oğlumdan borç aldım” diyerek açıklamaya çalışması, kamuoyunu tatmin etmiyordu.

Oğlunun düğün altınlarını borç alarak malvarlığı artışını açıklayan Erdoğan, birkaç yıl sonra da oğlunun gemiciğini yine aralarındaki al-ver ilişkisine dayandırıyordu. Oğlan babaya, baba da oğlana borç veriyor, servetler karşılıklı büyüyordu…

Öte yandan Wikileaks’in açıkladığı ABD kriptolarında görüldü ki, CIA dosyasında Erdoğan’ın İsviçre’de 8 gizli hesabı olduğu bilgisi vardı.

Uzatmayalım. Erdoğan da artık siyasi benzerleri Berlusconi ve Sarkozy gibi yolsuzluk operasyonunun hedefinde…

Sonuç ne mi olur? Sarkozy’nin bakan fedası yöntemini izleyen Erdoğan’ın da, aynı sonu yaşayacağı görülüyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Aralık 2013

, ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN’IN İNCİLERİ

40 kez “Ben Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanıyım” dedikten sonra, kendisini BOP eşbaşkanı diye niteleyenleri “yalancı” diye suçlayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yeni bir “pes artık” dedirten inciye imza attı.

IRAK’A GİRMEME KONUSU

Önceki gün grupta konuşan Erdoğan’ın Türk milletinin zekâsıyla alay eden sözleri şöyleydi: “ABD Irak’a girdiğinde bizim de girmemiz istendi ama biz Irak halkı istemiyor diye girmedik.

1 Mart tezkeresinin geçmesi için yoğun mücadele eden, tezkere geçmeyince uğradığı hayal kırıklığını açıkça ifade eden, Gül’den devraldığı başbakanlık görevinde ilk icraat olarak üsleri ABD’ye açan, ABD askerlerinin havadan Irak’a geçmesine Bakanlar Kurulu izni sağlayan, Irak’ı işgal eden ABD askerlerinin sağlığına duacı olduğunu söyleyen Recep Tayyip Erdoğan değil de, bir başkası sanki…

Tezkere oylaması öncesi seslendiği AKP milletvekillerine, “evet” derlerse kendisine oy vermiş olacaklarını, “hayır” derlerse “Doğu Perinçek’e oy vermiş olacaklarını” söyleyen Erdoğan değil de, bir başkası sanki…

MEZHEPÇİLİK KONUSU

Başbakan Erdoğan’ın son grup konuşması, birden çok inciyle doluydu. Devam edelim: “Sayın Maliki Irak’ta mezhep çatışması başlatırsa biz buna sessiz kalmayız.

Maliki’nin Irak’ın birliğini sağlamaya çalıştığını bu köşeden birkaç kez, olgularıyla ortaya koymuştuk. AKP’nin Sünni mezhepçiliği üzerinden Irak’a nüfuz etmeye çalıştığını, Kuzey Irak’ı himaye ajandasının yürürlükte olduğunu belirtmiştik. İç politikada rakiplerini “Alevi” diyerek sindirmeye çalışan Erdoğan’ın mezhepçi sicili, Suriye’de de ortaya çıkmış ve Başbakan, ortada en ufak bir emare yokken, bu ülkede “Alevi – Sünni çatışmasından endişe duyduğunu” söylemişti. Bu açıklama, Suriye’de endişe olarak değil de, AKP’nin temennisi olarak algılanmıştı.

‘SARKOZY ASLEN OSMANLI’

Erdoğan’ın Fransa Senatosu’nun kararıyla ilgili sözleri ise evlere şenlikti: “Sarkozy’nin dedesi Selanik’te doğmuştur yani soyu Osmanlı’ya dayanır. Ne kadar Türkiye düşmanlığı yaparsa yapsın Sarkozy, geçmişi İspanya’dan kaçıp Osmanlı’ya sığınan Musevilere dayanıyor. Sarkozy ne yaparsa yapsın Osmanlı hoşgörüsünden bize ödün verdiremeyecektir.”

Erdoğan’ın yorumlamakta zorlandığımız bu sözlerini bir kenara bırakıyor ve onun Fransa’ya nasıl tepki gösterdiğine geçiyoruz: “ Önlemlerimizi etap etap açıklayacağız. Şuan sabrediyoruz.

Fransa Temsilciler Meclisi bir ay önce bu kararı aldığında da Erdoğan, “önlemleri etap etap açıklayacaktı.” Erdoğan’ın tek “önlemi” büyük sözlerle Paris Büyükelçimizi geri çekmesi ancak kısa bir süre sonra da yeniden Paris’e göndermesi oldu.

Fransa Senatosu, alınmayan önlemler neticesinde bir ay sonra aynı kararı aldı ama Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, hâlâ “etap etap önlem açıklayacağını” söylüyor, şimdilik “sabrettiğini” belirtiyor. Kendi kalemize gol attığımız nasıl da ortada!

AKP ULUDERE’NİN İZİNDEYMİŞ!

Grupta Uludere konusuna da değinen Başbakan Erdoğan, bakın neler söyledi: “Aradan geçen bir ay içinde Uludere’ye samimiyetsizlikle yaklaşanlar meseleyi unutup kenara çekilirken, biz meseleyi takip ediyoruz. Biz Uludere’de yaşananların aydınlatılması için imkânlarımızı seferber ediyoruz.

İstihbaratın kaynağını açıklamak bu kadar zor mu? Hangi imkânlar seferber edildiği halde bu kadar basit bir bilgiye ulaşılamıyor?

Tüm bu incileri tek bir grup toplantısına sığdırabilme becerisinin kaynağı, “çaresizlik” olmalı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Ocak 2011

, , , , , ,

Yorum bırakın

ÖMER ÇELİK’E YANIT

Başbakan Erdoğan’ın gezisine katılan AKP milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik Tunus’tan soruyor: “Sarkozy niçin Tunus’a gelmiyor da, Libya’ya gidiyor?

Çelik, twitter’dan sorduğu sorusuna yine twitter’dan sorulu yanıt veriyor: “Sarkozy Libya’da muhalifleri tutarken, Tunus’ta neden statükoyu tutuyor? Cevaba bile gerek yok.

SURİYE’DE SİLAH, TUNUS’TA SANDIK TEMENNİSİ

Ömer Çelik’in verdiği yanlış yanıtı şimdilik bir kenara bırakıp, doğru sorusuna katkı sunan bir başka soruyu da biz soralım:

Başbakan Erdoğan, Libya’da silahlı isyancılara maddi yardımda bulunurken, Suriye’deki muhaliflerden Beşar Esad rejimini yıkmasını isterken, neden Tunus’ta “devrimler, kanla değil seçim sandığıyla gerçekleşmeli” diye konuştu?

Hem Çelik’in sorusunun yanıtı hem de Erdoğan’ın Tunus’ta “sandık” vurgusu yapmasının nedeni ortadadır: Çünkü Tunus başka, Suriye ve Libya başkadır!

Daha da genişleterek söyleyecek olursak, Mısır, Tunus, Ürdün, Bahreyn, Yemen başkadır, İran, Libya ve Suriye başkadır.

Bunu maalesef Türkiye’deki bazı kesimler de göremiyor ve yukarıda sıraladığımız tüm ülkelerdeki gelişmeleri ABD’nin eseri sayıyor. Ama Sarkozy görüyor!

Ömer Çelik de Sarkozy’nin ne gördüğünü anlayamadığı için soruyu doğru soruyor ama yanlış yanıtlıyor. Sarkozy’nin “Libya’da muhalifleri tutarken, Tunus’ta statükoyu tutmasının” nedeni, iki ülkedeki gelişmelerin farklı cephelerin eseri olmasındandır.

Kaldı ki Çelik’in “statüko” dediği Tunus’ta da yönetim, 1 yıllıktır; 30 yıllık Zeynel Abidin Bin Ali’nin devrilmesinden sonra kurulmuştur.

LİBYA VE TUNUS FARKI

Gelelim farka…

1.) Mısır, Tunus, Ürdün, Yemen ve Bahreyn ABD’nin nüfuz alanlarıdır. Libya ve Suriye ise ABD karşıtıdır.

2.) ABD Tunus’ta “hazırlıksız yakalandı”, Mısır’da da önce Mübarek’i savundu, ardından yıkılmasını engelleyemeyeceğini gördüğünde de, “Mübarek’i verip, rejimi kurtarma” çizgisi izledi. Bu çizgi, Mısır’daki halk hareketinde iniş çıkışlara, geri çekilmelere, uzlaşmalara neden oldu.

İsrail, en önemli müttefiki olan Mübarek’in savunulabilmesi için yoğun uğraş verdi.

ABD Yemen ve Bahreyn’deki muhalefeti ise kanla durdurmaya çalıştı. Örneğin Bahreyn’de halk ayağa kalktıkça, ABD Suudi Arabistan askerlerini bu ülkeye sürdü, hâlâ da sürüyor!

Yemen’de ve Bahreyn’de ölen insan sayısı, NATO müdahalesi öncesi Libya’da ölen insan sayısından çok daha fazladır! Buna rağmen Batı’nın Yemen’de ve Bahreyn’de değil de, Libya’da “insan hakkı” araması öğreticidir!

ABD’NİN SÜRECE AKP’Lİ MÜDAHALESİ

3.) Colombia Üniversitesi’nden Prof. Richard Bulliet’in de söylediği gibi “Mısır’ı kaybeden ABD, bölgede çözülmeye başlar.

İşte ABD bu gerçek nedeniyle hızla bölgedeki en önemli müttefiki olan AKP’yi devreye soktu. Ve 2010 Ocak ve Şubat aylarında Tunus ve Mısır’da gelişen halk hareketlerinden sonra, 14 Mart’ta İstanbul’da “değişim liderleri zirvesi” düzenledi. Zirvede AKP üzerinden “sürece müdahale” kararı alındı.

ABD bu tarihten sonra, kendi nüfuz alanlarındaki gelişmeleri frenleyebilmek için nüfuz alanı dışındaki ülkeleri karıştırma hamlesine soyundu. Ve İran, Suriye ile Libya’da kalkışmalar başlattı. Ki hem Suriye’de hem de İran’da, belli gruplar 2003 yılından beri kışkırtılıyordu.

Güçlü bir devlet olan İran bu son kalkışmayı hızla bastırırken, Libya bastırmakta zorlandı. Ve kalkışma büyüdükçe emperyalizmin müdahalesine “gerekçe” oluştu!

Suriye’de de benzer bir “gerekçenin” yaratılmasına çalışılıyor: Erdoğan’ın durduk yere Suriye’de “Alevi-Sünni çatışmasından kaygı duyması” anlamlıdır.

Dolayısıyla AKP’liler, Sarkozy’nin neden Tunus’a gidemediğini sorgulamaktansa, Erdoğan’ın neden Suriye’ye gidemediğini sorgulamalılar!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Eylül 2011 

, , , , ,

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: