Posts Tagged Kanada

Atlantik 3.0.

NATO 3.0.’ı konuşuyoruz ama Atlantik 3.0.’ı da konuşmalıyız. 

ABD ve İngiltere’nin II. Paylaşım (Dünya) Savaşı sırasında temellerini attığı Atlantik dünyası dönüşüyor. 

ABD, Kanada ve Batı Avrupa ülkelerinden oluşan Atlantik 1.0., 1991 sonrasında Doğu Avrupa ülkelerinin katılımıyla Atlantik 2.0.’a dönüşmüştü. Bu bir genişlemeydi. 

Ancak inşası başlayan Atlantik 3.0. ise bir dönüşüm: Genişleyen ama iki kutba ayrışarak dönüşen Atlantik…

Ticaret savaşı

Atlantik 3.0’ın en temel karakteristiği ABD’nin Atlantik içinde yalnızlaşıyor oluşudur. Bu yalnızlaşma, ABD açısından zorunlu bir tercihtir. Çin’le arasındaki makas kapanan ABD, iktisadi çareyi düşmanına da müttefikine de “gümrük duvarı” yükseltmekte arıyor. 

ABD Başkanı Donald Trump’ın birinci döneminde başlayan ve Joe Biden döneminde belli ölçülerde süren ama Trump’ın ikinci döneminde derinleşen “müttefiklere ticaret savaşı” Atlantik 2.0. dünyasında ciddi bir kırılma yarattı. 

Donroe’nün yüklediği ağırlık

Artık buna ABD’nin Batı yarım küreye egemen olmayı hedefleyen Donroe Doktrini de eklendi. Zira bu doktrinin gereği olarak ABD, AB toprağı durumundaki Danimarka’ya bağlı Grönland’ı istiyor ve kuzey komşusu Kanada’yı 51. eyaleti yapmaya çalışıyor. Beyaz Saray’ın baskısıyla dijital harita platformları Trump’ın istediği yeni coğrafi isimlendirmeleri kullanmaya başladı bile. 

Bu doktrin aynı zamanda ABD’nin Avrupa’da güç azaltmasını ve yük paylaşımını Avrupalılara dağıtmasını öngörüyor. Bu da AB ülkelerini silahlanmaya, başka alanlardan askeri alana bütçe kaydırmaya, savunma harcamalarını yüzde 3’ün üzerine çıkarmaya zorluyor. Daha önemlisi ABD’nin yük paylaşımı stratejisi, AB’nin Ukrayna’daki yükünü ağırlaştırıyor.

AB-Kanada ortak üyeliği

Bu tablo karşısında çıkış arayan Atlantik ülkelerinin başında Kanada geliyor:

1) Kanada ile AB arasında “ortak üyelik” modeli görüşülüyor. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in “ortak üyelik” önerisi 29-30 Ekim’de AB-Kanada Zirvesi’nde ele alınacak. Trump, AB ile Kanada arasında olası bir “ortak üyelik” sağlanmasını, ABD’ye yönelik “düşmanca bir eylem” olarak değerlendirdi ve “sert karşılık” vereceklerini belirtti. 

2) Kanada AB ile mevcut Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması (CETA) dışında, AB ile savunma sanayi, kritik minareller, enerji ve teknoloji alanında işbirliğini derinleştirmek üzere adımlar atıyor.

Kanada JEF’e başvurdu

3) Kanada, ayrıca AB’nin Avrupa İçin Güvenlik Eylemi (SAFE) girişimine katılacağını açıkladı. 

4) Kanada, İngiltere öncülüğündeki Müşterek Sefer Kuvveti’ne (JEF) başvurdu. İngiltere öncülüğünde kurulan JEF, Danimarka, Estonya, Finlandiya, İzlanda, Letonya, Litvanya, Hollanda, Norveç ve İsveç’ten oluşuyor. İngiltere öncülüğündeki bu askeri yapı, bir açıdan NATO içinde “küçük NATO” görüntüsü veriyor ama bir yandan da İngiltere’nin Avrupa içinde kurduğu bir “küçük Avrupa” ittifakı izlenimi doğuruyor. 

5) Öte yandan Kanada, Temmuz ayında, yine İngiltere’nin öncülüğündeki Küresel Savaş Uçağı Programı’na (GCAP)  “gözlemci” olarak katıldı. İngiliz BAE Systems, İtalyan Leonardo ve Japon Mitsubishi Heavy Industries tarafından yürütülen program, yeni nesil bir hayalet avcı uçağını hizmete sokmayı amaçlıyor.

Atlantik çağının sonu

Kanada’nın Atlantik içinde ABD’ye karşı Avrupalı güçlerle işbirliği araması, ABD’nin AB’ye açtığı ticaret savaşı, ABD’nin Ukrayna yükünü AB’ye yüklemesi, Avrupalı ülkelerin ABD’nin İran savaşına destek vermemesi, İngiltere’nin Doğu Avrupa ve Baltık ülkeleriyle yakın işbirliğine girmesi, Almanya ve Fransa ile İngiltere’nin rekabeti, AB içindeki Almanya ile Fransa rekabetine Polonya’nın da eklenmeye başlaması…

Görüleceği üzere Atlantik 3.0., genişleyen Atlantik dünyasının, ilhak tehditleri ve ticaret savaşı altında, kendi içinde ayrışması demek. Aynı zamanda Atlantik çağının sonu demek. 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
19 Eylül 2026

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Haydut Trump

ABD ile Kanada arasındaki sosyal medyada süren animasyon savaşına hiç denk geldiniz mi? Bu animasyonların çoğu doğrudan Trump kaynaklı olduğu için kimi Amerikalılar “utanıyoruz” mesajı paylaşıyorlar. Utanılmayacak gibi değil: Örneğin kartal kılığında Trump elindeki tüfeği Kanadalı ördeğe doğrultup, Ontario Gölü’nün tabelasını Amerikan Gölü yapıyor!

Bilmeyenlere kötü bir mizah gelebilir ama ne yazık ki doğru. ABD Başkanı Trump, ABD ile Kanada arasındaki Ontario Gölü’nün ismini Amerikan Gölü ilan etti. Trump’a tepki gösteren Kanadalılar da göle Hürmüz Gölü demeye başladı.

Örtülü değil açık yayılmacılar

Kızılderililerin topraklarına çöken kurucu ABD’liler gibi Trump da Batı yarım küreye çökmenin peşinde: Danimarka’dan Grönland’ı istedi, Kanada’ya 51. eyalet muamelesi yapıyor, Panama Kanalı’na el koyma peşinde, Venezuela’nın petrolüne çöktü, Küba’yı ilhak etmekle tehdit ediyor.

Trump, önceki ABD başkanlarından farklı olarak, haydutluğunu açıktan yapıyor. Yoksa ABD’nin başkanları arasında, Demokrat ile Cumhuriyetçi başkanlar arasında, yayılmacılık, sömürgecilik, işgalcilik açısından temelde pek bir fark yok. Fark yöntemlerinde… 

Yeri gelmişken önemle altını çizeyim: Aynı durum İsrail için de geçerli. Kimi analizlerde sanki problem Netanyahu’ymuş, o ekimde  seçilemeyince herşey düzelecekmiş gibi yorumlanıyor. Öyle değil. İsrail kuruluşundan itibaren yayılmacıdır, işgalcidir. Bir kol bunu örtülü olarak, diğer kol da açıktan yapmayı savunur. Netanyahu budur, Trump gibi, açık.

Trump Venezuela petrolüne çöktü

Trump’un son haydutluğu Veneuzela petrolüne çökmesidir. Haydut bunu kişisel sosyal medya hesabından “dünya tarihinin en büyük petrol anlaşması” diye müjdeledi. Büyüklüğü doğru ama anlaşma olduğu yalan, çünkü bu bir çökmedir. Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu alçakça kaçırmasının sonucudur, Maduro’nun koltuğuna oturanları “ya petrol ya aynı muamele” diye tehdit etmesinin sonucudur ama daha acısı Delcy Rodriguez’in korkup Chavez ve Maduro’ya ihanet etmesinin sonucudur! 

Haydut Trump’ın anlaşma dediği emperyalist ABD’nin Venezuela’nın 65 milyar varillik kanıtlanmış petrol rezervini ele geçirmesidir. Kurulacak ortak şirketin yüzde 55’i, yani kontrolü ABD’de olacak. 

Dünyanın en büyük petrol rezervine sahip Venezuela’ya yıllarca ambargo uygulayan, uluslararası petrol şirketlerine Veneuzela’dan petrol çıkarmayı yasaklayan, Venezuela’nın kendi çıkardığı petrolü satmasını önleyen, Venezuela petrolü taşıyan tankerleri kendi limanlarına kaçıran, Venezuela’nın bankalardaki parasına ve altın rezervlerine el koyan, böylece ekonomisini vurarak halkı Chavez-Maduro yönetimine karşı kışkırtan emperyalist ABD, şimdi doğrudan Venezuela’nın petrolüne el koyuyor özetle. 

NATO 3.0 ve bağımlılık

ABD’nin İran’a saldırısının nedenlerinden biri de petroldür. Sadece petrole çökmek değil, petrolün dolarla satışının devamını sağlamak, petrolün alışveriş güzergâhlarını kontrol altında tutmaktır hedefleri…

Tamam, ABD’nin ürettiği petrol bir süredir tükettiğini karşılıyor ama bunun sınırı var. Çünkü ABD’nin kanıtlanmış petrol rezervi 35 milyar varil. ABD’nin yıllık üretimi 5 milyar varil olduğuna göre, bu 7 yıllık rezerv demektir.

ABD bir yandan enerjilere çökmenin ama diğer yandan da müttefiklerine bu enerjiyi pahalı satmanın uğraşında. Ukrayna’da olan odur. ABD, Avrupa’nın ucuz Rus doğalgazına erişimini engelledi, yerine kendi pahalı sıvılaştırılmış doğal gazını satıyor. Avrupa ekonomileri bu yüzden daralma yaşadı. (ABD şimdi de NATO 3.0 ile “güvenlik yükü paylaşımı” yaparak Avrupalılara silah satmaya hazırlanıyor.)

Konu Türkiye’yi de ilgilendiriyor ve İran’a ambargoyla birlikte daha da ilgilendirecek. Cumhuriyet’teki haberi görmüşsünüzdür. Türkiye’nin ABD’den doğal gaz ve petrol ithalatı artıyor. Yani ucuz Rusya/İran enerjisinin yerini pahalı Amerikan enerjisi almaya başlıyor. İşte NATO 3.0 aynı zamanda bu türden bağımlılıktır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
31 Ağustos 2026

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Trump kurulu

Trump’ın başkanlığını yaptığı Gazze için oluşturulan Barış Kurulu’na 19 ülke imza attı. Washington 60 ülkeye davet göndermişti ama çoğu ülke Trump’ı yanıtsız bıraktı. Böylece Trump’ın Barış Kurulu’nu BM’nin yerine tasarlama planı daha baştan havada kalmış oldu.

Nitekim BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden biri olan Çin, Trump’ın, Barış Kurulu’nun BM’nin yerini alabileceği yorumuna karşı BM’nin merkezinde olduğu uluslararası sisteme bağlı olduklarını vurguladı (AA, 21.1.2026) 

Çin’e, ABD’nin Barış Kurulu’na davet edilen İngiltere ve Fransa’nın da reddini eklediğinizde, ortaya Trump’ın tasarısının fiyasko olduğu sonucu çıkar.

Ankara’dan Trump’a ‘havet’

Erdoğan, Trump’ın davetine “havet” dedi, kendi gitmedi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı gönderdi. Olasılıkla Erdoğan, “Davos’a bir daha gitmeme” kararını çiğnemek istemedi ve İsrail Başbakanı Netanyahu’yla aynı kurulda, yan yana olmayı bu konjonktürde yanlış buldu. Ama Fidan’ın imzasıyla Türkiye resmi olarak Trump kuruluna katılmış oldu.

Ancak bu durum ”dünya beşten büyüktür” diyen iktidarın politikasını salt slogana indirgemiş oldu. Zira Trump kurulunda yer almak ile BM Güvenlik Konseyi’nin reformunu isteyerek Küresel Güney ülkelerinin daha çok temsilini savunmak, çelişmektedir.

Davos’ta “kopuş” saptaması

Trump kurulu imza töreni Davos’taydı. Ama Davos’ta daha öne çıkan konu başta Kanada Başbakanı Mark Carney olmak üzere konuşmacıların “kurallı düzen hikayesinin” bittiğine işaret eden konuşmalarıydı. 

Carney, “Kurallara dayalı düzen hikayesinin kısmen sahte olduğunu biliyorduk. Bu kurgu faydalıydı. Çünkü Amerikan hegemonyasının sağladığı bazı ‘nimetler’ vardı.” diyor ama artık “o güzel hikayenin bittiğini” belirtiyor. Daha da önemlisi Carney, yeni dönemi bir geçiş değil, bir kopuş olarak niteliyor. 

Evet, ABD hegemonyası zirvedeyken, müttefikleri nimetlerinden yararlanıyorlardı. Ama ABD gümrük tarifeleriyle ortada bir nimet bırakmadı. Dahası Trump Kanada’yı 51. eyalet yapmak ve Grönland’a el koymak gibi saldırgan politikalar izliyor. 

ABD’nin müttefikleri de mızrağın ucu kendilerine değince, “kurallı düzen sahteydi ama bize faydası vardı, artık yok” demek zorunda kalıyor.

Müttefikleri Çin’e yanaşıyor

Carney’in konuşmasındaki asıl ilginç vurgu ise şuydu: “Çin’le stratejik ortaklık kurduk.” Evet, ABD’nin en yakın müttefiklerinden G7 zenginler kulübü üyesi Kanada Başbakanı Çin’deydi ve ABD’nin baş rakibiyle stratejik ortaklık imzaladı Davos konuşmasından beş gün önce. Yine Davos’ta konuşan Fransa Cumhurbaşkanı Macron da “Avrupa’da doğrudan Çin yatırımlarına ihtiyacımız var” dedi. 

Oysa Avrupalı ülkeler ABD’nin baskısıyla Çin’le ilişkilerinin seviyesini son yıllarda sürekli düşürüyordu. Hatta İtalya, baskı nedeniyle Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol’dan çekilmişti. Ama “Amerikan mızrağı” kendilerine değince, Çin’le işbirliğinin yararını “keşfetmiş” oldular. Bu işbirliğini ABD’ye karşı koz olarak kullanmak niyetindeler. 

Sistemin çöküşü

Davos’taki düzen eleştirilerinden birini de Dünya Ekonomik Forumu’nun geçici başkanlığını yürüten Larry Fink yaptı. Fink, “Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bu yana yaratılan servet, Davos’a katılan türden insanlara gitti” saptamasını yaparak, servetin anormal bölüşümünün sürmesi halinde sistemin başlarına yıkılacağına işaret etti özetle.

Aslında bu uyarı yeni değil. 3 yıl önce dünyanın en zengin 205 dolar milyarderi, Dünya Ekonomik Forumu Davos’ta çağrı yaparak “bizi vergilendirin” demişti. Çünkü “en zenginler”, kazandıklarının bir bölümününden vazgeçmedikleri takdirde, sistemin başlarına yıkılacağının endişesini yaşıyorlardı. 

Ancak sorun tam da budur, kapitalistlerin ve kapitalizmin doyumsuzluğudur. Bazı zenginler bu gerçeği görse bile çoğu zengin bırakın pay vermeyi, daha da zenginleşmeyi sürdürmenin hep peşinde olacaktır. Sistemin açmazı da buradadır. 

Düzen çökme sinyali vermektedir. Trump yönetimi, işte bu nedenle müttefiklerinin bile sırtına basmak ihtiyacındadır.

Mumcu’dan Yanardağ’a

Bugün 24 Ocak. Yazarımız Uğur Mumcu’nun katledilişinin yıldönümü. 23 yıl geçti ama gazeteciler farklı yöntemlerle hedef alınmaya devam ediyor. Gazetecilerin egemedikleri kalemini kırmayı sürdürüyorlar. Örneğin Merdan Yanardağ’ı Silivri’ye atıp, yönettiği televizyona el koydular!

Ama bilmedikleri şu: Bu toprakların aydınları, gazetecileri Namık Kemallerden miras “kalemi dik tutma” kararlılığını her türlü baskıya rağmen sürdürürler!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Ocak 2026 

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Gazze’yi alan, California’yı verir

ABD Başkanı Donald Trump el yükseltti: Daha önce Filistinlileri Gazze’den sürme niyetini açıklayan Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu’yla ortak basın toplantısında “ABD Gazze’yi devralacak, oraya sahip olacağız” dedi.

Ama baştan belirtelim: Gazze’yi almaya kalkan, California’yı verir! Çünkü:

Yayılmacı Trump

Evet, Trump “Filistinlileri Gazze’den Mısır ve Ürdün’e sürme” hedefini ilan etti; Netanyahu “Ortadoğu’da Trump’la yeni harita çizeceklerini” söyledi; Trump Netanyahu’ya hak verdi, “masası Ortadoğu büyüklüğünde ise kaleminin İsrail küçüklüğünde olduğunu” belirtti; ardından Trump “ABD’nin Gazze’ye sahip olacağını” açıkladı; Netanyahu bunun “tarihi değiştirecek” önemde bulduğunu belirtti.

Böylece Trump “Amerika’yı yeniden büyük yapma” programının yayılmacı içeriğine Grönland, Kanada ve Panama Kanalı’ndan sonra Gazze’yi de ekledi. Yayılmacı Trump’ın söylemesiyle Google Harita, Meksika Körfezinin adını Amerika Körfezi diye değiştirdi bile…

USAID’ı yayılmacı programa uyarlama

Trump koltuğa oturmasının üzerinden daha 15 gün geçmeden, ABD’yi dört uluslararası organizasyondan çekti: Çin ve Küresel Güney’e tepki nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü ve Paris İklim Anlaşması’ndan; Filistin’e destek verdiği için BM İnsan Hakları Konseyi ile BM Yakındoğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındılık Ajansı’ndan (UNRWA) çekildi.

Trump ayrıca “İran’a azami baskı” politikası için bir başkanlık kararnamesi imzaladı. 

Trump ve Devlet Verimlilik Dairesi’nin (DOGE) başına atadığı Elon Musk’ın ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı‘na (USAID) karşı yaptığı hamleler ise kirli geçmişe sahip bu örgütü yok etmek için değil, bu örgütü daha kirli bir şekilde kullanabilmek içindir. 

Evet, emperyalist ABD’nin yumuşak güç aygıtlarından USAİD özellikle 90’larda Doğu Avrupa’daki antikomünist dönüşümde, sonrasında çeşitli renkli darbelerde görev aldıysa da, son yıllarda daha çok kültürel konularda çalışmaktaydı. Bunu yetersiz göre Trump ve Musk’a göre USAID bütçesinin hakkını vermiyor, ağırlıkla LGBT’lileri destekliyor! 

Sonuç olarak Trump ve ekibi, USAID’i Dışişleri Bakanlığı’na bağlayıp (belki adı dahil) yeniden dönüştürerek, yayılmacı programa uygun bir şekilde kullanmak istiyor. Musk’ın USAID’i -öyle olmadığı halde- “ABD’den nefret eden radikal solcu Marksistlerden oluşan bir yılan yuvası” diye nitelemesi ise işte bu dönüşüm için gerekli olan neo-McCarthy’ciliktir.

Dijital/tekno-neoliberalizm

Trump ve ekibi, esas olarak neoliberal programdan daha ötesini temsil ediyor. Trump’ın orkestra şefliğindeki yeni iktidar, ağırlıkla sosyal medya devleri, yeni teknoloji şirketleri, kripto paracılar, yeni finans kapital şirketlerinin doğrudan ya da dolaylı temsilcilerinden oluşuyor. (Bu sermaye ve programı için yeni bir kavramsallaştırma şart; örneğin Yanis Varoufakis’in “tekno feodalizm”i dar kalıyor bu “dijital/tekno-neoliberalizm” için.)

Son 20 yılda adım adım semirerek ABD’nin en büyük sermaye grubu haline gelen ve bugün Trump’ın arkasına dizilen bu kesim, Amerikan devlet aygıtını kendi çıkarlarına göre yeniden biçimlendirmeye çalışıyor. Trump-Musk sağcılığı üzerinde şekillenen bu girişim ise kaçınılmaz olarak ABD içindeki güç mücadelesini sertleştirecektir.

Bu mücadelenin sertleşmesi ise hem bazı eyaletlerin (aslında devletlerin) Amerika Birleşik Devletleri’nden ayrılma eğilimini hem de iç savaş riskini artıracaktır. O nedenle Gazze’yi almaya kalkan, California’yı vermek zorunda kalacaktır.

15 gün içinde Grönland nedeniyle müttefiki AB ile ve Gazze nedeniyle müttefiki Körfez ile gerilen ABD, asıl içeride gerilecek sorunlara gebedir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
6 Şubat 2025

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın