Posts Tagged Tayyip Erdoğan
PAPAZ ELBİSESİNDE ALEVİCİLİK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Odatv Yazıları on 25/11/2011
Başbakan Erdoğan, Dersim için “devlet adına“ özür diledi. Aynı Erdoğan, PKK ile kendilerinin değil, devletin görüştüğünü savunarak, sadece hükümet olduklarını, devlet olmadıklarını belirtmişti. Ancak devlet olmayan Erdoğan, şimdi devlet adına Dersim için özür diliyor!
Dersim Alevileri için özür dileyen Erdoğan’ın daha dün, “TSK’den ve Yargı’dan Alevileri temizlemek” üzerine inşa ettiği seçim kampanyası unutuldu nasılsa…
Tek başına bu olgu bile meselenin Alevilik ya da insanlık meselesi olmadığını göstermeye yetmeli. Zira hedefleri, Dersim üzerinden Cumhuriyet’e, Atatürk’e ve Devrim’e saldırmaktır.
YA MARAŞ ve SİVAS ALEVİLERİ?
Nitekim Kanlı Pazar, Malatya, Çorum ve Maraş ile Sivas katliamlarının yarattığı iklimde üretilen siyaset geleneğinden gelenlerin, Aleviler konusundaki kesin yargıları belleklerdedir.
Öyle bir düşmanlık zihniyetidir ki bu, sadece Türkiye’nin Alevilerini değil, Suriye’nin Alevilerini bile hedef alır! Ama bu düşmanlık tarihi Sünni – Şii mücadelesinden dolayı değil, Haçlı İrtica’dan dolayıdır.
HAÇLI İRTİCA
Haçlı İrtica ne mi demek? Artık daha da somutlaşmıştır bu kavram. Haçlı İrtica, Yahudilerin Erdoğan’a madalya takması, Hıristiyanların da Abdullah Gül’ü şövalye ilan etmesidir.
Böylece Irak’ta ve Libya’da Batı’nın Müslüman katliamına dolaylı destek imkânı sağlanmış olur, böylece Suriye Müslümanları hem iç savaşla hem de dış müdahale ile tehdit edilir!
ABD’deki Yahudi örgütü, Erdoğan’a cesaret madalyasını Irak saldırısı öncesinde takmıştı. Ki Erdoğan o madalyayı, “one minute” derken de, Mavi Marmara’da 9 yurttaşımız katledilirken de takmakta ısrar etti!
İngiltere Kraliçesi de, Abdullah Gül’ü Suriye’ye saldırı hazırlıklarının arifesinde şövalye ilan etmektedir!
‘KÜÇÜK BEYİN’ BENZETMESİ
Bunların sadece Dersim Alevileri’nden özürleri sahte değildir, yurttaşımıza bakışları da sahtedir! Daha dün “göbeğini kaşıyan adam” benzetmesi nedeniyle Bekir Coşkun’a ve “bidon kafalı” benzetmesi nedeniyle Yılmaz Özdil’e ölçüsüzce saldıranlar, bugün Türkiye’yi ve Türk insanını “küçük beyinli” ilan etmişlerdir.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun kendilerinden önceki Türkiye’yi “kaslı kolları, boş bir midesi, küçük beyni ve titrek bir kalbi” olan adama benzetmesinin üzerinde “faşizm korkusundan” dolayı durulmadı.
Coşkun ve Özdil’e sözde halk sevgileri nedeniyle görevli saldıranlar da, Davutoğlu’na “AKP’yi de 2002’de o ‘küçük beyin’ seçti” demedi haliyle!
ERDOĞAN: PAPAZ ELBİSESİ DAHİ GİYERİM
Netice olarak Cumhuriyet’le hesaplaşmanın aracıysa Dersim Alevileri’nin yanında olurlar, yurttaşlarımıza yapılan benzetmelere savaş açarlar! Ancak mesele önlerinin açılmasıysa, Sivas sanıklarına kalkan da olurlar, Hizbullah katillerine yol da verirler, Türkiye’yi “küçük beyin” de ilan ederler, Yahudi madalyası da takarlar, Hıristiyan şövalyesi de olurlar!
Recep Tayyip Erdoğan 1995 yılında şu sözleri boşuna söylememişti: “Bu mücadeleyi iktidara getirme noktasında gerekiyorsa ne yaparım dedim. Papaz elbisesi dahi giyerim. Bu var mı usulün içinde? Var tabii ki.”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Kasım 2011
BAYKAL, ERDOĞAN’I ALTI OKÇU İLAN ETTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/11/2011
Atatürk’ün partisinin lideri, Atatürk ilkelerine karşı odak olduğu Anayasa Mahkemesi’nce hükme bağlanan partinin genel başkanını, Atatürk’ün ölüm yıldönümünde, altı okçu ve Atatürkçü ilan etti. Zira altı ok, bir süredir “babaannelerinin resmi gibi asılı duruyordu” Atatürk’ün partisinde…
Farkındayım, biraz karışık oldu. Hemen açalım:
Başbakan Erdoğan, KCK operasyonları konusunda şöyle konuşmuştu: “Bu ifadelerim sebebiyle beni ‘devletçi, milliyetçi’ diye ifade edenler varsa, bu ifadeleri kullanmak devletçilikse, milliyetçilikse evet, devletçiyim, milliyetçiyim.”
ALTI OK ORTADA KALDI
Erdoğan’ın bu açıklamasına CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal şu yanıtı verdi: “Başbakan ‘Ben devletçi ve milliyetçi bir anlayıştayım’ diyor. Bir süre önce de laik bir anlayışta olduğunu söylüyordu. Başbakan artık ‘6 ok’a sahip çıkmak için herhangi bir eksik bırakmamıştır. Herhalde Cumhuriyetçiliği ve Halkçılığı reddedecek değildir.”
Elbette Baykal, bu sözleri ironi olarak söylüyor ve Erdoğan’ın altı okçuluğuna inanmıyor. Ancak Baykal’ın Erdoğan’a yönelik ironisi, kendisinin de altı oku, “babaannesinin duvarda aslı resmi” gibi değerlendirmesi nedeniyle çifte ironi halini alıyor.
Erdoğan’ın 12 Eylül halkoylamasından bir gün önce CHP’yi “altı oktan sapmakla” suçlaması ise ironiye bile ironi yaptırıyor.
Durun, ironiler daha bitmedi. CHP yönetimi, eski lideri Bülent Ecevit’i anlatmak üzere partiden kimseyi bulamıyor. Ve Ecevit’i CHP’lilere, Süleyman Demirel anlatıyor. Ecevit’in Atatükçülüğünü anlatmak, siyasi hayatının büyük bölümünü Atatürk’ün partisi CHP’ye vurarak geçiren Demirel’e nasip oluyor.
SOSYAL DEMOKRASİ: ALTI OK’UN REDDİ
Atatürk’ün ölüm yıldönümünde mizah gibi olan bu gelişmeleri bırakalalım ve CHP’yi bu hallere düşüren sapmaya odaklanalım: Sosyal demokrasi. Oldukça geniş bir konuyu bu sütunda kıcasa özetlemek gerekirse:
Avrupa’da emekçi hareketi içinde ortaya çıkan ama 1900’ların başında dönüşüme uğrayan sosyal demokrasi, geçen yüzyılda emperyalizmin sol eli haline geldi. 20. yüzyıl boyunca sosyal demokrat partiler ezen – ezilen saflaşmasında ezenin yanında saf tuttular. Örneğin, yüzyılında başında Avrupa sosyal demokratları, Sovyet devrimcilerini Kemalistleri destekledikleri için eleştirdi. Keza İstanbul’daki sosyal demokrat parti de Kurtuluş Savaşı’na saldırıyordu.
Nitekim, Atatürk hiç “sosyal demokrat” olmadı! Kemalist Devrimin önderleri programlarını Altı Ok’ta özetlediler: Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Devrimcilik.
CHP’NİN KARŞI-EVRİMİ
Altı Ok 1961’de anayasadan çıkarıldı ve sosyal demokratçılık ülkemize 1960’larda girdi. Turan Güneş ve Deniz Baykal’ın liderliğini yaptığı mülkiye cuntası, teorilerini Ecevit’e de benimsetti. Ve CHP önce ortanın solu, sonra da sosyal demokrat oldu.
Öyleki, Ecevit 1970 yılında yazdığı kitapta artık şöyle diyordu: “Atatürk Devrimleri altyapı devrimleri değildir; üstyapı değişiklikleridir. Bu değişiklikler yüzeysel gelişme ve biçimsel çağdaşlaşma getirmiştir.”
İşte Baykal’ın 1990’larda kendisini siyaseten Mendereslere, Özallara bağlaması bu çizginin devamıdır. Ve o çizgi 1995, 1999 ve 2002 seçimlerinde güçbirliği çalışmalarına “hayır” deyip, Çillerleri, Erdoğanları Türkiye’de iktidar yapmıştır. Ve o çizgi, 2007’de de, Cumhuriyet mitinglerine sırtını dönerek iktidarı reddetmiş ve halk hareketini söndürmüştür.
“Altı Ok” günümüzde iktidar ile anamuhalefet partileri arasında mizah unsuru olmuş, ortada kalmıştır. Neyse ki Türkiye’nin, Altı Ok’un günümüzün de kurtarıcı programı olduğunu bilen, devrimci öncüleri hâlâ vardır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Kasım 2011
AKP ÖCALAN’I SERBEST BIRAKACAK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Odatv Yazıları on 02/11/2011
Recep Tayyip Erdoğan kontenjanından AKP Gaziantep Milletvekili olan Şamil Tayyar, yazdığı “Kürt Ergenekonu” kitabıyla gündemde. Ve Tayyar kitap satılsın diye, her gün bir gazetenin birinci sayfasında.
GÖZÜN AYDIN: PKK’Yİ MİT KURMUŞ!
Şamil Tayyar, PKK’yi MİT’in kurduğunu keşfetmiş! 31 Ekim tahrili Star gazetesinde böyle söylüyor. Doğrusu tebrik ediyoruz. Bu konuda Aydınlık’ın hacimli dosyalarını buradan hatırlatacak değiliz. Ancak Tayyar’ın ufkunu geliştirelim: MİT’e de ABD kurdurttu!
Bu keşfi yapan Şamil Tayyar, henüz oturduğu koltuğun anlamını kavrayamadı muhtemelen. Zira oturduğu makam haber yapma makamı değil, hesap sorma makamı. O nedenle bu keşfi yapan milletvekili Tayyar’ın, genel başkanına bağlı olan MİT’ten, PKK’nin kuruluşuna ilişkin bilgi sorması, dahası hesap sorması gerekir!
Biliyorum, mümkün değil diyeceksiniz. Ne de olsa Başbakan’ın özel temsilcisi olan MİT müsteşarı Hakan Fidan, zaten PKK ile pazarlık masasında!
Ancak Tayyar partisinin PKK ile pazarlıkta olduğunu atlayıp, yine PKK ile ilişkisi olduğu yalanını söyleyip, kurulmuş gibi, Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük’e saldırıyor. Bu yalanlardan ötürü Perinçek’e tazminat ödeme rekorları kıran gazetelerin, yine aynı yalanlara sayfa ayırması, görevlerinin gereğidir.
AKP İKTİDARI PKK’YLE PAYLAŞTI
Gelelim ikinci konuya. Şamil Tayyar yine milletvekili olduğunun farkında olmayarak şöyle konuşuyor: “Doğu ve güneydoğuda PKK vesayeti var, özgür düşünce, özgür ifade gelişmiyor. O nedenle orada diğer bölgelerdeki gibi bir uyanış olmuyor. Bu PKK vesayetinin kırılması lazım. Orada entelektüeli, siyasetçisi, aydını da vatandaşlarımız da maalesef özgür değil.”
İktidarın bir üyesi olan Tayyar, sizce de ülkenin bir bölümünde iktidar olmadıklarını itiraf etmiş olmuyor mu? Bu durumda AKP iktidarı PKK ile paylaşmış olmuyor mu? Daha da beteri, ülke paylaşılmış olmuyor mu?
PKK SİYASALLAŞACAK, ÖCALAN SERBEST KALACAK
Nitekim Şamil Tayyar, Öcalan’ı da zaman içinde serbest bırakacaklarını söylüyor: “Ben Abdullah Öcalan’ın kaderini PKK’nin belirleyeceğini düşünüyorum. Eğer PKK hesaplarını Türkiye’ye kan ve şiddet üzerinden ciro etmeye devam ederse Abdullah Öcalan oradan asla çıkamaz. Ama PKK tarihin akış yönünü iyi okur, iyi değerlendirir, barış sürecine katkıda bulunmak, silah bırakmak ve siyasallaşmak isterse ben buna zemin oluşturulacağını düşünüyorum. Oluşacak barış havasının Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki durumunu biraz daha netleştireceğini düşünüyorum. (…) Mandela 28 yıl hapishanede kaldı. Hayatı boyunca ırkçılığın çözümüyle ilgili talepleri kendi şahsına endekslemedi. Ama sorun çözüldüğünde o da dışarıdaydı. Eğer sorun çözülür, kan akmazsa o günün toplumsal şartları Türkiye’yi bu konuda bir yere taşır.”
Ülkenin bir bölümünün PKK kontrolünde olduğunu söyleyen bir AKP milletvekili, PKK’nin siyasallaşmasıyla, Öcalan’ın da serbest kalacağını söyleyebiliyor!
Kısmetse önce Diyarbakır’dan birinci sıra milletvekili yaparsınız! Sonra da…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Kasım 2011
CUMHURİYET NE DEĞİLDİR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/10/2011
Dün pek çok gazetenin pek çok köşesinde, Cumhuriyet’in ne olduğu yazıldı. Biz de bugün Cumhuriyet’in ne olmadığını yazalım dedik…
Cumhuriyet, başbakanların pilotlara talimat veremediği rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan Güney Afrika gezisi sırasında, sırf Obama’nın eşinin uçağı da inebildi diye, pilota emir verip, uçağını pisti kısa havaalanına indirtti. Ancak Erdoğan’ın uçağı 74 metre, Michelle Obama’nın uçağı ise 47 metreydi!
Cumhuriyet, başbakanların “asıp, kesemeyeceği” rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan 23 Nisan kutlaması nedeniyle koltuğuna oturttuğu çocuğa, “artık başbakan sensin, ister asar, ister kesersin” demişti.
Cumhuriyet, başbakanların köylüyü azarlamadığı rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan, geçim sıkıntısı çektiğini söyleyen bir yurttaşa sinirlenip, “ananı da al git” demişti.
Cumhuriyet, başbakanların seçim meydanlarında başka, arkada başka davranmadığı rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan, seçim meydanlarında “ben olsam Apo’yu asardım” derken, meğer özel temsilcisini Öcalan’la pazarlık yapmaya gönderiyormuş.
Cumhuriyet, bir parti genel başkanının, genelkurmay başkanı ile “mahrem” görüşebilmek için üçüncü bir ülkeden ricacı olmadığı rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan, henüz AKP Genel Başkanı iken, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’le “mahrem” görüşebilmek için ABD Savunma Bakanı Paul Wolfowitz’e mektup yazarak ricacı olmuştu.
Cumhuriyet, başbakanla genelkurmay başkanlarının, kayıt dışı görüşme yapamadıkları rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt Dolmabahçe’de baş başa görüşmüş, mutabakata varmış ancak görüşmenin kaydı tutulmamıştır. Cumhuriyet rejimlerinde bu düzeyde her görüşmenin ayrıntıları kamuoyuna açıklanmaz ama bu düzeyde her görüşmenin, devletin gizli arşivlerine koyulması gereken bir kaydı olur!
Cumhuriyet, en zor gününde yanında olan bir ülkenin yıllar sonra bombalanmasına karargah olunmayan rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan “NATO’nun ne işi var Libya’da” dedikten kısa bir süre sonra “NATO, Libya’nın Libya’lılara ait olduğunu tescil etmek için Libya’ya girmelidir” demiş ve Türkiye’yi NATO’nun Libya saldırılarına karargah yapmıştı.
Cumhuriyet, Cumhuriyet yıkıcısı odak olduğu hükme bağlanmış bir partinin iş başında olamadığı rejimin adıdır: AKP’nin, Cumhuriyet’in ilkesi olan laikliğe karşı odak olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından hükme bağlandı. Mahkemenin 11 üyesinden 6’sı partinin kapatılmasını istedi. Ancak değişen yasa nedeniyle 7 oy gerekiyordu!
Cumhuriyet, Cumhuriyet ordusunun kozmik odalarına girilemeyen rejimin adıdır: TBMM Başkanı Bülent Arınç’a suikast yapacakları iddiasıyla iki asker yakalanmış, bu gerekçe üzerinden de TSK’nin kozmik odalarına girilmişti. Ancak suikast sırasında Arınç, Ankara’da bile değildi! Kozmik sırlar gitti, ya Arınç’a suikast iddiası ne oldu?
Cumhuriyet, Cumhuriyet askerlerine kumpas kurulamayan rejimin adıdır: Ergenekon soruşturmasında tutuklan ve üç yıl zindanda kalan Üstteğmen Mehmet Ali Çelebi’nin telefonuna, emniyette gözaltındayken, Hizbut Tahrir üyesinin telefon rehberinin yüklendiği ortaya çıkmıştı.
Cumhuriyet, Cumhuriyet ordusunun Cumhuriyeti yıkacağının iddia edilemediği rejimin adıdır: TSK’nin Cumhuriyet’i yıkma girişiminde bulunmakla suçlandığı Ergenekon soruşturmasında, bir savaşta bile esir alınamayacak kadar general ve subay tutuklandı!
Cumhuriyet, Cumhuriyet kuvvetlerinin Cumhuriyet yıkıcılarına teslim olmadığı rejimin adıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Ekim 2011
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/10/2011
BİRAND’IN ERDOĞAN KORKUSU
Mehmet Ali Birand, İngiltere’nin Ditchley Park şatosunda hafta sonu yapılan Oxford Konferansı’nı yazdı köşesinde dün…
Türkiye ile Britanya arasındaki ilişkileri derinleştirmek için sürekli toplanacak bir mekanizmanın da ilk adımıymış bu konferans. Siyasiler, akademisyenler, eski büyükelçiler, gazeteciler ve iş adamaları davet edilmiş.
İki ülkenin Dışişleri Bakanları Ahmet Davutoğlu ve William Hague, bizzat mektup yazıp katılımcıları davet etmiş. Konferansın eş başkanlıklarını ise her iki ülkenin eski Dışişleri Bakanları Yaşar Yakış ile Jack Straw yapmış.
TÜRK TARAFI NEDEN GELMEDİ?
Gelin konferansla ilgili notların devamını doğrudan Birand’dan dinleyelim:
“Doğrusunu söyleyeyim, Britanya tarafı bu toplantıyı çok ciddiye almıştı. Katılımı üst düzeyde tutmuştu. AB Komisyonu Dış İlişkiler Sorumlusu Ashton’den, AB İşlerinden Sorumlu Bakan Lidington’a kadar davet edilenlerin hemen tümü gelmişti.
“Türk tarafı ise son dakika iptalleriyle bu konularda ne kadar ciddiyetten uzak olduğunu gösterdi. Nice iş adamımız, politikacımız gelmedi. Akademisyenler tam kadro gelmişlerdi ve çok önemli katkılarda bulundular.” (Posta, 11 Ekim 2011)
Birand yazısının devamında konuşulan konuları, konferansın yararlı olup olmadığını vs. yazmış ancak Türk tarafındaki son dakika iptallerinin nedenine değinmemiş!
KÖŞESİNDE DEĞİL TWITTER’DA YAZABİLDİ!
Merak ettik, araştırdık.
Meğer Türk tarafı, Başbakan Erdoğan’ın annesinin vefatı nedeniyle, cenazede olabilmek ya da eve taziyeye gidebilmek için iptal etmiş programlarını…
Aslında Mehmet Ali Birand, yazısında değil ama bir gün önce twitter’da takipçilerine açıklıyordu durumu: “Oxford konferansında Türkiye’yi tartıştık. İngilizleri en çok ne hayret ettirdi biliyor musunuz? Başbakan’ın annesi öldü diye son dakikada konferansa katılmaktan vazgeçen işadamları, politikacılar ve hatta bazı gazeteciler.”
KORKUTAN İKLİMİ ÖVMEYECEKSİN!
Peki, 40 yılın gazetecisi Mehmet Ali Birand bu gerçeği köşesinde neden yazamadı? Okurlarından neden sakladı bu gerçeği? Twitter’daki takipçileriyle bu gerçeği paylaşan Birand, Türkiye’nin en çok satan gazetesinde neden yazamadı aynı şeyi?
Yanıtı ortada: Birand da çoğu meslektaşımız gibi Başbakan’ın hışmına uğramaktan korkuyor!
Denebilir ki, “korku da insana dair, olabilir, Birand da korkabilir”, kısmen anlayabiliriz, ama şunu da söylemeden edemeyiz:
Korkuyorsan, yazmaktan korkuyorsan, fikrini söylemekten korkuyorsan, o zaman “AKP’nin darbeci zihniyeti temizleyerek
memlekete demokrasi getirdiğini ve Türkiye’de çok güzel bir iklim oluşturduğunu” da iddia etmeyeceksin, yazmayacaksın!
Sen o iklimde düşünceni yazamıyorsan, o iklimi de övmeyeceksin!
KORKU HAYSİYET EŞİĞİNİ AŞMAMALI
Nuray Mert’in de başka bir vesileyle söylediği gibi, korku haysiyet eşiğini aşmamalı: “İktidarlar korkutucudur, hiçbirimiz kahraman olmak zorunda da değiliz, hepimiz sıradan insanlar olabiliriz ama sıradan insan olarak yaşamanın haysiyetini taşımak zorundayız. Böylesi güçlü iktidarlardan ne kadar korkarsak, haysiyetimizden, hayatımızdan o denli fedakârlık yapmak durumunda kalırız. Sıradan bir insan olarak korkmamız anlaşılır ama korkumuz haysiyet eşiğini aşmadığı sürece. Yoksa insan suretinde bir yılgınlık hayaleti olarak yaşamaya mahkûm oluruz. İnanın bu yaşanası bir hayat değildir.” (Milliyet, 6 Ekim 2011)
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Ekim 2011
DAVUTOĞLU’NUN SURİYE KIŞKIRTMASINDAKİ ROLÜ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/10/2011
Hürriyet yazarı İsmet Berkan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun bir grup gazeteciyle yaptığı özel söyleşiyi köşesine taşıdı.
Davutoğlu’nun Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la yaptığı 6.5 saatlik görüşmenin perde arkası notları olarak değerlendirilebilecek bu özel söyleşi, bir bakıma Kanada Free Press’in yayınına yanıt niteliği taşıyor. Kanada Free Press gazetesi, “Davutoğlu’nun Esad’a değil, aslında Esad’ın Davutoğlu’na sert çıktığını” yazmıştı!
Davutoğlu’nun kendini nasıl övdüğüyle dolduracak değiliz elbette bu köşeyi. Satır aralarındaki özel bir itirafa mercek tutacağız. İsmet Berkan, köşesinde bu özel söyleşiye geçmeden önce, Davutoğlu’nun Libya’ya müdahalenin daha ilk günlerinde yaptığı bir “öngörüye” dikkat çekiyor:
“O gün Davutoğlu biz gazetecilerden bu öngörüleri yazmamamızı rica etmişti, bu ricaya herkes uydu. O sırada Suriye görece sakindi ama Davutoğlu’nun saydığı ‘bir sonraki dalga ülkeler’ arasında Suriye de vardı. Nitekim çok geçmeden halk Suriye’de de Cuma namazları sonrası toplanmaya, rejime tepkisini dile getirmeye başladı.”
Ortada herhangi bir emare yokken “sıra Suriye’de” demek, elbette bir öngörü olamaz, ancak emperyalist bir plana ve o planın parçası olmaya işaret eder!
ERDOĞAN’IN ÖNGÖRÜLERİ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ikilisi, Suriye ile ilgili başka öngörülerde de bulunmuşlardı:
Örneğin Suriye’de henüz hiçbir emare yokken, AKP hükümeti, “Esad halkına zulüm yapacak, halk bizim sınırımıza yığılacak” öngörüsüyle Hatay’da çadır kentler hazırlamıştı!
Yine Suriye’de henüz hiçbir emare yokken, Başbakan Erdoğan, Suriye’de “Alevi – Sünni çatışması” çıkmasından endişe etmişti!
Kuşkusuz bu üç öngörü de niyeti, planı işaret ediyor!
ABD’NİN ORTADOĞU PLANI
ABD’nin Suriye’ye dair hesaplarında kritik tarih 14 Mart 2011’dir. Bu tarihte ABD, AKP hükümetine “Değişim Liderleri Zirvesi”
düzenletti ve Erdoğan – Gül ikilisini Libya ve Suriye hedeflerine doğrulttu!
Erdoğan Zirve’de yaptığı konuşmada rolünü şöyle tarif ediyordu: “ (…) değişime yardımcı olmak, istikamet tavsiyesinde bulunmakla mükellefiz.” (Yeni Şafak, 15 Mart 2011)
Davutoğlu da, Mısır ve Tunus’taki süreci göz önünde bulundurarak şu uyarıda bulunuyordu Zirve’de: “Eğer aktif bir öncülükle değişim liderliğini yürütemezsek, biz bu coğrafyada bu gelişmelerde en olumsuz etkilenen ülke oluruz.”
ABD ve “model ortağı” Türkiye’nin, Tunus, Mısır, Ürdün, Yemen ve Bahreyn gibi Washington müttefiki ülkelerdeki halk hareketine dolaylı müdahale şekli, Libya ve Suriye gibi ABD karşıtı ülkelere müdahalesiydi yani… Yoksa Davutoğlu’nun da itiraf
ettiği gibi “süreçten en olumsuz etkilenen ülke” olurdu Türkiye!
YENİ RÜTBE: KAF EŞBAŞKANLIĞI
Ve anımsayacağınız gibi Erdoğan – Gül ikilisi bu zirveden sonra Suriye’ye dair ince hesaplanmış bir planın aşamalarını sergilemeye soyundular: Hatay’da çadır kentler kurdular, Antalya’da Suriye muhalefetini topladılar, İstanbul’da “Suriye Ulusal Meclisi” adı altında muhalefeti birleştirme çalışmasına soyundular, tek başlarına yaptırım uygulamaya başladılar…
Ve Erdoğan – Gül ikilisine tüm bu aşamalarda yeni bir rütbe de verildi: Bizzat ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un ağzından ikili, “Küresel Antiterör Forumu KAF” eşbaşkanı olmuşlardı. Erdoğan da bu yeni rütbe altında Mısır, Tunus ve Libya seferine çıkmıştı.
Davutoğlu şimdi de ABD adına, planın yeni bir aşaması olarak, “Suriye ile savaşa da hazırız” mesajı vermektedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ekim 2011
ESAD HÂLÂ YANILIYOR: ERDOĞAN DEĞİŞMEDİ!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/10/2011
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, “ben değişmedim, Erdoğan değişti” demiş. Bu yanlış saptamaya yalnızca Suriye’de değil, Türkiye’de de rastlıyoruz.
Özellikle CHP çevreleri sık sık şu eleştiriyi yapıyor hükümete: “Başbakan Erdoğan, daha bir yıl önce ‘kardeşim Esad’ demişti, bir yılda ne değişti? Daha bir yıl önce sınırların kaldırılması konuşuluyordu, ortak bakanlar kurulu toplanıyordu, şimdi ne değişti?”
Bu eleştirilere göre Başbakan Erdoğan son bir yılda değişmişti!
HEDEF, ŞAM’IN TAHRAN BAĞINI KESMEKTİ
Oysa Erdoğan’ın değiştiği yok. Erdoğan o gün de, bugün de ABD’nin bölgesel ihtiyaçlarına göre konumlanıyor.
O zaman vurgulamıştık; internette, Odatv arşivlerinden ulaşabilirsiniz: Erdoğan, Suriye’yle, Şam’ın Tahran bağını kesmek için yakınlaşıyordu.
Davutoğlu’nun “Ortadoğu Birliği” dediği Türkiye – Suriye – Lübnan – Ürdün ittifakı, Büyük Ortadoğu Projesi’nin, “küresel alt
düzeni”ydi.
AKP hükümetine, bu ittifakla, bölgede İran’ı yalnızlaştırma görevi verilmişti.
Türkiye’nin bu ülkelerin İran bağını kesip, bu ülkelere ve bölgeye lider olabilmesi için iki şeye ihtiyacı vardı: Filistin davasına sahip çıkmaya ve İsrail karşıtı görünmeye…
Davos’ta “one minute” ile başlayan süreç, bu hesap içindedir!
AKP’NİN EKSENİ KAYMADI
Şimdi Erdoğan’a “bir yılda ne değişti” diye soranlar, o gün de “eksen kayıyor” diye endişeleniyorlardı.
Oysa elbette dünya değişiyordu, dünyanın ekseni Batı’dan Doğu’ya kayıyordu ama AKP’nin ekseninde kayma yoktu. AKP varoluşu
gereği Atlantik’e çıpalıydı!
Türkiye’deki endişelerin tersine Washington rahattı.
İşte bugün de Erdoğan’a Washington’da methiyeler düzülüyor, “Türk – Amerikan ilişkilerinde zirve”
sevinci gösteriliyor.
SURİYE SİZE DERS OLSUN!
AKP’nin Suriye politikaları tıpkı CHP’de olduğu gibi, İslamcı çevrelerde de şaşkınlık yaratmış durumda. AKP tabanında, izlenen Suriye politikasına büyük tepki var. AKP tabanı da, “Suriye ile ilişkilerde ne değişti” diye soruyor.
Bu tepkileri göğüslemeye soyunan yandaş kalemler ise her gün yeni bir Suriye aldatmacası yazıyorlar. Ama içlerinde hiçbiri Zaman yazarı İhsan Dağı kadar yaratıcı olamadı. Dağı, “Suriye bize ders olsun” başlıklı yazısında bakın neler söylüyor:
“Demokrasi ile yönetilmeyen bir ülkeyle uzun süreli ve istikrarlı bir ilişki sürdürmeniz imkânsızdır. Kurduğunuz iyi ilişkiler pamuk ipliğine bağlıdır. İşbirlikleri ‘yapısallaşamaz’, kişiseldir; liderlerin tercihlerine bağlıdır. Her an geri çevrilebilir. Veya o rejimler her an çökebilir. Derinlemesine, kalıcı işbirlikleri ‘demokratik’ ülkelerle kurulabilir.”
İhsan Dağı’nın böylesi çürük, dayanaksız bir iddiaya sarılması, aslında İslamcı çevrelerde büyüyen tepkiye işaret ediyor.
Bu tepkilerin nereye uzanacağını hep birlikte göreceğiz…
ERDOĞAN DEĞİŞMEZ ÇÜNKÜ BOP EŞBAŞKANI
Bitirirken bir kez daha vurgulayalım: Erdoğan değişmedi!
8 yıl önce ABD’nin Irak saldırısına destek veriyordu, şimdi de NATO’nun Libya saldırısına destek veriyor…
Daha önce İsrail’den cesaret madalyası alıyordu, Suriye sınırındaki mayınlı araziyi İsrail’e vermeye çalışıyordu, şimdi de füze kalkanı ile İsrail’i İran’a karşı koruyor…
Erdoğan değişmedi! Çünkü hala BOP eşbaşkanı!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Ekim 2011
TSK, ‘SURİYE PLANI’NDA YER ALIR MI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/10/2011
“BM Güvenlik Konseyi’ndeki veto yetkisi olan ülkelerin kölesi miyiz” diye çıkış yapan Başbakan Erdoğan’ın olgularla NATO’cu olduğunu daha önce ortaya koymuştuk. Ve de sormuştuk: “Erdoğan’ın BM eleştirisi, Güvenlik Konseyi’ndeki Rusya ve Çin’i mi hedef alıyor yoksa?”
Önceki gün yazdığımız bu satırları BM Güvenlik Konseyi’ndeki oylama nedeniyle anımsattık.
RUSYA-ÇİN VETOSU
AB ülkelerinin hazırladığı Suriye’ye uluslararası yaptırım öngören karar tasarısı BM Güvenlik Konseyi tarafından reddedildi. Daha doğrusu tasarı, Rusya ve Çin tarafından veto edildi.
İki ülkenin veto kararı en çok ABD ve Türkiye’yi rahatsız etti. Çünkü karar, Obama ve Erdoğan’ın Suriye planlarının önüne barikat kuruyor.
ABD kızgınlığını BM temsilcisi Susan Rice’ın ağzından “Cesur Suriye halkı, özgürlük hareketlerini kimin destekleyip kimin desteklemediğini artık biliyor” sözleriyle gösterdi.
ERDOĞAN, BM PLANLARININ UYGULAYICISI
Erdoğan’ın BM karşıtı görüntülü sözleri ve Suriye’ye tavrı ile BM’nin ret kararını yan yana getirdiğimizde ortaya tek bir sonuç çıkıyor: Erdoğan, BM’ye değil, ABD’nin Suriye planlarına destek vermeyen BM’ye karşı!
Zira Erdoğan, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs için hazırladığı planın en büyük destekçisiydi; BM’nin Afganistan, Irak kararlarının alkışçısıydı; BM’nin Libya kararının uygulayıcısıydı…
Her konuda BM’ci olan Erdoğan’ın bugün BM’yi eleştirmesinin tek nedeni, Suriye konusunda çıkmayan karardandır!
Bildiğiniz gibi Erdoğan, henüz uluslararası bir yaptırım kararı çıkmadan önce, Obama ile görüşmüş ve Suriye’ye yaptırım uygulamaya karar vermişti. Daha doğrusu Obama’nın kararını kabul etmişti; öyle olmasa en azından BM oylamasını beklerdi!
ERDOĞAN’IN ÜÇ HAMLESİ
1..) Erdoğan oylamadan sonra yaptığı açıklamada, karar tasarısının Türkiye’yi etkilemeyeceğini söyledi: “Türkiye bu konuda adımlar atacaktır, yaptırımlarımızı engellemez. Biz şu anda bir yaptırım paketini ister istemez devreye sokacağız.”
“İster istemez” durumunun bir zorunluluktan kaynaklandığını not edelim elbette! Ancak daha önemlisi Erdoğan’ın bu kararının, Türkiye’yi uluslararası camiayla karşı karşıya getireceği gerçeğidir.
2..) Erdoğan, New York’ta Obama ile görüştükten sonra, Hatay kampını ziyaret edeceğini ve ondan sonra yeni Suriye planını açıklayacağını söylemişti. Erdoğan Güney Afrika ziyareti sırasında yaptığı açıklamada da bu kararı sürdüreceğini gösterdi: “Suriye’deki gelişmelere çok daha fazla seyirci kalamayız. Hatay kampını ziyaretten sonra değerlendirmemizi yapıp ondan sonra da açıklamalarımızı yapacağız.”
ERDOĞAN’IN DEĞİL, MİLLETİN ORDUSU
3..) Bu arada TSK’nin Hatay’da yaptığı tatbikat da dikkat çekiyor. “Her yıl değişik bir ilde yapılan tatbikat, bu yıl da Hatay’a denk geldi” türünden açıklamalar ikna edici değil.
Özal’ın Irak seferine “evet” demeyen Türk Ordusu’nun, Erdoğan’ın Suriye planına da “evet” dememesi gerekiyor.
Türk Ordusu, milletin ordusudur ve ülkeyi korur; emperyalist planlar adına komşu bir ülkede rejim değiştirmeye araç olmaz,
olmamalıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Ekim 2011