Posts Tagged Ukrayna

Alaska’daki CCCP’nin anlamı

Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Alaska’ya CCCP yani Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) tişörtüyle gitmesi, amaçlandığı gibi fazlasıyla dikkat çekti ve tartışıldı. 

Batılılar bunu daha çok, Rusya’nın SSCB topraklarına göz dikme mesajı olarak yorumladılar. Bunun gerçekçi olmadığı ortada. Konu zaten Alaska’nın kendisiyle ilgili de olamazdı, çünkü Alaska Rus Çarlığı tarafından ABD’ye verildi, hiç SSCB toprağı olmadı. Öte yandan kişisel olarak Lavrov’un ya da Putin hükümetinin sosyalist bir Rusya hedefinin olmadığı da ortada. 

CCCP’nin tek bir anlamı var bana göre: Rusya ABD’ye, SSCB dönemindeki gibi küresel sorunlarda belirleyen konumda olduğunun mesjını verdi. 

ABD ile Rusya uzlaştı

Trump ile Putin’in Alaska zirvesi, CCCP’yle verilen mesaja uygun olarak, hem ABD ile Rusya arasında bir uzlaşmaya hem de küresel sorunların başında gelen Ukrayna konusunda bir anlaşma arayışına sahne oldu. Bu yönüyle Alaska zirvesini “ABD-Rusya uzlaşısı tamam, Ukrayna anlaşması pişiriliyor” diye özetleyebiliriz.

Öyle ki Trump, ABD-Rusya uzlaşısının kabul edilmemesi halinde sorumluluğun Ukrayna ve Avrupa ülkelerinde olacağının işaretlerini verdi. İngiltere ve AB rahatsız ancak ABD’nin olmadığı bir Ukrayna savaşını sürdürebilmeleri hiç gerçekçi değil. Dolayısıyla günün sonunda onlar da ABD-Rusya uzlaşısını kabul etmek zorunda kalacaklar.

Dombas karşılığı barış

Trump, “Putin’le bir çok konuda anlaşmaya vardıklarını, geriye çok az mesele kaldığını” açıkladı. Ancak bunların ne olduğu resmi olarak belirtilmedi. 

Ancak iki ABD’li yetkilinin Washington Post’a yaptığı sızdırma, ABD’nin İngiltere ve AB’ye mesajı gibi okunabilir. Habere göre Putin’le Aslaska zirvesi yaptıktan sonra Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’yi telefonla arayan Trump ona şöyle dedi: “Halihazırda Rusya’nın kontrolünde bulunan bölgelere ek olarak Donbas’ın tamamının Rusya’ya bırakılması karşılığında savaş sona erecek.”

Önceki ABD yönetiminin çıkarları için kullandığı ve şimdiki ABD yönetiminin yeni çıkarları gereği kenara ittiği Zelenski’ye verilen ültimatomdur bu aslında. Süresi dolan ve seçim baskısı altındaki Zelenski’nin Berlin-Londra hattına güvenerek yapabilecekleri sınırlı… 

Dünya güvenliği konusu

ABD ile Rusya uzlaşısında, masada ekonomik çıkarların da olduğu anlaşılıyor. Nitekim görüşmenin ikinci aşamasında liderlere ekonomi kurmayları da eşlik etti. Sızan bilgilere göre iki lider Arktik Okyanusunda işbirliği yapmayı kararlaştırdı ve ABD’nin Alaska’daki enerji operasyonları için Rusların nükleer enerjili buzkıran gemilerini kullanmasında anlaştı.

Alaska zirvesinde kimin daha çok taviz elde ettiği ve kimin daha çok taviz verdiği elbette tartışılmaya devam edecektir. Ama Alaska  Zirvesinin asıl kazananının Putin olduğu tartışma götürmez durumda. 

Zira ABD’nin diplomatik kuşatma uyguladığı, tecrit etmeye çalıştığı Putin, tecriti doğrudan ABD topraklarında geçersiz kılmış oldu. Buna ek olarak Putin’in Alaska’ya davet edilmesi, ABD’nin Rus ekonomisini çökertme planının da başarısızlığının kabulü anlamına geliyor.

Putin bu avantajla Trump’tan üç talepte bulundu: 1) Ukrayna krizinin temel nedenlerinin ortadan kaldırılmasını istedi. 2) Rusya’nın meşru endişelerinin dikkate alınmasını istedi. 3) Avrupa ve dünya güvenliğinde adil bir dengenin sağlanmasını istedi. 

İşte, daha önce sık sık ifade ettiği Avrupa güvenliği meselesine Putin’in şimdi “dünya güvenliğini” eklemesi, CCCP tişörtüyle verilen mesajın somut haliydi.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Ağustos 2025

, , , , , , ,

Yorum bırakın

Trump’ın silah bağı

NATO’nun son liderler zirvesini, “kısa bildiri, yüksek savunma” diye özetleyebilmek mümkün. 

Kısa sonuç bildirileri, nadiren her şeyin yolunda olduğuna ama genellikle işlerin yolunda olmadığına işaret eder. Lahey’deki zirve de işlerin NATO açısından pek yolunda olmadığına işaret etti.

Öncelikle NATO, son yıllarda sonuç bildirilerinde sürekli yer alan bazı konuları, bu yıl sonuç bildirisine almayarak, bu alanlarda geri adım attığını göstermiş oldu. Ki o konulardan bazıları, NATO 2030 stratejik konseptinin de önemli başlıklarıydı. Bu nedenle Trump’ın ikinci döneminin bu ilk NATO liderler zirvesinde, “NATO stratejisinden geriye çekilmeye“ işaret edebiliriz. 

Çin bu kez bildiride ‘baş rakip’ değil 

Örneğin Çin, daha önceki NATO belgelerinde, “kurallara dayalı düzeni tehdit etmekle” suçlanıyordu, “mücadele edilecek baş rakip” görülüyordu. Lahey’deki sonuç bildirgesinde Çin yok. 

NATO liderlerine göre, NATO’ya karşı iki tehdit var: Rusya ve terörizm. Üstelik Rusya “acil tehdit” olmak yerine “uzun vadeli tehdit” olarak görülüyor.

NATO liderler zirvesinin son yıllardaki değişmez Asya-Pasifik ortak-konuklarının bu kez zirvede olmaması önemliydi. Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi ABD’nin Çin’e karşı Asya-Pasifik stratejisinde temel dayanakları olan ülkelerin liderlerinin yokluğu ve yerine dışişleri bakanlarının yan oturumlardaki varlığı dikkat çekiciydi.

Ukrayna NATO desteğini kaybediyor

NATO liderler zirvesinin bir diğer çarpıcı farklılığı da Ukrayna meselesiydi. Zelenski bu yıl daha önceki ilgiyi göremedi, üstelik öncesinde “Rusya, NATO topraklarını hedef alacak, Rusya’ya karşı NATO’yu savunuyoruz” gibi iddialarda bulunmasına rağmen. 

Evet, daha önce baş konuk olarak ağırlanan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski bu yıl zirvenin hiçbir resmi toplantısına katılamadı. 

Diğer yandan sonuç bildirisinde de Ukrayna’ya daha hafif bir destek açıklanmış oldu. Üstelik ifade, NATO’nun kurumsal desteği yerine, NATO ülkelerinin tercihsel desteğine işaret eder nitelikteydi. 

Ayrıca NATO-Ukrayna Konseyi de bu yıl liderler düzeyinde değil, dışişleri bakanları düzeyinde ve çalışma yemeği formatında yapıldı.

Ve en önemlisi: Rusya’nın müdahalesinden önce başlayan ve sonuç bildirilerinde her yıl yer alan “Ukrayna’nın NATO üyeliğine” atıf yapılması, bu yıl kesintiye uğradı!

NATO’nun babacığı

Zirvenin en önemli sonucu, ABD Başkanı Trump’ın isteğiyle NATO ülkelerinin savunma harcamalarını yüzde 5’e çıkarmayı kabul etmeleriydi. 

NATO Genel Sekreteri Rutte’nin, Trump’ın isteğini gerçekleştirmek için nasıl çalıştığını ve ülkelerin nasıl kabul ettiğini Trump’a müjdelemesi, Trump’ın da Rutte’nin müjdesini zirve öncesi sosyal medyasında paylaşması, öncelikle ikilinin çapsızlığına işaret ediyordu. Öyle ki bu çapsızlığı, Rutte’nin Trump’ın küfürbazlığını “Babacık sert bir dil kullanmak zorunda” diyerek savunması türünden bir başka çapsızlık izledi. 

Buna ek olarak NATO aile fotoğrafı çekimi sırasındaki tokalaşmalar ve mimikler de Atlantik’te ciddi bir “devlet adamı erozyonu” yaşandığına işaret ediyordu.

Trump’ın iki yönlü taktiği

Evet, NATO liderleri, Trump’ın baskısıyla, savunma harcamalarını Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) yüzde 5’ine çıkarmayı kabul etti. Karara göre bunun yüzde 3.5’u doğrudan askeri harcamaları, yüzde 1.5’u da altyapı savunma harcamalarını oluşturacak. 2029’da gözden geçirilecek hedefe, 2035’te ulaşılacak. (Bazı ülkeler açısından bunun kağıt üzerinde kalacağını şimdiden söyleyebiliriz.)

Peki Trump neden NATO ülkelerinin savunma harcamalarını yüzde 5’e çıkarmalarını istedi? NATO neden silahlanıyor? Büyük savaşa mı hazırlanıyor? 

Daha ziyade Trump’ın ABD ile Atlantik müttefikleri arasındaki bağı, silah bağıyla korumak istediğine işaret ediyor bu karar. Böylece ABD silah şirketleri hem NATO ülkelerine silah satacak, hem de ABD “silah bağı” üzerinden Avrupa üzerindeki denetimini sürdürecek. 

Sonuç bildirgesinde yer alan “savunma sanayi işbirliği” ve “savunma ticareti önündeki engellerin kaldırılmaı” maddesi, kuşkusuz en çok ABD şirketlerine yarayacak. Zira savunma payını yüzde 2’den yüzde 5’e çıkaracak NATO ülkelerinin çoğu, bu artışı ancak ve ancak ABD silahı alarak artırabilir. Çoğunun fabrika kurup, kısa zamanda kendi silahlarını üreterek savunma payını artırabilmesi mümkün değil. 

Trump da böylece bir taşla iki kuş vurmuş olacak.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Haziran 2025

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Emperyalizmin iki karakolu

Emperyalizmin siyasi sözcüleri bazen öyle net konuşurlar ki, bir kitapta anlatacağınız konu, çırıl çıplak ortaya seriliverir.

İngiliz Muhafazakar Parti lideri Kemi Badenoch’un sözleri de öyle oldu. Badenoch, Hamas tartışmalarına değindiği konuşmasında aynen şöyle dedi: “Tıpkı Ukrayna‘nın Batı adına Rusya’yla savaşması gibi İsrail de İngiltere adına savaşıyor” (Odatv, 25 Mayıs 2025).

İngiltere’nin ileri karakolu olarak Ukrayna

Bir grup gazeteci olarak birlikte yazdığımız Ukrayna: Tarih Yapan Savaş (Kırmızı Kedi, 2022) kitabında işte tam olarak bunu anlatmaya çalıştık: Öyle iddia edildiği ve medyada işlendiği gibi diktatör bir Rus liderin komşusuna sebepsiz saldırısı değildi bu, ABD’nin NATO’yu genişletme planının artık Moskova’ya dayanmasıydı, emperyalizmin stratejistlerinin ifadeleriyle Rusları Asya içlerine doğru çekilmeye mecbur etme stratejisiydi. Putin, Rusya’yı kuşatan bu çevrelemeye karşı, zorunlu bir “yarma harekatı” yapmıştı. Öncesinde Batı’ya ortak güvenlik mimarisi ve güvenlik garantileri anlaşması gibi seçenekleri sunmuş ama yanıtsız kalmıştı. 

Bu gerçek, kimi sol kesimlerde bile anlaşılmadı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’nın kapitalist modelde örgütlenmesinden hareketle, bu ülkeyi emperyalist ilan ederek, olayı Batı’nın penceresinden bile okuyanlar oldu.

İşte İngiliz Muhafazakar Parti lideri Badenoch, gerçeği çırılçıplak ortaya koyuyor, “Ukrayna, bizim adımıza Rusya’yla savaşıyor” diyor. Böylece Ukrayna’nın Atlantik cephesinin Rusya’ya karşı “ileri karakolu” olduğunu belirtmiş oluyor.

İsrail karakol ülke olarak tasarlandı

İngiliz lider, aynı şekilde İsrail’in de İngiltere adına savaştığını belirtiyor.

Evet, İsrail önce İngiliz emperyalizminin, ardından da ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki ileri karakolluğunu yaptı. Bu ülke, en başından itibaren, emperyalizmin Ortadoğu’daki çıkarları için tasarlandı. 

İsrail’in “kurucu babası” Theodor Herzl, daha yola çıkarken Yahudi devletinin misyonunu “ileri karakol” olarak ilan etmişti. Ünlü Der Judenstaat (Yahudi Devleti) kitabında aynen şöyle diyordu: “Avrupa için biz, orada (Filistin) Asya’ya karşı korunma duvarının bir parçası, barbarlığa karşı uygarlığın ileri karakolu olabiliriz.” (Walter Hollstein, Filistin Sorunu, Yücel Yayınları, 1975, s. 69)

İşte İngiliz Muhafazakar Parti lideri Badenoch tam olarak Herzl’i doğrulamış oldu. İsrail, emperyalizm adına, Batı adına, sözde uygarlık adına barbar gördükleri Asya’ya karşı bir ileri karakoldur.

ABD için İsrail’in anlamı

Önceki ABD başkanı Joe Biden’ın sözleri de gerçeği çırılçıplak ortaya koyan türdendi. 

Başkanlığı sırasında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Gazze’de Filistinli soykırımına tam destek veren Biden, Senatörken 1986’da aynen şöyle demişti: 

“Eğer İsrail olmasaydı, ABD bölgede kendi çıkarlarını korumak için bir İsrail yaratmak zorunda kalacaktı. Tekrar söylüyorum, ABD, bölgede bir İsrail üretmek zorunda kalacaktı!”

Evet, Ortadoğu’yu İngilizlerden devraldıktan sonra ABD, ileri karakolu olan İsrail üzerinden bölgedeki çıkarlarını geliştirmeye çalıştı hep…

Emperyalist gözlükten görünen

Görüleceği üzere Ukrayna Doğu Avrupa’da Ruslara karşı, İsrail Ortadoğu’da Asya’ya karşı Atlantik cephesinin, ABD’nin, İngiltere’nin “ileri karakolu” durumundadır. 

Batı, Ukrayna ve İsrail’e kendi adlarına rakipleriyle çarpışarak onları zayıflatsın, kendi çıkarlarını uygulayacakları alan açsın diye yatırım yapıyor.

Bu olguyu atlayarak yapılacak analizler, hem gerçeği ıskalar hem siyaseten yanlış pozisyon alınmasını sağlar ama hem de ABD-İngiltere gözlüğüyle Rusya ve İran karşılığına yol açar. 

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
27 Mayıs 2025

, , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

Avrupa‘dan Mehmetçik’e vize muafiyeti!

ABD’nin NATO’yu Ukrayna’ya genişletme hamlesinin en ağır sonuçlarından biri Ukrayna’nın “Amerikan sömürgesine” dönüşmesi oldu: Trump’ın Zelenski’ye zorla kabul ettirdiği “ABD-Ukrayna Yeniden Yapılandırma Yatırım Fonu”, Ukrayna’nın Dûyun-ı Umûmiye’sidir.

Anlaşma Beyaz Saray yetkilileri tarafından “ABD’nin bugüne kadarki askeri ve finansal desteğinin karşılığında, Ukrayna’nın doğal kaynaklarına erişim imkanı” diye tarif ediliyor. Burada “erişim imkanı” kısaca “çökme” anlamına geliyor. Çünkü Ukrayna’nın doğal kaynaklardan elde ettiği her türlü gelirin yüzde 50’si bu fona aktarılacak, fonu da 3’ü ABD’li, 3’ü Ukraynalı yönetecek. 

Ukrayna’da Avrupa kaybetti

ABD’nin Ukrayna hamlesinin bir diğer kaybedeni de Batı Avrupa oldu. ABD’nin zoruyla Rusya’ya uyguladıkları ambargo en çok Batı Avrupa ekonomilerini vurdu. Rusya’nın ucuz enerjisi yerine ABD’nin pahalı LNG’si sanayi maliyetlerini artırdı, Avrupa ekonomileri daraldı, işsizlik ve enflasyon arttı. 

Ama Batı Avrupa başkentleri ve AB şefleri hâlâ bundan bir ders çıkarmış görünmüyor. Trump’lı ABD Ukrayna’da barış ararken, AB Ukrayna’yı Rusya’ya karşı savaş pozisyonunda tutabilme peşinde. Dahası Trump’ın Ukrayna müzakerelerinden çekilme olasılığı karşısında da B planı hazırlamaya çalışıyorlar.

AB’nin başındaki bir başka problem de “Avrupa Güvenlik Mimarisi” sorunu. Zira ABD’nin oluşturduğu AB-Rusya cepheleşmesi, şimdi Brüksel’i ek savunma problemleriyle de karşı karşıya getirdi. 

Üç Deniz Girişimi

Avrupa’nın nasıl bir güvenlik mimarisi şekillendireceği konusu, daha önce bu köşede incelediğimiz gibi, Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. 

Üstelik şimdi bir de “Avrupa içinde Avrupa” konusu var. Gerçi yeni değil, geçen yıllarda bu köşede yine değinmiştik ama konjonktür bu “Avrupa içinde Avrupa” çabasını da hızlandırdı. Polonya merkezli “Üç Deniz Girişimi”nden bahsediyoruz. 

2015’te Polonya’nın Hırvastistan’la birlikte başlattığı ve Baltık, Adriyatik ve Karadeniz’i esas olan Üç Deniz Girişimi, artık 13 AB üyeli bir platform. Üstelik ABD, AB Komisyonu, Almanya ve Japonya’dan sonra, geçen hafta Türkiye de Üç Deniz Girişimi’nin stratejik ortağı oldu.

Böylece Avrupa’yla Rusya’nın arasında Baltık’tan Akdeniz’e inen stratejik bir hat oluştu. Ve böylece önce kalkınma projesi gibi sunulan girişim, kıtanın kuzey-güney yönünde inşa olan bir güvenlik platformuna dönüşmeye başladı.

Washington’un iki amacı

ABD, Üç Deniz Girişimi’ni iki nedenle destekliyor. 

1) Öncelikle 13 AB üyesinin oluşturduğu bu yapıyı, 14+1 üyeli Çin – Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Platformu’na karşı bir dengeleyici olarak görüyor. 

2) Öte yandan Fransa-Almanya merkezli Batı Avrupa’ya karşı Polonya merkezli bir Doğu Avrupa’nın öne çıkmasını, Avrupa’nın daha kolay kontrolü olarak değerlendiriyor Washington. 

AB’ye değil, savunmasına çağrı

Türkiye mi? Üç Deniz Girişimi’ne sadece AB üyesi ülkeler üye olabiliyor. Türkiye, girişime katkı sunabilecek ülkeler grubu olarak nitelenen stratejik ortaklar içinde. Ve bunun bir AB üyeliği hevesi oluşturmaması için de baştan uyarıyorlar. 

Türk gazetecilerle biraraya gelen Polonya Dışişleri Bakan Yardımcısı Anna Radwan açık açık söyledi: “Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisinde yer alması konusunda bir irade var. O mimari şu an doğuyor. Ancak savunma alanındaki yaklaşımlar, AB üyelik tartışmalarının dışındadır.” (BBC Türkçe, 1.5.2025).

Yani sadece kendilerini koruyacak Mehmetçik istiyorlar, Mehmet’in turistine bile tahammülleri yok!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Mayıs 2025

, , ,

Yorum bırakın

İngiltere’nin sistemi kurtarma rolü

Beyaz Saray’dan kovulan Zelenski, ”ya darbe ya teslimiyet” seçeneğiyle karşı karşıya kaldı. 

Güvenlik garantisi verilmediği için Trump’ın “madenlere çökme” anlaşmasını imzalamayan ve bu nedenle basın önünde ABD başkanı ve yardımcısı tarafından azarlanan Zelenski, koltuğunu korumak için teslimiyeti seçti.

Ukrayna Parlamentosu’ndan Trump’a çağrı

Ukrayna Parlamentosu, resmi sitesinden bir açıklama yayınlayarak Trump’tan fiilen özür diledi ve Kiev’in pozisyonunu açıkladı: “Ukrayna Parlamentosu, Başkan Donald Trump’ın barışı güvence altına almayı amaçlayan bir müzakere sürecini başlatma girişimlerini memnuniyetle karşılıyor. Ukrayna Parlamentosu, özellikle kritik minerallerin keşfi alanında ABD ile stratejik ortaklığın daha da geliştirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.”

Bu iki konu Zelenski’ye darbe anlamına geliyordu: 

1) Zelenski ABD’nin Rusya’yla yürüttüğü ve AB’yi masa dışında tuttuğu müzakereye karşıydı o nedenle Riyad’daki görüşmelere Ukrayna heyeti katılmadı.

2) Zelenski, kritik minerallerle ilgili anlaşmayı güvenlik garantisine bağlamaya çalışıyordu.

Ukrayna Parlamentosu bu iki konuda Zelenski’den farklı bir tutum alarak ABD’ye açıkça “bizi bırakma” mesajı vermiş oldu.

Zelenski’nin görevden alınması istendi

Ukrayna Parlamentosu’nda daha ileri gidenler de oldu. Muhalefet milletvekillerinden Aleksandr Dubinski, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin görevden alınmasını (azledilmesini) talep etti. 

Dubinski, Zelenski’nin Beyaz Saray’daki başarısızlığının ABD’nin koşulsuz desteğini kaybetmesine neden olduğunu, bu nedenle görevden alınması gerektiğini savundu. 

Musk’tan Zelenski için sürgün teklifi

Dünyanın en zengini ve ABD Hükümet Verimliliği Bakanlığı sorumlusu Elon Musk ise Zelenski’ye sürgün teklif etti. Musk, Ukrayna’da “barışçıl bir demokrasiye geçiş” karşılığında Zelenski’ye tarafsız bir ülkede af teklifinde bulundu!

Böylece emperyalist ABD, açık açık Rusya’ya karşı kullandığı aletini, Rusya’yla yeni dönemin şartları gereği gözden çıkardığını ortaya koymuş oldu. 

Zelenski teslim oldu, geri adım attı

Gerçi Zelenski ABD’nin muamelesi karşısında AB’nin desteğini aldı ama o destek, açık ki Ukrayna’nın “uzun savaş” yürütmesine yetmeyecekti. ABD’nin olmadığı bir savaşı, AB’nin Rusya’ya karşı sürdürebilmesi olası değil. 

Avrupalı liderlerin Londra’da toplanarak Zelenski’ye ve Ukrayna’nın savaşı sürdürmesine destek vermelerini Zelenski savaş cephesinden çok, içeride konumunu koruyacak bir kalkan olarak görüyordu ama Ukrayna Parlamentosu’nun açıklaması, pozisyonunun çok kaygan bir zeminde olduğu gerçeğini kendisine gösterdi.

Zelenski bu nedenle geri adım attı ve “Ben ve ekibim, kalıcı bir barış için Başkan Trump’ın güçlü liderliği altında çalışmaya hazırız” dedi. 

Daha önce Riyad’a “ABD – Rusya görüşmesine meşruiyet kazandırmamak için” gitmediğini açıklayan Zelenski, bu kez “Ukrayna, kalıcı barış için en kısa zamanda müzakere masasına oturmaya hazırdır” dedi.

Oysa Zelenski Washington dönüşü Londra’ya giderken, Trump’tan özür dilemeyeceğini ve Beyaz Saray’da yaşanan tartışmadan pişman olmadığını söylemişti.

Erdoğan: “Türkiye’siz Avrupa güvenliği düşünülemez”

Trump yönetiminin Rusya’yla müzakere yapmaya yönelmesi, Atlantik’in iki yakasını karşı karşıya getirdi. Öyle ki ABD içinde NATO’dan, hatta BM’den ayrılma seslerinin yükseldiği bu süreçte, Brüksel, gelecekte başının çaresine bakmak zorunda kalabileceğini düşünüyor.

Hatta Erdoğan yönetimi “ABD’nin askeri gücünü Avrupa topraklarından çekme” olasılığını Türkiye için bir fırsat görerek, “AB’nin savunmasını Türkiye kurtarır” ve “Türkiye’siz bir Avrupa güvenliği düşünülemez” açıklamaları yapıyor sık sık… 

Elbette ABD, Rusya’yı Çin’den koparma stratejisini izlediği için bu gelişmeler yaşanıyor ama bu ABD’nin AB’den vazgeçeceği ya da AB’nin en azından bu haliyle ABD’siz yapabileceği anlamına gelmiyor.

İngiltere’nin arabuluculuk rolü

Nitekim İngiltere de bu amaçla özel bir rol oynuyor. Londra, ABD-Avrupa saflaşmasında her ne kadar Washington’la karşı karşıya geldiyse de esas olarak Atlantik sistemini kurtarmaya çalıştığı anlaşılıyor. 

Cumhuriyet’teki 3 Mart tarihli “Transatlantik yarılma” başlıklı makalemde, Londra’nın politikasını “İngiltere arabuluculuk çizgisi izliyor” diye yorumlamıştım. 

Nitekim The Times’a konuşan üst düzey bir İngiliz yetkili de Londra’nın Zelenski’den ABD ile ilişkileri düzeltmesini istediğini açıkladı. İngiliz yetkili, Zelenski’nin yapması gereken üç şey olduğunu açıkladı: Zelenski 1) kurallara göre oynamalı, 2) ABD Başkanı Donald Trump’a saygı göstermeli ve 3) müzakere masasına oturmalı.

Trump’ın stratejisinin zayıflığı

Tüm bu yaşananlar emperyalizmin piyonlarını nasıl kullanıp atabildiğini, o piyonlara inanan halkların nasıl büyük acılar yaşayabildiğini ve en önemlisi de herşey biterken nasıl da ülkelerin sömürgeleştirildiğini ortaya koyması bakımından derslerle doludur. 

Biden yönetiminin savaşa kışkırttığı Ukrayna, Trump yönetimi tarafından adım adım “Amerikan mandası” yapılıyor. 

ABD, Rusya’yı Çin’den koparabilmek için gerekirse AB’yi de karşısına aldı. Ama bu bir yarılma da olsa, kopmaya dönme olasılığı zayıf. Çünkü 1945 düzeni, Avrupa’yı ABD’ye bağımlı hale getirdi. Avrupa küresel güç mücadelesinde ABD’ye sırtını dönüp kendi başına hareket edecek kadar  güçlü değil, ABD de Avrupa’dan vazgeçecek kadar güçlü değil.

Ama Trump’ın stratejisinin asıl dayanaksız yanı şu: Çin ve Rusya ilişkilerini zayıflatabilmesi pek olası görünmüyor.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
5 Mart 2025

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Transatlantik yarılma

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin Beyaz Saray’da uğradığı muamele, hem ABD ile Ukrayna arasındaki vasallık ilişkisini ortaya koydu ama hem de Transatlantik cephesindeki yarılmayı resmetti. 

İlkini uzun uzun konuşmaya gerek yok: ABD parası ve silahıyla, aslında ABD’nin olan bir savaşa girmenin faturası özetle. Emperyalist devlet, kullandığı aletine, “350 milyar dolar harcadım, 500 milyar dolar geri almak için madenlerini sömüreceğim” diyor. 

Ama ikincisi, yani Transatlantik cephedeki yarılma, Türkiye ve dünya açısından kritik önemde.

ABD ve AB BM’de karşı karşıya

Transatlantik yarılmayı ortaya koyan gelişmeleri özetleyelim önce:

– ABD ve AB, önce Münih Güvenlik Konferansı’nda ağır bir tartışmayla karşı karşıya geldi. ABD liderliğinin AB’deki aşırı sağcı partilerle ilişkisi ve ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in AB’yi “demokrasiniz zayıflıyor” diye suçlaması, yarılmanın su yüzüne çıkışı olarak değerlendirilebilir.

– Trump’ın Putin’le uzun telefon görüşmesi yapması ve Ukrayna’daki savaşı bitirme kararı alması, ABD ve Rusya heyetlerinin bu amaçla Riyad’da görüşmelere başlaması, Washington’un bu süreçte AB’yi masa dışında tutması, yarılmanın derinliğine işaret ediyordu.

– Ardından ABD ve AB BM’de karşı karşıya geldi. AB ülkelerinin hazırladığı ve Rusya’yı suçlayan, Ukrayna’yı destekleyen tasarıya ABD BM Genel Kurulu’nda “hayır” dedi! Öyle ki Çin ve İran bile tasarıya “çekimser” kalmıştı. Ardından ABD bir başka tasarı hazırladı ama içeriği AB ülkelerinin önergeleriyle tamamen değişti. ABD bu tasarıya Çin ve İran ile birlikte “çekimser” kaldı. ABD üçüncü olarak BM Güvenlik Konseyi’nde oylanmak üzere “Rusya’yı rahatsız etmeyecek” bir tasarı hazırladı; 10 ülke “evet” dedi, 5 ülke “çekimser” kaldı. ABD bu oylamada da yine BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri İngiltere ve Fransa’yla karşı karşıya kaldı.

”ABD BM’den çekilmeli” tasarısı

– Cumhuriyetçilerin ABD Kongresi’ne sunduğu “Başkan ABD’nin BM üyeliğini tamamen sona erdirmeli” çağrılı tasarı ise ABD içindeki büyük çelişkiye işaret ediyordu.

– ABD ve AB, “en zengin kapitalistler” kulübü olan G7’de de karşı karşıya geldi. ABD, Rusya’yı saldırgan diye tanımlayan bildiriye karşı çıktı.

– İngiltere ise bu süreçte arabuluculuk çizgisi izliyor görüntüsü veriyor. Beyaz Saray’dan kovulan Zelenski’yi Londra’ya davet eden İngiltere Başbakanı Starmer, Ukrayna’ya “uzun savaş” stratejisini sürdürebilmesi için siyasi, ekonomik ve askeri destek açıkladı. Londra’nın Trump’ı Biden’ın “uzun savaş” stratejisine yeniden dönmeye ve Zelenski’yi de Trump’tan ”özür diletmeye” çalıştığı anlaşılıyor.

Yeni dünya düzeni sancıları

Bu tablo, aslında“yeni dünya düzeninin” inşa sancılarıdır. ABD, uzun zamandır küresel liderliğini nasıl sürdüreceğinin mücadelesini veriyor. Trump’ın iktidarı ile “büyük savaşsız çözüm” arayışının öne çıktığı anlaşılıyor. 

Hatta Trump cephesi içinde “ABD’nin dünyayı Çin’le paylaşması gerektiği” görüşü de bir eğilim olarak belirmiş durumda. ABD’nin Atlantik ve Pasifik Okyanusu arasındaki tüm bölgeyi nüfuz alanı olarak gördüğünü ve diğer bölgelerdeki yeni durumu kabul edilebileceğini ortaya koyduğu bir görüş bu… 

ABD içindeki farklı eğilimlerin nereye evrilebileceğini kestirmek güç. Zira Trump kabinesi aslında bir koalisyondur ve bu nedenle Trump’ın II. dönemi, JD Vance’in I. dönemi olarak da okunabilir.

ABD-AB yarılması dünyanın yararına

Özetle Trump-Vance-Musk koalisyonu, Rusya’yı Çin’den koparma stratejisi izliyor. Ancak ABD’nin Çin-Rusya stratejik işbirliğini zayıflatabilmesi çok olası görünmüyor, tersine bu çizginin ABD-AB işbirliğini zayıflatması daha olası. Yani ABD Rusya’yı Çin’den kopartayım derken, AB’yi kaybedebilir.

Bu süreci iyi değerlendirebilirse, AB de buradan kazançla çıkar. AB’nin stratejik özerklik başlatıp, adım adım ABD’ye bağımlılıktan kurtulması, Brüksel’i çok kutuplu yeni dünyada önemli bir güç merkezi haline getirir.

En önemli boyutuyla bitirelim: Bu yarılma Türkiye’yi, bölgemizi, Küresel Güney’i nasıl etkiler? Transatlantik yarılma ve ABD-AB müttefikliğinin bozulması, elbette dünyanın büyük çoğunluğunun yararınadır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Mart 2025

, , , , , , , , , ,

1 Yorum

Erdoğan’ın şemsiyesi

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin Ankara ziyareti sırasında, siyasal sembol olarak yorumlanan bir görüntü vardı. Erdoğan, ıslanmasın diye Zelenski’ye şemsiye tutuyordu. 

O kare siyasi yorumlara yol açtı. Çoğunlukla “Ukrayna’ya Türk şemsiyesi” dediler, “ABD’nin sırtını döndüğü Zelenski’yi Erdoğan kanatlarının altına alıyordu” yani. 

Bugün biz de Erdoğan’ın şemsiyesi üzerinden, hızlı kaymalar yaşanan Transatlantik ilişkiler düzlemindeki Türkiye’nin yerini tartışacağız.

Riyad ve Ankara farkı

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin Ankara ziyaretinin zamanlaması kritikti. Washington, Ukrayna-Rusya savaşını bitirmek amacıyla Riyad’da yapılacak görüşmeye Zelenski’yi de davet etmişti. Zelenski Riyad’a değil, Ankara’ya geldi. 

Riyad’da ABD ve Rusya Dışişleri Bakanları barış masasının kurulması gerektiğini konuşuyordu. Washington ve Moskova, savaşın ana nedeninin Ukrayna’nın NATO üyeliği olduğu gerçeğinden hareketle savaşa son vermeye çalışıyordu. Ancak Ankara’da Erdoğan tersine Kiev’in NATO üyeliğine destek veriyordu.

Zelenski’nin Erdoğan’dan asker talebi

Daha önce de bir çok kez “Ukrayna NATO üyeliğini hak etti” diyen Erdoğan’ın desteğinin bu kez yeni boyutlar taşıdığı anlaşılıyordu. Zira Zelenski’nin şu sözleri Ankara açısından bir yenilik taşıyordu: “Herkes Putin’in savaşa dönmeyeceğine eminse, madem savaşı bitiriyorsak, neden biz Ukrayna’ya kuvvetlerin yerleşmesinden çekinelim. Bu nedenle güçlü ordulara sahip güçlü ülkelerin, Türkiye de dahil, güvenlik garantilerinin bu boyutunu da Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile konuştuk” (Hürriyet, 19.2.2025).

Bu sözler bir ölçüde Zelenski’nin Erdoğan’dan asker talebi anlamına geliyordu. Nitekim gazeteci Deniz Berktay da Kiev’deki basın toplantısında konuyu Zelenski’ye sordu ve yanıtını yorumladı: “Bana Ankara’nın şu anda nasıl bir rolünün olacağını bilemediğini ancak Türkiye’yi, Avrupa’da en kalabalık ordulardan birine sahip olarak Ukrayna’da garantör ülke olarak görmek istediğini söyledi. Yani ‘Türkiye, buraya asker göndersin” diyor” (Cumhuriyet, 25.2.2025).

Avrupa’ya jandarma olma dilekçesi

Türk askerinin Ukrayna’da güvenlik garantörü olması konusunun bir başka boyutu da Erdoğan’ın “AB’yi kurtarma” misyonu açıklamasıydı: “AB’yi ekonomiden savunmaya, siyasetten uluslararası itibara, içine düştüğü çıkmazdan sadece Türkiye kurtarabilir” (AA, 24.2.2025).

Avrupa’da “ABD bize sırtını dönüyor, kendi savunmamızı düşünmeliyiz” yorumlarının yükseldiği şartlarda Erdoğan’ın “AB savunmasını” kurtarmaya soyunması, “Avrupa’ya jandarma olma” dilekçesidir ve Türk halkının kabul edemeyeceği niteliktedir. 

Atlantik sistemi için Kore’ye asker gönderebilme yanlışı geçen yüzyılda kaldı. Türk ordusunun Transatlantik ilişkiler için yeniden “kullanılması” artık mümkün olmayacaktır.

Kısmi dengeden dengesizliğe

Bu mesajlardan anlaşıldığı kadarıyla Erdoğan, ABD-AB çatlağından yararlanabileceğini umuyor ama tersine 5-27 Kasım 2024 öncesindeki “kısmi denge” avantajını bile kaybediyor. Trump’ın seçildiği 5 Kasım’dan ve HTŞ’nin Şam’a karşı harekete geçtiği 27 Kasım’dan önce Asya’yla, Rusya’yla, İran’la belli oranda denge yürüten Erdoğan, ABD-AB çelişmesinden yararlanayım derken, o ilişkileri erozyona uğratmış oluyor. 

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, konuğu Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Ankara’da görüşürken, Erdoğan’ın Kırım Zirvesi’ne gönderdiği Ukrayna’ya destek mesajının işaret ettiği asıl gerçek şu: Erdoğan’ın şemsiyesi, bırakın başkasını ıslanmaktan korumayı, sağnak ve rüzgâr nedeniyle kendisini bile koruyamayabilir…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Şubat 2025

, , , ,

Yorum bırakın

Amerikan piyonluğunun sonu

Üç başkentte üç zirve… 

Riyad’da, Trump ve Putin’in uzun telefon görüşmesinin ardından ABD ve Rusya heyetleri bir araya gelerek, Ukrayna savaşını sona erdirme görüşmelerini başlattı. 

Paris’te Avrupalı liderler toplanarak ABD’nin Ukrayna barış masasından Avrupa’yı dışlamasına tepki gösterdiler.

Ankara’da Erdoğan ve Zelenski ise buluşup dışlanmaya tepki gösterdiler. 

Zelenski üç yıldır neredeydi?

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, Ankara’da, Erdoğan’la ortak basın toplantısında konuştu: “Suudi Arabistan’a gitmeyi erteledim, arkamızdan bir şeylere karar verilmesi doğru değil.”

Reuters’e bilgi veren Ukraynalı resmi kaynaklar, “Zelenski’nin ABD-Rusya görüşmesine meşruiyet kazandırmamak amacıyla görüşmeye katılmadığını” kaydettiler. 

Trump’ın Zelenski’ye tepkisi ise sert oldu: “Bugün duydum ki ‘biz davet edilmedik’ diyorlarmış. Üç yıldır oradaydınız, üç yıl önce bunu bitirmeliydiniz. Hiç başlamamalıydınız. Daha önce bir anlaşma yapabilirdiniz” (AA, 19.2.2025)

Trump haksız mı? Hakikaten neredeydi üç yıldır? Oysa daha savaş henüz başladığında Belarus sınırındaki görüşmelerde bir anlaşmaya varılmış ama CIA-MI6 talebiyle masadan kalkmıştı Zelenski… Sonra İstanbul’da bir anlaşmaya varmıştı heyetler ama Boris Johnson – Antony Blinken talimatıyla anlaşmayı kabul etmemişti Zelenski…

Neden İstanbul yerine Riyad?

Trump ile Putin’in Ukrayna barış görüşmelerinin ilkinin Riyad’da yapılmasından rahatsız olan Erdoğan, Zelenski’yle ortak basın toplantısında taraflara seslendi: “Önümüzdeki dönemde gerçekleştirilmesi muhtemel görüşmeler için ülkemiz ideal bir ev sahibi olacaktır” (cumhuriyet.com.tr, 18.2.2025).

İstanbul yerine Riyad’ın seçilmesinde, ABD’nin İsrail nedeniyle Suudi Arabistan’la arayı iyi tutma isteği, hatta Türkiye’nin Suriye’deki rolü nedeniyle Rusya’nın memnuniyetsizliği neden olmuş olabilir.

Ama Ankara’nın şu aşamada bile tarafsız olmaması asıl neden gibi görünüyor. Zira ABD yönetiminin bile Ukrayna’nın taviz vermesi gerektiğini düşündüğü şartlarda Erdoğan’ın “Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü“ neredeyse Türkiye’nin kırmızı çizgisi ilan etmesi ve Kırımlılardan çok Kırımcılık yapması, İstanbul’un ev sahibi olma şansını esas azaltan faktör görünüyor.

Avrupa’nın ABD-Rusya ittifakı endişesi

Trump ile Putin’in savaşı ikili görüşme ile sona erdirme hamlesinden en rahatsız olan ise Brüksel. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Münih Güvenlik Konferansı’nda AB’yi “azarlamasının” ardından ABD’nin Ukrayna ve Rusya Özel Temsilcisi Keith Kellogg’un da “Rusya-Ukrayna barış görüşmelerinde Avrupa yer almayacak” demesi (AA, 15.2.2025) Avrupalı liderleri endişeye sevk etti. Macron’un çağrısıyla Riyad’a karşı Paris’te zirve yapan Avrupalı liderlerin buluşmasından, elbette hiçbir somut sonuç çıkmadı.

Avrupa’nın durumunu en iyi anlatan ise sanırım Fransa Başbakanı François Bayrou oldu: “Putin ve Trump arasında düşünülemez bir ittifaka tanık oluyoruz, bu da Avrupa’yı kendi topraklarında marjinalleştiriyor. Avrupa Birliği’nin bu konuda ne kadar zayıf olduğunu görmek korkunç” (Sputnik, 19.2.2025).

Trump’ın Ukrayna’yı vasallaştırma planı

Ne üzücü… ABD’li bağımsız yorumculardan Max Blumental, durumu şu sözlerle yorumluyor: “Zelenski hizmetçilerin ziyafete davet edilmediğini anladı” (TASS, 19.2.2025).

Zelenski‘nin ülkesini düşürdüğü acı durum ve piyonluğunun sonu. Trump açık açık tehdit ediyor; “Ukrayna’da seçim yapılmadı, Zelenski’nin oyu yüzde 4” diyerek meşru olmamakla, “Verilen paralar nerede, hiç hesap görmedim” diyerek yolsuzlukla suçluyor. 

Trump Zelenski’yi şimdi Ukrayna’yı “vasallaştırmakta” kullanacak çünkü. Açık açık “350 milyar dolar verdik, 500 milyar dolarlık nadir element alacağız” diyor… 

Bir Amerikan piyonun sonu… 

Emperyalizme güvenerek onun stratejisine eklemlenenler, kullanılır, atılır; acısını halk çeker, toprakları sömürüye açılır. 

Herkese ders ola… 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Şubat 2025

, , , , , , ,

Yorum bırakın

Paris’teki masa

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna-Rusya savaşını sona erdirmek amacıyla Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’e açtığı telefon, önce ABD-AB ilişkilerini vurdu. 

Zira Trump ile Putin’in “uzun telefonundan” ikili görüşme çıktı. ABD’nin Ukrayna ve Rusya Özel Temsilcisi Keith Kellogg, Avrupa’nın Rusya-Ukrayna barış görüşmelerinde yer almayacağını duyurdu (AA, 15.2.2025). 

Nitekim ABD ve Rusya bugün ilk yüz yüze görüşmeyi Riyad’da yapıyorlar.

İngiltere’nin rolü

Avrupa ülkeleri ABD’nin bu tutumuna tepki olarak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un davetiyle Paris’te toplandı. 

Ukrayna konulu olağanüstü güvenlik zirvesine Almanya Başbakanı Olaf Scholz, İngiltere Başbakanı Keir Starmer, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Polonya Başbakanı Donald Tusk, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Hollanda Başbakanı Dick Scoof ve Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen katıldı.

Zirveye ayrıca AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, AB Komisyonu Başkanı Ursula von Der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte katıldı.

Görüldüğü üzere Riyad’da AB yok ama Paris’te Starmer ve Rustte ile aslında ABD vardı. İngiltere Başbakanı Starmer, toplantıdan sonra yaptığı açıklamada ABD’ye gidip Trump’la görüşeceğini, sonraAB liderleriyle yeniden bir araya geleceğini açıkladı.

Paris’te fikir birliği yok

Paris’teki toplantıdan çıkan tek ortak sonuç ABD’ye verilen “Avrupa ve ABD arasında güvenlik ve sorumluluk paylaşımında bölünme olmaması gerektiği” mesajıydı.

Ama nasıl bir yol izleneceği konusunda fikir birliği oluşmadı. Fransa’nın başını çektiği kesim Ukrayna’ya asker göndermeyi savunurken, Almanya’nın başını çektiği kesim buna karşı çıktı. 

AB Konseyi ve AB Komisyonu başkanları ise yaptıkları ortak basın açıklamasında Ukrayna’nın barış masasına güçlü bir pozisyonda oturması gerektiğini belirterek, barışın ancak Ukrayna’nın bağımsızlığı, egemenliği, toprak bütünlüğü ve güçlü güvenlik garantileriyle birlikte gelebileceğini savundu.

Savaşı ABD başlattı

Masada olma tartışması ABD-AB ilişkilerini nereye götürür ya da AB’nin olmadığı bir masadan barış çıkar mı gibi sorular tartışılıyor. 

Öncelikle şu iki saptamayı yapalım: 

1) Tamam, savaş Avrupa topraklarında yaşanıyor ama savaşın sahibi Avrupa değil ABD’dir. Nitekim Kissinger başta pek çok ABD’li siyaset bilimci ve uluslararası ilişkiler uzmanı da savaşın “ana nedeninin” NATO’nun genişlemesi olduğunu belirtiyorlar. NATO’nun genişlemesi ise en başında beri bir Washington stratejisiydi.

2) Savaşın Ukrayna’dan sonra en çok kaybedeni ise doğrudan Avrupa ülkeleri oldu. AB-Rusya enerji bağının kesilmesi ve açığın daha pahalı ABD sıvılaştırılmış doğalgazıyla kapatılmaya çalışılması Avrupa ekonomilerini vurdu. Avrupa’nın Ukrayna’ya zorunlu mali ve askeri desteği ile Ukraynalı göçü gibi faktörler de AB ülkelerini olumsuz etkiledi. Ve asıl önemlisi, ABD zoruyla Rusya’ya yapılan yaptırımlar AB ekonomilerini daralttı.  Sonuçta Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya başta pek ülkede ekonomik durgunluk yaşanıyor.

Avrupa’nın asıl sorunu

Bu iki sonuçtan hareket edilirse, Ukrayna savaşının bir an önce sona erdirilmesi, öncelikle AB ülkelerinin çıkarınadır. Dolayısıyla masanın olmasının masada bulunulmasından daha önemli olduğu ortada.

Öte yandan AB’nin masada olması hangi sonucu değiştirecek? AB, ABD’den farklı bir tutum alabilecek mi? Savaşları sona erdirme masalarında pozisyon alabilmede belirleyici olan güç, askeri güçtür ve AB’nin böyle bir gücü yok. Nitekim İngiltere Başbakanı Keir Starmer de Paris’teki toplantıdan sonra yaptığı açıklamada net bir şekilde ifade etti: “Ukrayna’da barışa giden tek yol ABD’nin güvenlik garantisidir” (AA, 17.2.2025).

AB’nin asıl sorunu masada olup olmama sorunu değildir, AB’nin asıl sorunu ABD’den stratejik özerklik kazanıp kazanamayacağı sorunudur. Çok kutuplu dünya inşasında Avrupa ABD’nin Asya’ya karşı cephesi mi olacak yoksa başlı başına bir merkez mi olacak? Asıl mesele budur…

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
18 Şubat 2025

, , , , , , ,

Yorum bırakın

Kissinger’ın dönüşü

ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı “uzun telefon” görüşmesini, Amerikan devlet aygıtının Kissinger stratejisine dönüşünün başlangıcı olarak niteleyebiliriz.

ABD’nin Soğuk Savaş dönemi stratejilerinde belirleyici bir isim olan ve sonrasında da Amerikan hükümetlerine akıl hocalığı yapan Henry Kissinger, ölmeden önce Joe Biden’ın Ukrayna politikalarına eleştiriler yapmış ve ABD’nin ne yapması gerektiğini söylemişti. 

İşte Trump “uzun telefon” ile Kissinger’ın işaret ettiği hamleleri yapmaya başlıyor.

Kissinger’ın ABD’ye uyarıları

Kissinger’ın 2022’de yaptığı o saptamalarını, uyarılarını  ve önerilerini anımsayalım önce:

– Kissinger, savaşın ana nedenini doğru saptamış ve açıkça ortaya koymuştu: “Kiev, NATO üyeliği peşinde koşarak bugünkü çatışmaların taşlarını döşedi.” Kuşkusuz Kiev’i o yanlışa yönlendiren de ABD yönetimleriydi. 

– Kissinger’ın şu uyarısı özellikle Avrupalı siyasetçiler açısından önemliydi: “Batı, Rusya’yı ezici bir yenilgiye uğratma çalışması peşinde koşmamalı. Rusya’nın 400 yıldır Avrupa’nın ana parçalarından biri olduğu hatırlanmalı.”

– Kissinger konunun artık toprak tavizini zorunlu kıldığının da kabul edilmesi gerektiğini vurguluyordu: “Ukrayna, savaşın sona ermesi ve barış anlaşmasına varılması için Rusya’ya toprak vermeli.”

Tabi asıl önemlisi şuydu: Kissinger bunları ABD’nin “ana stratejisinin” gereği olarak savunuyordu. Açalım:

Kissinger’a göre Rusya Çin’den koparılmalı

Kissinger’ın ABD-AB-Rusya üçgeninde dile getirdikleri aslında Çin’le ilgiliydi. Rusya’ya neden taviz verilmesi gerektiğini şu sözlerle açıklıyordu Davos’ta: “Aksi taktirde Rusya Avrupa’dan tümüyle kopup Çin’in kalıcı müttefiki haline gelecek.”

Bu ABD’nin ana stratejisi açısından o kadar önemliydi ki Kissinger Davos’tan sonra da bu uyarılarını sürdürdü: “Artık soru, bu savaşın nasıl sona erdirileceği olacak. Sonunda hem Ukrayna hem de Rusya için birer yer bulunmalı, eğer ki, Rusya’nın Çin’in Avrupa’daki ileri karakolu olmasını istemiyorsak” (Times, 11.6.2022). 

Kissinger ve başka pek çok ABD’li siyaset bilimci, uluslararası ilişkiler uzmanı ve analist önemle belirtiyordu: ABD’nin asıl rakibi Çin’di. Ve ABD, hızla büyüyen Çin’e karşı, a) mevcut müttefiklerini (AB) sağlamlaştırmalı, b) yeni müttefikler (Hindistan) bulmalı ve c) Çin’i (Rusya’yı Bayı’ya çekerek) yalnızlaştırmalıydı. Hatta Brzezinski bunu “daha büyük Batı” inşası diye formüle etmişti. 

Trump Kissinger’ı izliyor

İşte Trump bu stratejiye uygun adımlar atıyor.

– Trump savaşın ana nedenini tıpkı Kissinger gibi belirliyor: “Ukrayna’nın NATO’ya girme ihtimali, savaşın ana nedeniydi.”

– Trump, tıpkı Kissinger’ın önerdiği gibi Rusya’ya Batı kapısı açıyor: “Rusya G7’ye geri dönemli.”

– Trump tıpkı Kissinger’ın işaret ettiği gibi esas olarak Çin’e odaklanmak istiyor.

Transatlantik ilişkilerin revizyonu

Trump’ın bu adımları Avrupa’da bir kaç türlü endişeye yol açmış görünüyor. Bazıları Putin’e taviz verilmesinin yol açacağı sorunlara dikkat çekiyor, bazıları ABD’nin Avrupa’yı yüzüstü bıraktığını düşünüyor, bazıları da geleneksel Transatlantik ilişkinin zarar göreceğini belirtiyor.

ABD’nin diğer konuları tavizle de olsa çözerek sadece Çin’e odaklanması, Transatlantik ilişkilere sırtını döneceği anlamına gelmiyor kanaatimce. Ana stratejisine dayalı bu politikaların, Transatlantik ilişkileri de bir revizyona zorlayacağını düşünüyorum.

Zira Rusya’nın yerinin neresi olduğu konusu, Avrupa Güvenlik Mimarisi’nin nasıl olacağını da belirleyecektir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
15 Şubat 2025

, , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın