Mehmet Ali Güller
This user hasn't shared any biographical information
Homepage: https://mehmetaliguller.wordpress.com
ABD NEDEN SALDIRAMADI?
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 31/08/2013
afta başında ABD’nin liderlik yapacağı Atlantik kuvvetlerinin Suriye’ye saldıracağı gündemdeydi. Hatta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu “biz de varız” diye öne fırlıyordu. Ancak bu rüzgâr adım adım sönümlendi ve Atlantik kuvvetleri, Suriye’ye saldıramadı.
Bu sonucun birincisi Batı açısından, ikincisi ve daha önemlisi olarak Doğu açısından nedenleri var. Bugün bu nedenleri inceleyeceğiz.
BATI AÇISINDAN SORUNLAR
1. ABD’nin yeni bir ülke işgaline harcayacak parası yok. Hafta içinde yayımlanan ABD Hazine Bakanı Jack Lew’in “Ekim ortasında para bitiyor” mektubu, bu gerçeğe işaret ediyordu.
Çin Komünist Partisi’nin son genel kongresinde aldığı karar üzerine, gelir makasını daraltmak adına kaynakları içeride değerlendirmek kararı, ABD’nin belini daha da büktü. Çin’den daha fazla borçlanamayan ABD çareyi kendi paralarını ülkeye çağırmakta arıyor. FED’in kararlarını bu kapsamda değerlendirmek lazım. Bu durum ve Çin’in dünya ekonomisindeki ağırlığı, ABD’nin ekonomisini savaşla da düzeltemeyeceğini ortaya koyuyor.
2. Washington, bu ekonomik gerçekliği göz önüne alarak yeni bir savunma stratejisi belirlemiş ve Asya-Pasifik’i esas alan, Ortadoğu’yu taşeronlarına devreden yeni bir dönemi başlatmıştı. ABD bu stratejisini uygulamaya mecbur.
3. ABD’deki iç çarpışma büyüyor ve dış politikaya da yansıyor. Suriye’ye aktif müdahale, temsilciliğini Obama’nın yaptığı kesimlerin değil, karşıtlarının isteği. Obama ise Suriye politikasını Türkiye-Suudi Arabistan-Katar üzerinden yürütmek istiyor. Nitekim bu Türkiye’yi İran’la çarpıştırmak bakımından daha elverişli bir yol.
4. ABD’nin işgalle neticelenmeyecek, dar ve kısıtlı hava müdahalelerinin ilk kurbanı İsrail olacak. Tel Aviv bu nedenle Suriye’ye yönelik 48 saatlik bir hava saldırısından endişe etti. ABD Tomehawk füzelerinin Suriye’ye yönelmesiyle birlikte Filistin’den Hamas, Lübnan’dan Hizbullah İsrail’e saldıracaktı. ABD içindeki etkili kesimler bu gerekçelerle, İsrail’in güvenliğini garanti etmeyen ve hatta riske atan bu saldırıya itiraz ettiler.
5. Fransa ve İngiltere, ABD’yi bile beklemeden Libya’ya saldırabilmişlerdi. Zira Libya’nın ne bu ülkeleri durduracak askeri gücü, ne de büyük müttefikleri vardı. Ancak Paris ve Londra, Suriye’nin Libya olmadığını çok iyi biliyordu. O nedenle bu kez ABD’yi beklemeye mecburdular.
DOĞU AÇISINDAN AVANTAJLAR
1. Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın liderliği ve Şam yönetiminin haklılığı, 2,5 yıldır süren ağır baskıya rağmen Suriye’yi ayakta tuttu. Suriye ordusu, Atlantik destekli terörist grupların saldırısını öncelikle sağlam bir şekilde göğüsledi. Uluslararası koşulları da kollayarak, fırsat buldukça üzerlerine yürüdü ve verdiği mevzileri geri aldı.
2. Suriye’nin Batı’nın denetimine açık olmayan kamucu ekonomisi, Esad’a büyük avantaj sağladı. Silahların dışında finansal krizlerin vuracağı bir Suriye, kuşkusuz çok daha zor savunulurdu.
3. Şam yönetimi, Atlantik baskısını göğüslemeye yarayacak bölgesel ilişkileri çok başarılı bir şekilde yürüttü. BM’de Çin’in desteğini, askeri alanda Rusya ve İran’ın desteğini alan Şam yönetimi böylece direncini artırdı.
4. 1991’den itibaren adım adım yaşam alanına giren ABD’yi nihayet 2008 yılında Gürcistan müdahalesi ile durduran Rusya, koşulları kullanarak tersi yönde ilerlemeye başladı. Moskova, Karadeniz’e bırakmadan, ABD’yi Doğu Akdeniz’de engellemeyi kararlaştırdı. Bu stratejik karar, Moskova’yı Suriye’yi daha agresif savunmaya yöneltti.
5. İran, Suriye kalesi yıkıldığında ilk hedefin kendisi olacağını biliyor. Tahran bu nedenle ülkesinin savunmasının, Suriye’nin savunmasından geçtiğini gördü ve bu gerçeğe göre konumlandı. İran’ın stratejik desteği, Şam yönetiminin terörle mücadelesine büyük katkı sağladı.
ABD’nin Irak’tan çekilmesiyle birlikte Ortadoğu’da önemli bir manevra kabiliyeti kazanan Tahran, bu dönemde Mısır ile Suudi Arabistan’ın bölgesel çelişkilerinden yararlandı ve Katar’ın da olduğu çoklu rakiplerini bazı alanlarda ayrıştırmayı sağladı. Bu durum Esad’a da yaradı.
SURİYE’NİN DEĞERLİ VARLIĞI
Kuşkusuz Batı açısından başka sorunlar ve Doğu açısından başka avantajlar da var. Köşe el verdiğince belli başlılarını incelemiş olduk. Geriye bir tek Türkiye’nin pozisyonu kaldı. Ülkemiz Doğu’da fakat Batı’nın denetiminde olduğu için Suriye krizinden en fazla etkilenen ülke oldu. Bu durumu da bir başka yazımızda inceleyeceğiz.
Son olarak belirtelim: ABD’nin Suriye’ye yönelik planları ve hatta fırsat bulduğunda saldırma hedefi yürürlüktedir. Zira ABD için Suriye; birincisi Kürt koridoru oluşturma, ikincisi de Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirme açısından fazlasıyla değerli bir hedeftir! Washington bu hedeften kolay kolay vazgeçmez.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Ağustos 2013
CENEVRE MASASI ÖNCESİ ÇARPIŞMA
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 29/08/2013
Suriye için savaş boruları çalınıyor. Öyle ki AK Medya, manşetlerden füze reklamları bile yapmaya başladı. Sanırsın ABD silah lobilerinin gönüllü sözcüleri konuşuyor. Yok, Tomehawk füzeleri 5 metre hata payıyla hedefi vuruyormuş, yok bombardıman uçakları havada ikmalle Suriye semalarına rahatlıkla ulaşıyormuş…
Açık söyleyelim: Bu gazetecilik değil, ahlaksız yayıncılıktır! Gazeteci, emperyalist savaş baronlarının sözcüsü olmaz!
ABD: REJİM DEĞİŞTİRMEYE ODAKLANMADIK
Erdoğan’ın savaş ihtiyacına tercüman olmak ve ülkesi ile bölgesine Batı gözlüğüyle bakmak, maalesef Türk medyasının Pentagon bülteni gibi çıkmasına neden oldu. Bu bültenler de doğal olarak “savaş başlamak üzere” iklimi yarattı.
Peki, ABD Suriye’ye saldıracak mı? AK Medya’ya bakılırsa evet. Üstelik şu saatte, şuradan, şu kadar kuvvetle…
Ancak pek öyle görünmüyor. Zira Washington “saldırmamanın” gerekçelerini bulmaya odaklandı:
1. Beyaz Saray Sözcüsü Jay Carney Suriye’ye yönelik değerlendirilen seçeneklerde, odaklarının “rejim değiştirme” değil, “Suriye rejiminin kimyasal silah kullanımına eylemine yanıt verme” olduğunu ifade etti. (Hürriyet, 28 Ağustos 2013)
2. ABD’nin eski Dışişleri Bakan Yardımcısı olan BM Politik İşler Müsteşarı Jeffrey Feltman, Tahran’daydı. Feltman, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ile Suriye’de “politik çözümü” tartıştı.
BM sözcüsü Farhan Haq, Feltman’ın temasları için şu açıklamayı yaptı: “Feltman, İran’ın konumu ve bölgedeki nüfuzunu belirterek, Suriye’deki tarafların müzakere masasına oturması adına önemli bir rol oynayabileceklerini ifade etti.” (Gazetevatan.com, 28 Ağustos 2013)
3. Suriye’ye savaşın tartışıldığı saatlerde, ABD Hazine Bakanı Jack Lew’in Kongre’deki parti liderlerine gönderdiği mektup yayımlandı. Mektuba göre ABD yönetimi, finansal yükümlülüklerini yerine getirebilmek için gerekli kaynakları Ekim ayının ortalarına doğru tüketmiş olacak! Ekim ortasında Amerikan Hazinesi’nin harcayacak sadece 50 milyar doları kalacak! (Gazetevatan.com, 28 Ağustos 2013)
“Savaşa para yok” anlamına gelen bu mektup, acaba Washington’daki savaşa karşı kesimler tarafından mı servis edildi?
MASA DEVRİLMEDEN!
Kuşkusuz başka olgular da var. Onları da değerlendiririz. Şimdilik bu üçünün ne anlama geldiğini anlamaya çalışalım:
ABD Suriye’ye saldırmaktan hem stratejik nedenlerle, hem de ekonomik nedenlerle kaçınıyor. ABD’yi Suriye’ye saldırmaktan alıkoyan bir başka önemli etken de, 2,5 yıldır direnen Esad’ın, ülkesine saldıracak devletlere “ağır zarar” verebileceğini göstermiş olmasıdır.
ABD bu nedenlerle, zorunda kalmadıkça Suriye’ye saldırmayacak. Ancak İngiltere, Fransa ve Türkiye’nin baskısını geçiştirmek için göstermelik bir hava saldırısına yönelebilir.
Fakat ABD’nin asıl niyeti, kimyasal komplo ile sağlanmış uluslararası baskı ortamından yararlanıp, Cenevre-2 toplantısına Suriye’yi zayıf oturtmaktır!
Zira Cenevre-2 toplantısı er geç yapılacak ve taraflar masaya güçlü oturmak için öncesinde ellerindeki tüm kozları oynuyorlar: Esad yönetimi masaya oturmadan önce mümkün olduğu kadar kuzeye yönelmek ve teröristlerin elindeki mevzileri geri almak istiyor. ABD ise masaya oturmadan önce, önümüzdeki süreçte Şam’da ikili bir iktidar oluşmasının mevzilerini yaratmaya ve Suriye Ulusal Konseyi’nin etkisini artırmaya çalışıyor.
Artık mesele, bu ön çarpışmaların masayı devirmemesi!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Ağustos 2013
AL ANTİSAR MUAMMASI
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/08/2013
Japon Sankei Shimbun gazetesinin haberine göre, 2013 yılı başlarında mühimmat yüklü bir gemi Kuzey Kore’den yola çıkar. Gemide 1,400 makineli tüfek, 30,000 mermi ve gaz maskeleri ile kimyasal saldırıdan korunma araçları vardır.
Gemi Kuzey Kore’den çıktığı andan itibaren ABD tarafından adım adım izlenir. Gemi ve mühimmatları konusunda Ankara bilgilendirilir. 3 Nisan’da Çanakkale Boğazı’ndan geçtiği sırada da durdurulur ve kargosuna el konulur.
Mühimmat Kuzey Kore tarafından Esad’a gönderilmektedir. Türkiye bu nedenle kargoyu da gemiyi de bağlar.
Japon Sankei Shimbun gazetesinin kaynağı ABD’dir. Haber, Japonya üzerinden tüm dünyaya servis edilir.
Haberdeki gemi Libya bandıralıdır ve ismi de Al Antisar’dır!
CIA İSKENDERUN’A YÜK BOŞALTTI
Eminim bu gemi ismi size tanıdık gelmiştir. Zira Libya’dan Suriye’ye silah sevkiyatında kullanılan ve İskenderun Limanı’na gelip, cihatçı da indiren Al Antisar gemisini, bu köşede birkaç kez konu etmiştik.
Gelin yukarıdaki haberin muammasını çözebilmek için, önce bazı haberleri anımsayalım:
Hürriyet 25 Nisan 2013’te “Türkiye’den giden binlerce silah son anda yakalandı” diye bir haber yaptı. Buna göre Türkiye’den Libya’ya gönderilmek üzere yola çıkan bir gemide yapılan aramada 990 tüfek ve 410 tabanca ile binlerce mermi ele geçirildi. Al Antisar isimli geminin Libyalı kaptanı ve silahları tedarik eden bir Türk tutuklandı.
Ancak haber eksikti. Çünkü geminin sahibi CIA’ydı ve silahlar da Libya’ya değil, Suriye’ye gidecekti.
Çünkü Al Antisar aslında daha önce İskenderun’a gelmişti. Aydınlık 21 Ağustos 2012’de “İnsani yardım gemisiyle Libya’dan 24 militan getirdiler” diye ayrıntılı vermişti o olayı.
19 Kasım 2012 tarihli Ufuk Ötesi’nde ise Al Antisar’ın sadece militanları değil, Suriye’ye sevk edilecek uçaksavar, RPG ve MANAD tipi füzeleri de getirdiğini yazmıştık. Ancak İskenderun açıklarında demirleyen Al Antisar’ın İHH alıcılı “tıbbi malzeme” görüntülü 400 tonluk yükü, bazı yetkililerin çıkardığı “yasal izin” problemi nedeniyle bir türlü boşaltılamıyordu.
ÖLDÜRÜLEN BÜYÜKELÇİ’NİN OPERASYONDAKİ ROLÜ
Devreye, daha sonra üç diplomatla birlikte öldürülecek olan, yükün sahibi ABD’nin Bingazi Büyükelçisi Chris Stevens girdi. Sonra 2 Eylül’de CIA Başkanı David Petraeus Türkiye’ye geldi ve Al Antisar’daki yük 6 Eylül’de “yasallık” kazandı!
Konu, Chris Stevens’ın ölümü nedeniyle önce ABD Kongresi’ne geldi, ardından da TBMM’de soru önergesi oldu.
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in verdiği bilgilere göre, Libya bandıralı gemi, 14 Ağustos’ta İskenderun Limanı demir sahasına demirlemiş, 29 Ağustos günü İskenderun Limanı’na yanaşıp Bingazi’den getirdiği 353 ton yükü, İHH Vakfı için boşaltmıştı.
Geminin boş ve yolcusuz olarak 3 Eylül günü Türkiye’den ayrıldığını söyleyen Şahin, 24 Libyalının izni konusunda da topu Dışişleri Bakanlığı’na attı.
KİMYASAL KOMPLONUN İZLERİ
İşte tam da Suriye’de kimyasal komplo yapıldığı şu günlerde, Al Antisar yine gündeme geldi. Güya Kuzey Kore Esad’a silah ve gaz maskesi ile kimyasal saldırıdan korunmak için malzeme gönderiyordu. Kaynak da ABD’ydi.
Üstelik bir de harita yayınlamışlardı. Gemi Kuzey Kore’den kalkıyor, Hint okyanusunu geçiyor, Süveyş Kanalı’ndan geçip Çanakkale Boğazı’nda yakalanıyordu! Kuzey Kore Esad’a malzeme gönderdiyse, geminin Çanakkale’de ne işi vardı? Süveyş’i geçip kuzey doğuya yönelmesi gerekmiyor muydu?
Bu mantıksızlık dışında bir de arşivleri açınca, gerçeklerle karşılaşıyoruz: CIA kaynaklı haber hem esas operasyonu perdelemeye çalışıyor, hem de bunu yaparken Esad’ı zan altında bırakmaya çalışıyor. Gerçekte Al Antisar, Suriye’ye CIA yüklerini sevk ediyor! Gaz maskeleri ve kimyasal saldırılardan korunma malzemeleri ise, kimyasal silah kullanacak olan teröristlerin korunması için!
Şam’ın kenarındaki Doğu Guta bölgesinde Esad’ın yaptığı iddia edilen kimyasal saldırının ve olası yeni saldırıların altından bakalım daha neler çıkacak?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Ağustos 2013
ERDOĞAN’IN SAVAŞ İHTİYACI
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 27/08/2013
AK Medya’ya bakılırsa Pentagon Suriye’yi her an vuracak. Gerçi bu beklentileri 2,5 yıldır gerçekleşmedi, ancak bu kez kesin diye umuyorlar…
Çünkü ABD’nin Suriye’yi vurmasına en çok bizim yandaş yorumcuların ihtiyacı var. 2,5 yıldır “ABD ha vurdu ha vuracak” dediler, “Esad ha düştü, ha düşecek” dediler… Aynı lafları aynı adamlar saat 20.00’de NTV’de, 22.00’de CNNTürk’te, 24.00’te Haber Türk’te söylediler…
Dünyanın en çok yanılan yorumcuları oldular… Ama en ufak bir yüz kızarması yaşamadan aynı yalanı 2,5 yıl boyunca sürdürdüler!
O nedenle Pentagon’a en çok onlar ihtiyaç duyuyor; bir parça AK’lanmak için!
ABD, SURİYE’YE SALDIRMAK İSTEMİYOR
Ancak ABD’nin Suriye’yi vur(a)mayacağını ısrarla belirtiyoruz. Washington’un 2010 tarihli savunma stratejisi ortada: Pentagon için öncelik artık Pasifik! Ortadoğu’daki işlerin taşeronu ise AKP Hükümeti olarak belirlendi.
Yani esası “Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyi üzerinden Akdeniz’e bağlamak” olan Suriye sorunu, Erdoğan’a verilen bir görevdi!
Ancak Erdoğan o görevi yerine getiremedi: Ne Esad yönetimi terörist saldırılara pabuç bıraktı ne de AKP Hükümeti, içerideki muhalefeti aşarak açık askeri saldırıya yönelebildi.
Bakın Reuters’in geçtiği “Hatay’dan Suriye’ye 400 ton silah sevkiyatı” haberi bile ABD’nin Suriye’ye saldırmayacağının göstergesidir.
ABD bu haberle Erdoğan’a hem “iç kamuoyunun gazını almak için bile olsa çizgiyi aşan konuşmalar yapma” diye uyarıyor hem de Suriye sorununun sahibinin BOP Eş Başkanlığı olduğunun altını çiziyor!
Ankara ve Tel Aviv’de ise Washington’u göstermelik de olsa kısa bir hava harekâtına razı etme senaryoları konuşuluyor. Fransa’nın Libya’daki gibi öne çıkması ve ABD’nin mecburen destek vermesi türünden bir girişimin şansı hesaplanıyor.
TARİHİ AYIBA TÜRK MİLLETİ İZİN VERMEZ!
Başbakan Erdoğan için günü kurtaracak en önemli seçenek, ABD’nin kısa da olsa bir hava harekâtı yapması ve Türkiye için Suriye’ye saldıracak bir uluslararası meşruiyet yaratılması…
Zira hem sonbahar için hem de açık işaretleri ortaya çıkan ekonomik krizi ötelemek için AKP’nin herkesten çok savaşa ihtiyacı var!
Ancak Erdoğan ne içeride ne de dışarıda, bu savaşa bir meşruiyet yaratamayacak! Zira haksız savaşları, bin yalanla bile kabul ettiremezsiniz.
O nedenle savaş tamtamlarının çaldığı şu günlerde, yine altını ısrarla çizerek belirtelim: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin geleneğinde Müslüman komşulara karşı savaşmak yoktur! Turgut Özal’ın Irak’a süremediği Mehmetçik’i, Erdoğan da Suriye’ye süremeyecektir!
Elli tane Ergenekon operasyonu yapsanız, Necdet Özel’i klonlayıp tüm orduların, kolorduların, tümenlerin başına koysanız bile Türk Ordusu’nu komşusuna saldırtamayacaksınız!
Zira bu tarihi ayıba her şeyden önce Türk milleti izin vermeyecektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Ağustos 2013
ISSIZ ADAM: ERDOĞAN
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/08/2013
Başbakan Erdoğan’ın siyasi danışmanı İbrahim Kalın’ın ortaya attığı “değerli yalnızlık” kavramı pek tutuldu. Başarısızlığı ahlak, vicdan gibi kavramlarla perdelemeye çalışan AK medya, hızla “değerli yalnızlığa” sarıldı.
Oysa “değerli yalnızlık” kavramı hem doğru bir çeviri değildi, hem de AKP’nin durumunu açıklamıyordu. Zira kavram, 19. Yüzyılın sonlarındaki İngiliz dış politikasına verilen isimdi ve Londra bu dönemde ittifaklardan kaçınmış, sömürgelerine odaklanarak ekonomisini daha da büyütmeye çalışmıştı.
Türkiye’nin ne odaklanacağı bir sömürgesi var, ne de ittifaka gerek duymayacağı bir coğrafyası!
Gerçeklik böyle olunca, haliyle İngilizlerin “değerli yalnızlığı”, AKP’nin “ıssız adamlığı” şeklini alıveriyor! Üstelik filmin kahramanı Alper’in karizmasının, Erdoğan’da kalmadığı türden bir ıssız adamlık…
DEĞERLİ YALNIZLIK, SIFIR SONUÇTUR
Alper’in “ıssız adamlığı” tek gecelik ilişkilerle dolu çok kadınlı bir yaşamdı ama neticede “bir artı bir” Alper’de “eşittir sıfır” oldu! Sahte ilişkilere boğulmuş Alper, gerçek bir ilişkiyi sürdüremedi. Sonuçta yalnız kaldı!
AKP’nin durumu da Alper’inki gibi… Atlantik’in Osmanlı coğrafyasına yönelik hedeflerinde enstrüman olan AKP, sahte ilişkilere soyundu:
İsrail ile Suriye arasında arabuluculuk, ABD ile İran arasında “kolaylaştırıcılık”, MOSSAD ile Müslüman Kardeşler arasında mesaj taşımacılık, Öcalan ile Kandil arasında postacılık…
Irak, Suriye ve Lübnan’la gerçek hedefi maskeleyen türden birlik arayışı…
Irak’ta Maliki’ye karşı darbecilik, yine Irak’ta Barzani’yi himaye ederek bölücülük…
Suriye’ye terör ihracı, Esad’a karşı örtülü operasyonlar, Bosna’dan, Çeçenistan’dan, Pakistan’dan Suriye sınırına El Kaide transferleri…
Lübnan’da Hizbullah’ı izole etme çabaları…
Mısır’da Müslüman Kardeşleri Tahrir’in iradesine karşı kışkırtma girişimleri…
Diplomasi bilimiyle somutlarsak: İsrail’de, Suriye’de, Irak’ta büyükelçimiz yok. Mısır’da ise Müslüman Kardeşler kuryeliği ile açıkça suçlanan bir büyükelçimiz, o da şimdilik var!
Özetlersek: Tüm komşulara “sıfır sorun” denilerek sahte el uzatıldı… Elin sahteliği ortaya çıktıkça da, “sıfır sorun” önce “sıfır komşu” sonra da “sıfır sonuç” oldu!
Yani AKP’nin bugün yaslandığı “değerli yalnızlık” aslında kocaman bir “sıfır sonuçtur!”
CUMHURİYET’İN YENİDEN DEVRİM İHTİYACI
Öte yanda “değerli yalnızlık”, durdurulamayan bir kartopu olmaktır. Sonuçları görürsünüz ama yuvarlanmaya başlayan kartopunu durduramazsınız.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun şu cümleleri, hızla yuvarlandıklarını gösteriyor: “Türkiye dünya ile ilişkilerde 10 yıl öncesi duruma dönerse, yani küresel ufuk açısından sınırlarına çekilirse varlığını koruyamaz.” (Ahmet Taşgetiren, Bugün, 25 Ağustos 2013)
Yani Davutoğlu hâlâ sınırları kaldırmak, Kürtlerle büyümek, Osmanlı sınırlarına yayılmak, Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak peşinde… (Kuşkusuz bu ihtirasın dayanağı, BOP Eşbaşkanlığı görevidir.)
Türkiye’yi dış politikada yamaçtan aşağı yuvarlayan Erdoğan-Davutoğlu ikilisi, bir yandan da içeride yıkımı ilerletiyor. Davutoğlu tam yıkım niyetlerini de açıkça söylüyor: “İç yapımızda restorasyon ihtiyacı var. Bu sistem restorasyonu, bir anlamda ‘Cumhuriyet’in Tanzimat’ı’ gibi bir mahiyet arz ediyor.” (Ahmet Taşgetiren, Bugün, 25 Ağustos 2013)
Gerçi 2007’de Cumhuriyet’i yıkmışlardı… Şimdi restorasyon diyerek, Tanzimat diyerek toplum içindeki izlerini de kazımak istiyorlar.
Ancak belirtelim: AKP kazıyamadan, halk sonbaharda Cumhuriyet’in ‘yeniden devrim’ ihtiyacını karşılamaya başlayacak!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Ağustos 2013
TRABZON’DA İLERİ DEMOKRASİ YOK MU?
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/08/2013
Başbakan Erdoğan Trabzon havalimanında bağırıyor: “Trabzon’a Gezi gelebildi mi? Giresun’a Ordu’ya gelebildi mi, Samsun’a gelebildi mi, Rize’ye gelebildi mi?” Ardından “Neden?” diye soruyor ve yanıtlıyor: “Çünkü aklıselimin yolu tektir.” (Hürriyet, 24 Ağustos 2013)
Sanırsın Karadeniz Sahil Yolu’nu tarif ediyor. Trabzon, Rize, Giresun, Ordu, Samsun hattında aklıselim var, memleketin geri kalan yüzde 90’ında aklıselim yok!
Kuşkusuz normal bir ülkede, normal bir başbakanın etmeyeceği laflar bunlar; bir tek sonbahar sendromuyla açıklayabiliyorum.
DAVUTOĞLU: GEZİ İLERİ DEMOKRASİ İŞİ
Başbakan Erdoğan Gezi’den sakınmak için kendisine Doğu Karadeniz’i “kurtarılmış bölge” ilan ederken, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise Gezi’nin içeriğini boşaltmayı ve hatta onu rejimlerinin bir parçası gibi sunmaya çalışıyor.
En iyisi mi gelin o cümlenin tamamını birlikte okuyalım: “Türkiye’de de, demokratik bir ülke olduğu için gösteriler yapılması normaldir. Türkiye’de insanlar bir çevre meselesini protesto ettiler, protestoların ana sebebi bir kentleşme projesiydi. Mısır’da olduğu gibi adil ve özgür seçimler talebiyle ya da birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi işsizliği protesto etmek için yapılmadı. Çevre konusunun gündeme gelmesi, ileri demokrasi işidir.” (BBC, 23 Ağustos 2013)
Neymiş, Gezi bir ileri demokrasi işiymiş! Sıfır sorunun nasıl sıfır komşuya dönüşebildiğini anlayamayanlar belki bu slalom halinden anlarlar artık!
Milletin gözü önünde, BBC’nin Newsnight programında, “ileri demokrasi rejimine karşı yapılmış eylemleri, ileri demokrasi işi” sayan Davutoğlu, kim bilir görevi gereği görüştüğü mevkidaşlarına neler söylüyordur!
GEZİ, HAZİRAN’DA TRABZONDA’YDI
Normal bir hükümette, Başbakan’ın “Gezi girmeyen yerleri aklıselim” ilan ettiği sırada, Dışişleri Bakanı’nın “Gezi’yi ileri demokrasi işi” sayması, bir kriz nedenidir. Zıtlık, ikisinden birini utandıracak boyuttadır. Ancak bizimkiler profesyoneldir ve işe duygu karıştırmazlar!
Ve yine normal şartlarda, iktidardaki partisinin il başkanı çıkar ve “Gezi ileri demokrasi işiyse, Trabzon’da ileri demokrasi yok mu yani” diye sorar!
Ama anormallikler diz boyu olunca, sorular anlamsız kalır. Zira tezler en başından yanlıştır. Çünkü Başbakan’ın söylediğinin aksine Gezi Trabzon’a gitmiştir. Trabzon da memleketimizin her ili gibi, Haziran’da bir başka olmuş, güzelleşmiştir!
Tıpkı sonbaharda da olacağı gibi…
‘10 YIL DEĞİL, SON 3 YIL BAŞARILI’
Erdoğan, Davutoğlu’nun kendisini yalanlarcasına “Gezi ileri demokrasi işidir” demesine kızmayacaktır, nasılsa Davutoğlu BBC’ye İngilizce konuşmuştur ve Erdoğan İngilizce’yi “diklenecek” kadar bilmektedir!
Ancak danışmanları gıcıklık yapar da konuşma metnini Türkçe’ye çevirip önüne getirirse, durum değişebilir. Zira Davutoğlu’nun şu lafları tansiyon fırlatacak cinstendir: “Türkiye’nin son üç yılı büyük bir başarı hikâyesidir. Üç sebeple. Demokratik reformlar, ekonomik gelişme ve aktif dış politika.” (BBC, 23 Ağustos 2013)
Neden Erdoğan’ın iş başında olduğu 11 yıl değil de, son üç yıl? Yoksa Davutoğlu başarı ölçütünü kendi bakanlık tarihiyle mi başlatıyor?
Bakın bu sorular, etrafı Yiğit Bulut türünden danışmanlarla çevrili Erdoğan’a içten içe sordurulacaktır. Çünkü inişe geçen kuvvetlerde komplo daha iyi zemin bulur.
Sonbahar daha ne sancılara gebe…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Ağustos 2013
MİT, MOSSAD’IN POSTACISI MI?
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/08/2013
Star gazetesi dün “Bölge hareketli, tedbirlerinizi alın” diyerek, MİT’in Mursi’yi “darbeden” önce uyardığını yazdı. Haberi manşet spotundan özetleyelim: “MİT Müsteşarı Fidan darbeden 15 gün önce yaptığı görüşmede Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’ye Ankara’nın ‘Bölge hareketleniyor. Dikkatli olun” mesajını iletti. (Star, 23 Ağustos 2013)
Star’a göre Fidan, Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla Mursi’ye gitmişti!
Önceki gün de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Kanal 24’te, Fidan ile Mursi’nin “darbeden” 10-15 gün önce görüştüğünü açıklamıştı.
Bu açıklamalara ve haberlere bakılırsa, Mursi’nin devrileceğini birileri öngörüyordu. Peki, öngören MİT miydi, yoksa bir başka istihbarat örgütü müydü?
“Ne önemi var, önemli olan tespit edilmiş olmasıdır” diyebilirsiniz kuşkusuz… Ama bizce önemi var! Şundan:
PARDO FİDAN’A, FİDAN MURSİ’YE
Birkaç yazımızda anımsattık. İsrail istihbarat örgütü MOSSAD’ın başkanı Tamir Pardo, 11 Haziran’da apar topar İstanbul’a geldi. (Hürriyet, 12 Haziran 2013)
Basına yansıyan haberlere göre Tamir Pardo, Hakan Fidan’la görüşmüştü. Pardo’nun çantasında İran ve Suriye dosyaları ile Gezi eylemleri dosyası vardı!
Bu görüşme ve konuşulan konular hiç yalanlanmadı. Hatta AK-Medya, Başbakan ve kurmaylarının dile getirdiği “Gezi’nin arkasında faiz lobisi var, Yahudi diasporası var” gibi saptırmaları gölgelememek için hiç üzerinde bile durmadı!
Zira üzerinde durulsa, ortaya Pardo’nun kendi ülkesini AKP’ye ispiyonladığı gibi bir saçmalık çıkacaktı!
Her neyse… Sonraki gelişmelere bakılınca, Pardo’nun çantasında bir Mısır dosyası da olduğu anlaşılıyor! Hatta esas dosyanın Mısır olduğunu bile söyleyebiliriz.
Büyük olasılıkla Mursi’nin devrilebileceğine ilişkin istihbarat MOSSAD’ındı. İsrail, Mursi’yi MİT ve AKP üzerinden uyarıyordu.
Fidan-Pardo görüşmesi 11 Haziran’da, Fidan-Mursi görüşmesi de 30 Haziran’dan 15 gün önce gerçekleşti!
İSRAİL ‘DARBENİN’ DEĞİL, MURSİ’NİN ARKASINDA
Elbette şöyle denilebilir: Tamam, MOSSAD MİT’e Mursi’nin devrilebileceği istihbaratını getirmiş olabilir. Ama bu bilgiyi Mısır’a daha alt düzeyde bir kanal götüremez mi? İlle de Hakan Fidan’ın mı götürmesi gerekiyor?
Birincisi, Star’ın haberine bakılırsa Fidan‘ı Erdoğan göndermiş! İkincisi ve daha önemlisi, Fidan’ın tıpkı Erdoğan gibi tek çalıştığı gerçeği… Geçenlerde tüm müsteşar yardımcılarının ilk defa kurum dışından atandığını da özelikle belirtelim.
Tabii şu da söylenebilir: Mursi’nin devrilebileceği istihbaratını MOSSAD MİT’e, MİT de bizzat Mursi’ye iletmiş olabilir, ne var bunda?
Şu var: Erdoğan’ın “Belge elimizde, Mısır darbesinin arkasında İsrail var” sözlerinin uçurulmuş bir balon olduğunu ortaya koyuyor!
İran’a karşı Kürecik’te İsrail’e kalkan olan, Tel Aviv’in OECD üyeliğine ve Akdeniz diyalogu çerçevesinde NATO çalışmalarına katılmasına onay veren, Suriye’yi vurması için İsrail uçaklarına hava sahasını açan AKP, Mısır’da da İsrail’le aynı cephededir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Ağustos 2013
KİMYASAL KOMPLO
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/08/2013
İddia şu: Esad yönetimi Şam’ın Doğu Guta bölgesinde kimyasal silah kullandı ve çocuklar dâhil 1.300 kişiyi öldürdü.
Büyüklüğüne bakılırsa ve yaratacağı etki hesaplanırsa, tam da Mısır’daki sıkışmayı aşacak nitelikte bir iddia…
Peki, doğru mu? İnceleyelim:
KİMYASAL SİLAH YOK, ULUSLARARSI YALAN VAR!
1. Esad yönetimi neden kimyasal silah kullanmaya ihtiyaç duysun? Zira son üç aydır Şam yönetimi taarruzda ve Atlantik kuvvetlerini kuzeye doğru püskürtüyor…
Hiçbir yönetim, eli bu kadar güçlüyken, kendisini uluslararası kamuoyunda sıkıştıracak bir suçu işlemez!
2. Şam yönetimi, tam da davet ettiği BM denetçileri ülkeye gelmişken, neden kimyasal silah kullansın?
3. Ayrıntılarını sayfalarımızda okuyacağınız Dr. Bessam Abu Abdullah’ın söyledikleri çok önemli: “Saldırı olduğu iddia edilen bölge, benim yaşadığım yere çok uzak değil. Kimyasal silah olsa, bilirsiniz ki diğer mahallelere de, komşu yerlere de etkisi olur.”
4. Şam’ı bilenler belirtiyor: Kimyasal silahların kullanıldığı iddia edilen bölge, askeri lojmanların ve yerleşim bölgelerinin bulunduğu Meze’ye 5 km mesafede. Kimyasal silah kullanılmış olsa, o gaz hava akımlarının etkisiyle, kısa bir sürede Meze’ye ulaşırdı. Ancak ulaşan bir gaz yok!
5. Uzmanlar belirtiyor: Kimyasal silah kullanılan bir bölgeye aynı gün kesinlikle girilemez. Günler sonra ancak girilebilir… Oysa kimyasal silahın kullanıldığı iddia edilen Doğu Guta’dan aynı gün fotoğraflar servis ediliyor, doktorların yaralılara müdahale ettiği belirtiliyor…
Açık ki, ortada bir saldırı varsa bile, bu bir kimyasal silah saldırısı değildir.
6. Öte yandan kimyasal silah saldırısının sonuçları diye servis edilen bazı fotoğrafların eski tarihli, bazılarının da Mısır fotoğrafı olduğu kısa bir sürede ortaya çıktı.
AMAÇ TAARRUZU DURDURMAK
Komplonun sahiplerinin kim olabileceğine geleceğiz ancak önce komplonun sahiplerinin, bu komploya neden ihtiyaç duymuş olabileceğine bir bakalım:
1. Şam yönetiminin özellikle on üç aydır süren büyük taarruzunu durdurabilmek için.
2. Suriye’deki mücadeleyi “Özgür Suriye Ordusu” ve diğer terörist örgütler lehine çevirebilmek için.
3. Suriye’de kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığını soruşturan BM denetçilerinin, “temiz” raporunu engellemek için. Şam’ın davetiyle Suriye’ye giden BM denetçilerini uluslararası baskı altında tutmak ve raporlarını manipüle edebilmek için.
4. En başta da belirttiğimiz gibi, Mısır’daki sıkışıklığı açabilmek ve Ortadoğu’da inisiyatif elde edebilmek için.
KOMPLONUN SAHİPLERİ
Bu durumda kimyasal silah komplosunun sahipleri şunlar olabilir:
1. Esad yönetimini devirmek isteyenler.
2. Esad yönetimini devirmek için silahlı yöntemlere başvuranlar, çeşitli terör örgütleri…
3. Terör örgütlerine lojistik destek sağlayanlar, silah verenler, eğitenler, sırtını sıvazlayanlar…
4. Suriye’ye dış müdahale isteyenler.
5. Batı’nın kimi çekincelerini ortadan kaldıracak bir uluslararası baskı ortamı arayanlar.
6. Ortadoğu’daki devrimci gelişmelerden ve Atlantik’in bölgeye etkisinin azalmasından rahatsız olanlar ve dahası kaygı duyanlar.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Ağustos 2013