Posts Tagged Gezi

HAKAN FİDAN PROJESİ OLARAK HDP

Abdullah Öcalan’ın İmralı tutanaklarında yer alan şu sözleri, MİT-Öcalan ilişkisinin en somut ifadesidir: “Süreci esastan bozan güç kim diye baktım. Savcının 7 Şubat MİT’e darbesi. Ben bir darbeyi sezdim. Cezaevi müdürüne ‘MİT Müsteşarı Hakan Bey’i yalnız bırakmamak gerekir’ dedim. Sözlü, yazılı iletişime geçtim, 5 ay önce tekrar kanal açıldı, diyalog başladı.” (Milliyet, 28 Şubat 2013)

Öcalan’ın Hakan Fidan’a destek olması hem PKK hem de MİT açısından ibretliktir ve daha önemlisi, Öcalan’ın Erdoğan’a yazdığı biat mektubuyla birlikte değerlendirildiğinde, PKK tarihi için kritik bir dönemeçtir.

Artık açıkça saptayabiliriz: İmralı’dan çıkan her siyasi mesaj, bir Hakan Fidan mesajıdır. Onun talebi dâhilinde ve AKP’nin ihtiyaçları doğrultusundadır.

BDP, ÖCALAN’IN EMRİNE DİRENDİ

HDP için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Doğrudur, BDP’den HDP’yi kurmasını isteyen Öcalan’dır, ama projenin sahibi Hakan Fidan’dır.

Öcalan, kendisini 21 Temmuz’da ziyaret eden Selahattin Demirtaş ve Pervin Buldan’la PKK ve BDP’ye şu mesajı gönderir: “Gidin tartışın benim önerimi; bir kısmınız orada, bir kısmınız burada olmasın, yerel seçimde BDP’li milletvekilleri HDP’ye geçsin.” (Radikal, 1 Ağustos 2013)

Ancak hem PKK hem de BDP içinde Öcalan’ın, daha doğrusu Hakan Fidan’ın HDP projesine karşı çıkanlar olur. Hatta BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Doğu’da BDP ile gireceğimiz kesin ama Batı’da BDP mi olur, HDP mi olur, henüz kararlaştırmadık” der. (ANF, 1 Ağustos 2013)

Netice: Öcalan’ın “hepiniz HDP’ye geçin ve HDP’yle seçime girin” emri dinlenmez. Demirtaş yönetimi, “Seçimlere Doğu’da BDP, Batı’da HDP ile girilecek” orta yolunu bulur.

PKK VE BDP’DE İÇ ÇARPIŞMA

Bu süreçte hem PKK’de hem de BDP’de çatlaklar oluşur.

Öcalan, PKK içinde Cemil Bayık’ın Murat Karayılan’ın yerine geçmesine direnemeyeceği için mecbur kalmıştır. Zira Bayık, Karayılan’ın uyum gösterdiği MİT-Öcalan sürecine mesafeli duran kesimdendir.

BDP içinde de çarpışma yaşanır. Demirtaş’ın adayların belirlenmesi noktasında PKK’nin bir kanadı ve Parti Meclisi ile karşı karşıya gelmesi, kongre çağrısının reddedilmesi ve istifasının konuşulması parti için kritik bir dönemeçtir.

HDP’NİN DÖRT HEDEFİ

Peki, Fidan ve Öcalan’ın “BDP’yi Türkiyelileştirerek HDP’ye aktarma” projesi aslında nedir? Neyi hedeflemektedir?

1. HDP projesi, aslında Erdoğan’ın Gezi’yi bölme ve etkisizleştirme projesidir.

Halk hareketine karşı Öcalan’ı devreye sokan MİT, ona “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” çağrısı yaptırmış ve PKK ile BDP’yi, soğuk durdukları Gezi’ye yönlendirmişti. Erdoğan, Apo posterleriyle meydanı bölmeyi ve Türk bayraklı büyük kitleyi alandan soğutmayı hedeflemişti.

Halk hareketi yeniden canlanacağı için proje yürürlüktedir. Nitekim Eylül ayında eşzamanlı olarak İmralı, Kandil ve BDP, Gezi’ye ve Gezi’deki geniş kitleye göz kırpmıştır.

2. MİT bu projeyle, Haziran Halk Hareketi’ne katılarak devrimcileşen büyük kitlenin doğal yatağına akmasını önlemeyi ve kitleyi en sonunda etkisizleştirecek sahte yataklara kanalize etmeyi hedeflemiştir. O kitlenin önüne “alın size sol” denilerek sahte bir havuz konulmuştur.

3. MİT’in “BDP artı Türk Solu” şeklinde projelendirdiği HDP’nin bir diğer hedefi de CHP’dir. Nitekim HDP Kongresi’nden sonra yerel seçimlerde İstanbul’da CHP-BDP ittifakı olabileceği dillendirilmiştir.

Hiçbir gerçekliği olmayan bu sözde ittifak ile CHP’nin devrimci, solcu, Kemalist kesimleri hedef alınmıştır. CHP’nin devrimci kanadının sistem için tehlikeli olabilecek bir ittifaka, örneğin İşçi Partisi ile bir ittifaka soyunmasındansa, BDP ile ittifak söylentileri içinde eritilmesi, tipik bir Gladyo operasyonudur.

4. Erdoğan ve MİT bir taşla bir kaç kuş vurmayı planlamaktadır. HDP ile Türk Solu’nu yutmayı, CHP’nin devrimci kesimlerini oyalamayı ve Halk Hareketini etkisizleştirmeyi hedefleyen MİT, aynı zamanda son tahlilde kanatlarını kırarak PKK’yi de daha biat eder hale getirmeyi planlamaktadır.

Doğuda güçlü ve Batı’da AKP’ye dalgakıran olacak bir PKK, Erdoğan için en önemli müttefiktir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Ekim 2013

, , , , , , , , ,

3 Yorum

GEZİ’Yİ EZME EMRİNİ KİM VERDİ?

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Gezi eylemleriyle ilgili yaptığı açıklamalar, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere AKP üst yönetiminde büyük rahatsızlık yarattı, yaratıyor. İşte o açıklamaların bir bölümü:

Gül: “Herkesin kendi ülkesinde en geniş şekilde kendisini özgür hissetmesi gerekir. Demokrasi demek sadece seçim demek de değildir” (DHA, 3 Haziran 2013).

Gül: “Gezi’yi anlamak lazım” (NTV, 13 Haziran 2013).

Gül: “Gezi olaylarının başlangıcı ile gurur duydum” (CİHAN, 24 Eylül 2013).

Gül: “Gezi’de orantısız güç kullanıldı.” (CNNTürk, 25 Eylül 2013)

Gül, TBMM açılış konuşmasında, Gezi’de yaşamını yitirenler için başsağlığı diledi (Radikal, 2 Ekim 2013).

GÜL MÜ, ERDOĞAN MI?

Peki, Gül neden böyle bir çizgi izliyor?

Kuşkusuz bu sorunun yanıtı ABD içi bölünmeden başlayarak Türkiye içindeki siyasal saflaşmaya kadar gidiyor. Gül’ün Erdoğan’ın tersine Suriye ve İran konusunda da Obama’yla aynı kulvarda açıklamalar yapması önemli. Daha önce bu konuyu incelediğimiz için üzerinde durmuyoruz.

Fakat önümüzü aydınlatacak şu soruyu sormalıyız: Gezi eylemlerini ezme emrini kim verdi?

1. Aydınlık 12 Haziran günü sürmanşetten verdiği “Gül’den Emniyet’e: Eylemleri dağıtın” başlıklı haberiyle, emrin sahibinin Gül olduğunu açıkladı. (Aydınlık, 12 Haziran 2013)

2. Aydınlık’a konuşan bir Emniyet Amiri, “müdahale emrini veren iktidardır” dedi. (Aydınlık, 20 Haziran 2013)

3. Başbakan Erdoğan bu sorunun sorulduğu günlerde şu yanıtı verdi: “Polise talimatı kim verdi diyorlar. Ben verdim.” (Cumhuriyet, 23 Haziran 2013)

POLİS GÜL’ÜN EMRİNİ UYGULA(YA)MADI

Açıklamaların takvimine göre, Gül’ün verdiği emir, Gezi eylemlerinin ilk günlerini ilgilendiriyor. Yani 31 Mayıs direnişini, 1 Haziran’da Taksim’e girilmesini… Ve de Erdoğan’ın Türkiye’de olmadığı, Kuzey Afrika’da bulunduğu günleri…

Erdoğan’ın verdiği emir ise 16-17 Haziran günlerinde polisin Taksim’e girerek eylemcileri ezdiği günleri…

Buradan öncelikle şu sonuç çıkmaktadır: Polis, Gül’ün verdiği emri yerine getirememiş fakat Erdoğan’ın emrini yerine getirebilmiştir!

GÜL’ÜN GEZİ’DEKİ ROLÜ

Abdullah Gül’ün hadi son günlerdeki açıklamalarını bir kenara bırakalım ama yukarıya aldığımız 3 Haziran ve 13 Haziran günlü açıklamaları, verdiği emrin “dağıtın” şeklinde değil de, “dağılın” şeklinde olabileceğine işaret etmektedir.

Çünkü 1 Haziran’da polis eylemcileri ezmemiş, ezememiş, tersine Taksim’den çekilmiştir!

Kuşkusuz o gün polis çekilmese, belki Gezi’yi ezerdi fakat bedeli çok ağır olacak onlarca ölüme sebep olabilirdi. Gül’ün kendisi ya da Gül’ün emrine rağmen İstanbul Emniyet Müdürlüğü bu riski alamamış olabilir.

Ancak hangisi olursa olsun, TBMM’de Gül’ü dinleyen AKP’lilerin yüzlerine yansıyan olumsuz ifadeler, kulislerde konuşulan şu iddiayı güçlendirmektedir: “Erdoğan, Gül’ün Gezi’de kendisini zor durumda bırakmaya çalıştığını düşünüyor.

Artık Erdoğan’ın “Partimden 3 kişi bize ihanet etti” demesi daha da anlamlıdır! (Akşam, 29 Eylül 2013)

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Ekim 2013

, ,

Yorum bırakın

TRİBÜNLERE GEZİ OPERASYONU

Hafta sonu Beşiktaş-Galatasaray maçının 90+3. dakikasında bir grup “seyircisi” sahaya girdi. Önce hakem maçı durdurdu, sonra hükümet kontratağa geçti.

Hadi gelin bugün maç sonrası yaşanan atakları inceleyelim ve bu atakların hedefini arayalım:

AKP ‘GEZİ TERÖRÜ’ PEŞİNDE

AKP milletvekili Şamil Tayyar, maçtan hemen sonra sosyal medyada şöyle yazdı: “Taraftar kılıklı çapulcular sahayı bastı! Her yer Taksim her yer direniş diye slogan atıyor! Şerefsizler… Federasyon çapulcu ve onlara destek veren kulüplere karşı ağır tedbirler almalı, Meclis gerekirse kanun çıkarmalı.”

Tayyar’ın holigan kafasını bile aratan sözlerine bakılırsa, AKP “sahaya girilmesini” Gezi’yi itibarsızlaştırmaya dönüştürmeye çalışacaktı. Zira Tayyar yalan söylüyordu ve sahaya girenler “her yer Taksim, her yer direniş” demiyor, kameralara da yansıdığı üzere “tekbir” getiriyordu!

Nitekim ertesi gün yandaş gazeteler “Derbide Gezi terörü” gibi başlıklarla çıktılar.

AKP’NİN 34. DAKİKA RAHATSIZLIĞI

Hükümetin asıl derdinin, aldıkları tüm önlemlere rağmen tribünlerin susturulamaması olduğu anlaşılıyordu. Maçtan sonra Samanyolu Haber’e konuşan Başbakan Yarımcısı Bekir Bozdağ, asıl dertlerinin bu olduğunu açık açık itiraf ediyordu: “Maçın 34. dakikasında ‘Her Yer Taksim Her Yer Direniş’ diye slogan atılıyor. Tribündeki taraftarda televizyonda maçı izleyene de bundan rahatsız alıyor.”

Evinde oturanın bile rahatsız olduğunu iddia eden Bozdağ, herhalde yayıncı kuruluşlara verdikleri “ses kes” talimatına gerekçe üretiyordu!

HÜKÜMETİN AK KARTALLARI

Peki, sahaya atlayanlar kimlerdi? Hükümetin olayla irtibatlandırmaya çalıştığı Çarşı sahaya atlamamıştı. Nitekim Çarşı’nın tarihinde böyle bir olay da yoktu. Zaten Çarşı olaylardan hemen sonra yaptığı açıklamada, olayı kınadı ve atlayanların sahalardan ömür boyu men edilmesini istedi!

Peki, kim atlamıştı? Maçı izleyenlerin belirttiğine göre kendilerine “1453 Karakartallar” diyen bir grup. Peki, kim bu grup ve ne zaman ortaya çıkmıştı?

Kurucularının açıklamalarına bakılırsa Ağustos ayının sonunda ortaya çıkmış bu grup. Yani AKP hükümetinin Haziran isyanı nedeniyle Çarşı’ya karşı olduğu günlerde… Nitekim grubun kurucusu da yaptığı açıklamalarda Çarşı’ya, Çarşı’nın kültürüne, Çarşı’nın solculuğuna, Çarşı’nın AKP karşıtlığına karşı olduklarını açıklamış bugüne kadar hep.

Acaba Başbakan Erdoğan’ın Kazlıçeşme mitinginde sahte Beşiktaş bayrakları dalgalandıranlar da bunlar mıydı? Bilemiyoruz.

Ama gerçek Beşiktaş seyircisinin olaya tepkili olduğunu taraftarların şu saptamalarından anlıyoruz: “Beşiktaş tribünlerinde 100-150 kişilik bir grup vardı. Zaten gerginlik yaratmaya çalışan bir gruptu. Onlar son dakikada ortamın gerilmesiyle birlikte sahaya girdiler. Onlar sahaya girince taraftarlar onlara tepki göstermeye başladı.”

GİRİŞTE NEDEN TEDBİR YOKTU?

Maça biletsiz seyircilerin girdiği iddiası da ortada iktidarı memnun edecek türden bir kışkırtma faaliyeti olduğuna işaret ediyor. Üstelik yetkiler bu konuda birbirini yalanlıyor.

Örneğin İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın stada kesinlikle biletsiz seyirci alınmadığını açıklıyor. Ancak Spor Genel Müdürü Mehmet Baykan tersini iddia ediyor: “Stada kaçak taraftar girişi yapılmış. Biletsiz giren bir kitle var, 4 kapı kırık, 8 bilet okuyucusu devre dışı kalmış durumda. Olimpiyat Stadı’nda bilet okuyucusu olan turnikelerin kabloları kesilmiş.”

Bir taraftarın anlattıkları şu sözler, Spor Genel Müdürü’nün açıklamasıyla birleşince oldukça anlamlı hale geliyor: “Hiçbir maça bu kadar rahat girmedim. Hiç aranmadım. Karaborsacılar bile sattıkları biletleri geri toplayıp, yeniden sattı. Turnikelerin üzerinden atlayanları güvenlik izledi.”

GLADYO ÖĞRETİLERİ UYGULANIYOR

Tüm yaşananların ortaya çıkardığı en somut gerçek, yasayla susturulamayan tribün muhalefetini yok etmek için harekete geçildiği gerçeğidir. Bunun için çakma taraftar grubu icat ederek tribünleri bölmeye çalışmaktan tutun da o çakma gruplara dayanarak kışkırtıcı faaliyetlere soyunmak bile var…

Bir Gladyo öğretisidir: Toplumsal olayları engellemenin etkili yollarından biri, erken doğum yaptırmaktır. Erken doğurtularak hastalıklı ve sakat hale getirilen “muhalefet” kitle desteği alamayarak hızla ölecektir.

Bu öğretinin uygulandığını salt derbi maçında değil, şiddeti esas alan Kadıköy eylemlerinde de gördük!

Bu tür Gladyo tertiplerini önlemenin yolu, kuşkusuz öncelikle mücadeleyi örgütlemekten ve örgütlü mücadele etmekten geçiyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Eylül 2013

, , ,

Yorum bırakın

AKP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI: BAHÇELİ

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Gezi eylemleri nedeniyle teşkilatını uyardığı” gün, yardımcısı Oktay Vural da Bugün gazetesinde “Gezi eylemleri derin odakların işi” diyordu… (Bugün, 19 Eylül 2013)

Kuşkusuz Haziran Halk Hareketi sırasında partisine Gezi eylemlerine katılmayı yasaklayan ve katılmakta ısrar eden milletvekillerinin istifasını isteyen Devlet Bahçeli’nin ve yardımcısının sözleri bizi hiç şaşırtmadı.

GEZİ’DE ATATÜRK VE BAYRAK VAR!

Bahçeli ve kurmaylarının teşkilatını ikna etmek için gazete haberlerine yansıyan MİT ve Emniyet’in “maksatlı” raporlarına sarıldığını biliyoruz. Örneğin dün Star’ın manşetten yayımladığı o raporlardan birine göre, Gezi eylemlerine ağırlıklı olarak yasadışı sol terör örgütleri katılmıştı!

Oysa Haziran Halk Hareketinin karakteri, bu raporlardakinin tersidir ve katılımın ana gövdesini Atatürk’te birleşen ve Türk bayrağını yükselten geniş halk kesimleri oluşturmuştur.

Gezi’de Atatürk’ü ve Türk Bayrağı’nı değil de, Erdoğan’ın istediği şekilde sadece PKK ve sol maskeli örgütlerini gören Bahçeli, AKP’ye en büyük desteği vermektedir!

SOL MASKELİ ÖRGÜTLER BAHÇELİ’DEN MEMNUN

Haziran Halk Hareketi sırasında Erdoğan’a can simidi atarak örgütüne “Gezi’yi ulusalcılara bırakmayın” talimatı veren Öcalan, anlaşılmıştır ki aslında Bahçeli’ye de can simidi atmıştır. Böylece Bahçeli, milliyetçileri alanlardan uzak tutmak için bir “bahane” bulmuştur!

Nitekim Bahçeli, teşkilatına şöyle seslenmektedir: “Özellikle İstanbul, genç ve öğrenci potansiyeli ile provokasyona müsait bir ilimiz. Terör örgütü PKK’nın da bundan yararlanarak bazı provokasyonlar içine girebileceğini düşünüyorum. MHP üzerine oynayacaklardır. Bizi çatışmanın içine çekmek için uğraş vereceklerdir. Teşkilatımız bu tür tahriklere kapılmamalıdır.” (Zaman, 19 Eylül 2013)

PKK’nin AKP ile adım adım ülkeyi bölmesine karşı bile “ciddi” bir muhalefet geliştirmeyen Bahçeli’nin partisini sokak eylemlerinden uzak tutma gayretleri, diğer yandan en çok o bahane gösterdiği sol maskeli örgütleri memnun etmiştir!

Hatta sol maskeli pek çok liberal köşe yazarı da, uzun bir süredir Bahçeli’nin MHP’yi sokaklardan uzak tutan liderliğini ısrarla övmektedir.

ABD İÇİN DEĞİL, TÜRKİYE İÇİN SOKAKTA OL

MHP içinde bu kesimlerden gelen memnuniyetten rahatsız olanlar kuşkusuz vardır… Onların özellikle şu ikileme dikkat çekmesi, MHP’nin ve Türkiye’nin yararına olacaktır: 1980 öncesinde ABD yararına ve Gladyo kontrolünde sokakta olmakla, ülkemizin adım adım parçalandığı şu günlerde Türkiye adına sokaklarda olmak, birbirine zıt iki yönelimdir!

Ve o MHP’lilerin, “çözüm sürecinde kan akmamasından memnuniyet duyan” liderlerine, “Türkiye’nin kansız bölündüğünü” anımsatmalarını isteriz.

Türkiye, milliyetçilerin alanlardan uzak tutulduğu, Bahçeli’nin AKP Genel Başkan Yardımcısı gibi davrandığı şu günlerde, adım adım ve “şimdilik” kansız bir şekilde bölünmektedir…

MHP VATAN SAVUNMASINDA OLACAK

Ancak Devlet Bahçeli ve kurmaylarının tehditlerine rağmen, MHP’liler vatan savunmasında mutlaka yer alacaktır. Tıpkı dün Bahçeli’ye rağmen gezi eylemlerine katılan ve ellerinde Türk bayraklarıyla “hükümeti istifaya” çağıran MHP’liler olduğu gibi, yarın da Türk bayraklarıyla alanlara koşacak Türk milliyetçilerinin bulunduğunu biliyoruz…

Ve Türkiye’nin sosyalistleri, halkçıları, milliyetçileri birleşerek AKP’ye karşı vatanını omuz omuza, yan yana savunacaktır!

Bu bir zorunluluktur.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Eylül 2013

, ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN GAZZE’YE GİDEMESİN DİYE

Tayyip Erdoğan Gazze’ye gidemesin diye İstanbul’a 2020 olimpiyatını vermediler.

Yazıyı burada kesip, başka sayfaya atlayabilirsiniz. Hakkınızdır, zira tez komplo ötesi… Ama biraz sabır gösterip beklerseniz, hem kaynağının hükümet olduğunu görerek teze ciddiyet yükleyeceksiniz, hem de komplo teorileri dünyasında keyifli bir yolculuk yapacaksınız.

ANTİ-OLİMPİK ZİHNİYET

Önceki gece Arjantin’de yapılan seçimlerde, Olimpiyat Komitesi 2020 için İstanbul’u değil, Tokyo’yu seçti. Tabii bu sonuç Olimpiyatı alma başarısıyla üzerindeki karabulutları dağıtmak isteyen hükümeti oldukça kötü etkiledi.

Spor Bakanı Suat Kılıç’ın “kına stokları tükendi” açıklamasından tutun da AKP’li Şamil Tayyar’a ve Melih Gökçek’e varıncaya kadar hemen hepsi, açtı ağzını, yumdu gözünü… AKP, olimpiyatların Tokyo’ya verilmesine sportmence yaklaşmadığı gibi, hükümetinin spor politikalarını eleştirenleri de “vatan hainliğiyle” suçladı.

Hadi Tayyar ve Gökçek neyse de Spor Bakanı Suat Kılıç’ın bulunduğu makam nedeniyle spora yakışır davranması gerekirdi ama olmadı, olamadı… Belki bir gün Olimpiyatın İstanbul’a değil, bu zihniyete verilmediğini anlayarak dersler çıkarırlar.

KOMPLO DÖNGÜSÜNDE AKIL KAYBETMEK

Ertesi gün Yeni Şafak başta olmak üzere AK medya, hükümet kanadından yapılan açıklamaları esas alan haberler yayımladılar. Ana fikir şuydu: Olimpiyat Komitesi İstanbul’u seçmemişti çünkü Gezi Lobisi bunu engellemişti. Ciddi ciddi böyle söylediler, böyle yazdılar.

Haziran Halk Hareketinin, yani Gezi eylemlerinin sırf AKP’ye olimpiyat verilmesin diye yapıldığını söyleyecek kadar mantıktan uzaklaşabilmek, kuşkusuz bizim değil fakat tıbbın ilgi alanındadır.

O gece AKP’liler bu mantıksızlığa düşünce, mantıksızlığı başka mantıksızlıklar izledi. Şöyle sıralayabiliriz: Olimpiyat kararının arkasında Gezi Lobisi var, Gezi Lobisi’nin arkasında Faiz Lobisi var, Faiz Lobisi’nin arkasında Yahudi Lobisi var… Brezilya eylemleri Gezi’ye destek için yapıldı…  Mısır’da Mursi Erdoğan’ı Ortadoğu’da etkisizleştirmek için devrildi… Erdoğan Gazze’ye gidemesin diye önce Gezi eylemleri yapıldı, ardından da Mursi devrildi…

Haliyle bu saçmalıklardan şu sonuç çıkıyordu artık: Tayyip Erdoğan Gazze’ye gidemesin diye, İstanbul’a olimpiyat verilmedi!

OLİMPİYAT ASLINDA NEDEN VERİLMEDİ

İşin kara mizah konusu olan bu yanlarını bir kenara bırakarak neden olimpiyatların İstanbul’a verilmediği üzerinde durabiliriz. Bizce esas gerekçelerin bazıları şunlardı:

1. Tokyo’yu nükleer sızıntı nedeniyle şanssız görenler, kendi sınırlarının kimyasallı terör sızıntısı altında bulunduğunu hiç hesaplamadılar!

2. Bir gün önce St. Petersburg’da G-20 ülkelerini Suriye’ye savaşa çağıran Erdoğan’ın, ertesi gün Arjantin’de barış konuşması yapması ciddiyetsiz görüldü.

3. Türkiye’nin sıfır sorundan sırf soruna dönüşen dış politikası o kadar olumsuz bir etki yarattı ki, maalesef 7 yıl sonra yapılacak olimpiyat için bile yüksek risk taşıyor.

4. Başbakanın talimatıyla ikide bir en merkezi yerindeki parkı Vali tarafından halka kapatılan bir kent, haliyle olimpiyat ruhuna uygun yönetilmiyordu.

5. AKP döneminde sporumuz, maalesef kirlendi. Hükümetin spora da hükmetmek istemesi, federasyonları ele geçirme çabaları, kulüplerle didişmesi ortaya yıllarca temizlenmeyecek bir kirli tablo yarattı.

6. AKP ve Cemaatin Fenerbahçe’ye ve Aziz Yıldırım’a açtığı savaşla ortaya çıkan sonuçlar şu algıyı doğurdu: Türk futbolu şikecidir. Kulüp başkanından kalecisine kadar futbol kulüpleri şikeye bulaşmıştır. UEFA’nın takımlarımızı men etmesi, spor dünyasında ülkemize kirli bir kimlik kazandırmıştır.

7. Sporcularımız doping kullanma rekorları kırıyor. Hemen her branşta yeni bir doping skandalıyla ve sporcularımızın aldığı müsabakalardan men cezalarıyla sarsılıyoruz. Sporu bu kadar dopinglenmiş bir ülkenin asıl olimpiyat alması, şaşırtıcı olurdu!

8. Cenk Akyol gibi sporcuların muhalif kimliği nedeniyle milli takımdan men edilmesi, iktidarın spora ne kadar hükmettiğini gösterdi ve sporun geleceği açısından tepki topladı.

Sonuç olarak bu nedenler, İstanbul’a 2020 olimpiyatlarını getirmedi ancak bir şey öğretti. AKP ile uluslararası alanda başarı elde etmek mümkün değil! Zira hükümet hem ülkeyi kötü yöneterek başarısızlıklara zemin yaratıyor hem de uluslararası toplum nezdinde ülkemizin yerini gittikçe düşürüyor.

Daha vahimi AKP spor, kültür, sanat gibi alanlara başka bir gözlükle bakıyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Eylül 2013

, , ,

Yorum bırakın

TRABZON’DA İLERİ DEMOKRASİ YOK MU?

Başbakan Erdoğan Trabzon havalimanında bağırıyor: “Trabzon’a Gezi gelebildi mi? Giresun’a Ordu’ya gelebildi mi, Samsun’a gelebildi mi, Rize’ye gelebildi mi?” Ardından “Neden?” diye soruyor ve yanıtlıyor: “Çünkü aklıselimin yolu tektir.” (Hürriyet, 24 Ağustos 2013)

Sanırsın Karadeniz Sahil Yolu’nu tarif ediyor. Trabzon, Rize, Giresun, Ordu, Samsun hattında aklıselim var, memleketin geri kalan yüzde 90’ında aklıselim yok!

Kuşkusuz normal bir ülkede, normal bir başbakanın etmeyeceği laflar bunlar; bir tek sonbahar sendromuyla açıklayabiliyorum.

DAVUTOĞLU: GEZİ İLERİ DEMOKRASİ İŞİ

Başbakan Erdoğan Gezi’den sakınmak için kendisine Doğu Karadeniz’i “kurtarılmış bölge” ilan ederken, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise Gezi’nin içeriğini boşaltmayı ve hatta onu rejimlerinin bir parçası gibi sunmaya çalışıyor.

En iyisi mi gelin o cümlenin tamamını birlikte okuyalım: “Türkiye’de de, demokratik bir ülke olduğu için gösteriler yapılması normaldir. Türkiye’de insanlar bir çevre meselesini protesto ettiler, protestoların ana sebebi bir kentleşme projesiydi. Mısır’da olduğu gibi adil ve özgür seçimler talebiyle ya da birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi işsizliği protesto etmek için yapılmadı. Çevre konusunun gündeme gelmesi, ileri demokrasi işidir.” (BBC, 23 Ağustos 2013)

Neymiş, Gezi bir ileri demokrasi işiymiş! Sıfır sorunun nasıl sıfır komşuya dönüşebildiğini anlayamayanlar belki bu slalom halinden anlarlar artık!

Milletin gözü önünde, BBC’nin Newsnight programında, “ileri demokrasi rejimine karşı yapılmış eylemleri, ileri demokrasi işi” sayan Davutoğlu, kim bilir görevi gereği görüştüğü mevkidaşlarına neler söylüyordur!

GEZİ, HAZİRAN’DA TRABZONDA’YDI

Normal bir hükümette, Başbakan’ın “Gezi girmeyen yerleri aklıselim” ilan ettiği sırada, Dışişleri Bakanı’nın “Gezi’yi ileri demokrasi işi” sayması, bir kriz nedenidir. Zıtlık, ikisinden birini utandıracak boyuttadır. Ancak bizimkiler profesyoneldir ve işe duygu karıştırmazlar!

Ve yine normal şartlarda, iktidardaki partisinin il başkanı çıkar ve “Gezi ileri demokrasi işiyse, Trabzon’da ileri demokrasi yok mu yani” diye sorar!

Ama anormallikler diz boyu olunca, sorular anlamsız kalır. Zira tezler en başından yanlıştır. Çünkü Başbakan’ın söylediğinin aksine Gezi Trabzon’a gitmiştir. Trabzon da memleketimizin her ili gibi, Haziran’da bir başka olmuş, güzelleşmiştir!

Tıpkı sonbaharda da olacağı gibi…

‘10 YIL DEĞİL, SON 3 YIL BAŞARILI’

Erdoğan, Davutoğlu’nun kendisini yalanlarcasına “Gezi ileri demokrasi işidir” demesine kızmayacaktır, nasılsa Davutoğlu BBC’ye İngilizce konuşmuştur ve Erdoğan İngilizce’yi “diklenecek” kadar bilmektedir!

Ancak danışmanları gıcıklık yapar da konuşma metnini Türkçe’ye çevirip önüne getirirse, durum değişebilir. Zira Davutoğlu’nun şu lafları tansiyon fırlatacak cinstendir: “Türkiye’nin son üç yılı büyük bir başarı hikâyesidir. Üç sebeple. Demokratik reformlar, ekonomik gelişme ve aktif dış politika.” (BBC, 23 Ağustos 2013)

Neden Erdoğan’ın iş başında olduğu 11 yıl değil de, son üç yıl? Yoksa Davutoğlu başarı ölçütünü kendi bakanlık tarihiyle mi başlatıyor?

Bakın bu sorular, etrafı Yiğit Bulut türünden danışmanlarla çevrili Erdoğan’a içten içe sordurulacaktır. Çünkü inişe geçen kuvvetlerde komplo daha iyi zemin bulur.

Sonbahar daha ne sancılara gebe…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Ağustos 2013

, , ,

Yorum bırakın

VALİ GEZİ’Yİ AÇTI, SİLİVRİ’Yİ KAPATTI

AKP Hükümeti öğrencilere kredi ve burs şantajı yapıyor. Neden? Korksunlar ve 2. Gezi’ye cesaret edemesinler diye…

Peki, tutar mı? Tutmaz, zira Haziran’da korku duvarı yıkılmıştı.

Peki, bu korku politikası ters teper mi? Teper. Zaten Mayıs’taki çevre eylemine uygulanan baskı, Haziran’da halkı ayaklandırmıştı.

O zaman AKP neden işe yaramayacak bir hamle yapıyor? Kimileri “Erdoğan kutuplaşmadan, halkın bir kesiminin kendisine tepkisinden besleniyor” dese de, gerçek neden AKP’nin seçeneksizliği, yani başka çaresi olmamasıdır!

DEMOKRASİYE MÜEBBET!

Gelin soruları artıralım…

Örneğin AKP’nin “hukukçu” milletvekili, eski TBMM Başkanı, eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin neden okuduğu tüm ders kitaplarını yok sayarcasına “gezi eylemine katılanlar müebbetliktir” deme ihtiyacı duydu?

Bu açıklamanın tepki göreceğini, bu sözlerin hukukçu kimliğini bitireceğini, bu ortaçağ ceza mantığının Cumhuriyet yurttaşını öfkelendireceğini bilmez mi? Bilir elbette…

Peki, o zaman neden bu sözleri söyledi? Çünkü Şahin’in ikinci bir seçeneği, başka bir çaresi yok…

ERDOĞAN LİGLERİ DE İPTAL EDER Mİ?

Hadi gelin bir soru daha soralım…

Biliyorsunuz, Erdoğan’ın en büyük “propagandalarından” biri siyaseti gençleştirme iddiasıydı. Milletvekili olma yaşını düşürdü, hatta bir ara 18 yapılmasını bile gündemine aldı. Zira 4 yaşında ilkokula başlayan bir genç, 18’inde artık vekil olabilirdi!

İşte o Erdoğan gitti, yerine gençlere siyaseti yasaklayan, tribünlere siyasi tezahüratı, alkışı, protestoyu yasaklayan bir Erdoğan geldi. Oysa ne çok severdi o tribünlerden kendisini çılgınca alkışlayan gençlere el sallamasını…

Ama artık gençler kendisini alkışlamıyor diye, hükümetinin uygulamalarına karşı çıkıyor diye, üstelik tepki gösteriyor diye, Erdoğan “özel yasasına” sarılıyor! Gençlere tribünü adeta yasaklıyor! Kamerayla, polisle, cezayla korkutuyor…

Neden? Çünkü korkuyor. Zira Erdoğan’ı sonbahar sendromu sardı ve “ah şu Eylül hiç gelmese” diyor… Erdoğan hep yazda kalmayı, hatta geçen yazda kalmayı istiyor…

Çünkü Erdoğan Haziran’da ayağa kalkan halkın, bu kez daha kalabalık, daha programlı, daha örgütlü olarak yeniden ayağa kalkacağını, gencin işçiyle, aydının emekçiyle birleşerek hükümetini protesto edeceğini biliyor…

Ve Erdoğan bu halk hareketinin önünde tutunamayacağından korkuyor, hem de çok korkuyor…

İşte o korkuyla tribünde tezahüratı yasaklıyor… Henüz ligleri iptal etmemesi, Ağustos’u rahat geçirmek istemesindendir!

Peki, Erdoğan neden tüm kulüp taraftarlarının tepkisini çekecek ve işe yaramayacak bu yasağa sarılıyor? Çünkü Erdoğan’ın ikinci bir seçeneği yok, başka çaresi yok.

SİLİVRİ’DE SIKIYÖNETİMİ!

Bakın bu satırları yazdığımız saatlerde Erdoğan’ın Valisi Hüseyin Avni Mutlu ekranlara çıkıyor ve Silivri’de toplanmayı kanunsuz ilan ediyordu!

Oysa asıl kanunsuzluk, bir ilin valisinin, o ilin bir ilçesinde halkın toplanmasını kanunsuz ilan etmesidir! Zira en basit tanımıyla halkın istediği yerde toplanması anayasal haktır!

Vali kanun dediğinin kanunsuzluk olduğunu bilmez mi? Bilir.

Peki, neden kanunsuzluğu kanun diye ilan eder? Erdoğan adına korktuğu için, 5 Ağustos iradesinden çekindiği için, halktan ürktüğü için! Sonbahar sendromuna yakalandıkları için, seçeneksiz oldukları için, başka çareleri kalmadığı için…

Ama anımsıyoruz: Gezi’yi kapatmışlardı fakat halk açmıştı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Ağustos 2013

, , , ,

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: