Posts Tagged ABD
ERDOĞAN’IN ABD ASKERİ AŞKI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/01/2012
Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin ülkesinin siyasal birliği için yaptığı hamleler, Başbakan Erdoğan’ı oldukça rahatsız etmişe benziyor. Erdoğan, Norveç Başbakanı ile ortak basın toplantısında Irak’taki gelişmelere değindi ve şu tarihe geçecek sözleri sarfetti:
“Bütün bu süreç ABD’nin Irak’tan çıkması ile birlikte beklenen bir süreçti. ABD Irak’tan çıktı, hemen arefesinde ne yazık ki bu süreç başladı. Bunu ben Sayın Biden’e de söyledim. Daha önce Sayın Obama’ya da söyledim. Burada demokratik sistem oturuncaya kadar kalmanızda fayda var demiştim. Ama çıktıkları anda işte mevcut yapının ne kadar demokratik olduğu ortaya çıktı. Çünkü bunların demokrasiyi anlaması, bunların demokratik parlamenter sistemi anlaması veya bunu yaşamaya başlaması herhalde daha uzun yıllar alacak. Öyle görünüyor.” (Sabah, 10 Ocak 2011)
ERDOĞAN’IN IRAK MESAJI
Başbakan Erdoğan iki önemli mesaj veriyor:
1. Erdoğan, işgalci ABD askerinin Irak’tan çıkmasını istememiş!
2. Erdoğan, Iraklıların demokrasiden anlamadığını ve kendi kendilerini yönetemeyeceğini idda ediyor!
Kuşkusuz bu talihsiz açıklama bizleri şaşırtmadı. Çünkü Erdoğan, ABD askerlerinin Irak’a saldırısı sırasında da tarihe kara bir leke olarak geçen şu sözleri söylemişti: “Kahraman çocuklarınızın anavatana en az kayıpla dönmesini umuyor ve dua ediyoruz.” (The Wall Street Journal, 31 Mart 2003)
Erdoğan, ABD askerlerinin Irak’tan çkilmemesini de, geçen yıllar içinde, her vesileyle dile getirmişti.
Peki Erdoğan’daki bu ABD askeri sevgisi nereden gelmektedir?
ARKADAKİ GÜÇ: ABD SÜNGÜSÜ
Erdoğan tam kırk yerde ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olduğunu söyledi. Haliyle eşbaşkanı olduğu projenin yürütücüsü de ABD askeridir! Daha da önemlisi, ABD askeri, Erdoğan’ın arkasındaki güçtür, onun siyasal dayanağıdır!
Erdoğan TSK’ye, arkasına ABD süngüsünü alarak savaş açmıştı!
Erdoğan’ın 1 Mart 2003’te 80 bin ABD askerini bir tezkereyle İskenderun’dan Hakkari’ye kadar yerleştirme arzusu da bu siyasal bağ nedeniyledir. Keza, Erdoğan’ın ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesine 2009’dan beri şiddetle itiraz etmesinin nedeni de budur!
İLK İŞARETLER
ABD askerlerinin Irak’tan çekilmek zorunda kalması, en çok Erdoğan’ı rahatsız etti. Zira Erdoğan, 10 yıllık iktidarını, 10 yıllık ABD süngüsüne borçlu! Sandık, oy, demokrasi sözleri… Geçiniz!
Erdoğan’ı sandığa ABD koymuş ve çıkarmıştır!
ABD askerlerinin 18 Aralık 2011 itibariyle Irak’ı terketmesi, kuşkusuz Erdoğan’ın iktidarını da sarsacaktır. Erdoğan ile Gül arasındaki cumubaşkanlığı yarışının fazlasıyla gürültü çıkarması, cemat ile Erdoğan arasındaki çelişmenin derinleşmesi, cemaat yazarlarının Erdoğan’ı sert üslupla hedef alması, MİT’e dair iddialar ve hatta Erdoğan’ın rahatsızlığı dahi, yeni dönemin ilk işaretleridir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Ocak 2011
ABD HAVLU ATTI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/01/2012
Yoğun gündem bazı gelişmeleri değerlendirmemizi erteletti; en başta da ABD’nin yeni savunma stratejisini…
ABD Başkanı Barrack Obama ile ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, düzenledikleri basın toplantısında, Washington’un yeni savunma stratejisini açıkladı.
PENTAGON BAYRAĞI İNDİRDİ
Obama, ABD’nin havlu attığını ilan ettiği açıklamalarında 4 önemli vurgu yaptı:
1. Obama, ABD’nin 10 yıldır devam eden savaş dönemini kapadığını ve yeni bir sayfa açtığını söyledi.
2. Obama, ABD’nin dünyadaki temel gücünün kaynağının ülke içindeki ekonomik güç olduğunu belirtip, bunu yenilemeye yöneleceklerini söyledi. Obama, “buna mali durumumuza bir çekidüzen vermek de dâhil” dedi.
3. Obama, yeni ABD stratejisinin, “uzun dönemli askeri operasyonlarla ulus inşası” yaklaşımına son vereceğini ilan etti.
4. Obama, Pentagon’un artık “daha küçük, konvansiyonel kara güçlerine dayalı” bir ulusal güvenlik stratejisi izleyeceğini belirtti.
BOP İFLAS ETTİ
Bizce, önümüzdeki 10 yılda 450 milyar dolarlık kesintiye gitmesi zorunlu olan Pentagon’un bu yeni stratejisinin anlamı şudur: ABD, 2,5 savaş konseptini tamamen kaldırdı.
Aslında ABD’nin 2010 tarihli “Yeni Strateji”sinde, bu konseptin rafa kalktığı ortadaydı. Nitekim biz de 2010 Şubat’ında, Odatv’de, “ABD’nin 2,5 savaş konsepti tarihe gömüldü” demiş ve yeni belgede yer alan şu cümleye dikkat çekmiştik: “Artık bölgesel çatışmaları ABD güçlerinin boyutlandırılması, şekillendirmesi veya değerlendirilmesinde tek ve hatta ana şablon olduğunu söylemek uygun olmaz.”
2.5 konsepti, ABD’nin iki ülkede konvansiyonel savaş ve bir ülkede askeri varlık bulundurması üzerine kuruluydu. ABD, Irak’tan çekildi, Kosova’dan da 2 ay içinde çekileceğini açıkladı. Taliban’la müzakerelere hazırlanan ABD, Afganistan’dan geri çekilme takvimini ilan etti.
Kısacası ABD, Fas’tan Endonezya’ya kadar 24 ülkenin sınır ya da rejimini değiştirmek anlamına gelen Büyük Ortadoğu Projesi’ni gerçekleştiremedi! 20 günde Irak’ı işgal eden ABD, öngörmediği bir direnişle karşılaştı ve sonraki hedeflerine bu nedenle yönelemedi.
ABD, PASİFİK’E YÖNELİYOR
BOP’ta iflas eden ABD, nihai hedefine doğrudan yönelme kararı almışa benziyor.
Pentagon’a yakınlığıyla bilinen düşünce kuruluşlarındaki çeşitli analizlerde, takvimin Pekin lehine işlediği, zaman geçtikçe Çin’in ABD’yle boy ölçüşecek noktaya ilerlediği, ABD Ortadoğu bataklığındayken, Çin’in hızla askeri gelişmeler kaydettiği belirtiliyor…
Yani ABD, Büyük Ortadoğu’da zaman kaybetmektense, Çin’i Pasifik’te kuşatmayı önüne yeni görev olarak koyuyor…
ABD’nin Avustralya’ya 2500 asker çıkarma kararı da, bu kuşatma hamlesinin bir işareti olarak değerlendiriliyor.
Ancak, ABD’nin bu yeni stratejisi de başarısızlığa mahkûm. Çünkü her şeyden önce Çin’i kuşatmak diye önüne koyduğu görev, bir saldırı hamlesi değil, tersine savunma hamlesi…
Çünkü Çin, Pasifikte önemli hamleler yapıyor: Hong Kong’u anavatana katarak başlatılan “tek Çin” süreci Pekin’in ustalık dolu politikalarıyla ilerliyor; Tayvan sorunu ABD’nin elinden çıkmaya başladı bile… Çin, kapitalist dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Japonya’yla yakınlaşıyor. Pekin yönetimi, ABD işgali altındaki Afganistan’da büyük yatırımlar yapıyor; Pasifikteki ülkelerle imzaladığı ticaret anlaşmalarını, Washington’a karşı politik avantaja dönüştürüyor.
Kısacası, hamle yapan Çin, savunma yapan ABD’dir artık!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ocak 2011
ÇOK KUTUPLU YENİ DÜNYA
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/01/2012
Yeni yılın ilk gününde, yeni dünyamızı inceleyelim. Çünkü 2011 yılında oluşmaya başlayan bu yeni dünya 2012 yılında daha da pekişecek ve Türkiye de yeni dünyadaki yerini alacak…
2003 yılındaki tek kutuplu dünya görüntüsü, sadece 8 yıl sürdü. ABD, 2011 yılında yeni dünyanın kurulmasını çaresizlik içinde izledi.
Artık dünya tek bir kutuptan değil, birkaç kutuptan oluşuyor:
1. KUTUP: ABD
ABD, kuzey komşusu Kanada ile birlikte Kuzey Amerika kutbunu oluşturuyor. Bu kutbun en önemli iki müttefiki Avrupa’daki İngiltere ile Ortadoğu’daki İsrail’dir.
ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli taşeronu ise AKP hükümetidir. ABD, AKP üzerinden İran ve Suriye konusunda hâlâ hamleler yapabilmektedir.
Irak’tan çekilen ABD, Afganistan’da da siyasal yenilgi içindedir. ABD, Afganistan politikasını güçlendirmek için önemli bir araç gördüğü Pakistan’ı da 2011’de kaybetti.
ABD’nin Pasifik’teki müttefikleri ise Japonya, Güney Kore ve Avustralya’dır. Ancak büyük bir ekonomik güç olan Japonya da son dönemde Çin’e yanaşmaktadır. İki ülkenin ticarette dolar yerine kendi ulusal paralarını kullanmaya yönelmesi, ABD için küresel bir darbe daha olacaktır. Öte yandan Pekin ve Tokyo’nun Kore yarımadasının güvenliği için işbirliğine yöneleceği işareti de ABD’nin Pasifik’e müdahale zeminini daha kaygan hale getirecektir.
2. KUTUP: LATİN AMERİKA
ABD ve Kanada’yı dışarıda bırakan Amerika kıta ülkeleri, CELAC isimli bir yeni yapı kurdular. Son 10 yıldır teker teker Bolivarcı devrimlere sahne olan Latin Amerika ülkeleri, ABD’ye karşı birlik oluşturdular.
Brezilya ve Venezüella liderliğindeki birlik, ABD’yi güneyden kuşatırken, Ortadoğu’da bile aktif tutumlar sergiledi.
3. KUTUP: ALMANYA MERKEZLİ AB
ABD’nin İngiltere üzerinden müdahale edebildiği AB, 2011 yılında Almanya merkezli AB’ye dönüştü.
2000’lerde başlattığı Doğu’yla işbirliğinin avantajlarından yararlanan Almanya, Avrupa kıtasını etkisi altına alan ekonomik krizden en az etkilenen ülke oldu. Avro krizi ve avro bölge tartışmaları sırasında kıta politikalarına ağırlığını koyan Berlin, Londra’yı devre dışı tuttu.
4. KUTUP: İRAN MERKEZLİ ORTADOĞU
2011 yılı İran ve Ortadoğu için çok önemli bir dönüm noktası oldu. Irak işgalinin ilk gününden beri ağır bir ABD baskısı altında olan İran, yüzyıllara dayanan devlet geleneğinin de avantajlarını kullanarak, süreci çok az kayıpla atlattı ve 2011 yılında atağa geçti.
Tahran, Tunus ve Mısır’da başlayan halk hareketlerinin, bölgenin çıkarlarına hizmet etmesini sağlayacak politik hamleler yaptı. ABD, İran’ın bu hamlelerine Libya ve Suriye’de karışıklık çıkararak yanıt verdi. Yemen ve Bahreyn gibi ülkelerde tüm askeri baskılara rağmen dinmeyen halk hareketleri, Washington’un bölgesel çıkarlarını tehdit etmeyi sürdürüyor.
İran, Irak ve Suriye ile de çok önemli bir siyasal ittifak oluşturdu 2011’de…
2006’da Hizbullah’ın İsrail’i yenmesiyle başlayan ve 2011’de Hamas’ın FKÖ’ye katılmasıyla devam eden yeni dönem, Tahran’ın başarısı olarak değerlendiriliyor.
5. KUTUP: RUSYA
Putin ve Medvedev ikilisinin ayağa kaldırdığı Rusya, 2011’de ABD’ye karşı askeri hamleler de yapmaya başladı. Bu hamlelerin en önemlisi kuşkusuz uçak gemisini Akdeniz’e, Suriye’ye desteğe göndermesiydi.
Rusya, 2011’de Kazakistan ve Belarus’la birlikte Avrasya Birliği’ni başlattı. Birlik, 2012’de önüne kurumsallaşma ve yeni üyelerle genişleme görevi koydu.
Moskova, enerji hamleleriyle ABD’nin bölgedeki çıkarlarını zayıflattı. 2011’de imzalanan Mavi Akım ve Güney Akım projeleri, ABD’nin desteklediği Nabucco Projesi’nin çökmesine neden oldu.
6. KUTUP: ÇİN
Çin, kesintisiz büyüme sürecinin bu aşamasında, yani 2011’de çok önemli siyasal ataklar yaptı. ABD’nin emperyalist müdahalelerde bulunduğu bölgelere, ekonomisiyle nüfuz edip, Washington’un altını oydu. Batısında Afganistan ve Pakistan’la, doğrusunda da Japonya ile yakın işbirliği dönemi başlatan Çin, Asya kıtasının en geniş ölçeğinde etkin bir hale geldi. Pekin’in Latin Amerika’da başlattığı yatırım dönemi, Ortadoğu ve Afrika’da sürüyor.
Çin, 2011’de ABD’yi çok rahatsız eden bir silahlanma atağına da başladı. İlk uçak gemisini tamamlayan Pekin, uzayda Washington’la yarışa girdi.
Öte yandan Hindistan ve Brezilya gibi tek başına kutup olabilme potansiyeli taşıyan ülkeler de, 2011’de önemli hamleler yaptı. Her iki ülke de Rusya ve Çin’le yakın işbirliği dönemleri içine girdi.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Ocak 2012
AFGANİSTAN’DA ABD-ÇİN FARKI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/12/2011
Çin’in uluslararası ilişkilerine karşıt olan kesimlerin kullandığı en önemli argüman, bu ülkenin de ABD gibi emperyalist olduğu iddiasıdır. Hatta bazıları, Çin’i ABD’den daha tehlikeli bir emperyalist devlet olmakla suçlarlar.
Bu iddiaların ortaya çıkmasının en önemli nedeni, “sosyalist piyasa ekonomisi” uygulayan Pekin yönetiminin son yıllarda Latin Amerika’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan Avrupa’ya kadar hemen her yerde yatırım yapması ve ticari anlaşmalar imzalamasıdır.
Kapitalist emperyalizmi bir ekonomi-politik kavramdan ziyade salt ekonomik bir kavram olarak ele alanlar, başta Çin olmak üzere uluslararası yatırım yapan her devleti “emperyalist” olarak adlandırıyorlar.
Büyük kapitalist devletleri geçtik, İran ve Türkiye gibi ülkeler bile Ortadoğu’da emperyalist olmakla suçlanıyor. Kavramı, kapitalizm çağındaki anlamıyla değil de imparatorluklar çağındaki anlamıyla kullanıyorlar.
Oysa emperyalizm kavramının çağımızdaki anlamı, “silahlı güç” kullanımı dahil, her yöntemi kullanarak hedef ülkeyi kendi pazarına eklemlemektir.
Peki, bu teorik temel bağlamında, Çin’in Afganistan’la yaptığı petrol anlaşması emperyalist bir ilişki olarak değerlendirilebilir mi? İnceleyelim:
KÂRIN YÜZDE 70’İ AFGANİSTAN’A
Afganistan-Çin petrol anlaşması bugün imzalıyor. Çin’in devlete ait Ulusal Petrol Kuruluşu, bu anlaşmayla Afganistan’da petrol üreten ilk yabancı firma olacak.
Afganistan Maden Bakanlığı, Çin kuruluşunun Afganistan’ın kuzeydoğusundaki Sari Pul ve Faryab bölgelerinde faaliyet göstereceğini açıkladı. Amuderya nehri havzası olarak bilinen bölgede ilk hesaplara göre 87 milyon varil petrol rezervi var.
Tabi Çin ile Afganistan arasındaki anlaşmanın en önemli özelliği, Pekin’in, kârın yüzde 70’ini Kabil’e bırakıyor oluşu!
ABD, AFGANİSTAN’I KAYBETTİ
Çin, NATO işgali altındaki Afganistan’da pek çok açıdan ilk sırada bulunuyor.
Örneğin Çin, 2007 yılında dünyanın en büyük ikinci bakır madeni olan Afganistan-Aynak sahasının işletme hakkını aldı. Çin, bu maden projesine ilk iki yılda tam 4 milyar dolarlık yatırım yaptı. Çin, madenin elektrik ihtiyacını karşılamak için de 400 megavatlık enerji santrali kurdu; ki bu santral başkent Kabil’in enerji ihtiyacının çoğunluğunu karşılıyor!
Çin Metalurji Şirketi, 2009 yılında da Aynak sahasına 3 milyar dolarlık “ek yatırım” yaptı. Yatırımın önemi, Afganistan’ın gayrisafi milli hasılasının 7.5 milyar dolar olduğu göz önönüne alınırsa, daha iyi anlaşılır.
Dönemin Afganistan Maden Bakanı Muhammed İbrahim Adil, 5 yıl içerisinde bu projeden sadece vergi geliri olarak 2 milyar dolar elde edeceklerini belirtmişti.
Çin, 2009’da, Afganistan’ın digital telefon hatları projesini de aldı. Santrallerin kontrolü ve işletmesi de Çinli mühendisler tarafından yapılıyor. Böylece Pekin, NATO işgali altındaki Afganistan’ın telekomünikasyon güvenliğini kontrol altına almış oldu.
NYT: KAYMAĞI ÇİN YİYOR
Çin’in ABD’ye karşı başarısı, örneğin New York Times da, Robert Kaplan tarafından “Bölgeye kan ve para dökenler Amerikalılar, ama işin kaymağını Çinliler yiyor” şeklinde analiz edilse de meseleye Afgan halkının çıkarları açısından bakmak gerekiyor.
Ve yatırımın büyüklüğü ile kârın çoğunluğunun Afganistan devletine bırakılması, Çin ile ABD’nin yatırım anlayışının farkını ortaya koyuyor.
ABD kanla kâr elde etme peşindedir, Çin ise karşılıklı yarar gözetmektedir. Yani “kazan-kazan” demektedir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Aralık 2011
YENİ DÖNEM
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/12/2011
Ve ABD’nin Irak’ta bayrağı indirmesiyle bir dönem kapanmış oldu. Aylardır dile getirdiğimiz ama pek çok kesimi inandıramadığımız “ABD Irak’tan çekiliyor” gerçeği de, böylece ete kemiğe bürünmüş oldu.
ABD, IRAK’TA VE AGFANİSTAN’DA YENİLDİ
ABD sadece Irak’ta geri çekilmiyor! Her ne kadar Afganistan’dan 2014 yılında çekileceğini ilan etmişse de, siyasi anlamda geri çekilmeye başladı bile.
ABD, 10 yıl önce Afganistan’a saldıracağını ilan ettiğinde, önüne Taliban’ı yıkma hedefi koymuştu.
Peki, şimdi durum nedir?
TALİBAN’LA RESMİ GÖRÜŞME DÖNEMİ
ABD’nin el altından Taliban ile gizli müzakereler yürüttüğünü yazmıştık. ABD artık resmi görüşmelere geçmek istiyor: “ABD yönetimi, Taliban’la bu yılın sonuna kadar resmi barış görüşmelerine başlanabilmesi için Katar’da bir büro açılmasını istiyor.”
ABD’nin Taliban’ın yerine getirdiği Afganistan yönetimi ise Washington’a itiraz ediyor. Öyle ki, Devlet Başkanı Karzai’nin bürosundan yapılan açıklamaya göre, Afganistan, Taliban’ın Katar’da büro açması görüşmelerinin dışında bırakıldığı için, durumu protesto etti ve Katar’daki büyükelçisini geri çekti.
İlginçtir; Taliban’ın Katar’da büro açması pazarlıkları ABD ve Almanya üzerinden yürütülüyor.
Karzai ile toplanan Afgan liderlerin ise büronun Türkiye ya da Suudi Arabistan’da açılmasını istediği belirtiliyor.
Katar ya da başka bir yer… Önemli olan ABD’nin yıkmak için yola çıktığı düşmanıyla müzakere noktasına gelmiş olmasıdır.
Bu ABD için bir yenilgidir; askeri yenilginin bir sonucu olarak, siyasal bir yenilgidir!
BEŞ MERKEZ
ABD’nin hem Irak’ta hem de Afganistan’da yenilmesi, kuşkusuz yeni dönemin de başlangıcıdır. Ve yeni dönemde, ABD’nin karşısında yeni bloklar, yeni merkezler olacaktır:
1.) Almanya merkezli yeni AB.
2.) Çin’in ABD’ye meydan okuyarak “savaşa hazırız” demesi.
3.) Putin’in Avrasya Birliği.
4.) Latin Amerika ülkelerinin CELAC ile ABD karşısında blok oluşturması.
5.) İran’ın Ortadoğu’daki ABD karşıtı inisiyatifi.
RUSYA, AB’YE DESTEK OLUYOR
Öyle çok yeni dönem işareti var ki.
Daha 10-15 yıl önce Rusya’yı dünya piyasalarına entegre etmek için baskılar yapan AB, borç veren IMF ne durumda şimdi?
Rusya, avro krizindeki AB’nin desteklenmesi için IMF’ye en az 10 milyar dolar kredi vereceğini ilan etti. Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in ekonomi danışmanı Arkadi Dvorkoviç, Brüksel’deki Rusya-AB zirvesi öncesinde ilan etti bu kararı.
Medvedev de zirvenin açılışında yaptığı konuşmada AB’ye destek verdi: “Rusya AB ve avro bölgesi ülkelerindeki istikrarın sağlanmasına yardımcı olmak için mali açıdan gerekli yatırımları yapacaktır.”
TÜRKİYE’DE YENİ DÖNEM
Dünyadaki bu yeni dönem işaretleri, karanlık görüntüye rağmen, ülkemizde de mevcut…
Türkiye, Atlantik rejimini yıkacak yeni bir devrime gebe…
En önemli işaret ise bunun bir tarihsel zorunluluk olduğu gerçeği!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Aralık 2011
ABD PAKİSTAN’I NEDEN VURDU?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/11/2011
NATO daha doğrusu ABD, Pakistan’ın Afganistan sınırındaki iki karakoluna, iki saat boyunca saldırarak, 26 Pakistan askerini öldürdü!
ABD PAKİSTAN’I KAYBETTİ
Peki, ABD’nin Afganistan operasyonları kapsamında müttefiki olan Pakistan’la ilişkisi nasıl bu noktaya geldi? 28 Eylül günü bu köşede “ABD Pakistan’ı kaybediyor” demiş ve şu olguları sıralamıştık:
1.) Usame Bin Ladin operasyonu iki ülke arasındaki kırılma noktasıdır. Zira ABD, Pakistan Cumhurbaşkanı Zerdari’nin “11 Eylül’den üç ay sonra yakalayıp, ABD’ye teslim ettik. Ama onlar bıraktılar” dediği Bin Ladin’i, “miadı dolduğu” için ortadan kaldırmıştı.
2.) Pakistan Savunma Bakanı Ahmet Muhtar, 1 Temmuz’da, ABD’nin ülkenin güneybatısında bulunan Şemsi hava üssünü artık kullanamayacağını ilan etti.
3.) ABD Pakistan’a yıllık yaptığı 2,7 milyar dolarlık askeri yardımın üçte birini askıya aldı. ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen, iki ülke askeri ilişkilerinin zor şartlar altında olduğunu açıkladı.
4.) ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen, 13 Eylül’de ülkesinin Kabil Büyükelçiliği’ne düzenlenen saldırıdan Pakistan Askeri istihbaratını sorumlu tuttu.
5.) Pakistan suçlamaya sert yanıt verdi: Pakistan İçişleri Bakanı Rahman Malik, 22 Eylül’de, ABD askerlerinin terörle mücadelede Pakistan topraklarında konuşlanmasına artık izin vermeyeceklerini açıkladı.
Tüm bu olgular, ABD’nin Pakistan’ı kaybedişinin olgularıydı… 26 Pakistan askerinin öldürülmesi ise Pakistan’ı kaybetmiş ABD’nin “yanıt” arayışıydı!
Açıklayalım:
ÇİN KALKANI
ABD’nin Pakistan’la ilişkisinin bu noktaya gelmesinin en önemli nedeni, İslamabad yönetiminin Çin ile ilişkisidir. Çünkü Pakistan, Çin ile ittifak kurarak Washington’dan bölgeye yönelik tehditlere, Obama’nın “AfPak” projelerine direnebilmiştir.
1.) Pakistan devleti, son tahlilde ABD’nin hedefi olacağını gördüğünden, Çin üzerinden silahlanmayı hızlandırdı: İki ülke arasında son bir yıl içerisinde çok önemli askeri işbirliği anlaşmaları imzalandı. Pakistan, Çin’den JF-17 savaş uçakları, F-22P savaş gemileri ve orta menzilli füzeler almaktadır. Pakistan son bir yıl içerisinde Çin’den J-10 savaş uçakları alımı için de 250 adet sipariş verdi.
2.) Pakistan, 2 adet Nükleer Reaktör yapılması için Çin’le anlaşma imzaladı. Pekin ile İslamabad arasında ayrıca demiryolları, askeri ve sivil amaçlı limanlar yapılması konusunda da bir işbirliği imzalandı.
3.) Pakistan, Usame Bin Ladin’e operasyon sırasında düşen ABD’nin yeni tip görünmez helikopterinin enkazını Çin’e incelettirdi.
4.) ABD’nin Pakistan’a yönelik tehditlerine karşı Pekin yönetimi kırmızıçizgi çekti: “Pakistan’a müdahaleyi Çin’e müdahale sayarız.”
5.) Çin, 24 Kasım’da, Pakistan’la ortak tatbikata başladı. Bir hafta sürecek tatbikatta iki ülkenin en seçkin birlikleri görev yapıyor. Tatbikatla birlikte iki ülke ilişkilerinin “askeri ittifak” düzeyine ulaştığı belirtiliyor.
ÇİN’DEN HAMLE, ABD’DEN YANIT ARAYIŞI
İşte ABD’nin Pakistan saldırısı, Pekin – İslamabad ilişkisine verilmeye çalışılan bir yanıttır. Daha doğrusu ABD’nin Çin’e yanıtıdır.
Tıpkı, ABD’nin Avustralya’ya 250 asker yerleştirmesi gibi, bu gelişme de Washington’un Pekin’in hamlelerine yanıtıdır.
Hamle yapan Çin, hamlelere yanıt peşinde olan ABD’dir artık!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazete
30 Kasım 2011
SURİYE VE SİLAH FARKI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/11/2011
Tunus ve Mısır halk hareketleri sonrasında, bölgedeki gelişmelerin tamamına birden “Arap Baharı” dendi. İşim ilginci, Arap baharı kavramını, kavramın sahibi olan ABD kadar, gelişmelerinin tamamını birden ABD’nin eseri sayanlar da sahiplendi.
Kavram, en başta “Araplar tarih içinde bahar yaşarken, Batı daha kışın ortasındaydı” gerçeğinden dolayı hatalıdır. Ancak siyaseten de, tüm ülkelerdeki gelişmeleri aynı sepete koyması bakımından hatalıdır: Çünkü Tunus ve Mısır, Libya ve Suriye’den farklıdır!
Bu konuyu bu köşede birkaç kez, “ABD’nin nüfuz alanları ve ABD karşıtı ülkeler” bağlamında ele almıştık. Bugün bir başka açıdan, muhaliflerin silahlı olup olmaması açısından değerlendireceğiz.
‘REJİM MUHALİFLERİ’ POLİS KATLETTİ
Önceki gün “rejim muhalifleri”, Suriye Hava Kuvvetleri İstihbarat binasına saldırdı. Başkent Şam’ın 3 km kuzeydoğusundaki bu binaya saldırının roketatarlarla yapıldığı, dahası 90 dakika sürdüğü belirtildi.
Böylece, Suriye’de 15 Mart’ta başlatılan kalkışmanın, “silahlı” olduğu gerçeği ortaya çıktı. Aslında bu gerçek, görmek isteyen gözler için, 120 polisin öldürüldüğü 6 Haziran’daki saldırıdan beri ortadaydı! Bir tek Aydınlık, “Polise pusu: 120 ölü” başlığıyla verebilmişti bu gerçeği.
SİLAHLI MUHALEFET
Libya ve Suriye kalkışmalarını, Tunus ve Mısır’daki halk hareketlerinden ayıran çok önemli bir özelliktir bu. Ne Tunus’da ne de Mısır’da, alanları dolduran yüzbinler, silaha sarılmamıştı. Güçleri elbette önce haklılıklarından ama somut olarak kitleselleşmelerinden geliyordu…
Ancak Libya örneğinde, bunun tersi görüldü. Mısır halkı Mübarek’in karşısındayken, Libya halkı Kaddafi’nin arkasındaydı… Batı bu durumu değiştirmek için, az sayıda olan rejim muhaliflerini silahlandırdı ve askeri eğitim verdi. (Türk Özel Harekât polislerinin de bu eğitimde görev aldığı basına yansımıştı.)
Aynı durum Suriye için de geçerli. Suriye’de de halkın büyük kısmı Beşar Esad’ın arkasında. Üstelik Batı’nın rejim muhaliflerine katılmasını beklediği Kürtler bile, Temmo suikastına rağmen, bir türlü ayaklanmaya dâhil olmadı.
Firari Albay’a Hatay kampında röportajlar ayarlanması, 70 kişinin 10 bin kişilik “Hür Subaylar Ordusu” şeklinde efsaneleştirilmesi, Batı’nın bildik taktiğidir.
İÇ SAVAŞ, ESAD’IN DEĞİL ABD’NİN HEDEFİ
Oysa gerçek şudur: ABD, Antalya ve İstanbul’da organize etmeye çalıştığı rejim muhaliflerini, silahlandırmakta ve iç savaşı kışkırtmaktadır.
Daha düne kadar “iç savaşı” Esad’ın bir taktik tehdidi olarak yazıp çizenler bile ağızlarındaki baklayı çıkarmaya başladılar.
Örneğin Cengiz Çandar, “Silahlı direnişin Libya örneğindeki gibi başarı şansı, Suriye’de hem daha zayıf, hem de daha uzun süre alacak gibi” diyor ve ekliyor: “ ‘Önce iç savaş, sonra devrim’ diye makale başlığı atılan tahminler daha gerçekçi gözüküyor.”
Bir tahminle de biz bitirelim: ABD tarafından silahlandırılan muhalefet, ülkesine “bahar” yaşatamaz, sadece ihanet eder!
NOT: Bugün ve yarın, İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı’nda, Kaynak Yayınları standında, 11:00 – 18:00 saatleri arasında okurlarla buluşup, “Hükümet – PKK Görüşmeleri (1986 – 2011)” isimli yeni kitabımı imzalayacağım.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Kasım 2011
ABD KIRGIZİSTAN’DA KAYBETTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/11/2011
Kırgızistan’da geçen hafta yapılan ve ABD ile Rusya’nın dikkatle izlediği cumhurbaşkanlığı seçimini, Almazbek Atambayev kazandı. Oyların yüzde 63’ünü alan Atambayev’in ilk açıklamaları, ülkede Bakiyev döneminin tamamen kapandığını ortaya koydu.
BAKİYEV’İN LALE DÖNEMİ
Anımsanacağı gibi Kurmanbek Bakiyev, 2005 yılında ABD’nin turuncu darbesiyle Kırgızistan’da işbaşı yapmıştı. Darbe, 1995 ve 2000 seçimlerinin galibi olan, 2005 seçimlerinde ise aday destekleyen Askar Akayev döneminin sonunu getirmişti.
ABD’nin Avrasya’da hamle yaptığı bu dönemde benzer darbeler Gürcistan ve Ukrayna’da da gerçekleşmişti. Ancak Rusya’nın 2008 yılında Gürcistan’a açtığı savaş, Kırgızistan’da da rüzgarın yönünü değiştirmişti. Halk hareketi yönetimi devirmiş ve Amerikancı Bakiyev ülkeden kaçmıştı. Bakiyev’in yerine de, 31 Ekim 2011’de kadar Roza Otonbayeva getirilmişti.
İşte geçen hafta yapılan ve Atambayev’in kazandığı seçimler, kısaca özetlediğimiz bu süreç nedeniyle daha da önem kazanmıştı. Kırgızistan’ın Orta Asya’nın kalbinde yer alması ve askeri üslerinden Afganistan ve İran ile Rusya ve Çin’in gözlenebilmesi, bu ülkenin Washington açısından önemini artırıyordu.
AVRASYACI EĞİLİM İŞBAŞINDA
Atambayev’in seçim sonrası yaptığı ilk açıklamalar, hem Bakiyev döneminin tamamen kapandığını, hem de Avrasyacı eğilimin artık işbaşında olduğunu gösteriyor. Atambayev’in konuşmasındaki şu dört krtik vurgu hem Moskova’yı oldukça memnun etti:
1.) Atambayev, 2005 yılındaki Amerikancı Lale Devrimi’ne gönderme yaparak, artık ülkesinde “renkli devrimler” olmayacağını açıkladı.
2.) Atambayev, ABD Transit Askeri Üssü olan Manas’ı 2014’te anlaşma süresi dolunca kapatacağını açıkladı.
3.) Atambayev, ülkesinin “Rusya ile birlikte Afganistan’a sivil ulaşım açısından bir merkez” olabileceğini savundu.
4.) Atambayev “Belarus – Kazakistan – Ruysa” üçlüsünün oluşturduğu gümrük birliğine girmek istediğini ilan etti.
MANAS ASKERİ ÜSSÜ
ABD Manas Askeri üssünü 2001 yılında, Afganistan’a saldırısı sırasında kullanmak üzere açmıştı. Şangay İşbirliği Örgütü ŞİÖ 2006 yılında üssün kapatılmasını istedi. Ancak Amerikancı darbe ile işbaşına getirilen Bakiyev ŞİÖ’nün talebini kabul etmedi. Bakiyev ağır baskılar oluşunca, üssü kapatacağına söz verdi ancak üssün kalabilemsi için ABD ile farklı formatlarda anlaşma yeniledi. Anlaşma 2014 yılına kadar sürüyor.
Ancak ağır baskılar, Manas’ın işlevini zayıflattı! Son olarak Kırgızistan Başbakan vekili Omurbek Babanov da, üsle ilgili kararı Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün vereceğini söyledi. 2002 yılında kurulan ve Rus NATO’su olarak değerlendirilen bu örgüt, Kırgızistan ile Rusya, Kazakistan, Tacikistan, Belarus ve Ermenistan’dan oluşuyor.
RUS AKSERİ VARLIĞI
ABD üssünün kapatılacağı Kırgızistan’da, Rusya’nın askeri ağırlığı ise gittikçe artıyor. Moskova son olarak bu ülkedeki askeri durumunu 49 yıllık bir anlaşma ile garanti altına aldı. Rusya’nın Kırgızistan’daki en önemli askeri varlığı, başkent Bişkek’in 20 km dışında bulunan Kant Askeri Üssü’dür. Moskova’nın Issık Gölü’nde deniz askeri eğitim merkezi ve torpido gelişim merkezi ile gölün yakınlarında sismik gözlemevi bulunuyor. Moskova’nın Celalabad’da bir de nükleer test gözlemevi bulunuyor.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Kasım 2011
ALMANYA’DAKİ ABD, IRAK’TAKİ ABD
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/10/2011
ABD’nin dünya ölçeğindeki güç durumuna işaret eden iki önemli gelişme yaşandı:
IRAK VE AFGANİSTAN
1.) 18 Ekim günü yazdığımız ve ABD kaynaklarına dayandırdığımız “ABD iki ay bile bekleyemedi” başlıklı makalede, ABD’nin Aralık sonunu beklemeden tüm askerlerini Irak’tan çekeceğini belirtmiştik. Barack Obama, ABD açısından bölgede bir dönemin kapanması anlamına gelen bu geri çekilmeyi, 20 Ekim günü resmi olarak ilan etti.
Böylece Washington ile Bağdat arasında süren sert müzakereler Irak lehine sonuçlanmış oldu. Zira Washington’un asla geri çekilmeyeceği, eğitim bahanesiyle de olsa Irak’ta 10 bin asker bırakacağı konuşuluyordu. Ancak Irak Başbakanı Nuri El Maliki, Şii lider Mukteda El Sadr’ın da desteğiyle bir dönemin kapanmasına imza atmış oldu.
2.) ABD ile Pakistan, Usame Bin Ladin’in öldürülmesinden sonra köprüleri attılar. ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen, askeri yardımın bir bölümünün askıya alındığını açıkladı. Pakistan Savunma Bakanı Ahmet Muhtar, misilleme olarak Şemsi hava üssünü ABD’ye kullandırtmayacaklarını açıkladı. ABD, Kabil Büyükelçiliği’ne yapılan saldırıdan Pakistan’ı sorumlu tuttu. Pakistan devleti suçlamayı reddetti ve ordunun ülkeyi savunma kararlılığını ilan etti.
Kısaca özetlediğimiz iki ülke arasındaki bu restleşme, bölge ülkelerini de tavır belirlemeye sevk ediyor. İlk tavır belirleyen ülke de ABD işgali altındaki Afganistan oldu.
Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai, iki ülke arasında bir savaş çıkması durumunda Pakistan’ı destekleyeceklerini ilan etti. (Reuters, 22 Ekim)
Karzai’nin, ABD’nin Afganistan’ı işgal ettikten sonra işbaşına getirdiği kişi olması, herhalde Washington açısından durumu daha da trajik yapıyordur!
Bu iki örnek, sizce de ABD’nin dünya ölçeğindeki durumuna işaret etmiyor mu?
ALMANYA ve JAPONYA
ABD’nin sekiz yılda Irak’ı terk etmesinin ya da Karzai’nin ABD’den yana da değil de Pakistan’dan yana tutum almasının ne anlama geldiğini, aslında en iyi Almanya ve Japonya örnekleri açıklar.
Almanya Mayıs 1945’te, Japonya da Ağustos 1945’te yenildi. ABD her iki ülkeyi de işgal etti. Hem Bonn hem de Tokyo, ABD silahlı kuvvetlerinin süngülerinin ucundaki anayasayı kabul ettiler.
ABD, daha 2005 yılına kadar bile Almanya’nın 13 kentinde 70 bin asker bulunduruyordu! ABD, yine 2005 yılına kadar Japonya’da 50 bin asker bulunduruyordu, 2009’da 35 bine düşürdü.
Keza Almanya ve Japonya, güncellemiş de olsalar, hâlâ ABD süngüsünün ucundaki anayasaları kullanmaktadırlar.
İKİ ABD FARKI
Yani ABD, Almanya ve Japonya’da 50 yıl boyunca asker tuttu. Oysa bu iki devlete göre “zayıf” olan Irak, sekiz yıl sonra tüm ABD askerlerini gönderebilmeyi başardı.
Ya da tersinden söylersek, Almanya ve Japonya’da 50 yıl boyunca asker tutabilen ABD, Irak’ta ancak sekiz yıl asker bulundurabilecek kadar “süper güç”tü!
TÜRKİYE’DEKİ ABD
Bu iki ABD farkı en çok bizi ilgilendirmeli. Irak’ta zayıflayan ABD’nin, Türkiye’de hâlâ neden güçlü olduğu sorusu önemlidir. Meseleyi salt AKP hükümetinin karakteriyle açıklamak eksik kalıyor. Bu sorunun yanıtını tartışalım.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Ekim 2011
İKİ RESİM, İKİ ABD
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/10/2011
SEKİZ YIL ÖNCE
Tarih 5 Şubat 2003. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell BM Genel Kurulu’nda, Irak’ta kitle imha silahları olduğunu iddia ediyor ve “kanıt” gösteriyor. Powell önce biyolojik laboratuarların olduğu yerlerin işaretlendiği bir haritayı gösteriyor, ardından da Iraklı bir generalle bir albayın arasında geçen konuşmanın kasetini sunuyor Genel Kurul’a… Powell elinde tuttuğu en güçlü “kanıt” olan minik şarbon şişesini de tüm dünyanın gözüne sokuyor!
Aslında Powell’ı BM Genel Kurulu’nda dinleyen hiç kimse, kanıtlara inanmıyor… Ama neredeyse hiç kimse de net bir biçimde “yalan” diyemiyor. Çünkü tüm dünya biliyor ki, ABD Irak’a saldıracak! Çünkü gücünün doruğunda olan ABD’nin onaya ihtiyacı yok! O yüzden de Powell’ın kanıtlarına inanmayanlar, inanmış gibi yapıyorlar.
SEKİZ YIL SONRA
Tarih 12 Ekim 2011. Washington, İran’ın ABD’deki Suudi Arabistan Büyükelçisi’ne suikast planladığını iddia ediyor. ABD’nin
iddiası, “komedi”, “Hollywood filmlerini aratmayacak senaryo” diye değerlendiriliyor. Yani ABD’nin iddiasına bu kez hiç kimse inanmıyor ve sekiz yıl öncekinden farklı olarak herkes inanmadığını dile getiriyor.
Washington’un düştüğü berbat durumu şu tablodan daha iyi hiçbir şey anlatamaz: ABD Başkanı Barack Obama, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Ulusal Güvenlik Danışmanı Thomas Donilon, Dışişleri Bakan Yardımcısı William Burns ve Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Wendy Sherman bir araya gelip görev bölüşümü yapıyorlar ve telefonlara sarılıyorlar. Ve dünya başkentlerini arayarak, muhataplarını iddialarına inandırmaya çalışıyorlar. Hiç değilse İran’a karşı ABD’nin yanında olmasını istiyorlar!
DÜNYA ABD’DEN KORKMUYOR
Peki, bu iki resim arasındaki fark neden kaynaklanıyor? Daha sekiz yıl önce ABD’nin yalanlarına inanan, inanır görünen devletler, bugün neden Washington’a inanmıyorlar ve neden inanmadıklarını açıkça söyleyebiliyorlar?
Çünkü artık ABD’den korkmuyorlar, New York’un ekonomik yaptırımlarından çekinmiyorlar, Washington’un siyasi baskılarını umursamıyorlar, Pentagon’un silahlardan ürkmüyorlar!
KİSSİNGER’IN ‘NAZİK’ İTİRAFI
İki resim arasındaki fark, yeni resmi ortaya koyuyor. O resimde ABD’nin inişe geçtiği ve çökmeye başladığı görülüyor.
ABD’nin Zbigniev Brzezinski ile birlikte iki büyük politika yapıcısından biri olan Henry Kissinger, durumu daha nazikçe
ifade ediyor: “Ortadoğu’da baskın olan Washington, şimdi geri çekilmiş durumda…”
Kissinger’ın, “kişisel olarak ABD’nin bütün bunların sonunda toparlanacağına ve daha farklı bir konuma geleceğine inanması” ise yalnızca iyimser bir temenni olarak kalıyor satır aralarında…
OBAMA’NIN ŞANSI ERDOĞAN
Yalnız Kissinger’in ABD’nin yenilgisini kabullenen bu açıklamalarında, bizi ilgilendiren çok daha önemli bir konu var.
Kissinger, ABD’nin geri çekildiği Ortadoğu’da, çıkarlarını farklı oluşumlar içinde korumaya devam etmesi gerektiğini belirtiyor ve “bütün bu değişim ve oluşumlarda Türkiye’nin oynayabileceği çok önemli roller olduğunu” savunuyor!
Kissinger çok haklı: Bölgede ABD’nin artık “belirleyici” tek dayanağı Türkiye’dir. Ve Barack Obama’nın en büyük şansı Recep Tayyip Erdoğan’dır!
Erdoğan’ın dokuz yıldır iktidarda kalabilmesi de ABD’nin bu ihtiyacından kaynaklanmaktadır.
POWELL’IN İTİRAFININ ANLAMI
Bu arada sekiz yıl önce dünyaya yalan söyleyen Colin Powell, 11 Eylül 2011 günü bir açıklama yaparak, BM Genel Kurulu’ndaki o konuşmasından çok pişman olduğunu söylüyor. Irak’ta kitle imha silahlarına rastlanmadığını, çünkü kendisinin kandırıldığını savunuyor.
Tıpkı Kissinger’ın açıklaması gibi Powell’ın itirafı da, yeni resme, yani ABD’nin çöküşüne işaret ediyor. Çünkü ancak yenilen
kuvvetlerin temsilcileri arınma ihtiyacı duyar, itiraf eder!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Ekim 2011