Posts Tagged ŞİÖ

İSRAİL PENCERESİNDEN SURİYE MESELESİ

Savaş cephesinin başlattığı Suriye krizi, Diplomasi cephesinin hamlesiyle artık Cenevre-2 Konferansı’na götürülüyor. Batı’nın 2,5 yıldır sürdürdüğü Suriye’yi bölme baskısı, Doğu’nun kurduğu barikatta eriyor ve Atlantik Cephesi bölünerek, Cenevre-2’ye razı oluyor.

Şangay İşbirliği Örgütü ŞİÖ Zirvesi’nin sonuç bildirisine yansıyan şu satırlar, artık geleceğe Batı’da değil, Doğu’da karar verildiğini gösteriyor: “Üye devletler, Suriye’deki krizin en kısa zamanda Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğinin korunması şartıyla, Suriyelilerin kendileri tarafından aşılmasından, bu ülkede şiddetin sona ermesinden, hükümet ve muhalefet arasında önkoşulsuz olarak 30 Haziran 2012 tarihli Cenevre Anlaşmasına dayalı geniş politik diyalogun başlamasından yanadır.”

AKP, PKK VE İSRAİL KAYBETTİ

Evet, Atlantik Cephesi Suriye meselesinde artık bölünmüştür.

ABD ile AB arasında bölünen ve hatta NATO içi ve dışı müttefikleriyle toplamda değerlendirildiğinde dağılan Atlantik Cephesi’nin en mağduru ise AKP Hükümeti’dir. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin “hani savaşacaktık” diye yakınması ve diplomatik çözümü “kozmetik” diye değerlendirmesi, bu bölünmenin bir sonucudur.

Biz AKP’nin yalnızlaşması diye okuyoruz… AKP dışında en çok kaybedenler ise Kürt örgütleri ile İsrail’dir.

AKP, PKK ve İsrail’in kaybedenlerin başında olması, kuşkusuz aynı projenin enstrumanları olmalarındandır. Biz bugün, sadece İsrail’i inceleyeceğiz:

ABD’NİN KISITLI VARLIĞI, İSRAİL’İN ZARARINA

1. İsrail, fiilen zaten Suriye’yle bir savaştadır, çünkü iki ülke barış anlaşması yapmadı. Nitekim İsrail zaman zaman Suriye’ye ani saldırılar yapmaktadır. AKP Hükümeti’nin Türk hava sahasını açarak İsrail Hava Kuvvetleri’ne birkaç kez saldırı imkânı vermesi, Ankara ile Tel Aviv’in Şam karşıtlığındaki ortaklığının göstergesidir.

2. İsrail, her şart altında ABD postallarının Ortadoğu’da bulunmasından memnundur. Zira ABD askeri gücü, İsrail’in güvenliğinin garantisidir. İsrail bu nedenle Suriye’ye bir Amerikan müdahalesine en az Erdoğan kadar taraftardır.

İsrail’e göre bölgede Amerikan varlığının bulunması İran’ın nüfuzunu artırmasını engelleyecek ve böylece Tahran Tel Aviv’i tehdit edemeyecek.

3. İsrail, 21 Ağustos tarihli kimyasal komplo sonrasında ABD’nin Suriye’yi vurma olasılığının artmasından memnun olmuş fakat bunun “dar ve kısıtlı” olacağının Washington tarafından ilan edilmesinden sonra, memnuniyetini yitirmiştir.

Çünkü İsrail ABD’nin askeri varlığından ne kadar memnunsa, bunun kısa süreliğine olmasından da o kadar tedirgindir. Zira bilmektedir ki, bölge ABD’nin intikamını kendisinden alacaktır! Somutlarsak, ABD havadan Suriye’yi vuracak ama hem Suriye hem de Hizbullah acısını İsrail’den çıkaracak.

İSRAİL İÇİN MEVCUT DURUM, EN İYİ DURUM

4. İsrail’in güvenliğinin dayanağı olan Camp David Mısır’ı artık yok. 30 Haziran devrimi öncesinde Mursi Suriye’yle diplomatik ilişkileri kesmiş ve cihat ilan etmişti. Şimdi tersine diplomatik ilişkiler yeniden başladı ve Kahire, Suriye’ye müdahaleye karşı olduğunu ilan etti. Bu durum, İsrail’i hem yalnızlaştırdı, hem de 67-73 savaşları düşünülünce, yeniden Güney cephesini “güvensiz” hale getirdi.

5. Bu bölgesel şartları göz önünde bulunduran İsrail, Cenevre-2’ye karşı çıkmaktadır. Tel Aviv için en iyi durum, Şam ile ÖSO’nun sürekli çatışması durumudur. Suriye’de iç savaş, bu koşullarda İsrail’in güvenliğinin garantisidir.

SURİYE KARŞITLARININ TASFİYESİ

Ancak İsrail için en iyi durum olan mevcut durumun da artık sonuna gelinmiştir. Batı, Doğu’nun çizdiği çözüm yoluna artık mecburdur ve Cenevre-2 de bu yolun somut ifadesidir.

Daha önemlisi, Cenevre-2 sadece Suriye meselesinin diplomatik çözümü değil, aynı zamanda Suriye krizine taraf olan kuvvetlerin de tasfiyesinin başlangıcıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Eylül2013

, ,

3 Yorum

TSK’NİN SORUNU: ŞİÖ’YE NATO’DAN BAKMAK

Aydınlık’ın 14 Nisan tarihli manşeti çok önemliydi: “TSK’den Şangay seçeneği”

Gazetemiz, TSK’nin Şangay İşbirliği Örgütü’nü (ŞİÖ) bir “seçenek” olarak göstermesini doğru takdir etti ve manşetine taşıdı.

Kuşkusuz TSK’nin Başbakan Erdoğan’dan önce ŞİÖ’yü bir seçenek olarak saptaması çok daha anlamlı olurdu. Ancak önemli olan geç de kalınsa saptanmış olmasıdır.

ABD’NİN GERÇEK KONUMU

Hava Kuvvetleri Komutanlığı Plan Prensipler Başkanlığı’ndan Hava Pilot Kurmay Binbaşı Ömer Alkanat’ın ATASE bünyesindeki Silahlı Kuvvetler Dergisi’nin 415. sayısında yer alan bu geniş makalesi, doğal olarak günlük bir gazetede tüm boyutlarıyla ele alınamazdı. Biz bugün Alkanat’ın yanlış bulduğumuz kimi tezlerinden hareketle, bu çok önemli makaleye dair eleştirilerimizi yapacağız:

Öncelikle belirtelim. Alkanat’ın ŞİÖ’yü ele alışı “soğuk savaş” izlerini taşımaktadır ve bir NATO subayının bakış açısının ilerisine geçememektedir.

1. Makalenin tamamında NATO merkezli görüşler ağırlıktadır ve bunlar hatalı saptamalara zemin doğurduğu için problemlidir. Mesele Orta Asya’da yaşanan problemleri Stalin’e bağlamakla sınırlı kalsaydı belki, üzerinde durmayacaktık.

Ancak Orta Asya’nın ABD için önemini ifade eden şu türden cümleler stratejik hatalar içermektedir: “Orta Asya; ABD için stratejik konumu, bölgenin enerji kaynaklarının kontrolü, terörizmin engellenmesi ve bölge ülkelerinin demokratikleştirilmesi açısından oldukça önemlidir.”

Yugoslavya, Afganistan ve Irak örneklerine rağmen hâlâ ABD’den “demokrasi” getiren bir kuvvet olarak bahsetmek ve PKK’yi büyütmesine rağmen Washington’un terörle mücadele ettiğini varsaymak, “yığınak” hatasıdır!

2. Alkanat’ın Çin ve Rusya’nın ŞİÖ’ye ilişkin beklentilerine dair yaptığı saptamalar Washington’un gözünden yapılmıştır. Örneğin Çin’in ŞİÖ’de üç ana amacının olduğunu belirten Alkanat, başa şunu koymuştur: “Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde bulunan Uygur Türklerini daha rahat kontrol altına almak.”

Denilebilir ki Alkanat’ın en başa koyduğu bu amaç, gerçekte en gerilerdedir.

ASYA’NIN KAYNAKLARI ASYA YARARINA!

3. Alkanat, ŞİÖ’nün “Hazar Bölgesi’ndeki petrollerin Batı’ya akması yerine boru hatlarıyla Güney ve Doğu Asya’ya akmasını sağlamaya çalışmasını” bir tehdit olarak okumaktadır. Kuşkusuz bu, NATO’nun Türkiye’ye atfettiği “boru bekçiliği” görevini tehlikeye düşürdüğü için tehdit sayılmaktadır!

Nitekim Alkanat makalesinin ilerleyen bölümünde bu konuya yeniden değinmiş ve Nabucco’nun tehlikeye düşeceğinden endişe ettiğini açıkça yazmıştır. Hatta Türkmenistan’ın ileride ŞİÖ’ye üye olma ihtimalinin Nabucco Projesine vereceği zarara da değinmiştir.

Türkiye’nin çıkarlarına hizmet etmeyen ve zaten ölü doğan Nabucco projesine TSK bünyesinde bu denli önem atfedilmesi doğrusu bizi şaşırttı. Bir Türk subayının Asya’nın bölge kaynaklarının Asya’da kalmasına öncelik vermesini dilerdik!

4. ABD, Irak’tan sonra işgal ettiği Afganistan’dan çekilmeye hazırlanmışken ve bu konuda bir takvim de ilan etmişken, Alkanat’ın ŞİÖ’den “Afganistan’da istikrarı sağlamada zorlanan NATO’ya” yardım elini uzatmasını beklemesi dikkat çekici bir tezdir!

ŞİÖ’NÜN NATO KARŞITLIĞINDAN KORKMAK

5. Alkanat’ın şu tezi de gerçekçi değildir: “Çin’in bu kadar fazla ekonomik ilişkileri bulunduğu ABD ile anlaşmazlığa düşmesi yakın ve orta vadede pek olası görülmemektedir.”

Anlaşılan Binbaşı Alkanat hem ABD’nin Çin’i hedef alan yeni savunma stratejisini farklı yorumlamakta hem de son altı aydır güneydoğu Asya’da olanları ön muharebe olarak değerlendirmemektedir!

6. Makalenin bütünü dikkate alınırsa, Alkanat’a göre ŞİÖ’den oldukça büyük tehditler yönelmektedir. Örneğin Alkanat ŞİÖ’nün “Varşova paktı gibi bir yapıya bürünerek, Türkiye’yi soğuk savaş yıllarındaki gibi tehditlere sınır bir ülke konumuna getireceğini” düşünmektedir.

7. Alkanat’ın şu tezi de Washington merkezlidir: “ŞİÖ, İran vasıtasıyla Türkiye’nin büyük etkileri ve çıkarları bulunduğu Orta Doğu’ya İran lehine ortak olacaktır.”

TSK ŞİÖ’DEN NE BEKLİYOR?

8. Binbaşı Alkanat’ın ŞİÖ’nün Türkiye’ye verdiği diyalog ülkesi statüsünü salt “Türk Cumhuriyetleri ile olan ilişkilerin gelişmesinde ve Uygur Türklerinin durumu ile ilgili meselelerde söz sahibi olmak” bakımında değerli görmesi problemli bir bakış açısıdır.

Fakat şaşırtıcı değildir. Zira Alkanat Orta Asya ülkelerinin NATO bünyesindeki “Barış için ortaklık” programına dâhil edilmesinde Ankara’nın önemli rol almasından övgüyle bahsetmektedir!

Toplamda Binbaşı Alkanat’ın ŞİÖ’yü ele alışı, geçmişin Türk-İslam sentezli bakış açısının izlerini taşımaktadır!

Ancak TSK’nin ŞİÖ’yü bir seçenek olarak görmesi her şeye rağmen çok değerlidir. Bu bakış açısı Rusya’da dile getirilmeye başlanan “Truva atı” söylemlerini beslese de, “seçenek” aramak önemlidir. Zira Türkiye “müttefik” ABD’nin kucağında parçalanmaya doğru gitmektedir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Nisan 2013

, ,

Yorum bırakın

YENİ BİR DÜNYA KURULUYOR

Mevcut dünyanın ekonomik dayanağı 1944 tarihli Bretton-Woods Konferansı, siyasi dayanağı ise 1945 tarihli Yalta Konferansı’dır. İkisi arasında da 44 ülkenin buluştuğu bir başka konferansta doların hâkimiyeti ilan edilmiştir.

SSCB’nin dağılmasıyla birlikte her ne kadar Yalta Konferansı’na dayanan siyasi yapı kendiliğinden ortadan kalkmışsa da, Bretton-Woods sistemi devam etmiş; sistemi ayakta tutan Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu IMF varlığını sürdürmüştür.

Ancak ABD’nin egemenliğindeki o dünya artık yerini yeni bir dünyaya bırakmaya hazırlanmaktadır. 2004’te Irak’ın direnişi, 2006’da Gazze’nin direnişi, 2008’de Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi, 2008’de başlayan ve hâlâ süren küresel kriz yeni bir dünyanın işaretleriydi…

Batı’nın ve Kuzey’in inişe geçtiği, Doğu’nun ve Güney’in yükseldiği bu yeni dünyanın ağırlık merkezi de Atlantik’ten Asya-Pasifik’e kayıyor ve dünya “Amerika sonrası” için dönüyordu.

ŞİÖ ve BRICS

Amerika sonrasını belirleyecek iki temel kuvvet ise Şangay İşbirliği Örgütü ŞİÖ ile Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS Topluluğu’dur. Her iki yapının da ana gücü Çin’dir.

BRICS Topluluğu’nun beş ülkesi, dünya nüfusunun yüzde 43’ünü ve dünya ekonomisinin yüzde 21’ini oluşturmaktadır. Üstelik ABD’nin ve Batı’nın ekonomideki payı azalırken bu beş ülke her geçen yıl payını artırmaktadır.

4,4 trilyon dolarlık döviz rezervleri de, topluluğu uluslararası sistemde ana aktör haline getirmektedir.

GÜNEYBANK

BRICS topluluğu geçen hafta, 26-27 Mart günleri Güney Afrika’nın Duban kentinde 5. Zirve’sini yaptı. Alınan şu kararlar “yeni bir dünyanın kurulmakta” olduğunu somutluyor:

1. BRICS Kalkınma Bankası kurulması kararı alındı. Yeni “Dünya Bankası” denilen bu banka Bretton-Woods sistemine vurulan ağır bir darbedir.

5 yılda 4,5 trilyon dolarlık altyapı ihtiyacı için kredi sağlanması amacıyla kurulacağı belirtilen banka için Hindistan’ın “Güney” ismini önermesi bile “yeni bir dünyaya” işaret etmektedir.

Henüz karara bağlanmamakla birlikte, bankanın, üye ülkelerin kendi aralarındaki kredi ve yatırım sisteminde Çin’in parası Rimninbi’yi kullanacağı konuşuluyor.

2. BRICS Rezerv Düzenleme Kurulu oluşturulması kararı alındı. Kurul, olası kur farkı risklerini önleyecek.

Öte yandan zirvede ikili görüşme yapan Çin ile Brezilya, kendi aralarındaki ticarette doları kullanmama kararı aldı.

3. BRICS İş Konseyi kuruldu. Konsey, uluslararası ticari riskleri önlemeyi ve üye ülkelerin birbirleriyle ticaretini büyütmeyi hedefliyor. Üye ülkelerin ticaretinin iki yıl içinde 500 milyar dolara çıkarılması hedefleniyor.

BRICS üyelerinin 2001’de GSMH toplamları 3 trilyon dolar iken, bugün 15 trilyon dolardır ve son 10 yılda beş ülke de olağanüstü büyüme oranları yakalamıştır.

4. BRICS Think-Thank Konseyi kurulmasına karar verildi.

BRICS’İN KÜRESEL ROLÜ

Ancak bu kararlara bakarak BRICS’in sadece bir ekonomik işbirliği örgütü olduğu düşünülmesin.

Nitekim Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de, BRICS’in sadece ekonomik işbirliğine değil jeopolitik sorunlara da yoğunlaşacak bir küresel role sahip olduğunu belirtiyor.

Zirve’den sonra yayımlanan ve İsrail, Suriye, İran konularında önemli açıklamaların yer aldığı deklarasyon, Putin’i doğruluyor.

Bu arada Putin’in Zirve’den dönerken yolda Rus Donanması’na Karadeniz’de ani tatbikat emri verdiğini de önemle vurgulayalım.

SONSUZ POTANSİYEL

Peki, “yeni bir dünya” inşa eden BRICS’in potansiyeli ne?

Çin’in yeni devlet başkanı Şi Cinpin, gelişme potansiyelinin sonsuz olduğunu savunuyor ve ekliyor: “BRICS işbirliğinin gerçek potansiyeliyse hâlâ gerçeğe dönüştürülmeyi bekliyor.”

Şi Cinpin’in mesajı, BRICS’in yeni ülkelerle genişleyeceği anlamına geliyor.

ABD’NİN BRICS ENDİŞESİ

Aslında BRICS’in ve bu zirvenin önemini en iyi ABD’nin tepkisine bakarak anlayabiliriz. Amerika’nın Sesi Radyosu, “BRICS ve Afrika: Gelişme, bütünleşme ve sanayileşme için ortaklık” ana temasıyla toplanan beş ülkeyi “Sömürgeci Avrupa’dan sonra Afrika’yı sömüren yeni emperyalist grup” diye niteledi! (Amerika’nın Sesi Radyosu, 27 Mart 2013)

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Nisan 2013

, , ,

Yorum bırakın

CHP’NİN ATLANTİK’TEKİ YERİ

Dünyanın ağırlık merkezinin Batı’dan Doğu’ya kaydığı ve ABD’nin bu gelişmeye göre saldırı stratejisini Asya-Pasifik merkezli ilan ettiği bir süreçte, Başbakan Erdoğan’ın AB’ye karşı Şangay İşbirliği Örgütü’ne girmeyi düşünmesi, sebebi ne olursa olsun, Türkiye için çok önemlidir.

Bunun, AB’ye şantaj olasılığı içermesine rağmen, reel politikanın gereği olduğunu içeren yazılarımızı anımsayacaksınız. Son yazımızda NATO üyeliği ile ŞİÖ üyeliğinin bir arada olamayacağını da vurgulamıştık.

Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, Hürriyet’in Washington Temsilcisi Tolga Tanış’ın sorusu üzerine aynı şeyi söyledi: “Başbakan tarafından yapılan yorumu görmedim. Açıkçası, Türkiye’nin aynı zamanda NATO üyesi olduğu düşünülürse, Şangay örgütüne üyeliği enteresan olurdu. Nasıl ilerleyeceğini görmek zorundayız.”

Salt bu açıklama bile ŞİÖ üyeliği konusunun ABD emperyalizminden bağımsızlaşmak anlamına geleceğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle dünyanın ilk anti-emperyalist kurtuluş savaşını vermiş bir ülkenin kurucu partisi olan CHP’nin de bu gelişmeyi alkışlayacağı düşünülürdü…

Peki, öyle mi oldu?

CHP’YE GÖRE NATO, ÇAĞDAŞ DÜNYA

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu önceki gün grup konuşmasında bu konuya değindi ve şunları söyledi: “Siz o çağdaş dünyadan kendinizi koparmak istiyorsunuz. Kiminle konuştunuz, kime danıştınız? Eğer Şangay İşbirliği Örgütü’ne girecekseniz, NATO’yu ne yapacaksınız? NATO’dan da herhalde çıkacaksınız.”

Yeni CHP’ye göre NATO çağdaş dünyaydı ve ŞİÖ’ye girmek, çağdaş dünyadan kopmaktı!

Meseleye, özellikle son günlerde ortaya çıkan ve bu partinin üst yönetiminin millet ile milliyet farkı konusunda bile ortalama bilgi düzeyinin altında kaldığını gösteren tartışmayı temel alarak bakarsak, NATO’yu çağdaş dünya görmeyi cehaletle açıklayabiliriz.

Ama sorun cehaletle açıklanamayacak kadar derindir ve önemlidir.

CHP’YE GÖRE AB, TÜRKİYE’NİN KÖKÜ

CHP’nin dış ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcısı Faruk Loğoğlu’nun ŞİÖ üyeliği konusunda attığı iki tweet, “derin ve önemli” gördüğümüz bağa işaret etmektedir.

Şöyle diyor Loğoğlu: “Hâlâ inanamıyorum, AB değil Şangay Beşlisi diyen AKP, Türkiye’nin eksenini değiştirmekle yetinmiyor, artık köklerini kazımaya çalışıyor.”

Dünyanın ekseni değişirken, Loğoğlu’nun hâlâ Batı’da çıpalı kalmak istemesi not edilmelidir. Öte yandan Loğoğlu’nun eksen değiştirmeyi “köklerin kazınması” olarak görmesi, daha da anlamlıdır. Loğoğlu bilmelidir ki, Türkiye’nin kökleri Batı’daysa eğer, o Batı 1922’de Ankara-Polatlı’ya kadar gelmişti ve CHP’nin lideri Mustafa Kemal, o kökleri kesmişti!

Loğoğlu ikinci tweet’inde de şöyle diyor:  “AB değil, Şangay Beşlisi demek, Türk dış politikasını hafife alan AKP, Türkiye’nin çıkarlarını ve geleceğini ciddiye almıyor demektir.”

Türkiye’nin çıkarlarını Batı’da gören bir anlayışın Dışişleri Bakanlığı’nda müsteşarlık seviyesine kadar çıkmış olması, kabul edelim ki, Küçük Amerika sürecinin başarısıdır!

CUMHURİYET AB YOLUNDA YIKILDI!

Faruk Loğoğlu tweet’leriyle yetinmedi, iki gün sonra da yazılı bir basın açıklaması yaptı. Bu kez daha da ileri gitti ve “AKP, bu çıkışıyla aslında uzun süredir uzaklaşmak için çaba harcadığı Avrupa-Atlantik camiasından Türkiye’yi daha da uzaklaştırabilecek bir adım atmıştır.” diyerek hükümeti Atlantik Cephesi’nden kopmak istemekle suçladı.

Erdoğan, eğer Batı gerilemiyor ve Doğu yükselmiyorsa, siyaseten en büyük dayanağı olan Atlantik Cephesi’nden kopmayı aklının ucundan bile geçirmez! Bunu Loğoğlu’nun bilemiyor olmasını kabul edemeyiz!

Anlaşılan CHP, Türkiye’nin dünyadaki yeri konusunda artık en geridedir. Aksi takdirde Faruk Loğoğlu’nun AKP’ye “Atlantik’ten sakın kopma” çağrısında bulunabilmesini açıklayamayız.

Bitirirken Loğoğlu’nun basın açıklamasındaki “AB’ye tam üyelik CHP’nin temel hedeflerinden birisidir!” sözlerine de değinelim: Demek Yeni CHP, Cumhuriyet’in 1999’dan beri AB aday üyeliği yoluyla adım adım yıkıldığını hiç fark etmedi!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Ocak 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

YA ŞİÖ, YA NATO

Başbakan Erdoğan, geçen yıl “AB’de ne işiniz var” diyen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e “Bizi Şangay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) dâhil edin, biz de AB’yi gözden çıkaralım” demişti. Erdoğan, meseleye “latife” katarak bunu söylediğini belirtmiş, haliyle Türkiye’de de bu sözler “latife” olarak algılanmıştı.

Ufuk Ötesi’nde o zaman, bunun Türkiye için bir zorunluluk olduğunu, dünyanın merkezinin Batı’dan Doğu’ya kaydığı bir süreçte, bu gelişmenin Erdoğan için bile kaçınılmaz olduğunu belirtmiştik. Nitekim Türkiye bu süreçte, ŞİÖ’nün “diyalog ortağı” oldu.

ERDOĞAN: ŞİÖ, AB’DEN DAHA GÜÇLÜ

Erdoğan önceki gün kendisine sorulan “Türkiye AB sürecini unuttu mu” sorusunu yanıtlarken, yine bu konuyu gündeme getirdi: “Şimdi tabii bu böyle olumsuz bir şekilde gidince siz de ister istemez 75 milyonun bir başbakanı olarak başka arayışlar içeresine de giriyorsunuz. Onun için geçenlerde Sayın Putin’e onu söyledim, ‘bizi Şangay Beşlisi içine alın’ dedim. Alın bizi Şangay Beşlisi içine, biz de AB’ye ‘allahaısmarladık’ diyelim, ayrılalım oradan. Bu kadar oyalamanın ne anlamı var?”

Üstelik bu kez Erdoğan, “İkisi birbirine alternatif mi” sorusuna da şu çok önemli yanıtı verdi: “Şanghay Beşlisi daha iyi, çok daha güçlü!

Anlaşılan Erdoğan Putin’e, Aralık başındaki Türkiye ziyareti sırasında da aynı talepte bulunmuş. Şaşırmadık. Çünkü o ziyaretten sonra, 23 Aralık 2012’deki Ufuk Ötesi’nde şunları yazmıştık: “Putin’in 3 Aralık’taki Türkiye ziyareti sırasında ‘Ortak Asya Stratejisi’ belirleme kararı alındı. Putin ve Erdoğan bu hedefle ortak çalışma grubu kurulmasını kararlaştırdı.”

Erdoğan bu görüşmeden bir ay önce de, Endonezya’daki Demokrasi Forumu konuşmasında da önemli bir çıkış yapmış ve “21. Yüzyıl, Asya yüzyılı olacak” demişti.

AB ÇÖZÜLÜYOR, ŞİÖ BÜYÜYOR

Erdoğan’ın belirttiği gibi ŞİÖ, AB’den daha iyi ve çok daha güçlüdür! Üstelik Çin ve Rusya dışında Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri de ŞİÖ üyesidir. İran, Hindistan, Pakistan, Afganistan ve Moğolistan gözlemci üyeleri, Sri Lanka ve Belarus diyalog ortağıdır. Dünya nüfusunun ve ekonomik büyüklüğünün yarısı ŞİÖ’dedir!

Ayrıca AB, ulusal devletlerin egemenliğini devrettiği bir birleşik devletler modeli olmayı hedeflerken ve ABD’nin transatlantik ittifakı içinde yer alırken, ŞİÖ, küreselleşmeye karşı bir bölgeselleşme modeli olarak 1996’da ortaya çıkmış ve 2007’de “tek kutuplu dünya kabul edilemez” diyerek ABD’nin karşısına dikilmişti!

Üstelik AB, 2008’de başlayan ve hâlâ süren küresel kriz nedeniyle, genişleme yerine “çözülme” eğilimindedir. İngiltere’nin, AB üyeliğini halkoyuna sunma kararı alması buna işarettir.

Berlin’in Doğu’ya yöneldiği ve Moskova-Pekin hattıyla yakınlaştığı; Paris’in ise Akdeniz ve Kuzey Afrika’ya yöneldiği bu süreçte Londra, çareyi Washington’la daha da yakınlaşmakta görmektedir.

YÜKSELEN KUVVETLERLE İTTİFAK

Erdoğan’ın bu nedenle AB yerine ŞİÖ demesi, akıllıcadır ve tarihsel zorunluluktur. İnen kuvvetler yerine yükselen kuvvetlerle ittifak yapak, en başta reel-politikanın gereğidir.

Ancak Erdoğan’ın BOP eşbaşkanlığı, Libya’ya müdahalede Batı Koalisyonu içinde yer alması, ABD adına Suriye’yi hedef alması, İsrail’in güvenliğini sağlayacak özellikteki Kürecik Radarını kabul etmesi, ABD’nin stratejik hedefine uygun olarak Barzanistan’ı himayeye soyunması, hele de Türkiye’yi “NATO toprağı” ilan ederek Patriot’lara evet demesi, ŞİÖ üyeliği konusuna kuşkuyla yaklaşılmasına neden olmaktadır.

Üstelik Erdoğan’ın kişiliği, ŞİÖ üyeliğini, Batı’yla pazarlık adına gündeme getirmiş olabileceğini düşündürmektedir.

O nedenle Erdoğan’ın bu konudaki ciddiyetinin test edileceği yer, öncelikle NATO’yla ilişkileridir! Çünkü ŞİÖ üyeliği ile NATO üyeliği bir arada olamaz!

Ancak her şeye rağmen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın -amacı ne olursa olsun- ŞİÖ üyeliğini bir seçenek olarak gündeme getirmesi ülke adına önemli ve yararlıdır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Ocak 2013

, , , ,

Yorum bırakın

TÜRKİYE ŞİÖ’YE ORTAK OLABİLİR

Şanghay İşbirliği Örgütü ŞİÖ, 6-7 Haziran’da Devlet Başkanları Zirvesi yapacak. Bu zirveye hazırlık yapmak ve ele alınacak konuları belirlemek üzere dün öncelikle ŞİÖ Dışişleri Bakanları toplantısı yapıldı Pekin’de…

Bu toplantıyı haber yapan Rusya’nın Sesi radyosunun internet sitesi şu başlığı kullandı: “Türkiye ŞİÖ’ye ortak olabilir.

Çünkü Çin Dışişleri Bakanı Yang Jiechi’nin açıkladığı ŞİÖ Dışişleri Bakanları toplantısı sonuç bildirgesinde, 6-7 Haziran’da yapılacak toplantıda Afganistan’a “gözlemci üye”, Türkiye’ye de “diyalog ortaklığı” statüsünün verilmesi konusunun ele alınacağı belirtildi.

KISA ŞİÖ TARİHİ

ŞİÖ tam ortaklardan, gözlemci statülü ve diyalog ortaklarından oluşuyor.

26 Nisan 1996’da Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından “Şanghay Beşlisi” ismiyle kurulan örgüt, 2001 yılında Özbekistan’ın da katılımıyla üye sayısını altıya çıkardı ve Şanghay İşbirliği Örgütü simini aldı.

ŞİÖ, ABD karşıtı ilk büyük adımını 2005’te attı ve ABD’ye Orta Asya’daki askeri varlığına son verme çağrısı yaptı. ABD bu karar üzerine Özbekistan’daki üssü boşaltmış ve bu ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı.

ŞİÖ ülkeleri Çin ve Kazakistan 2003’te, Çin ve Rusya 2005’te ortak askeri tatbikat yaptılar. Örgütün tüm üyelerinin de katıldığı ilk ortak askeri tatbikat ise 2007’de yapıldı. Aynı yıl ŞİÖ “tek kutuplu dünya kabul edilemez” hedefi ilan etti!

ÖZEL STATÜLÜ ORTAKLAR

6 üyeli ŞİÖ’ye sonraki yıllarda gözlemci üye başvuruları yapıldı. Şu anda Hindistan, İran, Moğolistan ve Pakistan ŞİÖ’nin gözlemci üyeleri durumundadır. Bu ülkeler, ŞİÖ’ye tam üye olmak istediklerini geçen yılki Sen Petersburg Zirvesi’nde dile getirmişlerdi.

Afganistan, ŞİÖ’nün özel davetli ülke statüsünde, Belarus ve Singapur ise ŞİÖ’nün diyalog ortağı statüsündedir. Türkiye, diyalog ortağı statüsü için ŞİÖ Sekreterliği’ne Nisan 2011’de resmi başvuru yapmıştı.  

ŞİÖ’NÜN GENİŞLEME HEDEFİ

ŞİÖ’nün bu yıl iki temel hedefi var: Birincisi “katılımcı ülkelerin güvenliğine tehdit eden olaylara çabuk tepki verme” hedefi… Rusya Dışişleri Bakanlığı Diplomatik Akademi Doğu Bilimcilik Araştırma Merkezi müdürü Andrey Volodin’e göre bu konuda sağlanacak anlaşma Çin, Rusya ve Merkez Asya ülkelerine, Avrasya’da istikrarı güçlendirme ve işbirliğini genişletme imkânı kazandıracak.

İkincisi, ŞİÖ’nün genişlemesi… Andrey Volodin bu konunun önemine dikkat çekiyor: “ŞİÖ’nün adım adım genişlediğini görüyoruz. Umarım, hem Hindistan, hem Pakistan, hem İran, hem Afganistan ŞİÖ’nün tam üyeleri olacaktır. Yani pratik anlamda dünya siyasetinin çoğu çelişkilerinin düğümü olan hemen hemen tüm Merkezi Avrasya, sonuçta ŞİÖ ağıyla kaplanmış olacak.

Her iki hedef birlikte düşünüldüğünde, Aslında Pekin – Moskova ekseninin, ABD’nin Asya-Pasifik merkezli yeni saldırı stratejisine göre konumlandığı anlaşılmaktadır.

İKİ TÜRKİYE

ABD’ye tam bağımlı AKP hükümeti yönetimindeki Türkiye’nin Atlantik karşıtı ŞİÖ’ye “tam ortaklığı” mümkün müdür, ne anlama gelir? Bu sorunun yanıtı, şu denklem içindedir: AKP Atlantik’te de olsa, dünya Doğu’ya, Pasifik’e kayıyor!

Bir yanda ABD’nin Ortadoğu’daki “model ortağı”, taşeronu olan, BOP eşbaşkanlığını sürdüren, Suriye’ye NATO tehdidi savuran, Rusya ve İran’a karşı kurulan ABD radarına ev sahipliği yapan bir Türkiye var.

Diğer yanda da Atlantik’in Nabucco Projesi’nin karşı olan Rus Mavi Akımı’nı imzalayan, Rusya ve Çin’le önemli işbirlikleri geliştiren ve ŞİÖ’ye diyalog ortağı olmak için başvuran bir Türkiye var.

Yani Çin – ABD savaşı, Türkiye’yi de etkileyecek.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Mayıs 2012

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: