Posts Tagged Doğu Perinçek
ASAF GÜVEN AKSEL’İN VİCDANI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/05/2012
Dönekler, döndükleri yere ne zaman ateş açsa, eski kimlikleriyle anılırlar. Çünkü o eski kimlik, döndüren sistemin silahı olur aynı zamanda…
Yani Halil Berktay, varsayalım ki alanı olan tarih konusunda iyi bir çalışma yaptı, o zaman kimliği Prof. Dr.’dur, bilim adamıdır, Sabancı Üniversitesi öğretim üyesidir vs…
Ama Halil Berktay Sol’a küfretse, hemen “eski Aydınlıkçı” oluverir!
İşte bu “eski Aydınlıkçı” Halil Berktay, 1 Mayıs 1977’nin “sol içi çatışmadan ibaret” olduğunu iddia etti geçenlerde. Şimdi açtığı yoldan, en başta 1 Mayıs 77 katliamının tertipçileri ilerliyor!
KONTRGERİLLAYI AKLAMAK, KONTRGERİLLA FAALİYETİDİR
Bu iddia, bir zihnin 35 yıl sonra açılması olayı değildir elbette. Düpedüz “kontrgerillayı aklama” girişimidir. Ve “kontrgerillayı aklama” girişimi nesnel olarak bir kontrgerilla faaliyetidir!
Anlaşılan Türkiye’de “hem gerilla hem de kontrgerilla eğitimi alan” tek kişi, sadece şimdilerde Mehmet Eymür’ün sağ kolu olarak Ergenekon tertiplerinde rol alan eski THKO’lu kişi değilmiş!
Öte yandan, “eski Aydınlıkçı” olarak Halil Berktay’ın bu kontrgerillayı aklama girişimine çok şaşırmadığımı da belirtmeliyim. Berktay’ın diğerlerinden ne eksiği var ki?!
AYDINLIK, KONTRGERİLLAYLA MÜCADELENİN ADIDIR
Ancak yeni bir “eski Aydınlıkçı” olan Asaf Güven Aksel’in, Berktay’ın sıktığı silahın ve attığı merminin izinden giderek “Aydınlıkçılara” ok atması, her şey bir yana, “vicdan” adına üzdü beni…
“Eski Aydınlıkçı” olan Asaf Güven Aksel, Sol Haber’deki 5 Mayıs tarihli yazısında bakın ne diyor: “Berktay’ın ‘bu katliamda devletin rolü yoktu’ demesini çıkarın, kalan kısmı, o zamanlar içinde yer aldığı siyasi oluşumla paralellik gösterir.”
İzninizle, Asaf Güven Aksel’e artık doğrudan seslenerek yazacağım:
İnsaf! Varsayalım ki bu yazdığına inanıyorsun… Hadi Halil Berktay’ın Aydınlıkçılığı çok eski ama sen daha 6-7 yıl önce Aydınlık Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni’ydin! 1 Mayıs 1977’ye dair bu değerlendirme sende yeni mi ortaya çıktı?
“Aydınlıkçılar” için diyorsun ki: “… biricik sorumlu olarak bu ‘üçlü blok’un ‘tekke şefleri’nin görülmesi gerektiğini o kadar vurguladılar ki, ne MC, ne polis, ne kontrgerilla bu tertipte görülür oldu.”
İnsaf! Ortada üçlü blok mu var? Sence Berktay, Sol içindeki meseleler aydınlansın diye mi bu çıkışı yaptı? Sol’a toptan saldırı yapıldığını görmüyor musun? Bu yıl 1 Mayıs’ta da görüldüğü gibi Sol yükselişe geçiyor… Bu dalgaya şimdiden barikat kurmaya çalıştıklarını anlamıyor musun?
İnsaf! Kontgerilla şeflerinin bile anılarında itiraf ettiği şu gerçeği bilmez misin sen: Kontrgerillayla mücadeleden Aydınlık’ı çıkar, geriye mücadele kalmaz!
AYDIN, VİCDANLI İNSANDIR EN BAŞTA
1978’deki kontrgerilla yazı dizisini unuttun mu? Hadi daha yeni tarihlerden anımsatayım: Susurluk konferanslarımızı, Çiller Özel Örgütü’ne karşı mücadelemizi unuttun mu?
Hadi “Resmi Belgelerle Kontrgerilla ve MHP” kitabı ya da Ömer Tanlak’ın veya Ali Yurtaslan’ın “itiraf” kitapları çok gerilerde kaldı. Doğu Perinçek’in yazdığı “Gladyo ve Ergenekon” kitabını ya da Ferit İlsever’in yazdığı üç ciltlik “Kontgerilla” külliyatını da mı görmedin, duymadın?
Gladyo faaliyetlerini, SüperNATO cinayetlerini ortaya çıkarmış “Aydınlık”ı basın tarihinden çıkarsan, geriye ne kalır?!
Hayat elbette hepimizi, bir gün bir yerlere götürür, sürer, taşır… Ama sahile vuran kum, denizden geldiğini inkar etmezken, insan nasıl unutur?!
Lütfen, Asaf Güven Aksel’in içindeki o vicdanı öldürme!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Mayıs 2012
DENİZLERİN BAYRAĞINI TGB TAŞIYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/05/2012
Bugün 6 Mayıs, Denizlerin idamının 40. Yılı…
Dün “Namık Kemal olunmalı, Mustafa Kemal olunmalı” diye bağımsızlık bayrağını yükselten Deniz Gezmiş, bugün bayrağı devrettiği gençliğin mücadelesinde yaşıyor!
Ve bayrak, “Namık Kemal olunmalı, Mustafa Kemal olunmalı, Deniz olunmalı” diyen gençler tarafından, daha da yükseltiliyor!
DENİZ GEZMİŞ MÜCADELESİNİ ANLATIYOR:
Doğu Perinçek “Arkadaşım Deniz Gezmiş” kitabına, Devrim gazetesinin Deniz Gezmiş’le yaptığı söyleşiyi koymuş. Deniz Gezmiş’i kendi anlatımından tanıyınız diye özellikle belirtiyor. Deniz Gezmiş, şimdilerde onu farklı bir portre gibi sunmaya gayret edenlere inat, 43 yıl öncesinden kendisini bize anlatıyor; üstelik tam da bugünün güncelliğine dersler taşıyarak…
Doğan Avcıoğlu yönetimindeki Devrim’in 23 Aralık 1969’da yaptığı bu söyleşinin özetini, Denizlerin anısına bugün bu köşede özetliyoruz. Genişini mutlaka Perinçek’in ses getiren kitabından okuyunuz…
GENÇLİĞİ ORDUNUN KARŞISINA DÜŞÜREMEDİLER
Söz Deniz Gezmiş’de:
“Tertipleriyle gençliği ordunun karşısına düşürmek hedefine ulaşamadıkları gibi, devrimci gençlik eylemi, Mustafa Kemal’ci zinde güçler saflarını birbirlerine kenetlemiştir. Mustafa Kemal adı, geniş öğrenci kitlelerinde daha fazla ağızdan ağza dolaşır olmuş, forumlarda Bursa Nutku ve Gençliğe Hitabe tekrarlanmış ve bunlar uygulanmıştır. Emperyalistler ve işbirlikçileri, Gazi Mustafa Kemal’in çizgisinin geniş kitlelerde ve bütün zinde güçlerde yankılanmasından korkmuşlardır bugün.”
GÖREV: EMPERYALİZME KARŞI KİTLELERİ HAREKETE GEÇİRMEK
“Türkiye ilk Kurtuluş Savaşı’ndan 50 yıl sonra tekrar yarı-sömürge durumdadır. Ve Kemalist bir Cumhuriyetin başına anti-Kemalist politikacılar geçmiştir. Elbette tarihi önderlik sorunu ayrı bir konudur. Bugün için gençlik, mümkün olduğu kadar geniş halk kitlelerini emperyalizme karşı mücadeleye katmak için devrimci eylemde bulunacaktır.”
ORDU VE KEMALİST GÜÇLER
“Bugün Türkiye’de Kemalist Devrim’in bekçiliğini yüklenen güçler arasında başta Ordu, 27 Mayıs’ı yapan güçlerin önemli bir yeri vardır. Anti-Kemalist karşı devrim hareketine karşı gençlik bütün zinde güçlerle el eledir. Emperyalizmin işbirlikçileri gençlik ile öteki zinde güçlerin arasını açmak istemektedir. Fakat aynı inançta olan, yani emperyalizmi kovmuş, feodal unsurları tasfiye etmiş bir Kemalist Türkiye isteyen bu ilerici güçlerin arasını anti-Kemalist karşı-devrimi tezgâhlayanlar açmayı başaramayacaklardır.”
EMPERYALİZMİN MİLLİCİ GÜÇLERİ TASFİYE PLANI
“Bugün Amerikan emperyalizmi saldırganlık yolunu seçmiştir. Buna karşı biz de, emperyalizmin parmağının bulunduğu her yerde ona karşı aynı silahlarla mücadele yolunu seçtik. Tıpkı Mustafa Kemal’in 50 yıl önce yaptığı gibi. Emperyalizm bugün millici güçleri tasfiye etmek için listeler hazırlamakta ve bütün kurumlarımıza elini uzatmaktadır. Bizse onları defterden sileli çok oldu. Millî kurumlarımıza uzanan elleri de kırmakta kararlıyız.”
MUSTAFA KEMAL’DEN GÖREV ALIYORUZ
“Üniversite öğrenimi yapmak Anayasa’nın verdiği bir haktır. Öğrenci olarak devrimci mücadeleye katılmak ise, Mustafa Kemal’in bize yüklediği bir görevdir. Dünyanın bütün gericileri bir araya gelseler bu hakkımızı ve görevimizi elimizden alamayacaklardır.”
BAYRAK EMİN ELLERDE…
Gerçekten de dünyanın bütün gericileri bir araya gelmiş ama bu görevi Türk gençliğinin elinden alamamıştır!
Anımsayınız: Geçen yıl Celal Bayar Üniversitesi’nde Bülent Arınç’ı protesto eden gençleri rektör Mehmet Pakdemirli okuldan atmakla tehdit etmişti. Bu tehdide boyun eğmeyen TGB yöneticileri Erdem Özdemir ve Burak Ünlü “biz görevi Atatürk’ten aldık” demişlerdi.
Dünyanın bütün gericileri, şimdi de Atatürk’ün bağımsızlık savaşını başlattığı 19 Mayıs’ı gençliğe yasaklamaya kalkıyor! Türkiye Gençlik Birliği TGB ise “dünyanın bütün gericilerine” inat, “yeryüzünün bütün gençlerini” 19 Mayıs’ta İstanbul’da topluyor!
Ve Namık Kemallerden Deniz Gezmişlere, oradan da TGB’lilere geçen “JönTürk” devrimciliği, bu 19 Mayıs’ta bağımsızlık bayrağını bir kez daha dalgalandırmaya hazırlanıyor!
***
Dün sabah kaybettiğimiz devrimci yayıncı Nizamettin Şen’in Türkiye’nin en uzak diyarlarına kitap ulaştırma kararlılığını da bayraklaştıracağız… Işıklar içinde yat devrimci arkadaşım… Aydınlık Türkiye mücadelen sürecek!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Mayıs 2012
TÜRKİYE’NİN GÖREVİ İRAN’I DENGELEMEK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/05/2012
ABD’li stratejist Zbigniew Brzezinski’nin Brooking Enstitüsü’ndeki “Batı ve Türkiye: Geniş küresel mimarinin şekillendirilmesindeki rolleri” başlıklı konferansı iki nedenle önemliydi. Birincisi ABD’nin dünya ölçeğindeki durumu bakımından, ikincisi de Batı’nın Türkiye’ye biçtiği rol bakımından…
AMERİKA’NIN ARDINDAN
5 Şubat’ta bu köşede “ABD’nin düşüşü ve Brzesinski’nin önerisi” başlıklı yazımızda, ünlü stratejistin yeni çıkan “Stratejik Vizyon” isimli kitabını ve Çin’e karşı önerdiği ABD-Rusya-Türkiye üçgenini incelemiştik. Ülkesinin durumunun SSCB’nin çökmeden önceki durumuna alarm verici benzerlikte olduğunu savunan Brzezinski, Rusya ve Türkiye’yi temel alan daha büyük bir Batı inşası önermişti.
5 Mart’ta ise bu köşede “Amerika’nın ardından” başlıklı yazımızda Brzezinski’nin Foreign Policy için yazdığı makaleyi incelemiştik. Ünlü stratejist, Çin’in hazırlıksız olduğu için ABD’nin hızla çökmemesini istediğini savunduğu makalesinde, “Amerika’nın ardından” felaketler tablosu çizmişti:
“1.) Rusya eski Sovyet Cumhuriyetlerine kesinkes göz koyacaktır.
2.) Avrupa’yı; Almanya ve İtalya, Rusya’ya doğru, İngiltere ABD’ye doğru ve Fransa da daha sıkı bir AB tarafına doğru çekiştirecektir.
3.) Diğerleri ise daha büyük bir hızla kendi bölgesel kürelerini şekillendirmeye koyulacaklardır. Türkiye, eski Osmanlı coğrafyasında, Brezilya Güney Yarımküresinde…
4.) Çin’in önemli komşuları olan Hindistan, Japonya ve Rusya, ABD’nin küresel totem direğindeki sıfatını Çin’in almasına hazır değil.
5.) Amerika’nın ardından Gürcistan, Tayvan, Güney Kore, Belarus, Ukrayna, Afganistan, Pakistan, İsrail ve Büyük Ortadoğu ülkeleri tehlikeye düşecek ve savunmasız kalacak.
6.) Amerika’nın ardından deniz güzergâhları, uzay, internet ve çevre gibi küresel müşterekler de aşınmaya uğrar.
7.) Zayıflayan bir ABD’nin daha ulusçu, ulusal kimliği söz konusu olduğunda daha çok savunmacı, ülke güvenliği konusunda daha paranoyak, başkalarının kalkınması uğruna kaynak feda etmeye daha az gönüllü olması muhtemeldir.”
Doğu Perinçek, dün “ABD’de kaos, dünyada devrim” başlıklı makalesinde Brzezinski’nin çizdiği felaket tablosunun dünyanın değil, kendilerinin felaketi olduğunu özellikle vurguladı. Perinçek ABD jandarmalığının zayıflamasının bölgesel birlikleri ve milli birleşmeleri sağlayacağını, laikleşme eğilimlerini yükselteceğini belirtti.
ABD’NİN BÖLGE BEKÇİLİĞİ
Brzezinski’nin konferansı da aslında son kitabının bir özetiydi… Ancak biz, ilk iki yazımızdan farklı olarak, daha ziyade Brzezinski’nin Türkiye’ye nasıl bir rol biçtiği üzerinde duracağız.
Zbigniew Brzezinski, Brooking Enstitüsü’ndeki konferansında, Türkiye’ye aslında ikisi de aynı kapıya çıkan iki anlam yükledi:
1.) Brzezisnki “Türkiye, Avrupa ve batı güvenliği açısından kilit rol oynayacak” ve “Türkiye Avrupa Enerji güvenliği için kilit bir öneme sahiptir” diyor. ABD’li stratejist, Türkiye’nin Batı için anlamını güvenlik üretmesine bağlıyor!
2.) Brzezinski’ye göre Türkiye’nin ikinci önemli özelliği ise şudur: “Türkiye, önümüzdeki dönemde İran’ın geleceği açısından bir demokrasi modeli oluşturmaktadır. Aynı zamanda Ortadoğu için de bir model oluşturmaktadır.”
İşte meselenin esası budur. ABD için Türkiye’nin anlamı, Ortadoğu’da yükselen İran’ı tutabilmesidir, dengeleyebilmesidir. Zira Türkiye-İsrail-Mısır eksenli İran karşıtı bloğun Mısır ayağı kırılmıştır. Suudi Arabistan önderliğindeki Körfez ülkelerinin bu boşluğu doldurması çok zordur.
Bu yüzden AKP’ye yatırım yapılmış ve İran’ı dengeleyecek görevlere sürmüşlerdir. Obama’nın seçildikten hemen sonra Türkiye’yi “model ortak” ilan etmesi görevin etiketidir. Ankara’nın, Suudi Kralı ve Katar Şeyhi ile bölgeye demokrasi götürmeye soyunması, Suriye ve Esad karşıtlığı, Irak’ta Maliki karşıtı “Barzani-Allavi-Haşimi” cephesi kurması, Sünni blok kurma gayretleri bu görev nedeniyledir.
Türkiye ABD ve Batı için güvenliktir, bölge jandarmalığıdır, bekçiliktir… Ancak bu görev, komşularından önce Türkiye’yi parçalanmaya götürmektedir. Türkiye komşularına karşı değil, tersine, komşularıyla birlikte ABD’ye karşı olmalıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Mayıs 2012
YENİ ŞAFAK CEZAEVİ Mİ DİNLİYOR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 02/05/2012
Yeni Şafak’ta “Karadayı da gelecek mi?” başlıklı bir “haber” vardı. Güya 28 Şubat operasyonuyla tutuklanan Çevik Bir ile koğuş arkadaşı İdris Koralp’in en çok konuştukları konu İsmail Hakkı Karadayı’nın da tutuklanıp tutuklanmayacağıymış: “Bir ve Koralp’in koğuşunda bugünlerde yegâne gündem maddesinin ise eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın soruşturma kapsamında ‘gözaltına alınıp alınmayacağı’ konusu olduğu iddia ediliyor.” (Yeni Şafak, 29 Nisan 2012) Kim iddia ediyor? Gizli özne!
Yeni Şafak İdris Koralp’i şöyle tanıtıyor: “28 Şubat’ta Genelkurmay İç Güvenlik Harekât Dairesi Plan Şube Müdürlüğü yapan emekli Tuğgeneral Koralp, o dönem Genelkurmay Karargâhı’nda Çevik Bir’in ‘kara kutusu’ olarak öne çıktı.”
Yeni Şafak, “yegâne gündem” dediği konuyu Çevik Bir ve kara kutusundan öğrenemeyeceğine göre geriye iki ihtimal kalıyor. Bir ve Koralp bu “yegâne konuyu” bağıra çağıra konuşuyor ve gardiyanlar da istemeden duyup Yeni Şafak’a iletiyor veya Yeni Şafak açıkça cezaevi dinliyor, ortam dinlemesi yapıyor!
Ya da gizli özne, tertip merkezidir! Ve o merkez, eski Genelkurmay Başkanı emekli Org. İsmail Hakkı Karadayı’nın da tutuklanması için “psikolojik harekâta” başlamıştır!
YENİ ŞAFAK’IN PSİKOLOJİK HAREKÂTI
Psikolojik harekât deyince… 28 Şubat operasyonuyla birlikte bu konuda da çok önemli teorik çalışmalara imza atılıyor. En önemlisi, Cengiz Çandar’ın da beğendiği Ali Bayramoğlu imzalı olanıydı: “28 Şubat, bir ordunun kendi toplumuna karşı giriştiği bir kalkışma, kandırma, yönlendirme eylemleridir.” Çandar eylemleri bir bütün olarak “yani psikolojik harekâttır” diye isimlendiriyor.
Yukarıdaki Yeni Şafak haberini bir de bu tanım çerçevesinde okuyun şimdi… Psikolojik harekâtın alasını kim yapıyor, görün!
TSK’YE PSİKOLOJİK HAREKÂT
Türk Ordusu’na saldırmak için koparılan bu “nasıl psikolojik harekât yaparlar” yaygarası trajiktir.
Anımsarsınız mutlaka: Öldürdüğü PKK’lilere “pusu” kurmakla da suçlanmıştı TSK! Yandaş kalemler “TSK nasıl pusu kurar?” diye utanmadan yazabilmişlerdi! Pusunun bir askerlik sanatı olduğunu elbette biliyorlardı ama psikolojik harekât tam da böyle bir şeydi işte…
BAŞBUĞ’A PSİKOLOJİK HAREKÂT
“İnternet Andıcı” davasına bir de bu gözle bakınız. Vay efendim TSK nasıl internet sitesi kurarmış, nasıl bu sitelerden yayın yaparmış?
Psikolojik harekât içinde kaynayıp gitti; o sitelerin çoğu sözde Ermeni soykırımı yalanlarına karşı ya da PKK ile mücadelede kullanılmaktaydı… Ve elbette “irtica ile mücadele” kapsamında olanlar da vardı. Ulusal güvenlik açısından bölücülükle birlikte irtica da tehdit olarak belirenmişse, bir ordu elbette o zaman irticaya karşı mücadele edecekti!
Ama öyle bir psikolojik harekât uyguladılar ki, sanki irticayla mücadele etmek görev değil de suçmuş gibi kamuoyu yarattılar. Görevi irticayla mücadele etmek olanlar bile görevine sahip çıkmaktan sakındı.
“TSK nasıl internet sitesi kurar” diyerek İlker Başbuğ’a savaş açanların silahı neydi peki? Bağbuğ’a psikolojik harekât yapan bazı internet siteleriydi. Ki o sitelerde yer alan, örneğin Başbuğ’un ağlama duvarındaki fotoğrafı, mahkemede terör örgütü yönetmekle suçlanan eski Genelkurmay Başkanı em. Org. İlker Başbuğ’a sorulan ilk soruydu! Başbuğ bu fotoğrafın sorulmasını haklı olarak “insanlık suçu” diye değerlendirdi! (Hürriyet, 30 Nisan 2012)
“TSK nasıl internet sitesi kurar” diyenler, kendi internet sitelerindeki psikolojik harekât malzemelerini açık açık kullandılar!
Bir ülkenin Genelkurmay Başkanı’nın İsrail’deki ağlama duvarı fotoğrafını suçlayarak gazetelerine manşet yapanlar, Yahudi komitesinin aynı ülkenin Başbakanına cesaret madalyası takmasını ise alkışladılar!
YALÇIN KÜÇÜK’E PSİKOLOJİK HAREKÂT
Şemdin Sakık’ın ifadelerine dayandırılarak hazırlandığı belirtilen andıç konuşuluyor günlerdir. 28 Şubat generallerinin o andıçla başta Cengiz Çandar, Mehmet Ali Birand ve Altan biraderler olmak üzere kimi gazetecileri fişlediği, işinden ettiği yazılıyor, çiziliyor.
Ama o andıçta, örneğin Yalçın Küçük’ün isminin de yer aldığından nedense hiç bahsedilmiyor! Üstelik Yalçın Küçük o süreçte, bırakın işinden olmayı, hapis bile yattı! (Küçük, Haymana Cezaevi’nde Doğu Perinçek’le birlikte yattı. Patatesten üretilmiş sahte bir mühürlü mektupla PKK yöneticisi yapılan(!) Doğu Perinçek’in davası, en az bugünkü davası kadar ibretliktir, tarihe geçecektir!)
Evet, Ergenekon yöneticisi olmakla suçlanan ve Silivri zindanında yatan Yalçın Küçük’ün ismi de geçiyor o andıçta… Ama varsa yoksa Çandarlar, Birandlar, Altanlar, Barlaslar, Ilıcaklar deniliyor hep…
İşte psikolojik harekât, tam da budur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Mayıs 2012
DENİZ GEZMİŞ, SİLİVRİ’DE PERİNÇEK’İ SAVUNURDU!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/05/2012
Doğu Perinçek, arkadaşı Deniz Geçmiş’in şu yönüne dikkat çekiyor: “Deniz, gençlik kitlesini birleştirme ustasıdır. Çeşitli gruplarla görüşür, ittifaklar yapar; birleştirir ve eyleme geçirir.”
Perinçek, yeni çıkan kitabı “Arkadaşım Deniz Gezmiş”te, onun “Sağ Sol Yok, Boykot Var” sloganını bulduğunu da önemle belirtir.
Hafta sonu bu satırları okurken, İhsan Eliaçık ve Aydınlık yazarı Eren Erdem’in de içinde yer aldığı topluluğun, bu 1 Mayıs’ta “kapitalizmle mücadele korteji” oluşturacağı haberi geldi aklıma… Ve Deniz Gezmiş’in sloganını, “Sağ Sol Yok, Vahşi Kapitalizme Karşı Mücadele Var” ve “Sağ Sol Yok, Vatanseverlik Var” diyerek güncelledim…
ATATÜRK İÇİN YÜRÜDÜ, 27 MAYIS’I SAVUNDU
Büyük bir heyecanla okuduğumuz Perinçek’in kitabı, Deniz’i hepimize arkadaş yapıyor. Kendimizi 29 Nisan 1968’de başlayan 68 eylemlerinin bir parçası hissediyoruz; ama bu kez 40 yılın deneyimiyle, 68 liderlerinin bıraktığı derslerle…
Deniz Gezmiş, ABD emperyalizmine karşı mücadele ediyor, NATO’ya karşı eylemler yapıyor, 6. Filo askerlerini denize döküyor…
Deniz Gezmiş, Mustafa Kemal yürüyüşü yapıyor, Anıtkabir’i ziyaret ediyor, 12 Mart savcılarına karşı 27 Mayıs devrimcilerini savunuyor…
Kitabı bir solukta okurken, “yaşasaydı kesin Ergenekoncu olurdu” diye düşünüyor insan. Ya da Hukuk Fakültesi öğrenimini tamamlayıp, Ergenekoncuların avukatı olurdu mutlaka. O gün avukatı olmasını istediği Doğu Perinçek’i, bugün de kendisi savunurdu Silivri’de…
DENİZ’İN İLK AVUKATI: PERİNÇEK
Hani Mevlüde Günbulut anamızın Şarkışla köylerinden yazdığı, türküsünü milyonların söylediği o tarihe geçen şiirindeki gibi:
“Şarkışla’ya düşürmesin / Allah sevdiği kulunu / Gemerek’te çevirmişler / Deniz Gezmiş’in yolunu (…) N’olayıdım n’olayıdım / Okuryazar olaydım / Deniz mahkemeye düşmüş / Avukatı ben olaydım.”
Deniz Geçmiş’in ilk avukatı olmuştu hukuk doktoru Doğu Perinçek… Kendisinden dinleyelim: “Deniz Gezmiş ve Hüseyin İnan, daha tutuklanma mahkemesine çıkmadan Ankara Ulucanlar Cezaevi’ne getirilir getirilmez, bana vekaletname yolladılar. Vekaletnamenin tarihi 25 Mart 1971. Tutuklanma kararının yüzlerine okunması 4 Nisan 1971. Demek ki, vekaletnameyi mahkemeye çıkmadan 10 gün önce yollamışlar. Vekaletnameyi imzalayan şahitler: Ankara Cezaevi’nden başgardiyan Osman Keçeli ve Emin Gözen. Vekaletnameyi Ankara 6. Noter Vekili Sedat Yılanlı onaylamış. İmza ve mühür. Ve Can Kardeşlerim Deniz Gezmiş ve Hüseyin İnan’ın imzaları.”
Ancak bir ay sonra Doğu Perinçek hakkında da tutuklama kararı çıkar ve Perinçek bu nedenle Halit Çelenk’in önderliğindeki o avukat ekibi içinde yer alamaz.
DENİZ’DEN PERİNÇEK’E YILDIRIM ÇAĞRI
Deniz Gezmiş 8 Nisan 1971 günü de yıldırım telgraf gönderir Perinçek’e… Kırmızı telgraf kağıdı, kendisi gibi yıldırımdır: “Acele gel. Deniz Gezmiş.”
“Vekaletnameyi ve telgrafı 40 yıldır saklarım. Bizim malımız mülkümüz, hepsi bu güzelliklerdir” diyen Perinçek, Can Kardeşleriyle kucaklaşır; önce 3,5 saat Deniz Gezmiş’le, sonra yarım saat de Hüseyin İnan’la görüşür:
“Deniz ve Hüseyin, onlar adına bir basın toplantısı yapmamı istediler. Benim onların sözcüsü olmamı önerdiler. Seve seve.”
Deniz de bugün Silivri zindanındaki vatanseverlerin sözcüsü olurdu, biliyoruz…
Ve biliyoruz; bugün, yani 1 Mayıs’ta, “Arkadaşımız Deniz Gezmiş”le birlikte alanlarda, ellerimizde Türk bayrağı, yüreğimizde Mustafa Kemal sevdası, “Sağ Sol Yok, Vatan Var” diye yüz binler yürüyoruz…
NOT: Aydınlık Kitap, bu Cuma, yani 6 Mayıs haftasında, yani Denizlerin idamının yıldönümünde Perinçek’in “Arkadaşım Deniz Gezmiş”ini kapaktan geniş incelemeli… Çünkü Kaynak Yayınları’ndan çıkan bu kitap, her şeyden önemlisi, mücadelemizin ders kitabıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Mayıs 2012
ÇEVİK BİR NEDEN TUTUKLANDI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 27/04/2012
“ABD’yle nasıl mücadele edilir” sorusuna hayatıyla en iyi yanıtı veren Doğu Perinçek, “Çevik Bir ve doğru mevzilenme” konusunda önemli bir uyarı yapmıştı: “Bir zamanlar üçü de Yahudi JINSA madalyası almışlardır, doğrudur. Ama bugün Tayyip Erdoğan – Abdullah Gül ikilisi, Org. Çevik Bir’i hapse atıyor. Geçmişteki mevzilenmeler değiştiği zaman, hâlâ o geçmiş mevzilenmenin içinde kalmak, zamanı şaşırmaktır ve siyasal mücadelede kişinin kendi mevzilerine ateş etmesine yol açar.” (Aydınlık, 21 Nisan 2012)
Kuşkusuz çok öğretici…
Çevik Bir’in tutuklanması önemli derslerle doludur. Neden tutuklandığını anlayabilmek de, bugünün mevzisinde iyi mücadele edebilmek için gereklidir.
ABD’nin 28 Şubat’ta “Truva atı” olan Çevik Bir’i tutuklatması kadar öğretici olan bir başka olay da Cengiz Çandar’ın 28 Şubat operasyonu konusunda söyledikleriydi.
Çandar gibi tescilli bir ABD-İsrail piyonunun, 28 Şubat’ı ABD-İsrail projesi diye suçlaması haliyle kafaları karıştırdı. Çünkü 28 Şubat bir ABD projesiyse eğer, en başta Çandar’ın 28 Şubatçı olması gerekirdi… Tersi, Cengiz Çandar’ı anti-emperyalist yapar ki, bu da eşyanın tabiatına aykırı!
28 ŞUBAT’IN ABD PROJESİ OLMADIĞINI KANITI, ERDOĞAN’DIR!
Gelin Çandar’ı bir kenara atarak şöyle soralım: 28 Şubat gerçekten bir ABD projesi olsaydı, Erdoğan – Gül – Gülen üçlüsü 28 Şubat operasyonuna soyunabilir miydi?
Ya da gelin yanıtı ortada olan şu sorular üzerinden düşünelim: Erdoğan’ı kim iktidar yaptı? Erdoğan hangi devletin projesinin eşbaşkanı? Erdoğan Suriye’ye kimin NATO’sunun sopasını sallıyor? Erdoğan kimin model ortağı? Kim, ABD’yle altın bir işbirliği dönemi içinde olduklarını ilan etti? Başta İran olmak üzere komşu ülkeler, neden AKP’yi ABD’nin Ortadoğu’daki taşeronu ilan ediyor? Kim ABD-İsrail kurumlarından cesaret madalyaları alıyor? Irak’a saldıran ABD askerilerinin sağlığına kim duacı? Kim ABD ile gizli sözleşmeler imzaladı?
SÜREKLİ DARBE DÖNEMİ
Doğru, ABD bir ölçüde 28 Şubat’a sızmıştır. Çevik Bir ABD’nin 28 Şubat’taki Truva atıdır. Ancak 28 Şubat toplamda ABD’nin çıkarlarına karşıdır. Bu nedenle ABD, 28 Şubat generallerini “hizadan çıktı” diyerek çizmiştir; “28 Şubat bin yıl sürecek” kararlılığına, “binyılın meydan okuması” isimli tatbikatıyla yanıt vermiştir!
Ve ABD, 2002’de Hilmi Özkök üzerinden Türk Ordusu’na, Tayyip Erdoğan üzerinden de Türkiye’ye darbe yapmıştır. ABD, AKP-Cemaat koalisyonu eliyle yürüttüğü Ergenekon tertibiyle, “sürekli darbe” dönemini başlatmıştır.
Türk Ordusu direndikçe Balyoz, Andıç diye sürdürmüştür operasyonu…
ABD 28 Şubat’la hesaplaşmadan Ergenekon tertibi bitmez! Çünkü 28 Şubat Türk Ordusu’nun 27 Mayıs’tan sonraki ikinci büyük atılımıdır ve en başta ABD’nin çıkarlarına karşıdır!
ABD, esas hedefe, yani 28 Şubat’a darbe indirebilmek ve kamuoyu desteği alabilmek için de önce kendi eseri olan 12 Eylül’e yönelmiş ve 95 yaşındaki iki görevlisini kurban vermiştir; ardından da Çevik Bir’i…
TSK’Yİ BİR BÜTÜN OLARAK SAVUNMAK
Çevik Bir’in tutuklanmasının asıl önemi şudur: Operasyon Çevik Bir’e kadar uzandığına göre, ABD TSK’yi tam teslim alamamıştır!
Tabi buradan şu sonuç da çıkıyor: ABD dün 28 Şubat’ın yönünü değiştirebilmek için Çevik Bir’i kullandı; bugün de yine Türk Ordusu’na saldırabilmek için Çevik Bir’i kullanıyor, harcıyor… Yani NATO’cu generaller, iradelerinin dışında da NATO’ya hizmet etmiş oluyorlar.
ABD’nin ilişki ahlakı böyledir; kullanır, atar! Nitekim bunu çok iyi bilen Cüneyd Zapsu, Erdoğan için şu ricada bulunmuştu ABD’ye: “Bu adamı deliğe süpürmeyin, kullanın.”
Erdoğan’ın, Çevik Bir’in durumundan bir ders çıkaramayacağı ortada…
Biz ise geçmişin mevzisinde kalarak, bugünün mücadelesini kazanamayacağımızı biliyoruz ve Türk Ordusu’nu bugün bir bütün olarak savunuyoruz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Nisan 2012
SUSURLUK DIŞARIDA, ERGENEKON İÇERİDE
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/04/2012
Tüm gazetecilik okulları, Mahmut Övür’ün “28 Şubatçılar Susurluk’u unutturdu” başlıklı yazısını, “dezenformasyona örnek olarak öğrencilerine okutmalı! Hatta istihbarat kurumları da örnek uygulama diye incelemeli!
Mahmut Övür, 28 Şubatçıların bir taşla iki kuş vurduğunu, irtica tehlikesi adı altında hem Refah Partisi’ni indirdiklerini, hem de halkın Susurluk’ta ortaya çıkan “kirli devlet”e karşı mücadelesini boşa çıkardıklarını savunuyor! (Sabah, 15 Nisan 2012)
Övür, 30 milyon insanın katıldığı “Sürekli Aydınlık için bir dakika karanlık eylemi”nin, 28 Şubatçıların usta manevrasıyla Refah Partisi’ne yönlendirildiğini savunuyor.
Bu eylemlere “glu glu dansı” diyerek tepki gösteren Başbakan Necmettin Erbakan ile “mum söndü oynuyorlar” diyerek bel altı saldıran Adalet Bakanı Şevket Kazan ise haliyle Mahmut Övür’e göre tezgâha gelmiş oluyorlar!
Nitekim 28 Şubatçıların bu oyunu, Refahyol’un DYP kanadının da işine gelmiş, zira bir ayakları Susurluk’un içindeymiş! Ancak Mahmut Övür, okları Çiller’den ziyade Demirel – Cindoruk ikilisine yöneltmek için şu yola başvurmuş: Güya DYP’nin bu kirli ilişkisi, Refah Partisi ile koalisyonundan önce, SHP ile birlikte iktidarken kurulmuş!
Övür’e göre askerlerin 28 Şubat sürecinde Demirel – Cindoruk ikilisi üzerinden DYP’nin içini oyması, bundanmış!
Böylece 28 Şubatçılar “Sürekli Aydınlık için bir dakika karanlık eylemi”ni rotasından çıkarıp, “şeriata karşı” mücadelenin bir parçası haline getirmiş. Övür, yazısını şöyle bitiriyor:
“Bir anlamda 28 Şubatçılar, Refah’la birlikte DYP’ye de yüklenerek onları mağdur durumuna getirdi. Oysa DYP, Susurluk’u yaratan ve 93’te bir nevi gizli darbeyle kendi komutanlarına suikast yapan, ülkeyi faili meçhuller diyarına dönüştüren zihniyetin siyasi ayağıydı. Belki 28 Şubat’ın mağduru oldular ama Susurluk’un da failleriydi… Peki, bir gün Susurluk’un kara defteri açılmayacak mı?”
Açalım:
SUSURLUK İKTİDARI: REFAHYOL
Susurluk Gladyo’ydu, Tansu Çiller’di, Çiller’in özel örgütüydü!
Tansu Çiller’in danışmanı Mümtazer Türköne’nin bugün 28 Şubat operasyonunu şu sözlerle selamlaması boşuna değildir: “Benim gibi intikam duyguları ile son 15 yılı geçirenlerin yüreği soğusun. Ben intikam istiyorum. Hem de en şiddetlisini…” (Zaman, 15 Nisan 2012)
28 Şubat, Susurluk iktidarını hedef aldı. Susurluk iktidarı, Refahyol’du!
KİM, HANGİ CEPHEDE?
28 Şubat, Susurluk’u hedef aldı. O gün Susurluk’u hedef alanların bugün Ergenekon tertibi ile tutuklanması anlamlıdır.
Susurlukçular dışarıda, Susurlukla mücadele edenler ise içeridedir.
28 Şubatçılar ve Ergenekoncular bir tarafta, Gladyo ve Susurlukçular diğer taraftadır.
Örneğin Doğu Perinçek: 28 Şubat sürecini desteklemiştir, Susurluk’un üstüne gitmiştir; bu nedenle de Galdyo’nun baş düşmanıdır ve bugün Ergenekoncu olarak içeridedir!
Örneğin Süleyman Demirel: 28 Şubat sürecini desteklemiştir, Susurluk’un başta Azerbaycan darbe girişimi olmak üzere pek çok eylemini engellemiştir; bu nedenle bugün hedeftir!
Örneğin Mehmet Eymür: Gladyocudur, Susurlukçudur, bu nedenle 28 Şubat’ta görevden alınmıştır, kovulmuştur ve bugün Ergenekon tertibinde tanıktır!
Örneğin Fethullah Gülen: Gladyo’nun Erzurum şubesidir, 28 Şubat’ta ABD’ye kaçmıştır ve bugün talebeleri Ergenekon tertibinin merkezindedir!
Yani Doğu Perinçek ve Süleyman Demirel Türkiye cephesinde, Mehmet Eymür ve Fethullah Gülen ise Küçük Amerika cephesindedir.
Küçük Amerikacıların dün Azerbaycan’da, bugün Suriye’de Batı adına operasyon yürütmeleri, ayaklarının izidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Nisan 2012
AKP, MOSKOVA-LEFKOŞA BAĞINI KESTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/04/2012
Rusya yönetimi, vatandaşlarına KKTC’den gayrimenkul almamalarını tavsiye etti. Rusya Dışişleri Bakanlığı, tavsiyesine KKTC’nin “meşru devlet” olmadığını gerekçe gösterdi.
Böylece AKP hükümeti, ABD’ye tam bağımlı dış politikası nedeniyle Rusya’yı da Kıbrıs konusunda karşısına almış oldu.
Oysa 7 yıl önce bu konuda çok önemli bir gelişme yaşanmıştı. Anımsatalım:
PERİNÇEK, DUGİN’İ DENKTAŞ’LA BULUŞTURDU
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, bundan 7 yıl önce, KKTC’ye yönelik Atlantik baskısını kırmak ve uluslararası alanda bir destek yaratabilmek için Lefkoşa – Moskova teması sağladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in dış politika danışmanı olan Uluslararası Avrasya Hareketi Yüksek Konseyi Başkanı Aleksandr Dugin, Perinçek’in isteğiyle KKTC’ye gitti ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la görüştü.
Rus Duma’sına bağlı Jeopolitik İncelemeler Merkezi Başkanı da olan Dugin, Denktaş’la görüşmesinde, ülkesinin geleneksel olarak Rum tarafını desteklediğini ancak koşulların değiştiğini, Moskova’nın artık Kıbrıs konusuna Rum ve Türk penceresinden birlikte bakması gerektiğini savundu.
Denktaş ve Dugin, Kıbrıs Türklerinin uluslararası tecritten kurtulması için neler yapılabileceği konusunda görüş alışverişi yaptılar ve bazı somut projeler üzerinde durdular.
AKP, ÖNCE DENKTAŞ’I ÇİZDİ
Sonrasını hep birlikte yaşadık. ABD- AKP operasyonuyla Rauf Denktaş devre dışı bırakıldı. KKTC’de Batı yanlısı Mehmet Ali Talat başa getirildi. KKTC’ye Annan Planı kabul ettirildi, ancak Rumlar reddetti.
ABD ve AB verdiği sözlerin hiçbirini tutmadı. KKTC’ye yönelik izolasyon olanca ağırlığıyla sürdü. AKP hükümeti, KKTC’nin tanınması için tek bir hamle bile yapmadı. (Hatta Denktaş’ın söylediği gibi KKTC’nin tanınmasını engelledi!)
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ise ABD’nin bölge politikalarına karşı dik durduğu için Türk Ordusu’nun en seçkin subaylarıyla birlikte tutuklandı.
AKP’NİN AMERİKANCI UYGULAMALARI
AKP hükümeti ise bu yıllar içinde stratejik işbirliği kurabileceği Rusya ile adım adım karşı karşıya geldi.
Erdoğan’ın BOP eşbaşkanlığı, Moskova’yı Ankara’ya düşman ettirecek şu hamlelere imza attı: İran ve Rusya’yı hedef alan ABD – NATO füze radarına ev sahipliği yaptı. Suriye konusunda ABD’nin sopası oldu. ABD isteğiyle İran’a karşı yaptırım uyguladı. Irak’taki Maliki yönetimini hedef alan ilişkiler kurdu. Kuzey Irak’ı Bağdat’a karşı himayeye soyundu.
Rusya’yı adım adım Türkiye’yle karşı karşıya getiren AKP hükümeti, diğer yandan değil KKTC’yi kimi “dost” ülkelere tanıtmak, yıllardır yönettiği İslam İşbirliği Teşkilatı’na dahi tam üye yapamadı! Daha doğrusu yapmadı!
ABD, RUSYA’YI KIBRIS’TAN DİNLİYOR
Rusya’nın vatandaşlarına KKTC’den gayrimenkul almamalarını tavsiye ettiğini öğrendiğimde aklıma Rauf Denktaş’ın şu çok önemli saptaması geldi:
Denktaş, Doğu Perinçek gibi Ergenekon’dan tutuklu olan Mehmet Perinçek’e şunları söylemişti: “Amerikalılar Güney Kıbrıs’ta bulunan egemen İngiliz üslerini de kullanmaktadırlar. Kıbrıs’ta Rusya’yı, Çin’i dinleme tesisleri vardır. Rum tarafını bu nedenle kızdırıp gücendirmek istemezler. AB de Kıbrıs’ta stratejik çıkarları olduğunu açıklamıştır. Bunlar nedir sorusuna verilen cevap şudur: Petrol kuyularını kontrol gerekmektedir, bölgede ne yapacağı bilinmeyen kökten dinci hükümetler vardır. En iyi kontrol merkezi Kıbrıs’tır.”
Denktaş için “o adam bitmiştir” diyen Erdoğan ise bugün Güney Kıbrıs’ın İsrail’le Akdeniz’de ortak doğalgaz aramasını ve ABD-İsrail-Yunanistan askeri tatbikatını izlemektedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Nisan 2012
“MİLLİYETÇİ TÜRKİYE”YE DOĞRU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/03/2012
Cemaatin en birikimli yazarlarından İhsan Dağı, “Daha ‘milliyetçi’ Türkiye’ye doğu” başlıklı bir yazı yazdı dün Zaman’da…
“Milliyetçilik dalgasının yeniden yükseldiği bir döneme” girildiğini saptayan İhsan Dağı, AKP’yi uyarıyor. Dağı, Türkiye’nin, milliyetçiliğin yükselmesiyle sonuçlanabilecek dört ana sorunu bulunduğunu belirtiyor; sorunları ve tehlikeleri şöyle sıralıyor:
1.) “Birincisi, Kürt sorunu. PKK, sempatizanlarını sokağa saldıkça Türkçü reaksiyonlar artıyor. Nevruz bir kez daha gösterdi ki PKK’nin sokakta koyacağı eylemler hükümetiyle ve toplumuyla Türkiye’yi hızla milliyetçi bir savrulmaya itebilir.”
2.) “İkincisi, Ermeni sorunu. 2015’e doğru yaklaştıkça Türkiye’ye yönelik baskılar yoğunlaşıyor. Fransa ile yaşadıklarımız küçük bir provaydı. Mesele daha da büyüyecek, görünürlük kazanacak. Dışarıda baskı yiyen Türkiye, içeride bu baskıyı yüzleşelim, konuşalım diyenlere yansıtacak.”
3.) “Üçüncüsü, Kıbrıs meselesi ve bunun tetikleyeceği Avrupa krizi. Kıbrıs görüşmelerinden yine bir şey çıkmayacak ve Rum Yönetimi temmuz ayında AB dönem başkanı olacak. Zaten iyice tıkanan AB süreci resmen dondurulacak. Yani AB ile nişanı atacağız.”
4.) “Dördüncüsü; İran, Irak ve Suriye ile yaşanan gerginlikler…”
ULUSALCI GRUPLAR ENDİŞESİ
İhsan Dağı, bu dört ana sorun nedeniyle, “değil yeni anayasa yapmak, mevcut demokratikleşme seviyesinin muhafazası bile yükselen milliyetçilik nedeniyle zora girer” diyor, haklı olarak.
Ve İhsan Dağı, asıl endişesini de şu sözlerle dile getiriyor: “Dikkat edin, bu noktalarda ‘milliyetçi’ kesimlerle ‘ulusalcı’ gruplar ve fikirler arasında evlilikler de görebiliriz.”
İşte AKP-cemaat koalisyonu için, meselenin bam teli tam da burasıdır: Mevcut sorunların Türk milletini getireceği yer ve ulusalcı grupların siyaseten büyümesi, liderliği ele alması…
LARRABEE’NİN SÖZLERİ
İhsan Dağı’nın saptamaları, akıllara Stephen Larrabee’nin sözlerini getiriyor. Hani Tayyip Erdoğan’ın 7 akıl hocasından biri olan, CFR üyesi Larrabee…
Larrabee, Türkiye’de yeni bir milliyetçiliğin yükseleceğini belirtiyor ve bu akımın da MHP ve CHP dışında gelişeceğini vurguluyordu…
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Larrabee’nin bu sözlerinden hareketle şu saptamayı yapmıştı. ABD, yükselen milliyetçiliği AKP ile denetlemek isteyecek ve ortaya “ABD’nin fermanlı milliyetçisi” olan bir AKP çıkacaktı.
Gerçekten de AKP’nin son dönemde Kıbrıs, Ermeni ve Kürt meselelerinde “milliyetçi” bir söyleme yaslandığını gördük.
Ancak gelişmeler, ABD’nin denetleyemeyeceği bir büyüklükteki milliyetçi dalgayı yükseltiyor.
AKP’NİN PANZEHİRİ: VER KURTUL
Nitekim İhsan Dağı da, yukarıda özetlediğimiz dört ana sorun nedeniyle ortaya çıkacak yeni yükselen milliyetçiliğin AKP’yi alaşağı etmemesi için Erdoğan yönetimine şu önerileri yapıyor:
“AKP milliyetçiliğe teslim olmak yerine onu dizginlemeyi ve yönetmeyi tercih ederse dalga kırılabilir. Bunun için AKP’nin Kürt sorununda ‘güvenlikçi’ politikadan ‘açılım’ ve diyalog yaklaşımına geri dönmesi; Ermeni katliamı konusunda Dersim katliamı kadar cesur olması ve ezber bozması; dış politikayı içeride milliyetçiliği kabartacak bir tonda kullanmaktan kaçınması gerekir.”
Kısacası Dağı, Türkiye’de ulusalcı gruplarla da birleşebilecek bir milliyetçi dalga gelişmemesi için AKP’ye “ver kurtul” öneriyor!
ATATÜRK MİLLİYETÇİSİ BİR TÜRKİYE
Ancak bunun da milliyetçiliği engelleyemeyeceği ortada… Tersine, bu yaklaşım, Atatürk milliyetçiliğinin etkinlik alanının büyüyeceği bir dönemi doğuracaktır.
Sonuç olarak, AKP sertleşse de, “ver kurtul” da dese, son tahlilde, Türkiye’nin gireceği yeni yönelimi değiştiremeyecektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Mart 2012