Posts Tagged YPG
Bahçeli-Öcalan’ın ABD formülündeki rolü
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 30/12/2024
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un “DEM’lilerin Öcalan’la görüşme talebine olumlu yanıt verdik” açıklamasından sonra Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder İmralı’ya gittiler ve iki saatlik görüşmeden sonra Öcalan’ın “Erdoğan ve Bahçeli’ye olumlu yanıtıyla” döndüler.
Gerçi Adalet Bakanı “DEM’lilerin talebiyle” diyor ama talebin asıl sahibi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ydi. Önce “Öcalan gelsin TBMM’de konuşsun” demişti, ancak bunun doğuracağı siyasi faturayı görünce, talebini “DEM’liler gitsin İmralı’da Öcalan’la görüşsün” şeklinde güncellemişti.
Bahçeli’nin rolü
O nedenle bugün asıl üzerinde durulması gereken soru şudur: Bahçeli’nin 1 Ekim’de TBMM’de DEM sıralarına gidip tokalaşması ve sonra 22 Ekim’de “Öcalan gelsin TBMM’de konuşsun” demesi ile HTŞ’nin 27 Kasım’da başlattığı “Esad yönetimini devirme” harekatı arasında bir ilişki var mı?
Çerçeveyi genişletelim: Ecevit hükümeti, ABD’nin “Irak’a saldırıda Türkiye üzerinden kuzey cephesi açılması” talep ve baskılarına karşı koydu. Başbakan Ecevit’in yardımcısı Bahçeli ise 7 Temmuz 2002’de bırakın koalisyon ortaklarını, kendi parti yöneticilerini bile bilgilendirmeden 3 Kasım 2002 için erken seçim ilan ederek ABD’ye direnen hükümeti dağıttı. Sonuç? ABD’nin kuzey cephesi talebini kabul eden AKP hükümetinin yolu açıldı!
ABD’nin Irak’a harekatının en temel sonucu ise “Federal Irak” ile Barzani devletinin Türkiye’ye komşu yapılması oldu.
Öncesinde, 1999’da, Başbakan Ecevit bile şaşırmış, “ABD Öcalan’ı bize niye teslim etti, anlamadım” demişti. Bahçeli anlamıştı muhtemelen. Kolayca hem “asılmaması şartını” kabul etti, hem de Türkiye’nin AB kapısına bağlanarak kurumlarının çökertilmesini…
1 Ekim’de düğmeye basıldı
Evet, Bahçeli’nin “Öcalan açılımı”nın elbette Suriye’yle de ilgisi var. Nitekim Öcalan, kendisine gönderdiği yanıtı, “Gazze ve Suriye’de hadiseler göstermiştir ki… “ diyerek şekillendiriyor ve şöyle diyor: “Sayın Bahçeli’nin ve Sayın Erdoğan’ın güç verdiği yeni paradigmaya, ben de pozitif anlamda gerekli katkıyı sunacak ehil ve kararlılığa sahibim. Heyet (Buldan ve Önder) bu yaklaşımımı gerek devletle gerekse siyasi çevrelerle paylaşacaktır. Bunlar ışığında gereken pozitif adımı atmaya ve çağrıyı yapmaya hazırım.”
Çağrı? Bahçeli “Öcalan gelsin TBMM’de PKK’yi tasfiye ettiğini açıklasın” demişti ya…
Kim ne kazanacak?
İlk “çözüm” sürecinin tıkaçlarının başında PKK’nin Suriye’deki özerklik kazanımı geliyordu zaten. Bugünkü “çözüm” süreci ise bu bakımdan “kaldığı yerden devam” anlamına geliyor.
Planları şu: Öcalan PKK’nin kendini tasfiye ettiğini açıklayacak, PKK’nin Suriye kolu PYD/YPG ise Federal Suriye içinde özerkliğin kabulü üzerinden silahlı güçlerini Suriye Savunma Bakanlığına devredecek…
Karşılığında DEM yeni anayasaya destek verip Erdoğan’a sınırsız başkanlık yolu açacak. Böylece ilk “çözüm” sürecinin bir başka tıkacı olan Selahattin Demirtaş’ın “seni başkan yaptırmayacağız” çizgisi de tamamen silinmiş olacak.
ABD’nin formülü
Tabloyu daha iyi anlayabilmek için YPG komutanı Mazlum Abdi ile HTŞ lideri Colani’nin son açıklamalarını birlikte değerlendirmemiz gerekiyor.
YPG komutanı Mazlum Abdi, “yeni Suriye ordusuna entegre olmaya hazırız” diyor, “Suriye’nin birleşik olarak kalmasını ama siyasi sisteminin şeklinin değişmesini” istiyor, “ademi merkeziyetçi ve çoğulcu bir devlet inşası” talep ediyor, “özerk bölge temsilcilerinin söz sahibi olması gerektiğini” belirtiyor.
HTŞ lideri Colani ise PYD/YPG ile görüştüklerini belirtip, “Kürt güçleri ordu saflarına entegre edilecek. Kürtler Suriye’nin ayrılmaz bir parçasıdır” diyor.
Özetle PKK’nin Suriye kolu, silahlı güçlerini Suriye ordusuna entegre etme karşılığında, Federal Suriye içinde özerk bölgenin tanınmasını amaçlıyor. Bu ABD’nin formülüydü. İşte Bahçeli-Öcalan açılımı, bu formülün gerçekleştirilmesi içindir.
ABD’nin stratejik formülü dün Federal Irak’tı, bugün Federal Suriye; yarın mı?
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Aralık 2024
ABD’nin Colani’den beş talebi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 23/12/2024
Atlantik cephesinin terör örgütü HTŞ’yi normalleştirme hamleleri hız kazandı. İngiltere ve Almanya’dan sonra ABD yönetimi de HTŞ ile açık temasa geçti.
ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, Başkanlık Rehine İşleri Temsilcisi Roger Carstens ve Dışişleri Bakanlığı’nın Suriye işlerini yönetmekle görevlendirilen yeni Kıdemli Danışmanı Daniel Rubinstein’dan oluşan heyet Şam’da Colani ile görüştü.
Tabii Colani, artık terör örgütü HTŞ’nin lideri Colani değil, Şam’daki yeni yönetimin lideri Ahmet eş Şara oldu!
CIA: Terör örgütleri koordinatörü
Colani’yle görüşmek, ABD Dışişleri Bakanlığı diplomatları için iki kere ilginçti. Çünkü örgüt hem ABD’nin resmi olarak terör örgütü kabul ettiği bir örgüttü, hem de görüşülecek lideri Colani’nin başına ABD 10 milyon dolar ödül koymuştu!
ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, ABD’nin başına 10 milyon dolar ödül koyduğu terör örgütü HTŞ lideri Colani ile görüşüp, kendisinden “terörist grupların tehdit oluşturmamasının sağlanmasını” istedi! (Amerika’nın Sesi, 20.12.2024)
Bu durum, “liberal ABD demokrasi”sini doğru anlamak isteyenler için derslerle dolu…
Ders 1: CIA, dünyadaki çoğu terörist grubun sponsoru ve koordinatörüdür!
Ders 2: Amerikancılık sözlüğünde liberalizm ABD sermayesine serbestliktir; demokrasi ABD’nin istediğini yapabilme özgürlüğüdür; insan hakları ise zaten insanına göre değişir!
ABD: Yeni Suriye İsrail’e tehdit oluşturmamalı
Elbette ABD’nin tek istediği, HTŞ’nin “terörist grupların tehdit oluşturmamasını sağlaması” değildi.
ABD heyetinin Colani’den neler istediğini, herhalde en iyi Suriye’deki “kara ordusu” YPG biliyordur. Zira Pentagon yetkilileri onlarla yakın mesaide şu ara…
O cephedeki değerlendirmelere ve yerel basına yansıyanlara bakılırsa, ABD heyeti HTŞ lideri Colani’den şu taleplerde bulunmuştu:
1) HTŞ, mevcut geçici hükümet ve ileride kurulacak yönetim, El Kaide başta diğer “radikal gruplarla” bağlarını kesmeli, içlerindeki tüm yabancı uyrukluları çıkarmalı. (Bu madde, Barbara Leaf’in resmi olarak açıkladığı HTŞ’nin “terörist grupların tehdit oluşturmamasının sağlaması” talebiyle örtüşüyor.)
2) IŞİD’e karşı mücadelede Koalisyon güçlerinin ortağı olduğu için SGD’ye karşıtlık olmamalı ve SDG (muhtemelen yeni bir isimle) yeni Suriye yönetiminin bir parçası olmalı.
3) Tüm inanç ve halklar, laiklik esasına dayanarak, yönetimde temsil edilmeli
4) Yeni Suriye’nin hiçbir şekilde İsrail’e tehdit oluşturmayacağı garanti edilmeli.
5) Hamas’la temas kesilmeli ve ilişkiler tasfiye edilmeli.
Colani’nin dayanacağı eksen
Bu beş madde özetle, İsrail’in ve PYD/YPG’nin çıkarlarının sağlanması ve pozisyonlarının korunması karşılığında, ABD’nin HTŞ’yi destekleyeceğini belirttiği anlamına geliyor. Colani ABD’nin şartlarını yerine getirdikçe, Washington da yaptırımları aşamalı olarak kaldıracak.
HTŞ’nin buna uygun hareket ettiği görülüyor. Colani’nin, bölgesel aktör Türkiye’yi gözeten ama esas olarak ABD-İngiltere-İsrail eksenine yaslanan bir çizgi izleyeceği anlaşılıyor. Nitekim sürekli “İsrail’le savaş istemediğine” işaret ediyor.
Colani’nin ABD heyetiyle görüşmesine dair yaptığı yazılı açıklamasında “tüm bölgesel aktörlere eşit mesafede durduklarını” ve “yaptırımların kaldırılmasını istediklerini” belirtmesi önemli (cumhuriyet.com.tr, 21.12.2024).
Yani “bölgesel aktörlere eşit mesafede ama küresel aktörlere dayanan” bir Ahmet eş Şara var artık Şam’da.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Aralık 2024
ABD’yle Fırat pazarlığı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 21/12/2024
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın El Cezire televizyonundaki söyleşisi, Fırat’ın batısı-doğusu konusunda önemli gelişmelerin olduğuna işaret ediyor.
Örneğin El Cezire soruyor: “Türkiye açısından bakıldığında, Suriye’de bir özerk Kürt bölgesi veya Kürt oluşumu söz konusu olabilir mi? Yoksa Türkiye bunu bir tehdit olarak mı algılar?”
Fidan’ın yanıtı ilginç: “Benim Suriye halkı adına konuşmam doğru olmaz. Sorduğunuz husus, Suriye halkının bileceği iştir. Bu onların vereceği bir karar.” (AA, 19.12.2024)
Fidan’ın HTŞ mesajı
Örneğin El Cezire soruyor: “Kobani yakınlarında topçu birliklerinin toplanması, Türkiye’nin büyük bir taarruz başlatmaya mı hazırlandığı anlamına geliyor?”
Fidan’ın yanıtı şöyle: “Artık Şam’da yeni bir yönetim var. Bence bu konu artık öncelikle onları ilgilendiriyor. Bence eğer bu meseleyi düzgün bir şekilde ele alırlarsa bizim müdahale etmemiz için bir sebep kalmayacaktır.” (aydinlik.com.tr, 19.12.2024).
Bu arada Aydınlık gazetesi dikkat çekiyor: Anadolu Ajansı, Fidan’ın El Cezire söyleşisinin HTŞ kısmını abonelerine servis etmemiş! O kısımda Fidan HTŞ ile ilgili iki çarpıcı şey söylüyor: “Yeni yönetimi meşru bir ortak kabul ediyoruz” ve “Bence BM’den başlayarak uluslararası toplumun bu örgütün adını terör listesinden çıkarmasının zamanı geldi” (aydinlik.com.tr, 19.12.2024).
Ateşkes konusu
Gelelim işin Fırat pazarlığı kısmına…
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, “Suriye’nin kuzeyindeki Menbiç civarında Türkiye ile SDG arasındaki ateşkesin, ABD’nin girişimiyle salıdan itibaren haftasonuna kadar uzatıldığını” açıkladı (Amerika’ın Sesi, 17.12.2024).
Milli Savunma Bakanlığı “kaynakları”, bu açıklamayı iki gün sonra yalanladı: “Türkiye olarak herhangi bir terör örgütü ile görüşmemiz söz konusu değildir. Yapılan açıklamayla ilgili bir dil sürçmesi olduğunu düşünüyoruz” (Amerika’ın Sesi, 19.12.2024).
Haliyle insan merak ediyor: ABD Dışişleri Sözcüsünün resmi açıklaması, neden MSB Sözcüsünün resmi açıklamasıyla değil de, basına konuşan MSB “kaynakları” aracılığıyla yalanlanıyor? Öte yandan, tamam, MSB kaynakları SDG’yle ateşkesi yalanlıyor ama ya ABD’yle ateşkes?
Bu arada Milli Savunma Bakanlığı “kaynakları” şunu da söylüyor: “Suriye’deki yeni yönetim ve onun ordusu olan SMO’nun Suriye halkı ile birlikte terör örgütü PKK/YPG tarafından işgal edilen bölgeleri kurtaracağına inanıyoruz” (Amerika’ın Sesi, 19.12.2024).
Pentagon’un mesajı
Washington’un ve omurgasını PYD/YPG’nin oluşturduğu SDG’nin açıklamaları, burada esas amacın, Ankara’yı SDG’yle muhatap etmek olduğunu ortaya koyuyor. Nitekim SDG Komutanı Mazlum Abdi şu “teklifi” yapıyor: “Türkiye’yle ateşkes konusunda anlaşma olursa, Suriyeli olmayan Kürt savaşçılar Suriye’den ayrılacak” (Amerika’nın Sesi, 19.12.2024). Yani Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ilan ettiği üç şarttan birinin kabulünü, ateşkes anlaşmasına bağlıyor.
Bu noktada dikkat çeken bir gelişme daha var. Pentagon Sözcüsü Tuğgeneral Patrick Ryder, bugüne kadar 900 olarak açıklanan Suriye’deki asker sayısını, 2 bin olarak güncelledi (AA, 20.12.2024).
Peki, aradaki fark, 27 Kasım’da başlayan Esad yönetimini yıkma operasyonunda rol alan ABD özel kuvvetleri mi? Yoksa bu askerler, Fırat pazarlığı için mi konuşlandırıldı? Ve Pentagon Trump’ın açıklamalarına rağmen, bu hamlesiyle YPG’yi terk etmeyeceği mesajını mı vermiş oluyor?
İki ara sonuç
Tüm bu olguları birlikte değerlendirirsek, birbiriyle bağlantılı iki ara sonuca varmış oluruz:
1) Ankara, YPG’yle mücadeleyi şu aşamada HTŞ’ye havale etmiş görünüyor.
2) Ankara ile Washington arasında Fırat’ın doğusu-batısı için bir pazarlık yürüyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Aralık 2024
ABD’nin HTŞ-YPG planı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 07/12/2024
“Ankara bu işin neresinde” sorusunu Erdoğan da yanıtlamış oldu: “İdlib, Hama ve Humus tamam, hedef Şam. Muhaliflerin bu yürüyüşü devam ediyor. Temennimiz yürüyüşün kazasız devam etmesi.”
Böylece Bahçeli’nin “Halep Türk’tür, bunu kaleye çekilen Türk bayrağı söylüyor” çıkışı ve AKP medyasının günlerdir sürdürdüğü “harita değişiyor” sevinci tamamlanmış oldu.
Sebep-sonuç ilişkisi
Erdoğan konuşmasında, “muhaliflerin yürüyüşü” ile “Esed’den cevap almaması” arasında bir bağ kuruyor. “Esed’e çağrımız olmuştu. ‘Gel görüşelim ve Suriye’nin geleceğini birlikte belirleyelim, tayin edelim’ demiştik. Ne yazık ki Esed’den bu işe olumlu bir cevap alamadık.”
Kuşkusuz bu sözler, Erdoğan’ın normalleşme hamlesinin ne kadar göstermelik olduğunu ortaya koymuş oldu. Bir cumhurbaşkanı, bir cumhurbaşkanına “gel senin ülkenin geleceğini birlikte belirleyelim” derse, haliyle oradan normalleşme çıkmaz zaten!
Ki bu tablo Erdoğan açısından sebep-sonuç ilişkisini ortaya koymuş oluyor: Esad’ın Erdoğan’la birlikte Suriye’nin geleceğini belirlemeyi kabul etmemesi sebep, HTŞ ve SMO’nun İdlib’den başlayıp Şam’ı hedefleyen yürüyüşü sonuç!
Kimler kimlerle beraber?
Erdoğan’ın “muhalifleri” Esad’a karşı yürüyüşünü sürdürürken, ABD’nin muhalifleri de bir başka cepheden Esad’a saldırıyor. İsrail zaten aylardır havadan vuruyor.
Dolayısıyla AKP, SMO, ABD, PKK/PYD/YPG, HTŞ ve İsrail, fiilen Esad’a karşı birleşmiş durumda. Bu gerçeği bulanıklaştırabilmek için Rusya, İran ve Esad’ın, PKK’nin hamiliğini yaptığını propaganda ediyorlar.
ABD’nin PYD’yi devlet yapma desteği ile Rusya’nın Kürtleri Suriye’nin birliği içinde tutma çabasını aynı kefeye koymak, elbette gerçekçi değil.
Gerçek şu: AKP Türkiye’yi Halep tuzağına düşürüyor. Bu tuzağın sonucunda Fırat’ın doğusunda ABD destekli PYD devleti, Fırat’ın batısında da ABD-AKP destekli bir cihatçı devlet ortaya çıkar.
HTŞ’nin değişim mesajı
ABD-İngiliz basını, BM’nin terör örgütü kabul ettiği HTŞ’yi 27 Kasım’dan bu yana, alıştıra alıştıra “ılımlı cihatçı grup” yapmaya çalışıyor. HTŞ’nin lideri Colani, bu operasyonun gereği olarak Amerikan CNN’e konuştu.
Colani bu röportajda “değişirim” mesajı verdi, diğer cihatçı grupların “acımasız taktiklerine” karşı oldukları için onlardan ayrıldıklarını savundu ve ekledi: “Biz daha büyük bir projeden bahsediyoruz, Suriye’yi inşa etmekten bahsediyoruz. HTŞ bu diyalogun yalnızca bir parçasıdır ve her an dağılabilir. Kendi içinde bir amaç değil, bir görevi yerine getirmek için bir araçtır.”
Yani HTŞ, önümüzdeki süreçte “cilalanmış yeni bir adla” karşımıza çıkarılabilir.
PYD’den HTŞ’ye diyalog mesajı
HTŞ lideri Colani “değişim” mesajı verirken, PKK/PYD/YPG ise “HTŞ’yle diyalog” mesajı veriyor.
PYD eşbaşkanı Salih Müslim şöyle diyor: “HTŞ hakkında iyimserim. Suriye Milli Ordusu’ndan daha disiplinli ve uzlaşmacılar. Onlar da Suriyeli. Suriye’nin çeşitliliğini desteklemeliler. Suriye’de bir arada yaşama geleceği inşa etmek için HTŞ ile diyaloga hazırız.”
PYD’nin askeri örgütü YPG’nin lideri Mazlum Abdi de şöyle diyor: “HTŞ ile başta Halep’teki durum olmak üzere alanlarımızın güvenliği için dolaylı ilişkimiz var.”
Kritik Astana toplantısı
Türkiye’nin bu tuzağa düşmemesinin panzehri, öncelikle Astana sürecini devam ettirmesidir. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “Astana artık işe yaramıyor” özetli çıkışının ardından Astana ülkelerinin dışişleri bakanları bugün acilen Doha’da toplanacaklar.
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un Doha toplantısına dair şu mesajı ise asıl sebep-sonuç ilişkisini ortaya koyuyor: “İdlib bölgesindeki anlaşmaların sıkı bir şekilde uygulanmasına geri dönme ihtiyacını tartışacağız. Çünkü İdlib çatışmasızlık bölgesi, teröristlerin Halep’i ele geçirmek için harekete geçtiği yerdi.”
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Aralık 2024
AKP’de iki çizgi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 27/06/2024
Aytunç Erkin son yazısında önemli bir siyasi yorum aktardı: “AKP içinde iki çizgi var. İlkini Mehmet Şimşek temsil ediyor. Batıcı, neoliberal politikaların uygulanması. Diğeriyse Hakan Fidan; daha dengeci, Avrasya’yı yok saymayan ve Çin-Rusya eksenini anlamaya çalışan bir çizgi.” (Sözcü, 26.6.2024)
Evet, AKP’de iki çizgi var ve bu iki çizgi son dönemde sık sık karşıya geliyor, hatta bu karşı karşıya gelişler gittikçe sertleşiyor.
Chatham House’dan verilen mesaj
Anımsayacaksınız: AKP medyası, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Çin ziyaretini ve orada verdiği çok önemli mesajları görmezden gelmişti. Hatta AKP’nin ideolojik amiral gemisi Yeni Şafak, görmezlikten geldiği gibi, Hakan Fidan’ın mesajlarının tersine Çin’i manşetten hedef alan yayınlar yapmıştı.
Bu köşede “Fidan’a Şafak operasyonu” başlığıyla konuyu ele almıştım. Fidan Çin’de “tek Çin, çok kutupluluk, yeni düzen, küresel faciaya karşı güçlü Çin, BRICS” mesajları veriyor ama Yeni Şafak manşetten “Çin’in sessiz istilası” başlığını atıyordu (Cumhuriyet, 8.6.2024). AKP’nin ideolojik amiral gemisi, Fidan’ın anlattığı Çin’i değil, ABD’nin Çin hakkında yaptığı değerlendirmeleri haber yapıyordu. Tam 6 gün sürdürdüler o yayını.
Bitmedi. CGTN Türk’te yorumladım: Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Londra’daki Chatham House toplantısından yanıt verdi Fidan’a. BRICS’i küçümsedi, “üç asırdır yönümüz Batı” dedi. Ve sanki AB üyesiymişiz gibi de “AB’yle ayrışmayı göze alamayız” mesajı verdi, içeriye, Brüksel’e, Washington’a… (CGTN Türk, 25.6.2024).
Fidan’ın 2.5 ülke listesinde İran yok
Bitmedi. Yeni Şafak bir süredir Türkiye’nin Astana ortağı İran’ı hedef alıyor. Son olarak 22 Haziran’da manşetten suçladılar: “Türkiye Süleymaniye’de PKK’ya silah sevkiyatına göz yummayacak: Vur emri.”
Manşetin spotu da şöyleydi: “ABD ve İran’ın terör örgütü PKK’ya dron ve füze sevkiyatı, sabırları taşırdı. Türkiye, bundan böyle terör örgütüne sevkiyata sessiz kalmayacak. Tespit edilirse yeni sevkiyat anında vurulacak.”
Evet, Yeni Şafak bir süredir ısrarla İran’ın PKK’yi silahlandırdığını haber yapıyor. Peki bu konuda eski MİT Başkanı, yeni Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ne diyor? ”PKK/YPG konusunda problemli olduğumuz 2.5 ülke var” diyor ve isimlerini sıralıyor: “ABD, İngiltere ve biraz da Fransa.” (Habertürk, 24.6.2024). Fidan’ın “müttefik” isimleri sıraladığı listede, Yeni Şafak’ın suçladığı İran yok!
Aydınlık’ın manşeti
Sadece şu örnekler bile AKP’de iki çizginin olduğunu, bir tarafta Hakan Fidan’ın temsil ettiği çizginin, diğer tarafta da Mehmet Şimşek ile Yeni Şafak’ın iki ayrı kol üzerinden paralel sürdürdüğü çizginin olduğu görülüyor.
Hatta Aydınlık’ın yayınlarına bakılırsa, AKP içinde birbiriyle çatışan başka çizgiler de var. Örneğin Aydınlık’ın “AK Parti içinde milli devlet rüzgarı” manşetine göre, Süleyman Soylu, Mehmet Uçum, Metin Külünk, Ayhan Ogan gibi isimler, “AK Parti’yi MHP’den koparma planına” dikkat çekiyorlar (Aydınlık, 26.6.2024).
Normalleşme ile zaman kazanma
Bir kitle partisinde, hele de 22 yıldır iktidar olan bir kitle partisinde iki hatta daha fazla çizginin olmaması anormal olurdu. AKP kurulduğunda da, iktidar yılları boyunca da hep birbiriyle çatışan çizgilere sahip oldu.
Erdoğan, iyi bir taktisyen olarak bu çizgileri kullanma becerisini gösterebildi; hatta rekabet halindeki çizgileri, iç ve dış pazarlıklarda kullandı, iktidarının üzerinde durabildiği sütunlar haline getirdi.
Elbette AKP’nin yükseliş dönemiydi ve çizgilerin kontrolü büyük problem değildi. Ama AKP artık gerileme döneminde, birinci değil ikinci parti. Böyle zamanlarda iki çizgiyi kontrol edebilmek çok güçtür.
İşte Erdoğan’ın “siyasette normalleşme çabamız, aslında muhalefeti normalleştirme çabasıdır” (AA, 26.6.2024) demesi biraz da bundandır; AKP Genel Başkanı, normalleşmeyle CHP’yi yumuşatarak zaman kazanıyor, konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor çünkü…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Haziran 2024