Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

‘BÜYÜK KÜRDİSTAN’ BULUŞMALARI

Mesud Barzani Kemal Burkay‘la, Erdoğan da Leyla Zana‘yla buluşuyor… Daha doğrusu ABD’nin “Büyük Kürdistan” projesinde rol alanlar, Washington’un yol haritasını uygulayabilmek için müzakere ediyorlar.

AKP’NİN BÖLÜCÜSÜ

AKP’nin davetiyle 30 yıl sonra Türkiye’ye gelen Kemal Burkay son bir haftada iki önemli iş yaptı. İlki, Suriye’nin Türk keşif uçağını düşürmesiyle ortaya çıkan kriz ortamında yaptığı şu açıklamaydı: “Suriye sorunu bundan böyle, ancak üç bölgeli federatif bir sistemle çözülür. Sünni Arap bölgesi, Nusayri Arap bölgesi ve Kürt bölgesi…”

Her soruna “bölelim” kafasıyla yaklaşan Kemal Burkay’ın bu tavrı, kuşkusuz ona “AKP’nin bölücüsü” sıfatını takanlara haklılık kazandırıyor. Ancak Kemal Burkay’ı sadece AKP’nin bölücüsü saymak, Y-CHP’ye haksızlık olur. Zaten Burkay, Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmesinde, CHP’den de AKP gibi hamleler beklediğini söyleyerek, partiler üstü konumlanmıştı!

Uzatmayalım, Burkay, 40 yıldır Türkiye’ye çözüm diye sadece “federasyon” öneren biridir ve rolü bu çerçeve içindedir!

BARZANİ – BURKAY BULUŞMASI

Kemal Burkay, hafta içinde de Mesud Barzani’yle görüştü. Kuzey Irak’ta, Erbil’in Selahattin kasabasında basına kapalı görüşme yapan ikili, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin resmi açıklamasına göre “Türkiye’deki siyasi açılımları” konuşmuş!

Bu sözlerden herhalde en çok yıllarca Barzani‘ye “aşiret lideri” deyip de sonra kırmızı halı serip, onu hazırolda bekleyenler utanmıştır!

Aşiret lideri dedikleri Barzani, artık karargahına davet ettiği isimlerle Türkiye’yi konuşmaktadır!

ZANA VE BURKAY AKİL ADAM MI?

“Büyük Kürdistan” projesi doğrultusunda bugün de Erdoğan ile Zana biraraya geliyor. Zana “Kürt sorununu Erdoğan‘ın çözeceğine inandığını” söylemiş, Erdoğan da “talep gelirse kendisiyle görüşmekten kaçmam” diyerek buluşma sinyali vermişti.

İki ismin buluşmasında da, tıpkı Barzani – Burkay görüşmesinde olduğu gibi “Türkiye’deki siyasi açılımlar” konuşulacaktır, eminiz…

Nitekim Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu da buluşmuş, Y-CHP lideri Başbakan’a “Öcalan‘ın akil adamalar önerisini” çözüm paketi olarak sunmuştu. Yoksa Zana ve Burkay akil adam mı?

2. AÇILIM SURİYE’YE TAKILDI!

Bu alt kademedeki “Büyük Kürdistan” buluşmalarını anlayabilmek için, üst kademedeki temasları da anımsamalıyız: ABD çeşitli başkentlerde, G-20’lerde, BM toplantılarında AKP’yle, Washington’da Y-CHP heyetleriyle ve İncirlik’te “Kürt liderlerle” görüşüyor; herbirine ayrı ayrı yol haritalarını veriyor…

Sonra AKP’liler, CHP’liler ve PKK/BDP ile diğer Kürt kesimler, ellerindeki yol haritalarına uygun olarak periyodik buluşmalara geçiyorlar, müzakere ediyorlar… Buradan da “Kürt sorununa çözüm” adı altında 2. Açılım paketi çıkacak ve 1. Açılım’ı güya ilerletecek!?

1. Açılım, Türkiye’nin Kuzey Irak’ı himaye etmesi girişimiydi; 2. Açılım ise bu yapının Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılması ve Türkiye’nin Güneydoğusu’yla bütünleşmesi içindir.

Ancak, keşif uçağımızın 22 Haziran’da NATO yemi yapılması sonrasında yaşananlar, ABD’nin “Büyük Kürdistan” projesini uygulayamayacağını gösteriyor! Projede rol alanlar, Asya’nın galibiyetiyle sonuçlanan bu bir haftalık Atlantik – Asya savaşını iyi incelesinler!

Mehmet Ali Güller
Ayd
ınlık Gazetesi
30 Haziran 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

ABD NEDEN AKP’Yİ ORTADA BIRAKTI?

ABD, son bir ayda yayın yoluyla Ankara’yı üçüncü kez açığa düşürdü. Önce Wall Street Journal gazetesinden “Uludere’de istihabratı biz verdik” dediler, ardından New York Times gazetesinden,   Esad karşıtlarının Türk toprakları üzerinden silahlandırıldığını deşifre ettiler, şimdi de yine New York Times gazetesinden Suriye’de düşürülen Türk uçağının “casusluk görevi” yaptığından kuşku duyduklarını açıkladılar.

AÇIĞA DÜŞÜRME EYLEMİ

Aslında Beyaz Saray sözcüsü Jay Carney‘in “Erdoğan’ın açıklamalarını ölçülü bulduk, Türkiye’nin tutumunu taktir ettik” şeklindeki ilk resmi açıklaması da, Washington’un AKP hükümetini ortada bırakacağına işaret ediyordu.

Keza, uluslararası havacılık sitesinde bir NATO pilotuna atfen söyletilen “Türkiye Suriye hava savunma sistemlerinin savaşa hazırlık kapasitesini test etmek için hava sahasını kasten işgal etmiş olabilir” sözleri de önemli bir işaretti.

Ancak New York Times gazetesinin “ABD ve NATO yetkilileri Suriye tarafından düşürülen F4 tipi Türk uçağının ‘casusluk görevi’ olabileceği konusunda kuşkulu” şeklinde haber yapması, tipik bir “açığa düşürme” eylemidir!

AKP’NİN SUÇU NE?

ABD bu haber üzerinden Ankara’ya, daha doğrusu AKP hükümetine iki mesaj veriyor:

Birinci olarak; Washington, AKP hükümeti Türkiye’yi sahaya süremezse, onu açığa düşüreceğini, ortada bırakacağın, deliğe süpüreceğini göstermiş oluyor.
İkinci olarak; Washington, Ankara’yı Moskova’ya yem yapmakla, Rusya’nın önüne atmakla tehdit ediyor.

Peki ABD neden böyle bir yol seçti? Washington neden Ankara’yı böyle zor durumda hem de üç kez bıraktı?

Kuşkusuz tek nedeni var: AKP hükümeti Esad’ı deviremedi, Türkiye’yi Suriye’ye sokamadı! Yani Türkiye, ABD’nin “Büyük Kürdistan” projesinin acil ihtiyaçlarını tam olarak sağlayamadı!

AKP AYAKTA KALAMAZ

Tam bir yıldır dile getirdiğimiz “AKP Suriye’ye savaş açsa da, açmasa da yıkılacaktır” formülü, artık daha somuttur!

ABD adına Türkiye’yi Suriye’ye sokacak bir AKP hükümeti ertesi gün yıkılacaktır ama bu görevi yerine getiremeyecek bir AKP hükümeti de ayakta kalamayacaktır! İşaretleri başlamıştır.

Ancak ABD’nin Türkiye’yi açığa düşürmesinden ders çıkarması gereken ilk kuvvet Türk Silahlı Kuvvetleri’dir!

ABD’nin; Türk Muavenet zırhlısını vurması, Jandarma genel Komutanı Org. Eşref Bitlis‘in uçağını düşürmesi, seçme askerleri taşıyan CASA uçağını patlatması, Binyılın Meydan Okuması tatbikatında Türkiye’yi hedef alması, Kuzey Irak’ta TSK ve MİT personelini CIA-MOSSAD operasyonu ile öldürmesi, Süleymaniye’de 11 Türk subayının başına çuval geçirmesi, CIA’nın Türkiye uzmanı Henri Barkey‘in ifadesiyle Ergenekon operasyonları üzerinden Türk Ordusu’nu kafeslemesi, Uludere’de yanlış istihbarat vererek Türk subayına kendi yurttaşını bombalatması gözünüzü açmadıysa, bari Türk uçağı NATO yemi yapıldıktan sonra ABD’nin utanmadan “uçak casusluk yapıyordu” demesi gözlerinizi açsın!

NATO’culuk hücrelerinize bu denli nüfuz edememiştir diye düşünmek istiyoruz!

NATOTÜRKÇÜLÜK
2 pilotumuzu şehit verdik, tesellimiz bu olayın turnusol kağıdı işlevi gördüğü gerçeği… Dikkatinizi çekmiştir, “ulusalcı” kılığıyla caka satanlar, poz verenler bu olay sonrasında  “Türkiye Suriye’ye savaş açmalı” korosunun en çok bağıranları olmuştur. İşte NATOTürkçülük dediğimiz tam da budur  ve en tehlikeli Türkiye karşıtlığıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Haziran 2012

,

Yorum bırakın

ATLANTİK – ASYA SAVAŞI

Türk savaş uçağının düşürülmesi, Suriye topraklarında yaşanan Atlantik-Asya savaşını yeni bir aşamaya taşıdı. Atlantik’in kuvvet kaybettiğini, Asya’nın kuvvet kazandığını söyleyebiliriz. İnceleyelim:

ATLANTİK CEPHESİ

ABD: ABD’nin Suriye’ye açtığı savaş 14 ayı doldurdu. Bu süre içerisinde Washington’un hedefine yaklaşamadığını kesin olarak saptayabiliriz. ABD, bu hedef için rol dayattığı Türkiye’yi de istediği oranda sahaya süremedi.

ABD birinci olarak derin ekonomik krizi nedeniyle sonuç alıcı hamle yapamıyor, ikinci olarak da müttefiklerini tam olarak yanında tutamıyor. Atlantik ittifakındaki çatırdamanın esas kaynağı, ABD’nin bu bağı koruyacak ekonomik olanaklara artık sahip olmamasıdır: Marshall yardımı yoksa, Atlantik ittifakı da yoktur!

NATO: NATO’nun “sizi destekliyoruz ama bizden bir şey beklemeyin” anlamına gelen toplantısı, ABD’nin çaresizliğinin bir diğer göstergesi oldu. NATO, yem yaptığı Türkiye’nin arkasında duramadı!

AB: Almanya merkezli Avrupa, ilk günden itibaren “savaş çıkmasına karşı” bir görüntü çizdi. Hollande‘ın yönettiği Fransa, Sarkozy döneminden farklı olarak ABD’ye bağımlı davranmayacağının işaretlerini gün geçtikçe artırıyor. İngiltere’nin Erdoğan hükümetine “arkanızdayız” mesajı vermesi ise kuru gürültüden öteye gidemiyor.

KÖRFEZ ÜLKELERİ: ABD’nin Suriye savaşında Türkiye’nin yanına yerleştirdiği Suudi Arabistan ve Katar ise uçak düştüğü günden bu yana sessiz! Esad‘ın devrilmesi için Türkiye’ye gaz ve para veren ikili, sadece gelişmeleri izliyor.

TÜRKİYE: ABD’nin verdiği Esad‘ı devirme görevini 14 aydır yerine getiremeyen AKP hükümeti, bu süre içinde bölgede gün geçtikçe yalnızlaştı. Son olay ise AKP koalisyonu içinde çatlaklar oluşturmaya başladı. Yeni Şafak‘ın temsil ettiği etkili kesimin “tuzak” uyarısı yapması, tartışmanın daha da büyüyeceğine işaret ediyor. Komşularla sıfır sorun yerine sıfır komşulu bir Türkiye gerçeğinin ortaya çıkması, önümüzdeki süreçte zorunlu siyasal değişikliklere yol açacaktır.

ASYA CEPHESİ

ÇİN: Rusya’yla birlikte BM Güvenlik Konseyi içinde Atlantik’in Suriye saldırısına barikat oluşturan Çin, 2012 Mart’ında ikinci aşamaya geçmiş ve Annan Planı ile inisiyatifi Asya lehine geliştirmişti. İki devlet, Atlantik’in Türkiye üzerinden kotardığı “Suriye’nin dostları” toplantılarını önce etkisizleştirmiş, sonra da Batı’nın önüne Esad‘ın davet edileceği, İran’ın katılacağı türden Cenevre toplantıları getirmiştir. Çin, ABD’nin inişe geçtiği ve kendisinin yükseldiği yeni dünyada büyük sorumluluk alabileceğini de, Suriye örneği üzerinden dünyaya ilan etmiş oldu.

RUSYA: Rusya, Atlantik’e karşı savunduğu Suriye cephesine, askeri olanaklarını da seferber etti. Zaman zaman uçak gemisini, savaş gemilerini Doğu Akdeniz’e getirerek ABD’nin müdahale girişimine sessiz kalmayacağının işaretlerini veren Moskova, bir hava saldırısına karşı da Suriye’de savunma kalkanı inşa etti.

İRAN: Suriye’ye saldırıyı kendisine yapılmış bir saldırı olarak değerlendirdiğini ilk günden dünyaya ilan eden Tahran, emyeryalist bir müdahaleye komşularıyla birlikte geçit vermeyeceğini pratikte gösterdi. Tahran’ın Şam ve Bağdat’la kurduğu ittifak bölge açısından ilktir ve tarihidir. Bu ittifaka Lübnan’ı da katan Tahran, diğer yandan Bahreyn gibi ülkeler üzerinden emperyalizme karşı mücadele veriyor; Mısır’ın İsrail karşıtı kampa dahil edilmesi için siyasal gücünü kullanıyor ve en önemlisi Türkiye’yi AKP hükümetine rağmen, İran-Irak-Suriye ittifakına davet ediyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Haziran 2012

, ,

Yorum bırakın

F4, SURİYE’DE UÇUKSAVARLA VURULDU

Başbakan Erdoğan dün tüm bölgenin merakla beklediği konuşmasında yine Türk uçağının uluslararası kara sularında vurulduğunu belirtti: “Altını çizerek söylüyorum. Suriye kara sularında uçağımız vurulmamıştır, uluslararası sularda vurulmuştur. Bunun bilinmesi lazım, bunun saptırma gayreti içinde olan içerde ve dışarıdakiler var.”

Diyelim ki Başbakan haklı ve uçağımız uluslararası sularda, yani 12.6 milde (20.3 kilometre) vuruldu. O zaman uçağımız mutlaka füzeyle vurulmuştur, çünkü bu menzile erişecek uçaksavar mermisi dünyada yok! Ve “uçağınız 100 metre yükseklikte alçak uçuş yaparken ve kıyılarımıza 2.5 km mesafedeyken uçaksavar mermisiyle vuruldu” diyen Suriye de yalan söylüyordur.

UÇAK VE RADAR FÜZE TESPİT ETMEDİ

Hürriyet‘ten Okan Konuralp çok önemli bir habere imza attı: BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Başbakan Erdoğan‘a soruyor: “Füze ateşlendiğinde, uçaktaki sistemin pilotu uyarması gerekmiyor mu? Bu uyarı doğrultusunda pilotların uçaktan ayrılması gerekmiyor mu?”

Başbakan Erdoğan‘ın yanıtı çok önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: “Füzenin fırlatıldığı anı tespit edemedik. Ne uçağımız ne de kara radarlarımız bu yönde bir tespitte bulundu. Uçağın vurulmuş olabileceğini de irtibat kesildikten sonra anladık.”

Ne uçak ne de radarlarımız bu füzeyi tespit edemediğine göre demek ki ortada Suriye’den ateşlenen bir füze yok! Bu durumda da “uçaksavar mermisiyle vurduk” diyen Suriye haklıdır.

3. ÜLKE OLASILIĞI YOK

Bu çelişkiyi farkeden Erdoğan, Demirtaş‘a yanıtına şu sözleri de ekliyor: “Farklı bir füze donanımı olduğunu tahmin ediyoruz. Mobil bir rampa olduğunu tahmin ediyoruz.”

Bu durumda ortada Türkiye’nin, NATO’nun ve ABD’nin teknolojisinin çok ilerisinde geliştirilmiş korkunç bir füzeyle karşı karşıyayız! Haliyle bu teknolojinin Suriye’ye ait olamadığını düşünen Demirtaş yeniden soruyor Başbakan’a: “3. bir ülkenin uçağı düşürmesi ya da elektronik karartma yaparak düşürülmesine yol açması söz konusu mu?”

Erdoğan ve görüşmede yer alan asker ve sivil ekibi şu karşılığı veriyor: “O olasılığa da baktık. Böyle bir ihtimal görünmüyor. Füzenin ateşlenmesi ve sonrasında ön işaret alınmamış.”

Üzerinden beş gün geçmesine rağmen uçağımızın hangi silahla düşürüldüğü üstelik NATO teknolojisi ile hâlâ saptanamıyorsa, ortada artık iki seçenek vardır: Ya AKP hükümeti yalan söylüyor ya da Rusya – Çin teknolojisi almış başını gitmiş!

Aslında gerçek artık ortadadır: Uçağımız füzeyle düşürülmediğine göre uçaksavarla vuruldu. Uçamsavarla vurulabildiğine göre de uluslararası sularda değil, Suriye sınırları içinde vuruldu!

AKP TUZAĞI OKUYABİLECEK Mİ?

Sanki AKP hükümeti de “tuzağa düşürüldüğünü” anlamaya başlamış gibi görünüyor ancak iktidarının dayanağı olan ABD ile imzaladığı hizmet sözleşmeleri ve 10 yıldır girilen angajmanlar, onları çaresiz bırakmış durumda…

ABD istiyor diye Şam’a şahin kesilen, yüksek perdeden Beşar Esad‘a “istifa et” diyen, Şam karşıtlarını örgütleyen ve silahlandıran AKP hükümeti, şimdi “gerçek” durum kapıya dayanınca ortada kalmış oldu!

AKP hükümeti sözcüsü Bülent Arınç “savaş istemiyoruz” diyor, AKP sözcüsü Hüseyin Çelik “Bizim tabanımız ‘ordu Şam’a’ demez” diyor…

Hükümetin kalemşorları New York Times‘in uçağımızın düşürülmesinden bir gün önce yayınladığı “CIA Beşşar’a karşı Türkiye’de üslendi” şeklindeki haberin amacını anlamaya çalışıyor. Hatta bazıları bugüne kadar AKP’ye akıl hocalığı yapan Cengiz Çandar gibi isimlerin son dönemde neden kendilerini “ABD’nin Ortadoğu’daki taşeronu” diye suçladığını anlamaya çalışıyor.

Türkiye’nin bir tuzağa düşürüldüğü gerçeğini tam olarak anlamalarını ve Suriye’ye savaş açılmasına karşı çıkmalarını temenni ediyoruz. Geçmiş 10 yılı affettirmez belki ama en azından daha da kirlenmemiş olurlar!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Haziran 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

DAVUTOĞLU’NUN YANITLAYAMADIĞI SORULAR

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun açıklamaları, Ankara’nın aleyhine olan sorulara yanıt vermediği gibi soruları daha da derinleştirdi! Üzerinde durulması gereken sorular ve çelişkiler şunlardır:
5 DAKİKALIK SINRI İHLALİ
1. Davutoğlu, uçağımızın yanlışlıkla Suriye hava sahasına girdiğini, kendi uyarımızla da çıktığını söylüyor. Oysa Davutoğlu’nun gösterdiği grafiklerde, uçağımız 11:42’de Suriye hava sahasına giriyor ve 11:47’de Suriye hava sahasından çıkıyor. Saatte 900 km hızla gittiği belirtilen F4, bu durumda en az Suriye hava sahasını 75 km. boyunca ihlal etmiş oluyor.
5 dakika boyunca 75 km. kat edilen güzergâh, keşif ve gözetleme için yeterli değil midir?
UÇAK NEYLE VURULDU?
2. Davutoğlu, uçağımızın saat 11:58’de, 13. milde vurulduğunu ancak 5 mil sürüklenerek 8 mile, yani Suriye karasularına düştüğünü belirtiyor.
Milliyet’ten Kadri Gürsel çok önemli bir ayrıntıya dikkat çekti dün. Uçağı 13. milde vuracak dünyada bir uçaksavar topu yok. 13. milde vurulduysa ancak füzeyle vurulmuştur. Füzeyle vurulan uçak ise 5 mil sürüklenmez!
UÇAK NEDEN GERİ DÖNDÜ?
3. “Suriye misyonu olmadığı” söylenen uçağın saat saat rotası şöyle: Uçak 10:30’da Malatya’dan Kıbrıs istikametine gidiyor. Sonra Kıbrıs’tan Türkiye istikametine dönüyor ve 11:37’de Suriye’nin liman kenti Lazkiye açıklarında uçuyor. Oradan kuzey doğu istikametine yönelip 11:42’de Suriye hava sahasına giriyor. Suriye hava sahası boyunca kuzeye ilerleyip, 11:47’de Türk hava sahasına giriyor. 11:52’de Hatay-Samandağ mevkiine varıyor. Sonra tekrar ters dönüp, Suriye hava sahasına paralel olarak güney istikametinde uçuyor. Ve 11:58’de Lazkiye’nin kuzey batısında vuruluyor!
Yanlışlıkla Suriye hava sahasına giren, 5 dakika kalıp çıkan ve Türk hava sahasına ulaşan uçağımız, neden yeniden geri dönüp Suriye istikametine doğru uçtu? Hangi eğitim, böylesi kritik bir güzergâhta böylesi bir rotayı gerektirdi?
4. Davutoğlu, uçağımızın “Suriye’ye karşı bir misyonunun olmadığını”, “test ve eğitim” için o bölgede uçtuğunu söyledi. O bölge eğitim için uçmaya uygun bir yer midir? Suriye’de bir yıldır “savaş” yaşandığının propagandasını en fazla yapan kişi Davutoğlu değil midir?
Gerçek elbette başkadır. Uçağın Hatay – Amanoslar’daki NATO üssünün radarını test ettiği anlaşılmıştır. O radarın da “Suriye misyonu” vardır! Dahası NATO görevi verilen Türk uçağı, Atlantik hesaplarına kurban verilmiştir!

NATO KAFA!
En az bu dört soru kadar önemli bir diğer durum da Genelkurmay’ın zihniyetidir!
Hadi Genelkurmay, Ergenekon operasyonuyla Türk Ordusu’nun hedef alındığını saptayamadı! Hadi Genelkurmay, CIA’nın Türkiye uzmanı Henri Barkey’in “AKP’yle birlikte Türk Ordusu’nu kafesledik” demesini de analiz edemedi. Hadi Genelkurmay, Uludere’de kendi yurttaşını bombalama tuzağına nasıl düşürüldüğünü de anlayamadı!
Ama Genelkurmay, Türkiye’nin Suriye’ye savaş açabilmesi için bir Türk uçağının NATO yemi yapıldığını da mı görmüyor, göremiyor?
Tüm bunlara kör olan Genelkurmay, başka hesaplar peşinde…
Başbakan Erdoğan, biliyorsunuz kendisine eşlik eden Genelkurmay 2. Başkanı Org. Hulusi Akar ile birlikte, sırasıyla CHP, MHP ve BDP heyetleriyle görüştü.
Resmi Anadolu Ajansı AA üzerinden tüm dünyaya servis edilen fotoğraflarda ilginç bir ayrıntı vardı. Org. Akar CHP’yle yapılan görüşmede Başbakan’ın solunda var. Org. Akar MHP’yle yapılan görüşmede Başbakan’ın solunda var. Ancak AA’ya servis edilen BDP görüşmesinde Başbakan ve BDP’liler var; Org. Akar yok. Çünkü fotoğraf, onu almayan bir açıdan çekilmiş!
Neymiş? TSK, PKK’nin siyasi uzantısı gördüğü BDP’yle bir araya gelmemeye, geldiyse de birlikte görünmemeye özen gösteriyormuş!
Stratejik düşmanının tuzaklarına sessiz kalan, stratejik düşmanının baş piyonuyla “şiir gibi” çalışan Genelkurmay, nedense stratejik düşmanının daha değersiz bir piyonuyla görünmekten utanıyor!
Bu kafayla ancak Bekir Coşkun’dan hesap sormaya kalkarlar elbette!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Haziran 2012

, ,

Yorum bırakın

F4’ÜN NATO GÖREVİ NETLEŞTİ

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Suriye’nin düşürdüğü uçağımızla ilgili yaptığı resmi açıklama iki temel sorunumuzun ipuçlarını verdi.
Birincisi uçağımızın Suriye hava sahasını ihlal edip etmediği; ikincisi de uçağın görevinin ne olduğu…
HAVA SAHASI İHLALİ VAR
Davutoğlu uçağın Suriye hava sahasını, vurulma anından 15 dakika önce ihlal ettiğini belirtiyor ve ekliyor: “Uçağımız uluslararası hava sahasında vuruldu. Suriye hava sahası 12 mil. Pilotun kontrolü kaybettiği anda uçak kıyıdan 13 mil uzaktaydı. Daha sonra kıyıdan 8 mil açıkta Suriye karasularına düştü.”
Ancak Davutoğlu, aslında Şam’ın iddiasını doğrulamış oluyor. 15 dakika önce “yanlışlıkla” Suriye hava sahasına giren bir uçak, dışarı yönelmişken ve 13 mile, yani 12 milin dışına, yani uluslararası hava sahasına çıkmışken vurulduysa, nasıl olup da yeniden içeri yönelip düşüyor?
RADAR TESTİ
Ancak daha önemlisi uçağın görevine dair söylenendi…
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Suriye’nin düşürdüğü uçağımızla ilgili şu resmi bilgiyi veriyor: “Uçağımızın görev tanımı, çok net olarak söylüyorum, ulusal radar sistemimizin test edilmesi uçuşudur. Herhangi bir Suriye misyonu yoktur.”
Acaba “radar sistemimiz” nedir, nerededir? Zira bu soru, dün bu köşede “Türk uçağına NATO görevi mi verildi?” diye sormamıza da resmi yanıt içermektedir.
Gerçi Aydınlık dünkü manşetinde böyle bir görev verildiğini ortaya koydu. Ancak Davutoğlu “radar” diyerek meseleyi somut ve resmi hale getirmiş oldu!
En somut bilgiye ise Sabah’tan Okan Müderrisoğlu ulaşmış: “Uçak, Hatay’ın Amanoslar Dağı Zirvesi’nde konuşlu NATO üssü konumundaki Kisecik Radar İstasyonu ile bağlantılı olarak, alçak ve yüksek irtifa ‘elektronik muhabere’ tatbikatı yapıyordu.”
‘KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI’ İTİRAFI
Davutoğlu, TRT’den yaptığı bu resmi açıklamasında bundan sonra yapacaklarına ilişkin de şu dikkat çekici sözleri sarf etti: “İran ve Rusya ile olayın arka planını açıkladık. Kararsızlıktan itidal içinde değiliz, kararlılığımız bunu gerektiriyor. Biz tavrımızı nerede nasıl sergileyeceğimizi biliriz, kararı da bize aittir. Belli bir kriz yönetimi mantığı içinde, zihnimizdeki Ortadoğu resmine zarar vermeyecek biçimde sürdüreceğiz. Karşılıklı ekonomik etkileşim, yoğun kültürel iletişim, siyasi diyalog içinde barış havzasına dönüşen bir Ortadoğu. Ortadoğu halklarına kendi kaderlerini tayin etme hakkı verilse bu hemen gerçekleştir.”
Dünya dün Ahmet Davutoğlu’nun ne söyleyeceğine kilitlenmişti. Savaş isteyenler de, diplomasi diyenler de dün Ankara’nın bu resmi açıklamalarına odaklanmıştı.
Bu şartlar altında Davutoğlu’nun konuyu getirip “Ortadoğu halklarının kendi kaderlerini tayin etme hakkının verilmesine” bağlaması, Suriye meselesinin aslında bir Kürt ve Türk meselesi olduğunun da itirafıydı!
Irak’ın kuzeyindeki yapının Türkiye tarafından himaye edilip, kuzey Suriye üzerinden Akdeniz’e bağlanması meselesi, bütün meselelerin üstündedir ve ana meseledir!
Mehmet Ali Güler
Aydınlık Gazetesi
25 Haziran 2012

, ,

Yorum bırakın

İSRAİL SURİYE’Yİ HATAY’DAN VURMUŞTU!

ABD’nin Türkiye’yi Suriye’ye müdahaleye zorladığı koşullarda bir Türk savaş uçağının Suriye tarafından düşürülmesi, tam anlamıyla bir kışkırtmadır. Ortada bir “sınır ihlali” de olsa, Suriye’nin bir Türk savaş uçağı düşürmesi kabul edilemez. Suriye’nin bu tutumu savaş isteyenlere koz vermiştir.

Suriye Savunma Bakanlığı’nın “hedef vurulduktan sonra Türk savaş uçağı olduğu anlaşılmıştır” demesi ise ikna edici değildir.

KEŞİF UÇAĞI RUS GEMİSİ Mİ ARIYORDU?

Ancak Türkiye’nin bu olaydaki sorumluluğu büyüktür. Çünkü bir Suriye savaş uçağının sınırlarımıza girmesi ve örneğin Diyarbakır üzerinde alçak uçuş yaparak istihbarat maksatlı fotoğraf çekmesi, kuşkusuz bir savaş nedeni olacaktı.

Bu nedenle Malatya’daki 7. Ana Jet Üssü’nden havalanan Türk keşif uçağının Suriye hava sahasını neden ihlal ettiğinin saptanması önemlidir. Uçağımızın, Lazkiye gibi daha önce birkaç kez rejim muhaliflerinin hedef aldığı ve denizden birkaç kez bombalanan bir kentin üzerinde alçak uçuş yapması ise olayı büsbütün önemli ve gizemli kılmaktadır.

Düşürülen F4 Phantom keşif uçağının bağlı olduğu 173. Şafak Filosu’nun görevlerinin keşif ve istihbarat amaçlı fotoğraflama olduğu belirtiliyor. Türkiye Suriye üzerinde hangi istihbaratın peşindedir?

Rusya’ya ait savaş gemilerinin Suriye’nin Akdeniz kıyılarındaki hareketliliği mi izleniyordu? Rusya’nın Suriye’nin kuzeyine yerleştirildiği söylenen radar üssü mü gözetleniyordu? Yani aslında Türk Hava Kuvvetleri’ne bir NATO “görevi” mi verilmişti?

Şüphesiz görevi verenler, Türk uçağının Suriye hava sahasını ihlal edip, istihbarat amaçlı keşif uçuşu yapmasını Şam’ın sessizce izleyeceğini düşünmüyordu…Çünkü hiçbir devlet buna müsaade etmezdi! Buna rağmen neden hem de alçak uçuşla keşif görevi yapıldı?

Yoksa Türk Ordusu ikinci Uludere tuzağına mı düşürüldü?

SURİYE’NİN İSRAİL ENDİŞESİ

Suriye iki nedenle hava sahası ihlali konusunda zaten büyük endişe içindeydi:

1. Bir gün önce Suriyeli bir yüzbaşı eğitim amacıyla kaldırdığı bir MG21 uçağını kaçırmış ve Ürdün’e inmişti. Suriye bu olay nedeniyle hava sahasını zaten kapatmıştı. Bunun Türk makamlarınca bilinmemesi mümkün değil. Peki, bu bilgiye rağmen, neden göstere göstere Suriye hava sahasına girildi?

2. Türk savaş uçağının kullandığı rota, 2007 yılında İsrail tarafından Suriye’ye saldırı amaçlı kullanılmıştı. Anımsayalım. İsrail savaş uçakları Akdeniz üzerinden kuzeye yönelmiş, ardından Türk hava sahasını kullanarak güneye dönüp, Suriye hedeflerini vurmuştu. Olay, İsrail uçaklarına ait iki yakıt deposunun Hatay-Gaziantep sınırına düşmesi ve çobanlar tarafından bulunması sonucu ortaya çıkmıştı.

İSRAİL UÇAĞI DA VAR MIYDI?

Esad karşıtı açıklamalarını göz önünde bulundurursak, Başbakan Erdoğan’ın olayla ilgili yaklaşımının oldukça serinkanlı olduğunu söyleyebiliriz.

Sınırdaki çatışmada seken kurşunun bir polisimizi şehit etmesi karşısında NATO’yu göreve çağıran, Suriye’ye savaş borusu çalan Erdoğan, nedense bu olay karşısında savaşçı bir dil kullanmadı.

Bu garip durum nedeniyle Hürriyet, Ankara kulislerinde konuşulan şu iddiayı internet sitesine taşıdı: “Türk uçağıyla birlikte başka bir uçağın daha olduğu ve bu uçağın bölgeden kaçmayı başardığı yönünde. İkinci bir uçak var mıydı, varsa kime aitti, iddia edildiği gibi İsrail uçağı mıydı?”

Ya da o ikinci uçak, acaba bir ABD/NATO uçağı mıydı?

Bu sorulara yanıt bulunması, özellikle de Türk savaş uçağının neden sınır ihlali yaptığının anlaşılması, bölgede yangın çıkarmaya çalışanlara karşı panzehirimiz olacaktır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Haziran 2012

, , ,

Yorum bırakın

SURİYE’DE POZİSYONUNU KİM DEĞŞTİRDİ?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun CNNTürk’te “teröre karşı ABD ve Barzani ile işbirliği” yapıyoruz dediği saatlerde, Türk dış politikasını, Russia Today televizyonuna konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov savunuyordu!

Lavrov, Suriye üzerinden “Kürt sorunu” uyarısı yapıyordu: “Suriye çok uluslu ve çok dinli bir ülke. Kürtlerin sorunu olabilir, Kürtler Suriye, Türkiye, Irak ve diğer ülkelerde de yaşıyor. Bu dengenin bozulması faciaya yol açar.” (Sabah, 22 Haziran 2012)

Lavrov, Suriye’nin siyasal birliğinin ve toprak bütünlüğünün, Türkiye’nin de siyasal birliği ve toprak bütünlüğünün garantisi olduğunu açıkça saptıyor; Davutoğlu ise terörün kaynağı olan ABD ve Barzani’yle teröre karşı işbirliği yapıyor!

ABD, SURİYE’DE RUSYA’YA MECBUR!

Lavrov’a, bu kritik uyarıyı yaptığı röportajında ABD ve İngiltere’nin iddialarının doğru olup olmadığı, yani Moskova’nın Suriye’deki pozisyonunu değiştirip değiştirmediği de soruldu. Lavrov’un yanıtı netti: “Biz pozisyonumuzun dışarıda müdahale ile rejim değişikliğine izin verilmemesi yönünde olduğunu açıkladık. Bizim pozisyonumuz hep bu şekilde. Biz Suriye’de tüm tarafların masaya oturmasını ve diyalogla sorunlarını çözmelerini istiyoruz. İngiltere Başbakanı Cameron’un Putin’in pozisyonunu değiştirdiği yönündeki açıklaması doğru değil.”

Peki, o zaman bu “pozisyon değişti” meselesi nereden çıktı? Aslında Batı, Meksika’daki G20 zirvesinden çok önce bu propagandaya sarıldı. Washington ile Moskova’nın Yemen modelinde anlaştığı, Moskova’nın artık Esad isminde ısrarcı olmadığı servis edildi medyaya…

Obama-Putin zirvesi öncesi tipik bir psikolojik savaş malzemesi olarak uygulanan bu balonlar, tabi kısa sürede patladı.

Zira Obama-Putin zirvesinden çıkan asıl sonuç, Suriye’de Rusya’ya rağmen bir “çözüm” olamayacağı gerçeğiydi… Nitekim ABD, artık “Esad’lı çözüm planı”na geldi! Aydınlık, ABD ve İngiltere’nin Cenevre’deki Suriye konferansına Beşar Esad’ın da Cumhurbaşkanı olarak davet edilmesini kabul ettiğini duyurdu. (Aydınlık, 22 Haziran 2012)

TÜRKİYE “İNCE AYAR” YAPIYOR

Bu durum haliyle en çok AKP hükümetini ortada bıraktı. Zira hükümet, ABD’nin Suriye planında görev almış ve önce Esad’a 15 gün süre tanıyarak görevi bırakmasını istemiş, ardından da Esad’ı devirmek için rejim karşıtlarını örgütlemiş, dahası kimi yayınlara göre rejim karşıtlarını Şam’a karşı silahlandırmıştır!

Sami Kohen’in verdiği bilgi burada önem kazanıyor: “Meksika’da gerçekleşen Erdoğan-Putin görüşmesinde, Türk ve Rus görüşleri arasında bir yakınlaşma sağlanmaya çalışıldı. Gelen sinyaller, bazı temel görüş farklılıklarına rağmen Türkiye’nin de Suriye politikasında bu yönde bir ‘ince ayar’ yapmakta olduğunu gösteriyor.” (Milliyet, 22 Haziran 2012)

DAVUTOĞLU TERSTEN HAKLI ÇIKTI!

Davutoğlu’yla başladık, onunla bitirelim. Anımsarsınız, Davutoğlu sık sık Rusya ve Çin’in Suriye konusunda aslında kendileriyle aynı pozisyonda olduğunu söylerdi. Hayır, “iki ülkeyi aslında başka, görünüşte başka” diye nitelemenin devletlerarası ilişkilerdeki yeri konusuna girmeyeceğiz. Sadece şunu söyleyeceğiz:

Davutoğlu tersinden haklı çıktı! Rusya ve Çin, AKP’nin pozisyonuna gelmedi ama kendileri Rusya ve Çin’in pozisyonuna gelmeye mecburdur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Haziran 2012

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

DAĞLICA BASKINININ ASIL HEDEFİ

PKK’nin Dağlıca baskınlarıyla AKP’nin Açılım’ları arasında doğrudan bir bağ var: ABD. Türkiye bu bağı saptamadıkça, bu sarmal devam edecek ve Genelkurmay Başkanı’ndan sonra sırasıyla tüm komutanlar ağlayacak!

2007’deki Dağlıca baskını ile başlayan süreci anımsamakta bu nedenle büyük yarar var:

AKP: AÇILIM DAĞLICA’YLA BAŞLADI

PKK, 21 Ekim 2007’de Dağlıca’ya yedi koldan saldırdı ve 13 askeri şehit etti. Saldırı “özel kuvvetler” işi kadar profesyoneldi. Fatih Çekirge’ye konuşan üst düzey bir yetkili şöyle diyordu: “Bunlar düzenli orduya karşı gayrı nizami harp taktikleri uygulayan ve gerilla yöntemlerini iyi bilen teröristler. Bunlara gerilla diyemiyoruz. Çünkü siyasi bir kimlik alıyorlar. Uyguladıkları bütün taktikler gerilla taktiğidir. Siste kaldırma, köprüde kıstırma, hedef çevirip yok olma. Kamuflaj ve karanlıktan yararlanma… Dağda yaşamak kolay değildir. Bunlar özel eğitim almışlar. Belki de içlerinde başka uluslara ait özel unsurlar var.” (Hürriyet, 22 Ekim 2007)

İki yıl sonra yapılan açıklamalar, zaten saldırının hedefini ortaya koyuyordu. Örneğin Başbakan Yardımcısı Ali Babacan 24 Ekim 2009’da katıldığı bir TV programında şöyle diyordu: “Açılımın altyapısı, 2007 yılındaki Dağlıca baskınında sonra yapılan diplomatik çalışmalarla başladı.” (Taraf, 2 Kasım 2009)

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, Kuzey Irak’ta Barzani heyetiyle yaptığı görüşmede aynı vurguyu yapıyordu: “Dağlıca baskınından sonra Türkiye bir yol ayrımına gelmişti. Ya savaşa yönelecekti ya da ortak akılla harekât edip barışa. Biz bu yolu seçtik, akılla hareket edip temaslarımızı yoğunlaştırdık.” (Taraf, 2 Kasım 2009)

TSK’NİN SINIRLI SINIRÖTESİ OPERASYONU

Dağlıca baskınıyla asıl tehdidi gören Türk Ordusu, Kuzey Irak’a müdahale kararı aldı. Washington, AKP üzerinden bu kararın alınmasını engellemeye çalıştı. Ancak günler süren mücadelenin ardından TSK kararlılık gösterip AKP’ye rağmen 16 Aralık 2007 gecesi Kuzey Irak’a girdi. Türk Ordusu’nu engelleyemeyen ABD, bu kez de TSK’den “işini çabucak bitirip” çıkmasını istedi. Türk Ordusu, bazı yorumlara göre ABD baskısıyla erken çıktı, bazı yorumlara göre ise kendi belirlediği takvim çerçevesinde harekâtı sürdürdü ve tamamladı.

Ancak harekât yarım kalmış olmalı ki, TSK iki ay sonra yine Kuzey Irak’a girdi. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ise ABD’nin tepkisine ortak olurcasına şu açıklamayı yaptı ve TSK’yi zora soktu: “Mümkün olan en kısa sürede geri dönülecek.”

Erdoğan’ın bu açıklamasından iki gün sonra, 28 Şubat 2008’de, dönemin ABD Savunma Bakanı Robert Gates Ankara’ya geldi ve “TSK’nin operasyonunun kısa sürmesini istedi.” TSK, 1 Mart 2008’de operasyonu tamamladı!

BARZANİSTAN’I HİMAYE AÇILIMI

AKP’nin kendi ordusunun elini nasıl bağladığını sonrasında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu şöyle açıklıyordu: “İki sene önce Dağlıca terör saldırısı olduğunda, Ekim 2007’de, ne kadar karanlık senaryolar vardı. Bizim Irak topraklarına gireceğimiz, Kürtlerle çatışma çıkacağı söyleniyordu. Belki bunu isteyenler vardı. Dağlıca saldırısında sonra ilk defa 2007 Kasım ayında Bağdat’a gittim; Neçirvan Barzani ile görüştüm. Bütün bu senaryolar iki yılda iflas etti. Aksine çatışmadan güçlü işbirliği zeminine gelindi. Bu politikaların güçlü şekilde uygulanması gerekir.” (Radikal, 31 Ekim 2009)

2. AÇILIM PAKETİ OPERASYONU

5 yıl sonra Dağlıca yine basıldı. 300 PKK’li, Barzanistan’dan girip 8 askerimizi şehit etti. Yine kamuoyu çalışması yapılacak, yine “Türkiye yol ayrımında” denilerek rota ABD planına tam yol kırılacak, yine “akan kan dursun” sözleri üzerinden PKK ile müzakerelere oturulacak…

Kısacası, AKP’ye verilen 2. Açılım paketi, artık resmi olarak açılmayı bekliyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Haziran 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

2. AÇILIM ŞEHİTLERİ

1. Açılım, ABD’nin Irak’tan çekilmeye hazırlandığı süreçte, Barzanistan’ı Türkiye’ye himaye ettirmek ve kuzeye büyütmek içindi. 2. Açılım ise Türkiye’nin himaye ettiği bu yapıyı, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak ve “Büyük Kürdistan” yapmak içindir.

O nedenle, Dağlıca’da şehit düşen 8 askerimiz, 2. Açılım şehitleridir!

2. AÇILIM’IN YOL HARİTASI

AKP’nin sesi olan Yeni Şafak, ABD’nin 2. Açılım’ını madde madde şöyle duyurmuştu 27 Şubat 2012’de, özetliyoruz:

1. Öcalan kenarda tutulup, sürece sonra eklenecek.

2. İsrail’in arka kapı diplomasi merkezi olan Oslo – Norveç değiştirilecek.

3. Barzani sürece dâhil edilecek. Ancak Barzani, TSK’nin de kendisini kabul etmesini şart koşuyor.

4.  Türkiye, “Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”na koyduğu şerhi kaldıracak.

5. Anadilde eğitim, seçmeli ders olacak.

6. Af.

Aslında 4 ay önce ilan edilen bu 6 madde bile, son 10 günde AKCHP diye ortaya çıkan gerçeği anlatmaya tek başına yetiyor. Dikkat ederseniz 6 maddenin sorumluluğu ve yerine getirilmesi, AKP ve CHP tarafından paylaşılmış durumda…

AKCHP’NİN GÖREVLERİ

Gelin bu 6 madde konusunda AKCHP’nin neler yaptığına bakalım:

1. Öcalan fiilen kenarda, 11 aydır basın açıklaması yaptırılmıyor! İlginçtir, Öcalan, avukatları üzerinden yaptığı son açıklamalarda, zaman zaman PKK ve BDP’yi kendisini anlamamakla eleştirmiş ve “artık karışmam” yollu ifadeler kullanmıştı.

2. Şu anda Oslo yerine Washington ve İncirlik’te buluşuluyor. AKP, BDP ve CHP sırasıyla heyetler halinde Washington’a gidip, genel yol haritalarıyla dönüyorlar. ABD’nin bölge diplomatları ise İncirlik’te “Kürt zirveleri” düzenleyerek, genel yol haritasına uygun politik adımları attırıyor.

3. Barzani sürece dâhil oldu ve iki ay önce “PKK’ye silah bırakma çağrısı” yaptı. Karşılığında Barzanistan, Türkiye tarafından resmen tanındı: Ankara, Bağdat’a rağmen Erbil’le boru hattı anlaşması imzaladı.

Barzanistan’la yeni sınır kapıları açılıyor. Daha da önemlisi bu sınır kapılarının çevresi serbest bölge ilan ediliyor. Bu fiilen sınırın da değişmesi demek. ABD 2003’te “Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusu tek bir ekonomik bölge” olmalı demiş ve 2009’da da “Nitelikli Sanayi Bölgesi” kurulmasını istemişti. AKP buna uygun resmi düzenlemeleri aşama aşama yerine getirdi.

Ve bu gelişmeyle bağlantılı olarak AKP Hükümeti “Sınır Güvenliği Teşkilatı” için düğmeye bastı. Sınır güvenliği de TSK’den alınmış olacak! (Hürriyet, 11 Mayıs 2012)

4. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, daha bir yıl önce Hakkâri’de “Avrupa’da kabul edilen yerel yönetimler özerklik şartını aynen kabul edeceğiz” diyerek “yol haritası” görevine başlamıştı!

5. 4+4+4’lük eğitim sistemiyle, Kürtçe artık seçmeli ders oldu. Ancak CHP “yetmez ama evet” diyor. Nitekim Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a sunduğu 10 maddelik pakette “Talep eden yurttaşlarımıza anadil öğrenimi olanağı sağlayacağız” diyor.

6. Önce Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç konuştu ve “PKK silah bırakırsa Öcalan’a ev hapsi değerlendirilir” dedi. Ardından CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu “dörtlü uzlaşma olursa, Öcalan’a ev hapsi olabilir” dedi. Üçü uzlaşmıştı, yanlarına MHP’yi de istiyorlardı!

ERDOĞAN’IN SURİYE GÖREVİ

AKP’nin sesi gibi yayın yapan gazeteler, Erdoğan ile Obama görüşmesine şu başlığı atmışlar: “İki lider, Suriye’de, akan kanı durduracak.”

Aynı saatlerde Kuzey Irak’tan sınırımıza giren 300 PKK’li, Türkiye’de kan akıtıyor ve 8 askerimizi şehit ediyordu…

Tekrar vurgulayalım: 1. Açılım’la Türkiye’ye himaye ettirilen ve kuzeye büyüyen Barzanistan, 2. Açılım’la Suriye’nin kuzeyinde Akdeniz’e açılmak ve “Büyük Kürdistan” yapılmak isteniyor. Dağlıca’da 8 şehit vermemiz, bundandır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Haziran 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın