Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

ORG. ÖZEL’İN YAKASINA YAPIŞAN SORULAR

Türk Dil Kurumu’nun Güncel Türkçe Sözlüğü, siyaseti şöyle tanımlıyor: “Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış.” Medeni Hukuk Terimleri Sözlüğü ise siyaset kavramı için “yurt yönetimi” diyor.

Daha kapsamlı açıklamalara girmeyip, bu basit ve sade tanımlarla yetineceğiz ama baştan belirtelim: Siyasetin sadece siyasi partilerin işi olduğu yalanı, toplumu apolitize etmek için 12 Eylül’ün icat ettiği bir siyasetti; başarılı da oldu!

Bu girizgâhı neden mi yaptık? Belirtelim:

TSK’YE OPERASYON KİMİ İLGİLENDİRİR?

Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya, Kalender Orduevi’nde denk geldiği Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’le bir söyleşi yaptı. Haber, Org. Özel’in Suriye konusundaki “ne yapacağımızı, yapınca görürsünüz” ve “büyük devletler ne yaparsa, onu yapacağız” sözleri başlığa çıkarılarak en çok yayımlanan haber oldu.

Biz, bu sözlerden ziyade başka şeylere takıldık; aktaralım:

İsmail Küçükkaya, Org. Özel’e, “3. yargı paketiyle birlikte toplumda oluşan tahliye beklentisini” soruyor: Genelkurmay Başkanı’nın yanıtı net: “Siyasete giren hiçbir konuda konuşmam.”

Oysa Org. Özel’in siyasi olduğu gerekçesiyle “girmem” dediği konu nedeniyle, yüzlerce Türk subayı zindana girmiştir!

KARARGÂH BASINA KAPALI

Ergenekon operasyonu nedeniyle tutuklu yargılananların çoğunluğu, bildiğiniz gibi asker. Askerler dışında siyasiler, gazeteciler, aydınlar, akademisyenler, doktorlar ve diğer çeşitli meslek grubu üyeleri var.

Örneğin İşçi Partisi üyelerine operasyon düzenlendiğinde Parti yönetimi ayağa kalkıyor; itiraz ediyor, görüş açıklıyor, eylem yapıyor… Örneğin gazete cemiyetleri, üyelerine operasyon yapıldığında açıklama yapıyor, gazeteciler yazıyor… Hatta bir üyemiz gözaltına alındığında, Gemi Mühendisleri Odası olarak biz de açıklama yapmış, operasyonun amacına dikkat çekmiştik.

Ancak operasyonun hedefindeki Türk Ordusu’nun bir numarası, “siyasete girer” diye bu konularda konuşmuyor! Önceki bir numaralar da, operasyon başladığında “hukukun işi” deyip kenara çekilmişlerdi!

Şimdiki bir numara daha da ileri gidiyor ve Küçükkaya’ya artık “karargâh basına kapalı” diyor!

TSK GİRMİYOR AMA PENTAGON ÇIKMIYOR!

Org. Özel, pek çok konuda bir şeyler söylüyor ama Küççükkaya’nın “terörle mücadelede asker ve polisin ortak operasyonlarına” dair sorusuna da sessiz kalıyor, “siyasi konularda konuşmuyorum ben” diyor.

Asıl mesele Suriye olduğu için o konudaki bir soruyu da anımsatalım. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad Cumhuriyet’e verdiği röportajda, “askerle iletişim kanallarının kapalı olduğunu” belirtmişti. Küçükkaya bu yakınmayı soruyor. Org. Özel yine susuyor: “Siyasi konulara girmem.”

Türk Genelkurmayı’nın girmediği bu konulardan, Pentagon ve ABD Genelkurmayı ise çıkmıyor! ABD’li özel harekâtçı General, Hatay’da basın toplantısı bile düzenliyor!

YURT, SİYASET VE SİLAHLA SAVUNULUR

Org. Özel siyasi diye bu konulara girmiyor ama ABD, bu konular üzerinden Türk Ordusu’na giriyor, AKP giriyor, savcı giriyor, polis giriyor…

Türk Ordusu önce Uludere’de, sonra Suriye hava sahasında tuzağa düşürüldü. Görevdeki generallerin dörtte biri esir, kozmik odalar işgal altında! Genelkurmay’ın Elektronik Sistemler komutanlığı elinden alınıp MİT’e veriliyor; Türkiye aradan geçen 18 güne rağmen hâlâ uçağının nerede ve neyle düşürüldüğü konusunda net bir bilgiye sahip değil.

Siyaset, en başta bu saldırıları bertaraf edebilmektir! Ama “konu siyasidir, ben girmem” demek de başka bir siyasetin daniskasıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Temmuz 2012

, ,

Yorum bırakın

HEPİMİZ İTTİHATÇIYIZ

Zaman yazarı Mümtazer Türköne, “İmam Hatip okulları misyonunu tamamladı mı?” diye sormuş ve yine Zaman yazarı Ali Bulaç başta olmak üzere önemli isimlerle tartışmıştı.

Bu tartışma, Türköne’de “hepimiz biraz İttihatçıyız” fikri uyandırmış! Elbette Türköne kavramı olumsuz anlamda kullanıyor, İttihatçılığı açıklamaya çalışırken negatif kelimeler seçiyor… Ancak ne yaparsa yapsın, İttihatçılık açıklamasında doğrulara yer vermek durumunda kalıyor.

100 YAŞINDAKİ BAYAR, HÂLÂ İTTİHATÇIYDI

Şu cümleler Türköne’ye ait: “Tarih, İttihatçıların açtığı kanalda ilerliyor. Sadece bizim değil, bölgemizin tarihi İttihatçıların eseri. Yüzüncü yılı yaklaşan Ermeni tehciri, İttihatçıların kararı idi. Balkan Savaşları’nda çetelere yenilen orduyu üç yılda yedi cephede yüzünün akıyla savaşacak hale getirenler de İttihatçılardı. Savaş bitip, Enver-Talat-Cemal üçlüsü Alman denizaltısı ile İstanbul’dan ayrıldıktan sonra, İttihat Terakki’nin taşra şubeleri Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyetleri’ne dönüştü. Ankara’da 23 Nisan’da açılan meşhur Meclis binası bile, İttihat Terakki’nin Ankara şubesi olarak inşa edilmişti. Bir yığın siyasî suikast İttihatçı silahşörlerin eseriydi. Salihli hattına silah depoları kurup Kuvva-yı Milliye’yi örgütleyenler de onlardı. Vagon tahsisleriyle millî burjuvazi oluşturmak için çırpınanlar da onlardı. Resmî tarihin yükü azaldığı zaman gençlerimiz, Millî Mücadele’nin İttihatçılar tarafından planlandığını ve yürütüldüğünü daha kolay öğrenecekler. Cumhuriyet’i kuran kadrolar İttihatçıydı. İzmir suikasti ile tasfiye edilenler ise çelik çekirdeğe dâhil olamayan bir hizipten ibaretti. Celal Bayar yüz yaşına yaklaştığı demlerde kendisiyle röportaj yapan Mete Tunçay’ın ‘Siz İttihatçıydınız, değil mi?’ sorusuna, zaman kipini düzelterek şöyle cevap vermişti: ‘Evet İttihatçıyım.’” (Zaman, 8 Temmuz 2012)

DAVUTOĞLU DEĞİL ESAD İTTİHATÇIDIR

Türköne’yi okurken, aklıma iki konu geldi: Birincisi, kimi isimlerin, Ahmet Davutoğlu’nu yeni-Osmanlıcılığından ötürü Enver Paşa’ya benzetmeleriydi… Ki o konuda 2010 yılında Odatv’de “Davutoğlu, Enver Paşa değildir” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Davutoğlu’nu illa tarihten birine benzetmek gerekirse, o kişi Damat Ferit’tir!

İkincisi ise Davutoğlu’nun geçen hafta Paris uçağında kimi köşe yazarlarına söyledikleriydi: “Bizi Envercilikle suçlayanlar, bilmiyorlar mı, Suriye Baasçılığı İttihat Terakki’den esinlenmiştir. (…) Miloseviç‘in yaptıklarını Esad yapınca masum mu göreceğiz? Adı Esadoviç değil diye sessiz mi kalacağız?” (Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak, 6 Temmuz 2012)

Davutoğlu, söyledikleriyle kendisini Enver Paşa olmakla suçlayanlara da yanıt vermiş oluyor ve kendisinin değil tersine Beşar Esad’ın İttihatçı olduğunu söylüyor; doğrudur.

Doğu Perinçek’in de önemle vurguladığı gibi “Suriye ve Irak, bize benzer. BAAS, orada Arapların Kemalizmini hayata geçirmiş ve çok başarılı olmuştur.” (Aydınlık, 4 Temmuz 2012)

VATAN CEPHESİ

Kemalizm ile İttihatçılık arasında ise kuşkusuz bağ vardır ve Atlantikçi muhafazakarların Mustafa Kemal’e ve Talat Paşa’ya aynı oranda düşmanlıkları bundandır.

Bitirirken Ahmet Davutoğlu’nun Miloseviç’ten hareketle “Esadoviç” benzetmesine de değinelim. Evet, her ikisi de aynı cephedir. Miloseviç de Esad da, emperyalizme karşı vatanlarını savunmuştur. Aralarındaki tek fark Miloseviç’in yenilmesi ve Yugoslavya’nın bugün 6 parçaya bölünmüş olmasıdır.

Enver-Cemal-Talat Paşa üçlüsü, Mustafa Kemal-İnönü-Bayar üçlüsü, Miloseviç-Saddam Hüseyin-Esad üçlüsü aynı cephede, yani emperyalizme karşı vatan savunma cephesindedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Temmuz 2012

, , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

KÜRDİSTAN NASIL HİMAYE EDİLİR?

Türkiye, Bağdat’ı devre dışı bırakarak, Kuzey Irak’tan doğrudan petrol alımına başladı. (Zaman, 7 Temmuz 2012) Geçen hafta bölgeye giden tankerler, dolum yapıp Türkiye’ye, Mersin rafinerisine döndü…

Bu durum bölge açısından kritik bir sürecin başladığına işaret ediyor: Türkiye himayesinde Kürdistan’a…

Bu süreç nereye gider? Bağdat-Ankara ilişkileri kopar mı? PKK bu sürecin neresinde? Sorulara yanıt vermeden önce bazı olguları anımsayalım:

ANKARA-ERBİL ANLAŞTI

1. Başbakan Erdoğan’a yakın Çalık Holding, Silopi’den Yumurtalık’a uzanan 640 km’lik boru hattı yapmak için Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nden izin istedi. Talep, Resmi Gazete’de yayımlandı. Peki, Silopi’ye petrol nereden gelecek?

2. Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimin başbakanı Neçirvan Barzani Türkiye’ye geldi ve 17 Mayıs’ta Başbakan Erdoğan’la “Kuzey Irak-Türkiye boru hattı anlaşması” yaptı.

3. Başbakan Erdoğan 20 Haziran’da Brezilya’ya giderken, uçakta bulunan gazete genel yayın yönetmenlerine “Bağdat yönetiminin Kuzey Irak’taki yönetime işlenmiş petrol ürünü vermeyi azalttığını söyleyerek, Türkiye’nin buna seyirci kalamayacağını” belirtti. Erdoğan, boru hattı kurulana dek uygulanacak yöntemi şu sözlerle tarif etti: “Oradan ham petrol alıp Türkiye’de işleyeceğiz. Ardından Kuzey Irak’a geri göndereceğiz.

DİYARBAKIR MERKEZ

Açık ki, Ankara’nın Bağdat’ı devre dışı bırakarak Erbil’le bu tip bir ilişkiye girmesi Irak’ı bölecektir. AKP, Erbil’i Bağdat’tan koparıp, Diyarbakır’la birleştirmenin peşindedir. Nitekim Mesud Barzani, son üç ay içerisinde birkaç kez, “sonbaharda Kürdistan’a bağımsızlık” işareti verdi.

Peki, bağımsızlığını ilan edecek Kürdistan’ı Bağdat’a ve bölgeye karşı kim koruyacak, kim himaye edecek? AKP hükümetinin yönettiği Türkiye!

Böylece ABD’nin 1965’te ilk kez Türkiye’ye getirdiği plan, Erdoğan’la bir üst aşamaya çıkarılacak. 1991 ve 2003’te bu temel hedefi için Irak’a saldıran ABD, Irak’tan koparılacak Kürdistan’ın büyütülmesini, Türkiye’nin himayesinde Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılmasını istemektedir. Bu yapının Türkiye’den toprak koparıp “Büyük Kürdistan” haline gelmesi, bir diğer aşamadır.

Erdoğan’ın daha 2004 yılı başında “Diyarbakır’ı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde bir merkez yapacağız” demesi, işte bu görevinin gereğidir.

ERDOĞAN-ÖCALAN-BARZANİ İTTİFAKI

ABD AKP’den 2. Açılım’ı istiyor. AKP PKK’yle yeniden müzakere süreci başlatıyor, Ankara Bağdat’ı devre dışı bırakarak Erbil’le anlaşıyor, Erbil “sonbaharda bağımsızlık” işareti veriyor. PKK lideri Murat Karayılan, “Kuzey Irak’la birleşiriz” diyor.

Yani Erdoğan, Öcalan ve Barzani Kürdistan ittifakında buluşuyor! Yani Türkiye’nin başbakanı bölgedeki bölme görevlileriyle birlikte hareket ediyor!

Oysa Türkiye’nin Başbakanı, ABD’nin Öcalan ve Barzani piyonlarına karşı, Maliki, Esad ve Ahmedinejad’la birlikte hareket etmeliydi. Çünkü Irak, Suriye, Türkiye ve İran’ın toprak bütünlüğünün ve siyasal birliğinin garantisi dört ülkenin ittifakıdır.

ORTADOĞU’DA AMERİKAN VARLIĞI ÇÖKTÜ

Ankara’nın, Tahran-Bağdat-Şam’la ittifak yerine Erbil-Kamışlı-Diyarbakır ekseni kurması, Washington’un 50 yıllık planıdır.

Peki, ABD’nin bu planı gerçekleştirecek gücü kaldı mı? Bölgedeki tüm kuvvetler için sorulması gereken soru budur ve her kuvvet bu sorunun yanıtına göre konumlanmalıdır.

Yanıtı bu kez Zbigniew Brzezinski’den verelim. Amerikan devlet aygıtının politika yapıcılarından Brzezinski, Mısır’ın El Ahram gazetesine “Amerikan nüfuzunun çöktüğüne şüphe yoktur ancak kimse Ortadoğu’da Amerikan varlığının çöküşüne sevinmesin” diyor…

Biz Türk, Kürt, Arap ve Fars halkları adına seviniyoruz ve Amerikan varlığının ardından, taşeronlarının da birer birer çökeceğini biliyoruz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Temmuz 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ABD REÇETESİ, İÇ SAVAŞ DOĞURUR

Dün eski ABD Hazine Bakan Yardımcısı Paul Craig Roberts’ın ABD’nin çöküşünün yakın olduğunu saptadığı uzun analizini incelemeye başlamıştık. Bugün devam ediyoruz.

YENİ BİR DÜNYA KURULDU

Roberts, ABD dolarından kaçışın büyüyerek süreceğini, zaten yeni ekonomik aktörlerin ABD karşısında konumlanarak hamleler yaptığını belirtiyor. İşte iki önemli gelişme:

Roberts, BRICS üyesi beş ülkenin ortak banka kurma hazırlığında olduğunu, bunun da beş büyük ekonomiye dolar kullanmaksızın ticaret yapma olanağı kazandıracağına dikkat çekiyor.

Roberts, ABD’yi zora sokacak ikinci olgunun Çin – Japonya ticareti olduğunu belirtiyor: “Amerikan kuklası olan Japonya, Çin’le yen ve yuanın takas edilebileceği bir anlaşmaya varmak üzere.”

ÇİN ABD’Yİ 3. DÜNYA STATÜSÜNE GÖNDERİR

Eski ABD Hazine Bakan Yardımcısı Paul Craig Roberts, “tahvil piyasasını ve Amerikan dolarını yakacak büyük yangına kıvılcım çakmak üzere bekleyen bazı katalizörleri” ise şöyle sıralıyor:

“İsrail yönetiminin talebi doğrultusunda Suriye’den başlayarak İran’la devam edecek bir savaş; petrol akışını kesip Batı ekonomilerinin istikrarını azaltacak veya ABD ve onun zayıf NATO kuklalarını Rusya ve Çin’le silahlı çatışmaya itecektir.

“Amerikan ekonomisinin gerçek durumu hakkında yatırımcıları uyandıran aleyhte bir ekonomik istatistik ki fahişe medyanın saptıramayacağı cinsten olmalıdır.

“Çin’i küçümsemek; Çin yönetimi, Amerika’yı birkaç çıpa aşağı, üçüncü dünya statüsüne gönderme kararı alır ki trilyon dolar değerindedir.

“Türev piyasalarında daha fazla hata işlemek.”

ABD’NİN ÇÖZÜMÜ YOK

“Herkes çözüm derdinde olduğu için, ben de bir çözüm sunacağım” diyen Roberts’ın reçetesi şöyle: “ABD yönetimi 230 trilyon dolarlık türev bahislerini iptal etmeli, hükümsüz olduklarını ilan etmelidir. Farazi değerlerle oynanan bu kumarda gerçek varlıklar olmadığından dolayı bunları iptal etmenin veya karşı taraflar arasındaki karşı sözleşmelerde mahsuplaşmanın büyük tek etkisi 230 trilyon dolarlık kaldıraçlı riskin mâli sistemden atılmasıdır. Altına halkın imza attığı bahislerden kazanç elde etmeyi sürdürmek isteyen finans gangsterleri çığlık atıp akdin kutsallığından dem vuracaklardır. Ancak kendi vatandaşlarını katleden veya hukuk kurallarını çiğneyerek onları zindana tıkan bir yönetim ulusal güvenlik adına tüm akitleri sona erdirebilir. Şurası da kesin ki terörle savaşın aksine, mâli sistemi kumar bahislerinden arındırmak ulusal güvenliğe devasa katkıda bulunacaktır.

Son cümle sizin de dikkatinizi çekmiştir. Yani Roberts’ın reçetesinin karşılığı “iç savaş” riski taşımaktadır. Dolayısıyla, ABD’yi “tek süper güç” yapmaya devam edecek bir çözüm aslında yoktur!

ABD YENİLDİ

Bu kötü gidişat ABD medyasında artık ağır suçlamalarla ele alınıyor. Örneğin Daily Beast’ten Peter Beinart, Obama’yı “ABD’nin çöküşünü yöneten başkan” olarak niteliyor ve şu saptamayı yapıyor:

Bill Clinton’ın ikinci döneminde Amerika’nın kasası nakitle doluydu; ordusu ise Körfez’den, Bosna’dan ve Kosova’da zaferlerle dönüyordu; dünya hükümetleri Amerikan tarzı denetimsiz kapitalizmi benimsiyor ve Amerika jeopolitik rakiplerini gölgede bırakıyordu.

“Bugün ise tam aksine, Amerika derin bir borçta; ordusu hırpalanıp bitkin düştü; ekonomik ideolojisi daha az itibar görüyor ve açık bir ikinci süper güç olan Çin’le karşı karşıya.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Temmuz 2012

, , , ,

Yorum bırakın

ABD BAKAN YARDIMCISI: ÇÖKÜŞ YAKIN

Üç gün önceki “Oltadaki fantom” başlıklı Ufuk Ötesi’nde, eski ABD Hazine Bakanı Yardımcısı Paul Craig Roberts’ın ülkesinin Suriye politikalarını eleştirdiği makalesini incelemiştik. Bugün ve yarın ise Roberts’ın, yine Alpaslan Balcı’nın Dünya Bülteni için çevirdiği “Çöküş yakın” başlıklı uzun analizine göz atacağız.

SANAL EKONOMİ

Roberts bu analizinde 230 trilyon dolarlık tahvil piyasasına sahip ABD’nin çöküşünün yakın olduğunu ortaya koyuyor. Bu büyüklük, ABD’nin Gayri Safi Milli Hasılası’nın tam 15,3 katı büyüklüğünde. Üstelik bu tahvillerin yüzde 95,7’si, sadece beş büyük bankanın elinde…

Eski ABD Hazine Bakanı Yardımcısı Roberts, bu durumun artık sürdürülemez noktaya geldiğini belirtiyor: “Wall Street’in kumarlarına yol açan mâli deregülasyon, ABD yönetiminin bankaları kurtarma ve ayakta tutma kararı ve de (ABD Merkez Bankası) FED’in sıfır faiz politikası Amerika’nın ekonomik geleceğini ve dolarını tahammül edilemez ve tehlikeli bir konuma yerleştirmiştir. Her yıl 1,5 trilyon dolarlık yeni tahvillerin piyasaya sürülmesi yüzünden tahvil piyasalarını yüzdürmeye devam etmek imkânsızlaşacaktır. Hazine tahvili satın alan herkes değeri azalan bir varlık satın almaktadır. Dahası, hazine tahvillerine yatırım yapmanın sermaye riski çok yüksek. Düşük faiz oranları, tahvile ödenen bedelin çok yüksek olduğu anlamına gelir. Faiz oranlarının yükselmesi ise – er ya da geç olacaktır – tahvillerin fiyatını düşürecek ve yerli-yabancı tahvil sahiplerine sermaye kaybı olarak dönecektir.”

BARIŞ VERGİSİ MESELESİ

Peki, bu durum neye yol açacaktır. Bakın Roberts bu konuda neler söylüyor: “ABD’nin alacaklıları en başta Çin, Japonya ve petrol ihraç eden OPEC’tir. Bu durum Amerikan ekonomisini yabancı ellere bırakmaktadır. Örneğin Çin, Washington’ın kendisini haksız yere kışkırttığını görse, elindeki dolara endeksli 2 trilyonluk varlığı dünya piyasalarına dökebilir. Tüm fiyatlar çökecek, FED dolara endeksli finans araçlarını satın almak için hemen para basmak zorunda kalacaktır. Çin’in elindeki varlıkları satın almak için basılan dolar ise döviz piyasalarındaki dolar arzını artıracak ve dolar kurunu aşağı düşürecektir.

Bunun Çin’e de maliyeti olacağını belirten Roberts, tıpkı Doğu Perinçek’in “barış vergisi” diye kavramlaştırdığına benzer şekilde tarif ediyor ilişkiyi: “Ancak örneğin Çin’in dolara bağlı varlıkları tek seferde piyasaya dökmesi maliyetli olacaktır, zira bu kez dolara endeksli varlıkların değeri düşecektir. Çin, ABD askeri tehdidine maruz kalmadığı, ABD’nin dişlerini sökmeye ihtiyaç duymadığı takdirde, rasyonel bir ekonomik aktör olarak Amerikan dolarından yavaşça çıkmayı tercih edecektir. Ne Japonya ne Avrupa ne de OPEC ülkeleri, Amerika’nın ticari açıklarından elde ettikleri kendi biriktirdikleri zenginliği, dolarları piyasalara dökerek yok etmek istemeyeceklerdir fakat göstergelere bakılırsa, hepsi de dolara endeksli varlıklardan çıkmak istiyorlar.”

DOLARDAN KAÇIŞ

Roberts’a göre “ellerinde dolar bulunan yabancılar, ABD’nin yıllık bütçesine ve ticaret açıklarına, batan Amerikan ekonomisine, Wall Street’in örtüsüz kumar bahislerine, kuruntu hegemonun savaş planlarına bakıp şöyle hükmetmektedirler: Bundan dikkatli bir şekilde kurtulmalıyım.”

Roberts, bu gerçekleri yazmayan “Fahişe Amerikan medyasının” ise tersine hep Avrupa’daki krize odaklanarak, aslında “Avrupa’dan daha kötü olan Amerika’daki durumu dikkatlerden uzak tuttuğunu” belirtiyor.

Roberts’ın analizini ele almaya yarın da devam edeceğiz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Temmuz 2012

,

1 Yorum

KÜRT SORUNUNU KİM ÇÖZER?

Leyla Zana’nın “Erdoğan çözer” demesinin ardından, Öcalan’ın kardeşi de AKP’yi çözüm için adres gösterdi.

Acaba ikili, Erdoğan’dan “Kürt sorununu” çözmesini mi bekliyor, yoksa Öcalan’ın İmralı’daki tutukluluk durumunu halletmesini mi? Son dönemin trafiğine bakılırsa, Atlantikçi cephe için bugünün “Kürt sorunu”, Öcalan’ın durumunu düzeltmek demektir.

ABD İLE BÖLGE KARŞI KARŞIYA

“Kürt sorunu” bugün Kürt kökenli yurttaşlarımızın gündelik sorunlarının çok ötesindedir. Bugün Kürt meselesinin iki çözümü vardır: ABD’nin çözümü ve ABD’ye karşı bölgenin çözümü.

ABD’nin çözümü; bölgede sıçrama tahtası işlevi görecek bir Kürt devletinin kurulması ve bunun diğer bölge devletlerinden parçalar kopararak büyütülmesidir. Ki bu emperyalizmin bölgedeki temel hedefidir. Bu nedenle ABD’nin çözümü, bölge için sorundur!

Bugün “Kürt sorunu”nu kimin çözebileceğini saptayabilmek, derdi Türkiye olanlar için hayati derecede önemlidir. Çünkü mesele, bütün meselelerin üstündedir. Meseleyi kimin çözebileceğini saptayabilmenin yollarından biri de, meseleyi kimlerin çözemeyeceğini saptamaktır:

AKP ÇÖZEMEZ

Kimi Kürt kesimlerin çözüm adresi gösterdiği AKP’nin, bu sorunu Türkiye yararına çözemeyeceği en kolay saptanabilecek durumdur. Zira AKP bu meselede (ve her meselede), sorunu kendi çıkarları temelinde ele alan ABD’nin safında yer almaktadır ve soruna onun çıkarları düzleminde bakmaktadır.

CHP ÇÖZEMEZ

Öcalan’ın “akil adamlar” önerisini “çözüm paketi”nin ana unsuru yaparak AKP’ye koşan bir CHP’nin, bırakın çözüme katkı yapabilmesini, üyesi 100 milletvekili yerine sorunu birkaç akil adama havale etmesinden dolayı, kendine hayrı yoktur!

İktidar olabilme ihtimalini AKP’lileşmekte arayan bir ana muhalefet partisi için asıl sorun kendi yeni kimliği ve programıdır artık.

MHP ÇÖZEMEZ

70’lerde ABD planlarında rol alan, solun karşısına “ırkçılık” silahıyla konumlandırılan bir partinin, 2010’larda bu misyonundan temelde bir şey kaybetmediği, zira en kritik Türkiye meselelerinde Batı’yla uyumlu hareket ettiği görülmektedir. Dahası MHP, varlığını Kürt sorununun karşısında konumlanmaya borçludur.

MHP’nin Suriye konusundaki tavrı bile, bu partinin en temel konularda Atlantik cephesinde yer aldığını göstermektedir.

BDP ÇÖZEMEZ

BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak’ın ABD dönüşü söylediği, “Obama yönetiminden rol istedik” açıklaması bile bu sorunu BDP’nin çözemeyeceğine yeterli kanıttır. Zira ABD’den rol talep eden bir parti, ABD’nin çözümü içindedir.

İŞÇİ PARTİSİ ÇÖZER

TBMM’deki dört parti de meseleye Atlantik penceresinden bakmakta ve Atlantik’in planlarında yer almaktadır. Atlantik’in meseleye getirdiği “bölünme” çözümü, bölge için yeni ve daha büyük bir sorundur!

Ayrı devlet çözümü, bölünmüş ülkeler sorunudur. Dolayısıyla Kürt halkı ile diğer bölge halklarının karşı karşıya gelmesi demektir.

Bu gerçek bile soruna ancak tüm bölge ülkelerinin işbirliği halinde çözüm bulunacağını göstermektedir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bölgesel işbirliği yaptığı koşullarda “Kürt sorunu” diye bir sorun yoktur; zira “Türk sorunu”, “Arap sorunu”, “Fars sorunu” ve hatta “Şii sorunu” ile “Sünni sorunu” da yoktur!

Bugün bölgede ABD’ye karşı böyle bir işbirliği modeli savunan tek parti İşçi Partisi’dir. O nedenle “Kürt sorununu” ancak İşçi Partisi çözer!

Nitekim Sosyalist Parti, yani “Kürt soruna” çözüm açıklayan bugünkü İşçi Partisi, şimdiki “çözücülerin” kart-kurt dediği günlerde “Türkiye’de Kürt sorunu vardır” demiş ve o günden beri Kurtuluş Savaşı’nda sınanmış ve başarılı olmuş “Türk-Kürt kardeşliği” formülünü programının en başına yazmıştır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Temmuz 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

HEM AMERİKANCI, HEM FODUL

ABD’nin Wall Street Journal WSJ gazetesi, Pentagon’a dayandırdığı haberinde, Türk uçağının Suriye hava sahasında vurulduğunu yazdı. Başbakan Erdoğan WSJ’ye “namert” dedi, kalemşorları ise Aydınlık’a saldırdı!

ABD, WSJ’Yİ DOĞRULADI

İlginç olan, Erdoğan’ın WSJ’ye “kaynağını açıkla” dediği saatlerde ABD Savunma Bakanlığı Pentagon “olayda neler olduğuna dair çok sayıda belirsizlik var” diyor, ABD Dışişleri Bakanlığı ise WSJ’yi yalanlamayıp, sadece “sızdırmayı kınadıklarını” söylüyordu.

Nitekim bu farkı görecek kapasitede olan Yeni Şafak’tan İbrahim Karagül, yazısına “WSJ’nin iddiasının yanlışlığından ya da doğruluğundan söz etmiyoruz” diyerek kontrollü giriş yapıyor.

Üç kalem aşağıda olan Yeni Şafak’çı Tamer Korkmaz ise WSJ’yi bırakıp, Aydınlık’a saldırıyor! Korkmaz, Aydınlık’ı “Şam Rejimi’nin Bülteni” gibi yayın yapmakla suçluyor. Çapsız ve seviyesiz benzetmelerine ise değinmiyoruz bile!

NEOCON’LARLA İTTİFAKI KİM KURDU?

İbrahim Karagül’ün WSJ’yi suçlaması ise oyunda kaybeden çocuk mızmızlanması türünden: “(WSJ’de) derin Amerika, neocon perspektif bulunduğuna, bu gücünün kritik zamanlarda öne çıktığına, ‘kaynak’ olarak gösterdiği birçok olayın sonradan başka amaçlara hizmet ettiğine tanık olduk.”

Sanırsın AKP’nin “derin Amerika ve Neocon”larla ittifakını, Aydınlık’ın kurucusu Şefik Hüsnü sağladı!

ERDOĞAN İLE MURDOCH’UN ORTAKLIĞI

Tamer Korkmaz’ın WSJ suçlamaları ise “yuh” dedirten, “yüzsüzlüğün bu kadarı” dedirten türden: “Amerikan medyasında Neo-Con’cu politikaların dublajını yapan WSJ’nin patronu Rupert Murdoch… Üç yıl önce New York’ta Amerikan Yahudi Komitesi tarafından düzenlenen ödül töreninde ‘İsrail’e bağlılık yemini edercesine’ konuşmuştu.”

Korkmaz bunları söylediğine göre, İsrail’e katkılarından dolayı Amerikan Yahudi Komitesi’nden “cesaret madalyası” alan kişi Başbakan Erdoğan değil de, Aydınlık’ın Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk herhalde!

Ve daha geçenlerde Sabah ve ATV’nin satışı için Rupert Murdoch’la görüşen kişi Başbakan ya da AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan değil, Aydınlık’ın sahibi Mehmet Sabuncu herhalde!

ANTİ-AMERİKANCI OLMA İHTİMALİNİZİ SEVİYOUZ

Tarihin en Amerikancı iktidarına kalemşorluk yapan Yeni Şafak yazarları, “anti-Amerikancı” Aydınlık’ı “Suriye rejiminin bülteni” gibi yayın yapmakla suçlayacaklarına, ABD’nin bu olayda neden AKP’yi ortada bıraktığını anlamaya çalışmalılar. Hatta becerebiliyorlarsa 10 yıllık bu derin ilişkiyi sorgulamalılar.

ABD’nin Irak’a, Afganistan’a, Libya’ya saldırısına destek olup, şimdi de Suriye planında rol alan AKP’nin ve kalemşorlarının, bu saldırılara karşı yayın yapan Aydınlık’ı WSJ’yle aynı kefeye koymaları en hafifinden densizliktir!

Hem ABD askerlerinin sağlığına duacı olup Pentagon’a başarı dileyen ve Türk Genelkurmay’ı ile arasını yapsın diye Pentagon’a mektupla ricacı olan Erdoğan’ın kalemşoru olup, hem de Pentagon kaynaklı WSJ’yi Aydınlık’la aynı kefeye koyabilmek, kuşkusuz patolojik bir durumdur ve tıbbın konusudur!

Tamam, “hem kel, hem fodullar”, tamam, “hem Amerikancı, hem yüzsüzler”…

Ancak biz yine de ve her şeye rağmen, Yeni Şafak’ın “ABD’nin Suriye planlarına” ve “AKP’nin bu planda rol almasına” karşı çıkabilme ihtimalini seviyoruz! Bizimki vatan aşkı çünkü…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Temmuz 2012

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

OLTADAKİ FANTOM

Reagan dönemi eski ABD Hazine Bakan Yardımcısı Paul Craig Roberts, ülkesinin Suriye’de izlediği politikayı yerden yere vurdu. Roberts, Alpaslan Balcı’nın Dünya Bülteni için çevirdiği makalesinde, ABD’nin esas hedefinin “Rusya ve Çin” olduğunu belirtti.

YUGOSLAVYA’YI PARÇALAMAK

Paul Craig Roberts, öncelikle ABD’nin izlediği geçmiş politikaları eleştiriyor: “CIA paravanı olarak görülen ABD Ulusal Demokrasi Vakfı çeşitli ‘renkli devrimleri’ destekledi. Washington, Ukrayna’da Amerikan güdümlü bir hükümet kurmaya bile teşebbüs etti ve Joseph Stalin’in doğum yeri olan Gürcistan’da bunu başardı. Karadeniz ve Hazar Denizi arasında yer alan Gürcistan’ın Devlet Başkanı, Washington kuklasıdır.”

Roberts, ABD’nin Suriye’de yapmak istediğini geçmişte Yugoslavya’da yaptığını anımsatıyor: “Amerika’nın yaptığı, iç savaş çıkarmak ve ülkeleri parçalamaktır aynı Başkan Bill Clinton rejiminin Yugoslavya’da başardığı gibi. Ne kadar çok ülke ufak parçalara ayrılır, rakip hiziplere bölünürse, Washington da o kadar güçlü olur.”

NATO OLTASINDAKİ TÜRK UÇAĞI

Eski ABD Hazine Bakan Yardımcısı Roberts’a göre “fahişe Amerikan medyası”nın Suriye konusunda anlattıklarıyla, gerçekte olanlar birbirinden çok farklı: “Suriyeli ayaklanmacılar askeri silahlarla teçhizatlı. Ayaklanmacılar Suriye ordusuyla savaşıyor. Ayaklanmacıları belli ki birileri silahlandırıyor, zira bu silahlar Suriye pazarlarında bulunmaz. Zeki insanların çoğu bu silahların ABD’den veya onun vekillerinden geldiğine inanmaktadır. Yani Washington Suriye’de iç savaş başlatmıştır tıpkı Libya’da olduğu gibi fakat Çin ve Rusya bu kez durumu kavrayıp Kaddafi’ye yapılanda olduğu gibi bir BM kararına izin vermeyi reddetmiştir.”

Roberts’a göre bu engeli aşamayan ABD başka bir yola saptı: “Yolun üzerindeki bu bariyerin çevresinden dolanmak için de 1960’lardan, Vietnam savaşı döneminden kalma antika bir Fantom savaş uçağını oltaya takıp Suriye üzerine yönlendirdiler. Suriyeliler uçağı düşürecek, Türkiye de Suriye’ye karşı müttefiklerinin yardıma gelmesi için NATO’ya başvurabilecektir. BM şıkkından mahrum olan Washington, NATO anlaşmasından doğan mükellefiyetini icra etmek üzere şeytanlaştırılmış Suriye’ye karşı bir NATO üyesini savunmak üzere savaşa gidebilecektir.”

ABD, ÇİN’E MEYDAN OKUYAMAZ

Paul Craig Roberts’a göre bir süre sonra Çin ekonomisi ABD’yi geçecektir ve “Wall Street ile diğer özel çıkar gruplarının kontrol ve esareti altında olan Washington, Amerika’yı bu çöküşten kurtarmaya muktedir değildir.”

Roberts’a göre Washington, Çin’in yükselmesine Pasifik bölgesini askerileştirerek yanıt arıyor. Ancak eski ABD Hazine Bakan Yardımcısı, bu stratejinin de çıkış sağlamayacağını belirtiyor:

Aradan geçen 8 yıla rağmen Irak’ı, 12 yıla rağmen Afganistan’ı işgal edememiş bir devletin aynı anda iki nükleer güçle kavgaya girmesi deliliktir. Irak ve Afganistan’daki olağanüstü başarısızlığa rağmen Washington’un yeni-muhafazakârlarca her gün beslenen kibri, göz korkutucu iki gücün, Rusya ve Çin’in hedefindedir. Dünya, tarihinde böyle bir budalalık görmemiştir.

Roberts, ABD yönetimini “psikopat”, “sosyopat” ve “moron” olarak niteliyor ve bir sonraki seçimi demokratlar da kazansa, cumhuriyetçiler de kazansa, seçilecek ABD yönetimini “yeryüzünde hayata karşı var olmuş en büyük tehdit” sayıyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Temmuz 2012 

, , , ,

Yorum bırakın

AKP VE PKK’NİN AYDINLIK RAHATSIZLIĞI

Başbakan Erdoğan ile Leyla Zana’nın 1,5 saat görüşmesi, görüşmede Açılım Koordinatörü Beşir Atalay’ın bulunması, Erdoğan’ın Zana’ya fular hediye etmesi, Oslovari bir sürece girildiğine işaret ediyordu.

Nitekim Başbakan Erdoğan, gazetecilere “görüşme gayet iyi geçti” müjdesi veriyor ancak ayrıntıdan kaçıyordu. Erdoğan, görüşmeye dair açıklamanın Zana tarafından bir gün sonra TBMM’de yapılacağını söylüyordu. Demek ki, Zana ya “Açılım sözcüsü” ya da “Açılım Koordinatörü yardımcısı” olmuştu.

ÖCALAN’A EV HAPSİ MASADA

Zana ertesi gün basının karşısına çıktı ve masaya hangi konuların geldiğini, Erdoğan’dan neler istediğini tek tek sıraladı. “Oslo süreci yeniden başlamalı” talepli Erdoğan-Zana görüşmesinde, masaya “Öcalan’ın ev hapsi” konusunun gelmesi, Aydınlık’ın “Öcalan nerede?” haberleriyle 12’den vurduğunu gösteriyordu.

Zaten 2. Açılım süreci başlamıştı: Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’a “Öcalan’ın önerilerini” götürmesi, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “Öcalan’a ev hapsi konuşulabilir” demesi, BDP’nin 14 Temmuz’da Diyarbakır’da “Öcalan’a özgürlük” mitingine hazırlanması, Barzani’nin Kemal Burkay’la görüşmesi sürecin aşamalarıydı…

ABD CEPHESİ

Aydınlık’ın patlattığı “Öcalan nerede” bombası, ilginçtir AKP ve PKK’de aynı oranda rahatsızlık yarattı.

Örneğin ATV, 30 Haziran akşamı ana haber bültenine bu haberle başlıyor ancak Aydınlık’ın haberini değil de Bahçeli’nin 3 hafta önceki “Öcalan İmralı’da değil mi?” sorusunu gündeme getiriyordu. Sanırsın Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Aydınlık’a değil de Bahçeli’ye gecikmeli yanıt veriyordu!

PKK’ye yakın yayın organları da Aydınlık’ın haberinden rahatsız olmuştu. Örneğin Fırat Haber Ajansı ANF, Mehdi Atay imzalı yorum analizinde şu dikkat çeken ifadeyi kullanıyordu: “Kontrolsüz bir biçimde neye hizmet ettiği anlaşılamayan bu gündemleştirme…

Ve tıpkı ATV gibi ANF de Aydınlık’ın adını söylemekten kaçınıyordu. Demek Oslo’da AKP’yle PKK’nin yüzde 95 anlaşmış olması, ortak bakış açısı yaratıyordu!

Aslında Aydınlık’ın haberi karşı cephenin kimlerden oluştuğunu da bir kez daha ortaya koymuş oluyordu: ABD AKP’yle, ABD CHP’yle, ABD Barzani’yle, AKP CHP’yle, AKP Barzani’yle, Burkay Barzani’yle, Burkay CHP’yle, MİT (AKP) Öcalan’la, ABD Öcalan’la görüşüyordu! ABD, hepsini “Büyük Kürdistan” cephesinde toplamış durumdaydı.

AKP ve PKK, ESAD’IN KARŞISINDA!

Haliyle soruyorsunuzdur: Madem hepsi aynı cephede, o zaman AKP’nin yüzde 95 mutabakata vardığı PKK, nasıl oluyor da Suriye’de Erdoğan’ın düşman ilan ettiği Esad’dan yana tutum alıyor?

PKK’nin 1999’dan beri Suriye’nin değil ABD’nin denetiminde olduğu, bu nedenle özellikle yandaş basında çıkan Esad-PKK ittifakı türünden haberlerin yalan olduğunu birkaç kez yazdık.

PKK dün bir basın açıklaması yaparak gerçekte nerede durduğunu ortaya koydu: “Basında yer alan iddialar yalana dayalıdır. Nasıl ki baştan beri biz bu rejimin (Esad rejimi) yanlısı değildiysek, bundan böyle de yanlısı olmayacağız. Birincil derecedeki amacımız Batı Kürdistan’da (Kuzey Suriye) Kürt halkının haklarını savunmak, Suriye’de Kürt ve Arap halklarının geleceğini garanti altına almaktır.”

PKK, basında çıkan bu haberlerle, Suriye’deki partileri PYD’nin, “Suriye rejiminin yıkılarak demokratik toplumun inşa edilmesini hedefleyen barışçıl mücadeledeki öncülük rolünün engellenmek istendiğine” dikkat çekti!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Temmuz 2012 

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

TAMPON BÖLGE HATAY’DA KURULDU

Başbakan Erdoğan, siyah gözlük takıp, “tamam inşallah” hareketi yaptığı ve Hürkuş’ta poz verdiği sırada bir de tarihi söz söyledi: “Büyük devletlerin düşmanı olur.”

Haliyle insan merak ediyor, madem büyük devletlerin düşmanı olur, o zaman ‘komşularla sıfır sorun’ neydi?

TÜM GÖREVLERİN ÜSTÜNDEKİ GÖREV

“Komşularla sıfır sorun”, AKP’ye Büyük Ortadoğu Projesi BOP içinde verilen görevin maskesiydi; o nedenle kısa sürede “sıfır komşu”yla sonuçlandı.

AKP yani BOP Eşbaşkanlığı bu maskeyle, İran’ı yalnızlaştırmak için Suriye ve Lübnan’la yakınlaşacak, Ortadoğu’da ABD’nin model ortağı olacak, hatta sırf bölgede ağabeylik yapabilmek için İsrail’e posta koyacak ve Ortadoğu’da caka satacaktı!

Maske, asıl görevi, yani Erdoğan’ın daha 2004 yılında dile getirdiği “Diyarbakır’ı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde merkez yapma” görevini perdelemek içindi.

BOP Eşbaşkanlığı’nın tüm görevleri bu asıl görevi başarabilmek içindi..

Bu gerçeği atlayanlar, “kardeş Esad”ın bir yılda nasıl “düşman Esed” ilan edildiğine haliyle şaşırıyor.

NİHAİ HEDEF

Erdoğan’ın bugün izlediği Suriye politikası, işte bu görevin gereğidir; yani “Diyarbakır’ı BOP’da merkez yapma” görevinin…

BOP’da, yani ABD’nin “Büyük Kürdistan” projesinde Diyarbakır’ı merkez yapmak için bugün Suriye’nin bölünmesi gerekmektedir; ki böylece ikinci İsrail devleti de denize açılabilsin!

Bu nedenle “Esad’ın devrilmesi” Atlantik’in Suriye planında nihai  hedef değildir; nihai hedef Suriye’nin bölünmesidir. Ancak bu hedefi 14 aydır başaramayanlar, artık hiç başaramayacaktır!

MGK’YE TUZAK

Bu gerçeğe rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri uyanık olmalıdır. Çünkü MGK’de konuşulan “tampon bölge” konusu, tuzaktır!

Suriye’de “tampon bölge” hedefinin neyle sonuçlanacağı bellidir. Çünkü 1992’de Irak’ın kuzeyinde kurulmasına göz yumulan tampon bölgenin sonuçları ortadadır!

Irak’ın bölünmesi, Türkiye’yi bölünme tehdidiyle karşı karşıya getirmiştir. Suriye’nin bölünmesinin sonuçları kuşkusuz daha da ağır olacaktır. Çünkü ABD’nin asıl hedefi Türkiye’dir.

TÜRK ORDUSU’NUN İLK GÖREVİ

Nitekim “tampon bölge” konusu o nedenle masadadır ve kurulmuştur!

Ancak ABD o tampon bölgeyi Suriye’den önce Türkiye’de kurmuştur; Hatay fiilen tampon bölgedir artık…

Öyle ki, Hatay’da bir gün ABD senatörü sınır teftiş etmektedir, ertesi gün ABD’li özel harekatçı bir general basın açıklaması yapmaktadır. Bir gün ABD’li diplomat Esad karşıtlarıyla toplantıdadır, ertesi gün CIA sınırdan silah sevkiyatı yapmaktadır.

O nedenle Türk Ordusu’nun görevi, önce Hatay’ı yeniden yurt topraklarına katmaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Temmuz 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın